Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2020/32 E. , 2024/227 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 641-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Davacılar vekilinin, davacı ...’nın eşi, davacılar ... ile ...’nun babaları olan müteveffa ...’ın Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren isk
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2020/32 E. , 2024/227 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 641-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Davacılar vekilinin, davacı ...’nın eşi, davacılar ... ile ...’nun babaları olan müteveffa ...’ın Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menetmeye teşebbüs suçundan beraatine karar verilmesinden sonra, bu suçtan dolayı tutuklu kaldığı süre nedeniyle 482.956,09 maddi ve her bir davacı için ayrı ayrı 1.000.000 TL manevi tazminatın davalı ... Hazinesinden tahsili talebiyle açtığı davada, talebin kısmen kabulü ile 2.601,36 TL maddi, davacı ... için 300.000 TL, davacılar ... ve ... için ise 150.000’er TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.06.2016 tarihli ve 281-250 sayılı hükümlerin, davalı ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 22.10.2018 tarih ve 4190-9992 sayı ile; "Davanın 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesinde düzenlenen koruma tedbirlerine dayalı tazminat davası niteliğinde bulunduğu, koruma tedbirleri nedeniyle dava açma hakkının kural olarak zarar görene ait olduğu, bu hakkın ancak zarar görenin ölmeden önce dava açması veya dava açma iradesini açıkça izhar etmesi durumunda mirasçılara intikal edeceği, mirasçıların bu şartlarda açılmış davaya devam edebilecekleri veya dava açabilecekleri, bu kapsamda dava açmadan ve bu yönde iradesini açıkça izhar etmeden ölen ... mirasçılarının açmış oldukları davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi 08.01.2019 tarih ve 641-8 sayı ile; "Müteveffa ...'in CMK'nın 141-144. maddeleri kapsamında ölmeden önce koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açma veya dava açma iradesini açıkça izhar etme imkanı somut olayın özelliğine göre fiilen mümkün olmamıştır. Aynı davada yargılanan ve hakkındaki beraat kararı kesinleşen hayattaki bir kişinin dava açma hakkı bulunduğu kabul edilirken, beraat kararı verilmedan önceki bir tarihte hayatını kaybeden ve bu nedenle tazminat davası açma imkanı fiilen mümkün olmayan bir kişinin mirasçılarının dava açma haklarının bulunmadığının kabulü hakkaniyete aykırı olacaktır. Hukuk devleti olmanın en önemli esaslarından biri olan devletin fertlere verdiği zararı tazmin etmesini öngören Anayasa 19/son ve 40/son maddeleri ile Anayasanın 90. maddesi ile iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesi dikkate alınarak somut olayda ölenin mirasçıları olan yakınlarının dava açma haklarının bulunduğu kabul edilmelidir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2019 tarihli ve 25647 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.12.2019 tarih ve 4390-12072 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hakkında haksız tutuklama kararı verildiği iddia edilen müteveffanın dava açılmadan önce vefat etmesi hâlinde yasal mirasçılarının CMK'nın 141-144. maddeleri uyarınca maddi ve manevi tazminat davası açıp açamayacaklarının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Davacı ...’nın eşi, davacılar ... ile ...'nun babaları olan müteveffanın, Marmaris/Aksaz'da bulunan 2. Muhrip Filotillası Komodoru olarak muvazzaf kurmay kıdemli albay rütbesinde görevliyken kamuoyunda Balyoz Davası olarak bilinen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/283 esas sayılı dava dosyası kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren menetmeye teşebbüs suçundan 22.08.2011 tarihinde tutuklandığı, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.09.2012 tarihli ve 283-245 sayılı kararı ile atılı suçtan 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmen tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği, söz konusu mahkûmiyet kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 09.10.2013 tarihli ve 9110-12351 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, akabinde aynı davada yargılanan ve hükümleri onanan diğer bazı sanıklarla birlikte adil yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan müteveffanın, bireysel başvuru süreci devam ederken 26.04.2014 tarihinde Mamak Askeri Cezaevi'nde ailesiyle açık görüş yaptığı sırada dengesini kaybedip düşerek yaralandığı ve kaldırıldığı hastanede 01.05.2014 tarihinde hayatını kaybettiği, Anayasa Mahkemesi tarafından müteveffanın başvurusu kabul edilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından önce vefat eden ...'in eşi ve çocukları olan davacıların yargılamanın yenilenmesi yönündeki talepleri üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince 31.03.2015 tarih ve 188-143 sayı ile müteveffanın beraatine karar verildiği ve söz konusu kararın temyiz edilmeksizin 08.06.2015 tarihinde kesinleştiği, Davacılar vekilinin yasal süresi içerisinde mahkemesinden koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nın 30. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir.” hükmü yer almıştır. Anayasa'da yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yedi bent hâlinde, tazminatı gerektiren durumlar ayrıntılı olarak belirtilmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 10.01.1991 tarihli ve 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş, 19. maddede yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra anılan maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu hüküm 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” şeklinde değiştirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş, maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması durumunda mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, kişilerin keyfî olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 466 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, CMK'nın Yedinci Bölümü'nde, "Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" ana başlığı altındaki 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda CMK'nın "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesi şöyledir; "(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir. (3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder." Uyuşmazlık konusuna ilişkin özel norm niteliği taşıyan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Davalar" başlığını taşıyan 25. maddesinin 4. fıkrası; "Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.", "Doğum ve ölüm" başlığını taşıyan 28. maddesi; "Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.", "A. Kazanma - I. Mirasçılar tarafından" başlıklı 599. maddesi ise; "Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar. Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler." Hükümlerini içermektedir. Görüldüğü üzere, suç soruşturması ve kovuşturması sırasında koruma tedbirleri için öngörülen usullere aykırı hareket edilmesi nedeniyle meydana gelen zararların telafi edilmesi CMK’nın 141 ve devamı maddelerinde güvence altına alınmıştır. Söz konusu maddelerde tazminat istenebilecek hâller, tazminat istemenin koşulları, tazminat istenmesine engel olan durumlar ve devlet tarafından ödenmiş olan tazminatın, koruma tedbirlerinin haksız bir şekilde uygulanmasına yol açarak zarara neden olan kişiden geri alınması konuları düzenlenmiş bulunmaktadır. Ancak yukarıda yer verilen düzenlemelerde doğrudan haksız koruma tedbirine maruz kalan(lar) dışında "zarar gören" veya "mağdur olan[lar]"ın bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak kimlerin hangi koşullarda davacı olabilecekleri açıklığa kavuşturulmuş değildir. Hâl böyle olunca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarının kendine özgü yapısı nedeniyle uygulamada bazı sorunlarla karşılaşılmış, Ceza Genel Kurulunun 09.02.1981 tarihli ve 443-33 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında; bu davaların, ceza ve hukuk davalarındaki usul kurallarını karma biçimde içeren özel davalar olması sebebiyle 466 sayılı Kanun'daki boşlukların Ceza ve Hukuk Muhakemesi Kanunları'ndaki hükümlere göre doldurulması gerektiği, 23.11.2004 tarihli ve 177-203 sayılı kararında ise; 466 sayılı Kanun'a dayalı tazminatlarda, her türlü problemin, öncelikle bu kanun normlarıyla çözümleneceği, açıklık bulunmayan ahvalde tazminat hukuku kıyaslamasına başvurulacağı ve bu kanundan kaynaklanan tazminat talebinin en ziyade haksız fiil benzeri olduğu gözetilerek çözüme ulaşılacağı kabul edilmiştir. Ceza ve hukuk davalarındaki usul kurallarının karma bir şekilde uygulanmasına ilişkin bu ilke, özellikle 1982 Anayasası'nın;“Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” şeklinde değiştirilen 19. maddesindeki atıf da dikkate alındığında CMK'nın 141. maddesi uyarınca açılan koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında da geçerliliğini korumaktadır. Doğrudan haksız koruma tedbirine maruz kalanların, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilecekleri tartışmadan varestedir (CMK'nın 141/1. maddesi). Dava açma hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, hak sahibi hayatta iken kural olarak hakkında koruma tedbiri uygulananlar dışındaki üçüncü kişilerin dava açma hakkı bulunmadığında da kuşku yoktur. Ancak haksız koruma tedbirine maruz kalanların ölmeleri hâlinde dava açma hakkı bağlamında zarara uğrayanların (CMK'nın 142/2. maddesi)/mağdurların (AİHS'nin 5. maddesi) hukuki durumları ile ilgili olarak şu sonuçlara ulaşılabilir: 1. Zarar görenin ölmeden önce dava açması veya dava açma iradesini açıkça izhar etmesi durumunda maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin bu hak mirasçılara intikal edeceğinden, mirasçılar bu şartlarda açılmış davaya devam edebilirler veya dava açabilerler (Hukuk Genel Kurulunun 03.04.1963 tarihli ve 80-42 sayılı; Ceza Genel Kurulunun 26.03.2002 tarihli ve 92-223 sayılı kararları). 2. Zarar görenin ölmeden önce dava açmamış veya dava açma iradesini açıkça izhar etmemiş olması durumunda ise; a. TMK'nın 25/4. maddesinde manevi tazminat isteminin miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara intikal etmeyeceği öngörüldüğünden mirasçıların, murislerine uygulanan haksız koruma tedbiri nedeniyle manevi tazminat isteme haklarının bulunmadığı kabul edilmelidir. b. Maddi tazminat açısından ise mirasçılar davacının ölüm tarihine kadar olan sürede hak edeceği tazminat miktarını miras payları oranında talep edebilmektedirler. TMK'nın 28/1. maddesi gereğince gerçek kişilerin maddi hukuk bakımından hak ehliyetleri ve usul hukuku bakımından taraf ehliyetleri ölümle son bulmaktadır. Bu nedenle, davaya, ölen tarafa karşı veya onun tarafından devam edilmesine imkân bulunmamaktadır. Zira ölü kişi adına hüküm kurulması mümkün değildir. Yalnız öleni ilgilendiren, başka bir deyişle mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin davalar, ilgilinin ölümü ile konusuz kalmaktadır. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen ve mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar ise ilgilinin ölümü ile konusuz kalmamakta ve bu davalara, ölen tarafın mirasçıları tarafından veya mirasçılarına karşı devam edilebilmektedir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 07.12.2020 tarihli ve 5504-8178 sayılı kararı). Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talebi ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığından, bu konuda TMK’nın mirasın intikaline ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir. Zira miras, ölenin hak, alacak, borç ve her çeşit mallarının tümünü kapsamaktadır. Kanun’un 599. maddesi, miras bırakanın ölümü ile mirasın bir bütün olarak, kanun gereğince, mirasçılara intikal edeceği ve mirasçıların miras bırakanın ayni haklarını ve alacaklarını doğrudan doğruya kazanacaklarını düzenlemiştir. Kanun’da alacak bakımından bir ayrım yapılmadığından, ölen kişi hakkında koruma tedbirlerinin hukuka aykırı olarak uygulanması nedeniyle oluşan maddi zararlar da madde kapsamına girer. Ayrıca CMK’nın 142/2. maddesinde “zarara uğrayan” ifadesinin kullanıldığı da dikkate alındığında, mirasçıların da dava açma hakları olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Dolayısıyla hakkında koruma tedbiri uygulanan kişi maddi tazminat davasını açmadan önce ölmüş ve dava açma iradesini izhar etmemiş olsa bile mirasçıların maddi tazminat talebinde bulunabilmeleri mümkündür. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemenin direnme kararına konu; davacıların maddi tazminat davası açabileceklerine ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna; manevi tazminat davası açabileceklerine ilişkin direnme gerekçelerinin ise isabetli olmadığına, davacıların manevi tazminat davası açamayacaklarından davanın reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, dosyanın, maddi tazminat miktarı bakımından uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.01.2019 tarihli ve 641-8 sayılı direnme kararına konu; davacıların maddi tazminat davası açabileceklerine ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA; davacıların manevi tazminat davası açabileceklerine ilişkin direnme gerekçelerinin ise İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- Yerel Mahkemece davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü yönündeki hükümlerinin, davacıların manevi tazminat davası açamayacaklarından davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, maddi tazminat miktarı bakımından uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.07.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.