İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /Ceza Genel Kurulu

YARGITAY · CEZA GENEL KURULU

İçtihat Metni

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/148 K.2025/167

Sanığın kasten öldürme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Ünye Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 24.05.2016 tarihli ve 28-127 sayılı hükmün, katılanlar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi…

Esas2022/148Karar2025/167Tarih16 Nisan 2025Okuma24 dk · 4.713 kelime

KÜNYE

Ceza Genel Kurulu 2022/148 E., 2025/167 K.·Kararı Veren

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
16 Nisan 2025
İtirazname No
2016/316916
Yargıtay dairesi
1. Ceza Dairesi
Mahkemesi
Ağır Ceza
Sayısı
28-127
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.713 kelime·24 dk okuma·8 bölüm

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın kasten öldürme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Ünye Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 24.05.2016 tarihli ve 28-127 sayılı hükmün, katılanlar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.11.2021 tarih ve 4973-14001 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.

Daire Üyeleri.. ve ...; "...Sanığın savunmalarında ifade ettiği şekilde sanık ile kendi rızası ile kaçan maktulün anayola 25 metre kala aniden sanığı itip belindeki silahı alıp mekanizmayı kurarak başından kendisini vurmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, aralarındaki gönül ilişkisi nedeniyle sanıkla kaçan maktulün sanığın resmi nikahlı eşi ve çocukları ile aynı evde yaşamak istemediği bu yüzden aralarında geçimsizlik olduğu tanık beyanlarına göre sanığın maktulü darp etmesi nedeniyle maktulün sanığı terk ederek kız kardeşinin evine gittiği, burada 15 gün kadar kaldığı, sanıkla görüşmek istemediği,

daha sonra önce annesinin evine daha sonra da resmi nikahlı eşinin evine döndüğü, maktulün aralarındaki geçimsizlik nedeniyle sanığa tekrar dönmediği, maktulün kız kardeşinin beyanlarına göre bu yüzden sanığın maktulü tehdit ettiği, maktulün sanıktan ayrıldığı süreçte sanığı aramadığı, mesaj atmadığı hts kayıtlarına göre mesaj ve aramaların sanık tarafından yapıldığı, sanığın olaydan üç gün önce maktulün kendisini aradığı daha sonra oğlu ile birlikte ... ilçe merkezindeki eve geldiğini ve kendisini kaçırmasını istediği, olay günü de maktulün kendisini arayarak gelmesini istediği yönündeki beyanlarının hts kayıtları ile çelişkili olduğu,

hts kayıtlarına göre maktulün sanığı aramasına ilişkin bir kaydın bulunmadığı, sanığın savunmalarındaki anlatımların tanık olarak ifadesi alınan maktulün oğlunun ifadelerinde yer almadığı, olay günü sanığın maktulü cep telefonu ile arayarak saat 12:11'de (291 saniye), 16:54 (73 saniye), 17:03 (243 saniye), 17.15 (44 saniye) görüştükleri, bu görüşme kayıtlarının sanığın savunmaları ile çelişkili olduğu, maktulün sanık ile daha önceden de kaçtığı, sanığın savunmalarına göre kendisi ile görüşmek için eve geldiği nazara alındığında olay günü maktulün evinde eşinin bulunmadığı,

sadece oğlunun bulunmasına karşın maktulün sanıkla buluşmak için evden çıkmaması, sanığın maktulün evine kadar gelmesi, yatak odası penceresi tellerini sökerek maktulün pencereden çıkması, sanık ile maktulün son görüşmesi saat 17.15'de olup sanığın 112 Acil Yardımı aradığı saat 17:39'a kadar sadece 24 dakikanın geçtiği ve maktulün evinden yaklaşık 600 metre mesafede fındık bahçesinde anayola yaklaşmışken maktulün aniden intihar etmesinin dosya kapsamı ile uyumlu olmadığı, silah kullanmasını bilmeyen maktulün sanığın belinden tabancayı alıp mekanizmayı kurup başına ateş etmesi,

tabanca ile 2. kez atış yapılması Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi raporuna göre sanık ve maktulün el ve yüz svaplarında atış artıklarının bulunmaması, sanığın olaydan sonra tabancayı fındık bahçesi içerisinde bir yere atması, olaydan sonra tanık beyanlarına göre kaçıp, kaçmama konusunda görüşmeler yapması ve telefon arama kayıtlarını silmesi birlikte değerlendirildiğinde, sanığın tanık beyanları ve hts kayıtları ile çelişkili,

hayatın olağan akışına uygun olmayan suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceğinden sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesine ilişkin kararın onanmasına dair Dairemizin Sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.12.2021 tarih ve 316916 sayı ile; "...Tanık anlatımlarından sanık ile ölen arasında tartışmalar olduğu, köyde yaşamak istemediğinden sanığın yaşadığı köyden ayrılarak birlikte ilçe merkezinde kaldıkları, ölenin evi terk ederek kardeşinin yanına gittiği, bir süre sonra eşinin kaldığı eve döndüğü, sanıkla birlikte yaşamak için eşyalarını alarak evden ayrıldığı, olayın oluşu içinde ani bir karar ile sanıktan silahı alarak intihar etmesinin olağan görülmediği, ayrıca sanığın ilk atışı kafasına doğru yaptıktan sonra yere düştükten sonra ikinci kez silahın ateş aldığını söylediği,

ölenin evden kendisine ait üç poşet eşyasını alarak ayrıldığı, sanık ile maktulün son görüşmesi saat 17.15'de olup sanığın 112 Acil Yardımı aradığı saat 17:39'a kadar sadece 24 dakikanın geçtiği ve maktulün evinden yaklaşık 600 metre mesafede fındık bahçesinde ana yola yaklaşmışken, aniden intihar etmesinin, kafasına ateş etmesinden sonra ikinci kez silahı ateşlemesinin olağan bir durum olmadığı sanığın tanık beyanları ve hts kayıtları ile çelişkili,

hayatın olağan akışına uygun olmayan suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceğinden sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesine ilişkin kararın onanması yasaya aykırı olduğu..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.02.2022 tarih, 13278-1398 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; 25.03.2025 tarihli birinci müzakerede bazı Ceza Genel Kurulu Üyeleri tarafından sanık hakkında eksik araştırma sonucu hüküm kurulup kurulmadığının öncelikle belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca bu husus da ön sorun olarak ayrıca değerlendirilmiştir.

IV. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER

İncelenen dosya kapsamından;

22.09.2014 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olay yerine saat 18.50'de intikal edildiğinin, yolun sağ tarafında stabilize yol ayrımından 13 metre kadar ilerlendiğinde 34 ...

27 plakalı bir motorsikletin park hâlinde durduğunun, olayın meydana geldiği yere geçildiğinde bir evin bahçesine giren ara yolun başındaki bahçe kapısına 322 cm mesafede yerde 20x25 cm çapında kan izi bulunduğunun, bu lekeye 436 cm mesafede fındık ocağı altında bir adet parabellum tipi, 9 mm fişek atar Sarsılmaz Kılınç 2000 marka tabanca ve fişek ağzı ile şarjöründe toplamda 12 adet 9 mm fişek bulunduğunun, tabancanın üzerinde parmak izi araştırması yapıldığının ancak tasnife ve mukayeseye elverişli bir iz elde edilemediğinin, fındık bahçesinin içerisine ilerlendiğinde,

ekli krokide aralarındaki mesafe yaklaşık 1,5 metre olarak belirtilen iki adet 9 mm çapında boş kovan, içinde muhtelif cins ve çeşitten oluşan çok sayıda kıyafet dolu üç adet poşet, çimlerin üzerinde kan izi olduğu değerlendirilen izlerle bir adet kanlı eşarbın bulunduğunun, tanık ... ve sanıktan atış artığı svaplarının alındığının yazılı olduğu,

23.09.2014 tarihli olay yeri keşif ve yer gösterme tutanağında; sanığın, maktulün evine yaklaşık 600-700 metre mesafe bulunan fındık bahçesine doğru yürüyerek gösterdiği yere geldiklerini, ana yola çıkmadan maktulün "Yoruldum!" demesi üzerine bir fındık bahçesi içinde ikisinin yan yana çömelerek oturduklarını, bu sırada maktulün, belinin sol tarafında takılı olan bulundurma ruhsatlı tabancasını alarak mermiyi ağzına verdiği ve aniden başına sıktığını, sonra elinin yere düşmesiyle silahın iki ya da üç defa patlamış olabileceğini, olayın şoku ile kafasından vurulduğu yere sol eliyle başına bastırarak tampon yapmaya çalıştığını,

aracı durdurmak üzere maktulü ara yoldan taşıdığı sırada yere bırakması nedeniyle yol üzerinde kan birikintisinin oluştuğunu, buradan 3-4 metre sağ tarafa tabancayı attığını, yoldan geçen beyaz renkli bir aracı durdurduğunu ve inen sürücünün yardımıyla maktulü araca koyduklarını, yolda ambulansın maktulü aldığını, sonra durumu 155 ihbar hattına bildirdiğini beyan ettiği,

02.10.2014 tarihli Ankara Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen uzmanlık raporunda; atomik absorpsiyon spektometri yöntemiyle yapılan incelemede; sanığın her iki el içinden ve üstünden alınan svaplarda atış artığına rastlanmadığının bildirildiği,

05.12.2014 tarihli Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Dairesi tarafından düzenlenen uzmanlık raporunda.

X-Ray analizörlü enerji dağılımlı otomatik taramalı elektron mikroskobuyla Oxford otomatik atış artığı programı desteğiyle yapılan incelemede, sanık ve maktulden alınan svapların tümünde atış artığı tespit edildiğinin, sanığın olay anında üzerinde olduğu belirtilen kot pantolon ve mont üzerinde de atış artıklarının tespit edildiğinin, maktulün eşarbı üzerinde birbirine 13 cm mesafede iki adet delinme bulunduğunun, çevresindeki atış artıklarının dağılımı ve yoğunluğu itibarıyla atışın bitişik atış mesafesinden yapıldığının, giysilerin bu aşamadan sonra delil olma özelliğini yitirdiğinin,

atış artığı svap kiti ile alınan svap örneklerinin ise delil olma özelliğini kaybetmediğinin belirtildiği,

14.10.2014 tarihli uzmanlık raporunda; olay yerinde ele geçen sanığa ait ruhsatlı yarı otomatik tabancanın emniyet sisteminin sağlam ve işler durumda olduğunun, atışa mani bir arızasının bulunmadığının ve olay yerinde ele geçen 9 mm çapında iki adet boş kovanın tetkike konu tabancadan atıldıklarının tespit edildiği,

10.12.2014 tarihli otopsi raporunda; maktulün vücuduna isabet eden bir adet ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasının tek başına öldürücü nitelikte olduğu, cilt - cilt altı bulgularına göre atışın bitişik atış mesafesinden (0-3 cm) yapıldığı, maktulün ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı çok parçalı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiği ifadelerine yer verildiği,

25.03.2015 tarihli Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi raporunda; ölüme neden olan atışın kendisi tarafından yapılmasının mümkün olduğu, ancak aynı mesafeden başka bir kişi tarafından yapılmasının da mümkün olabileceği, mevcut verilerle bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı, kişinin kendisine ateş etmesi hâlinde ateş edildikten ölümüne kadar geçen süreye yaralanmanın lokalizasyonuna ağırlığına ve özelliğine ateş edilen tabancanın özelliğine göre değişiklik gösterebilmekle birlikte ölümü meydana getiren atıştan sonra elin tetiğe bir süre baskı uygulayıp yeni atışlar meydana getirebilmesinin tıbben reddedilmediğinin mütalaa edildiği,

24.03.2016 tarihli Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Elektron Mikroskobu Laboratuvarı Raporunda; sanık ve maktule ait sağ-sol el, yüz ve giysilerden alınan svap örneklerinin enerji dağılımlı X ışını analizörlü taramalı elektron mikroskobu (SEM/EDS) ile incelenmesinde, sanığa ve maktule ait sağ-sol el yüz bölgeleri ile sanığın kıyafetlerinden alınan stublarda, ateşli silah atış artığı partikülleri tespit edilmediğinin belirtildiği,

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan dosyaya gönderilen HTS kayıtlarının incelenmesinde; olay günü olan 22.09.2014 tarihinde; maktul tarafından kullanıldığı tespit edilen **** numarasıyla biten telefonun sanığın kullandığı cep telefonu hattından; saat 12.11'de aranarak 291 saniyelik, saat 16.54'te aranarak 73 saniyelik, saat 17.03'te aranarak 246 saniyelik, saat 17.15'te aranarak 44 saniyelik görüşmeler yapıldığı, sanığın saat 17.39'da 112 acil servisi arayarak 45 saniyelik, saat 18.04'te 155 polis imdat hattının arayarak 89 saniyelik görüşmeler gerçekleştirdiği,

112 Acil servis görüşme kaydı içeriğinden; sanığın olayın hemen sıcağı sıcağına yaşadığı panik ve telaşla acil ambulans istediği, olayın gerçekleştiği Aslancamii Mevkiini doğru bir şekilde tarif ettiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan ...; eşi olan maktulün üç ay önce sanıkla birlikte evden kaçtığını, polise başvurduğunu, ancak maktul ifadesinde rızası olduğunu söyleyince o böyle ilgili takipsizlik kararı verildiğini, eşiyle sanığın iki buçuk ay boyunca aynı evde kaldıklarını, sonra maktulün sanıktan da ayrılıp on beş gün kadar kız kardeşinin evinde kaldığını, 17.09.2014 tarihinde kayınvalidesinin kendisini arayıp kayınbiraderi ... ile maktulün tartıştıklarını söylediğini, sonra eşinin kendisini arayıp "Gel bana sahip çık!" demesi üzerine maktulü babasının evinden alarak kendi evlerine geri getirdiğini, evde durduğu beş gün boyunca maktulüne hiç tartışmadıklarını,

maktulün kendisine 70 gün boyunca sanığın yanında nasıl kaldığına hayret ettiğini söylediğini, sanığın bir kurşunu kendisine bir kurşunu da maktule sıkıp kurtulacağını söylediğini sonradan duyduğunu,

Katılan ...; annesi olan maktulün sanıkla konuştuğunu bildiğini, ancak sanığın kendisini tehdit etmesi nedeniyle babasına bir şey söyleyemediğini, en son sanığın evinden teyzesinin evine gelen annesinin boynunda morluklar gördüğünü,

Katılan ...; annesi olan maktulün, sanıkla görüştüğünü bildiğini, sanığın bir keresinde annesiyle birlikte okuluna geldiğinde "Annenle aramızda olanları kimseye anlatma!" dediğini, ...'da birlikte iken sanığın, annesini "Seni köyde rezil ederim, ...'ya gitmeyeceksin!" diyerek tehdit ettiğini annesinden duyduğunu, annesinin yaklaşık 70 gün sanıkla kaldıktan sonra teyzesinin evine geldiğinde sol diz kapağında, çenesinde ve göz çevresinde morluklar gördüğünü, sorduğunda bunları sanığın yaptığını söylediğini, sanığın annesine ulaşamadığında kendi telefonunu arayıp sürekli annesiyle konuşmak istediğini, vermeyeceğini söyleyince de kendisine bağırdığını, sanığın annesiyle teyzesinin evindeyken de birçok kez görüştüğünü, ancak ne konuşulduğunu bilmediğini,

Tanık ...; kardeşi olan maktulün yaklaşık üç ay önce eşinin amcasının oğlu olan sanıkla birlikte evden kaçtığını, sonrasında görüştüklerinde maktulün eşinden ayrılmak istediğini ve sanıkla ayrı ev tutmak istediğini söylediğini, yaklaşık yirmi gün öncede sanığın elinden kurtulup yanına geldiğini, on beş gün kadar yanında kaldığını, geldiğinde birlikte aynı evde kaldıkları süre içerisinde sanığın kendisine işkence yaptığını söylediğini, maktulün elleri, kolları, bacakları ve çenesinde morluklar, boynunda ise zincir izi olduğunu, kendi yanında kaldığı sırada evin yakınlarına gelerek kardeşini rahatsız eden sanığı kovduğunu,

yanında kaldığı süreçte maktulün sanıkla telefonla konuştuğunu görmediğini, ancak tarlaya gittiğinde sanıkla maktulün konuştuklarını katılan ...'dan duyduğunu, maktule sanıkla ne konuştuklarını sorduğunda "En son bir kurşun senin kafana sıkarım, bir kurşun kendi kafama, beni çıkmaza sokma dedi!" şeklinde cevap verdiğini,

Tanık ...; köyden aracıyla ...'ya dönerken yolda daha önce tanımadığı sanığın el kaldırdığını görünce durduğunu, kendisine yaralı birinin olduğunu ve onu hastaneye götürmek istediğini söylediğini, sanığın maktulü aracına bindirdikten sonra içeride maktule sürekli "Ölme aşkım" dediğini, araçta telefonla konuştuğu birisine.

"Başımıza neler geldi bir bilsen, elimden silahı kaptı kafasına sıktı elinden çektim ama iş işten geçti, elinden düşerken silah iki el daha ateş aldı şimdilik bunları kimse duymasın." dediğini, Ilıca sapağında karşılaştıkları ambulansa maktulü bindirdikten sonra sanığın "Ambulansı takip edelim." dediğini, olayın nasıl olduğunu sorduğunda sanığın kendisine "Elimden silahı kaptı ve kafasına sıktı, kurtarmak isterken silah yere düştüğünde iki el daha ateş aldı." dediğini, sonra sanığın "Abi ne yapsam kaçsam mı?" diye sorduğunu, kendisinin de "Sen erkek adam değil misin.

İnsan kadınını yalnız bırakır mı. Hem suçlu değilim diyorsun hem de kaçsam mı diyorsun!” dediğini, hastaneye gelmeden önce "Karakola gidelim." demesiyle sanığı karakola bıraktığını,

İfade etmişlerdir.

Sanık ...; olay tarihinden yaklaşık üç ay önce amcasının oğlunun eşi olan maktulle birlikte yaşamaya başladıklarını, akrabalarının tepkisi nedeniyle maktulün eşinin ... köyünden... köyüne taşındığını, kendisinin de ...'da ev tutup maktulü oraya yerleştirdiğini, maktulün olaydan yaklaşık on yedi gün önce kızını okula yazdırmak için kardeşi ...'ün evine gittiğini, o tarihlerde maktulün abisi ...'in ve annesinin imam nikahlı eşi olan maktulü döverek tekrar eski eşi katılan ...'ın evine götürdüklerini, ayrı kaldıkları sürede telefonla görüştükleri maktulün, bir hafta önce cuma günü oğlu ... ile ...'da birlikte yaşadıkları eve tekrar geldiğini,

oğlu dışarıdayken "Şimdi gitmem lazım, fırsat bulursam 2-3 gün içinde döneceğim" diyen maktulün, olay günü saat 16.00 civarında telefon açarak "Beni buradan bugün al" dediğini, bunun üzerine kendisine ait motosiklet ile... köyüne, oturduğu evin yakınına gittiğini, motoru bir fındık tarlasına sakladığını, yürüyerek eve doğru yaklaştığını, telefonla aradığı maktulün yatak odasının penceresinden üç poşet elbise ve bir kol çantasıyla çıkıp geldiğini, birlikte yürüyerek uzaklaştıklarını, yaklaşık 500-600 metre yol katettikten sonra yoruldukları için bir fındık tarlasında oturduklarını, yanında bulundurma ruhsatlı tabancası olduğunu,

otururken kendi elindeki poşetleri yere bıraktığı sırada hemen yanına, sol tarafına maktulün oturduğunu, belinden silahı aldığını hissettiğini, kendisini aniden iten maktulün, o anda silahı doldurup kafasına doğru tutarak ateş ettiğini, atışla birlikte maktulün elinin düştüğünü ve silahın 2-3 kere daha patladığını, maktulden silahı alıp ileri doğru fırlattığını, hemen 112'yi arayıp maktulün kanayan kafasına eliyle tampon yaptığını, silahı beline takıp maktulü sol omzuna alarak yolun kenarına getirdiğini, ana yola yaklaştığında yukarıdan gelen beyaz bir aracı eliyle durdurduğunu, inen şahsın yardımıyla maktulü arabaya koyduklarını,

sonra karşı yönden gelen ambulansı gördüklerini ve maktulü ambulansa yerleştirdiklerini, bir süre ambulansı takip ettikten sonra araç sahibiyle hastaneye değil, emniyete gidip teslim olduğunu, hiçbir şekilde ruhsatlı tabancasını kullanmadığını, maktulün bir anlık dalgınlığından yararlanıp belindeki silahı alıp kafasına ateş ettiğini, maktulün daha önce de kendisine "Ben bu utançla yaşayamam, kendimi öldüreceğim!" dediğini, savunmuştur.

V. GEREKÇE

A. Ön Soruna Dair Hukuki Nitelendirme

Maktulün bitişik atış mesafesinden kafasına aldığı tek bir mermi çekirdeği isabetiyle hayatını kaybettiği olayın aydınlatılabilmesi amacıyla; soruşturma aşamasında yer gösterme tutanağı ve olay yeri inceleme raporlarının tanzim edildiği, ölü muayene ve otopsi raporu ile suçta kullanılan silaha dair kriminal inceleme sonucu düzenlenen rapor ve sanık ile maktulün el svaplarına dair uzmanlık raporlarının alındığı, her iki tarafın da yakın akrabalarının ifadelerine başvurulduğu,

kovuşturma aşamasında ise mahkemece sanığın veya maktulün el svaplarında atış artığı bulunup bulunmadığı hususundaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla Fizik İhtisas Dairesi Laboratuvarından, maktulün intihar ettiği yönündeki savunmayla yetinilmeksizin de Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinden ek raporların dosya içerisine konulduğu anlaşılmakla,

Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin son raporunda, sanığın ellerinde atış artığı tespit edilemediğine dair tespit ve atış artıklarının olaydan sonra yıkanması veya uzun süre geçmesi gibi nedenlerle kaybolabileceğine dair değerlendirme ile Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin tüm deliller kapsamında maktulün ölümüne neden olan ve bitişik atış mesafesinden yapılan atışın maktul veya başkası tarafından yapılmasının mümkün olabileceğine dair kanaat karşısında; aynı hususlarda mahkemece maddi gerçekliğin ortaya çıkarılması ve tam bir vicdani kanaate ulaşılabilmesi amacıyla başkaca bir araştırma yapılmasına,

rapor aldırılmasına veya eylemin gerçekleşme şekline ya da oluş sırasına dair başkaca bir delil toplanmasına veya tanık beyanı alınmasına gerek bulunmadığı, bu nedenle hükmün eksik araştırma sonucu kurulmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, uyuşmazlığın esasının değerlendirilmesine geçilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; hükmün eksik araştırma sonucu kurulduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır.

Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir.

Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.

Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.

Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).

Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtay'ın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır.

Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir.

Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi. "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir.

Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.

Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir.

Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir.

Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir.

Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).

Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.

C. Hukuki Değerlendirme

Yerel Mahkemece kurulan beraat hükmünün gerekçesinde sanık lehine yorumlanan şüphenin büyük oranda maktulün ölümünün, olayda kullanılan tabancayı kendi kafasına dayayıp ateş etmesi veya olay anında yanında bulunan sanığın bitişik atış mesafesinden kafasına ateş etmesi sonucu gerçekleşmiş olabileceğine dair Adli Tıp Kurumu raporuna dayandığı görülmektedir. Ancak söz konusu rapor, olayın meydana geliş şeklini tam olarak gösteren doğrudan bir delil değil, diğer delillerle birlikte yorum ve değerlendirmeye muhtaç bir belirti delilidir. Dolayısıyla raporda yer alan kanaat; tek başına gerekçeye dayalı bir şüphe oluşturmaktan ziyade ölüm neticesini meydana getiren atışın nasıl ve kim tarafından yapıldığına dair iki ihtimalli bir tespit mahiyetindedir.

Dosyada mevcut tanık beyanları ve diğer deliller çerçevesinde 1,65 m boyunda, 65-70 kg ağırlığında olan maktulün, üzerinde mont bulunan sanığın belindeki tabancayı ani bir hareketle alıp sanığı ittirmesi ve silahı kendi kafasına dayayıp intihar etmiş olabileceğine dair varsayım, sanığın olay anında tartıştıklarına ve tabancayı ana yola yakın bir yere gelene kadar elinde taşıdığına dair savunmalarına da aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısıyla raporun tespit kısmındaki birbirine eş değer iki ihtimalden biri olan intihar, başlı başına akla ve mantığa uygun gerekçeye dayanan bir şüphe oluşturmaktan uzaktır.

Suç tarihinden yaklaşık üç ay öncesine dönük süreçte; ikisi de evli olan sanıkla maktulün birbirleriyle rızalarıyla kaçmaları, önce sanığın ailesiyle birlikte sonra da ayrı bir ev tutarak birlikte yaşamaya başlamaları, ancak suç tarihinden yaklaşık yirmi gün önce köy hayatını istemeyen maktulün, sanığın yanından kaçarak kız kardeşi tanık ...'ün evine çene, boyun ve kollarında yer yer morluklar ile zincir izi olduğu hâlde gelmesi, sanığın evini kastederek "Ben orada nasıl kalmışım?" demesi ve sanığın kendisine eziyet ettiğini beyan etmesi, sanıkla birlikteyken kullandığı cep telefonunu kapattırması,

sanığın, kız kardeşinin evinde bulunduğu sırada da maktulle doğrudan iletişim kurmaya çalışması, başarılı olamaması üzerine kızına ait cep telefonndan maktule ulaşmayı denemesi ve belirtilen süreçte maktulü "En son bir kurşun senin kafana bir kurşun kendi kafama sıkarım, beni çıkmaza sokma!" şeklinde tehdit etmesi karşısında; aralarındaki husumetin sanığın maktulü ölümle tehdit edecek bir noktaya vardığı anlaşılmaktadır.

Suç tarihinde sanığın cep telefonu kayıtlarına göre gün boyunca aralarındaki tüm görüşmelerin sanık tarafından maktulün aranması suretiyle gerçekleşmesine ve 291 saniye ile 246 saniye gibi uzun sayılabilecek konuşmalar yapılmasına nazaran sanığın, maktulün cep telefonuyla arayarak kendisini kaçırmasını istediğine dair savunmasının inandırıcı olmadığı, buna rağmen sanığın maktulü yeniden kaçmaya bir şekilde ikna ettiği ve savunmayla desteklendiği üzere olayın yaşandığı sırada maktulle sanık arasında arabayla kaçma hususunda şiddetli bir tartışma çıktığı,

Olay öncesinde psikolojik bu rahatsızlığı veya ilaç etkisi altında olduğu ispatlanamayan ve sanıkla birlikte kaçma iradesini yeniden gösteren maktulün, ani bir hamle ile üzerinde mont bulunan sanığın belindeki silahı, doğrudan görmesi şüpheli olan bir yerden alıp namlusuna mermiyi sürüp emniyetini de açtıktan sonra kafasına götürmesinin ve horozun düşmesi için tetiğe yaklaşık 1,5-2 kg bir basınç uygulayıp sanığın müdahale edemeyeceği kadar kısa bir sürede ateş etmesinin olayın gelişim sürecine ve genel hayat tecrübelerine aykırı olduğu,

Olayda kullanılan tabancanın, maktulün vurulduğu yerden uzakta, yol ayrımına yakın yerdeki kan izinin hizasında ele geçirilmesi nedeniyle bu husustaki savunmaları çelişse de sanığın, tabancasını maktulü yol ayrımına getirene kadar bir şekilde elinde taşıdığının ve maktulü yere bıraktıktan sonra fındıklığa doğru fırlattığının anlaşıldığı,

Bu nedenlerle sanığın, dinlenmek için oturduklarını beyan ettiği sırada aralarında çıkan şiddetli tartışmada, geçmişte bir kurşunu kendisine bir kurşunu da maktulün kafasına sıkacağına dair tanık beyanlarıyla da doğrulanan söylemini olay anında fiiliyata dökerek maktulü bitişik atış mesafesinden yaptığı atışla öldürdüğü ve tabancasını ana yola gelene kadar taşıdığı, açıklanan sebeplerle de kasten öldürme eyleminin sübut bulduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama ilamının kaldırılmasına, Yerel Mahkemece kurulan beraat hükmünün sanığın üzerine atılı kasten öldürme eyleminin sabit olması nedeniyle mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı;

"Yukarıda açıklandığı üzere, günümüz ceza yargılamasının temel amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bunun için uygulanması gereken yöntem, yargılama sırasında gerçeği aydınlatmaya yarayan delilleri, vicdani kanaatin oluşmasını sağlayacak şekilde tüm boyutlarıyla ve tüm taraflarıyla tartışarak yorumlanması ve değerlendirilmesidir.

Yargılama sürecinin sonunda şayet bir sanığın suça konu edilen eylemi gerçekleştirdiği hususunda her türlü şüpheden uzak tam bir vicdani kanaate ulaşılamıyorsa bunun gerçek olduğunu kabul etmek, adaletsiz sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verir. Keza telif'i kabil olmayan şüphe ile gerçekliğin yan yana mevcudiyeti mümkün değildir. Mühim olan, gerçeğin aksini gösterebilecek ve şüphe boyutuna ulaşan tüm varsayımların bertaraf edilerek kanıtlanmasıdır.

Suçsuz olduğu bilinen bir masumun yanlışlıkla mahkûmiyeti, suçlu olduğu bilinen on kişinin salıverilmesine kıyasla daha büyük bir felaketi doğurur, toplumda adaletsizliğe olan inancı besler.

Ceza yargılamasında tek başına sanığın ikrarı dahi her durumda kendisini doğrudan mahkûmiyet sonucuna götüren bir delil değildir. Ancak gerçekler şüphesizdir, gerçeği gösteren her delil tek başına sınırsız sayıda ihtimali içinde barındırır. İhtimallere dayanan bir varsayımın ortaya koyduğu bir kabulle mahkûmiyet hükmüne ulaşılamaz. Buna karşılık sanığın beraati için ihtimale dayanan varsayımın tüm boyutlarıyla kanıtlanması da zorunlu değildir. Aksi hâlde zaten olayın başka bir kişi tarafından veya başka bir şekilde gerçekleştiği ispatlanmış ve suça konu eylemin sabit olmadığı ortaya çıkmış olur.

İtiraz incelemesine konu edilen dosyada, Özel Dairece oy çokluğuyla onanmasına karar verilen yerel mahkemenin beraat hükmünün gerekçesinde belirtilen şüphenin dayanağı; sadece adli tıp raporundaki tespit değil, sanıkla aralarındaki telefon görüşmelerinden hareketle bir türlü gönül ilişkisini bitiremediği sabit olan maktulün geçmişte yaşanan olumsuzluklara rağmen olay günü evinden kaçmak üzere sanıkla birlikte hareket etmesi, maktulün olay anındaki ruh halinin tespitine imkân bulunmaması ve intihar ettiğine yönelik sanık savunmalarının adli tıp birinci ihtisas kurulu raporuyla imkân dâhilinde olduğunun tespit edilmesidir.

Dosyada mevcut deliller, sanıkla maktulün evli olmalarına rağmen uzun süredir bir gönül ilişkisi içinde olduklarını, birbirleriyle imam nikahı kıydıklarını ve aynı evde birlikte yaşadıklarını, aralarında geçen tartışma ve kavgalara rağmen olay günü tekrar bir araya gelme iradelerini gösterdiklerini ortaya koymaktadır.

Hatta maktulün evinden yanına üç torba kişisel eşyayı alıp çıkması, ömrünün sonuna kadar olmasa da uzun bir süre bir daha evine dönmemeyi düşündüğünü göstermektedir. Maktul, eşiyle olan sevgi bağını yitirmiştir. Çocuklarını ise sanıkla birlikte olduğu süreçte de görmeye devam etmiş, dolayısıyla çocukları da evden kaçmaması için bir engel olmaktan çıkmıştır.

Öte yandan maktul, eşinin ve ailesinin baskısı altında sanıkla kurmayı hayal ettiği birlikteliği bir türlü istediği gibi gerçekleştirememiş, hatta ilk deneyiminde başarısız olmuş, sanık tarafından darp edilerek hayal kırıklığına uğramıştır. Sanık ise maktulü yeniden kendisiyle yeniden kaçmaya bir şekilde ikna etmiştir.

Maktulün ruh hâlinin tam olarak tespiti mümkün olmasa da eşinden, ailesinin ve toplumun baskısı nedeniyle boşanamadığı ve mutluluğu sanıkta aradığı anlaşılmaktadır.

Olay günü sanıkla yürüdükleri sırada fındık bahçesinde oturana kadar ümitli olan ancak ana yola yaklaştıklarında sanıktan istediği bir arabayı dahi görememesi sonucu çıkan tartışma üzerine ikinci kez aynı hayal kırıklığına uğrayan maktulün, canına tak ederek sanığın belindeki silahı alıp onu bir kenara itip intihar etmesinin ve başına aldığı isabete rağmen sanığın savunmasında belirttiği gibi elindeki silahın yere düştükten sonra ikinci kez patlamasının mümkün olduğu açıktır.

O halde sanığın eylemine dair şüphe, sıcağı sıcağına ilk verdiği savunmadan itibaren değişmeyen bu anlatımına göre yenilememiştir. Öte yandan sanığın uzun zamandır ruhsatlı olan tabancasını gören maktulün bunu merak ettiği ve nasıl kullanılacağını bildiğine dair savunması da maktulün intihar ettiğine yönelik savunmasıyla örtüşmektedir.

Ölümün, maktulün intihar etmiş olabileceğine yönelik adli tıp raporu dışında başkaca deliller de bulunmaktadır. Şöyle ki;

Maktul evinden çıkarken yanına aldığı poşetlere koyduğu ağrı kesici hapları sadece eklem veya baş ağrısı için değil, yoğun düşüncelerini ve psikolojik sorunlarını biraz olsun dindirmeyi amaçladığı için kullanması mümkündür. Otopsi raporunda yazılı olan kafatasını parçalayarak iyi yöne dağılan mermi trajesinin hem arkadan öne hem de önden arkaya seyretmesi, intiharı gösterebileceği gibi cinayetin de delili olabilir. Dolayısıyla silahla maktulün kafasına bitişik atış mesafesinden ateş etme eyleminin kim tarafından ve neden gerçekleştirildiğine dair şüphe halen varlığını korumaktadır.

Sonuç olarak, dosyadaki tüm deliler ister tek başına isterse diğerleriyle birlikte değerlendirilsin, başkaca tanığı olmayan maddi olayın kim tarafından ve nasıl gerçekleştirildiğinin şüphede kaldığı, sanığın müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasını gerektirecek ölçüde sorumluluğuna gidilebilmesi için tam bir vicdani kanaate ulaşamayan yerel mahkemenin beraat hükmünün adaleti ve masumiyeti aramayı amaçladığı ve bu yönüyle isabetli olduğu kabul edilmelidir.

Bu nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının aleyhe itirazının reddine karar verilmesi gerekmektedir." düşüncesiyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığa isnat edilen kasten öldürme suçunun sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

VI. KARAR

SONUÇ / HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10.11.2021 tarihli ve 4973-14001 sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, 3- Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 24.05.2016 tarihli ve 28-127 sayılı beraat hükmünün, sanığın üzerine atılı kasten öldürme eyleminin sabit olması nedeniyle mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.03.2025 tarihli birinci müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 16.04.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/148, K. 2025/167, 16 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Hukukî Süreç
  4. II. İtiraz Sebepleri
  5. III. Uyuşmazlık Konusu Ve Ön Sorun
  6. IV. Dosyadaki Bilgi Ve Belgeler
  7. V. Gerekçe
  8. A. Ön Soruna Dair Hukuki Nitelendirme
  9. C. Hukuki Değerlendirme
  10. VI. Karar
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2022/148
Karar No
2025/167
Tarih
16 Nisan 2025

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2022/149 K.2025/3547
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2022/152 K.2025/3548
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2022/153 K.2025/3549
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2022/155 K.2025/3860
  • Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2022/156 K.2025/4547
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2022/156 K.2025/4277

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.