Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2022/169 E. , 2025/352 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 14-228 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezaland
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2022/169 E. , 2025/352 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 14-228 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2019 tarihli ve 158-400 sayılı hükmün, sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 03.12.20219 tarih ve 2902-2251 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 16.12.2020 tarih ve 1237-5926 sayı ile; "…Olayın intikal şekli ve zamanı, müştekinin aşamalardaki çelişkili beyanları, savunma, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamı alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi ise 21.04.2021 tarih ve 14-228 sayı ile; "...Her ne kadar sanık mağdurun kendisinden para almak amacı ile şantaj amaçlı cinsel saldırıda bulunduğu iftirasını attığı yönünde, sanık avukatının ise katılan ile sanık arasında geçmişe dayalı duygusal bir ilişki sürdüğü yönünde savunmada bulunmuş ise de; mağdur tarafından dosyaya ibraz edilen ve bilirkişi tarafından çözümü yapılan ses kayıtlarında, mağdurun sanıktan para istediği, şantaj yaptığı yönünde bir konuşmaya rastlanmadığı gibi sanık avukatının dile getirdiği geçmişe dayalı duygusal bir ilişki olduğunu gösteren suç tarihi öncesine dayalı iletişim tespitinin de olmadığının HTS kayıtları ile tespit edildiği, ses çözümleri incelendiğinde sanığın da müştekiye cinsel saldırıda bulunduğunu kabul ettiğinin açıkça anlaşıldığı, katılan ile sanığın uzaktan akraba oldukları, bu nedenle ara sıra görüştükleri, olay tarihinde sanığın iş arayan katılana ... Belediye ... tanıdığını ve yardım edeceğini söylemesi üzerine, katılanın sanığın aracına binerek Sancaktepe'ye doğru gittikleri yolda sanığın Tuzla sahil yoluna arabayı sürmesi üzerine katılana araçtan inmek istediğini söylediği, sanığın aracın kapılarını kilitleyerek Maltepe sahil yoluna doğru gittiği, sanığın burada aracı tenha bir yerde durdurarak katılanın yanına geçtiği, ele geçirilemeyen kelepçe ile katılanın ellerini bağlayarak katılanın vajinal ve anal yoldan ırzına geçtiği, yapılan yargılamada sanığın üzerine atılı suçu işlemiş olduğu tereddütsüz sübut bulduğu" gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükmün de sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.09.2021 tarihli ve 74336 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 19.01.2022 tarih ve 24138-456 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 26.11.2018 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat eden katılan ...’in; 05.11.2018 tarihinde babasının dayısının oğlu olan sanığın, Maltepe sahil yolunda ıssız bir yerde aracı durdurup araç içinden kendisinin bulunduğu arka koltuğa geçerek yanında getirdiği kelepçeyle ellerini arkadan kelepçelediğini ve kendisine tecavüz ettiğini beyan etmesi üzerine sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı, Katılan ...’in, sanıkla olay sonrasında yaptıkları bir telefon görüşmesine ilişkin ses kayıtlarını şikâyeti sırasında Cumhuriyet Başsavcılığına delil olarak sunduğu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı tarafından hazırlanıp dosyaya gönderilen sanığın ve katılanın kullanmakta oldukları telefon numaralarına ilişkin iletişimin tespiti tutanaklarına göre; suç tarihi olarak belirtilen 05.11.2018 tarihinde saat 15.00 ile 18.00 arasında katılanın kullanımındaki numaranın GSM ve GPRS erişimine ilişkin baz bilgilerinin; "Maltepe Sahil Yolu, Belediye Tesisleri Yolu üzeri Bostancı/İstanbul", "Pendik Sahil Yolu … nolu aydınlatma direği Pendik/İstanbul", "Dragos Kartal Sahil Yolu Kartal/İstanbul", "Sahil Yolu Green Park Oteli İstanbul", "Cadde Bostan Pendik Sahil Yolu Pendik İDO İskelesi Pendik /İstanbul", "Dragos Sosyal Tesis Önündeki … nolu direk Dragos- Kartal /İstanbul", "Rahmanlar Sahil Yolu Kartal/İstanbul", sanığın kullanımındaki numaranın GSM ve GPRS erişimine ilişkin baz bilgilerinin de; "Rahmanlar Sahil Yolu Palmiye Çay Bahçesi Kartal/İstanbul", "Dragos İBB Sosyal Tesisleri Önü yeşil alan Kartal/İstanbul", "Dragos Sahil-1 elektrik direği Kartal/İstanbul", "Maltepe Orhangazi İskelesi İDO Terminali Bahçesi Maltepe/İstanbul" şeklinde olduğu, ayrıca sanığın, 05.11.2018 tarihinde saat 17.11'de ... adına kayıtlı bir telefon numarasını arayarak 62 saniye görüşme yaptığı, Katılanın muayenesine ilişkin Şişli Hamidiye Etfal Eğitim Araştırma Hastanesince düzenlenen 03.07.2019 tarihli raporlarda; -Hymen saat 7 ve 9 hizasında kaideye kadar uzanan eskiye ait deflorasyon yırtığı görüldüğü, vulva ve perinede ekimoz kanama bulunmadığı, transabdpominal USG’de uterus ve overlerin doğal olduğu, mevcut muayene bilgileri ile olayın 05.11.2018 tarihinde gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesinin tıbbi açıdan mümkün olmadığı, - Yapılan anal muyenede; inspeksiyonda herhangi bir patolojiye rastlanmadığı, rektal tuşede anal sfinkter tonusunun tam olduğu, olayın üzerinden dokuz ay geçmiş olması nedeniyle anal akut travmatik emarelere rastlanmasının beklenmediği, Bilgilerine yer verildiği, Anlaşılmıştır. Katılan soruşturma evresinde; 05.11.2018 tarihinde babasının dayısının oğlu olan sanıkla ... isimli şahısla bir iş görüşmesi yapmak amacıyla buluştuklarını, Mercedes marka bir aracın arka koltuğuna oturduğunu, araçla giderlerken sanığın Tuzla sahil yoluna girdiğini, E-5 karayolundan daha hızlı gidip gidemeyeceklerini sorduğunu, sanığın da sahil yolundan daha yakın olacağını söylemesi üzerine şüphelenerek araçtan inmek istediğini ilettiğini, ancak sanığın araç kapılarını kilitleyip kendisini on iki yıldır sevdiğini ve hep bu anı beklediğini söylediğini, o sırada Maltepe sahil yoluna ulaştıklarını, aracı yolun sahil kısmında tenha bir yere park eden sanığın, bir kelepçe çıkartarak aracın içinden yanına geçerek ellerini arkadan kelepçelediğini, alt kısmındaki kıyafetlerini çıkarıp, yüzüstü yatırdığını ve anal yoldan cinsel organını soktuğunu, daha sonra vajinasına cinsel organını sokmaya çalıştığını, bir miktar soktuğu sırada aniden cinsel organını çıkartarak üzerine boşaldığını, daha sonra ellerini çözdüğünü, bu kez kendisinden özür dilemeye başladığını, böyle olmasını istemediğini, kendisini sevdiği ve ev kurmak istediğini belirtip kaçmayı teklif ettiğini, araçtan inmek istemesine rağmen indirmediğini, sonrasında sanığın kendisine "Seni alırım, bir eve kitlerim, bir şey yapamazsın!" şeklinde sözler sarf ederek kendisini araçtan indirdiğini, ailesinin ve çevresinin tepkisinden çekindiği için bu zamana kadar şikâyetçi olmadığını, ayrıca olay sonrasında sanığın kendisine telefonla "Böyle olmasını istemiyordum, sen beni şikâyet edemezsin, bu işi sana yıkarım, sen iyi bir kızsın, olayı saklarsın." gibi sözler söylediğini, bu cinsel saldırı olayının yaşandığına dair konuşma kayıtlarının da olduğunu ve dosyaya ibraz ettiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Kovuşturma evresinde ek olarak; sanıktan korktuğu için olay nedeniyle karakola gidip şikâyetçi olamadığını, sanığın sonraki günlerde aramaya ve tehditlerine devam ettiğini, sorulması üzerine 5 Kasım'da tecavüze uğradığını, 6 Kasım'da ise sanığın aracıyla kendisini SGK'ya götürdüğünü, sanığın ısrarla arayıp kendisini işe sokacağını söylemesi nedeniyle ertesi gün tekrar sanıkla buluştuğunu, sadece SGK dökümünü aldığını, sanık müdafilerinin sunmuş oldukları whatsapp görüşmeleri gösterilerek sorulduğunda; olaydan sonra sanığın sıkça kendisini arayıp para teklifinde bulunduğunu, baskı altına almaya çalıştığını, sürekli farklı vaatlerde bulunduğunu, söz konusu whatsapp konuşmalarını yapıp yapmadıklarını hatırlamadığını, Tanık ... 26.11.2018 tarihinde kız kardeşi olan katılanın evine geldiğini, ertesi gün de evinden ayrıldığını, ayrıldıktan iki saat sonra katılanın kendisini arayarak "Abla ... bana tecavüz etti. Arabanın arka koltuğunda benim ellerimi arkadan kelepçeledi ve tecavüz etti." dediğini, sesinin çok kötü geldiğini, kendisinin de katılana "Bana gel, olayı kapatırız gizliden, eve gel, evde hâllederiz." diye söylediğini, fakat katılanın gelmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık aşamalarda; akrabası olan katılan ile bir yıldır süren duygusal bir arkadaşlıklarının bulunduğunu, bu süre zarfında farklı zamanlarda katılanın kendisinden yüklü miktarlarda para istediğini, vermediği zaman da aralarındaki ilişkiyi eşine söylemekle kendisini tehdit ettiğini, ara sıra belli miktarlarda katılana elden veya banka aracılığıyla para verdiğini, 22.11.2018 tarihinde kendisinden 50.000 TL para istediğini, "Vermezsen seni rezil edeceğim." şeklinde mesajlar gönderdiğini, bu kez istediği parayı vermediği için katılanın kendisine iftira attığını, katılana tecavüz etmediğini, şiddet uygulamadığını, zaten kendisine ait bir arabasının da bulunmadığını savunmuştur. IV. GEREKÇE Anayasa'nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Katılanın akrabası olan sanığın, Maltepe sahil yolunda ıssız bir yerde katılanın da içerisinde bulunduğu aracı durdurduğu, katılanın oturduğu arka koltuğa geçip yanında getirdiği kelepçeyle ellerini arkadan kelepçelediği ve katılana cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen olayda; Ceza Genel Kurulunun 22.04.2021 tarihli ve 430-161 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, başka türlü kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkânının bulunmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda almasının hukuka uygun olduğu, bu cümleden olarak katılanın, suç tarihinden sonra sanıkla gerçekleştirdiği telefon konuşmasına dair kaydın hukuka uygun delil niteliği taşımadığı, Ancak; sanıkla aralarında iftira atılmasını gerektiren bir husumet bulunmayan katılanın, aşamalarda istikrarlı ve tutarlı şekilde sanığın suça konu eylemi gerçekleştirdiğini belirtmesi, söz konusu beyanların eylemin oluş biçimiyle uyum göstermesi, dosya içerisine getirtilen sanığın ve katılanın kullanmakta oldukları telefon numaralarına ilişkin iletişimin tespiti tutanaklarının da katılanın anlatımlarını doğrulaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın, gerçekte böyle bir olay yaşanmadığına, istediği parayı vermediği için katılanın kendisine iftira attığına dair suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmediği, bu suretle nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediğinin sabit olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmüne ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve uygulamanın denetlenmesi için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Katılanın, 05.11.2018 tarihinde tecavüze uğradığını iddia etmesine rağmen 06.11.2018 tarihinde tekrar sanıkla buluşarak SGK'ya gittiği, HTS kayıtlarına göre de sanıktan şikâyetçi olduğu 26.11.2018 tarihine kadar bazı günler dört veya beş kez olmak üzere sık sık sanıkla konuşmaya devam ettiği, böyle vahim bir olay nedeniyle intikalin tüm delillerle birlikte derhâl değil de olaydan üç hafta sonra gerçekleşmiş olduğu ve katılanın beyanının hilafına zorla iğfal edildiğine dair başkaca delil bulunmadığı dikkate alındığında, Özel Daire gerekçelerinin yerinde olduğu, katılanın sanıkla rızası hilafına cinsel ilişkiye girdiği hususunun şüphede kaldığı anlaşıldığından 'in dubio pro reo' olarak ifade edilen 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereğince, direnme kararında isabet bulunmadığı," düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu üyesi de; benzer görüşlerle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle, 1- İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.04.2021 tarihli ve 14-228 sayılı, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olduğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.09.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.