İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/196 Karar: 2025/181 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/196 K.2025/181

Ceza Genel Kurulu 2022/196 E. , 2025/181 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2019/92815 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 45-67 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanıkların kasten öldürme ve bu suça yardımdan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı b

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/196 E. , 2025/181 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2019/92815 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 45-67 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanıkların kasten öldürme ve bu suça yardımdan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı b

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/196 E. , 2025/181 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2019/92815 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 45-67 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanıkların kasten öldürme ve bu suça yardımdan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine ilişkin Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.03.2011 tarihli ve ve 246-69 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafii, katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.09.2012 tarih ve 8393-6802 sayı ile; "Aynı eylemden yargılanan ve aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların aynı vekille temsil ettirilmeleri suretiyle savunma haklarının kısıtlanması," isabetsizliğinden, sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.12.2012 tarih ve 241-292 sayı ile önceki hükümler gibi sanıkların beraatine karar verilmiş, bu hükümlerin de sanıklar müdafileri, katılan vekili ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2014 tarih ve 870-3174 sayı ile; "...Sanık ...'nın, azmettiren olarak inceleme dışı sanık ...’in işlediği öldürme suçuna katıldığına ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmasa da, suçun işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığı, aynı zamanda eylemlerinin diğer sanıkları teşvik derecesine ulaştığı; sanık ...’ın ise tam bir irade ve eylem birliği içinde fiili hâkimiyetleri altına aldıkları maktule yönelik eylemini inceleme dışı sanık ... ile birlikte işlediği anlaşıldığı hâlde, sanık ...’nın 'yardım eden', sanık ...'ın ise 'fail' sıfatı ile kasten öldürme suçundan cezalandırılmaları yerine, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde beraatlarine karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesince 16.01.2015 tarih ve 265-9 sayı ile bozma ilamına direnilerek önceki hükümler gibi sanıkların beraatlerine ilişkin kararın, katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 10.11.2015 tarih ve 429-382 sayı ile hüküm fıkrası bulunmaması usulü eksikliğinden, sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece bozma ilamına uyularak devam olunan yargılama sonucunda 27.02.2019 tarih ve 45-67 sayı ile; sanık ...’ın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 81/1, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis; sanık ...’nın yardım eden sıfatıyla kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 21/2, 39 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezaları ile cezalandırılmalarına, her iki sanık yönünden TCK'nın 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir. Kısmen ve re'sen temyize tabi hükümlerin sanık ..., sanıklar müdafiileri ve katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.10.2021 tarih ve 3664-13281 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 25.11.2021 tarih ve 92815 sayı ile; "...Olası kastla işlenen suçlarda kusur ve sorumluluğun, failin öngördüğü ve gerçekleşen neticeye göre belirlendiği, şerikler arasında fiilin işlenmesine yönelik önceden bir anlaşma ve işbirliği yapılmasından söz edilemeyeceği, TCK'nın 40/1. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca da suça iştirak için aynı Kanun'un 21/1. maddesindeki tanıma uygun şekilde kasten işlenmiş bir fiilin varlığının gerektiği, dolayısıyla sanıkların, inceleme dışı sanık ...'in olası kastla maktulü öldürme suçuna iştiraken katılmalarının mümkün olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.03.2022 tarih ve 12961-1649 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların, inceleme dışı sanık ...'in maktulü olası kastla öldürme eylemine iştiraken katılmalarının mümkün olup olmadığı; mümkün olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde sanık ...'ın suça iştirakinin TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik mi yoksa aynı Kanun'un 39. maddesi mucibince yardım eden niteliğinde mi olduğu; sanık ...'nın ise müsnet suça TCK'nın 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla katılıp katılmadığı hususlarının belirlenmesine ilişkin olup Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, sanık ... yönünden isnat edilen suçun sabit olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya muhteviyatından; Katılanlar ile sanıkların akraba olup Niğde ili merkez ... Kasabası’nda ikamet ettikleri, adliyeye de yansıyan bir olay nedeniyle aralarında husumet bulunduğu, 25.06.2010 tarihinde katılan ...’in ailesi ile birlikte kasabadaki bir düğüne katıldığı, evine döneceği saat 22.00 sıralarında sanık ...’nın oğlu, sanık ...’ın ise kardeşi olan inceleme dışı sanık ...’ın yanında arkadaşları da olduğu hâlde ...’in yolunu keserek mahkemeden bir kağıt geldiğini söyleyip sebebini sorduğu, ...’in "Ne olduğunu sen daha iyi bilirsin." diyerek yerden aldığı taşı ...’a fırlattığı, bunun üzerine ... ve yanındakilerin ... ve eşini darp ettikleri, ...’ın tabancanın kabzası ile ...’e vurduğu, babasının dövüldüğünü gören maktulün ağabeysi olan katılan ...’nın eline geçirdiği bir ucu keskin alet ile ...’ın başına birkaç kez vurduğu, yere yığılan ...’ın arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldığı, ... ve ailesinin ise evlerine döndükleri, ...’ın başına aldığı darbe nedeniyle gerekli grafilerin çekilmesi amacıyla saat 22.30’da Niğde Devlet Hastanesine sevk edildiği, bu durumu öğrenen sanık ...’nın aynı zaman diliminde katılan ...’in evinin önüne giderek "..., çık ulan dışarı, kahpe avratlı, seninle görüşeceğiz." şeklinde bağırıp hakaret ettiği, ...’in karşılık vermediği, bir müddet sonra sanık ...’nın oradan uzaklaştığı, devamında ...’in darba maruz kaldığı akşamki olay nedeniyle kolluğa müracaat ettiği, adli raporunun alınması için katılan ...’in de Niğde Devlet Hastanesine sevkinin yapıldığı, bu esnada inceleme dışı sanık ...’ın arkadaşlarının, sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’i arayarak kardeşlerinin başına keser ile vurulduğunu, durumunun çok ağır olduğunu, acil gelmeleri gerektiğini söyledikleri, İstanbul’da ikamet eden ... ve ...’ın komşularının aracını alarak hemen Niğde’ye doğru yola çıktıkları, Kocaeli’nde seyir hâlinde oldukları sırada ...’in, babası sanık ...’yı arayarak saat 23.35’te 97 saniyelik bir görüşme gerçekleştirdiği, yol boyunca ...’ın da akrabaları ile telefon görüşmelerinin olduğu, ... ve ...’ın 26.06.2010 tarihinde saat 05.40 itibarıyla hastaneye geldikleri, müşahede odasında uyumakta olan kardeşleri ile görüşemedikleri ancak durumu ile ilgili olarak akrabalarından bilgi aldıkları, ... ile konuşmak amacıyla saat 05.50 sıralarında hastaneden ayrılıp önce babalarının evine gittikleri, sanık ...’nın evde olmadığı, inceleme dışı sanık ...’in, kardeşi ... adına kayıtlı tabancayı yanına alarak çok vakit kaybetmeden katılan ...’in evine doğru yola çıktıkları, bu sırada katılan ...’in evinin yakınında bulunan ana yol üzerinde durakta beklemekte olan tanıklar ... ve ...’in, ... ve ...’ın içinde bulunduğu aracın Yahyalı’ya doğru gittiğini gördükleri, birkaç dakika sonra traktörü ile kasaba istikametinden gelip Yahyalı’ya doğru gitmekte olan sanık ... ile konuştukları, akşamki kavgayı kast ederek olayı büyütmemelerini söyledikleri, sanık ...’nın da "Nasıl olsa biri dışarı çıkacak, beşikteki bebeklerine kadar öldüreceğim." şeklinde cevap verip ...’in evi tarafına yönelmeden geldiği istikamete doğru geri döndüğü, daha sonra saat 06.30-07.00 sularında Yahyalı tarafından gelmekte olan ... ve ...’ın ana yoldan katılanın evinin olduğu ara yola saparak etrafı 1 metre uzunluğundaki duvar ile çevrili tek katlı ikametin önünde aracı durdurdukları, cümle kapısının kilitli olması üzerine "..., çık dışarı, avradını sinkaf etmeye geldik." diyerek bağırdıkları, katılan ...’in önceki gece Niğde Devlet Hastanesi’ne gitmesi nedeniyle evde olmadığı, eşi olan ...’in tanıklar ... ve ... ile avluda bulundukları, maktul ...’in ikametin oturma, maktulün ağabeysi ...’nın da yatak odasında uyumakta oldukları, sanıkların cama koşan evin gelini tanık ...’ye "Babanı çağır." dedikleri, diğer taraftan sesleri duyan tanık ...’in de avluya çıkarak "Ayıp değil mi, hem akşam olay çıkartıyorsunuz hem de baskına geliyorsunuz." dediği, inceleme dışı sanık ...’in ise, ... ile konuşacaklarını söylemesi üzerine tanığın, "Büyütecek bir şey yok, zaten ... evde değil." şeklinde karşılık verdiği esnada ...’ın "Beni tutanın avradını sinkaf edeyim." diyerek duvardan avluya atladığı ve elindeki sopa ile avlu kapısının tam karşısında bulunan mutfak penceresinin korkuluk demirlerine vurmaya başladığı, ...’in de duvardan atlayarak avluya girdiği, gelen sesler üzerine ... ve ...’nin dışarıya çıktıkları, sanıkları gören ...’in; "Gavur tohumları, b.. mu var, niye geldiniz?" diyerek bağırdığı, ...’ın "Seni dağa kaldırıp sinkaf etmeye geldim." şeklinde karşılık verdiği ...’i tekme ve yumruklarla dövmeye başladığı ve araya girmeye çalışan tanıkları iteklediği esnada ...’ın yaklaşık 16 metre gerisinde bulunan inceleme dışı sanık ...’in "Daha durun, kökünüzü kazıyacağız." şeklinde bağırarak tabanca ile önce mutfak penceresine doğru bir el ateş ettiği, silah sesine uyanan katılan ...’nın hemen ikametin giriş kapısını kilitleyerek antre bölümünde yere yattığı, devamında ...’in mutfağın sol tarafında bulunan oturma odasının penceresine yöneldiği, camdaki güneşlik ve perdenin çekili olması ve pencerenin dışında demir korkuluk bulunması nedenleriyle oda içerisini görmeden, hedef gözetmeksizin bir el daha ateş ettiği, bu esnada ilk silah sesine uyanan maktulün yatmakta olduğu oturma odasından çıkarak oda kapısını kapatıp sırtını dönmekte olduğu, ...’in silahından çıkan ikinci merminin oturma odasının pencere ve oda kapısının buzlu camlarını delip geçerek maktulün ensesinin sol üst bölümüne isabet ettiği, maktulün yere yığıldığını gören katılan ...’nın "Kardeşimi vurdular." diye bağırması üzerine ... ve ...’ın olay yerinden kaçıp gittikleri, maktulün, kaldırıldığı hastanede beş günlük tedaviye rağmen müstakilen öldürücü nitelikteki ateşli silah yaralanmasına bağlı kafatası kemik kırıkları ile müterafik beyin doku harabiyeti, beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu 01.07.2010 tarihinde hayatını kaybettiği, olaydan sonra kaçan ... ve ...’ın 28.06.2010 tarihinde kendiliklerinden kolluğa teslim oldukları, Anlaşılmaktadır. İnceleme dışı sanık ... soruşturma aşamasında; olaydan önceki akşam kardeşi ...’a telefon geldiğini, Niğde’de bulunan diğer kardeşi ...’ın kafasına keserle vurulduğunu ve durumunun kötü olduğunu öğrendiklerini, bunun üzerine aynı akşam İstanbul’dan yola çıktıklarını, sabah erken saatlerde Niğde’ye geldiklerini, önce hastaneye gidip kardeşine baktıklarını, ...’ın yoğun bakımda ve bilincinin kapalı olduğunu görünce şok geçirdiklerini, katılan ... ile bu olayı konuşmak üzere hastaneden ayrıldıklarını, ancak önce babalarını görmek amacıyla kasabadaki evlerine uğradıklarını, babalarının evde olmadığını, kendisinin kardeşi ...’a ait ruhsatlı silahı ne olur ne olmaz düşüncesiyle yanına alarak katılan ...’in evinin önüne gittiklerini, yolun zaten ...’in evinin önünden geçtiğini, "... ağabey." diye bağırdığını, katılan ...’ın kendilerine hakaret ve tehdit içerikli sözler söylediğini, bu duruma sinirlenen kardeşi ...’ın da ...’a küfrettiğini, avlu kapısından içeriye girdiklerini, ...’ın elindeki oklavayla kardeşi ...’ın kafasına vurduğunu, ...’ın da oklavayı alıp ...’ı iteklediğini, kendisinin yaşananlara çok sinirlendiğini ve korkutmak amacıyla pencereye doğru iki el ateş ettiğini, kardeşi ...’ın "Ne yapıyorsun?" diyerek kızdığını, bunun üzerine olay yerinden ayrılıp evlerine döndüklerini, dışarıdan bir kadının "Çocuğu vurmuşlar." diye bağırdığını, maktulü kendisinin vurmuş olabileceğinden şüphelendiğini, kimseye haber vermeden İstanbul’a gittiğini, yolda tabancayı uçuruma doğru fırlattığını, daha sonra kendi rızasıyla teslim olduğunu, olay nedeniyle pişman olduğunu, Mahkemede bu beyanlarından farklı olarak; olay gününden beş gün önce İstanbul’dan Niğde’ye geldiğini, kasabada bir gün pikniğe giderken kardeşi ...’a ait ruhsatlı silahı yanına aldığını, İstanbul’a döndüğünde silahı da yanında getirmiş olduğunu fark ettiğini, kardeşi ...’ın dövüldüğünü öğrenmeleri üzerine Niğde’ye gelirken silahı da geri vermek üzere yanına aldığını, ...’ın elindeki değnek ile kardeşi ...’ın kafasına vurduğunu, bu sırada ...’nin de kardeşine taş atmaya başladığını, kardeşinin de ...’ye kızdığını, bu kez ...’nin kocası olan ...’in araya girip kardeşine yumruk ile vurduğunu, ...’in cebinden bir bıçak çıkarttığını, bıçağı açmaya çalıştığı sırada korkutmak amacıyla rastgele iki el ateş ettiğini, kimseyi hedef almadığını, zaten ...’in evde kimsenin olmadığını söylediğini, Sanık ... aşamalarda; çocukları ... ve ...’ı maktulü öldürmeleri konusunda azmettirmediğini ya da onlara yardım etmediğini, hatta onlara Niğde’ye gelmemelerini, ortada bir şey olmadığını söylediğini, kendisinin de olayı görmediğini, Sanık ... aşamalarda; kardeşi ...’ın yaralandığının haber verilmesi üzerine ağabeysi ile birlikte yola çıktıklarını, sabah saatlerinde Niğde’ye gelip önce hastaneye gittiklerini, kardeşinin uyumakta olduğunu, devamında katılan ... ile bu olayı konuşmak amacıyla hastaneden ayrıldıklarını, babalarını görmek için kendi evlerine geçtiklerini, ağabeysinin eve girdiğini, babasının evde olmadığını söylediğini, bunun üzerine katılan ...’in evine doğru gittiklerini, avluda ...’in dünürü ... ile konuştuklarını, oradan ayrılacakları sırada katılan ... ve ...’nin kendilerine hakaret ve tehdit içerikli sözler söylediklerini, ...’ın elindeki değnek ile iki üç kez kendisine vurduğunu, kendisinin de değneği tutup ...’ı iteklediğini, kızgınlıkla ... ile ...’a bağırıp küfrettiğini, bu sırada ...’in kendisine yumrukla vurduğunu, tökezleyip yere düştüğünü, düştüğünde silah sesi duyduğunu, dönüp baktığında ağabeysinin elinde silah gördüğünü, "Ne yapıyorsun." diye bağırdığını, ağabeysinin yanında silah getirdiğini bilmediği gibi avluya silahla da girmediğini, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A. Temel Uyuşmazlıkla İlgili Mevzuat, Doktrin ve Yargısal Kararlar Işığında Genel Değerlendirmeler Kast ve olası kast ile suçun görünüş şekillerinden müşterek faillik ve teşebbüs kavramlarına dair Yüksek Ceza Genel Kurulunca bilimsel görüşler ışığında oluşturulan ve uygulamada da benimsenen teorik açıklamaların uyuşmazlık konusuyla ilgili bölümleri özetle şöyledir: 1. Kast ve Olası Kast Mülga 765 sayılı Kanun'un 45. maddesinde kast tanımlanmamış, "Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır." ifadesiyle yetinilerek kastın muhteviyatını belirlemek doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır. Bu dönemde uygulamaya yön veren Yüksek Genel Kurula göre kast; öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelen iradedir (CGK'nın 03.06.1985 tarihli ve 83-330 sayılı kararı). Mülga Kanun'da suçun manevi unsuru bakımından uzunca bir süre kast ve taksir şeklinde bir ayrım bulunmaktayken 08.01.2003 tarihli ve 4785 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik 45. maddenin üçüncü fıkrasına “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesinde bilinçli taksir vardır.” şeklindeki hükmün eklenmesiyle birlikte suçun manevi unsuru üç öğeye dayandırılmıştı. Yargıtay 765 sayılı Kanun döneminde, yasal bir düzenleme ve tanımı bulunmayan olası kast kurumunun kapsam ve unsurlarını açık olarak ortaya koyma yoluna gitmemişse de gayrı muayyen kast kavramını kullanmayı tercih ederek uygulanması için bir alan açmıştır. Yüksek Mahkeme bu dönemde olası/gayrı muayyen kastı, bir tali netice sorumluluğu olarak kabul etmiş ve çoğu kez verdiği kararlarda ceza adaletini sağlamak amacıyla, uygulanma şartları bulunmasa da kimi ceza hukuku kurumlarını da kullanarak gayrı muayyen kastla hareket eden faile ceza indirimi yapmıştır. Yüksek Genel Kurula göre (CGK'nın 03.06.1985 tarihli ve 83-330 sayılı kararı); "Bir kimseye ateş eden, mağdurun yanında bulunan kimseyi de yaralayabileceğini, bunun ihtimal içinde olduğunu öngörmüş olabilir. Bütün bu gibi hallerde, fail gerçekleşebileceğini muhtemel gördüğü neticeleri önceden düşünmüş ve öngörmüştür. Yani kastın birinci unsuru vardır; bunlardan başka bir ihtimale rağmen hareketinden caymamak ve bunu yapmakla, sözü geçen ikinci derecedeki ve muhtemel neticelerin gerçekleşmesini de istemiştir. Her ne kadar açık ve seçik bir isteme yoksa da, aynı sonucu doğuran, bir istememiş olmama vardır. Bu nedenle, kastın iki unsuru da ihtimalin öngörülmesi halinde gerçekleşmiştir." Keza, 04.02.1997 tarihli ve 1996/300 E. -1997/4 K. sayılı içtihadında Yüksek Genel Kurul; "Sanık ile maktüle ... Gider resmen evli olup, sanığın yeğeni ... ile maktüle ilişki kurmuşlar, Taşova İlçesinden Bornova'ya giderek birlikte yaşamaya başlamışlardır. Sanık ile maktüle boşanmak üzere anlaşmışlarsa da, sanık zina suçu nedeniyle savcılığa başvurarak şikayetçi de olmuştur. Buna kızan ölen ..., zaman zaman sanığa telefon edip mutlu olduklarını söyleyerek ... ile olan cinsel ilişkilerinin ayrıntılarını anlatıp sanığı huzursuz etmeye başlamış, sanık da bu anlatılanların etkisi ile eşi ...'yi öldürmeye karar vermiştir. Olay günü Taşova'dan tabancalı olarak Bornova İlçesinde ...'nin çalıştığı pastahaneye gelen sanık, eşine 2 el ateş edip vurduğu esnada yaptığı müteakip atışlarda ...'yi korumak ve sanığa engel olmak için araya giren ... ...'nu da tek mermi isabetiyle öldürmüştür. Bu biçimde gerçekleşen olayda ...nun 79. maddesinde düzenlenen işlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal eden kimse o ahkamdan en şedit cezayı tazammun eden maddeye göre cezalandırma hali sözkonusu olamaz. Bu itibarla direnme kararı yerinde değildir. İlk atışlarıyla maktuleyi vuran sanık, ona yönelik atışlarına devam ederken araya giren ve kendine mani olmak isteyen maktulü gördüğü ve ona da isabetin öngörülebilir olduğu bir ahvalde maktülü sakınmadan, onu bertaraf etmeye özenmeden, maktuleye yönelik atışlarını sürdürmesi ve bu sırada vaki kayma-sekme-saptırma gibi herhangi arıza nedeni ile maktulün de vurulmasını gerçekleştirdiği anlaşıldığından; maktulün ölümünden dolayı ...nun 52. maddesi delaletiyle 448, 51/2, 59. maddelerinin uygulanması gerektiği..." yönündeki Özel Daire kararını yerinde bulmuştur. Anılan kararın karşı oyunda (S. Selçuk) da belirtildiği gibi aslında somut olayda uygulanma koşulları bulunmadığı hâlde verilen cezanın TCK'nın 52, 51/2, 59. maddelerinin uygulanması suretiyle indirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. 01.06.2005 tarihinde mer'iyet kazanan TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasında kast; "Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise olası kast; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır." ifadesiyle tanımlanmıştır. TCK'nın 21. maddesinin birinci fıkrasının gerekçesine göre; "Kast, kişi ile işlediği suçun maddi unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur..." Aynı maddenin ikinci fıkranın gerekçesinde de; "...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir..." açıklamalarına yer verilmiştir. Bu tanıma göre kast; kanunda suç olarak tanımlanmış tipik eylemin/unsurlarının bilerek icra olunmasını ve suçun unsurlarının, öngörülmüşse neticenin gerçekleşmesini istemeyi kapsayan iradedir. Kastın, bilme ve isteme olmak üzere birlikte bulunması gereken iki unsuru vardır. TCK'nın kabul ettiği suç teorine göre haksızlığın işlenme yöntemlerinden biri olarak kastın, iradi hareketle birlikte neticeyi de kapsayan bir konumda bulunduğu söylenmelidir. Keza suçun konusuna ilişkin bilginin de kastın bilme unsuruna dâhil olduğunda kuşku yoktur. Doğrudan kastta, kastın bilme unsuru belirgindir. Burada failin bütün maddi unsurları hakkındaki bilgisi tamdır, kesindir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Seçkin Yayınları, s.170). Buna karşın fail, işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kastla hareket etmiş olacaktır. Kanuni düzenlemeye göre de kastın bir türü olduğunda tereddüt bulunmayan olası kastla ilgili tanımda; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır." ifadesiyle yetinilerek, kastın bilme ve isteme unsurlarına yer verilmediği görülmektedir. Bilme unsuru yerine öngörme kavramı kullanılmışken, esasen kurumu, bilinçli taksirden ayıran kabullenme unsuru ancak maddenin gerekçesine dercedilmiştir. Bu haliyle kasttaki isteme unsurunun yerine de kabullenme şartının ikame olunduğu görülmektedir. Olası kast, kastın bir türü olduğuna göre, bu kast şeklinde de tam olmasa da bilme ve isteme unsurları aranmaktadır. Tipikliğin gerçekleşmesinin muhtemel olarak öngörülmesi olası kastın bilme unsurunu, bu ihtimal öngörmesinin yanı sıra failin fiilinin sebebiyet verebileceği neticenin gerçekleşmesini kabullenmesi veya kayıtsız kalması ya da katlanması ise isteme unsurunu oluşturmaktadır (Koca- Üzülmez, s. 175). Yüksek Genel Kurula göre de (03.06.1985 tarihli ve 83-330 sayılı karar); "...başka bir ihtimale rağmen hareketinden caymamak ve bunu yapmakla, ikinci derecedeki ve muhtemel neticelerin gerçekleşmesi de istenmiş olur. Her ne kadar açık ve seçik bir isteme yoksa da, aynı sonucu doğuran, bir istememiş olmama vardır." Bu durumda olası kasttaki (bilmenin), suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceği yönündeki muhtemel öngörmeden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Şayet bu öngörme muhtemel değil kesin ise iradenin doğrudan kasta ilişkin olduğu sonucuna ulaşılır. Olası kast failin, esas amacını gerçekleştirirken öngördüğü yan neticeler hakkında tatbik kabiliyeti bulan bir kurumdur. Olası kastla hareket eden fail, ulaşmak istediği esas amacı uğruna suçun maddi unsurlarının gerçekleşmesini göze almaktadır. Fiilin icrasından imtina etmek yerine hareketinin yan neticelerini kabul etmektedir. Bu kapsamda, esas (ana) netice failin hareketiyle ulaşmaya çalıştığı neticelerken; yan neticeler ise failin hedefleri dışında kalmakla birlikte husule gelmeleri fail tarafından kesin veya mümkün görüldüğü neticelerdir. Bu anlamda, esas neticeler gerçekleşmemeleri halinde adeta failin tüm planını suya düşüren neticelerdir. Fail, esas (ana) neticelerin gerçekleşmesini, bizatihi bunların kendisi bakımından vereceği neticeler için istemektedir. Buna mukabil, ister zorunlu ister mümkün görülsünler, failin hareketi neticesinde husule gelen yan neticelerin gerçekleşip gerçekleşmemesinin, failin planlarının hayata geçmesi bakımından bir ehemmiyetleri yoktur. Bunlar, vakıanın gelişim seyri içinde ortaya çıkmaları öngörülen, fakat genellikle arzu edilmeyen neticelerdir (Bozbayındır Ali Emrah, Türk ve Mukayeseli Ceza Hukukunda Olası Kast Kavramı ve Sınırları, Adalet Yayınevi Ankara, 2018, s. 365). 2. Suça İştirak ve Müşterek Faillik Bir kişi tarafından işlenmesi mümkün olan bir suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi halinde sorumluluk statüleri suça iştirak hükümlerine göre belirlenecektir. 765 sayılı TCK'da suça asli ve fer'i iştirak ayrımı yapılmakta iken 5237 sayılı TCK'da suça iştirak şekilleri faillik ve şeriklik olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 64/1. maddesinde suça asli iştirak düzenlenirken "fiili irtikap etmek" ve "doğrudan doğruya beraber işlemek" ifadelerine yer verilmiştir. "Fiili irtikap etmek ancak suçun kanuni tarifine uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi, yani, icrai hareketlerin yapılması halinde söz konusudur." (Dönmezer/Erman 2. Cilt, s. 1287; Önder, Genel Hükümler 2 s. 503) "Fiili doğrudan doğruya beraber işleyen ifadesinden fiili icra eden kişi ile diğer şahsın bir işbirliği söz konusudur. Ve onun fiiliyle suçu meydana getiren icrai hareketlerinin aynı zamanda olması gerekmektedir." (Dönmezer/Erman, s. 1288; Önder, s. 504). Müşterek faillik, 5237 TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında; "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Madde gerekçesinde; "...Asli iştirak feri iştirak ayrımının en önemli sakıncası, kişinin suçun işlenişine katkısının gerçekleştirilen suçun bütünlüğü içerisinde değil, ondan bağımsız olarak ele alınmasıdır. Örneğin bir iş yerinde işlenen silahlı yağma suçunda, dışarıda gözcülük yapan kişinin fiilinin yağma suçunun bütününden bağımsız olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle gözcülük yapan uygulamada bazen asli fail bazen de fer'i fail olarak sorumlu tutulmaktadır. Bu sistemde suçun işlenişine iştirak eden kişilerin çoğu zaman asli fail olarak mı, yoksa fer'i fail olarak mı sorumluluğu gerektiği duraksamaya yer vermeyecek bir biçimde saptanamamaktadır. Halbuki örnek olayda gözcülük yapma fiilinin diğer kişilerle birlikte işlenen yağma suçunun gerçekleşmesine olan etkisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde diğer suç ortaklarıyla suçun işlenişi üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu sonucuna ulaşılırsa fail olarak sorumlu tutulması gereklidir... Hükumet Tasarısında da benimsenen 'asli iştirak', 'fer’i iştirak' ayırımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı sonuçlaması ve uygulamada zorluk ve duraksamalara neden olması dolayısıyla, bu ayrımı esas alan düzenleme tasarıdan çıkarılmıştır. Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir. Yeniden düzenlenen maddenin birinci fıkrasına göre suçun kanuni tanımında öngörülen fiili gerçekleştiren kişi fail olup; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda, bu kişilerin her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda, fiilin icrası veya sonuçsuz kalması ortak faillerden her birinin elinde bulunmaktadır. Örneğin suç ortaklarından birinin cebir veya tehdit kullanarak mağduru etkisiz hâle getirdiği, diğerinin de üzerindeki para ve sair kıymetli eşyayı aldığı yağma suçunda her iki suç ortağının suçun işlenişine yaptıkları katkı, suçun icrası açısından birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Dolayısıyla, her iki suç ortağı, suçun işlenişi üzerinde ortak bir hakimiyet kurmaktadır. Suç ortaklarının iştirak katkılarının karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamadığı durumlarda da müşterek faillik mümkündür. Bazı hallerde failler, her biri suçun kanuni tanımındaki bütün unsurları tek başına gerçekleştirmek üzere, bir anlaşmaya varabilir. Örneğin bir kişiyi öldürmek için aralarında anlaşmış olan beş kişi, amacın gerçekleşme ihtimalini daha da yükseltmek için, aynı anda mağdurun üzerine ateş ederler. Ateşlenen mermilerden bir kısmı mağdura isabet eder, bir kısmı ise etmez. Bu örnek olayda bütün suç ortakları ortak bir suç işleme kararına dayanarak birlikte hareket etmektedirler. Bu beş suç ortağının ateşlediği mermilerden sadece bir tanesinin mağdura isabet edip ölümüne neden olması halinde dahi, tamamlanmış kasten adam öldürme suçundan dolayı bu kişilerden her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaktır. Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır. Belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur..." şeklinde failliğin temel unsurları belirlenmiştir. Bu yönüyle madde gerekçesinin, müşterek failliğin açıklanması için yeterli bilgi içerdiği söylenebilir (CGK'nın 26.04.1982 tarihli ve 114-171 sayılı kararı). 5237 TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen müşterek faillikten bahsedebilmek için; suçu birlikte işleme kararı ve fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurma şartlarının beraber gerçekleşmesi gerekmektedir. Müşterek faillikte her bir suç ortağının suçun işlenişine bulundukları katkıların icra ettiği fonksiyon, suç planının başarıyla sonuçlanması ihtimalini arttırmak olduğu görülür. Her bir suç ortağının suçun işlenişine bulunduğu katkının eş değer olduğu anlaşılır. Zaten bu nokta, müşterek faillik açısından aranan hususlardan birisidir. Neticenin gerçekleşmesi, iştirak statülerinin belirlenmesinde önemi haiz değildir. Müteadit suç ortağı suçun kanuni tarifindeki fiili bizzat gerçekleştirmeyi kararlaştırmakla ve müşterek hareket etmekle beraber, mermilerden bir kısmı mağdura isabet etmemiş olabilir. Böyle bir durumda mesele, bütün suç ortaklarının şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) prensibi gereğince adam öldürmeye teşebbüsten dolayı mı yoksa tamamlanmış adam öldürme suçundan dolayı mı sorumlu tutulmaları gerektiğidir. Hemen ifade etmek gerekir ki, örnek olayımızda bütün suç ortakları müşterek suç işleme kararına istinaden hareket etmektedirler ve suçun icrai hareketlerini müştereken gerçekleştirmektedirler. Bu yirmi suç ortağının ateşlediği mermilerden sadece bir tanesinin hedefe isabet etmesinde dahi, bir tamamlanmış kasten öldürme suçunun mevcut olduğu fakat, bu suçun faili tek kişi olmayıp, yirmi kişiden müteşekkil bir grup olduğunu kabul etmek gerekecektir. Nasıl ki bir kişi mağduru öldürmek için yirmi el ateş edip de bunlardan sadece bir tanesinin hedefe isabet etmesi halinde hukuki anlamda hareket birliğinin mevcudiyeti nedeniyle, bu kişiyi tamamlanmış bir kasten öldürme suçundan ve on dokuz defa kasten öldürme suçuna teşebbüsten dolayı sorumlu tutmuyorsak; olayımızda da aynı düşünceden dolayı bütün suç ortaklarını bir tek tamamlanmış kasten öldürme suçundan dolayı sorumlu tutmak gerekecektir. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Bahse konu maddenin gerekçesinde de yer verildiği üzere belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının, suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur. Müşterek faillerden birinin kastının diğerine göre daha yoğun olması, müşterek fail olarak sorumlu tutulmasını engellemez. Suçun icrasına başlanmadan önce veya en geç icrası sırasında oluşması gereken birlikte suç işleme kararı, müşterek faillik için yeterlidir. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bir bağdır (CGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir. Doktrinde bir kısım yazarlarca, kararlaştırılan hareketlerin sınırı dışında kalıyorsa meydana gelen farklı suçtan, sadece bu hareketleri yapanların mesul bulundukları; yok eğer kararlaştırılan hareketlerin kapsamı içinde ise ortaya çıkan farklı sonuçtan (kararlaştırılandan daha hafif veya daha ağır olup olmadığına bakılmaksızın) bütün ortakların birlikte sorumlu olacakları ifade edilmiştir (Nevzat Toroslu, Haluk Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, 2019, s. 347). Diğer bir kısım yazarlar ise bu açıklamalara ilaveten, anlaşma dışında kalan netice ile suç ortaklarının hareketleri arasında nedensel bir bağ bulunması gerektiği, ortaklardan birinin anlaşma dışı olarak işlemiş olduğu suçun, öteki ortakların hareketlerinin nedensel bir sonucu olmasının lüzumlu olduğu, ortada böyle bir nedensel bağ yok ise anlaşma dışında kalan suçtan sadece eylemi icra eden failin sorumlu tutulacağı ve en nihayetinde meydana gelen neticenin beşeri deney kurallarına göre olağan ve öngörülebilir bir netice olması gerektiğini dile getirmektedirler (Hafızoğulları-Özen, s.343 vd). Birlikte suç işleme kararı olmaksızın birbirinden habersiz birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi hâlinde ise yan yana faillik söz konusu olacaktır. Ancak suçun failleri arasında böyle bir müşterek suç işleme kararı mevcut değilse, bu kişilerin müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu bizzat kendi davranışları göz önünde tutularak tayin etmek mümkün olacaktır (Özgenç, s. 519). Adalet Komisyonu Raporu'nda; "Hükumet tasarısına 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan aktarılan pek çok hüküm, suç teorisinin verileriyle bağdaşmadığı için metinden çıkarılmıştır...Keza iştirake ilişkin genel nitelikteki hükümler karşısında,failin bilinmemesi başlıklı 232 ve Kavga başlıklı 233 üncü maddeler, gereksiz görülerek metinden çıkarılmıştır." ifadelerine yer verilerek, hem mülga Kanun'un 463 vb. maddelerinin mahiyetleri itibarıyla birer özel iştirak hükmü olduğuna işaret edilmekte -ki CGK da aynı düşüncede olmuştur (CGK'nın 23.11.1981 tarihli ve 1981/214 E. - 385 K. sayılı içtihadı)- hem de, 463, (464,) maddeleriyle belirlenen sorumluluk alanının açıkta bırakılmayıp sorunun iştirak hükümlerine göre çözülmesi önerilmektedir. 3. Teşebbüs 5237 sayılı TCK'nın "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesi şöyledir; “(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” TCK’nın teşebbüsü düzenleyen 35. maddesinde; 765 sayılı TCK’nın aksine teşebbüs hâlinde cezanın belirlenmesi ile ilgili olarak eksik teşebbüs - tam teşebbüs ayrımına yer verilmemiş, adil ve eşit bir cezalandırma bakımından teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınması öngörülmüştür. Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, hazırlık hareketleri ve icra hareketleri olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşya için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/ Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Mahmut Koca/İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (CGK'nın 19.10.2010 tarihli ve 153-206 sayılı kararı) objektif teori- Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu/Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792-794, İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s. 315). Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır” şeklinde açıklanmıştır. 4. Olası kastla işlenen suçlarda teşebbüs Doktrinde kimi müellifler, olası kastın da doğrudan kast ile eşit seviyede bir kast türü olarak değerlendirilmesi gerektiğinden yola çıkarak, şayet olası kastla işlenen fiil hukuki değer bakımından somut tehlikeye yol açmışsa, olası kastın teşebbüse müsait olduğunu savunmaktadırlar. Bununla birlikte, doktrinde 765 sayılı Kanun döneminden bu yana tartışılan ve farklı gerekçelerle de olsa hâkim olan görüş, olası kastla teşebbüsün mümkün olmadığı yönündedir. Konu ile ilgili olarak doktrinde şu görüşler ileri sürülmektedir: İzzet Özgenç; "Türk hukukunda bir görüş, ‘olası (muhtemel, gayrimuayyen) kast netice ile belirlenir’ düşüncesinden hareketle, gerçekleşmesi muhtemel olan neticenin ancak gerçekleşmesi hâlinde failin bu neticeden dolayı sorumlu tutulabileceği fikrindedir. Buna karşılık, Alman doktrininden esinlenen diğer bir görüşe göre, olası kastla işlenen suç açısından da teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Zira, kanun teşebbüs açısından failin kasten hareket etmesini aramaktadır. Fakat bu kastın doğrudan veya muhtemel; muayyen veya gayrimuayyen kast olması arasında bir ayrım yapmamıştır. Her ne kadar Kanun’un teşebbüse ilişkin hükümlerinde (m.35) genel olarak kast kavramı kullanılmış ise de; kanımızca, işlenen fiilin muhtemelen sebebiyet vereceği neticenin gerçekleşmemesi hâlinde; bu netice açısından faili teşebbüs hükümlerine göre sorumlu tutmamak gerekir. Aksi takdirde sorumluluk alanını katlanılamayacak ölçüde genişletmiş oluruz" (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 12. Bası, 2016, s. 464), Koca/Üzülmez; "Olası kastla işlenen suçlara teşebbüs olmaz. 'Olası kast netice ile belirlenir' kuralı gereğince, hangi netice gerçekleşmiş ise fail bunlardan sorumludur. Aksi takdirde, yani failin, fiilinin muhtemelen sebebiyet vereceği bir neticeden teşebbüs hükümlerine göre sorumlu tutulması hâlinde, sorumluluk alanı katlanılmaz şekilde genişletilmiş olur" (s. 181), Doğan Soyaslan; "Kanun 35. maddesinde, işlenmesi kastedilen bir suçtan ve 21/1. maddesinde de kastın suçun unsurlarını (netice dahil) kapsaması gerektiğinden söz ettiğine göre, olası kastla işlenen suçlara teşebbüs mümkün olmayacaktır. Çünkü olası kastta netice kastın kapsamı içine girmemektedir. Gerçekten 21. maddenin ikinci fıkrasına göre olası kast hâlinde fail suçun kanuni tanımındaki unsurları öngörmekte, ama isteyip istemediği belli olmamaktadır. Doğrudan kastta failin bir amacı vardır ve bu amaç fail tarafından gerçekleştirilmek üzere fiil yapılmıştır. Olası kastta failin bir amacı yoktur, en azından belirsizdir. Bu kavramları teşebbüs açısından değerlendirdiğimizde, olası kastla işlenen suçun teşebbüsle uyuşamayacağı sonucuna varmak gerekir. Çünkü bir suç işlemek için girişimde bulunan kişinin belli bir amacı veya hedefi vardır. Öte yandan olası kastla işlenen suçlarla teşebbüsü bağdaştırmak ceza normlarının uygulanma alanını çok genişletecektir" (Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, 2016, s. 328), Nevzat Toroslu/Haluk Toroslu; "Teşebbüs halinde kalmış suçtaki kast, bütün unsurları itibarıyla tamamlanmış suçu işlemek isteğinden ibarettir. Burada suçu sonuna kadar götürme kastı söz konusu olduğundan, teşebbüs hâlinde kalmış suça ilişkin kastın, işlenmek istenen tamamlanmış suça ait kastın aynısı olduğu yolundaki yaygın görüş doğru sayılamaz. Böyle olsaydı, hedef alınan suç yönünden söz konusu olabilen bütün kast biçimlerinin ve bu arada olası kastın teşebbüs yönünden de geçerli olması gerekirdi. Oysa durum böyle değildir. Kast tipik fiili bilmek ve istemek olduğuna göre, teşebbüs hâlinde kalmış suçlarda bu, işlenmesi kastedilen bir suçu işlemeye elverişli davranışları gerçekleştirmek bilinç ve iradesinden ibarettir. Şu halde, fail ancak doğrudan kast ile hareket etmiş ise teşebbüs hâlinde kalmış suç söz konusudur; buna karşılık, aleyhte kıyas yasağını ihlal etmeksizin, olası kastlı teşebbüsün cezalandırılması mümkün değildir" (s. 304), Kayıhan İçel; "Olası kast, taksirde olduğu gibi istisnai bir kusur türü olduğundan, sonuç alt unsuru gerçekleşmeden bu tür kastından dolayı failin cezalandırılmaması gerekir. Aksi takdirde, 'olasılığa göre cezalandırma'nın sınırlarını çok genişleten ve keyfiliğe olanak veren bir durum yaratılmış olur" (Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Bası, Beta Yayınları, İstanbul 2017, s. 508), Bekir Boga; TCK’nın 35. maddesinde yer alan “işlemeyi kast ettiği” ifadesini, olası kast ta kastın bir türü kabul edildiğine göre, ancak doğrudan kastla sınırlandırmak mümkün görünmemektedir. Buradaki kast ibaresi, modern kast anlayışına uygun olarak kastın tüm hâllerini kapsar şekilde anlaşılmalıdır. Bahse konu madde metnindeki “doğrudan doğruya” ibaresinin doğrudan kastı işaret etmediği, doğrudan doğruyalığın, kastı değil icra hareketlerini nitelendirdiği her türlü şüpheden uzak olmalıdır. (Bekir Boga, Olası Kastla Suça Teşebbüs Nedeniyle Ceza Sorumluluğunun Kabul Edilebilirliği, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, 2024, Cilt: 12, Sayı; 2, s. 93-111). Bozbayındır; Olası kast kurumunun yapısı, niteliği ve sınırlarıyla birlikte teşebbüs normumuzun objektif niteliği bir arada değerlendirildiğinde olası kastla teşebbüsün kural olarak bağdaşmayacağı neticesine uluşılmalıdır.( Bozbayındır, age s.336-339), Dönmezer/Erman; Belirsiz (gayrimuayyen) kast bakımından en önemli husus, maksadın dışında kalan neticeler gerçekleşmediğinde failin sorumluluğuna gidilememesidir. Doğrudan kastın bulunması halinde maksat, yani netice gerçekleşmediği takdirde fail teşebbüsten dolayı cezalandırılır. Oysa olası kastla hareket eden kimse herhangi bir sebeple öngördüğü olanaklı veya olası neticeler gerçekleşmezse bundan dolayı teşebbüs nedeniyle dahi cezalandırılmaz ve belirli olmayan (gayri muayyen) kastta “netice kastı belirler” kuralı uygulanır. (Dönmezer/Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Der Yayınları, 14. Bası, İstanbul, 2019, Cilt II, s. 484). Şu kadarı var ki, kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur (TCK madde 35/1). Bu hâliyle 35. maddede, işlenmesi kast edilen suçun, münhasıran doğrudan kast kapsamında kalan bir suç olması gerektiğine dair bir sınırlama öngörülmemiştir. Dolayısıyla kanuni düzenleme noktasında, olası kast sebebiyle sorumlu tutulan suç açısından, teşebbüs hükümlerinin uygulanmayacağı sonucuna ulaşmayı zorunlu kılan normatif bir dayanaktan söz edilemez. Bu noktada sorunun kaynağının, yasal düzenleme değil, suç teorisi bağlamında olası kast ve teşebbüs kurumlarının ontolojik yapısı ile ilgili olduğunun tespiti ile yetinilecektir. 5. Hedefte sapma ve müşterek faillik Doktrinde konu ile ilgisi bakımından uygulamayla paralellik arz eden görüşler şöyledir; Failin birini kastederek başka bir kişinin de ölümüne veya yaralanmasına neden olduğu çift neticeli sapma halinde; sapma sonucu gerçekleşen fiil açısından olası kastın olduğu kabul edilirse, söz konusu kast türüne de müşterek faillik kabul edildiğinden faillerin fikri içtima kuralı gereği sorumlu olması ve bu kişilere en ağır suçtan ceza verilmesi gerekmektedir. Fakat tek fiil bulunsa dahi, fikri içtimanın kabul edilmediği hallerde (Örneğin TCK'nın 43/3. maddesi) her bir ortak her iki fiil nedeniyle ayrı ayrı sorumlu olmalıdır (Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022, s. 811). Böylece sapma hâlinde birden fazla fiil söz konusu olacağından TCK'nın 44. maddesinde öngörülen "bir fiilin bulunması" koşulu gerçekleşmemiş olacak ve sapma hâlinde fikri içtima hükümleri uygulanamayacaktır. Mevcut hukuki düzenleme de dikkate alındığında sapma hâlinde sorumluluğun kast ve taksir hükümlerine göre değerlendirilmesi ve gerçek içtima kurallarının uygulanması gerekmektedir (Dönmezer/Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Der Yayınları, 14. Bası, İstanbul, 2019, Cilt II, s.687-688). Hedefte sapma sonucu çift neticeli sapmanın meydana geldiği durumlarda, failin meydana gelen neticeler bakımından kusuruna göre sorumlu tutulması gerekmektedir. Failin gerçekleştirmek istediği netice bakımından tamamlanmış bir suç gibi sorumlu olacağı, sapma sonucu gerçekleşen diğer neticeden ise olası kastı veya taksiri ile sorumlu olacağı gözetilmelidir (Hedefte Sapma ve Ceza Sorumluluğu, Özge Ceren Yavuz, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2020, s. 117-118). 6. Bu açıklamalar ışığında iştirak, olası kast ve teşebbüs ilişkisi ile ilgili olarak şu değerlendirme ve sonuçlara ulaşmak mümkündür: Evvela, olası kastla işlenen suçlarda iştirak kurallarının uygulanıp uygulanamayacağı sorununun, bu suçlarda teşebbüsün mümkün olup olmadığından farklı bir mes'ele olduğu görülmelidir. Olası kastla işlenen suçlarda teşebbüs sorunu, suç teorisi bağlamında olası kast ve teşebbüs kurumlarının ontolojik yapısı ile ilgili bir sorundur. Olası kast hâlinde sorumluluğun neticeye göre belirlenmesi başka, bu neticeden kim(ler)in sorumlu tutulması gerektiği başka bir mes'eledir. Yani "olası kast halinde sorumluluğun neticeye göre belirlenmesi", olası kast-teşebbüs, bu neticeden kim(ler)in sorumlu tutulması gerektiği ise olası kast-iştirak ilişkisi ile ilgili iki ayrı sorundur. Bu iki sorunun, birbirine karıştırılmadan; kurumların özgün yapıları, ceza hukukunun temel ilkeleri ve mantık kuralları ışığında çözülmesi gerekir. a. Genel olarak Öncelikle ifade etmek gerekir ki; Yüksek Ceza Genel Kurulu, hukuk devleti ilkesinin ceza hukuku bağlamında en temel yansıması olan kanunilik prensibinin öneminin idrakindedir. Bu cümleden olarak, Anayasa'nın 38, İHAS'ın 7 ve TCK'nın 2. maddelerinde de ifadesini bulan "Kanunsuz suç ve ceza olmaz" şeklindeki kadim kurala mutlak bir hassasiyet gösteregelmekte, yorum faaliyetinin kesin sınırlarının, hukukun kadim kurum ve kavramlarının otantik anlamlarından, temel ilkelerinin evrensel içeriklerinden koparılmaması zarureti olduğunu kabul etmektedir. Keza mülga 765 sayılı Kanun'un, "versari in re illicita" (haksız durumda bulunan kimse, bundan doğan tüm sonuçlardan sorumludur) anlayışına dayanan düzenlemelere yer vermişken, özellikle olası kastla işlenen hayata yönelik suçlar bakımından, "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkelerine aykırılık taşıdığı yönündeki eleştirileri de dikkate alan kanun vazıının, bu kez 5237 sayılı Kanun'da kusura dayalı sübjektif sorumluluk esasını kabul ettiğini içtihadlarına yansıtmaktadır. Bununla birlikte Kurulumuz aynı hassasiyeti, her biri değer olarak bir hakkı koruyan ceza hukuku normlarının da, hak eksenli yoruma tabi tutularak, adil ve hakkaniyete uygun bir denge inşası suretiyle, ihlal edilen hakkın yerine ikamesi hususunda da taşımaktadır. Bu noktada verdiği kararların, mahşeri vicdanda ma'kes bulması, toplumda bir karşılığının olması gerektiğine inanmaktadır. Ceza Genel Kurulu, kanunda açık bir düzenleme bulunmamasına rağmen yukarıda ilgili bölümde yer verilen örneklerde (CGK'nın 04.02.1997 tarihli ve 1996/300 E. -1997/4 K. sayılı içtihadı) olduğu gibi ceza hukukunun kendi imkân ve dinamiklerini kullanarak somut olay adaletini de temin etmeye çalışmaktadır. Mesela bu kabilden olan 23.11.1981 tarihli ve 1981/214 E. - 385 K. sayılı ve 26.09.1988 tarihli ve 243-3199 sayılı kararlarında Genel Kurul; "...beş kişiden dördünün ateş edip, birisinin etmediği ancak ateş etmeyenin kim olduğunun tespit edilemediği ahvalde yerleşmiş ve tartışmasız uygulama gereği hepsini 'belli olmayan asli failin fer'i faili' olarak" 765 sayılı TCK'nın 65/3. maddesini kullanarak cezalandırmak gerektiğine içtihad eylemiştir. Genel Kurulun ifadesiyle; bu nevi yaklaşımlar "..bir uygunluk, bir muadelet, adalet meselesidir." Birden fazla failin katıldığı ve asli failin tespit edilemediği olaylarda asli maddi iştirakin (madde 64), "fiili irtikap edenler" grubuna dahil olanlarına; "neticenin irtikapçılar arasında ve fakat ortada kaldığı" hallerde uygulanması mümkün olan mülga 765 sayılı TCK'nın 463.maddesinin muadiline, 5237 sayılı TCK'da yer verilmemesi uygulamada bazı istifham ve tereddütlere yol açmıştır. Oysa Adalet Komisyonu Raporu'nda; "Hükumet tasarısına 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan aktarılan pek çok hüküm, suç teorisinin verileriyle bağdaşmadığı için metinden çıkarılmıştır...Keza iştirake ilişkin genel nitelikteki hükümler karşısında,failin bilinmemesi başlıklı 232 ve Kavga başlıklı 233 üncü maddeler, gereksiz görülerek metinden çıkarılmıştır." ifadelerine yer verilerek, hem mülga Kanun'un 463 vb. maddesinin mahiyeti itibarıyla özel bir iştirak hükmü olduğuna işaret edilmiş -ki CGK da aynı düşüncede olmuştur (CGK'nın 23.11.1981 tarihli ve 1981/214 E. -385 K. sayılı içtihadı)- hem de 463. maddeyle belirlenen sorumluluk alanının açıkta bırakılmayıp sorunun iştirak hükümlerine göre çözülmesi önerilmiştir. Gerçekten 5237 sayılı Kanun'un kabul ettiği; fiil üzerinde müşterek hâkimiyet esasına dayanan iştirak kurumuna göre, müşterek faillerin fiili irtikap edenler veya doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlardan hangi gruba dahil olduğunun bir önemi olmadığı gibi tipik neticenin, müşterek faillerden hangisinin eylemi nedeniyle gerçekleştiğinin de bir kıymeti bulunmamaktadır. Bu haliyle 5237 sayılı Kanunun iştirak hükümlerinin, 765 sayılı TCK döneminde sorun olarak görülen durumlar için daha kapsayıcı çözümler üretme fırsatı sunduğu açıktır. b. İştirak - olası kast ilişkisi yönünden Yargıtay 1. Ceza Dairesi bazı kararlarında (12.12.2013 tarihli ve 2011/4612 E. - 2013/7724 K., 19.12.2006 tarihli ve 2006/2953 E. - 2006/5813 K. sayılı gibi) olası kastla işlenen suçlarda da iştirak hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmekle birlikte çoğu kez (1.CD'nin 02.07.2013 tarihli ve 2135-4740, 29.12.2014 tarihli ve 4898-6720, 21.01.2015 tarihli ve 4412-100, 24.02.2015 tarihli ve 4619-911, 20.05.2015 tarihli ve 1120-3225, 27.02.2019 tarihli ve 4113-1195, 20.03.2019 tarihli ve 5762-1750, 14.01.2020 tarihli ve 3864-90, 08.12.2021 tarihli ve 10728-14799 sayılı kararları) "olası kasıtla işlenen suçlarda, oluşan neticeye göre karar verilmesi gerektiğini, bu nevi suçlara iştirakin yasal zeminde mümkün bulunmadığını" kabul etmektedir. Özel Daire, Ceza Genel Kurulunun 14.04.2015 tarihli 2014/1-256 E. 2015/100 K. ve 18.10.2018 tarihli 2017/1-908 E. 2018/445 K. sayılı kararlarına da atıf yaparak verdiği benzer kararlarında da özetle; olası kastla işlenen suçlarda neticenin kastı belirleyeceği kuralının geçerli olduğunu ve failin ancak meydana gelen neticeden sorumlu tutulabileceğini, gerçekleşme ihtimali bulunan neticelere teşebbüsün mümkün bulunmadığını, buna bağlı olarak da olası kastla hareket eden birden fazla failin tali neticeden sorumlu tutulabilmeleri için neticenin kimin eylemi ile meydana geldiğinin kesin olarak tespit edilmesi gerektiğini, tali neticeyi kim gerçekleştirmişse neticeden de yalnızca onun sorumlu tutulacağını benimsemektedir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 14.04.2015 tarihli ve 2014/1-256 E. - 2015/100 K. sayılı kararına göre; olası kast sorumluluğu failin hareketine bağlı gerçekleşen netice ile doğmaktadır. Bu nedenle karmaşık olaylarda olayla ilgisi olmayan mağdurun yaralanmasına neden olan kurşunun kimin silahından çıktığının tespit edilemediği durumlarda, illiyet bağı da tam olarak tespit edilememiş olduğundan sanıkların olası kast ile işlenen suçtan beraatlerine karar verilmelidir. Keza 18.10.2018 tarihli 2017/1-908 E. 2018/445 K. sayılı kararına göre de; olası kastı netice belirler. Dolus indeterminatus determinatur ab eventu kuralı gereğince, sanığın eylemi sonucu hangi netice gerçekleşmiş ise failin bundan sorumlu tutulması gerekir. Böylece dolaylı olarak Genel Kurul ve Özel Daire, birden fazla müşterek failin amaç netice için birlikte hareket ettikleri olayda, olası kastla işlenen ve fakat kimin fiili ile gerçekleştirildiği saptanamayan tali neticeden faillerin hiçbirinin sorumlu tutulamayacağı sonucuna uluşmaktadır (1. CD'nin 20.3.2019 tarihli ve E. 2018/5762 - K. 2019/1750 sayılı kararı). Gerek 37. maddenin gerekçesinde, gerekse doktrinde (Özgenç, s. 519, Akbulut Berrin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022, s. 811) belirtildiği üzere; iştirak iradesinin/suçu birlikte işleme kararının, kast kapsamında değerlendirilmesi gerekir ve "suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur.". Bu belirlemenin, kural olarak hem amaçlanan asıl/tipik netice hem de olası kastın şartlarının tekevvün ettiği hâllerde öngörülüp katlanılan tali netice yönünden geçerli olduğunun kabulü gerekir. Şöyle ki; öncelikle bu neticeye ulaşmayı engelleyen normatif bir düzenleme yoktur. Olası kastın, kastın bir türü olduğunda tartışma bulunmadığına göre kuralın, olası kastla işlenen suçlarda da iştirak hükümlerinin uygulanabilir olduğu yönünde saptanması lazım gelir. Keza bu kabulün; yukarıda ilgili bölümlerde de açıklandığı vechile, genel suç teorisi, iştirak iradesi ve müşterek hakimiyet esasına bina edilen faillik ve olası kast kavramlarının kurumsal yapıları ile de bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır. Esas itibarıyla bir kişi tarafından da işlenmesi mümkün olan bir suçun, çoğu kez neticeyi garanti altına alma adına birden faza müşterek failler tarafından icra edildiği iştirak durumunda, gerek irade (iştirak iradesi) gerekse icra (hareket) bakımından, aynı neticeye yönelen illi ve fonksiyonel, yek diğerini tamamlayan hareketlerin bütünsel, adeta tek suçu oluşturan tek külli bir fiil olma mahiyeti vardır. İştirakin söz konusu olduğu hâllerde, fail çoksa da suç tektir. Her müşterek fail, illi ve fonksiyonel/müessir katkısı nedeniyle tek haksızlığın bütününden, haksızlığın tamamının gerektirdiği kadar sorumludur, katkısı kadar değil. Kanunun kabul ettiği suç teorine göre haksızlık fiil ve neticeyi birlikte kapsadığı hâlde, sorumluluğun neden sadece netice üzerinden belirlenmesi gerektiği sorusuna, a priori kabullere dayanan önermeler dışında hukuken tatmin edici bir cevap vermek zordur. Hâlbuki kastın, failin hareketi gerçekleştirdiği esnada (da) bulunması gerektiği, fiilin neticeden bağımsız olarak bir haksızlık ifade ettiği ve bu hâliyle teşebbüsten dolayı cezalandırılabilirliği tartışmadan varestedir. Müşterek faillikten bahsedebilmek için fiil üzerinde hakimiyet yanında "suçu birlikte işleme iradesi"nin de mevcudiyeti gerekir. Müşterek faillerden birinin kararlaştırılan suçtan başka bir suçu veya kararlaştırılan suçun nitelikli veya ağır şeklini gerçekleştirmesi halinde, diğer müşterek faillerin gerçekleşeceğini (en azından) tahmin ettikleri, hesaba kattıkları, öngördükleri ve gerçekleşmesine katlandıkları bu neticelerden de sorumlu tutulacakları konusunda müstakar uygulamada tereddüt yoktur. Nihayet olası kastla işlenen öldürme ve yaralama (tali) neticesine müşterek faillerden kimin fiilinin neden olduğunun belirlenemediği hâllerde, hiç birinin sorumlu tutulamayacağının kabul edilmesi halinde faillerin olası kastla işledikleri fiilin haksızlığı ortadan kalkmamış ve ihlal edilen hak yerine kaldırılamamış olmaktadır. Vakıa, olası kast hâlinde iştirak hükümlerinin uygulanamayacağına dair doktrinde de hukuki temelleri sağlam bir görüş serdedilmiş değildir. Bilakis, olası kastla işlenen suçlarda müşterek faillerin ne şekilde sorumlu tutulacağı, doktrinde tartışma konusu olmuş bir husus değildir. Gerek Türk gerek Alman doktrininde müşterek faillerin doğrudan kastla hareket edebilecekleri gibi bazılarının doğrudan bazılarının olası veya hepsinin de belli neticeler bakımından olası kastla hareket edebilecekleri ve bu hâlde de müşterek failliğin bulunacağı tereddütsüz kabul edilmektedir (Mahmut Koca, Yargıtay Ceza Dairesi Kararlarının Değerlendirilmesi Sempozyumu, 2022, s. 103 vd). Şu hâle göre kural olarak; aa. Olası kastla işlenen suçlarda da iştirak hükümlerinin uygulanabileceği, bb. Müşterek faillerin doğrudan kast kapsamında kalan netice(ler) bakımından müştereken sorumlu oldukları durumlarda, her biri yönünden ayrı ayrı şartları oluşmuş olmak koşuluyla öngörülüp katlandıkları tali netice yönünden de olası kastla sorumlulukları cihetine gidilebileceği kabul edilmelidir. c. Olası kast - teşebbüs ilişkisi yönünden Farklı uygulamalar olsa da, dolus indeterminatus determinatur ab eventu kuralı gereğince, doktrin (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2013, s. 443-444., Mahmut Koca- İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara 2015, s. 170-171.,Zeki Hafızoğulları-Muharrem Özen; Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler, 9. Bası, US-A Yayınları, Ankara 2016, s. 309-310.,Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, s. 395.) ve uygulamada (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.04.2015 tarihli ve 2014/1-256 E. - 2015/100 K. sayılı, 18.10.2018 tarihli ve 2017/1-908 E. - 2018/445 K. sayılı kararları vb.) hâkim görüşe göre; "Olası kastı netice belirler." Yani sanık ancak eylemi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu olur. Ayrıca gerçekleşmeyen muhtemel neticeden dolayı da mes'ul tutulmaması gerekir. Olası kastın söz konusu olduğu durumlarda gerçekleşmeyen muhtemel neticelerden sorumluluk rejimi bakımından, artık istikrar kazanmış bu uygulamanın değiştirilmesini haklı gösterecek sebep ve hukuki temelleri sağlam gerekçeler bulunmamaktadır. Keza müstakar uygulamanın, olası kast kapsamında gerçekleşen muhtemel neticeden sorumluluğu da "suç vasfının, neticenin bulunduğu hal üzere değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği" sınırlamasına tabi tuttuğu görülmektedir. Mesela doğrudan kast kapsamında kalan netice bakımından, teşebbüs aşamasında kalan kasten insan öldürme (TCK'nın 81. maddesi) suçunu oluşturabilecek bir eylem, olası kast kapsamında gerçekleşen ve fakat aynı mahiyetteki muhtemel/yan netice bakımından kasten yaralama suçunu oluşturacaktır (Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 02.07.2013 tarihli ve 2135-4740, 29.12.2014 tarihli ve 4898-6720, 21.01.2015 tarihli ve 4412-100, 24.02.2015 tarihli ve 4619-911, 20.05.2015 tarihli ve 1120-3225, 27.02.2019 tarihli ve 4113-1195, 20.03.2019 tarihli ve 5762-1750 sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15.12.2016 tarihli ve 17072-20627 sayılı ilamları) Esasen ulaşılan bu netice, fiilin haksızlık içeriğinin ortadan kaldırılması için gerekli ve yeterli bir normatif değerlendirmenin ürünüdür. Ancak gerek müstakil gerekse müşterek fail olarak işlenen suç yanında, amaçlanan netice dışında ve olası kast kapsamında kalan (tali) bir neticenin de gerçekleştiği hallerde "olası kastı netice belirler" kuralının, anlam ve sınırlarının daha net belirlenmesi gerekmektedir: Karşılıklı silahlı çatışmada birbirlerine ateş eden iki grubun herbirinin kendi içlerinde müşterek fail olarak hareket ettikleri söylenebilirse de karşı yönden gelen iki ayrı grubun olası kastla neden oldukları netice bakımından tamamının müşterek faillik kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır. Bu nedenle iki ayrı grubun karşılıklı silahlı çatışması hâlinde, olay mahallinde bulunan kişilerin ölmesi veya yaralanması durumunda, her iki grubun da olası kastla hareket ettiği tespit edilse dahi, sorunun müşterek faillik kurallarıyla çözümlenmesi mümkün değildir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik uygulamaları da bu yöndedir (14.04.2015 tarihli ve 2014/1-256 E. - 2015/100 K. sayılı kararı vb.) Zira aynı yönde hareket eden müşterek faillerden her birinin diğer müşterek failin fiilinin de meydana getirebileceği muhtemel neticeleri öngörüp kabullendiğinden bahisle bu neticenin her birine isnadiyetinden söz edilebilirse de karşı gruplarda yer alan faillerin birlikte suç işleme kararı çerçevesinde hareket ettiğini kabul etmek olanaksız olduğundan her iki grupta bulunan müşterek failleri meydana gelen netice bakımından müstakil fail olarak kabul etmek gerekir. Bu kabule bağlı olarak da neticenin müstakil failler uhdesinde ve fakat ortada kaldığı hâllerde, aralarında iştirak ilişkisi belirlenemeyen birden fazla müstakil failin sorumluluk statüsünde olduğu gibi (CGK'nın 19.03.1979 tarihli ve 51-128 sayılı, 1.CD'nin 07.11.2024 tarihli ve 7835-7447 sayılı ve 04.06.2024 tarihli ve 4611-4136 sayılı kararları vb.) tüm faillerin tamamlanmış suçtan değil ancak bu suça teşebbüs etmekten sorumlu tutmak gerekir. Esasen her bir failin fiilinin; tespit edilen bölümünün ve haksızlık içeriğinin, olası kast kapsamında kalan netice bakımından asgari düzeyde teşebbüs aşamasına ulaştığı bir realitedir ve bu noktaya kadar sanığın yararlanabileceği şüpheli bir alan yoktur. Maamafih bu durumda doğrudan netice merkezli bir değerlendirme ile illiyet bağı üzerinden hareketle faillerden hiçbirinin sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşılacak olursa, faillerin olası kastla işledikleri fiilin haksızlığı da ortadan kalkmamış olacaktır. Hukuk devletinde, "Kötülüğün ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır (Platon)". Netice itibarıyla karşı gruplar arasında yaşanan silahlı çatışmada olası kastla işlenen ve fakat kimin fiili ile gerçekleştirildiği saptanamayan tali netice bakımından; haksızlık teşkil eden fiillerinin kesin olarak ispatlanan nitelik ve içeriğiyle sınırlı olarak her bir failin olası kastla teşebbüs derecesinde sorumlu tutulması, suç vasfının da muhtemel neticeye göre değil ve fakat gerçekleşen neticeye göre belirlenmesi gerekir. B. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Niteleme Katılanlar ile sanıkların akraba olup Niğde ili merkez ... Kasabası’nda ikamet ettikleri, adliyeye de yansıyan bir olay nedeniyle aralarında husumet bulunduğu, 25.06.2010 tarihinde katılan ...’in ailesi ile birlikte kasabadaki bir düğüne katıldığı, evine döneceği saat 22.00 sıralarında sanık ...’nın oğlu, sanık ...’ın ise kardeşi olan inceleme dışı sanık ...’ın yanında arkadaşları da olduğu hâlde ...’in yolunu keserek mahkemeden bir kağıt geldiğini söyleyip sebebini sorduğu, ...’in "Ne olduğunu sen daha iyi bilirsin." diyerek yerden aldığı taşı ...’a fırlattığı, bunun üzerine ... ve yanındakilerin ... ve eşini darp ettikleri, ...’ın tabancanın kabzası ile ...’e vurduğu, babasının dövüldüğünü gören maktulün ağabeysi olan katılan ...’nın eline geçirdiği bir ucu keskin alet ile ...’ın başına birkaç kez vurduğu, yere yığılan ...’ın arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldığı, ... ve ailesinin ise evlerine döndükleri, ...’ın başına aldığı darbe nedeniyle gerekli grafilerin çekilmesi amacıyla saat 22.30’da Niğde Devlet Hastanesine sevk edildiği, bu durumu öğrenen sanık ...’nın aynı zaman diliminde katılan ...’in evinin önüne giderek "..., çık ulan dışarı, kahpe avratlı, seninle görüşeceğiz." şeklinde bağırıp hakaret ettiği, ...’in karşılık vermediği, bir müddet sonra sanık ...’nın oradan uzaklaştığı, devamında ...’in darba maruz kaldığı akşamki olay nedeniyle kolluğa müracaat ettiği, adli raporunun alınması için katılan ...’in de Niğde Devlet Hastanesine sevkinin yapıldığı, bu esnada inceleme dışı sanık ...’ın arkadaşlarının, sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’i arayarak kardeşlerinin başına keser ile vurulduğunu, durumunun çok ağır olduğunu, acil gelmeleri gerektiğini söyledikleri, İstanbul’da ikamet eden ... ve ...’ın komşularının aracını alarak hemen Niğde’ye doğru yola çıktıkları, Kocaeli’nde seyir hâlinde oldukları sırada ...’in, babası sanık ...’yı arayarak saat 23.35’te 97 saniyelik bir görüşme gerçekleştirdiği, yol boyunca ...’ın da akrabaları ile telefon görüşmelerinin olduğu, ... ve ...’ın 26.06.2010 tarihinde saat 05.40 itibarıyla hastaneye geldikleri, müşahede odasında uyumakta olan kardeşleri ile görüşemedikleri ancak durumu ile ilgili olarak akrabalarından bilgi aldıkları, ... ile konuşmak amacıyla saat 05.50 sıralarında hastaneden ayrılıp önce babalarının evine gittikleri, sanık ...’nın evde olmadığı, inceleme dışı sanık ...’in, kardeşi ... adına kayıtlı tabancayı yanına alarak çok vakit kaybetmeden katılan ...’in evine doğru yola çıktıkları, bu sırada katılan ...’in evinin yakınında bulunan ana yol üzerinde durakta beklemekte olan tanıklar ... ve ...’in, ... ve ...’ın içinde bulunduğu aracın Yahyalı’ya doğru gittiğini gördükleri, birkaç dakika sonra traktörü ile kasaba istikametinden gelip Yahyalı’ya doğru gitmekte olan sanık ... ile konuştukları, akşamki kavgayı kast ederek olayı büyütmemelerini söyledikleri, sanık ...’nın da "Nasıl olsa biri dışarı çıkacak, beşikteki bebeklerine kadar öldüreceğim." şeklinde cevap verip ...’in evi tarafına yönelmeden geldiği istikamete doğru geri döndüğü, daha sonra saat 06.30-07.00 sularında Yahyalı tarafından gelmekte olan ... ve ...’ın ana yoldan katılanın evinin olduğu ara yola saparak etrafı 1 metre uzunluğundaki duvar ile çevrili tek katlı ikametin önünde aracı durdurdukları, cümle kapısının kilitli olması üzerine "..., çık dışarı, avradını sinkaf etmeye geldik." diyerek bağırdıkları, katılan ...’in önceki gece Niğde Devlet Hastanesi’ne gitmesi nedeniyle evde olmadığı, eşi olan ...’in tanıklar ... ve ... ile avluda bulundukları, maktul ...’in ikametin oturma, maktulün ağabeysi ...’nın da yatak odasında uyumakta oldukları, sanıkların cama koşan evin gelini tanık ...’ye "Babanı çağır." dedikleri, diğer taraftan sesleri duyan tanık ...’in de avluya çıkarak "Ayıp değil mi, hem akşam olay çıkartıyorsunuz hem de baskına geliyorsunuz." dediği, inceleme dışı sanık ...’in ise, ... ile konuşacaklarını söylemesi üzerine tanığın, "Büyütecek bir şey yok, zaten ... evde değil." şeklinde karşılık verdiği esnada ...’ın "Beni tutanın avradını sinkaf edeyim." diyerek duvardan avluya atladığı ve elindeki sopa ile avlu kapısının tam karşısında bulunan mutfak penceresinin korkuluk demirlerine vurmaya başladığı, ...’in de duvardan atlayarak avluya girdiği, gelen sesler üzerine ... ve ...’nin dışarıya çıktıkları, sanıkları gören ...’in; "Gavur tohumları, b.. mu var, niye geldiniz?" diyerek bağırdığı, ...’ın "Seni dağa kaldırıp sinkaf etmeye geldim." şeklinde karşılık verdiği ...’i tekme ve yumruklarla dövmeye başladığı ve araya girmeye çalışan tanıkları iteklediği esnada ...’ın yaklaşık 16 metre gerisinde bulunan inceleme dışı sanık ...’in "Daha durun, kökünüzü kazıyacağız." şeklinde bağırarak tabanca ile önce mutfak penceresine doğru bir el ateş ettiği, silah sesine uyanan katılan ...’nın hemen ikametin giriş kapısını kilitleyerek antre bölümünde yere yattığı, devamında ...’in mutfağın sol tarafında bulunan oturma odasının penceresine yöneldiği, camdaki güneşlik ve perdenin çekili olması ve pencerenin dışında demir korkuluk bulunması nedenleriyle oda içerisini görmeden, hedef gözetmeksizin bir el daha ateş ettiği, bu esnada ilk silah sesine uyanan maktulün yatmakta olduğu oturma odasından çıkarak oda kapısını kapatıp sırtını dönmekte olduğu, ...’in silahından çıkan ikinci merminin oturma odasının pencere ve oda kapısının buzlu camlarını delip geçerek maktulün ensesinin sol üst bölümüne isabet ettiği, maktulün yere yığıldığını gören katılan ...’nın "Kardeşimi vurdular." diye bağırması üzerine ... ve ...’ın olay yerinden kaçıp gittikleri, maktulün, kaldırıldığı hastanede beş günlük tedaviye rağmen müstakilen öldürücü nitelikteki ateşli silah yaralanmasına bağlı kafatası kemik kırıkları ile müterafik beyin doku harabiyeti, beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu 01.07.2010 tarihinde hayatını kaybettiği, olaydan sonra kaçan ... ve ...’ın 28.06.2010 tarihinde kendiliklerinden kolluğa teslim oldukları, İnceleme dışı sanık ...’in, maktulü olası kastla öldürme eylemine sanık ...’in asli fail, sanık ...’nın ise yardım eden sıfatıyla iştirak ettikleri kabul edilen somut olayda; a. Oturma odasındaki güneşlik ile perdenin çekili olması ve pencerenin dışında demir korkuluk bulunması ile oda kapısının buzlu camına isabet eden merminin yönü ve holde yerde yatarken bulunduğu pozisyona göre maktulün, odadan çıkıp kapıyı kapattığı sırada isabet alması nedenleriyle, inceleme dışı sanık ...’in hedef gözeterek ateş etmemesi ve imkânı olmasına rağmen ...’in eşi olan katılan ... ile dünürleri olan tanıklar ... ve ...’ye silah doğrultmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, ...’in, maktulü olası kastla öldürdüğü, b. Olası kastla işlenen suçlarda da iştirak hükümlerinin uygulanabileceği gözetildiğinde; ... ve ...’ın, kardeşleri ...’ın, ... ve ailesi tarafından darp edilip durumunun ciddi olduğunu öğrenmeleri üzerine İstanbul’dan Niğde’ye doğru birlikte yola çıkmaları, olay günü saat 05.40 da acil servise gelerek kardeşlerini yatar hâlde görüp vakit kaybetmeksizin mutat bir zaman dilimi olmayan saat 06.30 sıralarında katılan ...’in ikametine gitmeleri, evin cümle kapısının kilitli olması nedeniyle avluya giremeyen sanıkların "..., çık ulan dışarı, gününü göstereceğiz, avradını sinkaf etmeye geldik." biçiminde bağırmaları, sesleri duyan tanık ...’in avlu tarafına çıkarak duvarın dış yanında bulunan sanıklara kızması üzerine ...’ın "Beni tutanın avradını sinkaf ederim." diyerek duvardan atlayıp içeriye girmesi ve elindeki sopayla pencere demirlerine vurması, devamında ...’in de "Hepinizin kökünü kazıyacağız." şeklinde bağırarak duvardan avluya atlaması hususları dikkate alındığında, sanıkların olay yerine konuşmak amacıyla gittiklerinin ileri sürülemeyeceği gibi bu oluş karşısında elinde sopa bulunan ...’ın, ağabeyi ...’in silah taşıdığını bilmediğinden ve her ikisinin hareketlerinin birbirinden bağımsız olduğundan da söz edilemeyeceği cihetle, silahlı olduğunu bildiği ağabeysi ... ile olay yerine gelen, katılan tarafa hakaret edip sopayla kapılara vurmak suretiyle ...’i suç işlemeye teşvik ederek bu kanaatini kuvvetlendiren, ilaveten, katılan ... ve tanıkları darp edip ...’in mutfak ve oturma odası pencerelerine yaklaşarak silahını ateşlemesinde uygun ortam yaratan ...’ın, ...'in öldürme eylemine, icrasını kolaylaştırmak suretiyle TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla iştirak ettiği, c. ...’ın yaralanmasını sanık ...’nın değil arkadaşlarının haber verdiği, İstanbul’da oturan ... ve ...’ın durumunu öğrenince hemen yola çıktıkları, seyir hâlindeyken saat 23.35’te babaları ile konuştukları, nitekim baz istasyonu bilgilerinden de sanıkların babaları ile konuşmadan evvel yola çıkmış olduklarının anlaşıldığı, aksi kanıtlanamayan savunmaya göre de sanık ...’nın, oğullarına gelmemelerini, önemli bir şey olmadığını söylediği, bu bağlamda, içeriği tespit edilemeyen 97 saniyelik görüşmenin çocuklarını çağırıp suça azmettirdiği ya da onları teşvik ettiği yönünde aleyhe yorumlanamayacağı, tanıklar ... ve ...’nin 5-10 dakikalık arayla sanık ... ve oğullarını katılan ...’in evi yakınlarında gördükleri yolundaki beyanlarından, sanık ...’nın yolda bir şekilde karşılaştığı oğullarına katılanın evini tarif ettiği sonucuna ulaşılamayacağı, tanıkların sanık ve oğullarının yolda karşılaşıp konuştukları şeklinde anlatımda da bulunmadıkları, ayrıca başkasına ait bir araçla Niğde’ye gelmeleri nedeniyle oğullarının içinde bulundukları aracın sanık ... tarafından fark edilmemiş dahi olabileceği, kaldı ki, ... ile konuşmak üzere hastaneden ayrılan ... ve ...’ın evinin yerini bilmeleri gerektiği, katılan ...’in düğün sonrası yaşananlar nedeniyle sanık ...’nın ikametinin önüne gelerek "Çocuklarımı çağırdım, seni öldürteceğim." şeklindeki ifadesinin olay anında ikamette bulunan tanık anlatımları ile de desteklenmediği hususları bir bütün hâlinde nazarı itibara alındığında, sanık ...’ya isnat olunan yardım etmek suretiyle suça katıldığı hususunun sabit olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. Sanık ... hakkında ulaşılan sonuç bakımından; Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ...'in maktul ...'i olası kastla öldürme suçundan cezalandırılmasına ilişkin hüküm kesinleşmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanık ...'ın olası kastla öldürmeye yardım eden sıfatıyla katılıp katılamayacağına ilişkindir. Yüksek Ceza Genel Kurulu kabulü, oturma odasındaki güneşlik ile perdenin çekili olması, pencerenin dışında demir korkuluk bulunması nedeniyle sanık ...'in odanın içerisini görmeden ateş ettiği oda kapısının buzlu camına isabet eden merminin yönü ve maktulün holde yere düşmüş olmasına göre, maktulün odadan çıkıp kapıyı kapattığı sırada isabet alması nedeniyle, sanık ...'in ölüm neticesini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmediği anlaşıldığından, sanık ... doğrudan kastla hareket etmemiştir, şeklindedir. Buna göre, öldürme eylemini gerçekleştiren ..., suçu bilerek ve isteyerek işlemediğine göre, sanık ...'ın bu eylemine iştiraki söz konusu olmamalıdır. Yardım suretiyle iştirakten bahsedebilmek için işleyen ile yardım edenin belli bir hedef ve amaç için bilme ve isteme suretiyle iştirak iradelerinin oluşması gerekir. Halbuki olayımızda, sanıklar ... ve ... arasında maktul ...'in vurulması konusunda hiçbir anlaşma ve iştirak iradesi oluşmamıştır. Hatta böyle bir sonuç belki akıllarından bile geçmemiştir. Olası kastla işlenen suçlarda kusur ve sorumluluğun, failin öngördüğü ve gerçekleşen neticeye göre belirlendiği, sanıklar ... ile ... arasında önceden bir anlaşma ve işbirliği yapılmasından söz edilemeyeceğinden, sanık ...'ın olası kastla öldürme suçuna yardımına ilişkin sayın çoğunluk kararına katılmamaktayım." açıklamasıyla, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelere dayalı olarak itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanık ...'ın, inceleme dışı sanık ...'in olası kastla öldürme eylemine TCK'nın 37. maddesi uyarınca asli fail sıfatıyla iştirak ettiği görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE, 2-Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.10.2021 tarihli ve 3664-13281 sayılı onama kararının sanıklar ... ve ... yönünden KALDIRILMASINA, 3-Niğde Ağır Ceza Mahkemesinin 27.02.2019 tarihli ve 45-67 sayılı hükümlerinin, A- Sanık ...’ya isnat edilen suçun sabit olmaması nedeniyle beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, B- Sanık ...’ın, inceleme dışı sanık ...’in maktulü olası kastla öldürme suçuna TCK’nın 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla iştirak ettiği gözetilmeksizin aynı Kanun’un 37. maddesine göre asli fail olarak kabul edilerek hüküm kurulması, İsabetsizliklerinden BOZULMASINA, 4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede sanık ...'ya ilişkin ön sorun yönünden oy birliğiyle, sanık ...'a dair asıl uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla