İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/228 Karar: 2025/292 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/228 K.2025/292

Ceza Genel Kurulu 2022/228 E. , 2025/292 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Yargıtay 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza SAYISI : 537-209 I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuğun, çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/6, 31/3, 62/1, 63/1. maddeleri uyarınca

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/228 E. , 2025/292 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Yargıtay 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza SAYISI : 537-209 I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuğun, çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/6, 31/3, 62/1, 63/1. maddeleri uyarınca

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/228 E. , 2025/292 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Yargıtay 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza SAYISI : 537-209 I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuğun, çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/6, 31/3, 62/1, 63/1. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba dair İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.10.2013 tarih ve 173-233 sayılı hükmün, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 14.11.2019 tarih ve 8468-12482 sayı ile; "...Suça sürüklenen çocuğun, kendisi ile yakın yaşta bulunan mağdurenin ağzına rızaen cinsel organını sokması şeklindeki eylemiyle ilgili yapılan yargılama sırasında İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kuruluna sevk edilerek muayenesi yapılan mağdure hakkında düzenlenen 10.10.2012 günlü raporda maruz kaldığı olaydan dolayı travma sonrası stres bozukluğu tanısı konulup ruh sağlığının bozulduğunun bildirilmesi karşısında, anılan rapor esas alınarak suça sürüklenen çocuğun cezası TCK'nın 103/6. maddesi uyarınca artırılmış ise de, cebir veya tehdit olmaksızın gerçekleştirilen eylem nedeniyle suça sürüklenen çocuğun kastettiğinden daha farklı ve ağır bir neticenin meydana geldiği, TCK'nın 23. maddesi uyarınca gerçekleşen fakat kastetmediği bu neticeden suça sürüklenen çocuğun sorumlu tutulabilmesi için en azından taksirle hareket etmiş olması gerektiği, somut olayda suça sürüklenen çocuğun dosyaya yansıyan sosyal ve kültürel durumu, eğitim düzeyi, kişisel özellikleri ile olayın gerçekleşme biçimi nazara alındığında ağır netice olarak ortaya çıkan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmanın suça sürüklenen çocuk tarafından öngörülemeyeceği ve taksirle dahi hareket etmesinin söz konusu olmadığı, meydana gelen bu zararın ancak TCK'nın 61. maddesi kapsamında cezanın bireyselleştirilmesinde alt sınırdan uzaklaşmada dikkate alınabileceği gözetilerek suça sürüklenen çocuk hakkında hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde TCK'nın 103/6. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini, Hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 58, 59, 60 ve 61. maddeleri ile 5237 sayılı Kanunun 102, 103, 104 ve 105. maddelerinde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı suçların yeniden düzenlenmesi karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 7/2. madde-fıkrasındaki "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur" hükmü gözetilerek lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilmesi suretiyle yeniden değerlendirilme yapılmasında zorunluluk bulunması,'' isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. 03.03.2020 tarihli duruşmada Yargıtay bozma ilamına direnilmesine karar veren İlk Derece Mahkemesi 09.07.2020 tarih ve 537-209 sayı ile; "...Mağdurenin SSÇ ile tanıştığı ve arkadaş oldukları, mağdurenin dosyada mevcut nüfus kayıtlarına göre 15 yaşından küçük olduğu ve hukuken geçerliliği bulunmayan rızası dahilinde SSÇ'nin ikametine gittiği ve burada SSÇ'nin cinsel organını mağdurenin ağzına soktuğunun sabit olduğu eyleminde; mağdurenin ruh sağlığının bozulup bozulmadığının tespiti amacı ile Adli Tıp Kurumuna sevki sağlanmış ve mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu'nun 10/10/2012 tarihli ve 2012/3854 sayılı raporunda ' 20/10/2011 tarihinde mağduru bulunduğu (çocuğun nitelikli cinsel istismarı) olayı nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı sorulan ... kızı, 09/11/1999 doğumlu ...’ın Kurulumuzca 13/08/2012 tarihinde yapılan muayenesinde mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) denilen psikiyatrik bozukluğun tespit edildiği, bu duruma göre ... kızı, 09/11/1999 doğumlu ...'ın 20/10/2011 tarihinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu' kanaatinin belirtilmesi karşısında; mağdurda gerçekleşen bu ruhsal durumun, doğrudan doğruya cinsel istismara bağlı olarak ortaya çıktığı sabittir. Somut olayımızdaki SSÇ ...'un sahip olduğu kişilik özellikleri, sosyal durumu, mesleği ve olayın gerçekleşme biçimi lehine bir değerlendirme gerekçesi olarak göz önünde tutulsa bile; mağdurun ruh sağlığının bozulmasının, SSÇ'nin, gerçekleştirmiş olduğu organ sokmak suretiyle cinsel istismar eyleminin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olduğu mutlaktır. Diğer bir ifadeyle ortaya çıkan sonuç, SSÇ'nin kasten işlemiş olduğu organ sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun neticesi olarak ortaya çıkmıştır. Kanun koyucu da, mağdurun ruh sağlığında meydana gelen bu neticeyi daha ağır cezalandırma iradesini ortaya koymuştur. Yargıtay bozma ilamında ileri sürülen gerekçe doğrultusunda, mağdurun ruh sağlığının bozulmasında ancak sanığın kastı veya taksirinin varlığı halinde cezada arttırım yapılabileceğinin kabulü halinde ise, kanaatimizce 6545 sayılı kanun ile yapılan değiklikten önceki hali ile 5237 sayılı TCK'nın 103. maddesinin 6. fıkrasının uygulanma imkanı kalmayacaktır. Şöyle ki; hiçbir sanık/ssç suçu, mağdurun ruh sağlığını bozma kastı ile işlediğini kabul etmeyeceği gibi, kastının veya taksirinin ruh sağlığını bozmaya yönelik olduğunun tayini ve tespiti de mümkün olmayacaktır. Yine kanaatimizce bu yönde bir uygulama, ruh sağlığının bozulmasının, mağdurun kendisinden kaynaklı bir psikolojik dayanıksızlık olarak kabul edildiği; sanığın/ssçnin ancak bu dayanıksızlığı bilmesi veya bilebilecek durumda olması halinde sorumlu tutulabileceği gibi yanlış yorum ve değerlendirmelere meydan verecektir. Kaldı ki; kanun koyucu da, 6545 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile, cinsel saldırı eyleminin, failinin kastından veya taksirinden ve hatta bu konudaki uzman hekim kurulu raporundan mücerret olarak, her halukarda oluşacağının kabulü gerektiği iradesini ortaya koyarak, ruh sağlının bozulmasını, suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali olmaktan çıkarmış ve yargılamaya konu suçun temel cezasını eski üst sınırı dahi aşarak 16 yıl olarak belirlemiştir. Hâl böyle iken Yargıtay bozmasının lafzı ile amacına ve mağdurun Adli Tıp raporu göz önünde bulundurulduğunda dosya kapsamına uygun bulunmadığı..." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi suça sürüklenen çocuğun mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.06.2021 tarihli ve 114107 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.03.2022 tarih ve 21502-2185 sayı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın 15 yaşından küçük mağdureyle cinsel ilişkiye giren suça sürüklenen çocuğun, zora dayalı olmayan bu eylemden dolayı ortaya çıkan mağdurun ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulup tutulamayacağı, bu bağlamda çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan hakkında TCK’nın 103/6. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Katılan mağdur ...'ın, suç tarihinde 11 yıl 11 ay 11 gün yaşında ve 7. sınıf öğrencisi olduğu, Üsküdar ilçesinde beyan ettiği adreste ailesiyle birlikte yaşadığı, Suça sürüklenen çocuk ...'ın, suç tarihi itibariyle 16 yıl 1 ay 11 gün yaşında ve lise öğrencisi olduğu, annesi ile kardeşiyle birlikte Ümraniye ilçesinde beyan ettiği adreste ikamet ettiği, 20.10.2011 tarihli psikolog raporuna göre; yapılan görüşmede katılan mağdurun; "2 kardeş olduklarını, ilköğretim okulu 7. sınıf öğrencisi olduğunu, babasının bir şirkette çalıştığını, annesinin ev hanımı olduğunu, ailesi ile birlikte ikamet ettiğini, internet ortamında ve cep telefonuyla uzun süredir görüştüğü ... isimli 16 yaşında olduğunu bildiği bir şahıs ile 20.10.2011 tarihinde kendi rızası ile sürtünme yolu ile cinsel ilişki yaşadıklarını, boynunda bu ilişki sebebi ile kızarıklıklar olduğu için ailesinin konudan haberdar olduğunu ve polise gittiklerini'' söylediği, ''görüşme esnasında iletişime açık olduğu, duygu durumunun çökkün olduğu, öz bakımının iyi olduğu, kendisini ifade edebildiği, göz kontağı kurabildiği, kendisine karşı zarar verici davranışları olduğu, beyanlarının tutarlı olduğu; beyanına göre rızası dahilinde cinsel ilişki yaşaması sebebi ve bunun neticesinde aile bağlarının ve psikolojisinin sarsılmış olduğunun'' gözlemlendiği ve uzman bir psikolog desteğinin önerildiği, Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 24.04.2012 tarihli ön raporunda; katılan mağdurun "İnternetten tanıştım. Onun evinde buluştuk. İlk başta hoşlandım. Sürtünme ile bir şeyler yaptık. Eve gelince annem anladı. Çünkü boynumda iz vardı. Ben de olayı anlattım. Buraya kadar geldi. Benden 3- 4 yaş büyüktü.'' dedikten sonra ''pişmanlık duyduğunu, hayır lafını başından koyabilmeyi çok istediğini, okul başarısının şu an iyi olduğunu, toparlandığını, ailesi üzüldüğü için kendisinin etkilendiğini'' belirttiği, ''belirgin bir ruhsal yakınma ve belirti gözlemlenmediği" tespitlerine yer verildiği, vücudunda olaya ilişkin ''ruhsal travmatik yakınma belirtilmemiş'' olmakla birlikte, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi çocuk psikiyatrisi polikliniğine sevk edilmesinin uygun olduğunun belirtildiği, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 03.05.2012 tarih ve 557 sayılı sağlık kurulu raporuna göre; mağdurun psikiyatri muayenesinde ''olay sonrası keyifsizlik, mutsuzluk halinin olduğu, uyku halinin olduğu, annesinin ilk öğrendiğinde kolunu çizerek kendisine zarar verdiği, olayın rüyalarına girmesinin olduğu, sinirliliğinin başladığı, içe kapanıklığının olduğunun saptandığı" ve "hastalığının, travma sonrası stres bozukluğu depresif bozukluk olduğuna, ruh sağlığının bozulduğuna, düzenli takip ve tedavisinin gerektiğine," karar verildiği, Adli Tıp Kurumu 6.Adli Tıp İhtisas Kurulunun 10.10.2012 tarihli raporuna göre; "13.08.2012 tarihli yapılan görüşmede, 'tanışmak amacıyla gittim eve, orada oturuyorduk, normal konuştuk, bir anda öpüştük, pencereden bakarken bir anda arkamı döndüm, kamerayı istemediğimi söyledim, ne olucak dedi, istemediğimi üsteledim, kamerayı açtı, öpüştük, daha önce bir olay olmadığı için kötü bir şey düşünmedim, öpüşme dışındakiler kendi isteğimin dışındaydı, önce sürtünme yoluyla bir şey geçti, sonra kafamda oturunca gitmek istedim, bu son dedi, yap göndereceğim dedi, su içmeye gitti, pencereye dönüktüm, elinde kamerayla geldi, son hareketi yapmasaydı, zorladı demezdim, ama son yaptığı zorlamaydı şeklinde mağdurun olayı anlattığı, ruhsal durum muayenesinde, anımsatan ve sembolize eden konularla ilgili rahatsızlık, zaman zaman travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi olma, travmaya eşlik etmiş düşünce ve duygulardan kaçınma, ilk zamanlar olayla ilgili tekrarlayıcı sıkıntılı rüyalar, irritabilite şikayetleri mevcut', 'bu olayı atlatmak istiyorum ama ailemin üzüldüğünü görmek beni daha çok üzüyor, kendimi rahatsız hissediyorum, içimde sürekli beni rahatsız eden şey insanların bilmesi, içimde bir öfke var, uykuya dalmak ve sürdürmekte zorluk, Travma Sonrası Stres Bozukluğu tespit edildiği' ne dair muayene kaydı'' olduğu belirtilerek, sonuç olarak; mağdurun 20.10.2011 tarihinde maruz kaldığı olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun oy birliğiyle mütalaa olunduğu, Suça sürüklenen çocuğun Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde; "Facebook da ki yazışmalardan da anlaşılacağı üzere ...'in rızası ve isteğiyle kendisiyle öpüştüm görüntüleri kaydettim." hususlarına yer verdiği, Suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından 21.10.2011 tarihli dilekçe ekinde, tarafların sosyal medya hesaplarından karşılıklı mesajlaşmalarına ilişkin dokümanların sunulduğu, mesaj içeriklerine göre suça sürüklenen çocuk ile katılan mağdurun suç tarihinde buluşmak için anlaştıkları, katılan mağdurun iki ayrı mesajında "98 liyim ben" şeklinde yaşını bildirdiği, mesajların duygusal yakınlık içeren ve cinselliğe yönelik olduğu, 25.09.2012 tarihli sosyal inceleme raporunda, suça sürüklenen çocuğun, olayın mağdurun rızası ile gerçekleştiğini ve mağdurun yaşının küçük olduğunu bilmediğini ifade ettiği, işlediği iddia edilen "mağdurun beden ve ruh sağlığın bozacak şeklide çocuğa cinsel istismarı, çocuğun nitelikli cinsel istismarı, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek" fiilinin sonuçlarını ve yasal yükümlülüklerini kavrama kabiliyetinin ve işlediği suçla ilgili farkındalık düzeyinin gelişmiş olduğu kanaati oluştuğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur ... 19.04.2012 tarihinde verdiği ifadesinde; suça sürüklenen çocukla girdikleri ilişkiye dair görüntülerin ...’da yayınlandığını ve yaklaşık 9000 kişi tarafından izlendiğini arkadaşlarından öğrendiğini, kendisinin izlemediğini, olayların kamera ile ... tarafından kaydedildiğini fark ettiğini ancak yayımlanacağından haberdar olmadığını, görüntülerin doğru olduğunu, ancak poliste anlatamadığını ve hâlen de anlatmak istemediğini, mevcut ekpertiz raporu ekinde mevcut video kaydında yer alan tespitlerin ifade edilmesi üzerine cevap vermeksizin ağlamaya başladığı ve sonrasında sorulara cevap vermek istemediğini beyan etmiştir. Rızası ile evlerine gelen mağdur ile isteği üzerine seviştiğini, durumu mağdurun da rızasıyla kameraya kaydettiğini, isteğiyle bir araya geldikleri mağdurun ruh sağlığının bozulduğuna anlam veremediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 07.03.2017 tarihli ve 888-125, 21.02.2017 tarihli ve 696-75, 10.04.2018 tarihli ve 265-149 ile 30.10.2018 tarihli ve 285-491 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun suç tarihinde yürürlükte bulunan “Çocukların cinsel istismarı” başlığını taşıyan 103. maddesinde, hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ve 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 13. maddesi ile değişiklikler yapılmıştır. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle maddenin ilk fıkrasında suçun temel şekli, iki, üç, dört ve beşinci fıkralarında suçun nitelikli hâlleri, altıncı ve yedinci fıkralarında ise fiile bağlı netice sebebiyle ağırlaşmış hâlleri düzenlenmiştir. Maddenin 6. fıkrasının gerekçesinde; "söz konusu suçun işlenmesi suretiyle mağdurun beden ve ruh sağlığının bozulmasına neden olunması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir" denilmiştir. Eylem vücuda organ sokulmak suretiyle işlenmiş ve neticesinde katılan mağdurenin ruh sağlığının bozulmuş olması durumunda, cinsel istismar suçunun hem nitelikli şeklinin, hem de neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlinin bir arada gerçekleştiği görülecektir. Kanunda beden veya ruh sağlığının bozulması kavramlarının tanımına yer verilmemiştir. Anayasa Mahkemesinin 26.02.2009 gün ve 96-34 sayılı kararında da belirtildiği üzere; kanunkoyucu burada, mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlini cinsel istismar suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli olarak öngörmüş ve bu kavramın her somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesini ise uygulamaya bırakmıştır. Beden veya ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusu, mağdurların yaşı, bedensel gelişim derecesi, ruhsal, sosyal ve kültürel yapılarına göre göreceli bir nitelik taşıdığından, söz konusu durumun her somut olayda ilgili uzmanların raporlarıyla ortaya konulması gerekmektedir. Fakat özellikle belirtilmelidir ki, cinsel istismar oluşturan eylemin doğal olarak belli oranda ruh veya beden sağlığını da etkileyeceğinde kuşku yoktur. Bu netice mağdurun psişik hâli ile ilgili olabileceği gibi çevresel etkilerden de neş'et edebilir. Oysa normun altıncı fıkrasında öngörülen fiile bağlı netice sebebiyle ağırlaşmış hâlin gerçekleştiğinin kabulü için; cinsel istismar oluşturan eylem nedeniyle ruh veya beden sağlığının etkilenmesi yeterli olmadığı gibi beden veya ruh sağlığının münhasıran sanığın cinsel istismar oluşturan eyleminin neticesinde bozulmuş olması aranmalıdır. Diğer taraftan 765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde buna uygun olarak “kusura dayalı sorumluluk” ilkesi benimsenmiş, bir fiil ile bağlantılı olarak ortaya çıkan ağır sonuçlar bakımından failin en azından taksirinin bulunması aranarak netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 241-242). TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır. Doktrinde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi oluşmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Cinsel istismar suçu nedeniyle mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması hâlinde, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan bahsedilecektir (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınları, İstanbul 2011, 7. Bası, s. 407 vd.; Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen - A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara 2014, s. 361 vd). Cinsel istismar suçlarında, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlinin söz konusu olduğu ve gerek uygulamada gerekse öğretide kabul edildiği üzere ortada bağımsız bir suç bulunmayıp, meydana gelen ağır neticeden dolayı cezanın ağırlaştırıldığı kabul edilmektedir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması hâlinde, bağımsız ve müstakil ceza belirlenmesini gerektiren bir suç tipi bulunmayıp, suçun temel şekline nazaran cezanın daha ağır belirlenmesini gerektiren bir artırım nedeni söz konusudur. Cezanın hesaplanmasında bu hâl diğer artırım nedeniyle birlikte gözetilecektir. Keza TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve doktrinde de benimsendiği üzere taksirden söz edilebilmesi için; hareketin iradi olması, sonucun istenmemesi, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması ve sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirinden söz edilemeyecektir. Neticenin öngörülebilir olup olmadığı ise failin yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Suça sürüklenen çocuğun, çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına karar verilen, oluş ve kabul yönünden bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen eylem sebebiyle mağdurun ruh sağlığının bozulduğu, gerek Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu raporu, gerekse Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporuyla belirlenmiş ise de, 20.10.2011 tarihli psikolog raporu ile 24.04.2012 tarihli Adli Tıp Şube Müdürlüğü ön raporundaki saptamalar ve dosya kapsamına göre, mağdur ile cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın cinsel ilişkiye giren suça sürüklenen çocuğun, içinde bulunduğu sosyal ortam ve kültürel durumu, eğitim düzeyi, kişisel özellikleri ile olayın gerçekleşme biçimi nazara alındığında, iş bu eylem sonucunda mağdurun ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyeceği ve TCK'nun 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurunun bulunmaması sebebiyle cezasının TCK'nun 103/6. maddesi kapsamında artırılamayacağı, ancak ortaya çıkan zararın TCK'nun 61. maddesi uyarınca cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınması gerektiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; yerel mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V.KARAR Açıklanan nedenlerle, 1-İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli ve 537-209 sayılı direnme kararına konu hükmünün, gerekçeleri yerinde görülmediğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.06.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla