İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/285 Karar: 2025/547 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/285 K.2025/547

Ceza Genel Kurulu 2022/285 E. , 2025/547 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 5-245 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın zincirleme biçimde nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 y

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/285 E. , 2025/547 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 5-245 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın zincirleme biçimde nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 y

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/285 E. , 2025/547 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 5-245 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın zincirleme biçimde nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 15... gün hapis; zincirleme biçimde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/5, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 2 yıl 13... gün hapis; tehdit suçundan ise aynı Kanun'un 106/1-1.cümlesi 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 ay 7 gün hapis cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.12.2013 tarihli ve 208-513 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 30.11.2020 tarih ve 4713-5489 sayı ile; "...Sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde; olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin aşamalardaki tutarsız beyanları, tanık anlatımları, savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükmün temyiz isteminin incelenmesine gelince; sanığın işlediği tehdit suçunun üst sınırının iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektirmesi ve mahkemece mahkumiyet hükmü kurulmasının ardından 17.10.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nın 251. maddesindeki basit yargılama usulüne dair kanuni düzenlemeden sonra 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1/c bendine yönelik olarak 19.08.2020 günlü, 31218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarih ve 2020/16 Esas-2020/33 sayılı Kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 7188 sayılı Kanunun 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddesinin (d) bendinde yer alan 'kovuşturma evresine geçilmiş' ibaresinin, aynı bentte yer alan 'basit yargılama usulü' yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmesi karşısında, anılan karara istinaden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 11.06.2021 tarih ve 5-245 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.11.2021 tarihli ve 107626 sayılı onama-bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.04.2022 tarih ve 27396-3588 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinin sabit olup olmadığının, tehdit suçu yönünden basit yargılama usulünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; tehdit suçu yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2011 tarihli ve 3398-247 sayılı iddianamesi ile; sanığın mağdureye yönelik işlediği iddia edilen tehdit suçundan TCK’nın 106/1-1. cümlesi, 43 53. ve 58. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 11.12.2013 tarih ve 208-513 sayı ile; sanığın TCK'nın 106/1-1. cümlesi, 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 30.11.2010 tarih ve 4713-5489 sayı ile basit yargılama usulü yönünden sanığın durumunun yeniden değerlendirilmesi isabetsizliğinden bozulmasına ve Yerel Mahkemece 11.06.2021 tarih ve 5-245 sayı ile bozma kararına direnilerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, 29.03.2013 tarihinde Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca katılan mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; olaydan kaynaklı majör depresif bozukluk bulunduğu, ruh sağlığının etkilendiği ancak bozulmadığı, 06.04.2011 tarihinde katılan mağdure hakkında düzenlenen cinsel saldırı muayene raporuna göre; vajinal muayenesinde eski yırtık görüldüğü, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure aşamalarda; ... Meslek Yüksekokulu pazarlama bölümü 1. sınıf öğrencisi olduğunu, yaklaşık dört ay önce okula gelip gidişlerinde servis şoförlüğü yapan sanık ile tanışıp ilişkiye başladığını ancak davranışlarını beğenmediğinden ayrılmak istediğini söylediği, babasını ayaklarından vurduracağını, öldüreceğini belirterek tehdit eden sanığın, 2011 yılı Ocak ayı ortalarında okul çıkışında sanığın getirdiği çayı içtikten sonra biraz sersemleştiğini, bir araçla İzmir'e gittiklerinde sanığın "Yolda parka gidip bağırıp çağıracağımıza beraber arkadaşımın evine gidelim. Burada her şeyi konuşalım ondan sonra herkes kendi yoluna baksın. Eğer gelmezsen bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim!" şeklinde sözler söylediğini, bunun üzerine sanık ile birlikte şu an gitse gösteremeyeceği Çiğli Egekent civarında bir eve gittiklerini, eve girer girmez sanığın, dairenin kapısını kitleyerek anahtarı cebine koyduğunu, "Ne yapıyorsun?" diye sorduğunda ise tokat attığını, karşı koymaya çalıştığını ancak sanığın ellerini sıkıca tutmaya başladığını, tek eliyle de kot pantolonunu, diğer eliyle kolunu arkadan tutarak iç çamaşırını çıkarıp cinsel organını cinsel organına sokarak normal yoldan bir kez cinsel ilişkiye girdiğini, kızlığının bozulduğunu, evin banyosuna giderek peçete ile vücudunda bulunan kanları sildiğini, sonra sanığın, "Tamam, şimdi artık gidebilirsin." şeklinde sözler söylediğini, ağlayarak "Şimdi ne olacak?" diye sorduğunda, "Bir şey olmaz. Sen bir yolunu bulursun. Beni biraz tanıdın bu olaylardan birine bahsedersen, ailenin başına bela olurum! Babanın arabasını yakarım! Kardeşinin başına bela olurum!" dediğini, bunun üzerine evden çıktığını ve korktuğu için bu olayı ailesine anlatamadığını, bu olaydan yaklaşık iki buçuk hafta sonra cep telefonundan arayarak buluşmak istediğini söyleyen sanığın "Eğer kimseye anlatmamamı istiyorsan benimle buluşacaksın." dediğini, korkarak sanıkla buluştuğunu, yine adresini şuan hatırlayamadığı Örnekköy tarafına sanığın aracı ile gittiklerini, bir eve girdiklerini, sanığın kapıyı kilitledikten sonra aynı şekilde isteği dışında cinsel ilişkiye girdiğini, korkusundan sesini çıkaramadığını, devamında sanığın arabayla kendisini Bornova'ya bıraktığını ve ayrılırken "Seninle daha çok görüşeceğiz." dediğini, bu olayın ertesi günü yaşananları arkadaşları olan tanıklar ... .. ve ...'a anlattığını, ancak bir ya da iki kez şeklinde söylemediğini, olayın şoku içerisinde olduğundan ve ağladığından nasıl bahsettiğini dahi hatırlayamadığını, Tanık ...; sanık ve yakın arkadaşı olan katılan mağdurenin ilişkisi olduğunu, sanığın sorunlu bir insan olduğunu bildiğinden katılan mağdureye "Neden arkadaşlık yapıyorsun?" diye sorduğunu, bunun üzerine katılan mağdurenin, sanığın annesiyle tanıştıracağını söyleyerek kendisini bir eve götürdüğünü ve zorla tecavüz ettiğini, tecavüz ettikten sonra bu hususu ailesine söylemekle tehditte bulunduğunu, yine sürekli para istediğini, vermediği zamanlarda ise tehditlerine devam ettiğini söylediğini, sanık tarafından katılan mağdurenin cep telefonuna tehdit içerikli mesajlar gönderildiğini, bu mesajları okuduğunu, katılan mağdurenin sanığın zorla ve bir kez ırzına geçtiğini söylediğini, Tanık ...; sanık ile arkadaşı olan katılan mağdurenin ilişkilerinin başlaması ile katılan mağdurede değişiklikler yaşandığını, içine kapanık biri olduğunu, bu durumu konuşmaya çalıştığında katılan mağdurenin sanığın onu annesiyle tanıştırmak için evlerine götürdüğünü, kimsenin olmadığı bu evde ona tecavüz ettiğini anlattığını, katılan mağdurenin, sanıkla bir kez cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, sanığın katılan mağdurenin cep telefonundan tehdit içerikli sözler söylediğini, aynı şekilde cep telefonu mesajlarıyla da onu tehdit ettiğini bizzat duyduğunu ve gördüğünü, İfade etmişlerdir. Sanık; beş-altı ay süre ile katılan mağdureyle ilişkisinin bulunduğunu, elini tutup sarıldığını ancak kesinlikle onu öpmediğini, vücudunu okşamadığını ve cinsel ilişkiye girmediğini, katılan mağdurenin kıskanç bir kişiliğe sahip olduğunu ve ayrıldıklarında kendisini ... isimli kızdan kıskandığını, ilişkisinin bitmesine rağmen katılan mağdurenin cep telefonuna "Beni neden bıraktın! Görüşelim. Seninle görüşmek istiyorum." şeklinde mesajlar gönderdiğini, yine katılan mağdurenin ailesinin evlerini bastığını, tüm bunlar nedeniyle katılan mağdurenin bu şekilde bir iftirada bulunmuş olabileceğini savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Tehdit suçu yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği; 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Uyuşmazlığa konu tehdit suçu, suç tarihi itibarıyla TCK’nın 106/1. maddesinde; "(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (2) Tehdidin; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir." şeklinde düzenlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır. Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir. 2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sanığa atılı tehdit suçunun yaptırımı TCK’nın 106/1-1. cümlesi uyarınca 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup, anılan Kanun'un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıl, aynı Kanun'un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 15.01.2011 tarihinde gerçekleştirdiği iddia olunan eylemle ilgili olarak, dava zamanaşımı süresinin; TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen on iki yıllık kesintili zamanaşımı süresinin, durma süreleri de eklendiğinde 15.01.2023 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki tehdit suçundan açılan kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında sanığa isnat edilen tehdit suçu yönünden basit yargılama usulünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığına dair uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. B. Cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinin sabit olup olmadığı; 1. İlgili Mevzuata İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat), ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır. (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. 2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sanığın, farklı tarihlerde ve birden fazla kez bulundukları ikametlerin kapılarını kilitleyip, cebir ve tehdit uygulayarak organ sokmak suretiyle katılan mağdureye yönelik zincirleme nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği Yerel Mahkemece kabul edilen olayda; 2011 yılı Ocak ayı ortalarında meydana geldiği iddia edilen eylemin Nisan ayının başlarında intikal ettirilmesi ve katılan mağdurenin arkadaşları olan tanıklar ... ve ...'a ikinci eylemden bahsetmemiş olması, katılan mağdurenin eylemlerin meydana geldiği adresleri gösterememesi, sanığın, katılan mağdureye yönelik nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinde bulunmadığı ve bir süre sevgili oldukları katılan mağdurenin, kıskançlık sebebiyle kendisine iftira attığı yönündeki savunmasının aksinin kanıtlanamaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet zincirleme nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçlardan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün, sanığın katılan mağdureye yönelik cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinin sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.06.2021 tarihli ve 5-245 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin sanığın katılan mağdureye yönelik cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinin sabit olmadığının, tehdit suçu yönünden ise dava zamanaşımının gerçekleştiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, tehdit suçu bakımından yeniden yargılamayı gerektirmeyen konuda CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkında tehdit suçundan açılan kamu davasının TCK'nın 73/4 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 2- Dosyanın, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık konuları yönünden ise oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla