İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/38 Karar: 2025/7 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/38 K.2025/7

Ceza Genel Kurulu 2022/38 E. , 2025/7 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/98541 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ : Ağır Ceza SAYISI : 3-200 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/3-d maddesi uyarınca ceza verilme

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/38 E. , 2025/7 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/98541 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ : Ağır Ceza SAYISI : 3-200 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/3-d maddesi uyarınca ceza verilme

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/38 E. , 2025/7 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/98541 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ : Ağır Ceza SAYISI : 3-200 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/3-d maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.05.2013 tarihli ve 90-92 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 11.12.2019 tarih ve 2579-13210 sayı ile; "...Mağdurenin, mernis kaydında tutanağın beyana göre düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, suçun oluşumu ile niteliğine etkisi bakımından öncelikle yaşı üzerinde durulup, yaş tespitine esas olacak şekilde kemik grafileri çektirildikten sonra tam teşekküllü bir hastaneden içinde radyoloji uzmanının da bulunduğu sağlık kurulundan rapor alınması, duraksama halinde Adli Tıp Kurumundan görüş alınarak mağdurenin suç tarihindeki gerçek yaşının bilimsel olarak tespiti ve mağdure ile sanık ...'ın tanışmalarının ardından ilk cinsel ilişkiye ne kadar zaman sonra girdiklerinin ayrıca mağdurenin yaşının sanık ... tarafından bilinip bilinmediğinin tespiti ve diğer sanıkların eyleme ne şekilde iştirak ettikleri saptandıktan sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.09.2020 tarih ve 3-200 sayı ile; sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükmün, mağdure vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 06.04.2021 tarih ve 11001-2763 sayı ve mağdure vekilinin temyiz isteminin reddiyle; "Sanığın aşamalardaki mağdurenin kendisine on beş yaşını bitirdiğini söylediği yönündeki savunması, mağdure beyanları, mahkemece mağdurenin on altı - on yedi yaşlarında göründüğüne dair yapılan gözlem ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu ve mevcut haliyle eylemin 5237 sayılı TCK’nın 104/1. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturup, mağdurenin duruşmada şikayetinden vazgeçtiği gözetilerek karar verilmesi gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 22.05.2021 tarih ve 98541 sayı ile; " ...mağdure ve sanığın cinsel ilişkiye girmeden önce bir yılı aşan bir süre arkadaşlıklarının olduğu, birlikte kaçıp cinsel ilişkiye girdikten sonra mağdurenin yaşının küçüklüğü nedeniyle resmi nikah yapamayıp dini nikah ve düğün yapmak suretiyle gayri resmi evlendikleri ve 2 ay karı koca hayatı yaşadıkları ve en önemlisi sanığın bozma sonrası 24/06/2020 tarihli celsede 'Hatırladığım kadarıyla mağdur bana 14 ya da 15 yaşında olduğunu söylemişti, o zamanlar kendisi sekizinci sınıfa gidiyordu' şeklindeki savunma yaptığı, aynı celsede mağdurenin de sanığa yaşının küçük olduğunu söylediğine dair beyanı gözetildiğinde, mahkemece yapılan gözlemde mağdurenin yaşından büyük gösterdiğine dair tespitinin de ilişkinin süresine göre sanığın hukuki durumunu etkilemeyeceği kanaatine varılmış ve sanığın mağdurenin yaşı konusunda hukuki durumunu etkileyecek derecede bir hataya düştüğünün kabulüne imkan olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.11.2021 tarih ve 20178-8773 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hâlinin uygulama imkânı bulunup bulunmadığının, bu bağlamda sanığın eylemlerinin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu yoksa reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Dosyada mernis doğum tutanağına göre; mağdurenin 15.06.1999 tarihinde doğduğu 18.06.1999 tarihinde kayıt altına alındığı, sanığın doğum tarihinin ise 15.08.1993 olduğu, Kahramanmaraş Devlet Hastanesi doğum kayıt defterine göre; mağdurenin annesinin 01.07.1998 tarihinde bir kız çocuk doğurduğu, 17.01.2013 tarihinde Pazarcık Devlet Hastanesinde görevli kadın hastalıkları ve uzmanı tarafından düzenlenen rapora göre; mağdurenin bakire olmadığı, 21.01.2013 tarihinde Necip Fazıl Şehir Hastanesinde görevli çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen raporda; mağdureyle yapılan görüşmede; 2012 yılının Ekim ayında rızasıyla kendisinden yaşça büyük birisiyle kaçtığını ve cinsel ilişkiye girdiklerini, durumdan ailelerin haberinin olması üzerine düğün yaparak evlendiklerini, bir süre sonra evlendiği kişi ve ailesiyle sorunlar yaşamaya başladığını, iki hafta önce ailesinin yanına döndüğünü belirttiği, mağdurenin kendisine karşı gerçekleştirilen eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algıladığı, eyleme itiraz edebileceği, ruh sağlığının bozulmadığının mütalaa edildiği, 17.04.2013 tarihinde mahkeme heyetince yapılan gözlemde; duruşma günü itibarıyla yaklaşık 16-17 yaşlarında görünen mağdurenin uzun boylu olduğu, 21.02.2020 tarihinde Necip Fazıl Şehir Hastanesinde düzenlenen sağlık kurulu raporuna göre; mağdurenin kemik yaşının 22 yaş üstüyle uyumlu olduğu, ancak suç tarihi olan 2012 yılı Ekim ayına ilişkin grafilerin bulunmaması nedeniyle belirtilen tarihe ilişkin yaş tespitinin yapılamadığı, 03.06.2020 tarihinde Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre; grafi çekim tarihinde (18.02.2020) 21 yaşını bitirmiş olup 22 yaşının içerisinde olan mağdurenin 2012 yılı Ekim ayında 13 yaşını bitirip 14 yaşının içeresinde olduğunun ve 14 yaşını bitirmediğinin mütalaa edildiği, Uyap kayıtlarından yapılan inceleme sonucunda; sanık ve mağdurenin 25.01.2016 tarihinde evlendikleri, 22.05.2016 tarihinde mağdurenin bir erkek çocuklarının olduğu, 09.01.2019 tarihinde boşandıkları ve çocuğun velayetinin anneye verildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdure savcılıkta; 2011 yılının yaz tatilinde bir tuhafiye dükkânında sanığın ise bir fırında çalıştığını, 2011 yılının 7. ayında sanığın kendisinden hoşlandığını ve sevgili olmak istediğini söylediğini, o tarihlerde ilköğretim okulu 7. sınıfta öğrenci olduğunu, sanıkla sevgili oldukları 2011 yılı içerisinde sanıkla el ele dolaştıklarını, bu şekilde görüşmeye devam ettikten sonra 2012 yılının Ekim ayında sanıkla kaçtığını, o gece Pazarcık ilçesinde adını bilmediği bir köyde kaldıklarını, ertesi gün sanığın ağabeyleri, ablası, annesi ve yengesinin yanlarına geldiğini, ertesi gün sanıkla Gaziantep'e gittiklerini, orada sanığın dayısının evinde kaldıklarını, o gece cinsel ilişkiye girdiklerini, sanıkla birlikte olduğunu öğrenen inceleme dışı sanık ...'in evliliğe rıza göstermek zorunda kaldığını, düğüne kadar sanığın ailesinin evinde kaldığını, 05.11.2012 tarihinde düğün yaptıklarını, Pazarcık'ta sanıkla yine çok sık olmamakla birlikte cinsel ilişkiye girdiklerini, inceleme dışı sanık ... ile sorun yaşaması üzerine yaklaşık iki hafta önce sanığın kendisini ailesinin evine bıraktığını, inceleme dışı sanık ...'in iki hafta boyunca sorunu çözmeye çalıştığını, bir gün önce sanığın tekrar kendisini kabul etmeyeceğini ve her türlü sonuca katlanacağını belirttiğini, bunun üzerine şikâyetçi olduklarını, doğum tarihinin doğru olduğunu, Kahramanmaraş'ta bir hastanede doğduğunu, sanığın kendisini yüzüstü bırakması nedeniyle şikâyetçi olduğunu, 17.04.2013 tarihinde mahkemede; şikâyetçi olmadığını, sanığa 16 yaşında olduğunu ifade ettiğini ancak yalan söylediğini, gerçekte 14 yaşında olduğu hâlde yaşını büyük söylediğini, mahkeme heyetinin de gördüğü üzere boyunun büyük olduğunu ve yaşından büyük gösterdiğini, sanığın istemesi hâlinde tekrar onunla yaşamak istediğini, sanıktan ayrıldıktan sonra kollarını jiletlediğini, cezaevinde sanığı ziyaret ettiğini, sanığın ailesinin yanına da gittiğini, bozma sonrası 24.06.2020 tarihinde mahkemede; aradan 8 yıl geçtiği için ilk cinsel ilişkiye ne zaman girdiğini hatırlamadığını, ilk ilişki ile ikinci ilişki arasında uzun bir zaman geçtiğini, kendisinin kaç yaşında olduğunu sanığın bildiğini, her şeyi kendi rızalarıyla yaptıklarını, yanlış hatırlamıyorsa 14 ya da 15 yaşında olduğunu, olay yaşandığında ortaokul 3. sınıfa gittiğini, okulda sanığın kendisini okul formasıyla gördüğünü, Tanık ... savcılıkta; sanığın dayısı olduğunu, hatırlamadığı bir tarihte gece geç saatte sanığın mağdureyle birlikte ...köyünde bulunan evine geldiğini ve kaçtıklarını söylediğini, derhal inceleme dışı sanık ...'yı telefonla arayıp durumu bildirdiğini, inceleme dışı sanık ...'nın bu olay nedeniyle sanıkla tartıştığını, mağdureyi ailesinin yanına göndermesini söylediğini, aynı gece kendisinin mağdureyi ailesine teslim ettiğini, bu olaydan 20 gün sonra sanık ve mağdurenin tekrar kaçtıklarını duyduğunu, sanığı ve mağdureyi bulduklarını, mağdurenin ailesinin kendilerinden düğün yapmasını istediğini, evliliği mağdurenin ailesinin istediğini, mağdurenin yaşını bilmediğini, kendilerinin mağdurenin yaşının dolması hâlinde düğün yapılması düşüncesinde olduklarını, mahkemede; ilk kaçtıkları zaman akşam saat 21.00 sıralarında sanık ve mağdurenin geldiklerini, onlara gece yarısı neden geldiklerini sorduğunda kaçtıklarını ve geldiklerinden kimsenin haberi olmadığını söylediklerini, yaşlarının küçük olduğunu görmesi nedeniyle mağdureden annesinin telefonunu alıp konuştuğunu, mağdurenin annesi inceleme dışı sanık ...'in telefonu mağdurenin babası inceleme dışı sanık ...'e verdiğini, durumu anlatınca inceleme dışı sanık ...'in hemen tepki gösterdiğini, inceleme dışı sanık ...'e "Benim de kızım var. Bu tür şey bize yakışmaz. Olan olmuş. İkisinin de yaşı küçük. Biz gelip sizden kızınızı isteyelim. Yüzük takalım. Askerden sonra bunları evlendirelim. Bu şekilde durumu kurtaralım." diyerek sanık ve mağdurenin arasında cinsel bir şey geçmediğini de eklediğini, bu hususu sanık ve mağdurenin kendisine söylediğini, inceleme dışı sanık ...'in "Ben bir hafta düşüneyim. Sonra sizi ararım. Kızımı bana getirin." şeklinde cevap verdiğini, inceleme dışı sanık ...'e mağdureyi teslim ettiğini, inceleme dışı sanık ... kendisine dönüş yapmadan sanık ve mağdurenin tekrar kaçtıklarını, bu nedenle sinirlendiğini ve sonraki olaylar hakkında herhangi bir şekilde müdahil olmadığını, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; sanığın annesi olduğunu, sanık ve mağdurenin önce ...köyüne sonra Gaziantep'e kaçtıklarını, ardından mağdurenin evine döndüğünü ancak sanık ve mağdurenin ayrılmadıklarını, mağdurenin sanığa 16 yaşında olduğunu söylediğini duyduğunu, evliliğe razı olmadığını ve bu nedenle büyük oğlunun evine gittiğini, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; mağdurenin Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde 01.07.1998 tarihinde doğurduğunu, mağdurenin babası inceleme dışı sanık ...'in para cezası ödememek için mağdureyi evde doğmuş gibi kaydettirdiğini, 2012 yılının yaz aylarında mağdurenin sanıkla kaçtığını, mağdureden iki gün boyunca haber alamadıklarını, ulaştıklarında ise mağdurenin sanıkla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, mağdureyle başa çıkamadıklarını, bu nedenle evlenmelerine karar verdiklerini, sanık ve mağdurenin yaklaşık iki ay evli kaldıklarını, yılbaşından önce ise mağdureyi kendilerine teslim edip gittiklerini, İnceleme dışı sanık ... kollukta; 16.01.2013 tarihinden yaklaşık 4 ay önce sanık ve mağdurenin kaçtıklarını, mağdurenin tanık ...'ın evinde olduğunu öğrendiğini ve oradan mağdureyi getirdiğini, mağdurenin sanıkla evlenmek istediğini söylediğini ve bir hafta sonra yine sanıkla kaçtığını, bu kez mağdurenin sanıkla Gaziantep'te olduğunu öğrendiğini, 3-4 gün sonra sanığın ailesinin mağdureyi sanığa istemeye geldiklerini, mağdureyi ikna edemediği ve sanığa kaçmasına engel olamadığı için evliliğe rıza gösterdiğini, mağdurenin yaşının küçük olması nedeniyle sanık ile mağdurenin imam nikâhıyla evlendiklerini, bir hafta önce evine gelen sanığın yengesinin mağdureyi bırakıp gittiğini, bir hafta boyunca sorunun çözüleceğini düşündüğünü, 16.01.2013 tarihinde sanığı telefonla arayıp; "Gelin sorun ne ise konuşup çözelim." dediğini, sanığın; "Ben senin kızını istemiyorum. Konuşacak bir şey yok!" dediğini, bunun üzerine şikâyetçi olmaya geldiğini, savcılıkta; mağdurenin doğum tarihinin 01.07.1998 olduğunu, ceza ödememek için evde doğduğu yönünde beyanda bulunduğunu, 2012 yılının yaz aylarında mağdurenin sanıkla kaçtığını, iki gün boyunca haber alamadıklarını, ulaştıklarında mağdurenin sanıkla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, mağdureyle başa çıkamayınca evlenmesine karar verdiklerini, iki ay kadar evli kaldıklarını, yılbaşından önce mağdureyi bırakıp gittiklerini, mahkemede; ne kızıyla ne de karşı tarafla başa çıkamadığını, mecburen düğünde bulunduğunu ancak bir süre sonra kızını geri getirdiklerini, Beyan etmişlerdir. Sanık savcılıkta; mağdureyle 2011 yılında tanıştıklarını, duygusal bağlarının olduğunu, önce kaçtıklarını, 2012 yılının Kasım ayında ise evlendiklerini, birkaç gün Gaziantep'te kaldıktan sonra ailelerin düğün işini organize ettiklerini, mağdureyle kaçmadan önce mağdurenin babası inceleme dışı sanık ...'in kendilerine evlenmeleri yönünde telkinde bulunup düğünü askerlikten sonra yapmayı teklif ettiğini, düğünden sonra mağdureyle cinsel ilişkiye girip karı koca hayatı yaşadıklarını, mağdurenin yaşının kaç olduğunu tam olarak bilmediğini, sonra mağdureyle aralarında anlaşmazlıkların çıktığını, birkaç gün önce ailesiyle birlikte yaşadığı evden mağdurenin kaçıp gittiğini, sorguda; 2011 yılından beri mağdureyle komşu olmaları ve ayrıca mağdurenin ağabeyinden dolayı mağdureyi tanıdığını, mağdureyle arkadaşlık yaptığını, bunu öğrenen inceleme dışı sanık ...'in kendisini köşeye çekip niyetinin ciddi olması hâlinde mağdureyle evlenmesini söylediğini, mağdureyi ailesinden istediklerini, işin yokuşa sürülmesi üzerine mağdureyle kaçtığını, ardından ailelerin uzlaştığını ve düğün yapıldığını, mağdurenin 16 yaşında olduğunu bildiğini, düğünden sonra birlikte olduklarını, mağdureyi 2011 yılından beri tanıdığını ve yaşını 16 olarak bildiğini, mağdurenin ayrıca 8. sınıfa gittiğini, mağdurenin okula gittiğini bildiğini, mahkemede; mağdureyi iki kez kaçırdığını, ilk kaçırmadan sonra nişan yapıldığını, aralarında tartışma çıkınca ertelendiğini, ikinci kez kaçırınca ilişkinin gerçekleştiğini, mağdurenin yaşını 16 olarak bildiğini, mağdurenin aşağı mahallede oturduğunu, 8. sınıf öğrencisi olduğunu bildiğini, dördüncü celsede; mağdurenin kendisine 16 yaşında olduğunu söylediğini, bozma sonrası 24.06.2020 tarihinde mahkemede; hatırladığı kadarıyla mağdurenin kendisine 14 ya da 15 yaşında olduğunu söylediğini, o zamanlar mağdurenin 8. sınıfa gittiğini, mağdureyle kaçtıktan sonra cinsel ilişkiye girdiklerini ancak kaçtıktan ne kadar süre sonra ilişkiye girdiklerini hatırlamadığını savunmuştur. V. GEREKÇE 1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler 5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi şöyledir; "Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." Madde, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır. Madde gerekçesinde ise; "Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir. Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir. Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır. Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür. Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir. 'Şahısta hata' aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür. Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır. Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen 'hukuka uygunluk nedenlerinde hata' ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki 'hukuka uygunluk nedenleri' yerine, 'ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler' ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Doktrinde bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi,12. Baskı, s. 362) şeklinde görüşlere yer verilmiştir. Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir. İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca 03.06.2020 tarihinde düzenlenen raporunda mağdurenin 2012 yılı Ekim ayında 13 yaşını bitirip 14 yaşının içerisinde olduğunu mütalaa edilmiş ise de hata hâlinin genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına geldiği, bu bağlamda hata hükümlerinin tek başına söz konusu tespite dayanılarak uygulanamayacağının kabulünün mümkün olmaması, sanık ve mağdurenin 2011 yılının Temmuz ayında tanışmaları, aşamalarda mağdurenin sanıkla 2012 yılının Ekim ayında kaçtıktan sonra ilişkiye girdiklerini belirtmesi, 01.07.1998 tarihinde hastanede doğduğu anlaşılan mağdurenin 17.04.2013 tarihinde uzun boylu olduğuna ve duruşma günü itibarıyla 16-17 yaşlarında göründüğüne ilişkin mahkeme heyetince gözlem yapılması, sanığın annesi inceleme dışı sanık ...'un aşamalarda mağdurenin sanığa 16 yaşında olduğunu söylediğini ifade etmesi, sanığın dayısı olan tanık ...'ın mahkemede sanık ve mağdurenin evine geldiklerinden kimsenin haberinin olmadığını söylediklerini ve yaşlarının küçük olduğunu görmesi nedeniyle mağdureden annesinin telefonunu alıp konuştuğunu belirtmesinin, mağdurenin 15 yaşından küçük olduğuna dair objektif bir gözlem içermemesi, bu tespitin, tanık ...'ın o tarihte nüfus kaydına göre 19 yaşında olan sanığın da küçük olduğunu belirtmesiyle desteklenmesi, mağdurenin bozmadan önce alınan beyanlarında istikrarlı bir şekilde sanığa yaşını büyük söylediğini dile getirmesi, mağdur ve sanığın 25.01.2016 tarihinde evlenip 19.01.2019 tarihinde boşanmaları nedeniyle mağdurenin bozma sonrasında, esasen kaç yaşında olduğunu sanığın bildiği, yanlış hatırlamıyorsa 14 ya da 15 yaşında olduğunu söylediği yönündeki beyanına, husumetten kaynaklanma ihtimali sebebiyle itibar edilmesinin mümkün olmaması, sanığın ise bozma sonrasında; hatırladığı kadarıyla mağdurenin kendisine 14 ya da 15 yaşında olduğunu söylediği, o zamanlar mağdurenin 8. sınıfa gittiği, mağdureyle kaçtıktan sonra cinsel ilişkiye girdikleri, ancak bunun kaçtıktan ne kadar süre sonra gerçekleştiğini hatırlamadığı şeklindeki olaydan sekiz yıl sonra verdiği savunmasının, bozma öncesinde istikrarlı bir şekilde mağdurenin yaşını 16 olarak bildiği yönündeki savunmaları ve mağdurenin aşamalarda sanığın kendisinden hoşlanmaya başlamasından yaklaşık 1 yıl 3 ay sonra kaçıp cinsel ilişkiye girdikleri şeklindeki beyanıyla bir tutarsızlık oluşturmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hâlinin uygulama imkânının bulunduğu kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Ceza Genel Kurulu'nun 08.01.2025 tarihinde gündemin 7. Sırasında görüşülen dosyasında, sanık hakkında, mağdureye karşı eylemi nedeniyle lehine 5237 Sayılı Kanun'un 30 maddesinin uygulama imkanının bulunduğuna ilişkin çoğunluk kararına karşın, olayda sanık lehine 5237 Sayılı Kanun'un 30.maddesinin uygulanamıyacağı görüşünde olduğumdan muhalifim. Sayın Genel Kurul, sanık hakkında, suç tarihi itibarı ile mağdurenin yaşını bilmediği, yanıltıldığı ve durumdan lehine 5237 Sayılı TCK .nın 30. Maddesinden yararlanması gerektiği kanaati ile lehine bir tespit yapmıştır. Oysaki, tüm dosya kapsamı ve taraf beyanları irdelendiğinde sanığın, mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmediği kanaatimce sabittir. ŞÖYLE Kİ ; Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere sanık ve mağdure olaydan önce yani, 2011 yılının yaz ayından itibaren birbirlerini, tanımaktadırlar. Mağdure ilk ifadesinde sanığın 2011 yılının 7. ayında sanığın gelerek kendisiyle sevgili olmak istediğini, o tarihlerde ilkokul 7. sınıf öğrencisi olduğunu, bozma sonrası beyanında ise sanığın kendisini okul üniformasıyla gördüğünü, okula bir yıl geç başladığını, kaç yaşında olduğunu sanığın bildiğini, yanlış hatırlamıyorsa 14 ya da 15 yaşında olduğunu belirtmiştir. Sanık ise ilk ifadesinde mağdureyle 2011 yılında tanıştıkları husunu doğrulamıştır. Ayrıca sanık sorguda 2011 yılından beri mağdureyle komşu olmaları ve mağdurenin ağabeyinden dolayı mağdureyi tanıdığını ifade etmiştir. Savcılık aşamasında sanığın tanık olarak dinlenen dayısı mahkemede sanık ve mağdurenin ilk kaçtıkları tarihte evine geldiklerini, yaşlarının küçük olduğunu görünce mağdureden annesinin telefon numarasını alıp mağdurenin ailesiyle konuştuğunu beyan etmiştir. Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda da mağdurenin 2012 yılı Ekim ayında mağdurenin 13 yaşını bitirmiş ve 14 yaşının içerisinde olduğu mütalaa edilmiştir. Bu noktada her ne kadar mahkeme 17.04.2013 tarihli duruşmada duruşma günü itibarıyla mağdurenin 16-17 yaşlarında göründüğüne ve mağdurenin duruşma tarihinde uzun boylu olduğuna ilişkin bir gözlemin sanığın mağdureyi olaydan önce uzun zamandır tanıması, komşu olduklarını belirtmesi hususları karşısında sanığın mağdurenin yaşının bilip bilmediği noktasında hukuki bir değer taşımadığı kabul edilmelidir. Yine, mağdure 17.04.2013 tarihli duruşmada sanığa 16 yaşında olduğunu söylediğini ve sanığın istemesi hâlinde tekrar yaşayacağını belirtmesi karşısında söz konusu beyanı itibar edilebilecek bir beyan olmaktan uzaktır. Sanığın Yargıtay Ceza Dairesinin ilk kararını bozma kararı sonrasında hatırladığı kadarıyla mağdurenin kendisine 14 ya da 15 yaşında olduğunu söylediği, o zamanlar mağdurenin 8. sınıfa gittiğini, mağdureyle kaçtıktan sonra cinsel ilişkiye girdiklerini beyan etmesi, mağdurenin yaşı konusunda tereddüt edilmemesi gerektiği, zira hastahanede doğumunun gerçekleşti gibi hususlar ile birlikte, tüm dosya kapsamı nazara alındığında sanığın mağdurenin gerçek yaşını bilmemesi, bu yönde hataya düşmesi mümkün değildir. Buna rağmen sanığın, mağdurenin yaşı konusunda yanılması olmaksızın onunla cinsel ilişkiye girdiği,suç tarihinden sonra onunla evlenmesi de değerlendirilip mağduriyetlerinin önüne geçilmesi anlamında, yasal bağlamda Ceza Kanun'ndaki düzenlemenin bu yöndeki keskin ve net belirlemesine karşın, taktiren 5237 Sayılı Kanun'un 30 maddesinin sanık lehine uygulanması doğru bir yaklaşım olamaz. Zira, bu husus yasal bir düzenlemeye ihtiyaç duymaktadır. Yukarıda izah ettiğim hususlar ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığı, sanık ile mağdurenin sanığın eylemini TCK'nın 103. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı olarak niteleyen Yerel Mahkeme kararının yerinde olduğuna ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü gerektiği," düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü gerektiği görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla