Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2022/464 E. , 2025/404 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 169-258 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 103/1, 103/3, 103/6,
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2022/464 E. , 2025/404 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 169-258 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 103/1, 103/3, 103/6, 43/1, 53... . maddeleri uyarınca 16... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.10.2017 tarihli ve 5-292 sayılı hükmün, sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 29.12.2017 tarih ve 2953-2559 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 10.04.2019 tarih ve 7533-8986 sayı ile; "Suç tarihi itibarıyla dokuz yaşı içerisinde bulunan mağdurun aşamalarda değişen çelişkili anlatımları, savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde yer alan sübuta ilişkin deliller ile dosya içeriğinin çelişmesi karşısında, 5271 sayılı CMK'nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde esastan reddine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise 27.06.2019 tarih ve 169-258 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.01.2020 tarihli onama istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.09.2022 tarih ve 11135-7710 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan mağdur ...'in suç tarihlerinde sekiz-dokuz yaşlarında olup ailesi ile birlikte yaşadığı; komşusu olan sanık ...'in ise elli bir yaşında, sabıkasız, evli, beş çocuklu ve işçi olduğu, Katılan mağdurun sekizinci sınıftan itibaren derslerinin bozulmaya başlaması ve bu nedenle ebeveynleri olan katılanların baskısı üzerine katılan ...'nin oğlu katılan mağdur ile birlik okula gittikleri, okulun müdür yardımcısı tanık ...’ın yalnız şekilde yaptığı görüşmede katılan mağdurun utandığını söyleyip ağladığı, eski komşularının yıllar önce kendisine tacizde bulunduğunu anlattığı, bunun üzerine rehberlik öğretmeni tanık ... ile bu durumun aileye ve kolluk birimlerine bildirilmesi üzerine soruşturmanın başladığı, Okul idaresince 08.04.2016 tarihinde düzenlenen tutanakta; birebir yapılan görüşmede, katılan mağdurun sekiz yaşında iken komşusunun kendisine tecavüz ettiğini, bunun bir yıl sürdüğünü beyan ettiğinin belirtildiği, 24.04.2016 tarihli adli görüşme raporunda; katılan mağdurun bilişsel kapasitesinin, kendisini ifade etme becerisinin yaşıtları ile uyumlu, görüşme genelinde duygu durumunun çökkün olduğu ve bunun beden diline de yansıdığının görüldüğünün, literatürde, cinsel istismarın çocuk üzerindeki etkilerinin olayın yaşandığı dönemde ortaya çıkmayabildiğinin, hiçbir davranım bozukluğu göstermeyen çocuklarda ileri dönemlerde travma sonrası stres bozukluğu semptomlarının görülebildiğinin, şuan dokuzuncu sınıfta olan mağdurun beşinci sınıftan bu yana düşen ders başarısı, içine kapanması ve ön görüşmede edinilen bilgiye göre öfke sorunları yaşamasının bu bakımdan anlamlı bulunduğunun, adli görüşme sırasında bazı detaylar sorulduğunda "üstünden çok zaman geçti hatırlamıyorum, hatırlamak da istemiyorum" dediğinin, katılan mağdurun yaşananları unutmaya çalıştığının, bu nedenle hem olayın üzerinden uzun zaman geçmesi hem de unutmaya çalışmasının detayları hatırlamamasına neden olabileceğinin, bunun normal olduğu ve güvenilirliğini etkilemediği kanaatini oluşturduğunun belirtildiği, Kovuşturma aşamasında hazır bulunan uzman tarafından; katılan mağdurun yaşadığı olayın geçtiğini iddia ettiği dönemde olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilecek yaşta olmadığını, ancak mevcut durumda olayları geriye dönük de olsa anlamlandıracak ve değerlendirilebilecek yaş ve bilişsel seviyede olduğu, beyanına itibar edebileceği kanaatini bildirildiği, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesince düzenlenen 18.04.2016 tarihli sağlık kurulu raporunda; katılan mağdurun maruz kaldığı iddia edilen eylem sırasında gelişim dönemi göz önünde bulundurulduğunda eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediğinin, ifadesindeki tutarlılık göz önünde bulundurulduğunda ifadesinin güvenilebilir olabileceği kanaatine varıldığının, alınan öyküde iddia olunan olay sonrasında mağdurun ciddi davranış sorunları ve ders başarısında düşme yaşadığı, sosyal işlevselliğinin olumsuz etkilendiği, maruz kaldığı iddia oluna eylemin mağdurun kişisel, sosyal ve davranışsal gelişimini olumsuz etkilediği tıbbi kanaatine varıldığı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağ. ve Hast. Ana Bilim Dalınca düzenlenen 28.6.2017 tarihli raporda; psikiyatrik değerlendirmeler sonucunda mağdurun olay tarihinde içinde bulunduğu yaş döneminin gelişimsel özelliklerine bağlı olarak maruz kaldığı iddia olunan eylemin kötü bir şey olduğunu algılayamayabileceğinin, yaşı büyüyüp ergenlik dönemine geldikçe bu olayı hatırlayıp kendisine yapılan davranışı anlayabildiğinin, bunun sonucunda uykuda bozulma, olayın gün içinde sürekli aklına gelmesi, sık sık ağlama, çabuk öfkelenme, erkeklerin kendisine dokunmasından rahatsız olma, ders başarısında düşme gibi bulguların olayın üzerinden zaman geçtikten sonra ortaya çıktığının, dolayısıyla yaşadığı olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun değerlendirildiği, Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünce 17.02.2017 tarihinde yapılan iç beden muayenesinde; katılan mağdurda akut veya kronik fiili livataya ait olabilecek bir muayene bulgusunun belirlenmediği, Anlaşılmıştır. Katılan mağdur, soruşturma aşamasında; 2008 yılında ailece görüştükleri komşuları sanığın kendisiyle yalnız kaldığı zamanlarda onların evinde birden fazla kez tecavüz ettiğini, eylemlerin birinci sınıfın yaz tatilinde yani 20 07... yılı yaz tatilinde olabileceğini, bu tarihlerde sanıkla aynı apartmanda oturduklarını, anne ve babası çalıştığından evde yalnız kalmaması için sanığın eşi tanık ... ile kendisine baktığı zamanlarda, sanığın eylemini yalnız kaldıklarında gerçekleştirdiğini, 2009 yılında apartmandan taşınana kadar bu eylemlerin devam ettiğini, daha sonra hiç görüşmediklerini, bazen cinsel organını ağzına almasını isteyen sanığın çoğu zaman da arka tarafına soktuğunu, ardından da arka tarafını sildiğini, bu olayı o dönemde yaşı nedeniyle anlayamadığını, ailesi okul nedeniyle üzerinde baskı yapmaya başlayınca psikolojik durumunu anlamaları için önce okul müdürüne durumu anlattığını, Kovuşturmada; evde kimse yokken cinsel organını ağzına sokmadan yalattıktan sonra pantolonunu sıyırıp diz üstü kanepeye yaslayıp arkasına geçerek cinsel organını arka tarafına sürttüren sanığın, cinsel organını tam olarak makatına sokmadığını, ikinci olayın da ilk olaydan kısa süre sonra ve aynı şekilde gerçekleştiğini, bu seferde cinsel organını tam olarak makat kısmına sokup sokmadığını bilemediğini ancak bu aşamada herhangi bir acı hissetmediğini, önceki beyanları ile oluşan çelişki nedeniyle sorulduğunda ise sanığın cinsel organını makatına sokmadığını, rehber öğretmen ile görüştüğünde olayı biran önce anlatıp ortamdan uzaklaşmak maksadıyla cinsel organını tam olarak soktu yönünde beyanda bulunduğunu, mahkemede verdiği ifadesinin doğru olduğunu, Katılan ...; oğlu olan katılan mağdurun olayın kolluk görevlilerine bildiriminden bir gün önce akşam saatlerinde okula gitmeyip çalışmak istediğini söylemesi üzerine ertesi gün katılan mağdur ile birlikte okula gittiklerini, öğretmeninin bizzat görüşme isteği nedeniyle okuldan ayrıldığını, aynı gün tekrar okula çağrıldığında yedi yıl önce komşuları olan sanığın oğlu katılan mağdura tecavüz ettiğini öğrendiğini, bahsedilen dönemlerde kendisi ve eşi çalıştığı için çocukları katılan mağduru sanık ... eşine bakmaları için bıraktıklarını, sanığın her zaman işe gitmediğini, 2001-2009 yıllarında sanığın böyle bir davranışta bulunabileceğini tahmin etmediklerini, şikâyetçi olduklarını, Katılan ...; eylemin nasıl gerçekleştiğini sorduğu oğlu olan katılan mağdurun "Bana şeker veriyordu, yalnızken yaklaşıyordu, istismar ediyordu, anlatırsan sen çok üzülürsün" dediğini aktardığını, Tanık ...; katılan mağdurun öğrencisi olduğu okulda müdür yardımcısı olarak görev yaptığını, katılan ...'nin, oğlunun okumak istemediğini söylemesi üzerine sorunu anlamak amacıyla yaptıkları görüşmede katılan mağdurun çok büyük sıkıntıları olduğunu, utandığından anlatamayacağını, okula devam ettiği takdirde ya kendisini ya da bir adamı öldürebileceğini söyleyerek ağlamaya başladığını, neler yaşadığını anlatmasını istediğinde ise eski komşularından birinin yıllar önce kendisine tacizde bulunduğunu, bu durumu kimseyle paylaşamadığını, bunun yıllar içinde birikim yaptığını, anlattığını, olayın adli bir boyut taşıması nedeniyle rehber öğretmenlerle birlikte bu durumu tutanağa bağladıklarını, Tanık ...; katılan mağdurun rehber öğretmeni olduğunu, okul idaresinin isteği üzerine görüştüğü katılan mağdurun okulu bırakmak istediğini, geceleri uyuyamadığını, sekiz yaşlarında iken ailece görüştükleri komşuları olan bir kişinin kendisine şeker veya bozuk para vererek kandırıp arkadan birlikte olduğunu söylediğini, bu olayın yaklaşık bir yıl sürdüğünü, sonra başka bir adrese taşındıklarını, bu olaydan dolayı etkilendiğini söylediğini, akabinde anlatılanları okul idaresi ile paylaştığını, Tanık ...; kayınpederi olan sanık ile kaldıkları 2003-2013 yılları arasında zaman zaman katılan mağdurun kendilerine bakmaları için bırakıldığını, evde sekiz - dokuz kişi birlikte kaldıklarını, sanığın sürekli işe gittiğini, İfade etmişlerdir. Sanık; komşularının çocukları olan katılan mağdurun zaman zaman bakmaları için 2007-2009 yılları arasında kendilerine bırakıldığını, torunu gibi baktığı katılan mağdura bakkaldan birşeyler aldığını, cinsel eylemde, taciz veya tecavüzde bulunmadığını, inşaat işçisi olduğu için havanın iyi olmadığı zamanlarda eve geldiğini, ancak durmayıp kahveye gittiğini, aralarında herhangi bir husumette bulunmadığını savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 11.06.2013 tarih ve 36-294 sayılı kararında açıklandığı üzere; Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ve vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Aynı zamanda bir güvence de olan bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan maddi gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Katılanlar ... ve ...'nin işe gittikleri zamanlarda, çocukları olan katılan mağdurun bakması için aynı apartmanda komşuları olan sanığın evine bırakıldığı 2007-2009 yıllarında, sanığın koruma ve gözetim yükümlülüğünü ihlal ederek zincirleme surette çocuğun basit cinsel İstismarı suçunu işlediği İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olayda; Sanığın eylemlerinin 2007-2009 yıllarında gerçekleştiğinin iddia edilmesine rağmen kolluk birimlerine olaydan yaklaşık yedi yıl gibi uzun bir zaman sonra bildirilmesi, katılan mağdurun ders notlarının ve okul başarısının düşmesinin aile içinde tartışmalara yol açması, bu münakaşaların sonucu olarak katılan mağdur ile babasının birlikte okula gelerek katılan mağdurun okuldan alınacağını dile getirmeleri, bu şikâyetin iletildiği okul müdür yardımcısı tanık ...'ın katılan mağdur ile bire bir yaptığı görüşme sırasında ortaya çıkan olayın adli mercilere taşındığı değerlendirildiğinde, katılan mağdurun okuldan alınmasının derslerdeki başarısının düşmesine bağlanmasına karşılık bir savunma refleksiyle ve okuldan alınmasını engellemeye yönelik bir önlem olarak bu iddiaları gündeme getirme ihtimali bulunması, 08.04.2016 tarihli tutanakta katılan mağdurun maruz kaldığı eylemi tecavüz olarak anlatıp bunun bir yıl sürdüğünü ifade etmesine karşın, soruşturma aşamasında sanığın eylemlerini fırsat bulduğu zamanlarda 2009 yılında bulundukları apartmandan taşınana kadar fiili livata olarak sürdüğünü beyan etmesi, kovuşturma aşamasında ise sanığın eylemlerinin cinsel organı ile poposuna sürtünmeden ibaret olduğunu ve bu olayın sadece iki kez yaşandığını anlatması hususları birlikte dikkate alındığında; katılan mağdurun beyanları arasında eylemlerin sayısı ve niteliği açısından çelişki oluşması, bu çelişki kendisine hatırlatıldığında, daha önce bir an evvel ortamdan uzaklaşmak maksadıyla bazı şeyleri kapalı anlattığı şeklindeki açıklamasının ifadeleri arasındaki çelişkiyi gidermemesi, yargılamada beyanlarının alındığı gün yapılan iç beden muayenesinde herhangi bir livata bulgusunun tespit edilememesi, sanığın tüm aşamalarda müsnet suçu işlemediğine yönelik savunmaları da gözetildiğinde, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin gerekçeli/muhtemel şüpheyi tamamen ortadan kaldırmak için yeterli olmadığı ve sanığa isnad edilen çocuğa karşı cinsel istismar suçunun işlendiğine dair mahkumiyeti için her türlü şüpheden uzak vicdani kanaat uyandıracak delillerle ispatlanamadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat olunan çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İlk Derece Mahkemesince çocuğun basit cinsel istismarı suçundan verilen mahkumiyet kararının yerinde olduğu" düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.06.2019 tarihli ve 169-258 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki gerekçenin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün sanığa isnat olunan çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesine, ilâmın bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.