Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2022/613 E. , 2025/43 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 191-484 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçuna azmettirmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 38, 82/1-a-k, 62, 53. ma
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2022/613 E. , 2025/43 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 191-484 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçuna azmettirmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 38, 82/1-a-k, 62, 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına; sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçuna azmettirmeden aynı Kanun’un 38, 82/1-a-k, 35 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar ... ve ...’ın mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçundan aynı Kanun’un 37, 82/1-a-k, 35 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, tüm sanıklar yönünden aynı Kanun’un 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.01.2019 tarihli ve 516-21 sayılı, kısmen resen istinafa tabi olan hükümlerin, sanıklar müdafileri ve katılan vekilince istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 04.04.2019 tarih ve 887-787 sayı ile hükümlerin düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Kararların sanıklar müdafileri ve katılan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.04.2021 tarih ve 1717- 6085 sayı ile; "(…) b) (…) Sanıklar ... ve sanık ... hakkında mağdur ...'a yönelik teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçuna teşebbüs, sanıklar ..., ... hakkında bu suça azmettirmeden kurulan hükümlerin;(…) Mağdur ...’a yönelik olarak öldürme eyleminin icra hareketlerine başlanmadığının kabulü ile ... haricindeki sanıkların mağdur ...’a yönelik eylemden beraatlerine karar verilmesi, sanık ...’in maktulü öldürmesi sırasında araya giren mağduru engellemek amacıyla bir bıçak darbesi vurması şeklindeki eylemi de kasten yaralama olarak vasıflandırılarak sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde bütün sanıklar hakkında nitelikli kasten öldürme suçuna teşebbüsten mahkûmiyet kararları verilmesi, c) Sanık ... hakkında maktul ...'yı nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; her ne kadar maktul ...’a yönelik eylem diğer sanıklar yönünden töre saikiyle gerçekleştirilmiş ise de, sanık ...’in mağdur ile evli olup maktulle mağdur arasındaki ilişkiyi yeni öğrendiği, maktulün sanığın eşi ile ilişkiye girmek ve bu ilişkiyi uzun bir zaman sürdürmek suretiyle evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmesine iştirak etmesi, sanığın eşi ile birlikte evi terk etmeleri, müşterek çocuğun da maktulden olduğu iddiaları karşısında sanık açısından somut olayda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu nedenle sanık ...'in münhasıran töre saikiyle hareket etmediğinin kabulü ile sanık hakkında maktule yönelik eylem nedeniyle TCK’nin 29. maddesi uyarınca yasada öngörülen sınırlar dâhilinde makul düzeyde indirim uygulanmak suretiyle TCK'nin 82/1-a maddesi uyarınca hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile aynı Kanunun 82/1-k maddesinin de uygulanması," isabetsizliklerinden bozulmasına, dosyanın İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi ise 24.12.2021 tarih ve 191-484 sayı ile; "(…) Olay sırasında, sanık ...'in maktule vurmaya başladığı, mağdur ...'ın sanık ...'i engelleyemediği, ...'in salladığı bıçağın bu sırada mağdur ...'a da isabet ettiği, sanık ...'in mağdur ...'ın boğazına sarıldığı, mağduru boğmaya çalıştığı, sonrasında ise mağduru sürükleyerek olay yerinden uzaklaştırmaya çalıştığı, olay yerinin yakınındaki tarlalardan geçerek olay yerinin uzağında bir tarlada durduğu ve hakkında yakalama kararı infaz edilmediği için tefrik kararı verilen ...'in bu sırada sanık ...'i aradığı, maktul ve mağdurun öldürülüp öldürülmediğini sorduğu, sanığın ise ‘...'ı öldüreyim mi’ diye sorduğu, telefonu kapattıktan sonra mağdurun konuşmak istemesi üzerine, bu kez sanığın ...'i aradığı, mağdur ile ...'in görüştükleri, ...'in mağdura ‘Madem kaçtın, çocuğu neden götürdün, seni öldüreceğimizi bilmiyor muydun?’ dediği, jandarma ekiplerinin gelerek mağduru kurtardıkları, her ne kadar mağdur ... kovuşturma aşamasında önceki anlatımlarının aksine sanıkları suçtan kurtarmak için sadece ...'in suçlu olduğu şeklinde beyanlarda bulunmuş ise de soruşturma aşamasındaki beyanında dayısı ...'in telefonda sanık ...'e kendisini kastederek ‘Onun da işini bitir.’ dediğini, sanık ...'in telefonu kapatıp ön cebine koyduğunu ve elleriyle kendisinin boğazına sarıldığını, bağırmaması için de ağzını kapattığını, bu esnada jandarma görevlilerinin geldiğini ve bu şekilde sanık ...'in elinden kurtulduğunu, jandarma görevlileri gelmemiş olsaydı sanık ...'in aldığı talimat doğrultusunda kendisini öldüreceğini beyan ettiği, yine mahkememizce olay yerinde yapılan keşif işlemi sırasında dinlenen tutanak tanığı ...'ın, olay günü kuru dere yatağının bulunduğu kısımdan toprağın yar yaptığı bölümde, yarın altına çömelmiş vaziyette isimlerinin sonradan ... ve ... olduğunu öğrendiği kişileri gördüğünü ve ...'ın sol tarafındaki ...’ın omzuna kolunu atmış vaziyette olduğunu, ‘Dur, jandarma!’ diye bağırınca, ...'ın oturduğu yerden kalkıp ‘Beni kurtarın.’ diyerek kendisine doğru koşmaya başladığını ve arkasına geçtiğini beyan ettiği hususları dikkate alındığında aslında jandarma görevlileri gelmese sanık ... önceden alınan karar gereğince mağdur ...'a yönelik öldürme eylemine devam edecekti. Kaldı ki tüm tarafların akraba oldukları bu olayda mağdur ... ve maktul ...'ın öldürülmesi için önceden karar alınmış ve alınan karar doğrultusunda da öldürülmek üzere bir kısım sanıklar tarafından arabayla götürülmüşlerdir. Arabanın bozulması üzerine, olayın meydana geldikleri yerde durmak zorunda kalınmış, sanık ..., alınmış olan karar gereğince eyleme geçmiş ve önce maktul ...'a yönelik olarak bıçakla saldırmaya başlamış, hatta mağdur ... da, ...'in salladığı bıçakla yaralanmış, bu sırada sanık ... de mağdur ...'a yönelik olarak öldürme eyleminin icra hareketlerine başlamış ancak bu eylemi arabanın olduğu yerde değil, oradan uzakta bir yerde devam ettirebilmek için mağduru sürükleyerek oradan götürmüş ve jandarmanın gelmesiyle de yakalanmıştır. (…) Sanık ...'ın eşi ... ile maktul ... arasındaki ilişkiyi öğrendiği ve tepki vermediği, öğrenmesinin ardından da maktulün kendileriyle kalmasına izin verdiği ve durumu kabullendiği, buna göre sanık ...'in, eşi olan mağdur ...'ın maktul ile ilişkisi nedeniyle herhangi bir hiddet veya şiddetli elem duymadığı, sadece çocuğun kendisinden olup olmadığı hususunun üzerinde durduğu, dolayısıyla maktul ...'ın öldürülmesi eyleminde bir anlık hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında hareket etmediği, öğrendiği ilişkiyi kabullenmesine rağmen tüm kişilerin akraba oldukları bu olayda mağdur ve maktul arasındaki bu ilişkinin diğer akrabalar tarafından öğrenildiği ve töreye aykırı bir davranış olarak kabul edilmesi nedeniyle de öldürme kararının alındığı dikkate alındığında sanık ... söz konusu eylemde bir anlık hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında değil tam aksine töre saiki ile öldürmede aranan görev bilinciyle hareket etmiştir.” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanıkların önceki hükümler gibi cezalandırılmalarına karar vermiştir Hükümlerin sanıklar müdafileri, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.05.2022 tarihli ve 33628 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.12.2022 tarih ve 5739-9602 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Özel Dairenin bozma kararından sonra Yerel Mahkemece inceleme dışı sanık ... hakkında maktul ...’ya yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme, mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme; sanık ... hakkında mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirmeden açılan kamu davalarının tefrikine karar verilmiş, ayrı dosya üzerinden yürütülen yargılama sonunda ...’un maktul ...’ya yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme suçundan beraatine, mağdur ...’a yönelik tehdit suçunu oluşturduğu kabul edilen eylemi nedeniyle de uzlaşma sebebiyle düşme kararı verilmiş, hükümler Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 05.12.2022 tarihli ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirmeden beraatine ilişkin hüküm ise Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 03.07.2024 tarihli ve 8775-4933 sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Direnme kararının kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında maktul ...’ya yönelik nitelikli kasten öldürme, sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik eyleminin, tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçunu mu yoksa haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun, 2- Sanıklardan ...’ın TCK’nın 38. maddesi delaletiyle, sanık ...’ın ise TCK’nın 37. maddesi delaletiyle, mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna iştirak edip etmediklerinin, 3- Sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun, Belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 22.08.2017 tarihli olay yeri inceleme raporundan; 20.08.2017 tarihinde İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi, ... Mahallesi’nde, yol kenarında bir erkek cesedi bulunduğunun ihbar edilmesi üzerine olay yerine gidildiği, ...’ya ait olduğu öğrenilen cesedin tarla ile yol arasındaki bir yamaçta yüzükoyun yatar hâlde olduğu, cesedin mahalle yoluna 12 metre, ... Mahallesi’ne 600 metre, Kemalpaşa - Torbalı kara yoluna ise 350 metre mesafede bulunduğu, maktulün ayağında ayakkabılarının olmadığı, kesik izleri bulunan tişörtünün kan içinde olduğu, olay yerinde bulunan ...’ın gömleğinde kan damlaları bulunduğu, cesede 250 metre mesafede terk edilmiş hâlde bulunan mavi renkli, Tofaş Kartal marka aracın, sol arka yolcu koltuğunda kan lekelerinin olduğu, sağ arka kapı camının içeriden dışarıya doğru kırılmış olduğu, aracın önüne 1 metre mesafede bir adet ayakkabı teki, aracın arkasına 2 metre mesafede kan lekeli bir eşarp, araca 4 metre mesafede bir çift terlik, araca 110 metre mesafede bir ayakkabı, ayakkabıya 10 metre mesafede ise bir tespihin bulunduğu, İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığınca düzenlenen 29.09.2017 tarihli otopsi raporundan; 177 cm boyunda, 65-70 kg ağırlığında, 20-25 yaşlarındaki erkek cesedinde, sol el sırtında ve sağ el 3. parmak ekleminde sıyrıklar bulunduğu, maktulün kan ve idrarında alkol, uyutucu, uyuşturucu madde tespit edilmediği, vücudunda 14 adet kesici delici alet yarası olduğu, bu yaralardan 4 adedinin tek başlarına öldürücü nitelikte oldukları, maktulün kesici alet yaralanmasına bağlı akciğer, karaciğer kesilmesinden gelişen iç kanama sonucu hayatını kaybettiği, 20.08.2017 tarihli yakalama ve üst arama tutanağından; aynı tarihte saat 18.00 sıralarında görevlilere telefon eden bir şahsın cinayet işlediğini, Kemalpaşa kara yolu üzerinde bulunduğunu, teslim olmak istediğini bildirmesi üzerine, belirtilen yere gidilerek ... isimli sanığın yakalandığı, 12.09.2017 tarihli tutanaktan; sanıklardan ...'ın suçta kullandığını ifade ettiği bıçak ile olay sırasında üzerinde bulunan gömleğini attığı yeri gösterebileceğini söylemesi üzerine; Vişneli Mahallesi, ... mevkiinde yer gösterme işlemi yapıldığı, dereyi aşan köprünün altında bir adet mavi gömlek ile gömleğe sarılı, açılır kapanır bir bıçağın bulunduğu, 26.09.2017 tarihli uzmanlık raporundan; ...’ın ve ...’ın gömleklerindeki kan lekeleri ile Tofaş Kartal marka araç içerisindeki mağdura ait eşarp ve terliklerdeki kan lekeleri ve olay yerinde bulunan tespihten elde edilen DNA örneklerinin, maktulün DNA profili ile benzer oldukları, 27.09.2017 ve 28.09.2017 tarihli uzmanlık raporlarından; sanık ... tarafından yer gösterilerek bulunan, uca doğru meyilli, tek ağızlı, sivri uçlu, sırtı tırtıklı 8,9 cm uzunluğunda namlusu, 11,5 cm uzunluğunda kabzası bulunan toplam uzunluğu 20,4 cm olan çakı bıçağının 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmadığı, bıçak üzerinde parmak izi tespit edilemediği, İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce 08.02.2018 tarihinde mağdur ... hakkında düzenlenen rapordan; Ege Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı hasta dosyası incelendiğinde, mağdurun 20.08.2017 tarihinde yapılan muayenesinde, sağ toraks arkasında 2 cm uzunluğunda kesi olduğu, 3 adet dikiş atıldığı, rutinlerinin normal olması üzerine taburcu edildiği, tarif edilen sağ skapula düzeyinde trapezius kasına kadar uzanan kesici delici alet yaralanması ile trapezius kasında hematom oluşturan yumuşak doku travmasının şahsın yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, Sanıkların telefonla iletişimlerine ilişkin olarak düzenlenen 20.05.2018 tarihli bilirkişi raporundan; sanıklardan ...’ın olay tarihini de kapsayan 15.08.2017 -21.08.2017 tarihleri arasında, maktul ile 26 kez, sanık ... ile 25 kez, sanık ... ile 11 kez, inceleme dışı sanık ... ... ile 12 kez, sanık ... ile 5 kez, inceleme dışı sanıklardan ... ... ile 1 kez, ... ile 3 kez iletişim kurduğu; maktul ...’ya olay günü çeşitli numaralardan "Çok önemli bir şey söyleyeceğim, hayatınızı kurtarın, ölümlerden ölüm beğen, ben senin ecelinim, s.ktir len köpek o orospu ...’ı da seni de gebertecekler, oğlum istediğiniz kadar saklanın ikiniz de ...ye kurban olun, oğlum sen adamsan saklandığın yerden çık" şeklinde mesajlar gönderildiği, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi vasıtasıyla ulaşılan Torbalı 1. Aile Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve 992-523 sayılı kararından; davacı ... tarafından 14.12.2017 tarihinde ... ve ... ... aleyhine açılan soybağının reddi davasının feragat nedeniyle reddine karar verildiği, Maktulün annesi ..., babası ... ve amcası ...’nın 22.09.2017 tarihli dilekçeleri ile sanıklardan şikâyetçi olduklarını belirtmiş iseler de kovuşturma aşamasında şikâyetlerinden vazgeçtikleri; Mağdur ..., tanıklar ve inceleme dışı sanıkların beyanları ile sanıklar ..., ..., ... ve ...in dosya kapsamındaki savunmalarından; Teyze çocukları olan sanık ... ile mağdur ...’ın yaklaşık 15 yıldır evli oldukları, istemelerine karşın çocuklarının olmadığı, ...’in bu nedenle ...’ı suçladığı, çocuk doğurmadığı takdirde üzerine kuma getireceğini, kendisini de boşamayacağını ...’a söylediği, olay tarihinden yaklaşık iki yıl kadar önce ... ve ...’in teyzelerinin oğlu olan maktul ...’ın köyden gelerek, Torbalı’da sanık ... ve mağdur ...’ın ortak ikametinde kalmaya başladığı, o tarihte 20 yaşında olan maktul ... ile kendisinden 14 yaş büyük olan ...’ın birbirlerine duygusal yakınlık duydukları, cinsel ilişkiye girdikleri, bu ilişkilerini maktul askere gidinceye dek gizlice sürdürdükleri, maktulün askere gitmesinden bir süre sonra ...’ın bir bebek dünyaya getirdiği, bebeğe ... isminin verildiği, askerlik vazifesini yapan maktul ...’ın, ...’la olan ilişkisini ablası ...’e anlattığı, ...’in durumu ...’in de kardeşi olan eşi ...’a söylediği, ...’ın da durumu dayısı inceleme dışı sanık ...’e aktardığı, ...’in ise ...’a giderek orada köy korucusu olan sanık ...’e olanları anlattığı, ancak bu aşamada ...’ın eşi ...’in bu ilişkiden haberdar olmadığı, askerden terhis olup dönen maktul ...’ın memleketine gitmek yerine mağdur ... ile sanık ...’in yanına Torbalı’ya geldiği ve yanlarında kalmaya başladığı, ... ile ...’ın ilişkisine dair haberlerin aile içinde iyice yayılması ile ...’in de eşi ile teyzesinin oğlu maktul ... arasındaki bu ilişkiyi öğrendiği, öldürüleceklerini düşünen ... ve ...’ın bebeği de yanlarına alarak Torbalı, ... Mahallesi’ndeki evden kaçtıkları, Torbalı’da başka bir eve yerleştikleri, eşinin çocuğu alarak maktulle kaçmasından sonra sanık ...’in Sason’a giderek yanına sanık ...’i de alıp Torbalı’ya döndüğü, mağdur ve maktulle irtibata geçtiği, çocuğun kendisinden olup olmadığını öğrenmek istediğini söyleyerek olay günü bir alışveriş merkezinde mağdur ve maktulü buluşmaya ikna ettiği, olay günü inceleme dışı sanık ...’ın maktul ve mağduru taksi ile alarak buluşma yerine getirdiği, sanık ...’in burada bebeği yanına alarak taksiye bindiği, maktul, mağdur ve ...’ın bulunduğu ikinci bir taksi ile ...’i takip ettikleri, bu taksiyi de sanık ...’in oğlu ...’ın kullandığı ve içersinde sanık ...’in bulunduğu bir başka aracın izlediği, Torbalı – Kemalpaşa yolunda araçların durduğu, sanık ...’in maktul, mağdur ve ...’a diğer sanıkların geldikleri araca binmelerini söylediği, kendisinin ise başka bir araçla geleceğini ifade ettikten sonra bebeği alıp yanlarından uzaklaştığı, maktul ve mağdurun inceleme dışı sanıklar ..., ... ve sanık ...’in bulunduğu araca binerek yola devam ettikleri, hareket eden aracın ana yoldan ayrılıp tali bir yola girdiği, kısa bir süre sonra arıza bahanesiyle yoluna devam edemediği, bu sırada ..., ... ve ...'in irtibat hâlinde oldukları sanık ...'in de olay yerine geldiği, ...’in yanında getirdiği öldürmeye elverişli bıçakla araç içerisinde bulunan maktulü bıçaklamaya başladığı, maktulün yanında olan mağdur ...’ın ...’e engel olmaya çalıştığı sırada eylemine devam eden ...'in, mağdurun sırtına da bir kez bıçakla vurduğu, bu şekilde ...’ın direncini kırmaya çalıştığı, sanık ...’in ise araçtan çekerek çıkardığı mağdur ...’ı yanına alıp olay yerinden uzaklaştırdığı, maktulün bir fırsatını bulup arabadan inerek kaçmaya başladığı, sanık ...’in yaklaşık 250 metre boyunca kovaladığı maktulü bıçaklayarak öldürdüğü, ...’in ise sürüklediği yaralı ...’ı ormanlık bir alana götürdüğü, bu aşamada sanık ...’in, sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’le telefon görüşmeleri yaptığı, mağduru da onlarla konuşturduğu, dere yatağında çömelip sigara içtikleri sırada olaydan haberdar olan jandarmanın olay yerine ulaştığı, mağdur ...’ın, ...’in aldığı talimatlar doğrultusunda kendisini boğarak öldürmeye çalıştığını ileri sürdüğü, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. Sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik eyleminin, tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçunu mu yoksa haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme suçunu mu oluşturduğu; 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Töre saikiyle öldürme suçu; 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden biri olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer almayan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile somut bir norm olarak hukukumuza giren töre saikinin tanımı yasada yapılmamış, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği, toplumsal yapıdaki dinamizm de nazara alınarak uygulama ve öğretiye bırakılmıştır. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde: "Saik" kavramı; "sebep, güdü", "Töre" kavramı; "Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap", "Namus" kavramı; "Bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük", "Töre cinayeti" kavramı ise; "Bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi" şeklinde açıklanmaktadır. Bu tanımlamalardan, töre ve namusun, birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir. Töre belli koşullarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de öncelikle töre ve namus cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi olanaklı olup bu durumda kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Ancak bununla birlikte toplumda namus cinayeti olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır. Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının bir sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum söz konusu olmamaktadır. Konu doktrinde şu şekilde tanımlanmıştır; "Namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir." (Ece Göztepe, Namus Cinayetlerinin Hukuki Boyutu: Yeni TCK’nın Bir Değerlendirmesi, TBB Dergisi, 2005, s. 29, 59), "Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte, Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur…Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır." (Zeki Hafıoğulları ve Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, s. 54). Diğer taraftan TCK’nın "Suçta ve cezada kanunilik ilkesi" başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." hükmü getirilmiştir. Maddenin gerekçesinde; "Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir." denilmiştir. Gerek TCK'nın hazırlık çalışmaları gerekse doktrindeki görüşler yasal düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun bilinçli bir tercih olarak töre saiki kavramına yer verdiği ve namus saiki kavramını kullanmadığı, töre saiki ile işlenen namus cinayetlerinin bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda namus cinayeti olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Yasa koyucunun öngörmediği bir şekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, yasa maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanmasıdır ki buna TCK’nın 2/3. maddesi uyarınca yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan; TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'da, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanık ...’in eşi mağdur ...’la maktul ... arasındaki ilişkiyi olaydan kısa süre önce öğrenmesi, maktulün yaklaşık bir yıl misafir edildiği evde sanığın eşi ile cinsel ilişkiye girmek ve bu ilişkiyi uzun bir süre sürdürmek suretiyle evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmesinde pay sahibi olması, nüfusta sanık ... adına kayıtlı bir yaşındaki ...'i sanığın eşi mağdur ... ile birlikte kaçırması şeklinde gelişen ve maktulden kaynaklanıp sanık ...’e yönelen haksız eylemlerin niteliği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanık ...’in maktule yönelik eylemini, ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmak, hoş görülüp korunmak amacıyla ve görev bilinciyle hareket ederek gerçekleştirmediği, bu kapsamda kasten öldürme suçuna azmettirmeyi töre saiki ile işlemediği, bununla birlikte maktulden kaynaklanan bahse konu haksız davranışların yol açtığı hiddet ve şiddetli elem sonucu gerçekleştirdiği eylemlerinin haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme suçuna azmettirmeyi oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla; İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik eyleminden dolayı kurulan hükmün, sanığın eylemini töre saiki ile gerçekleştirmediğinin, sanığın eyleminin haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme suçuna azmettirmeyi oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Bu uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eylemini töre saiki ile gerçekleştirdiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B. Sanıklardan ...’ın TCK’nın 38. maddesi delaletiyle, sanık ...’ın ise TCK’nın 37. maddesi delaletiyle, mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna iştirak edip etmedikleri; 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler TCK'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur." şeklinde tanımlanan teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3-Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı ya da amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı TCK'daki eksik - tam teşebbüs ayrımına son verildiği, bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada birtakım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki subjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, o nedenle Tasarı'daki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden uygun hareketler kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 765 sayılı TCK'da icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı TCK'da doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, hazırlık hareketleri ve icra hareketleri olmak üzere birbirinden farklı iki aşamaya ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temin edilmesi, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi gibi fiiller hazırlık hareketleri olup suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs ise suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli aşamayı ifade eder. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının saptanması, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanıkla ilgili olarak hangi andan itibaren ceza hukukunun devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Genel olarak doktrinde (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 408.)ve istikrar kazanmış içtihadlarda (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarihli ve 153-206 sayılı kararı vb.) benimsenip yerleşen objektif teori-Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792-794; Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer/Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408). 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Olay ve olgular kısmında detaylı şekilde anlatılan olayda; mağdur ...’ın sanıklardan ...’in, aldığı talimat doğrultusunda kendisini boğarak öldürmek için hem araçtan iner inmez hem de sürüklenerek götürüldüğü yerde boğazını sıktığını iddia etmesine karşın mağdur hakkında düzenlenen adli raporda boyun çevresinde herhangi bir ekimozdan bahsedilmemesi ve mağdur ...’ın kolluktaki ilk ifadesinde ve mahkemede, sanık ...'in de aralarında bulunduğu kimi sanıkların olay yerinden kaçıp kurtulmasını teklif ettiklerini beyan etmesi karşısında; mağdura yönelik öldürme suçunu işlemek için yeterli zamanı ve imkânı bulunmasına karşın sanıkların doğrudan doğruya öldürme eyleminin icra hareketlerine başlamadıkları anlaşıldığından sanıklar ... ile ...’ın müsnet suçtan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verilmesi gerekir. Bu itibarla İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin, sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. C. Sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğu; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Kasten yaralama suçu ile teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçu arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, sanığın kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 21/1. maddesine göre; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Bu cümleden olarak ilkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde, fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Bir önceki uyuşmazlıkta mağdur ...’a yönelik öldürme suçunun icra hareketlerine başlanmadığının da kabul edilmesi karşısında, sanık ...’in maktul ...’ı öldürmek kastıyla bıçakladığı sırada, mağdurun araya girerek maktulü korumaya çalıştığı, sanığın mağdurun bu direncini kırmak için mağdurun sırtına bıçakla bir kez vurarak mağduru yaşamsal tehlike oluşturmayacak ancak basit bir tıbbi müdahale ile de giderilemeyecek nitelikte yaraladığı, sanığın hiçbir engel hâl bulunmamasına karşın, yarası nedeniyle daha da savunmasız hâldeki mağdura yönelik saldırısını sürdürmemesi ve eylemine kendiliğinden son vermesi hususları birlikte gözetildiğinde, sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince sanık ... hakkında mağdura yönelik eyleminden dolayı kurulan hükmün sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yerel Mahkemece gösterilen direnme gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2021 tarihli ve 191-484 sayılı hükümlerin; a) Sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik eyleminin töre saiki ile işlenmediğinin, sanığın eyleminin haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme suçuna azmettirme suçunu oluşturduğunun, b) Sanıklardan ...’ın TCK’nın 38. maddesi delaletiyle, sanık ...’ın ise TCK’nın 37. maddesi delaletiyle, mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna iştirakten beraatlerine karar verilmesi gerektiğinin, c) Sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğunun, Gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 3-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, ikinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.