İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/62 Karar: 2025/233 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/62 K.2025/233

Ceza Genel Kurulu 2022/62 E. , 2025/233 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 694-1017 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yapılan yargılama sonucunda sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/62 E. , 2025/233 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 694-1017 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yapılan yargılama sonucunda sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/62 E. , 2025/233 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 694-1017 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yapılan yargılama sonucunda sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2017 tarihli ve 378-75 sayılı hükümlerin, katılan ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 20.09.2017 tarih ve 1032-1692 sayı ile; Yerel Mahkemenin beraat hükümlerinin kaldırılmasına, sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1. cümle ve 43/1. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise TCK’nın 109/1, 109/3-f, 109/5 ve 43/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 20 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden aynı Kanun’un 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükümlerin sanık müdafii ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.09.2018 tarih ve 2693-5364 sayı ile; "Bölge Adliye Mahkemesince yapılan duruşmaya çağrılmayan mağdurun çocuk izlem merkezinde kaydedilen görüntüsünün heyetçe izlenip izlenmediğinin duruşma tutanağına yansımaması karşısında, dosyada mevcut mağdura ilişkin ifadeye ait görüntünün izlenip mağdurun ifadedeki beyan ve davranışları da irdelendikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hükümler kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 27.02.2019 tarih ve 3169-333 sayı ile eksik incelemeye ilişkin hususu yerine getirdikten sonra önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. Bu hükümlerin sanık müdafii ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 11.03.2020 tarih ve 6791-1916 sayı ile; "Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesinde oluşturulan heyetçe düzenlenen 18.05.2016 günlü raporda mağdurun anal muayenesinde livata bulgusuna rastlanılmadığının bildirilmesi, mağdurun ablası tanık ... tarafından kaydedilen ve bilirkişi tarafından incelenip dosyaya sunulan mağdurun ses kaydında 'annem ... amcayı şikayet et dedi.' şeklindeki ifadesi, tanık beyanları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, mağdurun soyut beyanı dışında sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 15.09.2020 tarih ve 694-1017 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanık müdafii ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.06.2021 tarihli ve 7706 sayılı onama istemli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.12.2021 tarih ve 23287-9487 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 15.05.2016 tarihli tutanakta; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Sevgi Evleri'nde bakım elemanı olarak çalışan tanık ...'nin 12.05.2016 tarihli nöbetinde mağdurun banyosunu yaptırırken poposunun renginin koyu olduğunu gördüğünün ve anormallik olduğunu düşünerek görevini teslim ettiği tanık ...'ya 15.05.2016 tarihinde bu durumu söylediğinin, tanık ...'nın da dışarıda yemek yerken herkesin mutlu olduğu ortamda mağdurun "... amcam beni hep soydu." diye konuşup durgunlaştığını gözlemlendiğinin, bunun üzerine tanıkların bu durumu grup sorumlusuna bildirme kararı aldıklarının, tanık ...'nın verdiği talimatlar doğrultusunda da mağdura uygun ifade ve cümlelerle soru sorulduğunda; ...'ın babasının arkadaşı ve komşuları olduğunu, onlarla pikniğe bile gittiklerini, ...'ın kendisini sevdiğini, pantolonunu ve külodunu çıkarttığını, cinsel organlarının birbirine değmesini sağladığını, bir keresinde yatakta tamamen soyduğunu, kendisini her yerinden öptüğünü, çok iyi olduğunu söylediği cinsel organına ellediğini, bunları çatıda, arabada ve kömürlükte sıklıkla tekrar ettiğini, kömürlükten çok korktuğunu, ...'ın "Hadi benim pipimi sev!" dediğini, kendisinin de sevdiğini beyan ettiğinin, anneler tarafından mağdurun sık sık tuvalete girdiğinin ve uzun süre çıkmadığının gözlemlendiğinin belirtildiği, Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen genel adli muayene raporunda; anüs çevresinde anüsten N2 cm çevresine kadar halka şeklinde eski iyileşmiş abrazyonlar düşündürür görünüm mevcut olduğunun, yeni lesarasyon ya da abrazyon bulgusuna rastlanmadığının, bu bulguların fiilî livata açısından anlamlı olabileceğinin ve mağdurun adli tıp uzmanınca değerlendirilmesi gerektiğinin yazıldığı, Aynı gün Erciyes Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen raporda; mağdurun vücudunda soruşturma konusu olaya bağlı travmatik bulgu saptanmadığının, oral muayenesinde ağız içinde herhangi bir ekimoz, sıyrık, kanama vb. travmatik bulgu görülmediğinin, diz dirsek pozisyonunda yapılan anal muayenesinde anal sfinkter tonusunun normal olduğunun ve herhangi bir ekimoz, sıyrık, yırtık, fissür, aktif/pasif kanama tespit edilmediğinin açıklandığı, Bilirkişi raporunda; ses kaydının 00.01 saniyesi ile başlayan ve 00.04 saniyesi ile son bulan ilk seste; 4-5 yaşlarında bir erkek çocuğun "Annem ... amcayı şikâyet et dedi." şeklinde bir cümle söylediğinin, aynı kaydın 00.05 saniyesi ile başlayan ve 00.08 saniyesi ile son bulan ikinci seste de; "Annem ... amcayı şikâyet et dedi." şeklinde bir cümlenin duyulduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdurun Çocuk İzleme Merkezinde; ...'ın, babasının arkadaşı olduğunu, sık sık görüştüklerini, adı geçenin, cinsel bölgelerini evlerinin çatısında, dışarıda, kömürlüğün kapısında, arabada, salonda, kömürlükte ve salonda yaklaşık on kez gördüğünü, bu sırada kıyafetlerinin üzerinde olmadığını, ...'ın çıkarmasını söylemesi üzerine kendisinin de çıkarttığını, bu olayın akşam yaşandığını, ...'ın özel bölgelerine dokunduğunu, cinsel organını anüsüne soktuğunu, bu olayı ablasının gördüğünü, kendisine kıyafet alan ...'ın arabada cinsel organına dokunduğunu, bu olayı ...'un gördüğünü, ...'ın evlerine geldiğini ve özel bölgelerini salonda gördüğünü, bunu kendi evlerinin kömürlüğünde ve mutfağında da tekrarladığını, ...'ın bu olayların tamamında kendisine eliyle ve cinsel organıyla dokunup cinsel organını anüsüne soktuğunu, kendisinin de ...'ın cinsel organını gördüğünü ve istemesi üzerine öptüğünü, Mahkemede; ...'ın kendisine bir şey yapıp yapmadığı sorulduğunda, olumsuz yanıt verdiği, Şikâyetçi ...; sanığın komşuları olduğunu, eşi evi terk ettikten sonra bu konuyu konuşmak üzere sanık ... eşini evine çağırdığını, tanık ...'dan eşinin evi terk ettiği hususunda boşanma davasında tanıklık yapmasını istediğini, onun da "Biz seni biliyoruz, şahit olabilirim." dediğini, bu sırada evde kızlarının da olduğunu ve konuşmaları duyduklarını, kızlarının sonradan annelerinin yanına gittiklerini, onlar gittikten sonra bu olayın iddia edildiğini, sanığın evlerine gelip gitmediğini, sadece dışarıda görüşüp merhabalaştıklarını, sanığın böyle bir şey yaptığını düşünmediğini, 31.05.2016 tarihinde çocuklarını ziyaret için yurda gittiklerini, mağdur ile konuştukları sırada yanlarında bulunan kızı ...'nın kendi telefonuyla oynadığını ve bu esnada bilmeden mağdur ile olan konuşmalarını telefona kaydettiğini, bu kayıt esnasında mağdurun boşanma davasında kendi lehine tanıklık yapacak olması nedeniyle sanığı şikâyet etmesini annesinin istediğini söylediğini, Tanık ...; mağdurun kardeşi olduğunu, komşuları olan sanığın kendilerine gelip gitmediğini, sadece kendisi annesinin yanındayken eve eşiyle birlikte geldiklerini, babasının onlardan şahitlik yapmasını istediğini, sanığın mağdura yönelik herhangi bir eylemini görmediğini, Tanık ...: mağdurun kardeşi olduğunu, komşuları olan sanığı tanıdığını, kızları ile arkadaş olduklarını, annesi evden kaçtıktan sonra sanık ... eşinin iki akşam üst üste evlerine geldiklerini, onları babasının çağırdığını, 15-20 dakika kadar oturduktan sonra kalktıklarını, sanığın ekmekleri bittiğinde kendilerine ekmek aldığını, paraları bittiğinde para verdiğini ve kendilerine babaları gibi davrandığını, 31.05.2016 tarihinde mağduru ziyarete gittiklerini, babasının mağdur ile konuştukları sırada kendisinin de babasının telefonuyla oynadığını, bu esnada babası ile mağdurun konuşmalarını kaydettiğini, bu kayıtta mağdurun, annesinin sanığı şikâyet etmesini istediğini, çünkü sanığın boşanma davasında babası lehine tanıklık yapacağını söylediğini, sanığın böyle bir şey yapacağını düşünmediğini, Tanık ...; mağdurun kardeşi olduğunu, sanığı da komşuları olması nedeniyle tanıdığını, sanığın evlerine birkaç defa geldiğini, geldiğinde babasının evde olduğunu ve beraber oturduklarını, sanığın mağdura yönelik herhangi bir eylemini görmediğini ve mağdurun herhangi bir şeyden bahsetmediğini, Tanık ...; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Sevgi Evleri'nde bakım elemanı olarak çalıştığını, mağdurun bu yaşına rağmen çiş kaçırması nedeniyle altını bağladıklarını, 12.05.2016 tarihinde mağdurun altını açtığında anüsünün etrafında yuvarlak şekilde bir koyuluk gördüğünü, daha önce de birçok çocuğun altını değiştirdiği için olağanüstü bir durum olduğunu anladığını ve 15.05.2016 tarihinde görevi teslim ettiği tanık ...'ya bu durumu söylediğini, onun da çocukların dışarıda yemek yediği ortamda herkes mutlu iken mağdurun "... amcam beni hep soydu." diye konuşup durulduğunu anlattığını, bu durumu sorumluları tanık ...'ya anlattıklarını, mağdurun sık sık tuvalete gidip uzun süre tuvaletten çıkmadığını, Tanık ...; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Sevgi Evleri'nde bakım elemanı olarak çalıştığını, mağdurun bir hafta on gün kadar önce kurumlarına geldiğini, bu yaşına rağmen altına kaçırması nedeniyle mağdurun altını bağladıklarını, 14.05.2016 tarihinde ...evi isimli bir yere gittiklerini, tüm çocuklar eğlenirken mağdurun "... abi beni soydu." diyerek konuştuğunu duyunca mağdura "Ne?" diye sorduğunu, onun da tekrar "... abi beni soydu." dediğini, diğer çocuklar olduğu için konunun üzerine gitmediğini, Tanık ...; sanığın eşi olduğunu, mağdurun ailesi ile komşu olmalarına rağmen sanığın onlarla görüşmediğini, kendisinin ise mağdurun annesi ile selamlaştığını, mağdurun annesi evden ayrıldığı için şikâyetçinin kendilerini görünce konuşmak istediğini, bu sebeple sanık ile evlerine geçtiklerini, şikâyetçinin eşinin yedi çocuğunu bırakıp, dostu ile kaçtığını söyleyerek dert yandığını, bundan yaklaşık 10-15 gün sonra kızı ...'ın, arkadaşı olan ...'nın yanına gideceği sırada sanık ile kendilerinin de gittiklerini, şikâyetçinin kendisinden boşanma davasında şahitlik yapmasını istediğini, bu sırada mağdur ... diğer çocukların da evde olduklarını, çocuklar yurda gitmeden önce sanığın yanında bulunmadığı bir anda şikâyetçinin; bakım parasının Devlet tarafından verildiğini belirtip kendisinin çocuklara bakıp bakamayacağını sorduğunu, kendisinin de böyle bir şey olursa bakabileceğini söylediğini, ancak 2-3 gün sonra çocukların yurda gittiklerini, İfade etmişlerdir. Sanık; atılı suçlamayı kabul etmediğini, mağdurların evine sadece iki defa gittiğini, bu sırada eşinin de yanında olduğunu, 10-15 dakika kadar durduklarını, bu sırada mağdurun annesinin evde olmadığını, kendisinin mağdurun ailesiyle görüşmediğini, daha çok eşinin onlara gelip gittiğini, eşinden şahitlik yapmasını istediklerini ancak eşinin şahitlik yapmadığını, herhangi bir husumetlerinin olmadığını, neden suçlandığını bilmediğini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sanığın, zaman zaman kendi evine götürerek bazen de mağdurun evinde yalnız oldukları sırada cinsel bölgelerini okşamak ve cinsel organıyla poposuna sürtünerek tatmin olmak suretiyle mağdura yönelik cinsel istismarda bulunduğu ve yaşı küçük mağduru kendi evine götürmek suretiyle hürriyetinden yoksun kıldığı kabul edilen olayda; her ne kadar tanık ...; mağdurun anüsünde yuvarlak şekilde bir koyuluk gördüğünü beyan etmiş ve Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen raporda; anüste halka şeklinde eski iyileşmiş abrazyonlar düşündürür görünümün mevcut olduğu, bunun fiilî livata açısından anlamlı olabileceği ancak mağdurun adli tıp uzmanınca değerlendirilmesinin uygun olduğu belirtilmiş ise de aynı gün Erciyes Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen raporda; mağdurun anal sfinkter tonusunun normal olduğuna ve herhangi bir ekimoz, sıyrık, yırtık, fissür veya aktif/pasif kanama saptanmadığına yer verilmesi, mağdurun soruşturma ve kovuşturma evrelerinde çelişkili beyanlarda bulunması, olayları gördüklerini iddia ettiği ablaları olan tanıkların, mağdurun bu yöndeki beyanlarını doğrulamamaları, sanığın eşi olan tanık ...'ın; şikâyetçinin kendisinden boşanma davasında tanıklık yapmasını istediğini belritmesi, şikâyetçinin de boşanma davasında lehine tanıklık yapacak olması nedeniyle, annesinin mağdurdan sanığı şikâyet etmesini istediğini ileri sürmesi, mağdura ait olduğu iddia olunan ses kaydındaki "Annem ... amcayı şikâyet et dedi." şeklindeki konuşmanın bu iddiayı desteklemesi ve sanığın suçlamaları kabul etmemesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet çocuğun basit cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanığa isnat olunan çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi .. ...; "Dosya kapsamından, mağdurun olayın ortaya çıktığı tarihlerde verdiği ilk beyanlarında değişiklik göstermeyecek şekilde verdiği anlatımlarından ve doktor raporlarından anlaşıldığı üzere; 6 yaşındaki mağdur çocuğun annesinin kendilerini terk etmesi üzerine 26.04.2016 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Sevgi Evlerine verildiği ve bu tarihten 16 gün sonra 12.05.2016 tarihinde yaptırılan banyosu sırasında bakıcı anne tarafından anüs çevresinde morluklar gördüğünü ve anormallik olduğunu düşünerek bir sonraki görevliye bildirdiği; 15.05.2016 günü tüm çocukların huzurla oyun oynayıp kendilerini güvende ve iyi hissettikleri sırada mağdurun '... amcam beni hep soydu' diyerek durgunlaşmasıyla olayın yetkililere bildirildiği, bundan 3 gün sonra 18.05.2016 günlü 187 sayılı Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinin muayene raporunda anüs çevresinde halka şeklinde eski-iyileşmiş olan abrazyonları düşündürür görünümün mevcut olduğu, yeni lezyon bulunmadığının saptandığı, bu bulguların fiili livata açısından anlamlı olabileceğinin bildirildiği, Erciyes Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 18.05.2016 tarihli raporunda ise travmatik bulgu saptanmadığı, oral ve anal muayenesinde bulguların normal olduğu belirtilmiş olup, sonuç bölümünde özellikle erkek çocuklarında cebir ve zorlama olmadan fiili livata yaşanması hâlinde bulgu kalmayabileceği bildirilmiştir. Mağdur 30.06.2016 tarihli teşhis tutanağıyla dosyadaki aynı ismi taşıyan ... isimli diğer kişinin yanında sanığı 'kendisine kötülük yapan' olarak teşhis etmiştir. Adli Tıp bilgilerine göre abrazyon ezici darbe sonucu sıyrık yani cildin en üst tabakası epidermisin sıyrılıp, dermis kısmının açıkta kaldığı bir yaralanmadır ve iyileşmesinin yaklaşık 14-18 gün arası olduğu bildirilmektedir. Mağdur çocuğun Çocuk Esirgeme Kurumu çocuk evlerine bırakıldığı tarih 26.04.2016’dan 1 gün öncesinden, adli muayenenin yapıldığı 18.05.2016 tarihine kadar geçen sürede yaralanma durumunun doğal sürecinde olduğu kabul edilmeli ve mağdur çocuğun olayın ortaya çıktığı tarihte verdiği ÇİM beyanı, teşhis tutanağı ve tüm delillere göre sanığın atılı suçlamaları işlediği belirlenerek, mahkûmiyetine dair verilen direnme hükmünün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun sübutun bulunmadığından bahisle verdiği bozma kararına katılmıyorum." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 15.09.2020 tarihli ve 694-1017 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanığa isnat olunan çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi nedeniyle; sanık hakkında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 15.09.2020 tarihli ve 694-1017 sayılı kararıyla CMK'nın 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışına çıkmama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına dair kararının KALDIRILMASINA, gereği için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına YAZI YAZILMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla