Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2023/367 E. , 2025/156 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 27-317 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın mağdurlara yönelik 04.02.1997 tarihinde işlediği iddia olunan teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçlarından cezalandırılması istemiyle
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2023/367 E. , 2025/156 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 27-317 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın mağdurlara yönelik 04.02.1997 tarihinde işlediği iddia olunan teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçlarından cezalandırılması istemiyle açılan kamu davası sırasında Yargıtay 10. Ceza Dairesince 25.02.1998 tarih ve 1649-1497 sayı ile davanın nakline karar verilmesi üzerine Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 10.03.1998 tarihli ve 67-46 sayılı gönderme kararı ile dosyanın devredildiği Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesince devam olunan yargılama sonucunda 15.09.2004 tarih ve 125-296 sayı ile; sanığın mağdur ...’a yönelik taammüden öldürmeye tam teşebbüs suçundan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 450/4, 62 ve 59/2. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay; diğer mağdurlara yönelik taammüden öldürmeye eksik teşebbüs suçundan 765 sayılı TCK’nın 450/4, 61 ve 59/2. maddeleri uyarınca üç kez 12 yıl 6 ay olmak üzere aynı Kanun’un 31, 33, 36, 71 ve 77/1. maddeleri gereğince neticeten ve içtiamen 36 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye, müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ve hapis hâlinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına karar verilmiştir. Kısmen ve re'sen temyize tabi hükümlere yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.06.2005 tarih ve 91466 sayı ile 5320 sayılı Kanun uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi için dosyanın mahalline iade edilmesi üzerine Yerel Mahkemece 24.04.2006 tarih ve 274-218 sayı ile önceki karar gibi sanığın cezalandırılmasına dair kısmen ve re'sen kanun yoluna tabi hükümleri inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.10.2007 tarih ve 1613-7711 sayı ile; "Sanığa atılı suçun vasıf ve mahiyetine göre duruşmada hazır edilerek savunması alınmadan karar verilmek suretiyle CMK’nın 193/1 ve 196/2. maddelerine muhalefet edilmesi," isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyularak devam olunan yargılama sonucunda Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesince 28.06.2018 tarih ve 543-234 sayı ile; bu kez sanığın mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-a, 35/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; diğer mağdurlara yönelik taammüden öldürmeye eksik teşebbüs suçundan 765 sayılı TCK'nın 450/4, 61 ve 59/2. maddeleri uyarınca üç kez 12 yıl 6 ay hapis cezası olmak üzere neticeten ve içtimaen 36 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına; aynı Kanun’un 31, 33 ve 36. maddeleri gereğince kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına ve müsadereye karar verilmiştir. Kısmen ve re'sen temyize tabi hükümlerin sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.10.2020 tarih ve 882-2459 sayı ile; "Atılı suçları işlediğine dair yasal ve yeterli delillere ulaşılamayan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire üyeleri ... ve ...; "Dosyada mevcut maddi deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın, haklarında mahkûmiyet kararları kesinleşen inceleme dışı sanıklarla birlikte hareket ettiği, bu nedenle hükümlerin onanması gerektiği," görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. Yerel Mahkeme ise 30.09.2021 tarih ve 27-317 sayı ile; "Mağdur ...’ın tüm aşamalarda kendilerine ateş edenler arasında sanığın da bulunduğunu beyan ettiği, mağdurlar ... ve ...’in de 17.02.1997 tarihli ifadelerinde sanığın olay yerinde ateş eden kişilerden biri olduğunu söyledikleri, her ne kadar sanık tarafından olay tarihinde öğrenim gördüğü okulda bulunduğuna ilişkin bir belge sunulmuş ise de, bahse konu belgede sanığın 27.01.1997 ila 14.02.1997 tarihlerinde okulda açılan yoğunlaştırılmış eğitime devam ettiği hususunun yazılı olduğu, belgenin ne zaman düzenlendiği belli olmadığı gibi suç tarihinde sanığın okulda bulunup bulunmadığına dair kesin bir tarihin de özellikle yazılmadığı, bir an için doğruluğunun kabulü hâlinde dahi sömestr dönemini kapsayan geniş bir tarih aralığına ilişkin verilen belgenin olay gününe dair ispat kabiliyetinin bulunmadığı, olay yerinde dört ayrı uzun namlulu silaha ait kovan bulunması dikkate alındığında dört ayrı silahın dört ayrı fail tarafından kullanılması gerektiği, bu nedenle sanığın suçtan kurtulmaya dönük savunmasına itibar edilemeyeceği," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir. Kısmen ve re'sen temyize tabi bu hükümlerin sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.01.2023 tarihli ve 6379 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 12.06.2023 tarih, 1051-4079 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Sanık hakkında mağdur ... (...) ...'na yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin; dava dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdurlara yönelik teşebbüs aşamasında kalan taammüden öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ise Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.05.2015 tarih ve 2302-3416 sayı ile onanmak suretiyle kesinleşmiş olup temyizin ve direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen suçların sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Dava dışı sanık ...’nun babası ... ile mağdurlar arasında 18.11.1993 yılında yaşanan bir olay nedeniyle husumet bulunduğu, olay günü olan 04.02.1997 tarihinde dava dışı sanıklar ..., ... ve ...’un bu husumete dayalı olarak mağdurların seyir güzergâhında olan ... köyü virajında 63 DC *** plaka sayılı aracın içinde pusu kurarak beklemekte oldukları, mağdur ...’ın sevk ettiği ve diğer mağdurların da bulunduğu 63 EE *** plaka sayılı aracın bu mevkiden geçtiği sırada dava dışı sanıkların 50 metre mesafe ile mağdurların bulunduğu otoya önden ve sağ taraftan birden fazla silahla ve yoğun şekilde ateş etmeye başladıkları, bu esnada seyir hâline de geçerek yakın mesafeden atışa devam ettikleri, dava dışı sanıkların aracının arka ve sol yan bölümlerinde mermi isabet izleri bulunması nedeniyle mağdurların da atışa karşılık verdiklerinin anlaşıldığı, devamında, diğer mağdurların yara almadığı ancak yapılan atışlar neticesinde sol bacağından yaralanan mağdur ...’ın direksiyon hakimiyetini kaybederek aracın şarampole yuvarlandığı, mağdurların bulunduğu aracı yandan da tarayarak yola devam eden dava dışı sanıkların motora isabet eden mermi nedeniyle arızalanan aracı bırakarak kaçıp gittikleri, Mağdur ...’ın 04.02.1997 tarihinde saat 15.45’te hastane polisi tarafından alınan ilk ifadesinde; saat 14.30 sıralarında diğer mağdurlarla birlikte Siverek’ten köylerine doğru gitmekte olduğunu, arkalarından gelen bir araçtan uzun namlulu silahlarla kendilerine ateş edildiğini, araçtakilerin kendilerini solladıktan sonra da ateş etmeye devam ettiklerini, aracın dengesini kaybedip şarampole uçtuğunu, kendisini ...’nun vurduğunu, 05.02.1997 tarihinde kollukta, diğer araca yaklaştığı sırada babasının uyarısı üzerine baktığında araçta ... ...'lerin yanında...’nun kardeşinin oğlunu gördüğünü, dördüncü şahsı tanıyamadığını; 17.02.1997 tarihinde savcılıkta, araçta ..., ..., ...’nun kız kardeşinin oğlu ... ve ...’u gördüğünü, ...'lerin elinde kalaşnikof, diğerlerinin elinde ise tabanca olduğunu, dördünün de kendilerine ateş ettiğini; kovuşturmada önceki beyanlarından farklı olarak; ...'lerin elinde kalaşnikof olup kendilerine bu şahısların ateş ettiğini, diğerlerinin ateş ettiğini görmediğini, Mağdur ...'in 05.02.1997 tarihinde kollukta, diğer araçta ...'ler ve yeğeni ile bir kişi olmak üzere dört kişinin bulunduğunu, ...'lerin elinde kalaşnikof, yeğeninin ve tanıyamadığı diğer şahsın elinde tabanca olduğunu, dördünün kendilerine ateş ettiğini; 17.02.1997 tarihinde savcılıkta ve kovuşturmada; olay sonrası yaptıkları araştırma sonucunda, diğer şahısların sanık ... ve ... olduğunu tespit ettiklerini, Mağdur ...'in 05.02.1997 ve 17.02.1997 tarihli soruşturma ile kovuşturma beyanlarında; diğer aracın yanından geçerken arka camlarının olmadığını fark ettiklerini, bu sırada ...’in, araçta ... ve akrabalarının olduğunu söyleyerek "Hemen uzaklaşalım." dediğini, kendisinin de her iki ...’i tanıdığını, ...’nun yeğeni de gördüğünü, ancak dördüncü şahsı tanımadığını, ...lerin elinde kalaşnikof, diğerlerinin elinde de tabanca olduğunu, sanığın da kendilerine ateş ettiğini, İnceleme dışı mağdur ...'in 05.02.1997 ve 17.02.1997 tarihli soruşturma ile kovuşturma beyanlarında; araçta dört kişinin olduğunu, şahısları tanımadığını ancak mağdur ...’ın, ...’e hitaben; "Ben yaralandım, ... ... bizi öldürecek." dediğini duyduğunu, Mağdur ...'in 07.02.1997 tarihinde kollukta; ... ...’nu tanıdığını, diğer üç kişiyi çıkartamadığını, 17.02.1997 tarihinde savcılıkta; diğer araçta ...'ler ve iki kişi daha olduğunu, ancak diğer iki şahsı çıkartamadığını, kovuşturmada; ...'lerin kalaşnikoflarla ateş ettiklerini, diğer ikisinde ise silah olduğunu, Beyan ettikleri, Sanığın aşamalarda; ...’nun dayısı olduğunu, olayı sonradan öğrendiğini, olay tarihinde ...Lisesinde bulunup sınavlarına girdiğini, buna ilişkin okuldan aldığı belgeyi ibraz ettiğini, aynı gün akşamüstü aracın devri işlemleri sebebiyle emniyete geçtiğini, mağdurlar ile dedesi arasında husumet bulunduğunu, bu nedenle kendisini de olaya dâhil etmek istediklerini savunduğu, Tanık ...’in; sanığın öğrenim gördüğü okulun müdür yardımcısı olduğunu, sanığın kendisinden 04.02.1997 tarihinde okulda olduğuna dair bir belge istediğini, kayıtları incelediğinde sanığın okula geldiğini ve sınava katıldığını tespit etmesi üzerine istediği belgeyi verdiğini, Tanıklar ... ... ve ... ...’nin; sanığın okuldan arkadaşları olduğunu, olay tarihinde sabah saat 07.30’da birlikte derse girdiklerini, aynı gün saat 14.00 sıralarında okuldan ayrılarak yanlarında ... da olduğu hâlde öğle yemeği yediklerini, daha sonra yolda gördükleri ... ...’i de alarak sanığın aracının devri işlemleri için emniyete gittiklerini, akabinde saat 17.00 sıralarında okula dönerek sınava girdiklerini, hatırladıkları kadarıyla bilgisayar dersi sınavının yapıldığını, dersin hocasının da ... olduğunu, Tanık ... ...’in; saat 15.00 sıralarında yolda giderken sanığın kendisini görerek aracına aldığını, yanında ..., ... ve ...’ın da bulunduğunu, birlikte emniyet binasına gittiklerini, daha sonra araçla biraz dolaştıklarını, saat 17.00 civarında sanığın okula dönerek sınava girdiğini, Tanık ... ...’ün; sanık ve birkaç arkadaşı ile birlikte öğle yemeği yediklerini, saat 16.30’da sanığın sınava girdiğini, sınav çıkışı emniyete gittiklerini, hatta yolda gördükleri ...’ı da araca aldıklarını, daha sonra biraz dolaşıp herkesin evine ayrıldığını, Tanık ... ...’in; olay tarihinde Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, sanığın bir iş için emniyete geldiğini ancak saat kaçta geldiğini ve ayrıldığını hatırlamadığını, İfade ettikleri, Sanık tarafından soruşturma aşamasında sunulan belgenin incelenmesinde; sanığın ...Lisesi Müdürlüğüne hitaben, 04-05-06.02.1997 tarihlerinde okul nezdinde eğitim gördüğüne ilişkin belge verilmesi isteminde bulunduğu, okul müdürü ... ve müdür yardımcısı ...’in imzalarını havi bila tarihli yazıda, sanığın 27.01.1997 ila 14.02.1997 tarihlerinde okulda açılan yoğunlaştırılmış eğitime devam ederek geçer not aldığının bildirildiği, Yargılama aşamasında Yerel Mahkemece, 21.11.1997 tarihli 5. oturumda sanığın 04.02.1997 tarihinde öğrencisi olduğu okulda sınava girip girmediği, girmiş ise sınav belgesi aslının gönderilmesinin istenmesine dair 4 numaralı ara karar verildiği, 12.12.1997 tarihli 6. oturumda henüz gelmeyen müzekkere yanıtının dönüşünün beklemesine ilişkin 1 numaralı ara karar kurulduğu, 30.12.1997 tarihli 7. oturumda celse arasında sanığın savunmasında bahsi geçen sınav kağıdı, not çizelgesi ve okulun bildirim yazısının geldiği hususunun duruşma tutanağına derc edildiği, bununla birlikte, diğer belgelerin not çizelgelerini kapsadığı, Türk Dili ve Edebiyatı dersine ait olduğu anlaşılan sınav kâğıdında ise sınavın hangi tarihte ve hangi zaman diliminde yapıldığına dair bir ibare bulunmaması karşısında 1 numaralı ara karar gereğince sınavın yapıldığı güne ait sanığın okuduğu sınıfın yoklama kâğıdının gönderilmesinin istendiği, 27.01.1998 tarihli 8. ve 24.02.1998 tarihli 9. oturumlarda yazı yanıtının dönüşünün beklenerek oturumun son olarak 24.03.1998 tarihine talik edildiği, celse arasında davanın nakline karar verilmesi hasebiyle 10.03.1998 tarihinde resen duruşma açılarak esasın kapatılmasına ve dava dosyasının Aydın Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, bununla birlikte ...Meslek Lisesi Müdürlüğünce 10.02.1998 tarih ve 510/240 sayı ile, ders defterinin tetkikinde, sanığın Turizm dersinden 04.02.1997 tarihinde saat 09.00 ile 09.50 arasında; Türk Dili ve Edebiyatı dersinden aynı gün saat 15.00 ile 15.50 arasında imtihana girdiğine ilişkin mezkûr müzekkere cevabının 13.03.1998 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesine intikal ettiği, mahkeme başkanınca aynı tarihli havale ile belgenin Aydın Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair şerh verildiği, Nakil sonrası devam olunan yargılama sırasında hakkında yakalama emri bulunan sanık hakkındaki dava dosyasının tefrik edilerek başka bir esasa kaydedildiği, dava dışı sanıklar hakkında yargılamaya devam olunup mahkûmiyet hükümleri kurulduğu, 10.03.2017 tarihinde yakalanan sanığın önceki savunmalarını tekrarla, olay günü okulda sınavlarına girdiğini, olayla ilgisinin olmadığını savunduğu, İlgili okul idaresi tarafından 08.05.2017 tarih ve 903/280 sayı ile, olay tarihinde sanığın okulda olduğuna dair yoklama kâğıdı ve sınav belgesi benzeri belgelerin iki yıllık bekleme süresinin dolması nedeniyle imha edildiğinin belirtildiği, 05.03.2018 tarihli oturumda mağdur ...’ın; ...in elinde silah gördüğünü ancak sanığın silah sıkıp sıkmadığını hatırlamadığını; mağdur ...’in aradan geçen zaman nedeniyle sanığın olay yerinde bulunup bulunmadığını hatırlamadığını; mağdur ...’in, sanığı olay yerinde gördüğünü ancak aradan zaman geçmesi nedeniyle elinde silah olup olmadığını hatırlayamadığını; inceleme dışı mağdur ...’in, sanığı tanımadığını, olay yerinde olup olmadığını bilemeyeceğini beyan ettikleri, 13.06.2018 tarihli dilekçeleri ile ... ve ...’in; 06.09.2021 tarihli oturumda ise ...’in şikâyetlerinden vazgeçtikleri, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 38 ve 138/1 ile CMK’nın 217/1 ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan vakıayı/maddi gerçekliği, insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılamasında taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sorunu mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Kural olarak her türlü delil aracı kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk nizamı belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin hayata nasıl geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. CMK'nın 288. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek aynı düşünceyi benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Buna göre ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) şeklinde ulaşılabilecek olan temel prensipler aynı zamanda ceza yargılamasının da temel ilkelerini oluşturur. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada, suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale göre sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden dosya mündericatı ile mantık ve hukuk kurallarına uygun olmayacak şekilde salt bir kanaate ulaşılması durumunda, maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı ileri sürülemeyecektir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, 04.02.1997 tarihinde saat 14.30 sıralarında dava dışı sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte pusu kurarak aralarında önceye dayalı husumet bulunan mağdurların aracına birden fazla silahla ve yoğun şekilde ateş etmek suretiyle mağdurları tasarlayarak öldürmeye teşebbüs ettiğinin iddia ve kabul edildiği olayda; Mağdurlar ..., ... ve ...’in, 17.02.1997 tarihinde Cumhuriyet savcılığında ve kovuşturma aşamasında sanığın da olay yerinde olduğunu beyan ettikleri anlaşılmakta ise de mağdur ...’ın, tedavi gördüğü hastanede 04.02.1997 tarihinde saat 15.45’te polis memuru tarafından alınan ilk ifadesinde, kendisini ...’nun vurduğunu söyleyip sanıktan bahsetmediği, adı geçen mağdurların 05.02.1997 tarihinde kollukça alınan ifadelerinde diğer araçta ...’nun yeğeninin de olduğunu ileri sürmelerine rağmen ismen sanığı işaret etmedikleri, mağdur ...’in, sonradan yaptıkları araştırma sonucunda olay mahallinde ...’nun kız kardeşinin oğlu olan sanık ...’ın da kendilerine ateş eden kişiler arasında olduğunu öğrendikleri yönündeki 17.02.1997 tarihli beyanı ile mağdur ... ve inceleme dışı mağdur ...’in, diğer araçta dört kişi olduğunu görmekle birlikte aralarında sanığın da yer alıp almadığını bilmedikleri yolundaki anlatımları gözetilerek ceza mahkûmiyetinin her türlü şüpheden arınmış maddi delillere dayanması gerektiği cihetle, Sanık ile aynı okulda öğrenci olan tanıklar ..., ..., ... ve ...’ın; sanığın okulda olup sınavlara katıldığı, daha sonra araç devir işlemleri nedeniyle birlikte emniyete gittikleri; ilgili okulun idarecisi olan tanık...’nın, sanığın 04.02.1997 tarihinde okulda olduğuna ilişkin belge istemesi üzerine yaptığı inceleme neticesinde okula gelip sınavlarına katıldığını tespit ettiği sanığa istediği belgeyi verdiği yönünde savunmayı doğrular şekilde beyanda bulunmaları, nitekim Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru olan tanık ...’in de saatini hatırlamamakla birlikte sanığın bir araç işi sormak üzere olay günü yanına geldiğini beyan etmesi ile aksi iddia ve ispat edilmediği sürece itibar edilmemesi için geçerli bir neden bulunmayan ve gerekçede yer verilmemesi nedeniyle denetimden de geçmediği anlaşılan, dosya içinde mübrez ...Meslek Müdürlüğünün 10.02.1998 tarihli ve 510/240 sayılı yazılarında, defterlerin tetkikinde sanığın, olay günü olan 04.02.1997 tarihinde 09.00 ile 09.50 saatleri arasında Turizm; aynı gün saat 15.00 ila 15.50’de Türk Dili ve Edebiyatı derslerinden imtihana girdiğinin bildirilmesi karşısında, Yerel Mahkemece, davanın nakli kararından sonra dosyaya intikal eden bu belge gözetilmeksizin, ilgili okul idaresi tarafından, sanığın 27.01.1997 ila 14.02.1997 tarihlerinde okulda açılan yoğunlaştırılmış eğitime devam ettiğine dair yazıda net bir tarihin belirtilmediği şeklindeki kabulün dosya kapsamı ile örtüşmediği, arşiv süresinin dolarak sınav kağıtlarının imhasına karar verilmesi sebebiyle bu aşamada muhteviyatlarının tespitinin de mümkün olmadığı, buna göre, usulünce ikame edilen delillerin vaktinde toplanıp tahlil edilmemesinden doğan kusurun sanığa yüklenemeyeceği, olayın meydana geldiği mevsim koşulları ile ... Köyü ve Şanlıurfa il merkezi arasındaki mesafeye nazaran sanığın her iki imtihan arasında kalan zaman diliminde olay yerine gitmiş olabileceğinin de ileri sürülemeyeceği, sanığın ailesi ile husumet yaşayan mağdur tarafın suç atma niteliğinde kalabilecek anlatımları dışında sanığın olay yerinde bulunduğuna dair bağımsız kamu tanığı, kamera kaydı gibi başkaca bir delil bulunmadığı, olayda dört ayrı uzun namlulu silahın kullanılmış olmasından hareketle dava dışı sanıkların yanında dördüncü fail olarak sanığın bulunduğu sonucuna ulaşılamayacağı ve tüm aşamalarda sanığın istikrarlı biçimde suçlamayı kabul etmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, mahallinde tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat olunan suçları işlediği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2021 tarihli ve 27-317 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanığın isnat edilen suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.