Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2023/425 E. , 2025/224 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 196-18 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-3. cümlesi, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2023/425 E. , 2025/224 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 196-18 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-3. cümlesi, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.12.2020 tarihli ve 148-179 sayılı hükme yönelik sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 30.03.2021 tarih, 488-495 sayı ve oy çokluğu ile; istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.10.2021 tarih ve 21349-8349 sayı ile; "...Olay tarihinde dört yaşında olan mağdurenin çelişkili anlatımları, iddiaları, desteklenmeyen doktor raporları, tanık ifadeleri, katılanların aşamalardaki beyanları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi ise 24.02.2022 tarih, 196-18 sayı ve oy çokluğu ile; "...Sanığın mağdur çocuğun babasının amcası olduğu, aile içinde ve köyde '...' lakabıyla tanınan sanığın lakabının mağdur beyanında da defaaten beyan edildiği, mağdurun çelişki olarak değerlendirilebilecek beyanının '... bizim evin alt katında yaşar, akrabamızdır, genç birisidir, kaç yaşında olduğunu bilmiyorum, ... küçük değil ama babamdan küçük' şeklindeki beyanları olduğu, ancak suç tarihi itibarıyla mağdur çocuğun dört yaşında olduğu dikkate alındığında büyüklük-küçüklük algısının yaşa dayanamayacağı, dört yaşında olan mağdur çocuktan yaşlı-genç ayrımının yapılmasının beklenemeyeceği, mağdur çocuğun beyanlarının kendi içerisinde tutarlı olduğu, sanığın yaşadığı yeri de tarif ederek, lakabını birden fazla kez tekrar ettiği, mağdur çocuktan öğütlü beyanlarda bulunmasının beklenemeyeceği ve mağdur çocuğun iddia olunduğu üzere öğütlenmiş bir beyanı dile getirmesinin, yaşı nazara alındığında iddia olunduğu üzere öğütlenmiş beyanları unutmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, söz konusu olaydan önce taraflar arasında herhangi bir husumetin bulunmadığı, sanık ve müdafii tarafından ileri sürülen mağdur çocuğa annesi tarafından şiddet gösterildiği iddiasının dosya kapsamında sabit görülmediği, mağdur çocuğun vücudunda meydana gelen iz ve yaraların mağdur çocuğun annesi tarafından sanığın aile üyelerine gösterilmesi de dikkate alındığında mağdur çocuğa annesi tarafından uygulandığı iddia edilen şiddetin gösterilmesinin aksine gizlenmesinin hayatın olağan akışına daha uygun olacağı, yine sanık müdafii tarafından anne şiddeti olarak ortaya atılan iddialara yeni olarak mahkememizin bir başka celsesinde mağdur çocuğun annesi ile amcası arasında yaşanan gizli ilişkinin ortaya çıkması nedeniyle sanığa iftira atıldığının eklenerek ileri sürüldüğü, bu hâliyle sanık ve müdafii tarafından mağdur çocuğun ailesi ile husumet yaratılmaya çalışıldığı ve suçtan kurtulmaya yönelik bu beyanlara mahkememizce itibar edilmediği, cinsel istismar suçu açısından sübuta ilişkin tek delilin mağdur beyanı olduğu, mağdur çocuğun beyanlarının ise olay örgüsü içerisinde uyumlu olduğu, mağdur çocuğun beyanlarında esaslı bir çelişki bulunmadığı, sanığı lakabıyla birden fazla kez beyan ettiği, yine mağdur çocuğun beyanları ile uyumlu doktor raporunun dosyada mevcut olduğu, bu hâliyle mağdur çocuğun beyanlarına itibar edilmesi gerektiği, söz konusu beyanlara itibar edilmesi gerektiğinin yukarıda izah edilen Yargıtay içtihatlarıyla da vurgulandığı, bu suretle sanığın mağdura karşı basit cinsel istismar suçunu işlediği kanaati hasıl olduğu..." şeklindeki gerekçeyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafileri ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.06.2022 tarihli ve 55267 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.05.2023 tarih ve 9746-2901 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Bayburt Devlet Hastanesinin 20.07.2020 tarihli adli muayene raporunda; mağdurenin tüm vücudunda ekimozlar olduğu, sırtta sol kürek kemiği üzerinde 5x2 cm, her iki diz iç yanda 3x3 cm, her iki uyluk arka tarafında 2x2 cm, sağ bacakta 2x3 cm, sağ uyluk dış bölgede 7x10 cm’lik ekimoz bulunduğu, sol kolda abrazyon görüldüğü, vajen ve anüs etrafında bir lezyon izlenmediği, mevcut yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelik taşıdığı, 22.07.2020 tarihli Karadeniz Teknik Üniversitesince düzenlenen adli kurul raporunda; dış beden muayenesinde; sol meme üstte yaklaşık 5x1 cm'lik mor renkli ekimozun olduğu, sol dirsek lateralde 5 cm ve 7 cm'lik mor renkli alanlar, sol skapula altında yaklaşık 4x1 cm'lik mor renkli ekimotik alanlar, sağ ön kol troksimal 1/3'te 1x1 cm'lik ekimoz, sağ ön kol distalde 2x0.5 cm'lik üzeri kurutlu lezyon, sağ diz kapağı lateralde 3x1 cm'lik ve sol bacak medialde 5 ve 2 cm'lik 2 adet mor renkli ekimotik alan, sağ bacak orta ön yüzde 1x1 cm'lik, sol uyluk iç yüzde 3x1 cm'lik ve sağ uyruk iç yüzde 2x0,5 cm'lik mor renkli etimotik lezyon, sağ uyluk orta lateralde 8x4 cm'lik koyu mor renkli ekimoz bulunduğu, vajinal muayenede; litotomi pozisyonda yapılan muayenede hymnin septali yapıda olduğu, fehvasının yaklaşık 0,5 cm olduğu, hymende eski ya da yeni travmatik lezyon olmadığı, anal muayenede; anal sfinkter tonusunun ve anal mukozanın doğal olduğu, sonuç olarak; harici beden muayenesinde tespit edilen lezyonların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu, septali hymende eski ya da yeni travmatik lezyon izlenmediği cihetle hymenin intakt (salim) olduğu, diz dirsek pozisyonununda yapılan muayenede ise anal sfinkter tonusun ve mukozanın doğal olduğunun belirtildiği, Trabzon Çocuk İzleme Merkezinde düzenlenen adli görüşme ve değerlendirme raporuna göre; mağdure ile yapılan ön görüşmede; mağdurenin sözel becerisinin yeterli düzeyde olduğu, gerçek - yalan ayrımını yapabileceği, mağdurenin yaşına uyumlu fiziksel görünüme ve gelişim düzeyine sahip olduğu, kendisine yöneltilen sorulara anlaşılır cevaplar verdiği, adli görüşmede vermiş olduğu ifadenin ön görüşme ile uyumlu olduğu ve detaylar içerdiğinin belirtildiği, Kelkit Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.10.2020 tarih ve 27-28 sayı ile; sanık müdafii Av. ... tarafından olaydan sonra 07.09.2020 tarihinde ihbarda bulunması üzerine Kelkit Cumhuriyet Başsavcılığınca katılan ...'ın çocukları ... ve ... ...'a yönelik kasten yaralama suçundan başlatılan soruşturmada yeterli delil bulunmadığından 19.10.2020 tarihinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdurenin Çocuk İzleme Merkezinde; akrabası ...’nun evlerinin alt katında yaşadığını ve genç olduğunu, kaç yaşında olduğunu bilmediğini, ...’nun babasından küçük olduğunu, kıyafetleri giyinikken kendisini sıktığını ve öptüğünü, ardından dondurma verdiğini, damda kuşları göstererek bacaklarına, özel bölgesine, koltuk altına, bacaklarının arasına ve sırtına dokunduğunu, soba çubuğunun paslı olmayan yeri ile bacaklarının arasına temasta bulunduğunu, canı yandığı için ağladığını, sanık kendisine dokununca bağırdığını, köpeğe yemek veren annesinin kendisini duymadığını, eve gittikten sonra olayı annesine anlattığını, ...’nun akşam kendisine "Ben sana hiç dokundum mu?" diye sorduğunu, Katılan ...; 19.07.2020 tarihinde saat 16.00-17.00 sıralarında ahıra gittiğini, 4 yaşındaki kızı mağdurenin bu sırada evde olduğunu, aynı gün saat 22.00 sıralarında kızının vücuduna dokunduğunda acı hissettiğini fark ettiğini ve kıyafetlerini çıkarıp baktığında morluklar gördüğünü, mağdureye bu durumu sorduğunda, "Anne ... beni sen ahırdayken çağırdı, gel sana kuşları göstereyim dedi, beni aldı kendi ahırlarına götürdü, benim bacaklarımı ve kollarımı sıktı, elledi, göğsümü ve sırtımı sıktı, göğsümü öptü, ben yapma dedim ama bana seni vururum, seni bıçaklarım dedi." şeklinde karşılık aldığını, mağdurenin ... diye eşinin amcası olan sanıktan bahsettiğini, Katılan ...; olay günü işte olduğunu, akşam eve geldiğinde katılan ... mağdurenin üzerini değiştirmek istediğinde vücudundaki morlukları fark ettiklerini, önce inanmak istemediklerini, mağdureyi dinlediğini, o esnada evde sanığın torunu tanık ...’nın da olduğunu, daha sonra sanığın kızı olan... olarak hitap ettikleri tanık ...'yi çağırdıklarını, tanık ...’nin "Bundan sonra böyle bir şey olursa hala diye bağır, ben gelir müdahale ederim!" dediğini, bu şekilde konuyu kapattıklarını, olaydan sonra bir gece mağdurenin ağlayarak uyanıp "Sen ne şerefsiz bir babasın, o gün ahırda bağırdığımda niye beni duymadın, niye beni kurtarmadın?" dediğini, Tanık ... ...; dedesi olan sanığa köyde ... denildiğini, olay tarihinde tanıklar ..., ... ve ... ile birlikte pikniğe gittiklerini, saat 17.30-18.00 civarı eve geldiklerinde sanığın uzanmış olduğunu, saat 24.00 civarında dışarıda semaverde çay içtiklerinde katılan ...’nın da olduğunu, iddiaya konu cinsel istismar olayından bahsetmediğini ve üzüntülü olmadığını, Tanık ... ... soruşturma aşamasında; olaydan sonraki gün saat 07.30 sıralarında katılan ...’nın, mağdurenin bacaklarında, kolunda, göğsünde ve sırtındaki morlukları gösterdiğini, katılan ...'nın "Sırtındaki morluğu ben yaptım ama diğer morlukları ben yapmadım." dediğini, katılan ...’nın çoğu kez yalan söyleyip iftira attığının köy halkı tarafından da bilindiğini, Mahkemede; olaydan önce bir kaç defa katılan ...'nın mağdureye şiddet uyguladığını gördüğünü, Tanık ... ...; katılan ...’nın mağdurenin vücudundaki morlukları fark ederek bunu kimin yaptığını sorduğunu, mağdurenin cevap vermediğini, bu olaydan üç gün önce de ahırdan köpek çıkarıp çıkarmama olayı nedeniyle katılan ...'nın, kızı olan mağdureye vurmak ve vücudunu sıkmak suretiyle şiddet uyguladığını, Tanık ... ...; köyde kendisine... diye hitap ettiklerini, olayın olduğu akşam saat 22.00 gibi evine gittiği katılan ...'nın "Ben de seni arayacaktım." dediğini, kızı ...'nın da orda olduğunu, katılan ...’nın, mağdurenin vücudundaki morlukları gösterdiğini, sonra kızına hitaben "Hadi kızım, bunu sana ...’nun yaptığını söyle!" dediğini daha sonra hep birlikte sanık da dâhil dışarıda semaverde çay içtiklerini, İfade etmişlerdir. Sanık; köyde kendisine ... dediklerini, mağdurenin babası olan katılan ...'ın amcası olduğunu, müstakil evinin katılan ...'ın evinden daha alçakta olduğunu, katılanların evlerinin alt katının bulunmadığını, kuşları ahırda beslediğini, olay günü mağdureye kuşları göstermediğini, ancak daha öncesinde gösterdiğini, mağdureye olay günü veya başka bir zaman dondurma almadığını, o gün mağdureyi saat 13.00 sıralarında annesinin ve amcasının yanında bir dakika kadar gördüğünü, katılanlarla herhangi bir husumetinin olmadığını, katılan ...’nın psikolojik rahatsızlığının olduğunu, mağdureyi katılan ...'nın yönlendirip bu şekilde ifade vermesini sağladığını düşündüğünü, katılan ...'nın zaman zaman mağdureyi darp ettiğini, büyük kardeşinin gelini olan tanık ...’a katılan ...’nın, mağdurenin sırtını morarttığını söylediğini, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Olay tarihi olan 19.07.2020 tarihinde 4 yaş 11 ay 20 günlük olan mağdurenin komşusu ve aynı zamanda babasının amcası olan sanığın, saat 16.00 ile 19.00 arasındaki zaman diliminde yalnız olan mağdureyi, "Gel sana kuşları göstereyim." diyerek ahıra götürdüğü, burada mağdurenin bacaklarına, bacaklarının arasına, koltuk altına, sırtına ve göğüslerine sıkmak suretiyle dokunduğu, aynı gün saat 22.00 sıralarında mağdurenin, vücuduna dokunulduğunda acı hissettiğini belirtmesi üzerine annesi tarafından kıyafetleri çıkartıldığında vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar olduğunun görüldüğü, böylelikle sanığın, mağdureye yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçunu işlediği Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda; Mağdurenin olay tarihinde 65 yaşında olan ve müstakil bir evde yaşayan ... lakaplı sanığı; ''... bizim evin alt katında yaşar, akrabamızdır, genç birisidir, kaç yaşında olduğunu bilmiyorum, ... küçük değil ama babamdan küçük.'' şeklinde tarif etmesi, buna karşılık mağdurenin babasının otuz üç yaşında olması ve ayrı bir müstakil evde yaşaması sebebiyle mağdurenin anlatımlarının, gerçek durumla örtüşmediğinin anlaşılması, tanıklar ..., ..., ... ve ...'nın, olayı öğrendiği varsayılan katılan ...’nın aynı gün akşam geç saatlerde sanık ve ailesiyle dışarıda çay içtiğini ileri sürmeleri, mağdurenin olaydan bir gün sonra yapılan muayenesinde; beyanları ile uyumlu olmayacak şekilde sol dirsek, sağ ön kol ve sağ diz kapağı gibi vücut bölgelerinde de morluklar olduğunun tespit edilmesi, sanığın mağdureye annesi olan katılan ... tarafından şiddet uygulandığı ve babası olan katılan ...’dan korktuğu için mağdurenin vücudundaki morlukların kendisi tarafından yapıldığını belirterek iftirada bulunulduğunu savunması, katılan ...’nın mağdure ve diğer çocuğu ...’yi darbettiği iddiasıyla sanık hakkında soruşturmaya başlandıktan sonra sanık müdafii tarafından şikâyette bulunulması üzerine yapılan soruşturmada söz konusu eylemin ... tarafından gerçekleştirildiğine dair yeterli delil bulunmadığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmekle birlikte tanıklar ... ve ...'un olaydan kısa süre önce katılan ... tarafından mağdureye şiddet uyguladığını ifade etmeleri ve sanığın tüm aşamalarda mağdureye yönelik cinsel istismarda bulunmadığına dair aksi kanıtlanamayan savunmaları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet çocuğun basit cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün, sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2022 tarihli ve 196-18 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.05.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.