Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2023/459 E. , 2025/531 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1727-2009 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 35/2 ve 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile c
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2023/459 E. , 2025/531 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1727-2009 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 35/2 ve 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 26.03.2021 tarihli ve 11-102 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 24.09.2021 tarihli ve 1727-2009 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararında sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 31.01.2023 tarih ve 10824-189 sayı ile; sanık hakkında asgari oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği isabetsizliğinden bozulmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.03.2023 tarih ve 122293 sayı ile; "... Eylemin tarafların ayrılmasından dört ay sonra gerçekleşmiş olması ile sanığın, mağduru öldürmek istemediği, amacının korkutmak olduğu, belki kız kardeşi ile barışır diye korkutmak istediği şeklindeki savunması karşısında, artık sanıkta oluşan öfke veya şiddetli elemden bahsedilemeyeceği, ayrıca olayın hemen öncesinde de mağdurdan kaynaklanan haksız bir fiil bulunmadığı nazara alındığında, dosya kapsamı ile uyuşmayan haksız tahrike ilişkin savunmanın kabulünün mümkün olmadığı ve olayda sanık lehine haksız tahrik hükmünün uygulanması koşullarının mevcut olmadığı," düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 12.09.2023 tarih ve 2358-5179 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; eylemin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu yoksa nitelikli kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 17.09.2018 tarihli raporunda; müştekinin göğüs sol meme başı dört cm altı ön aksiller hatta bir cm'lik düzgün kenarlı kesi saptandığının, kesinin cilt-cilt altı-kas kesisi şeklinde değerlendirildiğinin ve yaklaşık bir cm olduğunun, yaralanmasının hayati tehlike geçirmesine neden olmadığının ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğunun belirtildiği, Olay yerini gören herhangi bir güvenlik kamerası kaydı ile görgü tanığının bulunmadığı, Anlaşılmaktadır. Müşteki ...; olay günü saat 23.00 sıralarında park halindeki motosikletinin üzerinde oturup mahalledeki çocuklarla şakalaşırken aniden, sol arka tarafından sol göğüs altına doğru bir bıçak darbesi hissettiğini, hemen bıçağı tutarak motosikletle beraber düştüğü yerden bakınca, üzerinde eski eşi ...'un abisi olan sanık ...'i gördüğünü, bıçağı göğsünden çekip aldığını, göğsünün kanamaya başladığını, sanığın bıçağı birkaç defa daha salladığını, ancak ellerini tuttuğundan, bıçağın sol kolunu çizdiğini, sanığın kendisine ''Seni bu sefer öldüreceğim. Seni kimse elimden alamayacak. Senin ananı bacını sinkaf edeceğim şerefsiz!'' dediğini, elinden kurtulup kaçmaya başladığını, bu esnada çevredekilerin geldiğini, yaklaşık elli metre gittikten sonra yere düştüğünü, kendine geldiğinde hastanede olduğunu, ...'la dört beş ay önce ayrıldığını, sanıkla bir sorunu olmadığını, neden böyle bir şey yaptığını bilmediğini, davacı ve şikâyetçi olduğunu, Beyan etmiştir. Sanık ... kollukta; müşteki ile kız kardeşi ...'un evlenmek için kaçtıklarını, kardeşini üç ay kadar yanında tuttuktan sonra bıraktığını ve evlenmediğini, müştekiye karşı bunun için kin beslediğini, olay günü saat 23.00 sıralarında evine yakın olan mahallede yürürken motosiklet üzerinde müştekiyi gördüğünü, kardeşini evlenmek maksadıyla yanında tutup evlenmediği için o esnada yanında taşıdığı ekmek bıçağını çıkarıp müştekiye doğru salladığını, bıçağın sol tarafttan karın bölgesine geldiğini, bıçağı geri çekip tekrar salladığı anda müştekinin elini ittirdiğini ve bıçağın kendi koluna geldiğini, kaçarken olayın kızgınlığı ile ''Kardeşimi rezil ettin, ölümün benim elimden olacak şerefsiz!'' dediğini, olayda kullandığı bıçağı da uzaklaştıktan sonra hatırlamadığı bir yere fırlatıp attığını, suçlamaları bu şekilde kabul ettiğini, Mahkemede; aslında müştekiyi öldürmek istese bunu yapabileceğini, amacının belki kız kardeşi ile barışır düşüncesiyle sadece korkutmak olduğunu, olay günü müştekiyi görmesi sonrasında düğüne gittiğini, burada bir arkadaşından elinde gördüğü bıçağı istediğini, ardından müştekinin bulunduğu yere giderek saldırıyı gerçekleştirdiğini, bir kere ayağına vurmak istediğini ancak müşteki eğilince bıçağın göğsüne geldiğini, müştekinin yanında kimsenin olmadığını, yukarıdan iki kişinin geldiğini görünce kaçtığını, Savunmuştur. V.GEREKÇE A.Ön Sorun Yönünden 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar TCK'nın "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde; ''Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur'' hükmü yer almaktadır. Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir. Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver İçel Suç Teorisi 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul 2000, s.315). Bu husus, YCGK'nın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; ''Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır.'' şeklinde açıklanmıştır. Kasten yaralama suçu ile teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçu arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, sanığın kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 21/1. maddesine göre; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Bu cümleden olarak ilkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde, fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir. 2. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Sanığın 17 yaşındaki kız kardeşi ile müştekinin evlenmek için kaçtıkları, üç dört ay birlikte yaşayıp evlenmeden ayrılmaları nedeniyle sanığın müştekiye husumet beslediği, olay günü saat 23.00 sıralarında müştekinin evinin önünde bulunan motosikletin üzerinde oturduğu esnada sanığın müştekinin arka tarafından gelerek sol göğüs memesinin dört cm altına bıçakla vurduğu, vurmanın etkisi ile motosikletle birlikte müştekinin yere düştüğü, sanıkla müşteki arasında arbede yaşandığı, arbede esnasında sanığın ''Kardeşimi rezil ettin, ölümün benim elimden olacak şerefsiz!'' dediği ve çevreden gelenlerin etkisiyle olay yerinden kaçarak uzaklaştığı kabul edilen olayda; Sanığın eylemini, savunmalarında istikrarlı şekilde belirttiği üzere, kardeşi ile belki barışırlar düşüncesiyle ve korkutmak amacıyla gerçekleştirdiği, önceden aralarında öldürmeyi gerektirecek kadar ağır bir husumet bulunmadığı, sanığın müştekiye yönelik tek bıçak darbesini müşteki savunmasız hâlde motorunun üzerinde otururken vurduğu ancak yaralanmanın müştekinin hayati tehlike geçirmesine neden olmadığı ve sanığın ciddi bir engel neden olmadan eyleme kendiliğinden son verdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin şüphede kaldığı, kastının yaralamaya yönelik olduğu ve eylemin nitelikli kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; eylemin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B.Asıl Uyuşmazlık Yönünden; 1. Asıl Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat İnsanın dış dünyaya yansıyan iradi davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s. 225). Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14). Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir. Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. TCK'da, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan ağır-hafif tahrik ayrımına son verilerek tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı; ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Diğer taraftan, ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 2023/540 E. - 2025/264 K. sayılı kararında açıklandığı üzere; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. 2. Asıl Uyuşmazlığa İlişkin Hukuki Nitelendirme Ön soruna ilişkin hukuki nitelendirme kısmında anlatıldığı şekilde gerçekleşen somut olayda; Maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunluluğu kapsamında, sanığın on yedi yaşında olan kız kardeşinin olaydan dört beş ay önce müşteki tarafından evlenmek için kaçırıldığına ve üç dört ay yanında tutulduktan sonra evlenmeden bırakıp bırakılmadığına ilişkin, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulmasını teminen; sanığın kız kardeşi ...'in ve bu konuda bilgisi olabilecek kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi, müşteki hakkında reşit olmayanla cinsel ilişkide bulunmak suçundan soruşturma veya yargılama bulunup bulunmadığına ilişkin araştırma yapılması ve sonucuna göre sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma sonucu hüküm kurulmasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE, 2-Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 31.01.2023 tarih ve 10824-189 sayılı bozma ilâmının KALDIRILMASINA, 3- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 24.09.2021 tarihli ve 1727-2009 sayılı, istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın, sanık hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan hüküm kurulması yerine teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi ve haksız tahrik uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla toplanması gereken tüm deliller elde edilmeksizin eksik araştırma sonucu hüküm kurulması isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 4-Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede ön sorun yönünden oy çokluğuyla, asıl uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.