İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2023/614 Karar: 2024/340 Tarih: 2024

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2023/614 K.2024/340

Ceza Genel Kurulu 2023/614 E. , 2024/340 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 5-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Gizliliğin ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin İlk

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2023/614 E. , 2024/340 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 5-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Gizliliğin ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin İlk

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2023/614 E. , 2024/340 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 5-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Gizliliğin ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince verilen 14.12.2018 tarihli ve 5-8 sayılı hükümlerin, katılan vekili ile Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemli, 26.02.2019 tarihli ve 1 sayılı tebliğnamesi ile dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir. Ceza Genel Kurulunun 20.09.2023 tarihli ve 108-465 sayılı kararıyla, katılan vekili tarafından ileri sürülen temyiz nedenlerinin de değerlendirildiği ek tebliğname düzenlenmesinin sağlanması için dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "ret-bozma" istemli 25.12.2023 tarihli ve 135952 sayılı ek tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. İNCELEME KONUSU VE ÖN SORUNLAR Ceza Genel Kurulunca yapılacak olan temyiz incelemesi, sanıklar hakkında gizliliğin ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından verilen beraat hükümlerinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Adalet Bakanlığının gizliliğin ihlali suçundan açılan kamu davasına katılma ve vekilinin hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yapılan müzakere sırasında bir kısım Ceza Genel Kurulu üyesince Adalet Bakanlığının kamu malına zarar verme suçundan açılan kamu davasına katılma ve vekilinin hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus ayrıca değerlendirilmiştir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihinde sanık ...'in... Cumhuriyet Başsavcısı, sanık ...'nin ise... Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2011/12445 sayılı soruşturma dosyası ile ilgili olarak 06.01.2014 tarihinde saat 19.38'de ve 22.31'de dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı, 07.01.2014 tarihinde sabah saatlerinde ise aynı soruşturma dosyası ile ilgili olarak dönemin Adalet Bakanı tarafından aranmak suretiyle yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs edildiğine yönelik iddiaların yer aldığı 07.01.2014 tarihli iki adet tutanağın sanık ... tarafından düzenlenip imzaladığı, Sanık ...'in 10.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazı ile bu tutanakları kapalı zarf içinde sanık ...'ye işlem yapılmak üzere gönderdiği, Sanık ... tarafından... Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosuna hitaben düzenlenen 14.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazısında; dönemin Adalet Bakanı hakkında görevi sırasında işlediği iddia olunan yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçu ile ilgili olarak Anayasa'nın 100/1, TBMM İçtüzüğü'nün 107-112. maddeleri ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.01.2006 tarihli ve 100 sayılı genelgesi uyarınca hazırlanan soruşturma evrakının tasdikli bir sureti ile 32 klasörden oluşan 2011/12445 sayılı soruşturma evrakının yazı ekinde gönderildiğinin belirtildiği, Sanık ... tarafından... Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosuna hitaben düzenlenen 15.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazısında; dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında görevi sırasında işlediği iddia olunan yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçu ile ilgili olarak 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 39/2. maddesi uyarınca hazırlanan soruşturma evrakının tasdikli bir sureti ile 32 klasörden oluşan 2011/12445 sayılı soruşturma evrakının Hakimler ve Savcılar Kuruluna sunulmak üzere gönderildiğinin açıklandığı, Sanık ... tarafından... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen düzenlenen 15.01.2014 tarihli ve 335 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazısında; sanık ... tarafından düzenlenen iki adet tutanağın yer aldığı kapalı zarfın gereğinin yapıldığı ve iade edildiğinin, bu yazının ekinde ise kapalı zarf bulunduğunun belirtildiği, bu yazının not kısmında ise; "1- İIgili soruşturma evrakı hakkında... 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.01.2012 tarih, 2012/61 D. iş kararı ile gizlilik kararı bulunması nedeniyle bu hususun dikkate alınması, 2- Adalet Bakanlığı ... hakkında düzenlenen fezleke HSYK'na, 3- ... valisi hakkında düzenlenen fezleke Yargıtay C. Başsavcılığına, 4- ... İl Emniyet Müdürü hakkında düzenlenen fezleke HSYK'na gönderilecektir." açıklamasının yer aldığı, Sanık ... tarafından Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben düzenlenen 15.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazısında; dönemin Adalet Bakanı hakkında düzenlenen fezleke ve eklerinin gönderildiğinin, bu yazının ekinde ise "Kapalı zarf ve 32 klasör" bulunduğunun belirtildiği, Sanık ... tarafından Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine hitaben düzenlenen 15.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazısında; dönemin Adalet Bakanlığı ... hakkında suç ihbarını içeren yazı ve eklerinin gönderildiğinin, bu yazının ekinde ise "Takım evrak" bulunduğunun açıklandığı, Sanık ... tarafından Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine hitaben düzenlenen 15.01.2014 tarihli ve 1301 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazısına göre; eski... İl Emniyet Müdürü hakkında suç ihbarını içeren yazı ile eklerinin anılan kuruma gönderildiği, bu yazının ekinde ise "Takım evrak" bulunduğu, Sanık ... tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 16.01.2014 tarihli ve 5347-16 sayılı görevsizlik kararında; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2011/12445 sayılı soruşturma dosyasında suçluyu kayırma suçunu işlediğine ilişkin iddialar yer alan dönemin... Valisi hakkında görevi sırasında işlediği iddia olunan bu suçla ilgili olarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 12/1-2. maddesi uyarınca hazırlanan soruşturma evrakının tasdikli bir suretinin gönderildiğinin ve ekinde de "Kapalı zarf" ile "Klasör (32 adet)" bulunduğunun belirtildiği, bu yazının not kısmında ise; "İIgili soruşturma evrakı hakkında... 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.01.2012 tarih, 2012/61 D. iş kararı ile gizlilik kararı bulunması nedeniyle bu hususun dikkate alınması" açıklamasına yer verildiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 22.01.2014 tarihli ve 279/5364 sayılı yazısına göre; dönemin Adalet Bakanının işlediği iddia olunan suçun Bakanlar Kurulunun genel siyaseti veya Bakanlıkların görevleri nedeniyle işlendiğine ilişkin değerlendirmede bulunulması nedeniyle hakkındaki soruşturma dosyasının anılan Bakanlık aracı kılınmaksızın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, isnat edilen suçun kişisel suç kapsamında kaldığının değerlendirilmesi hâlinde ise adı geçen hakkında Anayasa'nın 83. maddesi gereği yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle Adalet Bakanlığının 01.01.2006 tarihli ve 100 sayılı genelgesinde açıklanan hususlar dikkate alınarak düzenlenecek fezlekeli evrakın Adalet Bakanlığına gönderilmesi için sanık ... tarafından Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben düzenlenen 15.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı yazı ve ekinde yer alan dosyanın iade edildiği, Sanık ... tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına hitaben düzenlenen 23.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı üst yazısında; dönemin Adalet Bakanı hakkında görevi sırasında işlediği iddia olunan yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçu ile ilgili olarak Anayasa'nın 100/1 ve TBMM İçtüzüğü'nün 107/112. maddeleri ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.01.2006 tarihli ve 100 sayılı genelgesi uyarınca işlem yapılmak üzere hazırlanan soruşturma evrakının tasdikli bir sureti ile 32 klasörden oluşan 2011/12445 sayılı soruşturma evrakının anılan Müdürlüğün 22.01.2014 tarihli ve 279/5364 sayılı yazısı ile... Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmesi nedeniyle yazı ekinde gönderildiğinin belirtildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 29.01.2014 tarihli ve 162117 sayılı yazısında; yasama dokunulmazlığı veya Meclis soruşturması kapsamında değerlendirilme ihtimal bulunan fiillere ilişkin olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen yazıların, Adalet Bakanlığının ilgili genelgeleri ve o tarihe kadarki uygulamalara uygun olarak Adalet Bakanlığı üzerinden Başbakanlık vasıtasıyla TBMM Başkanlığına gönderilebileceği, sanık ... tarafından düzenlenen 23.01.2014 tarihli ve 883 Bakanlık Muhabere sayılı yazıya konu soruşturma dosyasının, bu usule uygun olarak ya da doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından TBMM'ye gönderilecekse içeriğinin tefrik edilerek sadece hakkında Meclis soruşturmasına konu edilebilecek bakanla ilgili kısmın gönderilmesi gerektiği, kaldı ki Meclis soruşturmasının Anayasa'nın 100. maddesi ile TBMM İçtüzüğü'nün 107 ila 113. maddelerinde düzenlenmiş olup TBMM Başkanı'nın resen süreci başlatmasının mümkün olmadığı, TBMM üye tam sayısının en az onda birinin imzalayacağı bir önerge ile istenebileceği belirtilip anılan Başsavcılığının bahse konu yazısı ile bu yazıya ekli dosyaların iade edildiği, İdari tahkikat sırasında bilirkişi tarafından düzenlenen 03.07.2014 tarihli rapora göre; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2011/12445 sayılı soruşturma dosyasının fotokopisinin çekilmesi ve bu fotokopilerin ilgili kurumlara gönderilmesi sonucunda; 440,90 TL A4 kağıdı, 1.986,34 TL fotokopi toneri ve 243,20 TL klasör; çoğaltılan bu fotokopilerin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin 69,75 TL, HSK Genel Sekreterliğine gönderilmesine ilişkin 62 TL, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ilişkin 63,50 TL, HSK Genel Sekreterliğine gönderilmesine ilişkin 64,25 TL ve Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine ilişkin ise 63,50 TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.993,44 TL kamu zararına neden olunduğu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca Hakimler ve Savcılar Kurulu Başmüfettişliğine hitaben düzenlenen 03.02.2015 tarihli yazıda; 2011/12445 soruşturma sayılı dosyada dönemin Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında herhangi bir isnat bulunmadığı gibi dosyada herhangi bir sıfatla yer almadıklarının belirtildiği, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 28.09.2018 tarihli ve 2018/5 Esas sayılı duruşmasında; sanık ... bakımından kamu malına zarar verme suçuna ilişkin olarak Adalet Bakanlığının katılma talebinin kabul edildiği, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 05.10.2018 tarihli ve 2018/6 Esas sayılı duruşmasında; sanık ... bakımından kamu malına zarar verme suçuna ilişkin olarak Adalet Bakanlığının katılma talebinin kabul edildiği, Yargıtay 8. Ceza Dairesince 05.10.2018 tarih ve 6-5 sayı ile; aralarından hukuki ve fiili yönden bağlantı bulunduğu gerekçesi ile sanık ...'ye ilişkin 2018/6 Esas sayılı dosyanın sanık ...'e ilişkin 2018/5 Esas sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verildiği, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 30.11.2018 tarihli ve 2018/5 Esas sayılı duruşmasında; Adalet Bakanlığının gizliliğin ihlali suçu bakımından doğrudan zarar görmediği gerekçesi ile vekilinin katılma talebinin her iki sanık bakımından reddine karar verildiği, Sanık ... müdafii tarafından düzenlenen 11.12.2018 havale tarihli yazı ile ekinde yer alan makbuza göre; kamu zararı olarak bilirkişi tarafından belirlenen 2.993,44 TL'nin 07.12.2018 tarihinde Kozanlı Vergi Dairesine ödendiği, UYAP sorgulamasına göre; - Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesince 29.11.2018 tarih ve 305-530 sayı ile; sanık ...'in FETÖ/PYD silahlı terör örgütü üyesi olduğundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1 ile TCK'nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu hükmün sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesince 25.01.2019 tarih ve 72-125 sayı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine ise dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 16.12.2020 tarih ve 5609-6447 sayı ile; temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verildiği, - Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesince 18.04.2018 tarih ve 207-134 sayı ile; sanık ...'nin FETÖ/PYD silahlı terör örgütü üyesi olduğundan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ile TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, bu hükmün sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 22.02.2019 tarih ve 1872-137 sayı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine ise dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 17.12.2019 tarih ve 4722-7949 sayı ile; temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verildiği, Anlaşılmıştır. Tanıklar ..., ..., ..., ... ve ... aşamalarda benzer şekilde; olay tarihinde... Cumhuriyet Başsavcılığı örgütlü suçlar bürosunda zabıt katibi olarak gõrev yaptıklarını, hatırladıkları kadarıyla kendi bürolarında bulunan 2011/12445 soruşturma sayılı dosyanın 4 takım olarak fotokopisinin çekilerek aslının aynıdır şerhi vermelerinin istenmesi üzerine fotokopi çekim işlerine başladıklarını, bu dosyanın 32 klasörden oluştuğunu, evrakın fazla olması nedeniyle Kaçakçılık Bürosu ve TMK suçlarına bakan büroda bulunan fotokopi makinalarını kullandıklarını, 4 ayrı takım hâlinde toplam 128 klasörden oluşan evraka aslının aynıdır şerhini de basarak Bakanlık Muhabere kalemine teslim ettiklerini, bu dosyanın fotokopisinin çekilmesi ve aslının aynıdır şerhi verilmesini isteyen kişinin sanık ... olduğunu, bu konuda sanık ... ile muhatap olmadıklarını, Tanık ..., ... ve ... aşamalarda benzer şekilde; olay tarihinde... Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosunda tanık ...'in mübaşir, tanık ... ile ...'in ise zabıt katibi olarak görev yaptıklarını, Örgütlü Suçlar Bürosunda bulunan 32 klasörden ibaret 2011/12445 soruşturma sayılı dosyanın fotokopisinin çekilerek çoğaltılıp 4 ayrı takım hâlinde hazırlandıktan sonra, dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile... İl Emniyet Müdürü hakkındaki dosyaların Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığına, dönemin Adalet Bakanı hakkındaki dosyanın Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, dönemin... Valisi hakkındaki dosyanın ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Bakanlık Muhabere Bürosuna teslim edildiğini hatırladıklarını, bu dosyaların toplam 128 klasörden ibaret olduğunu, soruşturma dosyasının fotokopisinin çekilmesi talimatının kim tarafından verildiğini ve fotokopi çekim işlemlerini kimlerin yaptığını bilmediklerini, daha sonra bu dosyaları söz konusu yerlere gönderdiklerini, posta masraflarının adliyenin resmî posta hesabından ödendiğini, İfade etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; 06.01.2014 tarihinde dönemin Adalet Bakanlığı ...tarafından iki kez, 07.01.2014 tarihinde ise dönemin Adalet Bakanı tarafından bir kez arandığını, kendisine yargı görevi yapanı etkilemeye yönelik sözler söylendiğini, telefonda yapılan konuşmaların içeriğini başka duyan olmadığı için bu görüşmelere ilişkin olarak tek başına tutanak düzenlediğini, daha sonra bu tutanakları adli soruşturma için yetkili ve görevli olan... Cumhuriyet Başsavcı Vekili sanık ...'ye kapalı zarf içinde gönderdiğini, sanık ... tarafından yapılan adli soruşturma sonucunda dönemin... Emniyet Müdürü, ... Valisi, Adalet Bakanı ve ... hakkında dört ayrı fezleke düzenlendiğini, ilgi ve irtibatı nedeniyle de... Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/12445 numaralı soruşturma evrakının birer suretinin de bu fezlekelere eklendiğini, dönemin... Valisi hakkındaki soruşturma evrakları ve eklerinin görevsizlik kararıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini, dönemin... İl Emniyet Müdürü ve ... hakkında düzenlenen fezlekenin HSK'ya, dönemin Adalet Bakanı hakkındaki fezlekenin ise Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere... Başsavcılığına gönderildiğini, şeklen yaptığı inceleme sonucunda usul ve yasaya aykırı bir işlem görmediği için ilgili evrakları sanık ...'nin talebi doğrultusunda yasa gereği yetkili ve görevli makam ve mercilere üst yazı ile gönderdiğini, dönemin Adalet Bakanı ve ... hakkında hazırlanan fezlekelerin iade edildiğini, diğer şüpheli kişiler hakkında hazırlanan fezlekelerin ise gönderilen makamlarca iade edilmediğini, soruşturma evrakını ilgili, yetkili ve görevli merciler dışında hiçbir kişi kurum ya da medya mensubu ile paylaşmadığını, soruşturmanın içeriğini hiçbir yerde açıklamadığını, bazı yazıların üzerine "gizlilik kararı nedeniyle bu hususun dikkate alınması" şeklinde yer alan ibarelerin gizliliği ihlal etme kastı ile hareket etmediklerini gösterdiğini, aуrıса soruşturma evrakının fezlekeye ek olarak gönderildiği kurumların, Bakan ve ... hakkında soruşturma izni verebilecek merciler olup bu mercilerin yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs edilen ilgili dosyayı görüp incelemeden sağlıklı karar verebilmelerinin mümkün olmadığını, bu nedenle de soruşturma evrakının, yetkili ve görevli mercilerce gönderilmesi ve tutanaklara konu suçun oluşup oluşmadığının da buna göre değerlendirilmesi gerektiğini, ilgili mercilere gönderilen fezleke ekinde sunulan soruşturma evrakının aslının gönderilmesi mümkün olmadığından, bir örneğinin gönderilmesi, dolayısıyla buna ilişkin fotokopi ve posta masraflarının da adliye posta giderlerinden karşılanmasının mevzuata ve yerleşik uygulamalara uygun olduğunu, bilirkişinin 03.07.2014 tarihli raporundan da anlaşılacağı üzere 2.993,44 TL'lik zararın içinde, dönemin... Valisi ve... İl Emniyet Müdürü hakkında hazırlanan fezlekelere eklenen soruşturma dosyasının fotokopileri ve posta masraflarının da yer aldığı, son soruşturmanın açılması kararındaki suçlama ve anlatımın sadece soruşturmanın gizliliğini ihlal ve kamu malına zarar verme eylemlerine ilişkin olduğunu, görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının yer almadığını, atılı eylemin görevi kötüye kullanma suçuna dönüşemeyeceğini, hakkında yapılan idari tahkikat işlemlerinin usulüne uygun olmadığını, Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; iş bölümü uyarınca Memur Suçları Soruşturma Bürosu, Kaçakçılık Suçları Soruşturma Bürosu ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yaptığını, hatırladığı kadarıyla 10.01.2014 tarihinde o dönemin... Cumhuriyet Başsavcısı olan sanık ... tarafindan kendisine resmî yazı ekinde 1 adet kapalı zarf tevdi edilip bununla ilgili gereğini yapmasının istendiğini, kendisine verilen görev gereğince müzekkere ekinde gelen zarfı açtığında içerisinden sanık ... tarafından düzenlenmiş 07.01.2014 tarihli iki ayrı tutanağın bulunduğunu gördüğünü, bu tutanaklarda sanığın,... Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosunun 2011/12445 sayılı soruşturma evrakı ile ilgili olarak dönemin Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı ... tarafından arandığı ve yargı görevini yapanı etkilemeye teşebbüs edildiği iddiasının yer aldığını, ayrıca dönemin... Valisi ile... İl Emniyet Müdürünün söz konusu soruşturmaya müdahale ettikleri iddiasının da dosyaya yansıması üzerine bu dosyanın 4 takım hâlinde fotokopisinin çekilmesi için Örgütlü Suçlar Bürosu personeline talimat verdiğini, bu dosyada isimleri geçen kişilerden dönemin Adalet Bakanı ile ilgili olarak Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, dönemin Adalet Bakanlığı ... ve... İl Emniyet Müdürü yönünden HSK Başkanlığına ve dönemin... Valisi yönünden ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına dosyanın birer örneğini göndermek için bu yola başvurduğunu, bu tür soruşturma işlemlerinde mutat olduğu üzere dosya fotokopisi çekilerek aslının aynıdır şerhi verildikten sonra müzekkere ekinde gereği yapılmak üzere ilgili kurumlara intikal ettirildiğini, kendisinin de aynı şekilde hareket ettiğini, söz konusu soruşturma dosyasının tamamının fotokopisinin çekilerek 4 kişi bakımından ilgili makamlara gönderilmesi yönünde sanık ...'in kendisine yönelik yazılı veya sözlü herhangi bir talimatı bulunmadığını, işlemlerin genelgelere uygun olarak yapıldığını, fezleke ve eklerinin gönderildiği kurumların soruşturma yapmaya yetkili kurumlar olduğunu, bu nedenle de kast ve aleniyet unsurlarının oluşmayacağını, Savunmuşlardır. IV. GEREKÇE A. Ön Sorunlar İle Asıl İnceleme Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Adliyeye Karşı Suçlar" başlıklı ikinci bölümünde, "Gizliliğin ihlali" başlığıyla düzenlenen 285. maddesi; "Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlali açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz. Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz. Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır. Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." biçiminde iken suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan ve 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 92. maddesi ile; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için; a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi, b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması, gerekir. (2) Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. (3) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde, ceza yarısına kadar artırılır. (5) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (6) Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz." şeklinde yeniden düzenlenmiştir. 6352 sayılı Kanun Tasarısı'nın gerekçesinde ise; "Maddede; a) Sadece soruşturmanın tarafları dışındaki kişilere karşı gizli tutulan soruşturma işlemleri ile ilgili gizliliğin ihlâli, b) Soruşturmanın belirli süjelerine karşı gizli tutulan soruşturma işlemleri ile ilgili olarak gizliliğin ihlâli, c) Kovuşturma evresinde kapalı oturumlarda yapılan açıklamalarla görüntülerin gizliliğinin ihlâli, d) Şüpheli veya sanığın suçlu olarak damgalanmasını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayımlanması olmak üzere, dört ayrı suç tanımına yer verilmektedir. Maddenin birinci fıkrasında, sadece soruşturmanın tarafları dışındaki kişilere karşı gizli tutulan soruşturma işlemleri ile ilgili gizliliğin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Buna karşılık ikinci fıkrada ise, soruşturmanın belirli süjelerine karşı gizli tutulan işlemlerle ilgili olarak gizliliğin ihlâli ayrı bir suç olarak düzenlenmektedir. Soruşturma işlemlerinin gizliliğinin ihlâli suçu ile iki hukukî değerin koruma altına alınması amaçlanmaktadır. Bunlardan birincisi, soruşturma işlemlerinin maddî gerçeğin tespitine imkân verecek şekilde icrasını sağlamaktır. Maddî gerçeğe ulaşmak suretiyle de kişilerin, Devletten suçluların cezalandırılmasını talep etme hakkının gerçekleştirilmesi veya suçsuz olduklarının tespiti sağlanmaktadır. Keza, soruşturma işlemlerinin gizliliğinin ihlâlinin suç olarak tanımlanmasıyla, masumiyet karinesi ve kişilerin özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliği, koruma altına alınmaktadır. Soruşturma evresindeki işlemlerin gizliliği, ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluk olduğu gibi, suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi yönünden vazgeçilemez niteliktedir. Soruşturma evresindeki işlemlerin içeriği kural olarak gizlidir. Ancak, bu gizlilik mutlak değildir. Soruşturma evresindeki işlemlerin gizliliği, soruşturmanın tarafları bakımından ve sair kişiler bakımından ikiye ayrılarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Her şeyden önce bu gizlilik, savunma hakkını kısıtlar bir şekilde uygulanamayacaktır. Soruşturma evresindeki işlemler ve içerikleri, soruşturmanın taraflarından şüpheliye veya müdafiine karşı, savunma hakkının kullanılmasını engelleyecek şekilde gizli tutulamayacaktır. Kanunlarda soruşturma evresindeki belirli işlemlerin soruşturmanın belirli süjelerine karşı da gizli tutulması gerektiği hususunda hüküm bulunan hâllerde, bu işlemler, soruşturmanın süjeleri bakımından da gizli tutulmaktadır. Örneğin, telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması hususunda verilmiş olan kararlar ile gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararlar ve bu soruşturmacının kimliğine ilişkin bilgiler, şüpheliye ve müdafiine karşı gizli tutulmaktadır. Keza, belli bir konutta veya işyerinde arama yapılması hususunda hâkim tarafından verilmiş karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından verilmiş emir henüz icra edilmeden önce, ilgili kişilerin bu karar veya emir içeriğinden haberdar edilmesi, maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasını engeller bir mahiyet taşıdığından, gizliliğin ihlâli olarak değerlendirilmelidir. Soruşturma işlemlerinin gizliliği, esas itibarıyla soruşturmanın süjesi olmayan kişiler bakımından söz konusudur. Soruşturma evresindeki belirli işlem içerikleri, soruşturmanın süjeleri bakımından gizli olmamakla birlikte, diğer kişiler bakımından gizlilik özelliğini muhafaza etmektedir. Örneğin, soruşturma evresinde delillerin tespitine ilişkin işlemlerin içerikleri, savunma hakkının kullanılabilmesi için, şüpheliye ve müdafiine karşı gizli tutulamaz; ancak, bunların masumiyet karinesini ya da özel hayatın veya haberleşmenin gizliliğini ihlâl eder biçimde kamuya açıklanması, gizliliğin ihlâli olarak değerlendirilmektedir. Bilgilenme ve haber verme hakkı çerçevesinde, soruşturma evresindeki belirli işlemlerle ilgili olarak kamuya açıklama yapılmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, soruşturma konusuyla ilgili haber ve yayın yapılmasının hangi hâllerde suç oluşturabileceği hususuna açıklık getirilmektedir. Yapılması öngörülen düzenlemeye göre; kişilerin masumiyet karinesinden yararlanma hakkını ihlâl etmemek, maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasını engellememek ve özel hayatın veya haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmemek kaydıyla, soruşturma evresindeki işlem içeriklerinin haber konusu yapılması, haber verme hakkı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak, belirtilmelidir ki, bilgilenme hakkı ve haber verme hakkı, ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük ve gerçeğe ulaşma ilkelerine uygun olarak icrasından, masumiyet karinesinden yararlanma hakkından, özel hayatın veya haberleşme içeriklerinin gizliliğinden daha üstün değerler değildir. Bu itibarla, ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük ve gerçeğe ulaşma ilkelerine uygun olarak icrasının tehlikeye düşürüldüğü, masumiyet karinesinden yararlanma hakkının ya da özel hayatın veya haberleşmenin gizliliğinin ihlâl edildiği bir durumda, haber verme hakkının kullanıldığından bahisle fiilin hukuka uygun olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu bakımdan, soruşturma sürecinde kişilerin şüpheli veya tanık sıfatıyla alınan ifadelerinin içerikleri hakkında, rızaları olsa bile, iddianame düzenlenip kamu davası açılıncaya kadar kamuya açıklama yapılamayacaktır. Keza, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil olup olmadığına bakılmaksızın, soruşturma dosyasında bulunan, kişilerin özel hayatına ilişkin bilgilerin yer aldığı ya da alenî olmayan konuşmalarının kaydedildiği soruşturma işlemi içerikleri, bu kişiler hakkında kamu davası açılmadığı takdirde açıklanamayacaktır. Buna karşılık, kişi hakkında yakalama kararı veya zorla getirme emri verilmiş olduğunun, bu karar veya emrin icra edilmekte olduğunun veya icra edildiğinin, kişinin şüpheli sıfatıyla gözaltına alınmış olduğunun, kişinin konutunda veya işyerinde arama yapılmakta olduğunun veya yapıldığının haber konusu yapılması, gizliliğin ihlâli olarak değerlendirilemeyecektir. Sadece soruşturmanın süjeleri dışındaki kişilere karşı gizliliğin söz konusu olduğu işlemler bakımından, gizliliğin ihlâli suçunun oluşabilmesi için, bu bilgilerin aleniyete kavuşturulması yani gizliliğin alenen ihlâl edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, müdafilik ilişkisi tesis edilmeden, yardımından yararlanmak için soruşturma dosyasının soruşturmanın süjesi olmayan bir hukukçuya veya sair uzman kişiye incelettirilmesi hâlinde, suç oluşmayacaktır. Çünkü, bu durumda gizliliğin alenen ihlâli söz konusu değildir. Gizliliğin alenen ihlâlinden söz edebilmek için, gizli tutulması gereken soruşturma işlemleri içeriklerinin belirsiz sayıda kişi tarafından öğrenilmesine imkân tanıyacak şekilde açıklanmış olması yeterli bulunmaktadır. Aleniyetin varlığı için bu ihlâlin mutlaka kitle iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesine gerek bulunmamaktadır. Buna karşılık, aynı zamanda soruşturmanın süjelerine karşı gizliliğin söz konusu olduğu işlemler bakımından, gizli bilgilerin bu kişilere ulaştırılmasıyla suç oluşacaktır. Yani bu durumda gizliliğin alenen ihlâl edilmesi gerekmemektedir. Bu suçun işlenmesiyle, masumiyet karinesinden yararlanma hakkı ve özel hayatının veya haberleşme içeriklerinin gizliliği ihlâl edilen kişi, mağdurdur. Ancak, bu kişinin söz konusu soruşturma kapsamında şüpheli olan kişi olması şart değildir. Özellikle, özel hayatın veya haberleşme içeriklerinin gizliliğinin ihlâli bakımından bu kişi, şüpheli dışında soruşturma konusu suçun mağduru veya sair bir kişi de olabilecektir. Ancak, soruşturmanın gizliliğinin ihlâli, aynı zamanda maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasına engel olma tehlikesi oluşturduğu için, bu ihlâl ile bireylerin Devletten suçluların cezalandırılmasını talep etme hakkı da ihlâl edilmektedir. Bu itibarla, söz konusu suçun işlenmesiyle, toplumu oluşturan herkes de mağdur edilmektedir. Maddeye yeni bir ikinci fıkra eklendiği için, kovuşturma evresinde kapalı oturumlarda yapılan açıklamalar ile görüntülerin gizliliğinin ihlâli suçunun tanımlandığı ikinci fıkra, üçüncü fıkra olarak teselsül ettirilmektedir. Bu değişiklikle, maddenin mevcut üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Bu durum karşısında, söz konusu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâli, ceza miktarının belirlenmesinde artırım nedeni olmayacaktır. Maddeye eklenen beşinci fıkra ile soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması hâlinde suç oluşmayacağı açıkça vurgulanmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir (TBMM, Yasama Dönemi: 24, Yasama Yılı: 2, Sıra Sayısı: 278, s. 28 vd.). Görüldüğü gibi 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen TCK’nın 285. maddesinde soruşturmanın gizliliği kavramı, soruşturmanın taraflarına veya diğer kişilere karşı gizliliğin ihlali şeklinde ikiye ayrılmıştır. Birinci fıkrada, soruşturmanın tarafları dışındaki kimselere karşı gizliliğin ihlali, ikinci fıkrada ise soruşturmanın tarafı olan kimselere karşı gizli tutulması gereken karar veya işlemlerin gizliliğini ihlal suçu düzenlenmiştir. Ceza muhakemesinde kovuşturmanın aksine, suç soruşturmalarının gizlilik ilkesiyle yürütülmesi gerekir. Soruşturmalarda gizliliğin korunmasında, maddi gerçeğin bulunmasına yönelik soruşturma faaliyetinin selametinin yanı sıra, masumiyet karinesi ile bu karinenin görünümü olan kişilerin lekelenmeme olarak adlandırılan haklarının korunması da amaçlanmaktadır. Kanun tasarısı gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK'nın 285. maddesinde düzenlenen suç ile iki hukukî değerin koruma altına alınması amaçlanmıştır. Bunlardan birincisi, soruşturma işlemlerinin maddî gerçeğin tespitine imkân verecek şekilde icrasını, maddî gerçeğe ulaşmak suretiyle de kişilerin, Devletten suçluların cezalandırılmasını talep etme hakkının gerçekleştirilmesi veya suçsuz olduklarının tespitini sağlamak; ikincisi ise, masumiyet karinesi ve kişilerin özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğinin koruma altına alınmasıdır. Bu nedenle gizliliğin ihlali suçunun işlenmesiyle masumiyet karinesinden yararlanma hakkı ve özel hayatının veya haberleşme içeriklerinin gizliliği ihlâl edilen kişi veya kişiler ile söz konusu suçun aynı zamanda maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasına engel olma tehlikesi oluşturduğu için, bu ihlâl ile bireylerin Devletten suçluların cezalandırılmasını talep etme hakkı da ihlâl edildiğinden toplumu oluşturan bireylerin suçun mağduru olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Ankara, 2014, s. 8414). TCK'nın 285’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde soruşturmanın gizliliğinin alenen ihlal fiilinin taşıması gereken nitelikler sayılmıştır. Fıkranın (a) bendine göre soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi, (b) bendine göre soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması gerekmektedir. Bentlerde soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden fiilin gerçekleştirmesi gereken neticeler yahut suç oluşturması için gerekli olan şartlar değil, suç teşkil eden fiilin nitelikleri sayılmıştır. Böylece soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden her fiil değil, kişilerin suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkını veya haberleşmesinin gizliliğini veya özel hayatının gizliliğini ihlal eden ya da maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli şekilde soruşturmanın içeriğindeki bilgileri ifşa eden, kamuoyuna duyuran, ulaşılabilir kılan hareketler cezalandırılmaktadır. Suç cezaya layık haksızlıktır, ancak her haksızlık içeren hareket suç tipi olarak düzenlenmeyecek olup kanun koyucunun haksızlık içeren fiiller arasında cezaya layık olanları seçenek suç tipi olarak düzenlemesi gerekir. Bu nedenle madde metninde soruşturma içeriklerini ifşa eden tüm açıklamalar değil, soruşturmanın gizliliğini gerekli kılan çekirdek değerler olarak suçlu sayılmama karinesini, haberleşmenin gizliliğini, özel hayatın gizliliğini, maddi gerçeğin ortaya çıkarılarak adaletin tesisini ihlal eden ve aleni olan açıklamalar suç olarak tanımlamıştır. Bu suçun manevi unsuru genel kasttır. Failin tipik eylemi hangi amaç veya saikle gerçekleştirdiği önemli değildir (Yener Ünver, TCK'da Düzenlenen Adliyeye Karşı Suçlar, 5. Baskı, Mayıs 2019, Seçkin, s. 516). Diğer taraftan TCK’nın "Mala zarar verme" başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında; "Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde mala zarar verme suçunun basit şekli, 152. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ise; "(1) Mala zarar verme suçunun; a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında, ... İşlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde suçun inceleme konusu olan nitelikli hâli düzenlenmiştir. Suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 65. maddesi ile anılan fıkrada yer alan "altı" ibaresi "dört" şeklinde değiştirilmiş ve söz konusu fıkra son şeklini almıştır. Madde gerekçesinde de; "Suçun konusu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz maldır. Suç, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu seçimlik hareketlerden kirletme, örneğin; başkasına ait binanın duvarına yazı yazmak, afiş veya ilan yapıştırmak, resim yapmak suretiyle gerçekleştirilebilir." açıklamalarına yer verilmiştir. Mala zarar verme suçuyla korunan hukuki yarar, mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet kavramına, malın bütünleyici parçaları, eklentileri ve doğal ürünleri de dahildir. Mülkiyetin korunmasında amaç, sadece malın fiziksel olarak zarar görmesi olmayıp malın değerinin de korunmasıdır. Bu nedenle, malın özgülendiği amaca uygun kullanılabilmesini, önemsiz sayılmayacak derecede azaltan bir zararın varlığı yeterli olup malın maddi zarar görmüş olmasına gerek yoktur. Kanuni düzenleme göz önüne alındığında, mala zarar verme suçu genel kastla işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur. Görüldüğü gibi mala zarar verme suçunun gerçekleşebilmesi için failin, başkasına ait taşınır veya taşınmaz bir mala, TCK’nın 151/1. maddesinde sayılan seçimlik hareketlerden herhangi biriyle zarar vermiş olması gerekmektedir. Seçimlik hareketler maddede; "kısmen veya tamamen yıkmak, tahrip etmek, yok etmek, bozmak, kullanılamaz hâle getirmek veya kirletmek" şeklinde belirtilmiştir. Türk Dil Kurumu'nun Büyük Türkçe Sözlüğü'nde yıkmak fiili, "kurulu bir şeyi parçalayarak dağıtmak, bozmak, tahrip etmek"; bozmak fiili ise "bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek" şeklinde tanımlanmıştır. Yıkmak fiili yalnızca taşınmazlar için söz konusu olabilir. Kanun'da yıkmanın, kısmen veya tamamen olması arasında fark öngörülmediğinden, binanın bir duvarının yıkılması örneğinde olduğu gibi suçun oluşumu için taşınmazın belli bir kısmına zarar verilmesi yeterlidir. Bozmak ise malın kullanım amacına uygun tasarrufunu kısmen veya tamamen ortadan kaldıran ya da güçleştiren bir müdahale olup süreklilik taşıması gerekli değildir. Geçici olarak malın kullanılamaması da mala zarar verme suçunu oluşturur. Aracın motor aksamının sökülerek, çalışamaz duruma getirilmesi hâli bu fiile örnek olarak gösterilebilir. Yıkmak ve bozmak fiileri, aynı zamanda tahrip etmek fiilini de kapsar. Kullanılamaz hâle getirme eyleminde, malın fiziki varlığı ortadan kaldırılmaksızın, amacına uygun olarak maldan yararlanma imkânının bulunmaması ve bu şekilde değerinin azalması hâli söz konusudur. Yok etmek ise malın fiziki varlığının tamamen ortadan kaldırılarak, tüketilmesi anlamına gelmektedir. Televizyonun yakılması bu fiile örnek gösterilebilir. Kirletmek fiili de, taşınır veya taşınmaz malın, önceki hâle getirilmesi için önemsiz olmayan bir çabayı gerektiren, malın değerinde veya görünümünde azalma veya değişikliklere yol açan, madde kapsamında yer alan diğer eylemler dışındaki durumları kapsar. Mağdurun evinin duvarına yazı yazmak, aracını çizmek gibi örneklerin verilebileceği kirletmek fiili, kirli duruma getirmek, pisletmek olarak tanımlanabilir. Bu seçimlik hareketle işlenen mala zarar verme suçunda, zarar doğuran neticenin sonradan temizlenmek suretiyle ortadan kaldırılması önem taşımaz. Ancak kirletmenin belli bir ağırlığa ulaşmış olması gerektiği de gözden uzak tutulmamalıdır. Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler, Kanun'da tahdidi şekilde belirtilmiş olmakla birlikte, zarara neden olan neticeyi meydana getirmeye elverişli fiil, aynı zamanda Kanun'da belirtilen seçimlik hareketlerden en azından birini zorunlu olarak kapsayacağından, suçun oluşumu için zarar verici sonucun gerçekleşmesini yeterli saymak gerekir. Öte yandan, Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi şöyledir; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." . Madde gerekçesi ise şu şekildedir; "Bir kamu göreviyle görevlendirilen kişi, bu kamu faaliyetinin yürütülmesi sırasında, görevinin gerekli kıldığı yükümlülüklere uygun hareket etmek zorundadırlar. Öyle ki; kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir. Bu yükümlülükle bağdaşmayan davranışlar, belli koşullar altında suç olarak tanımlanmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu, bu bakımdan genel, tali ve tamamlayıcı bir suç olarak tanımlanmıştır. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen fiilin, kamu görevlisinin görevi alanına giren bir hususla ilgili olması gerekir. Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunun oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetini sonuçlamış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir. Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir. Örneğin kişi, tabi tutulduğu sınavda başarılı olmasına rağmen, başarısız gösterilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel, sahibine duyulan husumet dolayısıyla, plan tekniğine aykırı olarak, yeşil alan olarak gösterilmiş olabilir. Kişinin, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşıdığı hâlde, yararlanması engellenmiş olabilir. Kişinin, belli bir sınai veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşıdığı hâlde, bu faaliyeti engellenmiş olabilir. Haklı olan işin görülmesinden sonra kişilerden yarar sağlanması da, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur. Çünkü, bu yarar, kamu görevlisi sıfatını taşıması ve işi görmüş olması dolayısıyla kişiye sağlanmaktadır. Bu gibi durumlarda, kişiler hakkının teslim edilmesi konusunda en azından bir kaygıyla hareket etmektedirler. Kamu görevlisine yarar sağlanması görünüşte rızaya dayalı olsa bile; kamusal görevlerin eşitlik ve liyakat esasına göre yürütüldüğü hususunda taşınan kaygı dolayısıyla, burada da bir mağduriyetin varlığını kabul etmek gerekir. Görevin gereklerine aykırı davranış dolayısıyla, kamu açısından bir zarar meydana gelmiş olabilir. Örneğin orman alanında veya kamu arazisinin işgaliyle yapılan işyeri veya konutlara elektrik, su, gaz, telefon ve yol gibi alt yapı hizmetleri götürülmekle, görevin gereklerine aykırı davranılmış olabilir. Görevin gereklerine aykırı davranmak suretiyle kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olabilir. Örneğin kişi, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşımadığı hâlde, yararlandırılmış olabilir. Kişiye, belli bir sınai veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşımadığı hâlde, bu faaliyetin icrasına yönelik olarak izin verilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel üzerinde, plan tekniğine veya imar planına aykırı olarak yapılaşmaya imkan sağlanmış olabilir. Böylece, İtalyan hukukunun etkisiyle gerek doktrinimizde gerek Yargıtay’ın kimi kararlarında kabul gören sübjektif sınırlama ölçütü terk edilmiştir. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, görevin gereklerine aykırı davranışın mutlaka icrai davranış olması gerekmemektedir. Görevin gereklerine aykırı davranışın, ihmalî bir hareket olması hâlinde de, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir. Görevi kötüye kullanma suçunun icrai veya ihmali davranışla işlenmesinin sadece ceza miktarı üzerinde bir etkisi olabilecektir. Bu düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer verilen keyfi muamele, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçları ayırımından vazgeçilmiştir. Görevin gereklerine aykırı davranış sonucunda, bir insan ölmüş veya yaralanmış olabilir. Bu durumda; kamu görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icraî davranışta bulunmak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğunda kuşku yoktur. Ancak, bu durumda aynı zamanda ihmalî davranışla öldürme veya yaralama suçu oluşmaktadır. Görevi kötüye kullanma suçu, genel, tali ve tamamlayıcı bir suç tipidir. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın başka bir suçu oluşturmadığı hâllerde, kamu görevlisini bu suça istinaden cezalandırmak gerekir. Buna karşılık, görevle bağlantılı yükümlülüğün ihmali sonucunda şayet bir kişi ölmüş veya yaralanmış ise, kişi artık görevi kötüye kullanma suçundan dolayı cezalandırılamaz. Bu durumda, ihmalî davranışla işlenmiş öldürme veya yaralama suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre; kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması, bazı hâllerde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır. Ancak, bunun için, fiilin icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturmaması gerekir. Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için, kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması, rüşvet suçunu oluşturacaktır. Buna karşılık, kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranmak amacıyla kişilerden menfaat temin etmesi durumunda ise, rüşvet suçu değil, kural olarak icbar suretiyle irtikap suçu oluşur. Ancak, somut olayda, kişinin menfaat sağlama yönünde icbar edildiği yönünde somut dayanak noktalarının bulunmaması durumunda, fiil görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilerek cezaya hükmedilecektir.". 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" suçu; 765 sayılı TCK'nın 240. maddesinde yer alan "görevde yetkiyi kötüye kullanma", 230. maddesindeki "görevi ihmal", 228. maddesinde düzenlenen "görevde keyfi davranış" ve 212/1. maddesinde düzenlenmiş olan "basit rüşvet alma" suçlarının karşılığını oluşturmaktadır. Madde gerekçesi, suçun fiil unsuru ile ilgili yeni bir açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Gerekçe'de; "görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, görevin gereklerine aykırı davranışın mutlaka icrai davranış olması gerekmemektedir. Görevin gereklerine aykırı davranışın, ihmalî bir hareket olması hâlinde de, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir. Görevi kötüye kullanma suçunun icrai veya ihmali davranışla işlenmesinin sadece ceza miktarı üzerinde bir etkisi olabilecektir... kamu görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icraî davranışta bulunmak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğunda kuşku yoktur." denilerek, normun birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçlar arasındaki tek farkın, fiilin icrai ya da ihmali davranışla işlenmesi olduğuna işaret edilmiştir. Şu hâle göre, suç kastı bakımından her iki fıkra arasında bir fark yoktur. Kanunda açıkça belirtilmedikçe suç, kasten işlenir ve kast; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1, 22/1). Görevi kötüye kullanma suçunun iki şekli de kasten işlenen suçlardandır. Böyle olduğu içindir ki; ikinci fıkrada düzenlenen ihmali davranışla görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun manevi unsuru da kasttır ve "kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesini" gerekli kılar. Bu fıkradaki suçun, "dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeme" şeklindeki genel/basit taksirle işlenen bir suç olmadığı her türlü tartışmadan varestedir. Doktrine göre de görevin gerektirdiği dikkat ve özenin gösterilmemiş olması suçun oluşması için yeterli değildir. Görev yerine getirilirken dikkatsiz ve özensiz davranılmış olması, taksir şeklinde manevi unsuru ifade ettiğinden bu suçu oluşturmaz. Suçun taksirle işlenebilmesi mümkün değildir (Bayraktar Köksal ve diğerleri Özel Ceza Hukuku Onikilevha Cilt IX s. 258). Tipik eylemde geçen ihmal; görevin gereklerini "yapmama, savsama", gecikme ise "bir işin yapılması gereken zaman geçtikten sonra yerine getirilmesi"dir (Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü). Buna göre her iki seçimlik hareketin de kasten işlenmesi gerekir. Madde gerekçesinde açıkça vurgulandığı üzere, kanun vazıının amacının, kamu görevinin gereklerine aykırı icrai ya da ihmali her fiili cezai yaptırım altına almak olmadığına nazaran, suçun ihmali davranışla işlendiği hallerde suç kastının, neredeyse taksiri de kapsar biçimde geniş değerlendirilemeyeceğinde kuşku duyulmamalıdır. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, tek başına norma aykırı davranış yetmemekte, fiil sebebiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması, suç tarihinden sonra 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası ise haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen neticeleri doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir. Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "Ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir. Bu aşamada "Mağdur", "Suçtan zarar gören" ve "Malen sorumlu" kavramları ile "Kamu davasına katılma" kurumu üzerinde de durulması gerekmektedir. CMK'nın 237/1. maddesinde; "Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler." hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde belirtilmiştir. Bu düzenleme, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 365. maddesindeki; "Suçtan zarar gören herkes, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilir." hükmü ile benzerlik göstermekte ise de yeni hükme, önceki kanunda yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmek suretiyle, madde; öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada yer almasına öğreti ve uygulamada davaya katılma veya müdahale denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi katılan ya da müdahil sıfatını almaktadır. Gerek CMK'da gerekse CMUK'da kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin suçtan zarar görmesi şartı aranmış, ancak kanunda suçtan zarar gören ve mağdur kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, mağdur, suçtan zarar gören ve malen sorumlu olan kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir. Malen sorumlu; yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir. Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde, haksızlığa uğramış kişi olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de, bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belli bir kişi olmayıp toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 214-217; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 106-107; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, Ankara, 2010, s. 7702-7703). Suçun mağduru belli bir kişi ise o kişinin şikâyet ve davaya katılma hakkı vardır. Tüm toplumun suçun mağduru olduğu durumlarda toplumun bir bireyi olan kişinin, yani geniş anlamda mağdurun şikâyet ve davaya katılma hakkı yoktur. Bu hâllerde toplum adına Cumhuriyet savcısı görev ifa etmektedir. Kamu davasına katılma için aranan suçtan zarar görme kavramı kanunda açıkça tanımlanmamış, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 08.11.2016 tarihli ve 830-412, 03.05.2011 tarihli ve 155–80, 04.07.2006 tarihli ve 127–180, 22.10.2002 tarihli ve 234–366 ile 11.04.2000 tarihli ve 65–69 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez." şeklinde açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca, Ceza Genel Kurulunca 25.03.2003 tarih ve 41-54 sayı ile; "Tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılma, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurmanın olanaksız olduğu..." karara bağlanarak kamu davasına katılmanın ve dolayısıyla kanun yollarına başvurmanın mümkün olmadığı bazı durumlara örnek verilmiştir. Ön soruna ilişkin olarak bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK'nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet Ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca Maliye Hazinesi ve Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel kanun hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 tarihli ve 155-80, 22.10.2002 tarihli ve 234-366 ve 21.02.2012 tarihli ve 279–55 ile 15.04.2014 tarihli ve 599-190 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Gelinen noktada Merkezi Yönetim Bütçe Kanunları ile Adalet Bakanlığına tahsis edilen ödenekler ve bu ödeneklerle alınan taşınırların kullanımına ilişkin yasal düzenlemelere değinilmesi gerekmektedir. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesi; "Münhasıran bu Kanunun uygulanmasında; ... b) Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri: Bu Kanuna ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerini, ... f) Bütçe: Belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belgeyi, g) Kamu kaynakları: Borçlanma suretiyle elde edilen imkânlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerleri, ... k) Harcama birimi: Kamu idaresi bütçesinde ödenek tahsis edilen ve harcama yetkisi bulunan birimi, ... ifade eder.", "Üst yöneticiler" başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrası; "Bakanlıklarda ve diğer kamu idarelerinde en üst yönetici, il özel idarelerinde vali ve belediyelerde belediye başkanı üst yöneticidir. Bakanlıklarda en üst yönetici Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.", "Bütçe türleri ve kapsamı" başlıklı 12. maddesi; "Genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezî yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumları bütçeleri ve mahallî idareler bütçeleri olarak hazırlanır ve uygulanır. Kamu idarelerince bunlar dışında herhangi bir ad altında bütçe oluşturulamaz. Merkezî yönetim bütçesi, bu Kanuna ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin bütçelerinden oluşur. Genel bütçe, Devlet tüzel kişiliğine dahil olan ve bu Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçesidir. ...", "Merkezî yönetim bütçe kanununun kapsamı ve düzeni" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrası; "Merkezî yönetim bütçe kanunu, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir ve gider tahminlerini gösteren, bunların uygulanmasına ve yürütülmesine yetki ve izin veren kanundur." "Ödeneklerin kullanılması" başlıklı 20. maddesinin (d) fıkrası; "Bütçeyle verilen ödenekler, tahsis edildikleri amaçlar doğrultusunda yılı içinde yaptırılan iş, satın alınan mal ve hizmetler ile diğer giderlerin karşılanmasında kullanılır...", "Merkez dışı birimlere ödenek gönderme" başlıklı 22. maddesinin birinci fıkrası; "Kamu idarelerinin merkez teşkilatı harcama yetkilileri, merkez dışı birimlere, ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Ödenek Gönderme Belgesi düzenlemek suretiyle ödenek gönderirler.", "Harcama yetkisi ve yetkilisi" başlıklı 31. maddesi; "Bütçeyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir. Ancak, teşkilât yapısı ve personel durumu gibi nedenlerle harcama yetkililerinin belirlenmesinde güçlük bulunan idareler ile bütçelerinde harcama birimleri sınıflandırılmayan idarelerde harcama yetkisi, üst yönetici veya üst yöneticinin belirleyeceği kişiler tarafından; mahallî idarelerde İçişleri veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, diğer idarelerde ise Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine yürütülebilir. ... Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde; idareler, merkez ve merkez dışı birimler ve görev unvanları itibarıyla harcama yetkililerinin belirlenmesine, harcama yetkisinin bir üst yönetim kademesinde birleştirilmesine ve devredilmesine ilişkin usûl ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir. Harcama yetkisinin devredilmesi, yetkiyi devredenin idarî sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Harcama yetkilileri bütçede öngörülen ödenekleri kadar, ödenek gönderme belgesiyle kendisine ödenek verilen harcama yetkilileri ise tahsis edilen ödenek tutarında harcama yapabilir.", "Harcama talimatı ve sorumluluk" başlıklı 32. maddesi; "Bütçelerden harcama yapılabilmesi, harcama yetkilisinin harcama talimatı vermesiyle mümkündür... Harcama yetkilileri, harcama talimatlarının bütçe ilke ve esaslarına, kanun ve diğer mevzuata uygun olmasından, ödeneklerin etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasından ve bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken diğer işlemlerden sorumludur.", "Mal yönetiminde etkililik ve sorumluluk" başlıklı 48. maddesi; "Kamu idareleri, taşınırların yönetimi, kaydı, muhafazası ve kullanımından sorumludurlar... Kullanılmak üzere taşınır teslim edilen görevliler, taşınırın korunmasından ve taşınıra verilen zararlardan sorumludur. Kamu idareleri, verilen zararların sorumlularına ödettirilmesini sağlamakla yükümlüdür. ...", 09.08.2018 tarihli ve 30504 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 08.08.2018 tarihli ve 2018/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi; "Bakanların kendilerine doğrudan bağlı hizmet birimleri bakımından, bakan yardımcılarının ise kendilerine bağlı hizmet birimleri bakımından bakanlık en üst yöneticisi sayılması, 10.12.2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 11 inci maddesi gereğince uygun görülmüştür.", Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığının 11.11.2011 tarihli ve 149 sayılı Genelgesi; "5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 31 ve 33 üncü maddeleri ile mali iş ve işlemlerin yürütülmesinde sorumluluk üstlenmek üzere 'harcama yetkililiği' ile 'gerçeklestirme görevliliği' düzenlenmiştir. 5018 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayalı olarak çıkartılan diğer mevzuatta yer alan temel ilkeler ile diğer idarelere göre adli teşkilatın arz ettigi farklılıklar dikkate almarak, uygulamada çıkabilecek tereddütlerin önlenmesi için bu görevlerin kimler tarafindan yerine getirileceğinin belirlenmesi zorunlulugu doğmuştur. Bu itibarla; Harcama yetkililiği görevinin; ... 2- Adli yargı ilk derece mahkemelerinde; Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcısı atanmayan yerlerde kıdemli Cumhuriyet savcılarınca, ... Yerine getirilmesi, ...", 18.01.2007 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Taşınır Mal Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesi; "Bu Yönetmeliğin amacı, kaynağına ve edinme yöntemine bakılmaksızın kamu idarelerine ait taşınır malların kaydı, muhafazası ve kullanımı ile yönetim hesabının verilmesi, merkez ve taşrada taşınır yönetim sorumlularıyla bunlar adına görev yapacak olanların belirlenmesi ve kamu idareleri arasında taşınırların bedelsiz devri ile tahsisine ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.", "Kapsam" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrası; "Bu Yönetmelik genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerini ve bunlara ait taşınır malları kapsar.", "Tanımlar" başlıklı 4. maddesi; "Bu yönetmeliğin uygulanmasında; ... f) Harcama yetkilisi: Harcama biriminin en üst yöneticisini, ... ifade eder.", "Sorumluluk" başlıklı 5. maddesi; "(1) Harcama yetkilileri taşınırların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak edinilmesinden, kullanılmasından, kontrolünden, kayıtlarının bu Yönetmelikte belirtilen esas ve usullere göre saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasını sağlamaktan sorumludur... (2) Harcama yetkilileri, taşınırlara ilişkin işlem ve kayıtların usule uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol etmeye veya ettirmeye; kasıt, kusur veya ihmal sonucu kırılan, bozulan veya kaybolan taşınırların ilgililerden tazmini için gerekli işlemleri yapmaya veya yaptırmaya yetkilidir. ...", Şeklinde düzenlenmiştir. 5018 sayılı Kanun'a göre genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezî yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumları bütçeleri ve mahallî idareler bütçeleri olarak hazırlanır ve uygulanır. Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri 5018 sayılı Kanun’a ekli cetvellerde belirtilmiş olup Adalet Bakanlığı da (I) sayılı cetvelde belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda Merkezi Yönetim Bütçe Kanunları ile (I) sayılı cetvelde yer alan Adalet Bakanlığına da ödenek tahsis edilmektedir. Kamu hizmetleri Merkezi Yönetim Bütçe Kanunları ile kamu idarelerine tahsis edilen ödeneklerle yerine getirilmekte olup kamu idarelerine verilen ödenekler, tahsis edildikleri amaçlar doğrultusunda yılı içinde yaptırılan iş, satın alınan mal ve hizmetler ile diğer giderlerin karşılanmasında kullanılır. Ayrıca kamu idarelerinin merkez teşkilatı harcama yetkililerince, merkez dışı birimlere, ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Ödenek Gönderme Belgesi düzenlemek suretiyle ödenek gönderilir. Kamu idaresi bütçesinde ödenek tahsis edilen ve harcama yetkisi bulunan, diğer bir ifade ile 5018 sayılı Kanun'a göre harcama birimi olarak ifade edilen Adalet Bakanlığının en üst yöneticisi harcama yetkilisidir. 09.08.2018 tarihli ve 30504 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 08.08.2018 tarihli ve 2018/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile de Bakanların kendilerine doğrudan bağlı hizmet birimleri bakımından, bakan yardımcılarının ise kendilerine bağlı hizmet birimleri bakımından bakanlık en üst yöneticisi, dolayısıyla harcama yetkilisi sayılması uygun görülmüştür. 5018 sayılı Kanun'un 31. maddesinde harcama yetkisinin devredilebileceğine ilişkin düzenlemeler doğrultusunda Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığınca düzenlenen 11.11.2011 tarihli ve 149 sayılı Genelge'de harcama yetkililiği görevinin adli yargı ilk derece mahkemelerinde; Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcısı atanmayan yerlerde ise kıdemli Cumhuriyet savcılarınca yerine getirileceği belirlenmiştir. Ancak anılan madde uyarınca harcama yetkisinin devredilmesinin yetkiyi devredenin idarî sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bütçelerden harcama yapılabilmesi, harcama yetkilisinin harcama talimatı vermesiyle mümkündür. Harcama yetkilileri, harcama talimatlarının bütçe ilke ve esaslarına, kanun ve diğer mevzuata uygun olmasından, ödeneklerin etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasından ve bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken diğer işlemlerden sorumludur. Kamu idareleri, taşınırların yönetimi, kaydı, muhafazası ve kullanımından sorumludurlar. Kullanılmak üzere taşınır teslim edilen görevliler, taşınırın korunmasından ve taşınıra verilen zararlardan sorumludur. Kamu idareleri, verilen zararların sorumlularına ödettirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Diğer taraftan, kaynağına ve edinme yöntemine bakılmaksızın kamu idarelerine ait taşınır malların kaydı, muhafazası ve kullanımına ilişkin esas ve usulleri belirleyen Taşınır Mal Yönetmeliği'ne göre harcama biriminin en üst yöneticisi olan harcama yetkilileri genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerine ait taşınırların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak edinilmesinden, kullanılmasından, kontrolünden, kayıtlarının bu Yönetmelik'te belirtilen esas ve usullere göre saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasını sağlamaktan sorumludur. Ayrıca taşınırlara ilişkin işlem ve kayıtların usule uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol etmeye veya ettirmeye; kasıt, kusur veya ihmal sonucu kırılan, bozulan veya kaybolan taşınırların ilgililerden tazmini için gerekli işlemleri yapmaya veya yaptırmaya yetkilidir. B. Somut Olayın Değerlendirilmesi 1. Adalet Bakanlığının gizliliğin ihlali ve kamu malına mala zarar verme suçlarından açılan kamu davalarına katılma ve vekilinin hükümleri temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı: Gizliliğin ihlâli suçu ile soruşturma işlemlerinin maddî gerçeğin tespitine imkân verecek şekilde icrasının sağlamasının, maddî gerçeğe ulaşmak suretiyle de kişilerin, Devletten suçluların cezalandırılmasını talep etme hakkının gerçekleştirilmesinin veya suçsuz olduklarının tespitinin sağlanmasının yanında masumiyet karinesi ve kişilerin özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğinin korunma altına alınmasının amaçlanması, Adalet Bakanlığının sanıklara isnat edilen gizliliğin ihlali suçuna ilişkin olarak kamu davasına katılmasını düzenleyen bir kanun hükmünün bulunmaması ve dolaylı ve muhtemel zararların da kamu davasına katılma hakkı vermemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; Adalet Bakanlığının yargılamaya konu gizliliğin ihlali suçu yönünden kamu davasına katılma ve vekilinin hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin olmadığı, Öte yandan, kamu hizmetlerinin Merkezi Yönetim Bütçe Kanunları ile kamu idarelerine tahsis edilen veya kamu idarelerinin merkez teşkilatı harcama yetkililerince, merkez dışı birimlere, ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Ödenek Gönderme Belgesi düzenlemek suretiyle gönderilen ödenekler ile sağlanması, Adalet Bakanlığının da 5018 sayılı Kanun'a ekli (I) sayılı cetvelde belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri arasında yer alması, kamu idarelerinin idareye ait taşınır malların yönetimi, kaydı, muhafazası ve kullanımından sorumlu oldukları gibi taşınır eşyaya verilen zararların sorumlulara ödettirilmesini sağlamakla yükümlü olmaları, Adalet Bakanı ve Bakan Yardımcılarının harcama yetkilisi olarak ödeneklerin etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak kullanılmasından sorumlu, anılan idareye ait taşınır mallara verilen zararların tanzimi için de gerekli işlemleri yapmaya yetkili olmaları ve 5018 sayılı Kanun'un 31. maddesinde harcama yetkisinin devredilebileceğine ilişkin düzenlemeler doğrultusunda Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığınca düzenlenen 11.11.2011 tarihli ve 149 sayılı Genelge'de harcama yetkililiği görevinin adli yargı ilk derece mahkemelerinde Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcısı atanmayan yerlerde ise kıdemli Cumhuriyet savcılarınca yerine getirileceği belirlenmiş ise de anılan madde uyarınca harcama yetkisinin devredilmesinin yetkiyi devredenin idarî sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının hüküm altına alınması hususları birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar kamu malına zarar verme suçu bakımından anılan Bakanlığın kamu davasına katılmasını düzenleyen bir kanun hükmü bulunmasa da... Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2011/12445 sayılı soruşturma dosyasının anılan Başsavcılıkta bulunan fotokopi makinaları kullanılarak fotokopisinin çekilmesi ve bu fotokopilerin ilgili kurumlara gönderilmesi sonucunda; 440,90 TL A4 kağıdı, 1.986,34 TL fotokopi toneri ve 243,20 TL klasör bedeli; çoğaltılan bu fotokopilerin ilgili kurumlara gönderilmesine ilişkin ise 323 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.993,44 TL kamu zararına neden oldukları iddia edilen ve eylemleri kamu malına zarar verme olarak nitelendirilen sanıklar hakkında açılan kamu davasına ilişkin olarak Adalet Bakanlığının suçtan doğrudan zarar gördüğü ve bu bağlamda söz konusu davaya katılma ve vekilinin hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunduğu, Kabul edilmelidir. Bu itibarla, Adalet Bakanlığı vekilinin gizliliğin ihlali suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz isteminin CMK'nın 289/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmelidir. Kamu malına zarar verme suçu bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Adalet Bakanlığının kamu malına zarar verme suçundan açılan kamu davasına katılma ve vekilinin hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunmadığı" görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Ulaşılan sonuç karşısında katılan ... vekilinin temyiz istemine yönelik inceleme kamu malına zarar verme suçundan verilen beraat hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. 2. Sanıklar hakkında gizliliğin ihlali ve kamu malına zarar verme suçlarından verilen beraat hükümlerinin isabetli olup olmadığı: Sanıkların, 15.01.2014 tarihinde dönemin Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı ... hakkında düzenlenen fezleke şeklindeki suç ihbarı yazısına... Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/12445 soruşturma sayılı dosyasının 32 klasörlük fotokopisini ekleyerek, dönemin Adalet Bakanı'na ilişkin evrakı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, dönemin Adalet Bakanlığı ...'na ilişkin evrakı ise Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığına göndererek CMK'nın 157. maddesine göre gizli olarak yürütülmesi gereken ve üzerinde... 2. Sulh Ceza Mahkemesinin gizlilik kararı bulunan söz konusu soruşturma dosyasının içeriğinden ilgisiz kişi ve kurumların haberdar olmalarına neden oldukları gibi soruşturma dosyası arasındaki bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere 2.993,44 TL harcama yapılması suretiyle... Adliyesini zarara uğrattıkları iddia edilen olayda; Suça konu 2011/12445 soruşturma sayılı dosyanın onaylı fotokopilerinin düzenlenen fezleke şeklindeki suç ihbar yazılarına eklenerek dönemin Adalet Bakanı hakkında yapılacak soruşturma işlemlerinde görevli olan Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ile dönemin Adalet Bakanlığı ... hakkında yapılacak soruşturma işlemlerinde görevli olan Hakimler ve Savcılar Kuruluna gönderilmesinin, suçlu sayılmama karinesini, haberleşmenin gizliliğini, özel hayatın gizliliğini, maddi gerçeğin ortaya çıkarılarak adaletin tesisini ihlal eden ve aleni olarak yapılan bir eylem olarak değerlendirilemeyeceği, bu anlamda sanıklara isnat edilen gizliliğin ihlali suçunun; yine bahse konu soruşturma dosyasının 43.656 sayfa fotokopisinin çekilmesi neticesinde bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde A4 kağıdı, fotokopi toneri ve klasör kullanılmasının, çoğaltılan bu fotokopilerin ilgili kurumlara gönderilmesi sonucunda da posta masrafı yapılmasının TCK'nın 151/1. maddesinde seçimlik hareket olarak düzenlenen taşınır eşyanın tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesi olarak kabul edilemeyeceği, bu anlamda da sanıklara isnat edilen kamu malına zarar verme suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak mahiyeti ve yargı yapılanması Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne üye oldukları sabit olan sanıkların örgütsel motivasyonla hareket ederek, fezleke şeklindeki suç ihbarı yazılarına dönemin Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı ... hakkında düzenledikleri iddia temelli tutanaklarla birlikte bu kişilerle ilgili olmayan anılan soruşturma dosyasının fotokopilerini çoğaltıp ekledikten sonra ilgili kurumlara göndermeleri şeklindeki eylemlerinin somut olay özellikleri dikkate alındığında görevlerinin gereklerine aykırı davranış olarak değerlendirilmesi gerektiği ve dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere kamu zararına neden olan sanıkların bu eylemlerinin kül hâlinde TCK'nın 257/1. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında kurulan beraat hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Sanıkların eylemlerinin, müsnet kamu malına zarar verme ve gizliliğin ihlali suçlarını oluşturmadığı hususunda Özel Daire, Başsavcılık ve Genel Kurul arasında tartışma bulunmayan olayda; katılan ... vekilinin temyiz istemine yönelik incelemenin kamu malına zarar verme suçundan verilen beraat hükmü ile sınırlı olarak yapılmış olmasına ve son soruşturmanın açılmasına dair kararın kapsamına göre, dava ve inceleme konusu dışında kalan fiil ve olgulara da dayanılarak hukuki değerlendirme yapılamayacağı hususu gözetildiğinde Özel Dairenin kararındaki gerekçelerin ve ulaştığı sonucun yerinde olduğu" açıklamasıyla, Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu üyesi de; sanıklar hakkında verilen beraat hükümlerinin isabetli olduğu görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Adalet Bakanlığı vekilinin gizliliğin ihlali suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz isteminin CMK'nın 289/1. maddesi uyarınca REDDİNE, oy birliğiyle, 2- Adalet Bakanlığı vekilinin kamu malına zarar verme suçundan verilen beraat kararına yönelik davaya katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunduğuna, oy çokluğuyla, 3- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.12.2018 tarihli ve 5-8 sayılı, sanıklar hakkında verilen beraat hükümlerinin, sanıkların eylemlerinin kül hâlinde TCK'nın 257/1. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, oy çokluğuyla, 4- Dosyanın, Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.11.2024 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla