Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2024/303 E. , 2025/355 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2022/106933 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1266-246 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-d, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca müebbet
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2024/303 E. , 2025/355 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2022/106933 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1266-246 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-d, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Silifke Ağır Ceza Mahkemesince 18.03.2021 tarih ve 6-179 sayı ile kurulan ve resen istinafa tabi hükme yönelik katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından da istinaf yoluna başvurulması üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 16.02.2022 tarih ve 1266-246 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak, sanığın TCK’nın 82/1-d, 29/1, 62/1, 53, 54... . maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba, bu hükmün de Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılan ... vekili, katılan kurum vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.11.2023 tarih ve 8455-7186 sayı ile temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükmün onanmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "Sanık ... kendisiyle yaklaşık 20 yıldır evli olan ve iki çocuğunun bulunduğu maktul ...'nin üzerine olaydan 8 yıl önce kuma getirmiş ondan da bir çocuğu olmuştur. Evlilik birliği içinde bu nedenle yaşanan bazı huzursuzlukların üzerine suç tarihinden bir süre önce evi terk edip açmış olduğu iş yerinde ... ile birlikte yaşamaya başlamıştır. Bu duruma uzun süre katlanan maktulün sanık eşinin bu davranışlarına hoşgörü göstermesi söz konusu olmadığı gibi olaydan bir süre önce uzaklaştırma kararı alması ve boşanma davası açması hayatın onun için katlanılmaz hale geldiğini göstermektedir. Öte yandan sanığın evlilik birliği içinde olduğu halde eşinin üzerine kuma getirmesi ve ondan çocuk sahibi olması her ne kadar Anadolu'da sıkça rastlanan bir durum olsa da hukuki anlamda Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesinde düzenlenen zinaya dayalı boşanma nedenidir ve diğer eş bakımından haksız bir fiil kabul edilmelidir. Maktulün bundan sonra gerçekleşen davranışı ise ölümünden yaklaşık 1,5 ay öncesinden itibaren tanık ... ile cinsel ilişki boyutuna ulaşmayan duygusal bir arkadaşlık yaşamaya başlamasıdır. Hâlen devam etmekte olan evlilik birliği içinde değerlendirdiğimizde bu davranış Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesindeki boşanma nedenlerinden güven sarsıcı davranış olarak kabul edilmelidir. Bu iki haksız davranışı etki-tepki biçimleri, dengeleri, vahamet düzeylerine göre birlikte değerlendirdiğimizde sanığın uzunca bir süreye yayılan ve zina boyutuna ulaşan haksız fiilinin maktulün duygusal sadakatsizliği aşmayan haksız davranışına göre daha ağır mahiyette olduğu bu bakımdan sanığın haksız tahrik altında kalarak atılı suçu işlediği biçimindeki savunmasına itibar edilemeyeceği ve TCK'nın 29. maddesinin koşullarının somut olayda sanık lehine oluşmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.12.2023 tarih ve 106933 sayı ile; "...Somut olayda sanık ve maktulün karşılıklı haksız davranışlarının söz konusu olduğu, ancak ilk haksız hareketi başlatanın sanık olduğu, sanığın uzun bir süreye yayılan, evlilik birliğinin çekilmez bir hale gelmesine neden olan tehdit ve Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde boşanma sebebi olarak sayılan haksız hareketlerinin yoğunluğu, ağırlığı ve sürekliliği nazara alındığında ve maktulün, evlilik birliği devam ederken üçüncü bir şahıs ile cinsel ilişki boyutuna ulaşmayan, duygusal ilişkiye girmekten ibaret, duygusal sadakatsizlik boyutunu aşmayan, güven sarsıcı mahiyetteki davranışı ile karşılaştırıldığında, daha ağır olduğu, maktulden kaynaklanan haksız davranışın ise sanığın haksız davranışlarına oranla daha hafif boyutta kaldığı, aşırılık ve açık bir oransızlık bulunmadığı bu nedenle haksız tahrikte dengenin sanık lehine bozulmadığı, aksine bir delil bulunmamakla birlikte maktulün cinsel boyutta bir ilişkisi olsa bile, sanıktan kaynaklanan uzunca bir süre devam eden zina boyutuna ulaşan haksız fiil ile diğer haksız fiil oluşturan davranışlarının yarattığı haksız tahrikin yoğunluğu ve sürekliliği karşısında haksız tahrikte dengenin sanık lehine bozulmasının söz konusu olmayacağı gibi maktulden kaynaklanan, haksız tahrikte dengeyi sanık lehine bozacak başkaca bir davranışın da bulunmadığı, dolayısıyla dosya kapsamı ile uyuşmayan haksız tahrike ilişkin savunmanın kabulünün mümkün olmadığı ve olayda sanık lehine TCK'nın 29. maddesinde yazılı haksız tahrik hükmünün uygulanması koşullarının bulunmadığı" düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.04.2024 tarih, 135-2684 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. UYUŞMAZLIK KONUSUNA DAİR BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Maktul ile sanığın yaklaşık yirmi yıldır evli oldukları ve bu evlilikten iki çocukları olduğu, suç tarihinden sekiz yıl kadar önce sanığın, maktulün abisinden boşanan ... ile imam nikâhı kıyması üzerine adı geçenle aynı evde birlikte yaşamaya başladığı, sanığın imam nikâhlı eşinden suç tarihinde altı yaşında olan bir çocuğunun daha olduğu, maktul ile sanık arasında bu durum nedeniyle huzursuzlukların baş gösterdiği, maktulün aynı evde yaşayan ...'nun oğluna da bakmak zorunda kaldığı, maktul ile ... arasında gerek ev işleri gerekse çocuğuna bakması nedeniyle zaman zaman tartışmalar yaşandığı, suç tarihinden bir yıl kadar önce annesi trafik kazası geçiren maktulün annesine de aynı evde bakmak zorunda kalan sanığın; "Yeter artık, annene hep sen mi bakacaksın, biraz da kardeşlerin baksın!" diyerek maktule kızdığı, son zamanlarda da imam nikâhlı eşiyle işlettikleri lokantada birlikte kalmaya başlayıp eve gelmediği, maktulün evin ihtiyaçlarını büyük oğlu vasıtasıyla görmeye başladığı, suç tarihinden yaklaşık yirmi gün önce evden ayrılarak annesine ailesinin evinde bakmaya devam eden maktule sanığın bu kez de "Akrabaların da senden rahatsız oluyor, gel evine dön, orada kal!" dediği, Suç tarihinden yaklaşık bir hafta önce 16.07.2019 tarihinde, sanığın maktule çocukları aracılığıyla "Annesinin evinde de kalmayacak, başkasının evinde de kalmayacak, ya evine dönsün ya sığınma evine gitsin ya da kendini vursun!" şeklinde mesaj gönderdiği, maktulün eşinin istediğini yapmaması karşısında sanığın bu kez maktulü telefonla arayarak "Eve dön, yoksa gelir seni öldürürüm, vururum seni, benden ayrılmayacaksın!" şeklinde tehdit ettiği, bunun üzerine maktulün aynı gün polis merkezine giderek eşinin geçmişte de kendisini tehdit ettiğini, ancak bu sefer öldüreceğini söylediğini belirterek şikâyetçi olarak koruma kararı talebinde bulunduğu, emniyet müdürlüğünce verilen ve hâkim onayına sunulan tedbir mahiyetindeki uzaklaştırma kararının sanığa 17.07.2019 tarihinde tebliğ edildiği, aynı gün sanığın büyük oğluyla birlikte motosikletle gazino tarafına gittikleri sırada eşyasını almak üzere evin önüne gelen maktulü gördüğü ve sanığın maktule hitaben "Hepinizin a... koyacağım, sizinle görüşeceğiz!" diyerek yine tehdit içerikli beyanlarda bulunduğu, bu olay nedeniyle de polise başvuran maktulün koruma kararına aykırı davranan sanığın cezalandırılması için şikâyetçi olduğu, ertesi gün de Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinde sanıktan boşanmak için dava açtığı, davadan sanık ve müşterek çocuklarının haberdar oldukları, bu süreçte maktulün ailece görüştükleri ve duygusal bir yakınlık duyduğu tanık ... ile telefonla mesajlaşmaya ve görüşmeye başladığı, Sanık hakkında verilen uzaklaştırma kararı, başlatılan ceza soruşturması ve açılan boşanma davasından yaklaşık bir hafta sonra, 23.07.2019 tarihinde maktulün eniştesi tanık ...'ın tarafları barıştırmak amacıyla maktulü evine davet ettiği, aynı gün akşam saatlerinde sanıkla da görüştüğü ve gece saat 00.30 civarında sanığın aracıyla tanık ...'ın evinin aşağısına geldiği, maktulün pencereden aşağı baktığı sırada evin önünde hakkında uzaklaştırma kararı olan sanığı görür görmez kendilerini barıştırmak isteyen halasına ve eniştesine "Ne yapayım, kendimi öldürmemi mi istiyorsunuz?" şeklinde serzenişte bulunduğu, bir bahane ile dışarı çıkarak evden kaçtığı, maktulün sokağın başında daha önce de görüştüğü tanık ...'in aracına binerek uzaklaştıklarını gören büyük oğlu tanık...'in bu durumu babasına ve akrabalarına söylediği, maktulün kuzeni tanık...'in maktule mesaj göndererek nerede olduğunu sorduğu, ancak maktul cevap vermediği için saat 01.30 sıralarında akrabaları tarafından maktulün kaçırıldığı yönünde polise ihbarda bulunulduğu, kuzeni...'e aynı gece saat 04.38'de mesaj gönderen maktulün "Ben ...'in yanındayım, ... bizi gördü, saklandık, siz biliyorsunuz, benim mesaj yazdığımı söyleme ama bir şekilde söyle." yazdığı, ertesi gün ise maktulün sabah saat 07.00'da karakola giderek kimsenin kendisini kaçırmadığını, geç saatlerde annesinin evine yakın bir yerde araçtan inip annesinin evinde kaldığını, olay yerinden kocasını görünce kaçtığını, kimseden şikâyetçi olmadığını beyan ettiği, keza tanık ...'in de ifadesinde olay gecesi maktulü sokağın başından aldıktan sonra annesinin evine yakın bir yerde bıraktığını ve maktulün kendisinde kalmadığını beyan ettiği, Sanığın, maktulün geceleyin uzaktan tanıdıkları ...'in arabasına bindiğini öğrenmesi üzerine sinirlendiği, ertesi sabah Jandarma karakoluna gittiğinde görevlilerin kendisine "Senlik bir şey kalmadı, eşin bulunmuş, kendisi geldi, gidebilirsin." dediklerini belirttiği, öğle saatlerinde çarşıda karşılaştığı maktulün abisine "Ona söyle benim başımı belaya sokmasın, birkaç gün sonra gideceğim, başımı belaya sokmasın!" dediğini ileri sürdüğü, suçun işlendiği öğle vakitlerinde ise arkadaşı tanık ... ile birlikte çarşıda oturduğu esnada maktulü yolda yürürken gören sanığın, soruşturma aşamasındaki savunmasında; eşinin bir gece önce tanık ...'in arabasına binmesi üzerine aşırı derecede sinirlendiğini ve gündüz vakti pazar yerinde yanında akrabalarıyla kuaförden çıkarken kendisine doğru aşağılayıcı şekilde gülümseyip "Yine geldi şe..." dediğini de duymasıyla önceden var olan kızgınlıkla cebindeki bıçağı çıkartıp arkasından yaklaştığı maktulü vücudunun farklı yerlerinden defalarca bıçakladığını ve pişman olduğunu beyan etmişken, kovuşturma aşamasında; yanına gidip "İnsan içine çıkacak yüzü nereden buluyorsun?" diye sorduğu maktulün "Bırak lan beni pez..., ... ile yaşadıklarıma pişman değilim!" şeklinde cevap verdiğini savunduğu, ancak olayın gerçekleştiği anda maktul ile birlikte yürüyen tanıklar ... ve ... ...'nun; sanığın arkalarından birden gelip hiçbir şey söylemeden doğrudan maktulü bıçaklamaya başladığını gördüklerini, elinde bıçak olduğu için duruma hemen müdahale edemediklerini belirttikleri, dosyada mevcut video kaydına yansıyan görüntülerden de sanığın arkasından gelerek doğrudan maktule saldırdığının tespit edildiği, netice itibarıyla maktulün boyun, göğüs ve batın bölgelerinden vücuduna aldığı dördü müstakilen öldürücü mahiyette toplamda on bir bıçak darbesiyle büyük damar yaralanması, iç organ harabiyeti ve kanama nedeniyle hayatını yitirdiği anlaşılmıştır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarına (CGK'nın 09.10.2024 tarihli ve 190-290, 23.10.2014 tarihli ve 614-3 22... .10.2024 tarihli ve 368-310 vb.) göre haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, (mülga)765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayrımına son verilmiş, somut olayın özelliklerine göre haksız tahrik oluşturan eylemin, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezadan indirim yapılacağı öngörülmüştür. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Gerek fail gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Tahrik nedeniyle yapılacak indirim oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmesi, eğer haksız hareket bu özellikleri itibarıyla yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa ancak bu takdirde haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir. B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Sanığın haksız tahrik hükümlerinden yararlanması için öncelikle olay öncesi veya sırasında maktuleden sadır olan ve haksızlık içeren bir fiil bulunması gerektiği, Ancak; Sanığın yaklaşık sekiz yıldır evli olduğu maktulün yengesini üzerine kuma olarak getirmesi ve imam nikâhı kıydığı kumasından bir de çocuk yapması karşısında, müşterek çocuklarının yanında bir de kumasından doğan çocuğa evde bakmaya başlayan maktulenin sanığın bu haksız davranışını kabullenmesinin aksine, her gün yüzleştiği bu gerçekle birlikte huzur içinde yaşamasının mümkün olmadığı, dolayısıyla maktulün sanığa yönelik bir haksız eylemi bulunmadığı gibi sanığın başlı başına zina nedeniyle boşanma davasına konu oluşturacak mahiyette ağır ve haksız bir davranışta bulunduğu, Suç tarihinden geriye dönük bir yıllık süreçte; annesinin kaza geçirmesi nedeniyle kumasının çocuğu ile birlikte aynı evde annesine de bakmak zorunda kalan maktulenin, artık evinde sanığın eşi ve çocuklarının annesi olmaktan ziyade bir hizmetçi veya bakıcı rolünü üstlendiği, fakat ekonomik şartlarının elverişsiz olması ve müşterek çocuklarını büyütmek amacıyla maktulün uzunca bir süre buna katlanmak zorunda kaldığı, Suç tarihinden yaklaşık bir ay önce ise imam nikâhlı eşiyle çalıştırdıkları lokantada birlikte kalmaya başlayan sanığın maktuleden eve gelmiyorsa sığınma evine gitmesini veya kendisini vurmasını istemesi, olumlu yanıt alamayınca koruma kararı öncesinde maktulü arayarak ölümle tehdit etmesi; maktulün önce uzaklaştırma kararı alınması talebini müteakip boşanma davası açması ile sanığın uzaklaştırma kararından sonra evden eşyasını almaya geldiği sırada maktuleyi tehdit etmesi karşısında; sanığın maktule yönelik psikolojik baskı ve şiddetinin artarak devam ettiği, bu nedenle çocuklarının biraz daha büyümeleri üzerine artık çekilmez hâle gelen evliliğini bitirmeye karar vererek müşterek konuttan tamamen ayrılmasının haksız bir davranış olarak değerlendirilemeyeceği, Suç tarihinden üç gün önceki süreçte; hakkında tedbir kararı olan sanığın, maktulenin eniştesinin evine barışmak amacıyla gelmesi, bu durumdan haberdar olan maktulenin sanığı görünce derhâl olay yerinden kaçarak uzaklaşması ve boşanma davasından sonra haberleşmeye başladığı tanık ...'in aynı sokakta bulunan aracına binmesi şeklindeki eylemin ise maktulenin kendisini korumaya yönelik bir davranış olarak nitelendirilmesi gerektiği, dolayısıyla maktulenin eşler arası sadakat yükümlülüğüne aykırı bir davranış olarak nitelendirilemeyeceği gibi hakkında uzaklaştırma kararı verilen sanığın da bu karara aykırı herhangi bir davranışı sebebiyle meşru ve yasal bir zeminde olduğundan veya haksızlığa uğradığından bahsedilemeyeceği, eşiyle artık boşanma ve ayrı yaşama iradesini ortaya koyan maktulenin, eniştesinin evinde saat 01.00 sıralarında sanığı görmesi üzerine kaçarak tanık ...'in aracına bindikten sonra, kuzeni...'e gece vakti saat 04.38'de "Ben ...'in yanındayım, oğlan bizi gördü" şeklinde mesaj göndermesinin, dosyaya yansıyan deliller de gözetildiğinde, geceyi sadakat yükümlülüğüne aykırı biçimde tanık ...'in evinde geçirdiği şeklinde değerlendirmesinin mümkün olmadığı, Suç tarihinde ise; sanığın soruşturma aşamasında, çarşıda yürürken gördüğü maktulün, aşağılayıcı bir bakışla kendisine "Yine geldi ş..." demesi üzerine sinirlendiğini, kovuşturma aşamasında ise "İnsan içine nasıl çıkıyorsun?" şeklindeki sorusuna maktulenin; "... ile yaşadıklarıma pişman değilim." şeklinde cevap alması üzerine sinirlendiğini savunduğu, sanığın aşamalarda değişen ve çelişki içeren savunmalarının, görgü tanıklarının olay anında taraflar arasında hiçbir konuşma geçmediğine dair anlatımları ve video kaydıyla çürütüldüğü, dolayısıyla arkasından birden yaklaşıp vücudunun on bir yerinden bıçaklamak suretiyle maktulü öldüren sanığın, olay sırasında da maktulden kaynaklanan ve şiddetli elem ya da öfkeye yol açacak haksız bir davranışla karşılaşmadığı gözetildiğinde; Sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülen itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, Bölge Adliye Mahkemesinin sanığın haksız tahrik altında nitelikli kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükmünün, sanık hakkında haksız tahrik uygulanması şartlarının bulunmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Maktule ile resmî nikâhlı evli olan sanığın, olay tarihinden yaklaşık sekiz yıl önce imam nikâhı kıydığı ...’ı da müşterek ikametlerine getirdiği ve bu nedenle sanık ve maktule arasında, sanık hakkında uzaklaştırma kararı alınmasına varan sorunlar yaşandığı, olay tarihinden yirmi gün kadar önce maktulenin boşanmak istediğini söyleyerek evden ayrıldığı ve bu süreçte tanık ... ile duygusal yakınlık kurduğu, diğer yandan sanık ve maktulün ortak çocukları... ile diğer yakın akrabalarının tarafları barıştırmak istedikleri, bu amaçla teyzesi ve eniştesinin maktuleyi evlerine davet ettikleri, bu durumu öğrenen sanığın, aracıyla maktulün bulunduğu evin önüne geldiği, sanığın geldiğini haber alan maktulenin ise bir şekilde dışarı çıkıp gece saat 01.00 sıralarında daha önceden haber verdiği tanık ...’e ait araca binerek bulundukları yerden uzaklaştığı, maktulün ayrı olduğu bu dönemde tanık...’e mesaj göndererek ... ile birlikte olduklarını bildirdiği, maktule ve tanık ...’in araçla dolaştıklarını gören tanık...’in durumu babası olan sanığa haber verdiği, sonradan maktule tarafından tanık...’e gönderilen mesaj içeriğinden de haberdar olan sanığın maktulenin kendisini aldattığını anlayınca ertesi gün tanıklar ... ve ... ile birlikte pazar yerinde dolaşırken gördüğü maktuleyi, dördü müstakilen öldürücü nitelikteki on bir bıçak darbesiyle öldürdüğü kabul edilmiştir. Kusurluluğu etkileyen kurumlardan biri olarak haksız tahrik ile ilgili gerekçe bölümünde yer alan açıklamalar genel kabul görmüş kriterleri de ortaya koymaktadır. Ceza hukukunun konusunu, tipe uygun ve hukuka aykırı, özgür iradeye dayanan insan davranışları oluşturur. Suç işleme iradesinin oluşum sürecindeki (haksız) tercihleri nedeniyle fail toplum tarafından kınanan bir tutum takınmışsa kusurlu addedilerek cezalandırılır. Bu süreçte iradesini ciddi manada etkileyen bir taarruza maruz kalan failin, tamamen özgür ve yalın iradeyle hareket ettiğinden bahsetme imkanı bulunmadığından, işgal ettiği haksızlık zeminin de taarruzun keyfiyetine göre değerlendirilmesi gerekir. Esas itibarıyla ceza hukuku bağlamında adaletin; suç tipi saptandıktan sonra, fiilin haksızlık muhtevası ve kusurluluk oranı ekseninde hakkaniyete uygun bir dengenin kurulma sanatı olduğunu görmek gerekir. Bu cümleden olarak, suç yolunda (haksız) etki ve saldırı altında kalmayan iradesi ile suç işleyenin, anılan spekülasyonlara maruz kalarak haksızlık icra edenle aynı akibeti paylaşmaması lazım gelir. Kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı haksız tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak failin öncül tahriki ile mağdurun reaksiyonel tepkisi arasında açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız tahrik kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde ortaya çıkan haksız tahrik sarmalının, her olay özelinde ve özellikle oran, ölçü ve denge terazisiyle çözülmesi gerekir. Somut olayda sanığın kabulde yer verilen tutum ve davranışlarıyla ilk haksız davranışta bulunan konumda olduğunda tereddüt yoktur. Hatta maktule eşine, bizzat ihlal ettiği sadakat yükümlülüğünün sonuçlarına katlanma mecburiyeti getirmiş bir görüntü sergilemektedir. Ancak her ne olursa olsun maktulenin, hâlen resmi evlilik bağı sürmekte iken gece vakti evi terkedip gönül ilişkisi yaşadığı tanık ... ile geceyi geçirmesinin de sadakat yükümlülüğünün (TMK madde 185/3) ağır ihlali sonucunu doğurduğu ve haksız bir tahrike vücut verdiği ortadadır. Sadakat yükümlülüğünün ihlali, mahiyeti itibarıyla karşılıklı haksız tahrikte; "mukabele-i bilmisil" kabilinden, oran/etki-tepki bağlamında değerlendirilebilecek bir reaksiyon olarak kabul edilemez. Sanığın hukuka aykırı zeminde bulunması, maktulenin de sadakat yükümlülüğünün ihlaline meşruiyet sağlamadığı gibi toplumsal ve bireysel bağlamda kınanabilirlik/kışkırtıcılık yönünden de mazur görülebilecek bir tutum olamaz. Bu nedenlerle sanık hakkında TCK’nın 29/1. maddesi uyarınca asgari düzeyde haksız tahrik indirimi uygulayan Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire çoğunluğunun takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığını düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim." gerekçesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer beş Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın eylemini haksız tahrik adı altında işlediği düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27.11.2023 tarihli ve 8455-7186 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 16.02.2022 tarihli ve 1266-246 sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının bulunmaması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.09.2025 tarihli müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.