İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/33 Karar: 2025/490 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/33 K.2025/490

Ceza Genel Kurulu 2024/33 E. , 2025/490 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 490-142 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a, 43/1, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası il

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/33 E. , 2025/490 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 490-142 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a, 43/1, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası il

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/33 E. , 2025/490 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 490-142 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a, 43/1, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.05.2014 tarihli ve 146-252 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.05.2021 tarih ve 1289-3535 sayı ile; "Sanığın üzerine atılı çocuğun cinsel istismarı suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 103/1. maddesinde hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası öngörülen cezanın üst sınırı itibarıyla bu suçla ilgili davaya bakma, delilleri değerlendirme ve suç vasfının tayini ile buna göre lehe kanunu belirleme görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek 5235 sayılı Kanunun 12... sayılı CMK'nın 4. maddeleri gereğince görevsizlik kararı verilmesinde zorunluluk bulunması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.11.2021 tarih ve 466-652 sayı ile verdiği görevsizlik kararı üzerine, dosyanın gönderildiği Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince, 21.04.2022 tarih ve 490-142 sayılı karar ile sanığın TCK'nın 103/1-2. cümlesi, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiş, sanık müdafii tarafından temyiz edilen bu hükmün, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.02.2023 tarih ve 11705-721 sayı ile "Sanık ile mağdurenin 03.02.2014 tarihinde araç içerisinde mağdurenin rızası ile öpüştükleri, keza ertesi gün yine bir araya gelen sanığın mağdereyle rızası dâhilinde öpüştüğü, mağdurenin suç tarihi itibarıyla henüz on beş yaşını ikmal etmediği ve hukuken rızasının geçerli olmadığı, ancak aşamalarda alınan 5271 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde de yer alan (Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemlerin hükümsüz olduğuna ilişkin) kanuni düzenleme uyarınca hükümsüz olan mağdurenin on beş yaşından küçük olduğunun anlaşıldığına dair Asliye ceza mahkemesince alınan sanık beyanları dışında kalan mağdurenin yaşını on yedi- on sekiz olarak bildiğine dair beyanları, mağdurenin bizzat halasının mağdurenin yaşının on dört olduğunu bilmediği yönündeki açıklamaları, mağdure ve sanığın iki günden ibaret tanışıklık süreleri ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu nazara alınarak hüküm tesisi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü tesisi, usul ve kanun hükümlerine aykırı bulunmuştur." gerekçesiyle oy çokluğuyla, bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "Suç tarihinde sanığın 23, mağdure ...'nın 14... aylık olduğu, mağdur ve sanığın bir süredir arkadaş olup 03.02.2014 tarihinde araç içerisinde öpüştükleri ertesi gün yine sanığın kullandığı araç ile ıssız bir yere gidip araç içerisinde öpüştükleri sırada ihbar üzerine olayın kolluğa intikal ettiği, sanık hakkında TCK'nın 30. maddenin uygulanmayarak sanığın TCK'nın 103/1-2. cümlesi gereğince mahkûmiyetine dair yerel mahkemece verilen kararın tebliğname gibi onanması görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun, sanığın TCK'nın 30. maddesinden yararlanması gerektiği yönündeki bozma düşüncesine iştirak etmiyoruz. Şöyle ki; Mağdurun annesi ...'nın beyanları ve nüfus kayıtlarına göre mağdur ...'nın hastane doğumlu olduğu buna göre suç tarihinde 15 yaşından küçük olduğu, öpüşme eyleminin mağdurun rızasıyla olsa bile suç tarihinde 15 yaşından küçük olduğu için rızasının geçerli olmadığı, sanığın görevsiz Mahkemedeki beyanında mağdurun 15 yaşından küçük olduğunu belirttiği, yine sanığın mağdurun halasının kendisine mağdurun 18 yaşında olduğunu söylediği yönündeki beyanına rağmen mağdurun halası tanık ...'nun, böyle bir şeyi sanığa söylemedim şeklindeki beyanı, mağdurun aşamalardaki beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; mağdurun kayden 15 yaşından küçük olduğu, görünüşü itibarıyla da 15 yaşından küçük olduğu, sanığın aşamalardaki beyanlarında mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bildiği yönündeki savunmaları mağdurenin halası tanık ...'nun beyanları dikkate alındığında sanığın 15 yaşından küçük mağdureyle rızasıyla araç içerisinde birden fazla kez öpüştüğü, mağdurenin yaşının küçük olması sebebiyle rızasının bulunmadığı, sanığın TCK'nın 30. maddesinin hata hükmünden yararlanamayacağı ve Mahkemenin sarkıntılık suçundan cezalandırılmasına yönelik kararının onanması görüşünde olduğumuzdan sanığın TCK'nın 30. maddesinden yararlanmasına ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 18.05.2023 tarih ve 88209 sayı ile; "... TCK'nın o tarihte yürürlükte olan 103/1 maddesinde yazılı ceza üst sınırın 8 yıl hapis olması nedeniyle sanık hakkında kamu davasına bakma görevinin suç ve hüküm tarihlerinde 5235 S.K.'nın 11. maddesi gereğince asliye ceza mahkemesine ait olduğu, hükümden sonra 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile TCK'nın 103/1 maddesinde yazılı suçun cezasının üst sınırının 10 yıl hapis cezasının üzerine çıkarılmış olması nedeniyle görevli mahkemenin ağır ceza mahkemesi olduğu ve bu nedenle Yargıtay (kapatılan) 14. Ceza Dairesinin görev yönünden hükmü bozduğu gözetildiğinde, sanığın mağdurun yaşı hakkında yanılmadığını gösterir savunmasının alındığı tarih itibarıyla görevli mahkemece alınmış olmasından dolayı CMK'nın 7. maddesindeki 'Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.' hükmü gereğince geçersiz sayılmasının ve sanığın mağdurun yaşı konusunda hataya düştüğünün kabulüne imkan bulunmadığı düşüncesine varılmış, aksi yöndeki Yüksek Daire bozma kararına itiraz etmek gerekmiştir" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.11.2023 tarih ve 7409-7168 sayılı karar ile itirazın yerinde bulunmaması üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; görevli mahkemece de savunması alınarak hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan sanığın, TCK'nın 103. maddesinde 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce alınan ve o tarihte görevli olup Kanun değişikliği sonrasında görevsizlik kararı veren mahkemedeki savunmasına itibar edilip edilemeyeceğinin, bu bağlamda sanık hakkında TCK'nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hükmünün uygulama imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından: Mağdurun nüfus kayıt örneğine göre 14.08.1999 doğumlu ve suç tarihinde 14... ay 23 günlük olduğu, ailesi ile birlikte yaşadığı ve meslek lisesi dokuzuncu sınıfta öğrenim gördüğü; kuaför olan sanığın ise suç tarihinde 22 yaşında ve bekâr olduğu, 04.02.2014 tarihli kolluk tutanağına göre; saat 20.16'da 155 Polis İmdat Hattı'na yapılan ihbar üzerine olay yerine intikal edildiğinde araç içerisinde bulunan sanık ve mağdurun uygunsuz bir hâline rastlanmadığı, kimlik tespitinde mağdurun yaşının küçük olduğunun anlaşılmasıyla adı geçenlerin çocuk şubeye getirilmeleri üzerine alınan ifadeleri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlanıldığı, Sanık ile mağdurun, suç tarihinden iki gün önce (02.02.2014) mağdurun halası olan tanık ... ... tarafından tanıştırıldıkları, 03.02.20 14... .02.2014 tarihlerinde sanığın mağduru misafir kaldığı halası tanık ...'nun evinden aracı ile aldığı ve gittikleri yerlerde araç içinde karşılıklı rıza dâhilinde öpüştükleri, eylemlerin belirtilen şekilde gerçekleştiğine ilişkin, savunma, mağdur beyanları ve gerekçeye göre bir ihtilaf bulunmadığı, Anlaşılmıştır. Mağdurun; soruşturma evresinde kız meslek lisesi dokuzuncu sınıfa gittiğini beyan ettiği, yaşına dair bir anlatımda bulunmadığı, Asliye Ceza Mahkemesinde 20.05.2014 tarihli duruşmada 14... aylık iken sanığa liseye gittiğini söylediğini ifade ettiği, beyanının alınması sırasında hazır bulunan bilirkişi tarafından mağdura yönelik "fiziksel görünüm itibari ile 18 yaşında olması mümkün değildir, fiziksel gelişimi biyolojik yaşına uygundur" şeklinde değerlendirmede bulunulduğu, mahkemenin mağdura dair fiziksel gözleminde ise "Yaşı itibari ile fiziksel gelişiminin yaşı ile uyumlu olduğu, açıkça 18 yaşında olmadığının net olarak görüldüğü" tespitlerine yer verildiği, Şikâyetçi ... ...'nın; kızı olan mağdurun doğum tarihinin doğru olduğunu, hastanede doğduğunu, görünüş itibarıyla da on sekiz yaşında olmadığını, on beş yaşından küçük olduğunun açıkça anlaşıldığını, mağdurun on sekiz yaşında olduğunun halası tarafından sanığa söylendiğini duyduğunu, ancak mağdurun o zamanlar on dört yaşında olduğunu ifade ettiği, Tanık ... ...'ın kollukta bilgi sahibi sıfatıyla verdiği ifadesinde; yeğeni olan mağdurun on yedi yaşında olduğunu düşündüğünü, on dört yaşında olduğunu bilmediğini, kovuşturma evresinde ise sanığa mağdurun on sekiz yaşında olduğunu kesinlikle söylemediğini beyan ettiği, Görülmüştür. Sanık soruşturmada; müşterisi olan tanık ...'nun bir hafta kadar önce kendisini on yedi - on sekiz yaşlarındaki yeğeni ile tanıştıracağını söylediğini, 02.02.2014 tarihinde tanık ...'nun arayarak yeğeni mağdurun geldiğini söylediğini, buluştuklarında mağdurun fiziken de belirtilen yaşlarda göründüğünü, yine mağdurun; kendisine on yedi yaşında olduğunu ve lise son sınıfta okuduğunu söylediğini, yaşının küçük olduğunu bilseydi mağdurla asla duygusal ilişki kurmayacağını, Kovuşturmada Asliye Ceza Mahkemesindeki 20.05.2014 tarihli savunmasında; tanık ...'nun on sekiz yaşında olduğunu söylemesine rağmen mağduru gördüğünde bu yaşta olmasının mümkün olmadığını anladığını, ancak karşılıklı rıza ile görüştükleri için bir şey olmayacağını düşündüğünü, mağdurun kaçıncı sınıfa gittiğini, nerede oturduğunu ve yaşını hiç sormadığını, mağdurun da söylemediğini, sadece halası ile konuşurken yaşından bahsettiğini, ancak görünüş itibarıyla da on beş yaşından küçük olduğunun zaten belli olduğunu, Kanun değişikliği nedeniyle Özel Dairece yapılan görev bozması üzerine Ağır Ceza Mahkemesinde ise; Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki ve soruşturma aşamasındaki savunmalarını tekrar ettiğini, mağdurun görünüş itibarıyla da on beş yaşından büyük olduğunu düşündüğünü, halasının mağdurun on sekiz yaşından büyük olduğunu kendisine söylediğini, bu nedenle mağdurun yaşı konusunda şüphelenmediğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konularına İlişkin Açıklamalar A. Görevli Mahkemece de savunması alınarak hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan sanığın, TCK'nın 103. maddesinde 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce alınan ve o tarihte görevli olup Kanun değişikliği sonrasında görevsizlik kararı veren mahkemedeki savunmasına itibar edilip edilemeyeceği sorunu CMK'nın uyuşmazlık konusuyla ilgili "Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri" başlıklı 7. maddesi şöyledir; "Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür." Tasarıda yer almamasına rağmen Adalet Komisyonunca Kanuna eklenen bu hükmün gerekçesinde,".. görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemlerinin akıbetinin doktrin ve uygulamada tartışmaya yol açmasının önüne geçmek amacıyla tasarıya yeni bir 7 nci madde eklenmiştir." ifadelerine yer verilmiştir. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir (İHAS madde 6) Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. (Anayasa madde 142, CMK madde 3) 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 10. maddesinde sulh ceza hâkimliği, 11. maddesinde asliye ceza, 12. maddesinde ise ağır ceza mahkemelerinin görevleri düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un sulh ceza mahkemelerinin görevlerini düzenleyen 10. maddesinin başlığı ve içeriği, 6545 sayılı Kanun'un 48. maddesiyle değiştirilmiştir. Yeni düzenlemede sulh ceza hâkimliklerinin, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gereken kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla kurulduğu belirtilmiştir. 5235 sayılı Kanun'un 14. maddesinde ise mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulunduracağı belirtilmiştir. CMK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verir. İddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir. Yargılamanın görevli mahkemede yapılması, adil yargılanma ilkesi bağlamında tabi hakimlik ilkesinin de bir gereğidir. Görevli mahkeme, taraflarla ve delillerle doğrudan temas edecek, sözlülük esasına dayanan çelişmeli yargılama sonunda ihtilafı çözecektir. Bu nedenledir ki, görevsiz mahkemece yapılan işlemlerden, tekrarlanması mümkün olanların görevli mahkemece yeniden icrası zorunludur. CMK'nın 7. maddesi, bu zorunluluğa işaret etmek maksadıyla yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemleri hükümsüz kabul etmiştir. Yoksa anılan normda zikredilen "hükümsüzlük", görevsiz mahkemece icra olunan her kovuşturma işleminin, delil değerini de kapsamak üzere hukuki değerden yoksun olduğunu ifade etmek için kullanılmış olamaz. Zira öncelikle anılan norm, yenilenmesi mümkün olmayan kovuşturma işlemlerinin hukuki geçerliliğini, mefhumu muhalifi ile zaten kabul etmektedir. Keza ceza yargılama sistemimiz, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delilin ispat aracı olarak kullanılabileceğini (CMK madde 217/2) benimsemiştir. Diğer yandan sanığın savunmasına/ifadesine değer atfedilemeyecek tek hal, "ifade alma ve sorguda yasak usuller" başlığıyla CMK'nın 148. maddesinde düzenlenen ve sanığın özgür iradesi ile beyanda bulunmasını engelleyen yöntemlere başvurulmasıdır. Aynı maddeye göre müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade de, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Bu düzenleme uyarınca, kollukça müdafii hazır bulunmaksızın alınan ifade bile hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmışsa hükme esas alınabilir. Soruşturma safhasında Cumhuriyet savcısınca alınan ifade ile sulh ceza hakimi tarafından yapılan sorgu beyanlarının ise, müdafii bulunup bulunmadığına bakılmaksızın delil niteliğini koruduğu ve hükme esas teşkil edeceği tartışmadan varestedir. O halde görevsiz mahkemede yapılan savunmanın, evleviyetle/a priori delil olarak değerlendirilebileceğinde tereddüt yaşanmamalıdır. Kaldı ki, somut olayda sanığın ihtilafa konu savunmasının alındığı sırada mahkemenin görevli olduğu anlaşılmaktadır. Şu hale göre, görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin, mahkemenin salt "görevsizliği" nedeniyle delil değerini kaybettiği yönündeki değerlendirmenin hukuki dayanaktan yoksun olduğunun kabulü gerekir. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme 04.02.2014 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen olayla ilgili olarak sanık hakkında TCK’nın 103/1-a maddesi uyarınca asliye ceza mahkemesine kamu davası açılmış ve mahkemece 20.05.2014 tarihinde sanığın savunması alınarak mahkûmiyet hükmü tesis edilmiştir. Dosyanın temyiz incelemesi için gönderildiği Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 28.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonucu TCK’nın 103/1. maddesinde düzenlenen ceza alt sınırının on beş yıla yükseltilmesi sebebiyle esas yönüyle inceleme yapılmaksızın davanın ağır ceza mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle bozma kararı verilmiştir. Bozma kararına uyan asliye ceza mahkemesince verilen görevsizlik kararı üzerine dosyayı ele alan ağır ceza mahkemesi tarafından duruşmanın sözlülüğü, kanıtların doğrudan doğruyalığı ve adil yargılanma ilkelerine uygun şekilde sanığın bir kez daha savunmasına başvurulmuş ve sanığın, müdafii nezaretindeki savunmasında; "asliye ceza mahkemesinde ve soruşturmada savunmalarını yaptığını, bu savunmalarını tekrar ettiğini" belirtmiş olması karşısında; Yerel mahkemenin, sanığın asliye ceza mahkemesinde verdiği savunmasında geçen kısmen ikrarını hükme esas almasında usule aykırılık bulunmamaktadır. B. Sanık hakkında TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hükmünün uygulama imkânının bulunup bulunmadığı Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 05.02.20 25... -51 sayı, 20.11.20 24... -368 sayı ve 10.07.2024 tarih ve 167-231 sayılı içtihatları ile müstekar kararlarında açıklandığı üzere; TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup, kanun koyucu TCK'nın 103. maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. Birincisi onbeş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi onbeş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise onbeş yaşını tamamlayıp onsekiz yaşını tamamlamamış olan çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan kanunun 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan cezalandırılamayacaktır. Fail, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin 15 yaşını doldurmadığı hâlde, 15 yaşını doldurduğu düşüncesiyle mağdur ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunur ve şikâyetçi olmayan mağdurun yaşı konusundaki hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail 5237 sayılı TCK'nun 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun maddi unsurlarından olan mağdurenin yaşına ilişkin bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve bu suçun taksirle işlenmesi hali kanunda cezalandırılmadığından 5271 sayılı CMK'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Sanık ile on beş yaşını doldurmamış mağdurun, tanışmalarını takip eden iki gün içerisinde sanığın sevk ve idaresindeki araçla gittikleri yerlerde öpüştükleri hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık ve bu kabulde de dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı anlaşılan olayda; Şikâyetçi ...’nın ifadesine göre hastanede doğan ve suç tarihi itibarıyla kayden on dört yıl beş aylık olan mağdurun, Asliye Ceza Mahkemesinde alınan ifadesi sırasında, mahkemece ve mağdurun beyanına eşlik eden bilirkişi tarafından biyolojik yaşı ile fiziksel gelişiminin uyumlu olduğuna dair gözlemde bulunulmuştur. Sanık, tanık ...'nun yeğeni olan mağdurun on sekiz yaşında olduğunu söylediğini ileri sürmüş, ancak bu savunması tanığın beyanları ile bertaraf edilmiştir. Tüm bu hususlara nazaran mağdurun on sekiz yaşında olmasının mümkün olmadığı kendisi tarafından da dile getirilen sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurul Üyesi; "Sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.02.2023 tarihli ve 11705-721 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.10.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 19.11.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla