Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2024/434 E. , 2025/317 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2021/19154 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 769-42 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nu
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2024/434 E. , 2025/317 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2021/19154 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 769-42 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1, ile TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.03.2019 tarihli ve 107-93 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 07.01.2021 tarih ve 769-42 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. Bu hükmün de Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 27.11.2023 tarih ve 22274-9344 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.01.2024 tarih ve 19154 sayı ile; "...1. İtirazın konusu, inceleme tarihinden önce ölen sanık hakkında beraat hükmünün bu nedenle bozulmasının gerekip gerekmediğine dairdir. 2.UYAP üzerinden alınan nüfus kaydına göre sanığın Yüksek Dairece temyiz incelemesi yapılamadan önce, 03/11/2023 günü vefat ettiği anlaşımıştır. 3. Sanığın ölümü halinde hakkındaki kamu davasının düşürülmesini amir ...nun 64. maddesi gereğince, yerel mahkemece ölüm olaynın araştırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayininde zorunluluk bulunduğu'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 01.04.2024 tarih ve 2344-4918 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan güncel nüfus kaydından hükümden sonra temyiz aşamasında 03.11.2023 tarihinde öldüğü anlaşılan sanık hakkındaki beraat hükmünün onanmasına dair Özel Daire kararında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre sanığın, Özel Dairenin inceleme tarihinden önce 03.11.2023 tarihinde öldüğü anlaşılmıştır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın, "Sanığın ve hükümlünün ölümü" başlıklı 64. maddesi şöyledir; "Sanığın ölümü halinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibariyle müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir. (2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur." Dava veya cezanın düşmesinin etkisi ise aynı Kanun'un 74. maddesinde düzenlenmiştir. TCK’nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü hâlinde ise hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının ortadan kalkacağı ancak müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hükmün infaz olunacağı belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar bağlanmıştır. Bu nedenledir ki, hükümden sonra ve fakat hüküm kesinleşmeden kanun yolu safhasında sanığın ölmesi hâlinde hükmün kesinleşmesinin önlenmesi gerekir. Kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise derece mahkemesince davanın düşmesine karar verilecektir. Ölü şahıs hakkında yargılama yapılamayacağından esas itibarıyla dava, ölüm gününde düşmüş sayılır. Ölüm nedeniyle davanın düşürülmesine dair verilecek karar da nitelik olarak beyani/ihbari bir karardır. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecektir. Sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan, yani üretilmesi, bulundurulması, kullanılması, taşınması ve ticareti suç teşkil eden eşya (TCK madde 54/4) ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmaz. Fakat sanığın ölümünden sonra suç ile ilgili eşyanın (TCK madde 54/1-2) müsaderesine karar verilemez. Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir. Hükümden sonra ve fakat kanun yolu aşamasında sanığın ölmesi durumunda, Yargıtayın, UYAP ortamından temin edilecek nüfus kayıt örneğine dayanarak kamu davasının düşürülmesine karar vermesinin mümkün olup olmadığı hususunda Yüksek Genel Kurulun tarihî süreç içerisinde farklı uygulamalar ortaya koyduğu söylenmelidir. Şöyle ki; Ceza Genel Kurulu hükümden sonra ve fakat temyiz aşamasında sanığın ölmesi durumunda, özellikle müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekmeyen hâllerde genel olarak kamu davasının sanığın ölümü nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir (CGK'nın 21.12.2004 tarihli ve 191-220 sayılı, 03.40.2012 tarihli ve 2011/422 E. - 2012/132 K. sayılı, 07.04.2012 tarihli ve 2011/563 E. - 2012/161 K. sayılı kararları). Fakat Genel Kurulun aynı durumda düşme kararının yerel mahkemece araştırma yapılarak verilmesi gerekçesi ile hükmü bozduğu da görülmektedir (CGK'nın 06.05.2008 tarihli ve 2008/97 E. - 2008/101 K. sayılı, 24.05.2023 tarihli ve 2019/521 E. - 2023/292 K. sayılı kararları). Genel Kurul, düşme kararı ile birlikte müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekiyor ise bu kez kural olarak mahallinde gerekli araştırmanın yapılarak müsadereyi de kapsayacak biçimde düşme kararı verilmek üzere hükmü bozma temayülü göstermiştir (CGK'nın 13.3.2012 tarihli ve 2011/360 E. - 2012/95 K. sayılı, 30.04.2013 tarihli ve 189-162 sayılı, 05.03.2013 tarihli ve 1560-81 sayılı, 05.03.2013 tarihli ve 131-75 sayılı kararları). Öncelikle CMK'nın 303/1-a maddesi gereğince, hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden davanın düşmesine hükmolunması gerekirse, Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir. Kanun metni yoruma muhtaç olmayacak sarahatte bulunmakla Yargıtayın ölüm nedeniyle de davanın düşürülmesine karar verebileceğinde kuşku yoktur. Yüksek Kurulun 11.06.1984 tarihli ve 201/220 karar sayılı ilamı ile, doğurduğu sonuçlar itibarıyla ölüm vakıasına müstenidat teşkil eden belgenin hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak açıklık ve kesinlikte olması gereğine işaret edildiği müşahede olunmaktadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun "Bildirim Süresi ve Yükümlü Olanlar" başlıklı 31. maddesinde ölüm olayının bildirim süresi ve meydana geldiği yer ile olaya ilişkin koşullara bağlı olarak ölümün kimler tarafından bildirilmesi gerektiği hususlarına yer verilmiştir. Dolayısıyla gerçekleşme biçimine göre otopsi tutanakları, mahkeme kararları, doktor raporları vb. belgelere dayalı olarak ölümün nüfusa tescili sağlanacaktır. 5490 sayılı Kanun'un 44. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde adli makamların nüfus kayıt örneklerini doğrudan alma yetkisi olduğu vurgulanmış, "Kimlik Paylaşımı Sisteminin Kullanılması" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında ise İçişleri Bakanlığının merkezî veri tabanında tutulan verileri bu Kanun'da belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde kurumlarla paylaşabileceği belirtilerek bu bilgilerin kullanılması düzenleme altına alınmıştır. Keza İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı arasında 26.09.2006 tarihinde imzalanan protokole göre, Uyap'ı kullanan tüm yargı birimlerinin nüfus bilgilerine ulaşabilmesi olanağı sağlanmış olup hâlen Yargıtay dâhil olmak üzere tüm adli makamlardaki yetkili birimler, ilgili kişilerin nüfus kayıtlarına erişebilmektedir. Yargıtay Özel Dairelerince verilen birçok kararda UYAP sistemi kullanılarak çıkartılan nüfus kayıt örneklerine dayanılarak eksiklikler temyiz aşamasında tamamlanmakta, bu belgelerin temin edilmiş olması nedeniyle yerel mahkeme hükümlerinin bozulması yoluna gidilmemekte ve bazı durumlarda düşme kararları verilmektedir. Bu bağlamda; UYAP sistemi kullanılarak çıkartılan nüfus kayıt örneğine dayanılarak öldüğü anlaşılan sanıklar hakkındaki kamu davalarının TCK'nın 64. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesi, dosyada bulunmayan ve suç vasfının belirlenmesi açısından önem taşıyan mağdurlar ile sanıkların nüfus kayıt örneklerinin UYAP'tan çıkartılması nedeniyle bu eksikliğin bozma nedeni yapılmaması sürdürülen bir uygulamadır. Yukarıda zikrolunun mevzuata göre UYAP sisteminden diğer adli makamların olduğu gibi Yargıtay Dairelerinin de gerek nüfus kayıt bilgilerini gerekse diğer bilgileri çıkartarak kullanmasında ve kararlarına dayanak yapmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ekonomisi de gözetilmek suretiyle yargılamaların süratle sonuçlandırılabilmesi için gerektiğinde temyiz aşamasında UYAP sistemi kullanılarak nüfus kayıt örneği ve adli sicil kaydı çıkarılmalı ve inceleme sırasında göz önüne alınmalıdır. Böylece yargılamaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilebilecektir. Anayasa'mızın 141 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddeleri de yargılamanın makul sürede ve en az masrafla icra ve tamamlanmasını amirdir. Şu hâle göre, mer'i mevzuat, süregelen uygulamalar ve yapılan açıklamalara istinaden şu sonuçlara ulaşmak mümkündür: Hükümden sonra ve fakat temyiz aşamasında sanığın ölmesi durumunda,Yüksek Genel Kurulun "ahvali şahsiyenin tespitinde ancak nüfus kayıtlarının esas olabileceği" (CGK'nın 16.06.1952 tarihli ve 98/88 sayılı kararı) yönündeki kabulü ve nüfus kütüğünün delil niteliği gözetilerek; a. Müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gerekmeyen hâllerde, özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphe yoksa ve yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesi gerektiğinin, b. Düşme kararı ile birlikte müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında da bir karar verilmesi gereken hâllerde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden davanın düşmesine hükmolunmasının mümkün olması ve özellikle sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin bulunmaması hâllerinde, yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıyan, UYAP ortamından temin edeceği nüfus kayıt örneğine dayanarak Yüksek Ceza Genel Kurulunun ya da Özel Dairelerin kamu davasının düşürülmesine karar vermesine yasal bir engelin bulunmadığının, c. Davanın düşmesine hükmolunması, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan iddia ya da makul şüphenin ortadan kaldırılması ya da müsadere yönünden olayın daha ziyade aydınlanmasının gerektiği durumlarda mahallinde gerekli araştırma yapılarak müsadereyi de kapsayacak biçimde düşme kararı verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesinin zorunlu olduğunun kabulü gerekir. Diğer taraftan, CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/2354 ile 18.04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İHAS'ın 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen düşme kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu durumda, Yüksek Mahkemenin anılan kararlarında yer verilen tespitler de nazara alındığında; olağanüstü kanun yollarına ilişkin istisnalar dışında ceza yargılamasının ancak sağ olan insan hakkında icra olunabileceği gerçeği karşısında, CMK'nın 223/9. maddesinin ölüm dışında kalan düşme sebepleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü zorunludur. Bu nedenle sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. B. Hukuki Değerlendirme Sanığın ve hükümlünün ölümü ile davanın veya cezanın düşmesi üzerindeki etkisine ilişkin olarak ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.11.2024 tarihli ve 440-333; 02.07.2025 tarihli ve 369-308 sayılı karalarında belirtildiği üzere, UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanığın 03.11.2023 tarihinde Özel Daire inceleme tarihinden önce öldüğü bilgisinin yer alması, olayın daha ziyade aydınlanmasını gerekli kılan müsadereye tabi eşya ve/veya maddi menfaatler hakkında bir karar verilmesinin gerekmemesi, sanığın ölmediğine dair somut olgulara dayanan bir iddianın ya da makul şüphenin bulunmaması, anılan nüfus kayıt örneğinin, yargılama aşamasında temin edilerek duruşmada sanığa vicahen okunan nüfus kaydı ile aynı bilgileri taşıması hususları birlikte değerlendirildiğinde; ölümle ilgili ayrıca mahallinde araştırma yapılmasına gerek olmaksızın sanık hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 27.11.2023 tarihli ve 22274-9344 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 07.01.2021 tarihli ve 769-42 sayılı hükmünün, güncel nüfus kayıt örneğinde sanığın 03.11.2023 tarihinde öldüğü bilgisinin yer alması karşısında BOZULMASINA, 4- 03.11.2023 tarihinde öldüğü anlaşılan sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 64 ve CMK'nın 223. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.07.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.