İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/456 Karar: 2025/255 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/456 K.2025/255

Ceza Genel Kurulu 2024/456 E. , 2025/255 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2021/87841 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ : İZMİR Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza SAYISI : 1036-761 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan açılan kamu d

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/456 E. , 2025/255 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2021/87841 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ : İZMİR Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza SAYISI : 1036-761 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan açılan kamu d

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/456 E. , 2025/255 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2021/87841 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ : İZMİR Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza SAYISI : 1036-761 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında Didim (Yenihisar) 3. Asliye Ceza Mahkemesince 15.08.2018 tarih ve 670-423 sayı ile sanığın eyleminin parada sahtecilik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.04.2019 tarih ve 124-40 sayı ile sanığın sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 197/3, 62/1, 53, 54 ve 58. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve sahte paranın 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 17. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına gönderilmesine karar verilmiştir. Bu hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince 07.05.2021 tarih ve 1036-761 sayı ile İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün tamamen kaldırılmasına ve yerine "Sanık hakkında sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e madde ve fıkrası uyarınca sanığın beratine, sanık kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap edilen 5.450 TL vekâlet ücretinin Hazineden alınarak sanığa verilmesine, Söke C. Başsavcılığı adli emanetinin 2018/938 emanet sırasında kayıtlı bulunan 1 adet satış fişinin dosyada delil olarak saklanmasına, aynı emanette kayıtlı bulunan 1 adet Garanti Bankasına ait bankamatik kartının karar kesinleştiğinde sahibine iadesine, aynı emanette kayıtlı bulunan 1 adet KB47431638QB2 seri numaralı 100 ABD dolarının TCK'nın 54/1-4. maddesi gereğince müsaderesine, bu paraların 5320 sayılı Kanunun 17. maddesi ve Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik hükümleri doğrultusunda karar kesinleştiğinde T.C. Merkez Bankasına gönderilmesine, yargılama giderinin kamu üzerine bırakılmasına," ibaresi yazılmak suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.03.2024 tarih ve 18922-2851 sayı ile temyiz isteminin esastan reddine karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.04.2024 tarih ve 87841 sayı ile; "... Somut olayda, sanığa atılı TCK'nın 197/3. maddesinde yazılı sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyma suçunun Kanun'da yazılı cezasının üst sınırı 1 yıl hapis olup istinaf başvurusu üzerine ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen bir mahkûmiyet kararı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 07.05.2021 tarihli, 2020/1036 Esas, 2021/761 Karar sayılı, sanığın mahkûmiyetine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve sanığın atılı suçtan beraatine ilişkin kararın Cumhuriyet savcısı tarafından suç vasfına yönelik bir temyiz başvurusunun da bulunmadığı nazara alındığında, temyizi kabil nitelikte olmadığı, temyizen incelemeye konu edilerek onanmasına karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu değerlendirilmiştir. Kaldı ki Yüksek Daireniz ilamında da yer verildiği gibi, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin kararı, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık oluşturacak şekilde duruşma açılmaksızın, evrak üzerinde ilk derece mahkemesince belirlenen hapis cezası kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle temyiz edilmiş olup bu karara yönelik temyizin niteliği karşısında, 5271 sayılı Kanun'un 290 ıncı maddesi uyarınca, sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermeyeceğinden, bu yönüyle de dosyanın esastan incelemeye konu edilemeyeceği kabul edilmelidir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.07.2024 tarih ve 18433-5832 sayı ile; itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONULARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Bölge Adliye Mahkemesince verilen 07.05.2021 tarihli ve 1036-761 sayılı kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı, 2- CMK'nın 290/1. maddesi göz önünde bulundurulduğunda; Cumhuriyet savcısının, derhal beraat kararı verilmesi gereken hâller dışında Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın evrak üzerinden İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünün kaldırılıp sanığın beraati yönünde hükmün düzeltilip istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilemeyeceği düşüncesi ile anılan kararın sanık aleyhine bozulmasını isteme hakkının bulunup bulunmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Didim (Yenihisar) Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.07.2018 tarih ve 1131-1123 sayı ile; sanığın sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan TCK'nın 197/3, 53, 54 ve 58. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, Didim (Yenihisar) 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında 15.08.2018 tarih ve 670-423 sayı ile; sanığa isnat edilen eylemin TCK'nın 197/1. maddesinde düzenlenen parada sahtecilik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Dosyanın gönderildiği Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.04.2019 tarih ve 124-40 sayı ile; sanığın sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan TCK’nın 197/3, 62/1, 53, 54 ve 58. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve sahte paranın 5320 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca T.C. Merkez Bankasına gönderilmesine karar verildiği, Bu hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine duruşma açmaksızın dosya üzerinden inceleme yapan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince 07.05.2021 tarih ve 1036-761 sayı ile; "... Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın aynı mahallede oturuyor olmaları nedeniyle daha önceden tanıdığı katılanın çalıştığı petrol istasyonuna giderek yakıt ve market alışverişi yaptığı, ödemeyi kart ile yapmaya çalıştığı, ancak sorun çıkması nedeniyle ödemenin gerçekleşemediği, bunun üzerine sanığın banka kartını ve sahte olduğu rapor ile belirlenen 100 dolar değerindeki parayı rehin olarak bıraktığı ve para çekip kartı ve doları alacağını söyleyerek uzaklaştığı, katılanın verilen paranın sahte olmasından şüphelenerek kolluğa haber verdiği ve bunun üzerine sanığın olaydan birkaç saat sonra yakalandığı, iddia, savunma ve kamera kayıtlarından anlaşılmakta ise de; Sanığın olayın hemen akabinde yakalandığı sırada üzerinde başkaca sahte paraya rastlanılmamış olması, sanığın suça konu sahte parayı kendisini tanıyan ve sürekli alışveriş yaptığı akaryakıt istasyonuna adına düzenlenmiş banka kartı ile birlikte teslim etmesi, sanığın turistik bir bölgede oturuyor ve çalışıyor olması nedeniyle döviz cinsinden olan suça konu paraya daha kolay ulaşma imkânının bulunması, sanığın düşük miktarda alışveriş yaparak sahte parayı bozdurma yoluna gitmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde sanığın savunmalarının aksine, suça konu sahte paranın sanık tarafından katılana sahteliğinin bilinerek verildiğine dair mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," açıklamasına yer verildikten sonra CMK'nın 303/1-a ve 280/1-a maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün kaldırılmasına ve yerine "Sanık hakkında sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e madde ve fıkrası uyarınca sanığın beraatine ..." ibaresi yazılmak suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bu kararın da Cumhuriyet savcısı tarafından 07.06.2021 tarihinde özetle; derhal beraat kararı verilmesi gereken hâller dışında Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın evrak üzerinden anılan kararın verilemeyeceği gerekçesi ile temyiz edildiği, Anlaşılmıştır. V. GEREKÇE A. (1) Numaralı Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Mevzuat ve Açıklamalar Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 248-359 sayılı, 31.05.2023 tarihli ve 315-322 sayılı, 05.07.2022 tarihli ve 359-528 sayılı ve 16.10.2024 tarihli ve 216-315 sayılı, 5.2.2025 tarihli ve 2023/59-2025/46 sayılı ve 12.2. 2025 tarihli ve 2024/393-2025/93 sayılı kararlarında da yer verildiği üzere; 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilerek 20.07.2016 tarihinde göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle ülkemizin de taraf olduğu İHAS'ne Ek 7 No.lu Protokol'de yer verilen güvenceler güçlendirilmiştir. Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine ikinci kez dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır.İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için re'sen öngörülen bir kanun yolu (CMK madde 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü, bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar re'sen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz kanun yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de, kural olarak Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış (CMK madde 288/1, 294/2), hukuka aykırılık, aynı yasa maddesinin ikinci fıkrasında; "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" olarak tanımlanmıştır. CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar; istinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi, hükmün bozulması ve davanın yeniden görülmesi olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Bu kararlardan hangilerinin temyiz edilemeyecekleri, hangilerinin ise temyiz kanun yoluna tabi oldukları aynı Kanun'un 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ayrı ayrı sayılmıştır. CMK'nın "Temyiz" başlıklı 286. maddesi; "(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) Sulh ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, d) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları, e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları, f) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar, h) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez." şeklinde düzenlenmiş iken; 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 78. maddesiyle ikinci fıkranın (d) bendinde yer alan "suç niteliğini değiştirmeyen" ibaresi "her türlü" şeklinde değiştirilmiş; (f) bendinde yer alan "bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile" ibaresi metinden çıkarılmış, aynı fıkranın (c), (e) ve (g) bentleri ise; "c) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları" "e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları" "g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar" biçiminde değiştirilmiştir. Bu değişiklikler sonrasında, CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi; "Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları", aynı fıkranın (f) bendi ise; "On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları" hâlini almıştır. 05.08.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle, CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere "c) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar," bendi eklenmiş, diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesi sonucunda CMK'nın 286. maddesi; "(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, i) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez." olarak yeniden düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli ve 71-118 sayılı kararıyla CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, söz konusu bu iptal hükmü 15.02.2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine doğan yasal boşluk ise 28.02.2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle giderilmiş, iptal gerekçesi doğrultusunda yeniden düzenlenen CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi; "İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları," şeklindeki son hâlini almıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf yoluna, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı da aynı Kanun'un 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı da aynı Kanun'un 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle kuralın istisnaları gösterilmiştir. İHAS'ne Ek 7 No.lu Protokol'ün, "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesi de şöyledir: "1- Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2- Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir.". Mahkemeye erişim hakkı bağlamında kanun yoluna ektin başvuru imkanından faydalanabilmek, adil yargılanma hakkı kapsamında teminat altına alınmış temel haklardandır (Anayasa madde 36, İHAS madde 6, Ek protokol madde 7). Genel olarak teminatın kapsamının, bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkûm edilen her kişinin, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olması oluşturur. Bu hakkın kural olarak iki dereceli bir yargılama sistemini zorunlu kıldığı da söylenebilir. Nitekim Türk ceza yargılama hukuku sistemi de bu esas üzerine bina edilmiştir. Ezcümle temyize dair CMK'nın 286. maddesinin de aynı güvence ekseninde bir düzenleme olduğu açıktır. Anılan normda istisna kabilinden sayılan hususların, kural olarak her iki derece mahkemesi tarafından da maddi ve/veya hukuki yönden aynı değerlendirmeye mazhar oldukları durumlar için va'zedildikleri görülecektir. Mamafih bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş hâliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından istisnaya tabi tutulabilir (Ek protokol madde 2/2). Ceza yargılama hukukumuzda da kanun vazıının benimsediği suç ve ceza politikası doğrultusunda bunun yansımalarını barındırmaktadır. CMK'nın 272/3. maddesinde olduğu gibi. Hatta temyize dair CMK'nın 286. maddesinde istisna kabilinden sayılan hususların, kural olarak her iki derece mahkemesi tarafından da maddi ve/veya hukuki yönden aynı değerlendirmeye mazhar oldukları durumlar için va'zedildikleri görülmekle birlikte, safahatta kanun vazıının belli sebeplerle Ek Protokol'ün 2/2. maddesinde kabul edilen "önem derecesi düşük suçlar bakımından istisna" alanlarını genişletme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Mesela; 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 78. maddesiyle ikinci fıkranın (d) bendinde yer alan "suç niteliğini değiştirmeyen" ibaresi "her türlü" şeklinde değiştirilmiş, 05.08.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle, CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere "c) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar," bendi eklenmiştir. Görüldüğü üzere; normun 7035 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle eklenen (c) bendine göre, hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar kesindir.İş bu kararların güvenlik tedbirleri de içerip içermediğinin bir önemi yoktur. Çünkü "her türlü karar" temyiz edilemez kılınmıştır. İhtilafla doğrudan irtibatlı ve Özel Dairenin kararına dayanak oluşturan CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendine göre; "İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları," temyiz edilemez. Norm kapsama göre; üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ile ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemelerince verilen (ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan, verildiği anda, nitelik itibarıyla kesin olmayan) kararların istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince tesis edilen her türlü kararlar temyiz edilemez. Ancak üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ile ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemelerince verilen hükümler, istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince kaldırılarak ilk defa yeni bir mahkûmiyet hükmü kurulmuşsa ve bu hükümler de 272. maddenin üçüncü fıkrası kapsamında verildiği anda, nitelik itibarıyla kesin olan hükümlerden değilse temyiz edilebilirler. Buna göre üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin olarak ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmü kaldırılarak sanığın beraatine ilişkin verilen bölge adliye mahkemesi hükmü temyiz edilemeyecektir. İstisna hükmündeki, "üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suç" kriterinin, dava açan belge/iddianame içeriğine göre belirleneceği açıktır. Buradaki suç vasfının ve ceza miktarının, kovuşturma aşamasında mahkemelerin vasfını tayin ve cezasını tespit ettikleri suç ve cezaya ilişkin olmayıp, doğrudan davayı açan ve yargılamaya müstenidat teşkil eden iddianamede gösterilen suç ve bu suç için kanunda öngörülen soyut ceza olduğu bellidir. Yargılamanın, "ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil" (CMK madde 225) çerçevesinde yapılabileceği emri gözetildiğinde, safahatta mahkemelerce verilen görevsizlik kararlarındaki vasıflandırmaların bu kriter bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Kanun koyucunun, belli nitelikteki hükümleri kesin kabul ederek olağan kanun yollarına başvuru imkanını kapatması, bu kararların her zaman isabetli bulunacağı ve bünyelerinde bir hukuka aykırılık barındırmayacakları kabulüne dayanmamaktadır. Ancak yargılamanın ilanihaye devam etmemesi, bir hükümle nihayet bulması, hükmün otoritesinin korunması ve hukuki belirlilik ilkeleri gereğince miktar ve süre yönünden sınırlandırılmış kimi kararlara yönelik kanun yollarına gidilememesi kanun koyucunun takdirinde olup hükümdeki hukuka aykırılıkların CMK'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluyla giderilmesi imkânının bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. CMK'nın 286. maddesinin üçüncü fıkrasında tahdidi olarak sayılan suçlarla ilgili özel durumun, 272. maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan hükümler yönünden her halûkârda gözetilmesi gerekir. Bununla birlikte, Ceza Genel Kurulunun 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-202 ve 11.03.2014 tarihli ve 532-126 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında da vurgulandığı gibi, kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu da olabilecektir. TCK'nın "Parada sahtecilik" başlıklı 197. maddesi şöyledir; "(1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. B. Hukuki Değerlendirme Didim (Yenihisar) Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.07.2018 tarih ve 1131-1123 sayı ile; sanığın sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan TCK'nın 197/3, 53, 54 ve 58. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davasının açıldığı, Didim (Yenihisar) 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında 15.08.2018 tarih ve 670-423 sayı ile; sanığa isnat edilen eylemin TCK'nın 197/1. maddesinde düzenlenen parada sahtecilik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.04.2019 tarih ve 124-40 sayı ile; sanığın sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan TCK’nın 197/3, 62/1, 53, 54 ve 58. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve sahte paranın 5320 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca T.C. Merkez Bankasına gönderilmesine karar verildiği, bu hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine duruşma açmaksızın dosya üzerinden inceleme yapan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince 07.05.2021 tarih ve 1036-761 sayı ile; CMK'nın 303/1-a ve 280/1-a maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün kaldırılmasına ve yerine "Sanık hakkında sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e madde ve fıkrası uyarınca sanığın beraatine ..." ibaresi yazılmak suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılan dosyada; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince tesis edilen kararın, İlk Derece Mahkemesince verilen (ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan, verildiği anda, nitelik itibarıyla kesin olmayan) mahkûmiyet kararının istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi sıfatıyla verilmesi ve TCK'nın 197/3. maddesinde düzenlenen, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasını öngören sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koymak suçuna ilişkin beraat hükmü olması nedeniyle, CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığı gerekçesine istinaden temyiz taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "... İncelemeye konu dosyada, sanık hakkında Didim (Yenihisar) Cumhuriyet Başsavcılığının 29.07.2018 tarihli ve 4422-1131 sayılı iddianamesinde sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı sahte olduğunu bilerek tedavüle koyma suçundan TCK’nın 197/3, 53, 54 ve 58. maddeleri uyarınca asliye ceza mahkemesine dava açılmış ise de, Didim (Yenihisar) 3. Asliye Ceza Mahkemesince, 15.08.2018 tarihli ve 670-423 sayılı kararı ile 'sanığın üzerine atılı eylemin TCK'nın 197/1. madde ve fıkrasında düzenlenen piyasaya sahte para sürmek suçunu oluşturulup oluşturmayacağı konusunda delillerin değerlendirilmesinin üst dereceli mahkemeye ait olduğu anlaşıldığından mahkememizin görevsizliğine, sanık ...'ın TCK'nın 197/1, 53, 54, 58 maddeleri uyarınca yargılamasının yapılmak üzere dosyanın görevli ve yetkili Söke Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,' karar verildiği görülmektedir. Her ne kadar Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi 16.04.2019 tarihli ve 124-40 sayılı kararı ile sanığın eyleminin sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koymak suçunu oluşturduğu kanaati ile TCK’nın 197/3, 62/1. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezasıyla mahkûmiyet kararı vermiş ise de, bu kararın sanık müdafiinin istinafı üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 07.05.2021 tarihli ve 1036-761 sayılı kararı ile kaldırılarak 'yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e madde ve fıkrası uyarınca sanığın beraatine, ... ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a madde ve fıkraları uyarınca düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,' dair kararı ile ortadan kalktığı ve temyiz incelemesine esas hükmün beraat kararı olduğu aşikârdır. Beraat kararlarının temyiz incelenmesinde esas alınan suçun mahkemenin beraat kararı verirken kabul ettiği isnat değil iddianame olduğunu tekrarlamakta yarar bulunmaktadır. Bu duruma göre; Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.04.2019 tarihli ve 124-40 sayılı mahkûmiyet kararı Bölge Adliye Mahkemesinin beraat kararı ile ortadan kalkmış olduğundan temyiz incelemesinde Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesine yönelik açılan davaya konu iddianame, yani iddianame yerine geçen görevsizlik kararında yer alan suç ve bu suça yönelik sevk maddelerinin esas alınması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, beraat kararı ile kaldırılan mahkûmiyet kararına esas alınan sevk maddeleri de, görevsizlik kararı veren asliye ceza mahkemesine dava açılırken düzenlenen iddianamede yer verilen sevk maddeleri de temyiz incelemesine esas teşkil etmeyecektir. Bu aşamada, yargılamayı yapan mahkemenin ağır ceza mahkemesi olduğu, bu mahkemeye yöneltilen iddianame yerine geçen görevsizlik kararının temyiz incelemesinde belirleyici olacağı ve bu kararda yer verilen TCK’nın 197/1. fıkrasına esas sevk maddesinin de '...iki yıldan oniki yıla kadar hapis ...' cezasını öngörmüş olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bunun yanında Yargıtay 8. Ceza Dairesinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını değerlendiren 04.07.2024 tarihli ve 18433-5832 sayılı ret kararının '... Bölge Adliye Mahkemesince sanığın Türk Ceza Kanunu'nun 197/3 üncü maddesi gereğince mahkûmiyetine ilişkin karar kaldırıldıktan sonra mahkûmiyet kararı bütün hüküm ve sonuçlarıyla ortadan kalkmış bulunduğundan beraat kararının davaya temel oluşturan görevsizlik kararındaki niteleme olan Türk Ceza Kanunu'nun 197/1 inci maddesi gereğince verilmiş bulunduğunun kabulü gerektiğinden somut olayda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/2-d bendinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu hususun yanında Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.10.2023 tarihli ve 2023/9-55 esas, 2023/515 karar sayılı ilamında açıklanan '... Ceza adalet sistemimizde, bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin, aynı suç sayılacağı ilkesi de gözetildiğinde, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli hâlinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin, 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin temyiz edilemezlik sınırının belirlenmesinde esas alınması gerektiği, ancak bu hâlde adil yargılanma hakkının yeterince uygulanabilir ve etkili olmasının sağlanabileceği kabul edilmelidir.' düşünceye göre suçun nitelikli hâllerinin Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/2-d maddesinde düzenlenen sınırın belirlenmesinde dikkate alınması gerekmektedir.' yönündeki gerekçesi de dikkate değerdir. CMK’nın 286/2-g maddesinin 'on yıl veya daha az hapis cezasını ...' öngören suçlara dair beraat kararlarının temyizi kabil olmadığı yönündeki hükmü ile birlikte değerlendirilmesi de konunun anlaşılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Açıklanan nedenlerle, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince kurulan beraat kararına yönelik temyizin esastan incelenerek reddine dair daire kararına yapılan itirazın 'kararın temyizi kabil olduğu' kanaatiyle reddi gerekirken sayın çoğunluğun 'hükmün temyizi kabil olmadığı yönündeki kabul ile reddine' dair görüşe iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer görüşlerle, Karşı oy kullanmışlardır. Ulaşılan sonuç karşısında (2) numaralı uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 28.03.2024 tarihli ve 18922-2851 sayılı temyiz isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, 3- Cumhuriyet savcısının, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 07.05.2021 tarihli ve 1036-761 sayılı kararına yönelik temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi gereğince REDDİNE, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla