İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /Hukuk Genel Kurulu

YARGITAY · HUKUK GENEL KURULU

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/428 K.2009/483

Hukuk Genel Kurulu 2009/16-428 E., 2009/483 K.

Esas2009/428Karar2009/483Tarih4 Kasım 2009Okuma11 dk · 2.159 kelime

KÜNYE

Mercii
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2009/428
Karar No
2009/483
Karar tarihi
4 Kasım 2009
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.159 kelime·11 dk okuma·6 bölüm

Hukuk Genel Kurulu 2009/16-428 E., 2009/483 K.

İHTİYARİ DAVA ARKADAŞLIĞI

KOOPERATİF YÖNETİM KURULU

MÜTESELSİL SORUMLULUK

RÜCU DAVASI

818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 145 ]

818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 146 ]

1163 S. KOOPERATİFLER KANUNU [ Madde 98 ]

6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 341 ]

"İçtihat Metni"

Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda. (Antalya Asliye Birinci Ticaret Mahkemesi)'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 03.11.2006 gün ve 2003/1188 E.-2006/521 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar Mehmet ve Behzat vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesi'nin 14.10.2008 gün ve 2008/5951 E.-6169 K. sayılı ilamı ile;

(...Davacı vekili, müvekkili kooperatifin eski yöneticileri olan davalıların, kooperatife ait inşaatların yapımında usulsüz harcama yaptıklarını, kooperatif kayıtlarında 202.929.337.597 TL harcama görüldüğünü, oysa delil tespitinde inşaat maliyetinin 170.418.057.014 TL olduğunun belirlendiğini, bu durumda 32.511.280.583 TL zarara neden olunduğunu ileri sürerek, ıslahla birlikte 54.382.234.159 TL'nin temerrüt faiziyle davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan Mehmet, Behzat ve İsmetin vekili, müvekkillerinin 2001 yılında görevlerinin sona erdiğini, makbuz karşılığı ödemelerin dikkate alınıp alınmadığını bilmediklerini savunmuştur. Ayrıca davalı İsmet, kooperatifin işlerinin Mehmet tarafından yürütüldüğünü ve kendisinin yöneticilikten istifa ettiğini savunmuştur. Davalı M.Kazım, kendisinin kısa bir süre görev yaptığını ve istemin zamanaşımına uğradığını savunmuştur.

Mahkemece, alınan bilirkişi raporları doğrultusunda, inşaatlar nedeniyle davacı kooperatifin zarara uğratıl-dığı, davacının istemini 32.511.280.583 TL ile bağladığı, davalılardan Mehmet ve Behzat'ın kuruluştan 2001 yılına kadar görev yaptıkları, diğer yöneticilerin kısa dönemlerde görev yaptıkları, zararların hangi yıl ne kadar olduğunun anlaşılamadığı, davalı M.Kazım bakımından hem TTK'nın 309. maddesindeki zamanaşımının dolduğu,

hem de Yahya ve İsmet ile birlikte bu üç davalının zarara iştirak ettiklerinin kesin ispatlanamadığı gerekçeleriyle, davalılardan Mehmet ve Behzat bakımından davanın kısmen kabulü ile 32.511,28 YTL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle bu davalılardan tahsiline, diğer davalılar M.Kazım, Yahya ve İsmet bakımından ise davanın reddine karar verilmiş; hüküm davalılardan Mehmet, Behzat vekilince temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerinde olmayan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. Ancak, mahkemece davalılardan Yahya ile İsmet hakkında, oluşan zararların hangi tarihlerde meydana geldiği belirlenemediğinden bu davalılar hakkında davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Çünkü davalı eski yöneticilerin sorumluluğu, ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğudur. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri kooperatif adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar ise de. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması ile TTK'nın 336. maddesinde belirtilen hallerde kusursuz olduklarını ispat etmedikçe yöneticiler uğranılan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar.

Bu bağlamda, yöpetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s. 1941, 1942, 1999).

Bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde, mahkemece gerektiğinde kooperatif merkezinde keşif yapılarak, yıllara göre inşaatların yapım aşamaları belirlenerek, davalılardan Yahya ile İsmet'in görev sürelerinde oluşan zararın araştırılması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, iddianın aksine oluşan zararlarda diğer iki davalının kusurunun hangi gerekçelerle bulunmadığı ortaya konulmadan, yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı,...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalılar Mehmet ve Behzat vekili

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

I- Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşme sırasında, işin esasına geçilmeden önce, davacı S.S. Y... Arsa Edindirme Konut Yapı Kooperatifi'nin iki denetçisinden birisi tarafından eldeki davaya vekil atamasının yeterli olup olmadığı, dolayısıyla kooperatifin diğer denetçisinin de açılan davaya ve yapılan işlere onayının alınmasına gerek olup olmadığının değerlendirilmesi ön sorun olarak incelenmiştir.

Ön sorunun konusunu oluşturan olgu şudur:

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollamasıyla, Türk Ticaret Kanunu'nun 341. maddesi hükmüne göre; kooperatif eski yöneticilerinin neden olduğu zararların tazmini istemine ilişkin bir dava açılabilmesi için, Kooperatif Genel Kurulu'nun davanın açılması yönünde bir karar alınması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerekir.

Somut olayda, Kooperatif denetçilerinin takip ettiği bir dava olmadığı gibi, onların usulüne uygun olarak verdikleri vekaletname ile davayı takip eden avukat da bulunmadığından, denetçilerin açılan davaya ve yapılan işlere onaylarının alınması, davayı bizzat takip etmedikleri takdirde vekil atamalarının sağlanması için Hukuk Genel Kurulu'nun 08.07.2009 gün ve 2009/16-284 E.-346 K. sayılı Kararı ile dosyanın mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiş; yerel mahkemece, davacı kooperatifin iki denetçisinden birisi olan Hüseyin tarafından eldeki davayı takip eden Av. Nedim'e verilen 18.04.2005 tarihli vekaletname eklenerek gönderilmiştir.

Davacı Kooperatifin 18.01.2003 ve 02.04.2005 tarihli Genel Kurul Toplantı Tutanakları ile Hüseyin ve Savaş denetim kurulu asıl üyeliklerine seçilmişlerdir.

Bu durumda, davacı Kooperatifin diğer denetçisi Savaş'ın da açılan davaya ve yapılan işlere onayının alınmasına gerek olup olmadığı ön sorun olarak görüşülmüş; davacı Kooperatifin iki denetçisinden birisi olan Hüseyin tarafından

eldeki davayı takip eden Av. Nedim'e verilen 18.04.2005 tarihli vekaletnamenin davanın görülmesi için yeterli olduğu oybirliği ile kabul edilerek, direnme hükmünün esastan incelenmesine geçilmiştir.

II- İşin esasına gelince

Dava, kooperatif eski yöneticilerinin neden olduğu zararların tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar Özel Daire'ce; yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece, haklarındaki dava reddedilen iki davalı bakımından, kararın davacı tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle bu davalılar yönünden usuli müktesep hak oluştuğu ve haklarındaki dava kısmen kabul edilen iki davalının ise davası reddedilen iki davalı hakkındaki kararı onların aleyhine temyiz etme haklarının bulunmadığı, dolayısıyla anılan davalılar yönünden görev yaptıkları dönemlere ilişkin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmü davalılardan Mehmet ve Behzat vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık:

Müteselsil sorumlu olan ve haklarındaki dava ret ile sonuçlanan bir kısım davalılar yönünden;

a)Ret kararının diğer davalılar tarafından temyiz edilip edilemeyeceği, bu hususta hukuki yararlarının bulunup bulunmadığı,

b)Davacının temyizi olmaması nedeniyle bu davalılar yönünden usuli kazanılmış hak doğup doğmadığı,

c)Dolayısıyla anılan davalılar yönünden, görev yaptıkları dönemlere ilişkin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek olup olmadığı,

noktalarında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın açıklığa kavuşturulabilmesi için davanın niteliğinin, taraflar arasındaki borç ilişkisinin ve dava arkadaşlığı münasebetinin irdelenmesinde fayda görülmektedir.

Öncelikle belirtelim ki dava, davacı kooperatifin yönetiminde görev alan davalıların, kooperatife verdikleri iddia olunan zararların tazmini istemine ilişkindir.

Davalıların meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmeleri için öncelikle kooperatife hangi görevleri hangi tarihte yaptıklarının belirlenerek zararla doğrudan illiyet bağlarının belirlenmesi ve bu aşamadan sonra davalıların gö-revleri ve çalıştıkları süreler nazara alınarak zararlandırıcı eylem ve işlemlerin teker teker belirlenerek bu zararlardan davalıların sorumluluklarının ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Özel Daire bozma ilamında, iki davalı hakkındaki soruşturmanın eksikliğine değinilmiş, ayrıca anılan davalılar yönünden ters çevrilmiş kusur sorumluluğuna ilişkin ilkelerin doğru olarak uygulanmadığı belirtilerek, davacı temyizi olmadığı halde Yahya ile İsmet yönünden de bozma kararı verilmiştir.

Hemen belirtelim ki, davalıların sorumluluğu yasadan kaynaklanan müteselsil sorumluluk ve aralarındaki münasebet de ihtiyari dava arkadaşlığıdır.

Müteselsil borçluluk niteliği itibariyle bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu bir borçluluk türü olup, borçlulardan birinin edimin tümünü ifa ederek alacaklıyı tatmin etmesi halinde, evvelce mevcut olmasa dahi ifayı gerçekleştiren borçlu ile diğer borçlular arasında bir hukuki ilişki doğacaktır.

Alacaklıyı tatmin eden bir borçlu, kendisine isabet eden paydan daha fazla bir ödemede bulunduğu takdirde bu fazlalık ölçüsünde diğer borçlulara başvurabilecektir. Bu durum bir borçlunun alacaklıyı tatmin etmesi halinde diğer borçluların da alacaklı karşısında alacaklının tatmin edilmesi ölçüsünde borçtan kurtulmalarının (BK m. 145/1) doğal bir sonucudur.

Buna bağlı olarak yasa koyucu da alacaklıyı tatmin eden borçlunun kendi payından fazla ödemede bulunması durumunda bu fazlalık ölçüsünde diğer borçlulara başvurabileceğini açıkça düzenlemiştir (BK m. 146/1). Bu şekilde belirlenen hak, o borçlunun rücu hakkıdır. Yasa koyucu kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçluya tanıdığı rücu hakkını kuvvetlendirmek amacıyla (BK m. 146/1'de) halefiyete de yer vermiştir.

Açıklanan maddi hukuk hükümleri usul hukukunda dava olarak tezahür etmektedir. Müteselsil borçlular arasındaki ihtiyari dava arkadaşlığı nedeniyle hükmü temyiz etmeyen iki davalı hakkındaki ret kararının kesinleştiği düşünü-lebilir ise de, kesinleşme sorumluluk davasına ilişkin olup, ardından görülecek rücu davası yönünden, yani borçlular arasındaki iç ilişki yönünden hüküm ifade etmez. Rücu davası dikkate alındığında davalıların hükmü temyizde hukuki yararları bulunduğu aşikardır.

Zira sorumluluk davasındaki bilirkişi raporları, kesin delil ve sorumluluk davasındaki karar kesin hüküm oluşturmaz ise de, rücu davası yönünden so-rumluluk davasının kararı güçlü delil oluşturmaktadır. Hakkında güçlü delil oluşan davalının rücu davası yönünden sorumluluk davası hükmünü diğer müteselsil borçlular aleyhine temyiz etmesinde hukuki yararı vardır.

İhtiyari dava arkadaşlarının sonradan birbirlerine karşı açacakları rücu davasında, esas alınacak mahkeme kararı ve dayanağı bilirkişi raporları, ihtilaf henüz önünde iken doğru olarak oluşmalı ve mahkeme davalıların hangi eylem ve işlemleri nedeniyle ne oranda sorumlu tutulup tutulmayacaklarını sorumluluk davası sırasında halletmelidir.

Bu kabul tarzı rücu davasında haksız yere temyiz edenler aleyhine güçlü delil oluşmaması yönünden doğru olduğu gibi, usul ekonomisi yönünden de tarafları tatmin edecektir. Temyiz etmeyen davalıların usuli müktesep hakları da mahkemece icrai nitelikte bir hüküm kurulmayacağı, bozma sonrası kararın gerekçesinde haklarındaki ret kararı kesinleşen davalıların da sorumluluk derecesinin tespit edilmesiyle yetinileceği dikkate alındığında ihlal edilmemiş olacaktır.

Açıklanan gerekçelerle rücu davası ile borçlular arasındaki iç ilişki ve usul ekonomisi dikkate alındığında ret kararının temyizinde davalıların hukuki yararı bulunduğunun kabulü zorunlu olduğu gibi, haklarındaki ret kararı kesinleşen davalılar yönünden sorumluluklarının tespitine ilişkin araştırma, inceleme ve değerlendirme ile yetinilerek icrai nitelikte bir hüküm kurulmayacak olması da davalılar yönünden usuli kazanılmış hakkın ihlal edilmediğini göstermektedir.

Hal böyle olunca anılan davalılar yönünden haklarında kesinleşen karardaki sorumluluklarının, eldeki davanın davacıları yönünden değişmeyeceği gözetilerek görev yaptıkları döneme ilişkin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırıla-rak, tüm müteselsil borçluların sorumluluklarının tespit edilmesi gereğine de-ğinen ve gerek temyiz hakkı, gerek usuli müktesep hak yönlerinden usul ve yasaya uygun bulunan ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalılar Mehmet ve Behzat vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 04.11.2009 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Davacı kooperatif tarafından davalılar aleyhine açılan tazminat davasında, davalıların değişik zamanlarda kooperatif yönetiminde görev aldıkları ve işlemleri ile kooperatifi zarara uğrattıkları iddia edilerek beş davalı hakkında tazminat davası açılmıştır. Yargılama sonunda mahkeme davalılardan Mehmet ve Behzat hakkındaki davanın kısmen kabulüne, davalılardan İsmet ve Yahya'nın sorumlulukları belirlenemediğinden haklarında açılan davanın reddine, diğer davalı M.Kazım'ın da hem sorumluluğu belirlenemediğinden, hem de bu kişi hakkında açılan davada zamanaşımı dolduğundan hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.

Verilen bu karar davacı tarafından temyiz edilmemiş ve haklarında ret kararı veri-len davalılar yönünden kesinleşmiştir. Haklarındaki dava kısmen kabul edilen davalıların temyizi üzerine Özel Daire ve HGK bu tür davalarda ispat külfetinin ters çevrildiğini, bu kişilerin kusursuz olduklarını kendilerinin ispat etmesi gerektiğini, ileride açılacak bir rücu davasında burada belirlenen kusurun dikkate alınacağını belirterek kararı haklarındaki dava ret edilenlerden sadece Yahya ve İsmet yönünden bozmuş, diğer davalı M.Kazım hakkında ise herhangi bir bozma yapmamıştır.

Aşağıda açıklanan nedenlerle bozma gerekçesine katılamıyorum; öncelikle be-lirtmek gerekir ki davacı, haklarında dava ret edilen her üç davalı ile ilgili kararı temyiz etmemiş ve karar bu kişiler yönünden kesinleşmiştir. Bozma gerekçesinde belirtilen ters çevrilmiş ispat külfeti, davanın reddi ve davacının temyizi halinde gözönüne alınacak bir husustur. Mahkemenin ret kararı davacı ile haklarında dava ret edilen davalılar arasında kesin hüküm oluşturduğundan artık bu davalılar yönünden ispat külfetinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.

Bozma gerekçelerinden birisi de ileride açılabilecek bir rücu davasında burada belirlenecek kusur oranının önem arzedeceğidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ileride davalıların kendi aralarında bir dava açıp açmayacakları belli değildir. Mevcut olmayan bir dava için şimdiden haklarındaki karar kesinleşmiş bulunan davalılar yönünden aynı davanın kusur tespiti bakımından devam ettirilmesinin hiçbir yasal dayanağı yoktur.

Haklarında karar kesinleşen davalılar yönünden artık bu dava sona ermiştir ve davada bulunmalarını gerektiren bir durum da yoktur. Davalıların bulunmadığı bir aşamada bu kişilerin sorumluluklarının bulunup bulunmadığının araştırılması güvenli yargılama hakkına da aykırıdır.

Haklarındaki karar kesinleşmiş bulunan ve hukuken artık bulunmadıkları bir davada ileride açılabilecek bir rücu davası nedeniyle sorumluluklarının araştırılması kişinin güvenli yargılanma hakkına da aykırıdır.

Davacı, davalıların kooperatif yöneticisi olarak görev yaptıkları dönemlerde verdikleri zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği gibi müşterek ve müteselsil sorumlular arasındaki ilişki, haklarında açılan dava yönünden ihtiyari dava arkadaşlığıdır. Bu hususta hem yargısal kararlarda, hem de doktrinde görüş birliği vardır.

Dava birlikte açılmış olsa bile her ihtiyari dava arkadaşı hakkındaki dava ayrı bir davadır ve diğeri ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Yine yargısal uygulamalara göre ihtiyari dava arkadaşları hakkında verilen karar aynı tarafta bulunduklarından birbirleri arasında kesin hüküm oluşturmayacaktır. Kes'n hüküm oluşturmaması hem hükmün sonucu bakımından, hem de hükme esas alınan ve sorumluluğu belirleyen kusur oranı bakımındandır.

Daha açık anlatımla, bu davada kusur oranı ne biçimde belirlenirse belirlensin davalılar arasında ileride görülebilecek bir davada kesin hüküm olmayacak, kesin delil olmayacak, mahkeme yeniden inceleme yapacaktır.

Bu davadaki kusur oranının açılacak davada güçlü delil olabileceği yolundaki düşünce ise yukarıda anlatılan ilkelere aykırı olup, hakimin yeniden kusur incelemesi yaptırmaksızın karar vermesi gibi bir durum doğurur ki, bu hem kesin hüküm olmama ilkesine aykırıdır, hem de hakimin vereceği karara şimdiden ipotek koyma anlamına gelir.

SONUÇ / HÜKÜM

Bir an için bozma gerekçelerine katıldığımız düşünülse bile, bu defa bu bozma gerekçelerinin haklarında açılan dava ret edilen bütün davalılar için geçerli olması gerekir. Oysa sadece davalılar Mehmet ve İsmet yönünden karar bozulmuş, yine hakkındaki dava ret edilip kesinleşen M.Kazım bozma kapsamının dışında bırakılmıştır. Oysa bozma gerekçelerinin aynı şekilde bu davalı için de geçerli olması gerekirdi. Tüm yukarıda açıklanan nedenlerle bozma gerekçelerine katılamadığımdan yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2009/428, K. 2009/483, 4 Kasım 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İhtiyari Dava Arkadaşlığı
  4. Kooperatif Yönetim Kurulu
  5. Müteselsil Sorumluluk
  6. Rücu Davası
  7. II- İşin esasına gelince
  8. Karşı Oy
  9. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2009/428
Karar No
2009/483
Tarih
4 Kasım 2009

İlgili Kararlar

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/430 K.2009/471
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/431 K.2009/472
  • Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E.2009/432 K.2009/7429
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/432 K.2009/499
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/436 K.2009/487
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/438 K.2009/500

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.