İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /Hukuk Genel Kurulu

YARGITAY · HUKUK GENEL KURULU

İçtihat Metni

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2017/595 K.2019/364

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.10.2014 tarihli, 2013/982 E., 2014/1979 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13.…

Esas2017/595Karar2019/364Tarih28 Mart 2019Okuma11 dk · 2.238 kelime

KÜNYE

Hukuk Genel Kurulu 2017/595 E., 2019/364 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
28 Mart 2019
Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.238 kelime·11 dk okuma·4 bölüm

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.10.2014 tarihli, 2013/982 E., 2014/1979 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16.02.2015 tarihli, 2014/47620 E., 2015/4444 K. sayılı kararı ile;

“...Davacı, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca zararlarının karşılanması için davalı idareye başvurduğunu, başvuru neticesinde 16.585,9-TL ödenmesine karar verildiğini, bu kapsamda davalı ile sulhname imzaladıklarını, davalı idarenin geç ödeme yapması nedeniyle gecikilen döneme ilişkin faiz alacağının tahsili için icra takibi başlattığını ancak davalı idarenin itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının icra takibine vaki itirazının iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, 5233 sayılı kanundan doğan zararının davalı idare tarafından geç ödenmesi nedeniyle gecikilen döneme ilişkin faiz alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine vaki davalının itirazının iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır.

Mahkemece davalının sulhnamenin düzenlendiği tarihten itibaren 3 aylık sürede ödeme yapmayarak temerrüde düştüğü gerekçesiyle bu sürenin dolduğu tarih ile ödeme tarihi arasında hesaplanan yasal faiz miktarı yönünden davalının icra takibine vaki itirazının iptaline, takibin devamına karar verilmiştir.

5233 sayılı kanunun 13.maddesinde sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanacağı düzenlenmiştir. 5233 sayılı kanunun 13.maddesinde belirtilen bu süre düzenleyici bir süre olup alacağı muaccel hale getirir. Ancak davalının temerrüde düşmesi için BK 101.maddesi gereğince ayrıca temerrüt ihtarı gerekir.

Davacı, ...nun 101.maddesine göre davalıyı temerrüde düşürmemiştir. Davacı, usulünce davalıyı temerrüde düşürmediğinden işlemiş aiz yönünden icra takibinde bulunması yerinde değildir. O halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin terör olayları nedeniyle uğradığı zararların karşılanması yönündeki başvurusunun zarar tespit komisyonunca incelenip kabul edilmesi üzerine davalı idare ile müvekkili arasında 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun çerçevesinde sulhname imzalandığını, anılan Kanun’un 13. maddesinde sulhname ile belirlenen tazminatın üç ay içerisinde ödeneceğinin kararlaştırılmasına rağmen ödemenin daha geç yapılması nedeniyle doğan gecikme faizi alacaklarının tahsili yönünde başlattıkları takibe haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili sulhname çerçevesinde belirlenen tazminatın davacıya tümüyle ödendiğini, ödeme sırasında gecikme faizi ile ilgili herhangi bir ihtirazî kayıt ileri sürülmediğini, ifa gerçekleşmekle borç sona erdiğinden asıl borca bağlı istemlerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 131. maddesi hükmüne göre aksi kararlaştırılmadığı takdirde istenmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle verilen ret kararlarının temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, sulhnamede gecikme faizinin ödeneceğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığını, sulhname hakkında valilik onayının alınmasını müteakip ilgili bakanlıktan ödenek talep edildiğini, ödenek geldiğinde de ödeme yapıldığını, icra takibinin haksız ve kötü niyetli olarak başlatıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen üç aylık süre içerisinde sulhnamede kararlaştırılan tazminatın ödenmediği çekişmesiz olan davada gecikme faizinin tahsili yönündeki icra takibinin haklı olduğunun bilirkişi raporu ile de tespit olunduğu, davacının banka hesabına yatan parayı çekerken gerçek iradesini yani faiz hakkını saklı tuttuğunu belirtmesinin imkân dâhilinde olmadığı, bu nedenle ihtirazî kayıt koyamasa bile faiz hakkını sonradan talep etmesinin mümkün olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, itirazın iptaline, takibin aynı koşullarda devamına karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

Bozma kararına karışı Yerel Mahkeme ilk karar gerekçeleri ve benzer dosyalarda verilen kabul kararlarının temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği açıklamasıyla direnme kararı vermiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık 5233 sayılı Kanun çerçevesinde sulhnameye bağlanan tazminat ödemesinin anılan Kanun’da öngörülen üç aylık süreden sonra yapılmış olması nedeniyle davacının işlemiş faiz talebinde bulunulabilmesi için temerrüt ihtarının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

İşin esasının değerlendirilmesinden önce uyuşmazlığın adli yargı mercilerinde mi, idari yargı mercileri önünde mi çözümlenmesi gerektiği ön sorun olarak tartışılmış; 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Kanunu çerçevesinde taraflar arasında “sulhname” adı altında düzenlenen protokol sonrasında ve bu protokolde kararlaştırılan tazminatın ifa tarzından doğan çekişmenin artık idare hukuku kuralları çerçevesinde çözümlenemeyeceği, davada adli yargı mercilerinin görevli olduğu, bu nedenle ön sorunun söz konusu olmadığına oy çokluğu ile karar verilerek uyuşmazlığın incelenmesine geçilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “ifa zamanı” kavramına kısaca değinilmelidir.

İfa zamanı alacaklının borçludan edimin ifasını isteyebileceği, gerektiğinde bu amaçla dava açabileceği, borçlunun da edimin ifa zorunda olduğu zamanı (borcun muacceliyeti) ifade ettiği gibi, bir başka yönden de borcun borçlu tarafından ifa edilebileceği anı (borcun ifa edilebilirliği) gösterir.

Yürürlük tarihi itibariyle uyuşmazlıkta uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) “Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden anlaşılmadığı takdirde borcun heman ifa ve derhal icrası talep olunabilir.” şeklindeki 74. maddesine göre, kural olarak borcun doğar doğmaz, hemen, ifası istenebilir. Buradaki “hemen” sözünün zaman yönünden anlamı, borçlunun edimi yerine getirmek için dürüstlük kuralına göre ihtiyaç duyduğu zamanın göz önünde tutulması ve buna göre belirlenmesidir (Eren, F.: Borçlar Hukuk Genel Hükümler, İstanbul 2003, 8.b., s.907).

Kural bu iken, aynı madde içeriğinde istisna da düzenlenmiştir. Buna göre, borç bir vade veya süreye bağlanmışsa, edim bu vadede veya süre içinde ifa edilmelidir. Süreye bağlı borçlarda ifa zamanı ya tarafların anlaşmalarına ya da hâl ve şartlara yahut bir kanun hükmüne göre belirlenir. Yeri gelmişken; vade ifa fiilinin gerçekleştirileceği belirli bir zaman birimi veya kesiti olarak tanımlanırken, sürenin belirli bir zaman aralığını ifade eden bir kavram olduğunu belirtmekte de fayda vardır.

İfa zamanını mutlak veya nispi olarak tayin edilebilir. İfa zamanının mutlak olarak tayini belli bir zaman ölçüsüne dayanır ve bir tarih, bir takvim günü esas alınır. İfanın nispi tayininde ise bunun aksine kesin bir gün tespit edilmez, daha çok bir olay veya durum göz önünde bulundurulur.

Vade ile ilgili bir başka ayrım olağan vade, belirli vade ve kesin vade kavramları arasında söz konusudur. Belirli vade, borcun muaccel olduğu zamanı ve bunun yanında borcun ifa edilmemesi hâlinde alacaklının ihtarına gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşeceği zamanı ifade ederken, kesin vade söz konusu olduğunda borçlu ihtara gerek olmaksızın mütemerrit olur. Olağan vade ise, borcun muaccel olduğu, alacaklının edimini talep edebildiği, borçlunun da bunu ifa etmek zorunda olduğu tarihi anlatan bir kavramdır ve bu tür vadeye bağlı işlemler “ihbara bağlı olan işlemler” olarak adlandırılır. Burada borçlu vadenin gelmesiyle kendiliğinden mütemerrit olmaz.

Temerrüt kavramı ise, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hâle gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Bu husus BK’nın 101. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olup ikinci fıkra hükmüne göre ise “Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün hitamı ile” borçlu mütemerrit olacaktır.

Temerrüt için aranan ihtar hukuki işlem benzeri fiil mahiyetinde olup, alacaklının alacak miktarını belirterek borçludan borcun ifasını istemesi, ifayı kabule hazır olduğunu bildirmesi anlamına gelir. İhtar kural olarak şekle tabi olmayıp, yapılmadığı itirazı vaki olursa aksinin ispatı, niteliği gereği alacaklıdan beklenir.

Somut uyuşmazlıkta ... Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Tespiti Komisyonu Başkanlığı ile davacı arasındaki “Sulhname” başlıklı belgede ödenmesi kararlaştırılan tazminat için herhangi bir ifa zamanı belirlenmemiş, “5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun gereğince karşılanması ve ifa tarzını sulhen kabul ederim” denilmek suretiyle söz konusu özel kanuna atıf yapılmakla yetinilmiştir.

Bu noktada 5233 sayılı Kanun’un yukarıda yapılan açıklamalar ışığında teknik anlamıyla bir ödeme günü belirleyip belirlemediği tartışılmalıdır.

Anılan Kanun’un 13. maddesi “Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.” şeklindedir.

Bu düzenlemeye göre ödemenin yapılması için öncelikle sulhnamelerin imzalanması, sonrasında sulhun valilikçe uygun görülüp onaylanması ve devamında tazminat tutarlarınca bu amaçla Bakanlık ödeneği oluşturulması gerekli olup bu koşulların gerçekleşmesini takip eden üç ay içerisinde tazminatların ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Görüldüğü üzere kanun koyucu ödeme ile ilgili olarak kesin bir vade öngörmemiştir. Zira sulh sonrası valilik onayının ne zaman gerçekleşeceği, ödeneğin ne kadar süre içerisinde oluşturulacağı belirli değildir.

Davacı vekili davalıya hitaben yazdığı dilekçelerde sulhname ile kararlaştırılan tazminatın (miktarı belirtilmeksizin) işlemiş faizi ile ödenmesi talebini iletmiş olduğundan, tazminatın tahsili sırasında ayrıca faize yönelik ihtirazî kayıt ileri sürmüş olması aranmayacak ise de; sulhname ile atıf yapılan Kanun’da yukarıda izah edildiği üzere belirli bir vade öngörülmediğinden davalı borçlunun alacaklı davacının ihtarı ile temerrüde düşürülmesi gereklidir.

Somut olayda alacaklı tarafından bu neticeyi sağlamaya uygun bir ihtarda bulunulmadığı gözetildiğinde borçlunun temerrüdünden, dolayısıyla temerrüt faizi borcu bulunduğundan söz edilemez.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında 5233 sayılı Kanun’da öngörülen sürenin alacaklının ihtarına gerek olmaksızın temerrüt sonucunu doğur mahiyet arz ettiği, davacı alacaklının uyuşmazlığın safahatı boyunca işlemiş faiz hakkını saklı tuttuğu, bu nedenle direnme kararının yerinde olduğu, direnme noktası dışında kalan hususlara ilişkin itirazların incelenmesi için dosyanın Özel Daire’ye gönderilmesi gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONU Ç

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 28.03.2019 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

Dava, faiz alacağına ilişkin olup uyuşmazlık, 5233 sayılı Kanun un 13. maddesinde belirtilen 3 aylık sürenin kesin vade olup olmadığı ve belirlenen tazminatın ihtirazi kayıt konulmadan tahsil edilmesi karşısında bu davanın dinlenip dinlenemeyeceği hususunda toplanmaktadır.

5233 sayılı Kanun'un 13. maddesinde ''Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.

Bakanlık, ellibin Yeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ile yapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298'inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Bu şekilde belirtilen sürenin 09.05.1956 gün ve 1953/11 E, 1956/5 K sayılı İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu kararının gerekçesinden de esinlenilerek kesin vade olduğunu savunanlar varsa da bu sürenin düzenleyici süre olduğu dolayısıyla borçlunun ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekeceği kabul edilmelidir.

Ne var ki somut olayda davacı gerek zarar tespit komisyonu gerekse Valiliğe hitaben yazdığı dilekçelerinde faiz istediğine ve faiz hakkını saklı tuttuğuna göre ana parayı tahsil ederken ayrıca faiz hususunda ihtirazi kayıt koymasına gerek yoktur. Davacı 5233 sayılı Kanun'un 13. maddesinde belirtilen 3 aylık süre geçtikten sonra davalıyı temerrüde düşürdüğünü iddia etmesine (mahkemenin de bu şekilde kabulü olmasına) göre bu iddia üzerinde durulmadan sonuca gidilemeyeceğinden sayın çoğunluk kararına katılamıyorum.

KARŞI OY

Dava, 5233 sayılı yasa gereğince ödenmesi gereken tazminatın zamanında ödenmemesi nedeniyle gecikme faizi alacağının tahsili amacıyla girişilen icra takibine itirazın iptaline ilişkindir.

Davacı, ödemenin taraflar arasında kararlaştırılan sulh sözleşmesi gereğince zamanında ödenmediğini bu nedenle gecikme faizi alacağı doğduğunu ileri sürmüş,

Davalı ise, tazminatın tahsili sırasında itirazi kayıt ileri sürülmediğini, sulhnamede gecikme faizi ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Yerel mahkemece, tazminatın sulhname gereğince süresinde ödenmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Dairece, borçlunun temerrüde düşürülmediği, bu nedenle davanın reddi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş, Yerel Mahkemece önceki kararda ısrar edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen sulhname gereğince tazminatın süresinde ödenip ödenmediği, tazminatı bankadan tahsil eden davacının ihtirazi kayıt koymaması nedeniyle gecikme faizi isteyip isteyemeyeceği, ayrıca borçlunun temerrüde düşürülmesine gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Taraflar arasında düzenlenen 12.01.2009 tarihli “sulhname” başlıklı sözleşme ile bütün maddi zararların “...5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun gereğince karşılanmasını ve ifa tarzını sulhen kabul ederim.” şeklindeki beyan ile ödeminin neye göre ve ne zaman yapılacağı belirlenmiştir.

5233 sayılı yasanın Zararın Karşılanması başlıklı 13. maddesi “Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.” şeklindedir.

Ödemenin sulhnamenin imzalanmasından sonra üç ay içerisinde yapılacağı açıkça kanunla hüküm altına alınmıştır. Sulhnameyle taraflar bu ödeme süresini kabul etmişlerdir. Kanun metninde sulhnameden sonra “konulacak” ödenekten değil, “konulan” ödenekten bahsedilmektedir. Yasanın bu yazım şeklinden, bu tür zararlar için Bakanlık bütçesine bu amaçla ödenek konulduğu ve zararların konulan bu ödenekten ödeneceği açıkça anlaşılmaktadır. Aksi olsaydı Kanun Koyucu “konulan ödenekten” değil “üç ay içerisinde bu amaçla konulacak ödenekten” bahsetmesi gerekirdi.

Karşılıklı imza altına alınmış sözleşme ile açıkça ödemenin ne zaman yapılacağı belirlenmiştir. Bu tarih sözleşmenin imzalanmasından itibaren en geç üç aydır. Sözleşme 12.01.2009 tarihinde imzalandığına göre ödeme en geç 12.04.2009 tarihinde yapılmalıdır.

Alacaklı tarafından borçlunun temerrüde düşürülmesine gerek bulunup bulunmadığı tartışmasına gelince; somut olaya işlem tarihinde yürürlükte bulunan ve uygulanacak olan 818 sayılı Borçlar Kanunu 101. maddesi (TBK 117.m) “...Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş...mücerret bu günün hitamı ile borçlu mütemerrit olur.” demektedir.

Faiz hakkının saklı tutulmadığı savunmasına gelince; davacı tazminatı bankadan almıştır. Bankadan ödemeyi alırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması mümkün değildir. Uygulama ve yerleşmiş Yargıtay içtihatları da bu yöndedir.

Somut olaya döndüğümüzde; Davacının tazminat alacağı, taraflarca kararlaştırılan günde ödenmemiştir. Ödeme günü sulhname ve burada yapılan atıfla 5233 sayılı Yasanın 13. maddesi ile açıkça bellidir. Ödeme günü birlikte tayin edildiğine göre ayrıca temerrrüde gerek bulunmamaktadır. Asıl alacağın tahsili sırasında “muhafaza kaydı” koymakta fiilen mümkün değildir.

Açıklanan bu nedenlerle direnme uygundur. Ancak hüküm altına alınacak gecikme faizi miktarının doğru olup olmadığını denetleme makamının Özel Daire olması nedeniyle bu açıdan dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. Bu gerekçelerle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/595, K. 2019/364, 28 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Hukuk Genel Kurulu Kararı
  4. Sonu Ç
  5. Karşı Oy
  6. Karşı Oy

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2017/595
Karar No
2019/364
Tarih
28 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2017/596 K.2019/4152
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2017/598 K.2019/237
  • Yargıtay 18. Ceza Dairesi E.2017/599 K.2019/4931
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2017/601 K.2019/4115
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2017/602 K.2019/253
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2017/603 K.2019/4127

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.