İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A. Ş. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14438)

(Başvuru Numarası: 2014/14438)

Başvuru No2014/14438Tarih22 Mart 2017Okuma18 dk · 3.655 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm

Başvuru No
2014/14438
Karar tarihi
22 Mart 2017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.655 kelime·18 dk okuma·19 bölüm

A. Ş. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/14438)

Karar Tarihi: 22/3/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, zorunlu askerlik hizmeti sırasında gerçekleşen

intiharın önlenmemesi ve bu intiharla ilgili etkili bir soruşturma

yürütülmemesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan İ. Ş.'in oğlu,

diğer başvurucuların ise kardeşi olan 1992 doğumlu(A.Ş.) olay tarihinde zorunlu

askerlik hizmetini yerine getirmektedir.

A. Başvurucuların

Yakınının Askerlik Süreci

9. A.Ş. askere alınmadan önce psikolojik muayene de dâhil olmak

üzere bir dizi sağlık kontrolünden geçirilmiş ve bu kontroller sonucunda

askerlik yapmaya elverişli bulunarak 23/2/2012 tarihinde Birliğine katılmıştır.

10. A.Ş. askerliği sırasında psikiyatrik yönden tedavi görmemiş;

kendisi, yakınları ya da arkadaşları tarafından ruhsal sorunu olduğuna ilişkin

olarak amirlerine ya da başka bir askerî birime herhangi bir başvuru da

yapılmamıştır. Birliğine katılır katılmaz yapılan psikososyal

risk faktörü anketine verdiği cevaplarda A.Ş. sağlığı ve sosyoekonomik

durumuyla ilgili olarak herhangi bir sorunu bulunmadığını belirtmiş, yetkililer

tarafından kendisiyle aynı zaman diliminde gerçekleştirilen görüşmelerde de bu

yönde sorulan sorulara aynı nitelikte cevaplar vermiştir.

11. A.Ş. Birliğine katıldığı tarihten yaklaşık on sekiz gün

sonra 11/3/2012 günü sabah saatlerinde kaldığı koğuştaki bir ranzaya kendini

asarak intihar etmiştir.

B. Ceza Soruşturması Süreci

12. Yetkili Askerî Savcılık tarafından olay hakkında derhâl ve

resen bir soruşturma açılmıştır. Bu soruşturmada öncelikle Savcı tarafından

Jandarma Olay Yeri İnceleme Birimi (Olay Yeri İnceleme) ile birlikte olay

yerinde maddi delil incelemesi yapılmış; bu incelemede herhangi bir darp ve

boğuşma izine rastlanılmadığı, müteveffanın ranzanın üst bölümüne palaskasıyla

bir ası mekanizması kurduğu görülmüştür.

13. Olay yerinin incelenmesinden sonra doktor bilirkişisi

refakatinde cesedi üzerinde gerçekleştirilen ölü muayenesinde ise müteveffanın

boynunda ası izi olduğu ve vücudunun diğer bölgelerinde, kıyafetlerinde

herhangi bir boğuşma veya mücadele yaşadığına ilişkin bir emare bulunmadığı

belirlenmiştir. Ölü muayene sonrasında Adli Tıp Kurumu tarafından

gerçekleştirilen otopsi sonucunda müteveffanın ölümünün ası sonucu

gerçekleştiği anlaşılmıştır.

14. Soruşturmada, müteveffa ile aynı yerde görev yapan farklı

rütbedeki askerler de tanık sıfatıyla dinlenilmişlerdir. Bu kişiler

ifadelerinde özetle müteveffanın kimi zaman neşeli kimi zaman ise içine kapanık

davranışlar sergilediğini, olaydan önce herhangi bir sorunu veya psikolojik

rahatsızlığı olduğundan bahsetmediğini, ayrıca kendisine kötü muamelede bulunulmadığı

gibi anlaşmazlığı olan bir kişinin de olmadığını söylemişlerdir.

15. Bu tanıklardan er H.K. ifadesinde; askerliğe müteveffayla

birlikte başladığını, birbirlerine "can dostu" -diğer amaçların

yanında askerlerin birliklerine intibaklarını kolaylaştırmak için kurulan

askerî bir uygulama- olarak görevlendirildiklerini, sohbetleri sırasında

müteveffanın küçük yaştayken annesinin öldüğünü ve on üç yaşına kadar Sosyal

Hizmetler veÇocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) himayesinde

büyüdüğünü söylediğini ancak annesinin nasıl öldüğünü açıklamadığını

belirtmiştir.

16. Tanık V.A. ise H.K.nın ifadesinde

belirttiği hususlara ek olarak olaydan bir gün önce sohbetleri sırasında

müteveffanın "Çok bunalıyorum, ölsem de

kurtulsam." dediğini, kendisinin ise "Saçma düşünme, Allah'ın verdiği canı nasıl

alacaksın?" şeklinde karşılık verdiğini, ertesi gün sabah

saatlerinde müteveffanın kendisine birlikte koğuşa gitmeyi teklif ettiğini

ancak kendisinin bu teklifi gündüz saatlerinde koğuşta kalmanın yasak olması

nedeniyle kabul etmediğini, müteveffanın ise soğuk algınlığı yaşaması nedeniyle

izinli olduğundan koğuşuna gittiğini, ardından burada intihar ettiğini

öğrendiğini söylemiştir.

17. Bölük Komutanı E.U. müteveffaya görev yaptığı birliğe

katılır katılmaz "psikososyal risk faktörü

anketi" doldurttuklarını, bu ankete verdiği cevaplarda herhangi bir

rahatsızlığı veya sorunu bulunduğunu belirtmediğini, bu ankete göre psikolojik

açıdan riskli bir personel olarak sınıflandırmadıklarını beyan etmiştir.

18. Üsteğmen G.U. ifadesinde, Birliğe katıldığında müteveffayla

"lider danışmanlık görüşmesi"ni

gerçekleştirdiğini, müteveffanın bu görüşmede kardeş sayısı hakkında doğru

bilgiler vermediğini ve sağlık sorunu olarak sadece mide bulantısı olduğunu

söylediğini belirtmiştir.

19. Soruşturmada, başvurucular A. Ş. ve A. Ş. de dinlenilmiş;

adı geçenler ifadelerinde müteveffanın herhangi bir psikolojik rahatsızlığının

veya bu boyuta varmayan ruhsal sorununun bulunmadığını ve annelerinin olaydan

yaklaşık 20 yıl önce intihar ettiğini söylemişlerdir.

20. Soruşturma sonucunda Askerî Savcılık tarafından 25/7/2012

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda; müteveffanın

özel yaşantısına ilişkin bilinmeyen bir nedenle intihar ettiği, ölümünde bir

kişinin ihmali, kusurlu veya kasti bir davranışı bulunmadığı, ayrıca

soruşturmada intiharın teşvik edildiği, azmettirildiği veya intihar kararının

kuvvetlendirildiğine ilişkin bir bulgunun da elde edilmediği gerekçesine yer

verilmiştir.

21. Bu karar başvuruculara bildirilmiştir. Başvuru dosyasında,

başvurucuların bu karara itiraz edip etmediklerine ilişkin bir bilgi veya belge

bulunmamaktadır.

C. İdare Mahkemesinde Açılan Tazminat Davası

Süreci

22. Başvurucular, yakınlarının intiharında görevlilerin hizmet

kusuru bulunduğunu iddia ederek olay nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri

maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebiyle 11/12/2012 tarihinde Millî

Savunma Bakanlığına başvurmuşlardır. Bakanlık tarafından bu başvurularına

herhangi bir cevap verilmemiştir.

23. Başvurucular, yaptıkları başvurunun idarece bu şekilde

zımnen reddedilmesi üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Daire

Başkanlığı (İkinci Daire) nezdinde aynı taleplerini içeren -toplamda 225.000 TL

tazminat- bir dava açmışlardır.

24. İkinci Daire 26/2/2014 tarihli kararıyla davanın reddine

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(...) olayla ilgili yapılan adli

soruşturma neticesinde de tespit edildiği üzere, müteveffanın tamamen kendi

iradesi ile koğuşta bulunan ranzada kendini asarak intihar etmesi suretiyle

ölümü olayında, zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet

bağının bulunmadığı, davacılar vekilinin de intihar olayına ilişkin olarak

davalı idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunu doğuracak herhangi bir

somut delili ortaya koyamadığı, davalı idareye yüklenebilecek bir nedensellik

bağının mevcut olmadığı, davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun ya da

kusursuz sorumluluk şartlarının mevcut olmadığı değerlendirilerek dava konusu

olayda idareye yüklenebilecek hukuki bir sorumluluğun bulunmadığı, tüm bu

hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacıların maddi ve manevi tazminat

istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği (sonuç ve kanaatine

ulaşılmıştır)."

25. Başvurucuların karar düzeltme talepleri de İkinci Dairenin

9/7/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

26. Karar, başvurucular vekiline 1/8/2014 tarihinde tebliğ

edilmiş; yasal otuz günlük süresi içinde 27/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur. Başvurucular, bireysel başvurularında kamuya açık belgelerde

kimliklerinin gizli tutulması taleplerinde bulunmuştur.

IV. İlgili Hukuk

27. 25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu

ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kovuşturmaya

yer olmadığına dair karara itiraz" kenar başlıklı 107. maddesi

şöyledir:

"Askerî savcı tarafından verilen

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ile şüpheli ve

suçtan zarar görene bildirilir.

Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkeme

kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya da

suçtan zarar gören, kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren askerî savcının teşkilâtında

olduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakın askerî mahkemede itiraz

edebilirler. En yakın askerî mahkemenin tayininde kararsızlık olursa, bu husus

Millî Savunma Bakanlığınca giderilir. İtiraz isteminde kamu davasının

açılmasını haklı gösterecek olaylar ve deliller gösterilir."

28. 8/10/1986 tarihli ve 86/11092 sayılı Bakanlar Kurulu

kararıyla kabul edilen ve 24/1/1986 tarihli ve 19291 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Silahlı

Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nin -olay tarihinde yürürlükte bulunan-

5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Yükümlülerin ilk

sağlık muayeneleri Askerlik Kanunu gereğince son yoklama sırasında askerlik

şubelerinde toplanan askerlik meclisindeki iki tabip (birisi sivil olabilir)

tarafından aşağıdaki şekilde yapılır.

1)

(Değişik bent: 16/06/2008 - 2008/13831 S.Yön/2.mad)

Ruh ve beden durumları ile iç organları dikkatle gözden geçirilir, ...

Yükümlünün bildiği herhangi bir hastalık veya arızası olup olmadığına ilişkin

ve muayene sırasında herhangi bir sağlık yakınması bulunup bulunmadığına

ilişkin ekte yer alan Yükümlülere Yoklamalarda Uygulanacak Sağlık Durumu

Hakkında Bilgi Formuna uygun yazılı beyanı alınır. ...

(...)"

29. Anılan Yönetmelik'in 5. maddesinin başvuru tarihi itibarıyla

yürürlülükteki 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(Değişik:14.1.2013-13/4240-1 md.) Askerlik Kanunu gereğince yükümlülerin sağlık

muayeneleri, askerlik şubelerinin bulunduğu yerlerde, öncelikle varsa kayıtlı

olduğu aile hekimi tarafından, yoksa en yakın resmi sivil sağlık kuruluşunda

veya asker hastanelerinde tek tabip tarafından aşağıdaki şekilde yapılır.

(...)"

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 22/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

31. Başvurucular;

i. Devlet tarafından

askerliğe alma işlemi sırasında gerçekleştirilen muayenelerin yürürlükteki

mevzuat gereğince konunun uzman olmayan bir hekim -aile hekimi- tarafından

gerçekleştirilmesi nedeniyle müteveffanın intihar edebileceğinin daha bu

aşamada tespit edilecekken belirlenemediğini,

ii. Kaldı ki çok küçük

yaştayken annesinin intihar ettiğini görmesi, ardından ailevi nedenlerle

SHÇEK'e bağlı yurtta bir süre kalması, bu durumun yetkili makamlar tarafından

öğrenilmesi ve intihar etmesinden bir gün önce yaşamına son vermeyi istediğini

bir arkadaşına söylemesi gibi nedenlerle müteveffanın intihar edebileceğinin

askere alımından sonraki aşamada da öngörülebilir olduğunu,

iii. Olay hakkında etkili

bir soruşturma yürütülmediğini belirterek Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinde

güvence altına alınan yaşama ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşler, yeniden yargılama yapılması ve manevi tazminata karar

verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

32. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

33. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, yakınlarının ölümüyle

sonuçlanan olayla ilgili olarak şikâyette bulunmuşlardır. Bu nedenle

başvurucuların iddialarının yaşama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

35. Öte yandan, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya

da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel

başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşama hakkının doğal

niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru

ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları

tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).

36. Başvuru konusu olayda başvurucu İ. Ş. müteveffanın babası,

diğer başvurucular ise müteveffanın kardeşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti

açısından bir eksiklik bulunmamaktadır. Diğer taraftan, başvurunun kabul

edilebilirlik bakımından incelenmesi gerekir.

1. Ceza Soruşturması Yönünden

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

38. 6216 sayılı Kanun'un45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

39. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun

yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini

önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir

ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

40. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının

öncelikle genel yargı mercilerinde olağan yasa yolları ile çözüme

kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin

bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir.

Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun ihlal iddialarını

öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında sunması, dava ve başvurusunu

takip etmek için gerekli özeni göstermesi gerekmektedir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17; Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 45; Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013,

§§ 18, 19).

41. Bireysel başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların ilgili

mevzuat gereğince (bkz. § 27) yürütülen ceza soruşturması sonucunda verilen

kovuşturmaya yer olmadığı kararınailişkin olarak

yetkili yargısal mercilere başvuruda bulunduklarına dair bir bilgi veya belge

bulunmamaktadır.

42. Dolayısıyla somut olayda başvurucuların, kanunda öngörülen

yargısal yolları tüketmeksizin olay hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediği iddiasıyla doğrudan bireysel başvuruda bulunduğu sonucuna

varılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. İdare Mahkemesinde Açılan Tazminat Davası

Yönünden

44. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda Anayasa'nın 17. maddesi, kamu makamlarına

yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına yönelen tehdit ve

risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirlerin oluşturulmasını gerektirir. Bu

kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler, yaşama hakkına yönelik ihlalleri

durdurmayı ve gerektiğinde faillerin cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte

olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her durum

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

45. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında, pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§ 53).

46. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin, kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Zorunlu askerlik hizmeti için de

geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için askerî mercilerin, kendi kontrolleri

altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu

bilip bilmediklerini ya da bilmelerinin gerekip gerekmediğini tespit etmek,

böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler

çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her

şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir. Ancak yukarıda ifade

edildiği gibi bu yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde

yorumlanmamalıdır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede basit

bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun askerî yetkililere

atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014,§ 74).

47. Diğer taraftan askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen

bazı eylem ve etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya

çıkan risk seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari

düzenlemelerin bulunması gerekmektedir. Devlet, askerlik görevini zorunlu

kıldığı için özellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik

göstermeli ve psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara

yönelik uygun tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari

düzenlemelerde askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya

bulunan askerlerin etkin bir şekilde korunmalarını sağlayan uygulamaya ilişkin

tedbirlerin ve emir komuta zinciri içerisinde yer alan sorumlular tarafından

işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin

öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun

denetimlerden geçirilmesi, askerlik öncesinde ve sırasında gerekli denetim ve

müdahalelerin yapılması büyük önem taşımaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri, §§ 75, 76).

48. Yaşama hakkının korunması, silah altındaki bir askerin

askerî makamların kontrolü altında iken ölmesi durumunda bağımsız ve tarafsız

bir şekilde etkili ve uygun bir soruşturmanın yürütülmesini de gerekli

kılmaktadır. Ancak bu şekilde söz konusu yasal ve idari çerçevenin etkili bir

şekilde uygulanması temin edilebilecektir. Bu amaçla yürütülen araştırma ve

soruşturmanın; öncelikle olayların tam olarak nasıl meydana geldiğinin

belirlenmesini, ikinci olarak ise varsa sorumluların tespit edilmesini ve gerek

görüldüğünde sorumlulukların yaptırım altına alınmasını sağlayacak nitelikte

olması gerekir. Bu kapsamda yürütülen işlemler ve yargı aşaması da dâhil bütün

süreç Anayasa'nın 17. maddesinin gereklerine cevap vermelidir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 77).

49. Yaşama hakkına ilişkin usule ilişkin yükümlülük olayın

niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine

getirilebilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

55). Bu kapsamda, yaşama hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline kasten

sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka ceza

davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle

ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 59).

50. Ancak Anayasa Mahkemesi için bu noktada önemli olan husus,

yürürlükteki yargı sisteminin, yaşama hakkına yapılan müdahalelerden doğan

sorumluluğu hiçbir durumda belirsizlik içinde bırakmamasıdır. Bu husus,

toplumun güvenini korumak ve hukuk devletinin benimsenmesini sağlamak amacıyla

gereklidir.

51. Bu noktada belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesinin bu tür

olaylara ilişkin başvurulara yönelik inceleme görevi, kullanılan yargı

sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşama hakkı ihlallerinin önlenmesinde

oynaması gereken rolün zayıflatılmaması için derece mahkemelerin karara

varırken Anayasa'nın 17. maddesi ile öngörülen dikkatli ve özenli inceleme

şartını ne ölçüde yerine getirdiklerini belirlemekten ibarettir (Perihan Uçar ve diğerleri, B. No: 2013/5860,

1/12/2015, § 52).

52. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği

konusunda bir sonuca varabilmek için öncelikli olarak askerî yetkililerin

müteveffanın intihar etme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmeleri gerekip

gerekmediğinin -yukarıda ifade edilen ilkeler çerçevesinde- ortaya konulması

gerekmektedir.

53. Başvuru konusu olayda, askerliği öncesi yapılan sağlık

kontrollerinde müteveffanın herhangi bir psikolojik sorunu olduğuna dair bir

tespit bulunmamaktadır. Birliğine ilk katılış işlemleri sırasında müteveffaya psikososyal risk faktörü anketi doldurulttuğu

ayrıca kendisiyle bir görüşme gerçekleştirildiği, müteveffanın bu anket ve

görüşmede herhangi bir probleminden bahsetmediği görülmektedir.

54. Aslında başvurucular da müteveffanın psikolojik bir

rahatsızlığı ya da ruhsal bozukluğu bulunduğunu ileri sürmemişler, askerliği

öncesinde veya sırasında yoğun kaygılar yaşadığı bir durumdan da

bahsetmemişlerdir. Bireysel başvuru dilekçelerinde, annesinin intihar etmesi ve

bir süre SHÇEK'e bağlı bir yurtta kalmasından dolayı intihar edebileceğinin

öngörülmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

55. Bununla birlikte bir yakını intihar eden ve belli bir süre

SHÇEK'e bağlı bir yurtta kalan herkesin -bu konuda bilinen herhangi bir ruhsal

bozukluk yaşamamasına rağmen- aradan geçen uzun zaman diliminden sonra yaşamına

son vermeyi isteyebileceğini ve bu nedenle potansiyel olarak intihar eğilimine

sahip olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla somut olayda,

müteveffanın küçüklüğünde yaşadıkları nedeniyle intihara eğilimi bulunduğu,

askerî yetkililerin de bu durumu görmezden gelerek öngörülebilir olan intiharı

makul tedbirler alarak önlemedikleri sonucuna varılamaz.

56. Öte yandan somut olayda böyle bir durum söz konusu olmamakla

birlikte bir askerin sadece psikolojik sorunlarının bulunmasına veya kendisine

yüklenilen sorumlulukların ifası sırasında yaptığı hatalardan dolayı

askerliğinin uzaması, disiplin cezası alması gibi yaptırımlara maruz kalacağı

düşüncesiyle yoğun kaygılar yaşamasına bağlı olarak gerçekleşen intihar

eylemlerini idarenin öngörmesi ve gerekli tedbirleri alması gerektiği sonucu da

kendiliğinden çıkarılamayacaktır (Rıfat

Bakır ve diğerleri, § 93).

57. Bunun yanında müteveffanın, olaydan bir gün önce arkadaşına

söylediği belirtilen sözden (bkz. § 16) hareketle olay tarihinde yaşamına son

vermeyi isteyecek derecede bir bunalım içinde bulunduğu veya yoğun kaygılar

yaşadığı da söylenemeyecektir. Müteveffa, askerliği sırasında üçüncü kişilerle

bir sorun veya anlaşmazlık yaşamamıştır ve tanık anlatımlarına göre günlük

hayatta herkes için olağan sayılabilecek tarzda duruma göre neşeli duruma göre

ise sakin bir duruş sergilemektedir. Somut olayda müteveffanın; belirtilen sözü

(bkz. § 16), yaşadığı kötü bir olay nedeniyle ve gerçekten de yaşamına son

vermeyi arzulayarak söylediğine ilişkin herhangi bir emare de bulunmamaktadır. Bununla

birlikte bu sözün yetkili makamlar tarafından öğrenildiği ifade edilmediği gibi

müteveffanın intihar etmeden hemen önce sözü söylediği arkadaşına birlikte

koğuşuna gitmeyi teklif ettiği de anlaşılmıştır (bkz. §§14, 16).

58. Bu durumda, müteveffanın intiharının ani bir karar sonucunda

gerçekleştiği, başka bir ifadeyle önceden alınmış bir kararın uygulanması

sonucu meydana gelmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla yetkililerin intihar

riskinden haberdar olmalarının veya bu riski bilmeleri ya da bilmemekle

birlikte öngörmelerinin beklenemeyeceği söylenebilecektir.

59. Dolayısıyla somut olayda askerî yetkililerin, müteveffanın

intihar etme riskini bilmedikleri ve bilmelerini veya öngörmelerini gerektiren

bir durumun da söz konusu olmadığı; aksinin kabulünün -özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği dikkate alındığında-

kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak nitelikte bir yorum olacağı

sonucuna varılmıştır.

60. NitekimAskeri Yüksek İdare

Mahkemesi de davayı reddetmesine ilişkin gerekçesinde, olayla ilgili olarak

topladığı tüm delillere dayanarak başvurucuların ve davalının ileri sürdükleri

bütün hususları değerlendirmiş ve olayda kamu görevlilerin sorumluluğunun incelenmesini

gerektirecek bir durumun bulunmadığını takdir ettiğini bildirmiştir. İdare

Mahkemesi, intiharın öngörülebilir olmadığına ve müteveffanın belirlenemeyen

bir sebeple intihar ettiğine, bu durumda yetkililerin bir kusurunun

bulunduğunun söylenemeyeceği gibi olayda kusursuz sorumluluk ilkesinin de

uygulanamayacağına karar vermiştir (bkz. § 24 ).

61. Diğer taraftan başvurucular, askere alım öncesinde

gerçekleştirilen muayenenin yürürlükte bulunan mevzuat gereğince konunun uzmanı

olmayan bir hekim tarafından gerçekleştirilmesi nedeniyle devletin bu tür

intihar risklerine karşı etkili yasal tedbirleri almadığını iddia etmişlerdir.

Ancak buiddiaya dayanak yaptıkları düzenlemenin

olaydan sonra yürürlüğe girdiği ve bu nedenle somut olayda bir uygulamasının

söz konusu olmadığı anlaşılmıştır (bkz. §§28, 29).

62. Açıklanan nedenlerle, başvuruda bir ihlalin olmadığının açık

olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE, Serruh KALELİ'nin karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. 1. Yaşama hakkı kapsamında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

OYBİRLİĞİYLE,

2. Yaşama koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

22/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

KARŞIOY

Başvurucular, başvuru formunda kamuoyu önünde kimliklerinin

“özel nedenler” gerekçesi ile gizli tutulmasını talep etmişlerdir.

Başvurucular tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci

daire başkanlığı nezdinde yapılan aleni ve kamu bilgisine açık yargılamada ise

başvurucuların benzer nitelikli herhangi bir kimlik bilgilerinin gizliliği

talebi bulunmadığı görülmektedir.

Yetkili askeri savcılık tarafından resen başlatılan soruşturma

ve akabinde hizmet kusuru nedeniyle açılan tazminat davasında, sonucu doğuran

eylemle ilintili somut delil ve idareye yüklenecek bir kusur oluşmadığından

başvurucuların davaları reddedilmiş olması karşısında etkili bir soruşturma

yürütülmediği, dolayısıyla yaşam hakkının ihlal iddiası ile yapılan başvuruda

bölümümüzce netice olarak başvuru açıkça dayanaktan yoksun bulunularak

reddedilmiş, gizlilik talepleri de oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Hüküm fıkrasında

yer alan gizlilik talebinin kabulü kararına gerekçesizliği

nedeniyle katılınmamıştır. 22.2.2017 yakın tarihli

bir kararımızda gizlilik talebinin kabulünün aksi yönünde imzası bulunan

çoğunluk üyeleri bu kez de talep yönünde oy kullanmışlar ancak nedenlerini

yazmamışlardır.

CMK’nun 182 ve 187. maddeleri arasında yer

alan Duruşma başlıklı maddeler dizininde duruşmaların açıklığı ve açıklığın

kaldırılması yani gizli yapılması hakkındaki hukuki gerçeklik şöyle ifade

bulmaktadır.

Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli

kıldığı hallerde duruşmanın bir kısmı veya tamamının kapalı yapılmasına karar

verilebilmektedir. AYM ‘de Anayasal şikayet başvurularında baktığı davanın

türüne göre somut dosyada yargılama sürecinin hak ihlaline sebep olup olmadığını

denetlerken, hukuk kurallarının uygulama biçimini de gözeteceği ve bu metodun

dava dosyasının usul ve esasını birlikte kapsadığı açıktır.

Gizlilik talebi bir hak olmakla birlikte talebe uygun karar

verilebilmesi için onsekiz yaşından küçükler için

olan zorunlu kapalılık hali hariç gizliliği gerektiren haller 182. maddede

yazılı hususlar dahilinde hakimin takdir hakkı kapsamında kalmaktadır.

Takdir hakkı denetimsiz bir alan olmadığı gibi adalet,

hakkaniyet, kamu yararı gibi ölçütleri de bulunduğu düşünüldüğünde, hakimin

talep ve gerekçesine karşı gizlilik/kapalılık kararına ulaşma nedenlerini CMK

186. maddesindeki zorunluk nedenleri ile birlikte karara geçirmek zorundadır.

Nitekim Mahkememiz bir çok kararında olduğu gibi başvurucusu

kimliğini gizlemeyi gerektiren yüksek menfaatin ne olduğu ya da bu anlamdaki

zorunluluğun varlığını kabul etmeye yarayacak bilgi ve belge ile Mahkememizi bu

kanaate ulaştıracak bir açıklama ve gerekçe bulunmadığı hallerinde gizlilik

taleplerini red etmektedir.

Gerekçesiz kararların keyfilik ürünü olduğunun izahına dahi

gerek olmayan bir süreçte başvurucuların gizlilik talebinde yer alan “özel

nedenlerin” ne olduğunun açıklanmadığı ve bu halin Mahkememizi talep konusunda

yeterli kanaate ulaştırmaya elverişli olmadığı düşünüldüğünde ölçme

değerlendirmeye uygun olmayan talebe kabul kararı veren anlayışa katılınmamıştır.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucular

:

1. A. Ş.

2. A. Ş.

3. İ. Ş.

Vekili

:

Av. Cihat

HAYKIR

Üye Serruh KALELİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/14438, 22 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. A. Ş. Ve Diğerleri Başvurusu
  4. Birinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Ceza Soruşturması Süreci
  11. C. İdare Mahkemesinde Açılan Tazminat Davası
  12. IV. İlgili Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucuların
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli
  17. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  18. Karşıoy
  19. Gökcan
  20. Hakyemez
  21. Haykır
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/14438
Tarih
22 Mart 2017

İlgili Kararlar

  • Tevfik Acar Başvurusu (B. No: 2014/979)
  • Sait Dizman Başvurusu (B. No: 2014/14509)
  • Sadun Başboğa ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2609)
  • Özlem Kızılveren Başvurusu (B. No: 2014/15069)
  • M. Ö. Başvurusu (B. No: 2015/16759)
  • Metin Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/18838)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.