İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Topçu Başvurusu (B. No: 2014/8868)

1. Başvuru, tutuklama ve tutuklamanın devamına ilişkin

Başvuru No2014/8868Tarih19 Nisan 2017Okuma28 dk · 5.506 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdullah Topçu Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2017
Başvuru Numarası
2014/8868
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.506 kelime·28 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama ve tutuklamanın devamına ilişkin

kararlarda matbu gerekçelere yer verilmesi, gözaltına alınırken yasal hakların

hatırlatılmaması, derhâl müdafi tayin edilmemesi ve soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; son

çare olarak başvurulması gereken iletişimin dinlenilmesi tedbirine koşulları

oluşmaksızın başvurulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin; yargılamanın

kanuni hâkim güvencesine aykırı yürütülmesi, değerlendirme aşamasında

iddianamenin tebliğ edilmemesi, duruşmaların bir kısmının kapalı yapılması,

hukuka aykırı delillerin mahkûmiyete esas alınması, beyanları belirleyici

nitelikte olan tanığın duruşmada sorgulanmaması, Yargıtaydaki

incelemenin duruşmasız yapılması, temyiz incelemesinin etkin yapılamaması ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma

hakkının; ceza mahkûmiyeti dışında velayet, vesayet ve benzeri medeni haklara

ilişkin ehliyetin sınırlanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının; etnik

kökenden dolayı ayrımcılığa maruz kalınması nedeniyle kanun önünde eşitlik

ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma kapsamında 6/1/2009

tarihinde başvurucunun evinde arama yapılmıştır. Başvurucu, aynı tarihte

gözaltına alınmış ve 9/1/2009 tarihinde Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin

2009/11 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Tutuklama kararına yapılan

itiraz 19/1/2009 tarihinde reddedilmiştir.

10. İddiasına göre başvurucu, gözaltına alınırken kendisine

hakları hatırlatılmamış ve yöneltilen suçlamalar bildirilmeden Emniyet

Müdürlüğüne götürülmüş; müdafi yardımından yararlanma hakkını gözaltındayken

ancak iki gün sonra kullanabilmiştir. Ancak başvuru dosyasında bu konuda

herhangi bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır.

11. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile

görevli) 2009/1 Değişik İş sayılı kararıyla soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanmasına karar verilmiştir.

12. Cumhuriyet Başsavcılığının 12/3/2009 tarihli iddianamesi ile

başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan İzmir 8. Ağır Ceza

Mahkemesine (CMK 250. madde ile görevli) kamu davası açılmıştır. Mahkeme,

başvurucunun 17/9/2009 tarihinde tahliyesine karar vermiştir.

13. 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 2/7/2012 tarihinde

yürürlüğe girmesiyle kamuoyunda “özel yetkili” olarak adlandırılan mahkemeler

kapatılmıştır. Anılan Kanun’un geçici 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında bu

mahkemelerde açılmış olan davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar aynı

mahkemelerce bakılmaya devam olunacağı, bu davalarda yetkisizlik veya

görevsizlik kararı verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

14. Mahkemenin 12/12/2012 tarihli kararı ile başvurucunun müsnet suçtan mahkûmiyetine ve tutuklamaya yönelik yakalama

emri çıkarılmasına karar verilmiştir. Yakalama kararına yönelik itiraz, İzmir

10. Ağır Ceza Mahkemesince 11/1/2013 reddedilmiştir.

15. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"YAZILI KANITLAR

İletişim tespit tutanakları, gizli izleme

tutanakları, arama, yakalama tutanakları, emanet makbuzları, ekspertiz raporu,

CD izleme tutanağı, bilirkişi raporu, YDGH (Yurtsever Demokratik Gençlik

Hareketi) ile ilgili olarak Diyarbakır CMK. 250. madde ile görevli C.Başsavcılığınca düzenlenen iddianame

ve bu iddianameyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının

duruşma oturum tutanakları ile YDGH'nin yapılanması

ve sorumluları hakkındaki R. S.nin ifadeleri ile

dosyalarda mevcut tüm tutanak ve belgeler kanıt olarak değerlendirilmiştir.

MAHKEMEMİZİN KABULÜ VE GEREKÇE

Yasadışı silahlı PKK/KONGRA-GEL terör

örgütünün gençlik örgütlenmesi olan YDGH'ye yönelik

gerçekleştirilen operasyonlarda Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketinin

deşifre olması nedeniyle, çalışmalarını legal bir görünüm altında sürdürme ve

operasyonlara karşı koruyucu bir tedbir olması amacıyla, 01-03 Haziran 2008

tarihinde Diyarbakır ilinde yapılan kongresinden sonra YDGH'nin,

Demokratik Toplum Partisi içerisinde bağımsız olarak YDGM (Yurtsever Demokratik

Gençlik Meclisi) adı altında faaliyetlerini sürdürmesi kararı alarak isim

değişikliğine gittiği, yeni oluşturulan gençlik yapılanması YDGM'in

aslında ayrı bir oluşum olduğu, ancak görünüm itibarıyla yasal bir parti olan DTP'nin gençlik örgütlenmesi şeklinde gösterilmeye

çalışıldığı, bunun da yapılan eylemlerinin PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ile

irtibatlandırılmasının engellemeye yönelik olduğu, YDGM içinde faaliyet

gösteren gençlere yönelik olarak terör örgütünün görüşleri doğrultusunda

faaliyet gösteren F... haber ajansının resmi internet sitesinde ve birçok

internet sitesi ile ve terör örgütüne ait basın organlarında Türk Silahlı

Kuvvetleri tarafından PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne yönelik sınır ötesi ve yurt

içinde yapılan operasyonların protesto edilmesi için terör örgütü yöneticileri

tarafından serhildan (ayaklanma-başkaldırı) türü

eylem çağrıları yapıldığı, yapılan bu eylem çağrıları doğrultusunda, kamu kurum

ve kuruluşlarına ait bina, tesis ve araçlarına yönelik molotof

kokteyl atılması, korsan gösteri düzenlenmesi, barikat kurularak yolun trafiğe

kapatılması, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ve elebaşı lehinde slogan atılması,

olaya müdahale eden güvenlik güçlerine ve araçlarına taşlı sopalı saldırıda

bulunulması yönünde çağrılar yapıldığı;

YDGH (Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi)

ile ilgili olarak Diyarbakır CMK 250. madde ile görevli C.Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ve bu

iddianameyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının duruşma

oturum tutanakları ile YDGH'nin yapılanması ve

sorumluları hakkındaki R. S.nin ifadelerinin dosyaya getirtildiği;

Bu kapsamda PKK/KONGRA GEL terör örgütünün

yurt içerisindeki faaliyetlerini tek çatı altında toplayarak organize etmek

amacıyla faaliyete geçirilen KCK (Kürdistan Demokratik Topluluğu)'nun alt yapılanması olan YDGM'nin

Ege ve Akdeniz bölgelerinde sorumlu düzeyde faaliyet yürütmek üzere

görevlendirilen, A. K., P. U. ve H. A.nın

Manisa ili ve ilçelerinde örgütlenme faaliyetlerinde bulundukları ve sanıklara

görevlendirilme ve eylemler yönünde talimatlar verdikleri anlaşılmıştır.

Olaylarla ilgili 22/07/2009 ve 26/07/2010

tarihli bilirkişi raporları aldırılmış, bilirkişi raporunda;

Sanık Abdullah Topçu'nun

[başvurucu] 26/10/2008 tarihinde Manisa ilinde meydana gelen gösteride terör örgütü

lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıyarak "yaşasın başkan Apo, PKK halktır halk burada" şeklinde poster

taşıyarak slogan attığı,

Sanık S. R. K.nın 26/10/2008 tarihinde Manisa ilinde meydana

gelen gösteride taş atarken görüntülendiği belirtilmiştir.

...

Sanığın [başvurucu] 26/10/2008

tarihinde terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın hükümlü olarak bulunduğu

cezaevinde fiziki işkenceye bırakıldığı iddiasını gündeme getiren

PKK/KONGRE-GEL terör örgütünün eylem çağrıları üzerine Manisa ili Fevzi Çakmak

Mahallesinde düzenlenen gösteriye katıldığı, meydana gelen gösteride terör

örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın posterini taşıyarak ‘‘yaşasın başkan Apo, PKK halktır halk

burada’’ şeklinde poster taşıyarak slogan attığı,

Sanığın [başvurucu] KCK il sorumlusu olan S. A.ile

birlikte hareket ettiği ve 29.05.2008 tarihinde yaptığı görüşmeden de

anlaşılacağı üzere Diyarbakır ilinde düzenlenecek olan PKK/KONGARA-GEL terör örgütününgençlik yapılanması olan YDG-M (Yurtsever Genclik Meclisi) toplantısı için önceden aralarında

değerlendirme yapmak üzere “kimin gideceği, nasıl gidileceği” hususlarında

görüşmeler yapması,sanık Abdullah’ın aldığı

talimatları diğer sanıklar ve örgüt üyelerine iletmesi, örgütün yaptığı çağrı

üzerine yapılacak olan toplantılara tape kayıtlarına

yansıyan görüşmelerinden de anlaşılacağı üzere katılımlarını sağlanması için

görüşmeler yapması, bilirkişi raporuyla da tespit edilen görüntülerden de

anlaşılacağı üzere örgütün çağrısı üzerine yapılan gösterilerde slogan atarak

örgüt liderinin posterini taşıması,gerek olaylar

öncesi tape kayıtlarına yansıyan görüşmelerinde ve

gerekse gösteriler esnasındakatıldığı gösteride

omzuna çıktığı göstericinin omzundan gösteriye katılan kalabalığı yönlendirmeye

çalışmasından diğer sanık ifadeleri ve tüm dosya kapsamından anlaşılmış ve

açığa çıkmış olmakla sanığın terör örgütünün üyesi olduğu yönünde karar vermek

gerekmiştir."

16. Başvurucunun yakalanıp yakalanmadığına ilişkin bireysel

başvuru dosyasında bir bilgi/belge yer almamaktadır.

17. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 9. Ceza

Dairesinin 19/3/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.

18. Nihai kararı başvurucu23/5/2014 tarihinde öğrenmiştir.

19. Başvurucu 10/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı

örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

“Tanıklıktan çekinme” kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Aşağıdaki kimseler

tanıklıktan çekinebilir:

…

c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya

kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.

…”

22. 5271 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunduğu

hâliyle “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve

kayda alınması” kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“(1) (Değişik birinci

cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla

yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması

durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet

savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi

tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri

değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve

hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir.

Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir

Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan

çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma

gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl

yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen

kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en

çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle:

25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti

çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim

bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar

verebilir."

23. 5271 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan “Soruşturma” kenar başlıklı 251. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“250 nci Madde kapsamına giren

suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim

tarafından verilmesi gerekli kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulunca bu işlerle görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde

yetkili adlî yargı hâkimlerinden isteyebilirler.”

24. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri

takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Yüklenen suç, hukuka

uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 19/4/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltı ve Tutukluluğa İlişkin Şikâyetler

Yönünden

26. Başvurucu; hakkında usulüne uygun olarak verilmiş yakalama

kararı olmamasına rağmen yakalanıp gözaltına alındığını, yakalama sırasında

derhâl haklarının hatırlatılmadığını, soruşturma dosyasına erişimleri

kısıtlandığı için yakalama nedenlerine, yöneltilen suçlamalara, yakalama ve

gözaltına alma işlemlerine dayanak belgelerin kendisine bildirilmediğini,

süresi içinde yetkili hâkim önüne çıkarılmadığını, tutukluluk durumunun

periyodik incelemesinin dosya üzerinden yapıldığını, tutukluluğun

değerlendirilmesine dair kararların, Cumhuriyet savcısının görüşlerinin

kendisine bildirilmediğini ve bu kararlara karşı itiraz imkânının kendisine

tanınmadığını, dayanılan somut olay ve deliller açıklanmaksızın gerekçesiz

şekilde tutuklama ve tutukluluğun devamına karar verildiğini, gerçek bir hukuki

denetim yapılmadığını, tutukluluk süresinin makul olmadığını, tutukluluk

hâlinin devamına karşı itirazlarının etkili bir şekilde incelenmediğini,

tutukluluğun devamına yönelik kararların duruşmasız olarak dosya üzerinden

verildiğini, kendisinin ve müdafiinin bu kararlar

verilirken dinlenmediğini ileri sürmüştür.

27. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre

23/9/2012 tarihinden önce verilen bir kararla sona eren tutukluluk veya gözaltı

durumuna ilişkin başvuruların zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı kabul

edilmiştir (Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali

Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§

24-29). Bu ilkeler temelinde yapılan değerlendirmede başvurucunun gözaltı ve

tutukluluk hâli, tahliye kararı verildiği 17/9/2009 tarihinde sona ermiş

olduğundan başvurunun bu kısmının zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

28. Dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik karara itiraz edilip

edilmediği, edilmiş ise sonucunun ne olduğu dosyadan anlaşılmamaktadır. Bununla

birlikte anılan karara yönelik şikâyet, 6/1/2009 ile 12/3/2009 tarihleri

arasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olup bu tarihlerin Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önceye ait olması

nedeniyle başvurunun bu kısmı hakkında da

zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmesi gerekir (Benzer yönde bkz. Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, B. No:

2013/7349, 1/12/2015, §§ 34-37).

2. Yakalama Emrine

İlişkin Şikâyetler Yönünden

29. Başvurucu ayrıca salıverildikten sonra hakkında yeni bir

delil elde edilmediği hâlde hükümle birlikte hakkında tutuklanmaya yönelik

yakalama emri çıkarılmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini

ileri sürmüştür.

30. Yakalama emirlerinin infaz edilmediği dönemde temel hak ve

hürriyetlere yönelik bazı etkileri bulunsa da bu dönemde henüz kişilerin

fiziksel özgürlükleri maddi olarak kısıtlanmamış olduğundan söz konusu

etkilerin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale olarak

nitelendirilmesi mümkün değildir (Galip Öğüt

[GK], B. No:

2014/5863, 1/3/2017, § 41).

31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddiasına ilişkin olarak

bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

B. Özel Hayata Saygı

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucu; Mahkemece 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin

(1), (2) ve (3) numaralı fıkralarının uygulanmasına dair kararla ceza

mahkûmiyeti dışında velayet, vesayet ve benzeri medeni haklara ilişkin

ehliyetinin sınırlanmasının Anayasa’nın 20. maddesini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı,

48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 59. maddesinin ilgili fıkraları

uyarınca başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını açıklama,

dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını kanıtlama,

bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal

edildiğini ve buna ilişkin gerekçelerle delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (S.S.A., B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli Özdemir,

B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

34. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

35. Başvurucu, ceza mahkûmiyetine ek olarak uygulanmasına karar

verilen hak yoksunlukları kapsamında medeni haklara ilişkin ehliyetinin

sınırlanmasının Anayasa’nın 20. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de

anılan sınırlamaların özel hayata saygı hakkını nasıl ihlal ettiğine ilişkin

herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu bağlamda ihlal iddiası ve bu iddianın

temelindeki olguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan

başvurucunun iddiasını kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

36. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. İletişimin Dinlenmesi

Kararlarına İlişkin İddialar

37. Başvurucu; yakın akrabalarıyla yaptığı telefon

görüşmelerinin dinlendiğini, yasak delil niteliğindeki bu kayıtların dosyadan

çıkarılmadığını, son çare olarak başvurulması gereken iletişimin dinlenilmesi

tedbirine koşulları oluşmaksızın başvurulduğunu, özel hayatına müdahalede

bulunulduğunu, bu nedenle haberleşme özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını

açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını

kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Veli Özdemir, §§

19, 20). Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesince

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir.

39. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini

başvuru dilekçesine ekleme sorumluluğu başvurucuya ait olmasına rağmen diğer

delil elde etme yöntemleri kullanılmaksızın iletişimin dinlenmesi tedbirine

başvurulduğu ve yasak delil niteliğinde olan yakın akraba görüşmelerinin hükme

esas alındığı yönündeki iddiaların genel ve soyut biçimde ileri sürüldüğü

anlaşılmaktadır. Başvurucu, hangi yakın akrabalarıyla yaptığı görüşmelerin

kayda alındığına veya kararda kullanıldığına dair somut bir örnek belirtmemiştir.

Diğer yandan başvurucu tarafından telefon dinlemesinin usulsüz olduğu ve

dinleme süresinin bir yıla yakın olduğu soyut şekilde belirtilmiş olup buna

ilişkin Anayasa Mahkemesine bir bilgi ya da kanıt sunulmamıştır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarının başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle

başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Ayrımcılığa Maruz

Kalındığına İlişkin İddia

41. Başvurucu; Kürt kökenli olması nedeniyle ve siyasi

düşüncelerle hakkındaki yargılamanın farklı standartlara göre yürütüldüğünü,

hukuka aykırı delillere göre karar verildiğini, terör suçu nedeniyle hakkında

farklı bir infaz rejiminin uygulanacağını, bu çerçevede eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

42. Anayasa'nın "Kanun

önünde eşitlik" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar."

43. Ayrımcılık iddiasının ciddi olduğunun kabul edilebilmesi

için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele

ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılık bulunduğunu, bu

farklılığın meşru olmayan ve salt ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı

temellere dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir.

44. Başvurucu; yargılama standartları ve infaz rejimi bakımından

ayrımcılığa tabi tutulduğunu dile getirmekle birlikte Kürt kökenli olması

haricinde kendisi ile aynı koşullara sahip olan hangi sanık veya hükümlülere,

hangi surette, farklı muamelede bulunulduğuna dair herhangi bir açıklama

sunmamıştır.

45. İhlal iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların ispatına

ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddiasını kanıtlayamadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Kanuni Hâkim

Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvurucu; 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile görevli

mahkemenin özel statülü olarak kurulmasının adil yargılanma hakkı ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Sözleşme) tanınan birçok hakkı ortadan

kaldırdığını, devlet güvenlik mahkemelerinin

(DGM) sadece adlarının değiştiğini, bu mahkemelerin özel statülerini

yeni kanunda da aynen koruduğunu, DGM’lerin tarafsız olmadıklarını, adil

yargılama yapmadıklarını, bu mahkemelerin kuruluşlarının Sözleşme ile koruma

altına alınan hakları ihlal ettiğine dair sayısız Anayasa Mahkemesi ve Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının mevcut olduğunu, devlete karşı işlenen

veya örgütlü suçlar için ayrı statüye sahip mahkemeler kurulmasının ve

kendisinin bu mahkemede yargılanmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı

olduğunu, kaldırılmalarına rağmen bu mahkemelerin yargılama yapma yetkilerinin

devam ettirildiğini, bu çerçevede Anayasa’nın 37. maddesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

48. Başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını

açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını

kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (S.S.A., § 38; Veli Özdemir, §§ 19, 20).

49. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

50. Başvurucu, ihlal iddiasını salt 5271 sayılı Kanun'un 250.

maddesi ile görevli mahkemenin özel statülü olarak kurulmasına ve DGM’lerin

uzantısı olduğu iddiasına dayandırmış ve anılan Mahkemenin "adil yargılanma hakkı ve Sözleşme'nin tanıdığı çoğu

hakkı ... ortadan kaldırdığı" iddiasını temellendirmemiştir.

Bir başka ifadeyle Mahkemenin hangi somut özelliğinin adil yargılanma hakkını

ihlal ettiği konusunda bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle ihlal iddiası

ve bu iddianın temelindeki olguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda

bulunmayan başvurucunun iddiasını kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Değerlendirme

Aşamasında İddianamenin Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia

52. Başvurucu; değerlendirilmesi ve kabulü sürecinde

iddianamenin kendisine tebliğ edilmediğini, kendisine iddianameye itiraz hakkı

tanınmadığını ileri sürmüştür.

53. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun bu iddiasının kabul

edilebilirliği konusunda görüş bildirilmemiştir.

54. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

55. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

56. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

22).

57. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının

karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu

konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için başvurucunun ya medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme kapsamı

dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

58. 5271 sayılı Kanun'un "İddianamenin

iadesi" kenar başlıklı 174. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

iddianamenin, iddianame ve soruşturma evrakının mahkemeye verildiği tarihten

itibaren en geç on beş gün içinde eksik veya hatalı noktalar belirtilmek

suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasına göre de belirtilen süre

sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. Öte yandan anılan

Kanun'un 191. maddesinin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın başladığının,

iddianamenin kabulü kararı okunarak açıklanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla

5271 sayılı Kanun'da, kabulü aşamasında "iddianame"nin

veya kabul edildikten sonra "iddianamenin kabulü kararı"nın

taraflara tebliği için bir usul belirlenmemiştir. Ayrıca iddianamenin kabulüne

itiraz mümkün değildir. (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, § 77).

59. İddianamenin değerlendirilmesi sürecindeki incelemenin

konusu, "iddianame"nin bizatihi kendisi

olup "cezai alanda ... yöneltilen suçlamaların esası konusunda"

herhangi bir inceleme yapılmamaktadır. Diğer taraftan adil yargılanma hakkı

bireylere kovuşturulmamayı isteme gibi bir hak da sağlamamaktadır (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, § 78).

60. Bu nedenle iddianamenin değerlendirilmesi prosedürüne

ilişkin iddiaların konusunun Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının

kapsamı dışında yer aldığının kabulü gerekir.

61. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

62. Başvurucu; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin temyiz incelemesini duruşmalı

yapmaması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını, bu sebeple adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

63. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, ilk derece

mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun

yolu incelemesinin dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının

ihlalinden söz edilemeyeceğine karar vermiştir (Nevruz Bozkurt, B.

No: 2013/664, 17/9/2013, § 32; Ali İlhan

Bayar, B. No: 2013/725, 19/11/2014, §§ 44-46).

64. Somut olayda başvurucu, İlk Derece Mahkemesinde duruşmalı

olarak yargılandığından temyiz incelemesi sırasında ayrıca duruşma

yapılmamasının duruşmalı yargılama hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

65. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Temyiz İncelemesinin

Hakkaniyete Uygun Yapılmadığına İlişkin İddia

66. Başvurucu; temyiz incelemesi yapan Yargıtay Dairesinin,

tetkik hâkiminin incelemesine göre ve onun hazırladığı rapor üzerinden bir

değerlendirme yaptığını, anılan Dairenin etkin ve tarafsız bir inceleme

yapmadığını ve dosyayı incelemeden karar verdiğini ileri sürmüştür.

67. Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının

bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesi, davanın tarafları arasındaki

çelişmeli yargıyı güvence altına almakta olup bu ilke, mahkemenin iç işleyişine

ilişkin usuller yönünden uygulanamaz (Muharrem

Keserci, B. No: 2012/575, 8/5/2014, § 52).

68. Yargıtay Tetkik Hâkimi tarafından İzmir 8. Ağır Ceza

Mahkemesi dosyası ve kararı incelenerek rapor hazırlanmış, Yargıtay Daire

Başkanı ve Üyelerine sunulmuştur. Tetkik Hâkiminin raporu dinlendikten sonra

Daire Başkanı ve Üyeler tarafından hükümonanmıştır.

Mevcut davada, Tetkik Hâkiminin ön yargılı davranmasına neden olacak rapor

sunduğunu veya Dairenin etkin ve tarafsız bir değerlendirme yapmadan karar

verdiğini gösteren herhangi bir somut bilgi ya da kanıt da bulunmamaktadır.

69. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tanık Sorgulama

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

70. Başvurucu; mahkûmiyet açısından dayanılan tek delil olan

itirafçı R.S.ninbeyanlarının

duruşmada tespit edilmediğini, bu sebeple onu sorgulayamadığını belirterek

Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

71.Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara

ilişkin olarak birçok kararında “tanık sorgulama hakkı”yla

ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre bir ceza yargılamasında sanığın

aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da

aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı vardır. Sanığın hakkında

gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi,

onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip

olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi için gereklidir. Ancak

başvurucuların tanıklara soru sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir

hak değildir. Makul gerekçelerle getirilen kısıtlamalar, kimi zaman

başvurucunun iddia tanıklarına soru sorabilme ve onlarla yüzleşme imkânını da

ortadan kaldırabilmektedir. Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya

belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya

sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere

dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36. maddesindeki güvencelerle

bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila

Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Az. M., B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§

46-67; Levent Yanlık, B.No: 2013/1189, 18/11/2015, §§

67-77; İsmet Özkorul,

B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§44, 45).

72. Somut olayda tanık R.S., Yurtsever Demokratik Gençlik

Meclisi (YDGM) ile ilgili beyanlarda bulunmuştur. Diğer bir ifadeyle tanık

anlatımlarının Mahkemenin dayanak aldığı olgulardan sınırlı bir parçaya işaret

ettiği, beyanlarda doğrudan başvurucuyu hedef alan ve başvurucunun Mahkemece

silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olarak kabul edilen YDGM ile bire

bir irtibata geçip organik bağ kurduğuna veya anılan örgütün üyesi olduğuna

ilişkin bir ifadenin bulunmadığı görülmektedir. Mahkûmiyet hükmü, esas olarak

duruşmada başvurucu ve müdafiinin huzurunda

tartışılmış; iletişimin dinlenmesi, gizli izleme, arama ve yakalama

tutanaklarına, ekspertiz raporuna, CD izleme tutanağına ve bilirkişi raporuna

dayandırılmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün

duruşmada sorgulanma imkânı bulunamayan tanık beyanlarına dayandırıldığı

söylenemez. Diğer taraftan başvurucunun anılan tanığın huzurda dinlenilmesine

yönelik bir talebinin bulunduğuna ilişkin bir bulguya da rastlanmamıştır.

73. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

74. Başvurucu, Mahkeme kararında savunmaya neden itibar

edilmediğinin açıklanmadığını ve kararın gerekçeli olmadığını ileri sürmüştür.

75. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine

"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu AİHM'in birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar

hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir.

76. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır.

77. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:

2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı

yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya

aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından

yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No:

2013/5486, 4/12/2013, § 57).

78. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların

davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışılarak

verilen kararda, hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu

anlaşılmaktadır. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararın gösterilen

gerekçe ve karar sonucunu uygun bulduğu dikkate alındığında gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğinden bahsedilemez.

79. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Aleni Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

80. Başvurucu; yargılamanın bir bölümünün aleni yapılmadığını,

duruşmaları basının takip etmesinin engellendiğini ileri sürmüştür.

81. Bakanlık görüş yazısında, Sözleşme’nin 6. maddesinin aleni

yargılanma hakkını da içerdiği ancak bazı durumlarda duruşmaların dava

süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak

sürdürülebileceği, başvuru konusu yargılama açısından da Mahkemenin

başvurucunun on sekiz yaşını ikmal etmesiyle kapalılık kararını kaldırdığı

belirtilmiştir.

82. Anayasa’nın 36. maddesinde açıkça aleni yargılanma hakkından

söz edilmemekle birlikte adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri

olan bu hak esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da zımni bir unsuru olup ayrıca duruşmaların herkese açık olduğunu

belirten ve aleniyetin hem kişinin adil yargılanma hakkından yararlanmasına hem

de toplumun adalete güvenini sağlamak bakımından kamu yararına hizmet ettiğine

işaret eden madde gerekçesi de dikkate alındığında, yargılamanın aleniyetinin

yanı sıra hükmün aleniyetine de işaret ettiği anlaşılan Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği- aleni yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

83. Ancak aleni yargılanma hakkı mutlak değildir. Çocukların

menfaatlerinin mevcut olması hâlinde yetkili adli makamlar gerekli

gördüklerinde duruşmaların kapalı yapılmasına karar verebilirler. Mahkeme

23/3/2010 tarihli 5. celsede "yaşı

küçük sanığın 12/2/2010 tarihinde 18'ini ikmal etmiş olması nedeniyle, verilen

kapalılık kararının kaldırılmasına" karar vermiştir.

84. Somut olayda, aynı dosyada yargılanan başka sanıkların çocuk

olarak kabul edildiği dönemdeki menfaatleri gözetilerek hakkındaki yargılamanın

kapalı yürütüldüğü veon sekiz yaşını tamamlamalarıyla

duruşmaların açık yapılmasına karar verildiği görülmektedir. Çocuğun çıkarları

gerektirdiği için Mahkemece duruşmaların bir kısmının basına ve dinleyicilere

kapatılmasında bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

8. Yargılamanın Sonucuna İlişkin

İddialar

85. Başvurucu; siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında

değerlendirilebilecek unsurların mahkûmiyete gerekçe yapıldığını, olsa olsa

parti çalışmalarına katılmasının cezalandırıldığını, parti çalışmalarının

emniyet birimlerince yasa dışı olarak nitelendirilmesinin siyasi faaliyette

bulunma hakkına müdahale olduğunu, suçun manevi unsurunun oluşmadığını, YDGM'nin yasa dışı bir örgüt olmadığını, olay yerinde

çekilen fotoğrafın kendisine benzemediğini,başka bir

şahsın hatalı tespit sonucu kendisi kabul edildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

86. Başvurucunun bu iddialarının Derece Mahkemelerinin delilleri

değerlendirme ve yorumlarında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.

87. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermesi, bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

88. Mahkûmiyet hükmü, esas olarak duruşmada başvurucu ve müdafiinin huzurunda tartışılmış; iletişimin dinlenmesi,

gizli izleme, arama ve yakalama tutanaklarına, ekspertiz raporuna, CD izleme

tutanağına ve bilirkişi raporuna dayandırılmıştır. Başvuru dosyası

incelendiğinde başvurucuya delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme

hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veriye rastlanmamış;

Mahkemenin ve Yargıtayın kararlarında bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilmemiştir.

89. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

9. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

90. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

91. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin

başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak

ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden

davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34)

92. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29)

93. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık5 yıl 2 ay 13 gün

sürdüğü anlaşılan yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak

gerekir.

94. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

10. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

95. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

96. Başvurucu 75.000 TL maddi,75.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

97. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

98. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 4.800 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların zaman bakımından

yetkisizlik ve açıkça dayanaktan

yoksun olması nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İletişimin dinlenmesi kararlarına

ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Ayrımcılığa maruz

kalındığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Kanuni hâkim

güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Değerlendirme

aşamasında iddianamenin tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Duruşmalı yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Temyiz incelemesinin

hakkaniyete uygun yapılmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Tanık sorgulama

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Aleni yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

12. Yargılamanın sonucunailişkin iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

13. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.800 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/4/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. ldi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucu

:

Abdullah

TOPÇU

Vekili : Av. Nezahat PAŞA BAYRAKTAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/8868, 19 Nisan 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. "Yazılı Kanıtlar
  7. Mahkememizin Kabulü Ve Gerekçe
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
  12. B. Özel Hayata Saygı
  13. C. İletişimin Dinlenmesi
  14. D. Ayrımcılığa Maruz
  15. E. Adil Yargılanma
  16. D. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Gökcan
  19. Hakyemez
  20. Yıldırım
  21. Topçu
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/8868
Tarih
19 Nisan 2017

İlgili Kararlar

  • Raziye Dülger ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18943)
  • Süleyman Eşkin Başvurusu (B. No: 2015/3359)
  • Abdulkerim Kavak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7673)
  • Y.e. Başvurusu (B. No: 2016/552)
  • Vahdettin Şahin Başvurusu (B. No: 2014/20414)
  • Ali Dündar Başvurusu (B. No: 2014/3568)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.