İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdurrahman Fırat ve Mehmet Arif Fırat Başvurusu (B. No: 2017/33534)

1. Başvuru, kanal inşaatı sırasında taşınmazlara verilen

Başvuru No2017/33534Tarih15 Aralık 2020Okuma15 dk · 3.042 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdurrahman Fırat Ve Mehmet Arif Fırat Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2017/33534
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.042 kelime·15 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kanal inşaatı sırasında taşınmazlara verilen

zararın karşılanmaması ve taşınmazlardan alınan kumun bedelinin ödenmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 25/8/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından makul sürede yargılanma hakkı

yönünden başvurunun ayrılmasına ve ayrılan dosyanın 2019/5564 başvuru numarasına

kaydedilmesine karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. Batman ilinde ikamet etmekte olan başvurucular, Batman

ili Merkez Tilmis köyü Aşik mevkiinde bulunan 937 ve 938 parsel sayılı

taşınmazların paylı malikidir.

10. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel

Müdürlüğü (DSİ) kontrolü altında G. Ortak Girişimi (yüklenici) tarafından

yapılan Batman Sol Sahil Sulaması ve İşletme Tesislerinin inşaatı işinde cazibe

ana kanalı başvurucuların taşınmazlarından geçmektedir.

11. Başvuruculardan Mehmet Arif Fırat 26/12/2011

tarihinde DSİ'ye başvurmuş ve kanal inşaatı nedeniyle taşınmazlarında oluşan

zararın karşılanmasını istemiştir. DSİ tarafından verilen 30/12/2011 tarihli

cevapta, işe ait sözleşme gereğince üçüncü şahıslara verilen zararlardan

yüklenicinin sorumlu olduğu ifade edilmiştir.

12. Başvurucular 24/2/2012 tarihinde yüklenici aleyhine

Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) tazminat davası

açmıştır. Başvurucular bu davada, taşınmazlarından kum çıkartılarak

taşınmazların kullanılamaz hâle getirildiğini ileri sürmüştür.

13. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/2/2013 tarihinde, zararın

kamu hizmeti kapsamındaki hizmetten dolayı meydana geldiği ve projesine uygun

yapılan işler nedeniyle meydana gelen zararlardan yüklenici firmanın sorumlu

tutulamayacağı gerekçesiyle davayı husumetten reddetmiştir. Bu karar taraflarca

temyiz edilmediğinden 1/4/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

14. Başvurucuların talebi üzerine Batman Sulh Hukuk

Mahkemesince 28/3/2013 tarihinde delil tespiti yapılmıştır. Fen ve inşaat

mühendisi bilirkişi raporlarında, 937 parsel sayılı taşınmazın 1046 ve 1047

parsel olarak ve 938 parsel sayılı taşınmazın da 1048, 1049 ve 1050 parsel

olarak ifraz edildiği, 1046 parselin tekrar ifraz edilerek 1112 ve 1113 sayılı

parsellere ayrıldığı belirtilmiştir. Ayrıca yolda kalan kısımlar dışında toplam

3.665,70 m²lik alana el atıldığı, çıkarılan malzemenin derinliğinin 2,30 metre

olduğu, 2012 yılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık birim

maliyetlerine göre malzemenin birim fiyatının 23,80 TL/m³ olduğu ve

taşınmazlardan alınan toplam malzeme bedelinin (3.665,70 m² x 23,80 TL/m³)

200.660,42 TL olacağı tespit edilmiştir.

15. Başvurucular 24/4/2013 tarihinde DSİ aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmışlardır. Bu davada

başvurucular, kum çıkarılması nedeniyle taşınmazlarının kullanılamaz hâle

getirildiğini ve kum bedelinin ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin

hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL tazminatın DSİ'ye başvuru veya dava

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep

etmişlerdir.

16. İdare Mahkemesi 11/7/2013 tarihinde davayı süre

aşımından reddetmiştir. Karara itiraz edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge İdare

Mahkemesi 31/12/2013 tarihli kararı ile itirazın kabulüne, kararının

bozulmasına ve işin esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan karar

düzeltme istemi de Bölge İdare Mahkemesi tarafından 31/12/2014 tarihinde

reddedilmiştir.

17. Bozma sonrası İdare Mahkemesince davaya devam edilmiş

ve yüklenici, davaya DSİ yanında müdahil olmuştur. İdare Mahkemesince 30/5/2016

tarihinde taşınmazlar üzerinde ziraat mühendisi, harita mühendisi ve inşaat

mühendisi bilirkişiler refakatinde keşif yapılmıştır. Bilirkişi heyeti

tarafından düzenlenen raporda özetle;

i. 937 parsel sayılı taşınmazın 1046 ve 1047 parsel

olarak ve 938 parsel sayılı taşınmazın da 1048, 1049 ve 1050 parsel olarak

ifraz edildiği, 1046 parselin tekrar ifraz edilerek 1112 ve 1113 sayılı

parsellere ayrıldığı, taşınmazlardan 1047 ve 1049 parsellerin kanal ve 1112

parselin de pilon yeri olduğu belirtilmiştir. 1113 parsel sayılı taşınmazın

Batman-Siirt Karayolu üzerinde bulunduğu, etrafının duvarlarla çevrili olduğu

ve ticari faaliyet yapıldığı, 1050 parsel sayılı taşınmazın hâlen tarla olarak

kullanıldığı ifade edilmiştir.

ii. Delil tespiti dosyasına sunulan bilirkişi

raporlarında, 5.664,92 m² yüz ölçümlü 1113 parselin üzerindeki 3.182,76 m²lik

ve 5.010,39 m² yüz ölçümlü 1050 parselin üzerindeki 482,94 m²lik toplam

3.665,70 m²lik alana 2,30 metre derinliğe kadar kazı yapılarak el atıldığının

belirlendiği vurgulanarak kendi tespitlerinin de bu yönde olduğu

belirtilmiştir.

iii. DSİ tarafından Batman Sol Sahil Sulaması ve İşletme

Tesislerinin yapımı sırasında başvurucuların taşınmazlarına el atılmak

suretiyle malzeme çıkarılmasının 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma

ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 4. ve 9. maddelerine aykırı olduğu, DSİ'nin

ortaya çıkan zarardan tam (%100) kusurlu olduğu ve taşınmazların bu

kısımlarının kazı yapılarak üstteki tarım toprağının kaldırılması nedeniyle

tarım yapmaya müsait olmayan altıncı derece tarım toprağı niteliği kazandığı

vurgulanmıştır.

iv. Taşınmazlardan alınan kum malzemenin yerinde

(ocağında) satılabileceği dikkate alındığında 2012 yılı Bayındırlık fiyatları

ile (Poz No:04.0006/A) yerinden teslim rayiçlerine göre birim fiyatının 12,75

TL/m³ olacağı, taşınmaz maliklerinin kum malzemeden zararının KDV hariç

(3.665,70 m² x 12,75 TL/m³) 107.496,65 TL olacağı ve kazı nedeniyle bozulan

yüzey tesviyesinin yeniden düzenlenme maliyetinin ise KDV hariç 3.000 TL

olacağı tespit edilmiştir. Taşınmazlarda meydana gelen toplam zarar KDV hariç

110.496,65 TL olarak belirlenmiştir.

18. Başvurucular tarafından bilirkişi raporuna karşı bir

itiraz ileri sürülmemiş ve başvurucular vekili 14/11/2016 tarihinde davayı

ıslah ederek başvurucuların maddi tazminat taleplerini 110.496,65 TL'ye

yükselmiştir.

19. İdare Mahkemesi 31/1/2017 tarihinde, bilirkişi

raporundaki tespitler ve hesaplamalar ile başvurucular tarafından yapılan

ıslaha göre başvurucuların hisse oranları dikkate alınarak tazminat isteminin

kısmen kabulüne, 89.095,69 TL tazminatın DSİ'ye başvuru tarihinden (26/12/2011)

itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline ve fazlaya ilişkin

24.400,96 TL yönünden davanın reddine karar vermiştir.

20. DSİ tarafından yapılan istinaf başvurusu Gaziantep

Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi)

tarafından 22/6/2017 tarihinde kısmen kabul edilmiştir. Buna göre Bölge İdare

Mahkemesi, kum malzeme zararı olarak belirlenen 86.095,69 TL yönünden davanın

reddine karar vermiş, yüzey tesviyesinin yeniden düzenlenme maliyeti olarak

belirlenen 3.000 TL yönünden istinaf istemini reddetmiştir. Kararın gerekçesi

özetle şu şekildedir:

i. Dava dilekçesinde tazmini istenilen zarar

kalemlerinin; taşınmazdan kum çıkarılması ve yol açılması suretiyle taşınmazın

kullanılamaz hâle gelmesi, ekilip biçilememesi ve çıkartılan kum bedelinden

oluştuğu, bilirkişilerin kum bedeli ile tesviye bedeli hesapladığı, İdare

Mahkemesince de bu bilirkişi raporu ve hesaplanan zarar kalemleri üzerinden

hüküm kurulmasına karşın başvurucularca istinaf kanun yoluna başvurulmadığı

görüldüğünden taşınmazın kullanılamaz hâle gelmesi nedeniyle oluşan zararın

zirai kazanç kaybından çok eski hâle getirme bedelini içerdiği sonucuna

ulaşıldığı ve yargılamanın bu kabul üzerinden yapıldığı vurgulanmıştır.

ii. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu'nun

''Madenler" başlıklı 2. maddesinin I. Grup madenlerin sayıldığı

fıkrasının (a) bendinde inşaat ile yol yapımında kullanılan ve tabiatta doğal

olarak bulunan kum ve çakılın maden olarak belirlendiği, aynı Kanun'un 4.

maddesinde madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olup içinde

bulundukları arzın mülkiyetine tabi olmadığı hükmüne yer verildiği ifade

edilmiştir.

iii. 3213 sayılı Kanun uyarınca, alınan kumun arzın

mülkiyetine tabi olmadığı, oluşan zararın Hazine zararı olduğu, başvurucuların

kum bedelinden kaynaklı herhangi bir zararı bulunmadığından kum bedeline

ilişkin tazminat istemlerinin idare hukuku ilkeleri çerçevesinde karşılanmasına

olanak bulunmadığı, yalnızca taşınmazların eski hâle getirilmesi için

hesaplanan 3.000 TL bedelin başvuruculara ödenmesi gerektiği belirtilmiştir.

21. Nihai karar başvuruculara 7/8/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucular 25/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu'nun ''Taşınmaz mülkiyetinin içeriği'' başlıklı 718. maddesi

şöyledir:

''Arazi üzerindeki mülkiyet,

kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz

katmanlarını kapsar.

Bu mülkiyetin kapsamına, yasal

sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.''

24. 3213 sayılı Kanun'un ''Madenler'' başlıklı 2.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''(Değişik: 26/5/2004 – 5177/1 md.) Yer

kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticarî değeri

olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü

madde bu Kanuna göre madendir.

Madenler aşağıda sıralanan gruplara göre

ruhsatlandırılır:

I. Grup madenler

a) İnşaat ile yol yapımında kullanılan

ve tabiatta doğal olarak bulunan kum ve çakıl.

...

VI. (Ek: 10/6/2010-5995/1 md.; Mülga

4/2/2015-6592/1 md. )

Bu gruplarda yer alan madenlerin

özellikleri ile bu maddede yer almayan bir madenin grubunun tespitine ait esas

ve usuller Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Bu Kanuna göre verilen ruhsatlar başka

amaçla kullanılmaz''

25. 3213 sayılı Kanun'un ''Devletin hüküm ve

tasarrufu'' başlıklı 4. maddesi şöyledir:

''Madenler Devletin hüküm ve

tasarrufu altında olup, içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi değildir.''

26. 3213 sayılı Kanun'un ''İrtifak, intifa hakkı ve

kamulaştırma'' başlıklı 46. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Maden arama dönemi içerisinde arama

sahası özel mülkiyete konu gayrimenkul üzerinde kullanma amacına münhasır olmak

üzere belli süreler için madenci, Genel Müdürlüğe müracaat ile irtifak ve/veya

intifa hakkı tesisi isteyebilir.

İrtifak ve/veya intifa hakkı karşılığı,

Kamulaştırma Kanununa uygun olarak seçilecek bilirkişiler tarafından tespit

edilir.

(Değişik : 15/6/2001 - 4683/4 md.)

Arama süresi sonunda (...) (2) işletme talebi söz konusu olduğu takdirde tesis

edilen irtifak ve/veya intifa hakkının süresi (...) (2) işletme süresini

geçmemek kaydıyla uzatılabildiği gibi yeni irtifak ve/veya intifa hakkı

talebinde de bulunulabilir. (Ek cümle: 4/2/2015 – 6592/20 md.) İşletme ruhsat

sahasında ve/veya mücavirinde kurulacak tesislerde kullanılacak ve ruhsat

sahası dışından getirilecek olan su, doğalgaz, elektrik ve haberleşme hatları

için ruhsat sahibi Genel Müdürlüğe müracaat ederek irtifak ve/veya intifa hakkı

tesisi isteyebilir.

Faaliyetler sırasında sahaya zarar

verilmesi durumunda ruhsat sahibi adli merciler tarafından tespit edilecek

tazminatı arazi sahibine ödemek ve sahayı kullanılabilir durumda terk etmekle

yükümlüdür.

...

(Ek fıkra: 26/5/2004 – 5177/20

md.)İşletme ruhsatı safhasında işletme faaliyetleri için gerekli olan özel

mülkiyete konu taşınmaz, taraflarca anlaşma sağlanamaması ve işletme ruhsatı

sahibinin talebi üzerine Bakanlıkça kamu yararı bulunduğuna karar verilmesi

halinde kamulaştırılır.

(Ek fıkra: 26/5/2004 – 5177/20 md.)

Kamulaştırma işlemleri 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre

yapılır. Bu husustaki masraflar ve kamulaştırma bedeli işletme ruhsatı sahibi

tarafından ödenir.

(Ek fıkra: 26/5/2004 – 5177/20

md.)Kamulaştırılan taşınmaz, tapuya Hazine adına tescil edilip ruhsat hukuku

devam ettiği sürece madencilik faaliyetlerinde kullanılmak üzere ruhsat sahibi

adına tahsis edilir.

(Ek fıkra:26/5/2004 – 5177/20

md.)Kamulaştırılan taşınmazın, maden işletme faaliyetleri için lüzum

kalmadığının Genel Müdürlükçe tespiti halinde, Kamulaştırma Kanununda öngörülen

usul ve esaslara göre belirlenecek rayiç bedeli ödenmek kaydıyla kamulaştırılan

yerin eski sahibine iade edileceği hususu, ruhsat sahibi ve taşınmazın eski

sahibine tebliğ edilir. Eski sahibinin taşınmazı altı ay içerisinde almak

istememesi durumunda taşınmaz Hazineye kalır.(1)

(Ek fıkra: 26/5/2004 – 5177/20 md.)Tapu

siciline konulan şerhler Genel Müdürlüğün müracaatı üzerine ayrıca mahkeme

kararına gerek kalmadan silinir.

(Ek fıkra: 26/5/2004 – 5177/20

md.)Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerde

yapılan madencilik faaliyetleri için bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra kira,

ecrimisil alınmaz.

(Ek fıkra: 26/5/2004 – 5177/20 md.) I.

Grup madenler ve mıcır ile kaba inşaat, baraj, gölet, liman, yol gibi yapılarda

kullanılan her türlü yapı hammaddesi için kamulaştırma hükümleri uygulanmaz.''

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 15/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

28. Başvurucular, kum ocaklarının devletin tasarrufu

altında olduğunu ancak daha evvel tarla niteliğiyle ekilip biçilen

taşınmazların el atma nedeniyle bu vasfını yitirerek kullanılamaz hâle

getirildiğini iddia etmiştir. Başvurucular; arazide artık tarım yapılmasına

müsait toprak profili bulunmadığını, bu durumun bir hakka dayanmadığını ve DSİ

tarafından yürütülen kamu hizmeti sırasında meydana geldiğini vurgulamıştır.

3123 sayılı Kanun'un ''Madenler'' başlıklı 2. maddesinin aleyhlerine

uygulandığını ileri süren başvurucular, tarımsal vasfını kaybeden taşınmazlarda

meydana gelen zararlarının karşılanmadığını belirterek mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

29. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

''Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.''

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucular, 3213 sayılı Kanun hükümlerine göre maden kabul edilen kum

bedelinin ödenmemesinden ve tarla vasfıyla tarım yaparak kullandıkları

taşınmazların el atma nedeniyle bu vasfını yitirmesinden şikâyet etmektedir.

Başvurucuların şikâyetlerinin mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

1. Eski Hâle

Getirme Bedeline İlişkin Şikâyet Yönünden

31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir.

32. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

33. Başvurucular tarafından İdare Mahkemesine sunulan

dava dilekçesinde; kum çıkarılmak suretiyle el atılarak taşınmazların

kullanılamaz hâle getirildiği, kumlu olmayan yerlere de müdahale edildiğinden

bu kısımların da ekilip biçilemediği, DSİ'nin kanalın etrafına yol yapıp

taşınmazlara zarar verdiği, taşınmazların kum ocağı niteliği olan yerler olduğu

ve çıkarılan kumun DSİ'nin taşeronu olan yüklenici tarafından sulama kanalı

için kullanıldığı ifade edilmiştir.

34. Yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda,

107.496,65 TL kum malzeme bedeli ile 3.000 TL kazı nedeniyle bozulan yüzey

tesviyesinin yeniden düzenlenme maliyeti hesap edilmiştir. Başvurucular

bilirkişi raporuna karşı herhangi bir itiraz ileri sürmemiş ve raporda

belirlenen bedel üzerinden davayı ıslah etmişlerdir. İdare Mahkemesince de

raporda yapılan hesaplama dikkate alınarak iki zarar kalemi üzerinden hüküm

kurulmuştur. Başvurucular İdare Mahkemesince verilen bu karara karşı istinaf

yasa yoluna başvurmamışlardır. DSİ'nin yasa yolu başvurusunu değerlendiren

Bölge İdare Mahkemesi, kumun maden olduğuna ve madenlerin de devletin hüküm ve

tasarrufu altında olduğuna ilişkin 3213 sayılı Kanun hükümlerine vurgu yaparak

kum malzeme bedeli yönünden davayı reddetmiştir. Ayrıca Bölge İdare Mahkemesi,

başvurucuların taşınmazlarının kullanılamaz hâle gelmesi nedeniyle oluşan

zararın ise zirai kazanç kaybından çok eski hâle getirme bedelini içerdiği

değerlendirmesi yapmış ve eski hâle getirme bedeli niteliğindeki 3.000 TL

yönünden istinaf istemini reddetmiştir. Dolayısıyla başvurucuların, eski hâle

getirme bedeli olarak hesaplanan 3.000 TL'den daha fazla zararları olduğuna

ilişkin taleplerini, bilirkişi raporuna itiraz ederek ilk derece mahkemesi

önünde ileri sürebilme imkânları bulunduğu hâlde bu yönde bir itiraz ileri

sürmedikleri gibi, ilk derece mahkemesi tarafından bu rapor esas alınarak

verilen karara karşı da istinaf yasa yoluna başvurmadıkları anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak başvurucular, başvuru yollarını usulüne uygun şekilde tüketmeden

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kum Bedeline

İlişkin Şikâyet Yönünden

a. Genel

İlkeler

36. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaatinin olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun

değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

37. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni ve

fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının

kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441,

1/2/2017, § 60).

38. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, § 51).

39. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı

mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda

sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı

içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut

bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli

durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye

yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,

25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

40. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti

olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek

olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayanan, yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42).

Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma

kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk

sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit,

mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir

iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler

ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

41. Başvurucular, 3123 sayılı Kanun'un ''Madenler''

başlıklı 2. maddesinin aleyhlerine uygulandığını ileri sürmektedir.

42. 4721 sayılı Kanun'un 718. maddesinin birinci

fıkrasında arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde,

üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı belirtilmiş ise de

aynı maddenin ikinci fıkrasında bu mülkiyet kapsamına yapıların, bitkilerin ve

kaynakların da gireceği belirtildikten sonra yasal sınırlamaların saklı

tutulduğu ifade edilmiştir. 3213 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre, inşaat ile yol

yapımında kullanılan ve tabiatta doğal olarak bulunan kum ve çakıl maden olarak

belirlenmiştir. Aynı Kanun'un 4. maddesinde, madenlerin devletin hüküm ve

tasarrufu altında olduğu ve içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi

olmadıkları ifade edilmektedir. Bölge İdare Mahkemesi de başvurucuların

taşınmazlarından çıkarılan kumun maden niteliğinde olduğuna vurgu yapmış ve

madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu gerekçesiyle kum bedeli

yönünden davayı reddetmiştir.

43. Dolayısıyla 3213 sayılı Kanun'a göre madenler, içinde

bulunduğu toprak parçasından bağımsız bir nitelik taşımaktadır. Buna göre,

kanun koyucunun sınırlı ve tükenebilir doğal servetlerden olan madenlerin kamu

yararına kullanımını gözönüne alarak ayrı bir düzenlemeye tabi tuttuğu

görülmektedir.

44. Sonuç olarak başvurucuların, taşınmazlarında bulunan

ve maden niteliğinde olduğu tespit edilen kum üzerinde meşru bir beklentileri

olduğunu gösteren bir kanun hükmü veya yerleşik yargı içtihadı gibi somut bir

temele dayanmadıkları görülmektedir. Bu nedenle başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülkünün veya

somut ve yeterli bir hukuki temele dayalı olarak mülkiyeti elde etme yönünde

meşru bir beklentisinin bulunduğunu kanıtlayamadıkları sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

1. Eski hâle getirme bedeline ilişkin şikâyet yönünden başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

2. Kum bedeline ilişkin şikâyet yönünden konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 15/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Olcay ÖZCAN Başvurucular : 1. Abdurrahman FIRAT 2. Mehmet Arif FIRAT Başvurucular Vekili : Av. Mehmet Emin TURGUT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/33534, 15 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. I. Grup madenler
  12. VI. (Ek: 10/6/2010-5995/1 md.; Mülga
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucuların
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  18. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/33534
Tarih
15 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Alı Gharavı Başvurusu (B. No: 2017/33432)
  • Kemal Kaçar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/35961)
  • Fahri Dayan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/31887)
  • Ercan Ekmekçi Başvurusu (B. No: 2017/20132)
  • İsmet İnanç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/25845)
  • Ekrem Muş Başvurusu (B. No: 2018/31268)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.