İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2013/1123 Tarih:

Adnan Oktar Başvurusu (B. No: 2013/1123)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ADNAN OKTAR BAŞVURUSU (3)

(Başvuru Numarası: 2013/1123)

Karar Tarihi: 2/10/2013

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, şahsına yönelik olarak görsel ve işitsel

nitelikteki yayın yoluyla hakaret suçu işlendiği iddiasıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına yaptığı şikâyet üzerine “kamu

davası açılmasının ertelenmesi”ne

karar verilmesinin, Anayasa’nın Başlangıcı ile 10.,

17. ve 36. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 25/1/2013 tarihinde

İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 21/3/2013

tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı

alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, M. N. D. isimli kişinin 14/10/2011

tarihinde Beyaz TV’de yayımlanan “Sultan-ı

Beyaz” isimli programda kendisine yönelik tamamen gerçekdışı

söylemlerde bulunarak hakaret ettiği, iftirada bulunduğu, toplum önünde

kendisini karalamaya yönelik sözler söylediğini ileri sürerek kişilik haklarına

ve onuruna açıkça saldırıda bulunduğu iddiasıyla 24/10/2011 tarihinde Kadıköy

Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

6. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 26/10/2011

tarih ve K.3802 karar sayılı yetkisizlik kararıyla ilgili evrakı İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

7. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kadıköy Cumhuriyet

Başsavcılığından gelen yetkisizlik kararını değerlendirerek, 20/6/2012

tarih ve K.2012/7613 karar sayılı yetkisizlik kararıyla evrakın gereğinin

yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.

8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 16/7/2012

tarih ve 2012/1 basın karar no.lu kararıyla, soruşturma konusu eylemde 2/7/2012

tarih ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin

Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesi gereğince

kamu davası açılmasının ertelenmesine karar vermiştir.

9. Başvurucu 17/8/2012 tarihinde

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının kamu davası açılmasının ertelenmesi kararına

itiraz etmiş, itiraz Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/11/2012 tarih ve

2012/3103 D. İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

10. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararı, başvurucuya 25/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

11. 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“(1) 31/12/2011

tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama

yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da

üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan

dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar

aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

…

karar verilir.”

12. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun “Hakaret” kenar

başlıklı 125. maddesi şöyledir:

“(1)

Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir

fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve

saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin

cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi

gerekir.

(2)

Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki

fıkrada belirtilen cezaya

hükmolunur.”

13. 5237 sayılı Kanun’un 267. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

14. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/1/2013 tarih ve 2013/1123 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

15. Başvurucu, şahsına karşı görsel ve işitsel nitelikteki

yayın yoluyla hakaret suçu işlendiği iddiasıyla yaptığı şikâyet üzerine

Cumhuriyet Savcılığınca etkin bir soruşturma yürütülmediğini, kamu davasının

açılmasının ertelenmesine karar verilmesinin Anayasa’nın Başlangıcı ile 10., 17. ve 36. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Anayasa’nın 36. Maddesi Yönünden

16. Başvurucu, yapmış olduğu şikâyet üzerine başlatılan

soruşturma sonucunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi

ile Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin (adil

yargılanma hakkı) ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. …”

18. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

19. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

20. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

21. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

22. AİHS’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

23. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

24. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde

adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni

hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması

esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013,

§ 21).

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) içtihatlarına

göre, bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını

talep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz

kişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu

kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren bir

sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası

açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004, §

70).

26. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak

iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ceza

muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır.

Ayrıca somut olayda verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair

kararın etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup hukuk mahkemeleri açısından

bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.

27. Başvurucu, suç

işlediğini düşündüğü bir üçüncü kişi hakkında soruşturma açılmasını sağlamak

amacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup, talebi üçüncü kişinin cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu, üçüncü kişinin fiili

nedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor ve

buna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa, hukuk mahkemeleri önünde dava

açma imkânı vardır.

28. Sonuç

itibarıyla, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının

konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve AİHS kapsamında olan temel hak ve

özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Anayasa’nın 17. Maddesi Yönünden

30. Başvurucu, hakkındaki hakaretlerle ilgili olarak

Savcılıkça verilen kamu davasının ertelenmesi kararının

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığının

korunması hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

31. Anayasa’nın 17. maddesi şu şekildedir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir …”

32. Maddenin amacı esas olarak, bireylerin maddi ve manevi

varlığına karşı Devlet tarafından yapılabilecek keyfi müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca, vücut ve ruhsal bütünlüğüne yönelik fiziksel ve

cinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen saldırılar

karşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve saygı

gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

33. Bireyin şeref

ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin

manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale

etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Üçüncü

kişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçok ihtimalin yanında, görsel ve

işitsel yayınlar yoluyla da olabilir. Bir kişi görsel ve işitsel yayın yoluyla

bir kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve

itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Pfeifer/Avusturya,

12556/03, 15/11/2007, § 35).

34. Devletin,

bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif

yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın

Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı

arasında bir denge kurması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve

60641/08, 7/2/2012, § 99).

35. Bireylerin

maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı etkili

mekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitif yükümlülüğü, mutlaka cezai

soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Üçüncü kişilerin haksız

müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.

Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler için ülkemizde

hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Hakaret ceza hukuku anlamında

suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak nitelendirilmekte ve tazminat

davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla bir bireyin, üçüncü kişilerce şeref

ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderim

sağlaması mümkündür.

36. Anayasa’nın

148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için ihlal

iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir.

Üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler ile ilgili olarak

yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olması Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için şart olan tüm başvuru yollarının tüketilmesi

koşulunun yerine getirildiği anlamına gelmez.

37. Nitekim bireyin

şeref ve itibarına yönelik hakaret içerikli söylemlerin Devletin pozitif

yükümlülükleri çerçevesinde giderimi ile ilgili Avrupa karar organlarının da

birçok kararı bulunmaktadır.

38. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (“Meclis”), Avrupa

Konseyine (“Konsey”) üye bazı devletlerde yürürlükte olan yasaların, iftira ve

hakaret için hapis cezası öngördüğüne dikkat çekerek sözlü ya da yazılı

hakaretin hapis cezasını gerektiren suç olmaktan çıkartılması yönünde birçok

tavsiye kararı yayınlamıştır. Meclis tarafından verilen bu kararlarla uyumlu

olarak, yazılı ve sözlü hakaretin suç olmaktan çıkartılması ya da bu tür

hakaretler için yasalarda öngörülen cezaların hafifletilmesi için çeşitli

düzenlemeler yapma konusunda Konseye üye devletler arasında genel bir fikir

birliği bulunmaktadır (Meclisin konu ile ilgili tavsiye kararları için bkz: Parliamentary Assembly, Towards decriminalisation of defamation, Resolution

1577, 04/10/2007, §§ 11, 13, 17; Parliamentary

Assembly, Towards decriminalisation of defamation, Resolution

1814, 04/10/2007, § 1; Parliamentary Assembly, Respect for media

freedom, Recommendation

1897, 27/1/2010, § 11).

39. AİHM de birçok kararında, Meclisin hakaretin suç olmaktan

çıkarılmasına yönelik tavsiye kararlarına atıfla, Sözleşmeci Devletlerin zaman

geçirmeksizin hakareti suç olmaktan çıkarılması gerektiğine vurgu yapmaktadır (Šabanovıć/Sırbistan ve Karadağ, 5995/06, 31/5/2011, § 43; Niskasaari/Finlandiya, 37520/07, 6/7/2010, § 77).

40. Türkiye, Meclis ve AİHM’in

kararlarına uygun olarak hakaret için yasalarda öngörülen cezaların

hafifletilmesi amacıyla, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ile 31/12/2011 tarihinden

önce basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle

işlenen ve adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis

cezasını gerektiren suçlardan dolayı kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar

verileceğine ilişkin yasal düzenlemeyi yürürlüğe koymuştur.

41. Somut olayda başvurucu, şahsına yönelik olarak görsel ve

işitsel nitelikteki yayın yoluyla hakaret suçu işlendiği iddiasıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık, başvurucunun talebi ile

ilgili olarak, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi gereğince kamu davası

açılmasının ertelenmesine karar vermiştir.

42. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.

No: 2012/338, 2/7/2013, § 28).

43. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz olmaları ve tüketildiklerinde

başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir.

Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp

uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili

olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 29).

44. Başvurucu, şahsına karşı yapılan hakaret nedeniyle sadece

cezai kovuşturma yapılması amacıyla suç duyurusunda bulunmuş ancak herhangi bir

hukuk davası açmamıştır. Başvurucunun iddiaları ile ilgili olarak başvurduğu

ceza davası yolu, ulaşılabilir, telafi kabiliyetini haiz ve başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıyan tek başvuru yolu değildir.

Hakaretin özel yaşama etkileri ile ilgili olarak hukuk davası açarak da

başvurucunun şikâyetlerini derece mahkemeleri önünde ileri sürebilmesi ve bu

iddialarla ilgili olarak giderim sağlayabilmesi mümkündür.

45. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddiaları ile ilgili

olarak hukuk davası açma yolu tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının“başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Anayasa’nın 10. Maddesi Yönünden

46. Başvurucu, Anayasa’nın 10.

maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlik ilkesi”nin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Anayasa’nın “Kanun

önünde eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar.”

48. Başvurucunun, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen

maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında, soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

49. Başvurucunun, eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının kişinin

maddi ve manevi varlığının korunması hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılı

olarak ele alınması gerekir. Dolayısıyla kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması hakkı bakımından eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine

sahip olmayıp, bu hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını

güvence altına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 34).

50. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için, ihlal iddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü

konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi

gerekir. Somut olayda başvurucu benzer bazı olaylarda ceza davası açıldığından

bahisle kendisinin ayırımcılığa uğradığını dile getirmiş fakat hangi nedene

dayalı olarak kendisine farklı muamelede bulunulduğuna ilişkin olarak herhangi

bir beyanda bulunmamıştır. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için

başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile

kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu

farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb.

ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir. Somut

olayda başvurucu sözünü ettiği benzer olaylar ile kendi durumunun aynı olduğunu

ortaya koyamadığı gibi kendisine hangi nedene dayalı olarak ayırımcılık

yapıldığına ilişkin de her hangi bir beyanda bulunmamıştır.

51. Açıklanan nedenlerle, başvurucu ihlal iddialarını kanıtlayacak herhangi

bir delil ileri sürmediğinden başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

A. Açıklanan nedenlerle;

1. Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğine yönelik

iddiaların “konu

bakımından yetkisizlik”,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik

iddiaların “başvuru

yollarının tüketilmemesi”,

3. Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğine yönelik

iddiaların “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Serhat ALTINKÖK

Başvurucu

:

Adnan OKTAR

Vekili

:

Av. Ceyhun GÖKDOĞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1123, 2 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası