İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Cihan Başvurusu (B. No: 2017/23740)

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin Gezi Parkı eylemlerine

Başvuru No2017/23740Tarih2 Aralık 2020Okuma18 dk · 3.636 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Cihan Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2017/23740
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.636 kelime·18 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin Gezi Parkı eylemlerine

katılan gruba müdahale etmesi neticesinde yaralanma meydana gelmesi olayıyla

ilgili etkili soruşturma yürütülmemesi ve olaydan dolayı oluşan zararların

tazmini amacıyla açılan davanın reddedilmesi nedenleriyle kötü muamele yasağı

ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 15/5/2017 ve 11/9/2018 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/28111 numaralı bireysel başvuru ile mevcut

başvuru arasında hukuki ve fiili irtibat olduğu değerlendirilerek başvuruların

birleştirilmesine karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

10. 1954 doğumlu ve avukat olan başvurucu 16/6/2013

tarihinde İstanbul'da gerçekleşen Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

gösteride İnsan Hakları Derneği (İHD) gözlemcisi olarak görev yaptığını dile

getirmektedir.

11. Başvurucunun anlatımına göre olay tarihinde

gerekmediği hâlde yoğun miktarda biber gazı kullandıkları için kolluk

görevlilerini uyarmasından dolayı görevlilerin sözlü ve bedensel şiddetine

maruz kalmış, bu nedenle sol ayak kemiğinin kırılması suretiyle yaralanmıştır.

12. Başvurucu hakkında Adli Tıp Kurumu İstanbul Adli Tıp

Şube Müdürlüğü tarafından 9/1/2014 tarihli sağlık raporu düzenlenmiştir.

Raporun ilgili kısmı şöyledir:

"Ahmet Cihan'a ait Özel [Y.] Hastanesinin 23.09.2013 tarihli

yazısı ekindeki 1815 nolu epikrizinde; 05.07.2013 tarihinde ayak bileğinin

burkulması nedeniyle geldiği, harici muayenesini gösterir rapor bulunmadığı,

Med-Mar görüntüleme merkezinin 17.06.2013 tarihli raporunda; 5.metatars tabanı

inferiolateral köşesinde minimal ayrışma ile gelen fraktür hattı bildirildiği,

arızasının;

Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı,

Basit bir tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,

Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi

Orta (2) derece olduğu"

A. Kolluk

Görevlileri Hakkında Yapılan Soruşturma Süreci

13. Başvurucu, yaralanmasından sorumlu olan kolluk

görevlileri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette

bulunmuştur. Başvurucu şikâyet dilekçesinde; Gezi olayları olarak bilinen

protesto eylemleri sırasında İHD gözlemci heyeti içinde bulunduğunu, yapılan

polis müdahalesi sonucu İHD binasının içi yoğun gazla dolduğu için yaka kartını

göstererek bina dışına çıktığını, polislere bina içinde hastaların olduğunu ve

bu bölgede gaz kullanmamalarını söylemesi üzerine polislerin bir kısmının

uyarılarını dikkate alarak gaz bombası atmaktan vazgeçtiğini, ancak içlerinden robokop

kıyafetli bir polisin kendisine hakaret ederek saldırdığını ve gaz bombası

attığını, bu nedenle yaralandığını ifade etmiştir. Dilekçede başvurucu ayrıca

eylem içerisinde olmadığını, İHD binası önündeki sokağa giren yaklaşık 20 Çevik

Kuvvet polisi bulunduğunu fakat bu kişilerden sedece ikisinin kendisine

fiziksel müdahalede bulunduğunu belirtmiş; polislerin kasklarında numara

olmaması nedeniyle kimseyi teşhis edemeyeceğini beyan etmiştir.

14. Savcılık olay yerini ve anını gösteren kamera

kayıtlarını araştırmışsa da başvurucunun yaralanmasını gösterir herhangi bir

görüntüye ulaşamamıştır.

15. Başvurucunun tanık olarak bildirdiği Ü.E., S.H. ve

N.O.nun olaya ilişkin bilgileri Savcılıkça tespit edilmiştir. Tanıklar, başvurucunun

yaralanmasına neden olan olaya karışan polisleri görmediklerini ve bu nedenle

kimseyi teşhis edemeyeceklerini beyan etmişlerdir.

16. Savcılıkça olay yerine yakın bölgelerde

görevlendirilen Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personellerinden gaz/savuma/Zed tüfeği

kullanmakla görevli oldukları belirtilenlere ait 16/6/2013 tarihli görev

listeleri ile görevlendirilen grupların başlarında bulunan ve kullanılacak araç

gereçleri tayin eden rütbeli personelleri gösterir isim listeleri ilgili kolluk

birimlerinden temin edilmiş, bu listelere göre şüpheli polis memurlarının

kimlikleri belirlenmiş ve olayla ilgili savunmaları alınmıştır.

17. Şüpheli polisler savunmalarında genel olarak

suçlamaları kabul etmemiş, yaralamanın meydana geldiği olay yerinde hiç görev

almadıklarını, bu nedenle de olayla bir ilgilerinin olmadığını belirterek hiç

kimseyi yaralayacak şekilde davranmadıklarını ve hakaret etmediklerini ifade

etmişlerdir.

18. Savcılıkça 6/6/2018 tarihinde, kimliği tespit edilen

şüpheli polisler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin ek

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Müştekinin şikayetine konu

olarak, müştekiyi yaralayan ve hakaret eyleminde bulunan şüphelinin yukarıda

açık kimlik ve adres bilgileri yazılı polis memurları olduklarına ve

üzerilerine atılı suçları işlediklerine dair haklarında kamu davası açmayı

haklı kılacak yeterli delil elde edilemediğinden kamu adına Kovuşturmaya Yer

Olmadığına "

19. Başvurucunun Savcılığın ek kararına itirazı, İstanbul

7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/6/2018 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar

başvurucuya 16/8/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Savcılık tarafından kimliği belirlenen sekiz polis

memuru hakkında kovuşturmama kararıyla birlikte aynı tarihte, başvurucunun

yaralanmasına neden olan kimliği belirlenemeyen faillerin araştırması amacıyla

daimî arama kararı verilmiştir.

21. Başvurucu bu sürece ilişkin olarak 11/9/2018

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun 2018/28111 numarasını

alan söz konusu bireysel başvurusu aralarındaki bağlantı nedeniyle incelenen bu

başvuruyla birleştirilmiştir.

B. Vali ve İl

Emniyet Müdürü Hakkında Yapılan Soruşturma Süreci

22. Başvurucu, yaralanmasından sorumlu olan kolluk

görevlilerinin yanı sıra İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürü hakkında da

Savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.

23. Savcılıkça, Vali ve İl Emniyet Müdürü yönünden

soruşturmanın ayrılması suretiyle görevsizlik kararı verilerek soruşturma

dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

24. Hakkında suç duyurusunda bulunulan kişilerin kamu

görevlisi olduğu gerekçesiyle soruşturma izni verilmesi için dosya Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İçişleri Bakanlığına gönderilmiş, İçişleri

Bakanlığınca 14/3/2014 tarihinde soruşturma izni verilmemesine karar

verilmiştir.

25. Bu karara yapılan itirazın Danıştay Birinci

Dairesinin 7/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma 24/6/2014 tarihinde kayıttan düşürülmüştür.

C. Tam Yargı

Davası Süreci

26. Başvurucu, kolluk görevlileri hakkındaki soruşturma

devam ederken -Vali ve İl Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izni

verilmemesinden hemen sonra- 21/4/2014 tarihinde İstanbul Valiliğine (İdare)

başvurarak kolluk görevlilerinin haksız eylemleri nedeniyle uğradığı maddi ve

manevi zararlarının tazmin edilmesini talep etmiştir.

27. İdarenin başvurucunun talebine cevap vermemesi

üzerine başvurucu 8/9/2014 tarihinde İdare aleyhine tam yargı davası açmıştır.

Başvurucu ayak bileği tarak kemiğinin kırılması nedeniyle İdarenin hizmet

kusuru bulunduğunu, bu nedenle maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi

gerektiğini iddia etmiştir.

28. İstanbul 3. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi)

5/1/2016 tarihinde başvurucunun davasının reddine karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda ; 16.06.2013 tarihinde

İstanbul ili Taksim çevresinde meydana gelen olaylarda kalabalığa müdahale eden

güvenlik güçlerinin kullandığı biber gazı fişeğinin davacıya isabet etmesi

sonucu yaralandığından bahisle maddi ve manevi tazminat talepli iş bu dava

açılmıştır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden

hareketle; 16/06/2013 günü Taksim Meydan ve çevresinde meydana gelen olayların

yasadışı izinsiz eylem ve gösteri mahiyetinde olduğu ve bu sebebe binaen

emniyet güçlerince olaya müdahale edildiği ve bedenî kuvvetin dışında basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller ile sair hizmet

araçlarının müdahale aracı olarak kullanıldığı, kamuoyunun da malumu olduğu

üzere olayların o güne özel değil günlerce sürecek şekilde süreklilik arz

ettiği anlaşılmaktadır.

Bu noktada dosyadaki belgelerden

hareketle; davacının, güvenlik güçlerinin haksız sözlü ve fiili saldırısına

uğradığından bahisle sol ayak bilek tarak kemiği kırıldığı iddia edilmiş ise de

sunulan raporlardan ve sair belgelerden olayın bu sebebe binaen olduğu açık ve

net ortaya konulamadığından idareyi kusurlu kılacak bir husustan söz

edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davanın

reddine..."

29. Başvurucu, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf

talebinde bulunmuş, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdare Dava Dairesi

tarafından istinaf talebi 27/12/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun

anılan kararın düzeltilmesi talebi, yine aynı Daire tarafından 28/3/2017

tarihinde reddedilmiştir. Karar, başvurucuya 13/4/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

30. Başvurucu 15/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlâl Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu,

- Gezi Parkı eylemlerinde kolluk görevlileri tarafından

yaralandığını iddia ederek sorumlulukları olduğunu ileri sürdüğü İstanbul Valisi

ile İl Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izni verildiğini,

- Diğer taraftan kolluk görevlileri ile ilgili yürütülen

soruşturmada delillerin toplanmaması nedeniyle bir kısım şüpheli polis hakkında

kovuşturma yapılmamasına karar verildiğini ifade ederek yaşam hakkı, maddi ve

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı, ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

33. Bakanlık, görüşünde olay tarihinde gerçekleşen

eylemlerin yasa dışı ve barışçıl nitelikten çıkmış şiddet olayları olduğu, her

ne kadar eylemlere katılmadığını iddia etse de başvurucunun da olayların tam

merkezinde bulunduğunu, kolluk ekiplerinin olayın durum ve gereklerine orantılı

olacak şekilde müdahalede bulunduğunu, dolayısıyla somut olayın kötü muamele

yasağının ihlali teşkil edebilmesi için gerekli olan asgari ağırlık eşiğini

aşacak bir muamelenin mevcut olmadığını belirtmiştir.

34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

formunda dile getirdiği hususları yinelemiştir.

2. Değerlendirme

35. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

36. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının özü, kolluk görevlilerinin toplumsal olaya

müdahaleleri sırasında yaralanmasına rağmen zararlarının tazmin edilmemesi ile

sorumlulukları olduğunu ileri sürdüğü kamu görevlileri hakkında soruşturma veya

kovuşturma yapılmamasına ilişkindir. Bu nedenle söz konusu iddialar,

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan kötü muamele yasağı

ile 36. maddesi kapsamında kalan adil yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.

38. Kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin devletin

negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta, pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve

diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas, B. No:

2014/7703, 2/2/2017, § 49).

39. Başvurucu, birleşen her iki başvurusunda da bir

kolluk görevlisinin eylemisonucu yaralanması nedeniyle anayasal haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda devletin negatif yükümlülüğüne

aykırı hareket edildiğini ancak buna rağmen zararlarının karşılanmadığını iddia

ederek mağduriyetinin devam ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca olayın

faili kolluk memurlarıyla olayda sorumluluğu bulunan Vali ve İl Emniyet Müdürü

hakkında soruşturma/kovuşturma yapılmaması nedeniyle devletin pozitif

yükümlülüğü kapsamındaki soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğini iddia

etmiştir. Başvurucunun koruma yükümlülüğü kapsamında bir iddiası veya

şikâyetinin olmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvuru, kötü muamele yasağının

negatif ve usul yükümlülüğü kapsamıyla sınırlı olarak incelenmiştir.

40. Somut olayda kolluk memurları ile Vali ve Emniyet

Müdürü hakkındaki ceza soruşturmaları farklı yürütüldüğünden bu süreçler temel

alınarak yapılan başvurular kötü muamele yasağı yönünden iki ayrı başlık

altında incelenmiştir. Diğer taraftan başvurucu, tazminat davasının

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ileri

sürdüğünden bu şikayeti ayrıca değerlendirilmiştir.

a. Vali ve

Emniyet Müdürü Hakkında Yürütülen Soruşturmaya Dayalı Tam Yargı Davası Sürecine

İlişkin Başvuru (B. No: 2017/23740) Yönünden

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 64. maddesinin (1)

numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği,

başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün

içinde yapılması gerekir.

42. Anayasa Mahkemesi kolluk görevlilerinin güç kullanımı

sonucunda gerçekleştiği ileri sürülen kötü muamele yasağı ihlali iddialarını

incelediği birçok başvuruda, tüketilmesi gereken etkili hukuk yolunun ceza

soruşturması olduğunu belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Onur Cingil,

B. No: 2013/7836, 16/4/2015, § 52; Zeki Güngör, B. No: 2013/8491,

31/3/2016, § 39; N.T.U. ve N.T., B. No: 2014/4372, 19/12/2017, § 28; Seyfullah

Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 140).

43. Başvurucu, yaralanması olayıyla ilgili sorumlulukları

bulunduğunu ileri sürdüğü Vali ve Emniyet Müdürü hakkında şikâyette

bulunmuştur. Bu kişiler hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle

soruşturmanın işlemden düşürülmesine karar verilmiştir. Başvurucu anılan

kararın ardından İdare aleyhine tazminat davası açmış, davanın reddedilmesi

üzerine başvuruda bulunmuştur.

44. Yukarıda değinildiği üzere kolluk görevlilerinin güç

kullanımı sonucunda gerçekleştiği ileri sürülen kötü muamele yasağına yönelik

şikâyetlerde -devletin negatif yükümlülüğü ile pozitif yükümlülüğünün

usul yükümlülüğü kısmına ilişkin olanlarda- etkili tek yargı yolu ceza

yoludur. Bu durumda ceza yolunun tüketilmesinden itibaren otuz gün içinde

yapılmayan başvuruların Anayasa Mahkemesince incelenmesi mümkün değildir.

45. Başvurucu, ceza yolunu tükettikten sonra bireysel

başvuruda bulunmamış; ceza soruşturmasından yaklaşık üç yıl sonra tam yargı

davasının reddedilmesi akabinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Tam yargı

(tazminat) davaları kötü muamele şikâyetlerinin (negatif ve soruşturma

yükümlülüğü yönünden) incelenmesinde etkili yol olmadığından bireysel başvuru

süresinin ceza soruşturmasının tamamlandığının öğrenildiği tarihten başladığı

dikkate alınarak başvurunun süresinde yapılmadığı tespit edilmiştir.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kolluk Memurları Hakkında Yürütülen Soruşturma

Sürecine İlişkin Başvuru (B. No: 2018/28111) Yönünden

47. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası gereği ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

48. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

49. Bir devlet görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi,-5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte

yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Tahir

Canan, § 25). Ancak yürütülen bu soruşturma, belirli bir kişinin sorumlu

olup olmadığıyla sınırlı olmamalı; olayın tüm yönlerini ortaya koyacak kapsamda

ve nitelikte olmalıdır. Nitekim soruşturmanın etkili olup olmadığına ilişkin

değerlendirme -somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak- belirli

bir kişi hakkında verilen kararla sınırlı olarak değil yürütülen soruşturma bir

bütün olarak incelendikten sonra yapılabilecektir (Gülcan Keleş ve

diğerleri, B. No: 2014/797, 22/3/2017, § 30).

50. Bir ceza soruşturması veya yargılaması sürecinde kovuşturmasızlık,

beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ile

farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması durumunda -bu aşamaların tek

bir olay için farklı kişilerin sorumluluklarına yönelik olduğu gözetildiğinde-

soruşturmaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekebileceğinden (S.D.,

B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 69) hareket eden Anayasa Mahkemesi; aynı olaya

ilişkin sorumluluğu bulunduğu iddia edilen, birden fazla kişi hakkında

yürütülen adli süreçlerin bir kısmı devam ederken bazı şüpheli/sanık bakımından

sürecin sona ermesi üzerine yapılan bireysel başvurularda somut olayın ve tüm

adli sürecin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna ulaşmıştır (Bilal Turan ve diğerleri (3),

B. No: 2013/7418, 31/3/2016, § 72; Bülent Kurt, B. No: 2013/7408,

20/1/2016, § 40; Gülcan Keleş ve diğerleri, §§ 30, 31).

51. Başvuru yollarının tüketilmesi meselesine ilişkin

anılan içtihadın ortaya çıkışında, ihlal iddiasına konu olaya dair sorumluluğu

bulunduğu iddia edilen kişilerden her birine atfedilebilecek kusur durumu ile

her bir kişi için adli süreçte elde edilecek delil durumunun farklı

değerlendirilebileceğinin ve soruşturmanın etkililiği araştırılırken olayın tüm

boyutlarıyla ele alınarak bir bütün olarak irdelenmesi gerekliliğinin gözönünde

bulundurulduğu anlaşılmaktadır (Dilek Genç ve diğerleri [GK], B.

No: 2014/3944, 1/2/2018, §55).

52. Bu ilkeler ışığında somut başvuru

değerlendirildiğinde başvurucu, Savcılık tarafından bazı şüpheliler hakkında

haksız olarak kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin ekkarar verildiğini ileri

sürerek bireysel başvuruda bulunmuşsa da başvurucunun yaralanması olayıyla

ilgili soruşturmanın devam ettiği anlaşılmaktadır.

53. Bu durumda maddi olayın koşullarını belirleyebilecek,

sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte

olmadığına ilişkin bir veri yahut iddia bulunmayan başvuru konusu soruşturmada,

haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen sekiz kolluk görevlisi ile

ilgili verilen kararla sınırlı olarak değil soruşturmanın tamamlanmasından

sonra bütünsel olarak etkili olup olmadığının değerlendirmesinin yapılabileceği

öngörülmüştür.

54. Diğer taraftan başvurunun temeli olan kovuşturma

yapılmamasına yönelik ek karardan sonra Savcılıkça soruşturmanın daimî aramaya

alınmasına karar verilmiştir. Daimî arama kararları sonrasında başvurucu,

soruşturmanın etkili yürütülmediğini ileri sürerek kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine yönelik şikâyetlerini bireysel başvuru yoluyla her zaman

Anayasa Mahkemesine taşıyabilirse de söz konusu şikâyetlerin incelenmesi ancak

başvurucunun daimî arama kararından sonra soruşturmada ilerleme

kaydedilmediğine yönelik bir iddiasının bulunması ve Anayasa

Mahkemesinin soruşturmanın etkililiğini kaybettiği kanaatine varmasıyla mümkün

olabilmektedir.

55. Başvurucunun soruşturmanın daimî aramaya alınması

nedeniyle etkili olmadığı yönünde bir şikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucunun

şikâyeti kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin ek karara dayanmaktadır. Ayrıca

başvurucu ek kararla ilgili sürecin tüketilmesinin akabinde bireysel başvuruda

bulunmuş, bu arada başvurusunda soruşturmanın daimî aramaya alınmasından

bahsetmemiştir. Dahası kendisini yaralayan kolluk memurunu teşhis edemeyeceğini

belirten başvurucu, başvuru veya soruşturma dosyasında talep ettiği hâlde

toplanmayan somut bir delilden bahsetmemiş; sadece delil toplanmaması nedeniyle

kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararından şikâyet etmiştir. Dolayısıyla

soruşturmanın etkililiğini kaybettiğine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesince bu

aşamada değerlendirme yapılmasını gerektiren olgu tespit edilmemiştir.

56. Anayasa Mahkemesince yapılan tespitlerin kişilerin

masumiyetine veya suçluluğuna ilişkin bir yorum yapıldığı şeklinde değerlendirilmemesi

gerekliliği ifade edilmelidir. Bu bağlamda başvurucunun iddialarının ve olayla

ilgili soruşturmanın etkili yürütülüp yürütülmediğinin, yaralanma olayının

sebep ve koşulları yani gerçekleşme şartları adli makamlarca netleştirilmeden

Anayasa Mahkemesince bir bütün olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlâl Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

58. Başvurucu, Gezi Parkı eylemlerinde kolluk görevlileri tarafından

yaralandığını iddia ederek sorumlulukları olduğunu ileri sürdüğü İstanbul

Valisi ile İl Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izni verilmemesi sonrasında

tam yargı davası açtığını, dilekçede "hizmet kusuru" nedeniyle

tazminat talep etmesine rağmen yaralanması ile kolluk görevlilerinin eylemleri

arasında illiyet bağının ortaya konulamaması nedeniyle davanın reddedildiğini

ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

59. Bakanlık adil yargılanma hakkı yönünden görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

60. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

61. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı, suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medeni

hak ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da

uygulanır. Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni

meselelerde uygulanabilmesi için ortada hukuk düzeni tarafından kişiye tanınmış

veya en azından savunulabilir temeli bulunan bir hakkın bulunması

gerekir. İkinci olarak bu hakla ilgili olarak ilgili kişinin menfaatini

etkileyen bir uyuşmazlık mevcut olmalıdır. Öte yandan bu uyuşmazlık ihtilaf

konusu hakkın tespiti ve bu haktan yararlanılması bakımından belirleyici bir

nitelik arz etmelidir (Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem, B. No: 2015/7942,

28/5/2019, § 28).

62. Somut olay açısından başvuruya konu şikâyetin medeni

hak ve yükümlülükler ile ilgili bir uyuşmazlık olup olmadığı adil

yargılanma hakkının kapsamının tespiti açısından önem taşımaktadır.

63. Kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü

muamele niteliğindeki eylemlere ilişkin olarak hak ihlali iddiasında bulunan

tarafça açılan tam yargı davasının mağduriyetin giderilmesi adına önemli bir

işleve sahip olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte kötü muamele yasağının

kamu görevlilerinin kasti fiilleriyle ihlal edildiği şikâyeti yönünden etkili yol

ceza soruşturması olduğundan tam yargı davası üzerine bu şikâyetin incelenmesi

mümkün değildir. Ancak tazminat imkânının medeni bir hak niteliğinde olduğu

hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının kamu görevlilerinin kötü muamelede

bulundukları iddiasıyla açılan tam yargı davalarında uygulanabilir olduğu

açıktır (Bazı değişikliklerle Yılmaz Yakut [GK], B. No: 2016/7749,

5/11/2020, § 48).

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

64. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik

güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan

biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel

olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini

teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, §

80).

65. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013).

66. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz

konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin

Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa

Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak

bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip

edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme "kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususun incelenmesi" olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay

(2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

67. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai

durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir

şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına

girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin

temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin

güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın

sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye

dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin

değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini

ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp

sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına

gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin delillerle ilgili

değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı

kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa

müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, §

149; M.B., § 83).

68. Somut olayda İdare Mahkemesi, başvurucunun

yaralanmasının bir kolluk görevlisi eyleminden kaynaklandığına ilişkin somut

delil bulunmadığını tespit ederek yaralanma ile İdarenin eylem veya hizmeti

arasında illiyet bağı kurulmadığı kanaatine ulaşmıştır. Soruşturma makamınca

İdare Mahkemesi kararının aksi ortaya konulmuş değildir. Başvuruya yansıyan

olgular bakımından başvurucu da yaralanmasıyla ilgili İdare Mahkemesince

dikkate alınmayan bir delilden bahsetmemiş veya mevcut bir delilin görmezden

gelindiğine ilişkin bir iddiada bulunmamış olup İdare Mahkemesince ulaşılan

sonucun adil yargılanma hakkındaki güvenceleri etkisiz hâle getiren bir

keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Vali ve Emniyet Müdürü hakkında yürütülen

soruşturmaya dayalı tam yargı davası sürecine ilişkin olarak (B. No: 2017/23740)

kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianınsüre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kolluk memurları hakkında yürütülen soruşturma

sürecine ilişkin olarak (B. No: 2018/28111) kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

2/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Ahmet CİHAN Vekili : Av. Hasan GİRİT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/23740, 2 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Kolluk
  10. B. Vali ve İl
  11. C. Tam Yargı
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Kötü Muamele
  15. B. Adil
  16. A. 1. Vali ve Emniyet Müdürü hakkında yürütülen
  17. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/23740
Tarih
2 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Euro Pomp Elektrik İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2019/21498)
  • Yusuf Güceyü ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/27159)
  • S.s. Boğaziçi Sitesi Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2017/15154)
  • Önder Körfez Başvurusu (B. No: 2017/20291)
  • Naime Kablan Başvurusu (B. No: 2019/21657)
  • Serdar Kaptanoğlu Başvurusu (B. No: 2019/2769)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.