İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Ersoy ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4212)

1. Başvuru, orman kadastrosuyla orman olarak tespit edilen

Başvuru No2014/4212Tarih5 Nisan 2017Okuma24 dk · 4.822 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Ersoy Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
5 Nisan 2017
Başvuru Numarası
2014/4212
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.822 kelime·24 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, orman kadastrosuyla orman olarak tespit edilen

taşınmaza ilişkin olarak açılan tescil davasının hak düşürücü süre gerekçesiyle

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/3/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucular, 3/7/2012 tarihinde vefat eden Fatma Ersoy'un

yasal mirasçılarıdır. Başvurucular Ahmet Ersoy, Ali Ersoy, Hasan Ersoy, Hayri

Ersoy, Kemal Ersoy ve Mehmet Ersoy sırasıyla 1965, 1961, 1957, 1963, 1968 ve

1952doğumlu olup Antalya ili Alanya ilçesi Türkler beldesinde ikamet

etmektedirler.

8. Başvurucular, Antalya ili Alanya ilçesi Türkler beldesinde

bulunan ve 1956-1957 yıllarında yapılan arazi kadastrosunda tespit dışı

bırakılan iki adet taşınmazın 60-70 yıldır zilyetlikleri altında bulunduğunu

ileri sürmektedirler.

9. Taşınmazın bulunduğu Türkler beldesinde 1984-1987 yıllarında

31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca orman

kadastrosu çalışması yapılmıştır. Söz konusu çalışma sonucunda değinilen iki

adet taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı tespit edilmiştir. Anılan tespit 12/8/1987 tarihinde köy cami duvarına

asılmak suretiyle ilan edilmiştir.

10. Başvurucular murisi tarafından daha önce ihtilaf konusu

taşınmazlar ile aynı bölgede bulunan 1.831,71 m² ve 5904,50 m² büyüklüğündeki

iki taşınmaza ilişkin olarak 10/6/1991 tarihinde açılan tapu iptali ve tescil

davası sonucu 7/6/2002 tarihinde kesinleşen karar ile anılan taşınmazların

başvurucular murisi adına tesciline karar verilmiştir.

11. Başvurucular murisi tarafından 27/3/2003 tarihli dilekçe ile

Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) ihtilaf konusu taşınmazların,

adına tescil edilmesi istemiyle dava açılmıştır. Dava dilekçesinde, anılan

taşınmazların imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hâle getirildiği, üzerinde

dört ev inşa edildiği ve meyve ağaçları dikildiği, bu nedenle başvurucular

murisi adına tescili gerektiği belirtilmiştir.

12. Mahkemece 23/2/2006 tarihinde fen, orman ve ziraat

bilirkişileriyle birlikte taşınmaz mahallinde keşif yapılmıştır. Keşifte

dinlenen mahalli bilirkişi, taşınmazların 35-40 yıldan beri başvurucular

murisinin zilyetliğinde bulunduğunu ve murisin eşinin (başvurucuların

babasının) taşınmazları tarıma elverişli hâle getirdiğini beyan etmiştir.

Ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda, taşınmazların tarım arazisi

olduğu ve özel mülkiyete konu olabileceği ifade edilmiştir. Orman mühendisi

tarafından düzenlenen raporda, taşınmazların 13/2/1988 tarihinde kesinleşen

orman sınırları içinde kaldığı ve orman sayılan yerlerden olduğu görüşü

açıklanmıştır.

13. Mahkeme, iki bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğunu

değerlendirerek bir ziraat mühendisi ve üç orman mühendisi ile birlikte tekrar

keşif yapmıştır. Orman mühendislerince düzenlenen raporda, taşınmazın kadimden

beri tarım arazisi olduğu, toprağın orman karakteri taşımadığı, taşınmazın

evveliyatında orman sayılan yerlerden olmadığı belirtilmiştir. Ziraat mühendisi

tarafından düzenlenen raporda da taşınmazın ormanla bir ilgisinin bulunmadığı,

toprağın tarım arazisi karakteri taşıdığı düşüncesi izhar edilmiştir. Fen

bilirkişisi raporunda ise taşınmazın toplam alanın 39.018,14 m² olduğu, ancak

172,03 m²'lik bölümünün daha önce 1958 tarihli Kadastro Mahkemesi kararıyla

orman olarak tespit edildiği ifade edilmiştir.

14. Mahkemece bu defa da Süleyman Demirel Üniversitesinden biri

ziraat mühendisliği bölümünden diğeri de orman mühendisliği bölümünden iki

akademisyenle birlikte 17/9/2007 tarihinde yeniden keşif yapılmıştır. Söz

konusu bilirkişilerce düzenlenen raporda, taşınmazların evveliyatında orman

sayılmayan makilik vasfında olan yerlerden olduğu, toprak özelliği bakımından

yandaki devlet ormanıyla aynı mahiyette bulunmayıp aksine tarım arazileriyle

aynı karakterde olduğu, taşınmazların hiçbir zaman orman vasfı taşımadığı kanaati

belirtilmiştir.

15. Mahkeme 3/4/2008 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulü ile

taşınmazların, mahkeme kararıyla orman olduğu tespit edilen 172,03 m²'lik kısmı

dışındaki bölümlerin başvurucular murisi adına tesciline, 172,03 m²'lik bölüm

yönünden ise davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, mahalli

bilirkişi beyanı ile teknik bilirkişi raporlarına dayanıldığı ifade edilmiştir.

16. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince

(Daire) 2/2/2010 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.

Kararın gerekçesinde, dosyada bulunan orman kadastro harita ve tutanaklarında

çekişmeli yerin devlet malı olarak sınırlandırıldığı ve davacının süresinde

itirazda bulunmaması nedeniyle orman kadastrosunun kesinleştiğine işaret edilmiştir.

6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasındaki hak düşürücü sürenin

geçtiği ve orman kadastrosunun sınırlarının hiçbir makam ve merci tarafından

değiştirilemeyeceğinin ifade edildiği gerekçede, daha önce orman kadastrosuyla

orman olarak tespit edilen yerin bilirkişilerin yorumuna dayalı olarak orman

olmadığının kabulüyle hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu belirtilmiştir.

17. Karar düzeltme istemi Dairenin 24/5/2010 tarihli ilamıyla

reddedilmiştir.

18. Bozma kararına uyan Mahkeme 20/1/2011 tarihli kararla davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, yöreye ilişkin orman kadastrosunun 1987

yılında kesinleştiği hatırlatıldıktan sonra bilirkişi raporlarında

taşınmazların, kadastrosu kesinleşen orman sınırları içesinde kaldığının

saptandığı vurgulanmıştır. Başvurucular murisinin hak düşürücü süre içinde dava

açmadığını belirten Mahkeme, orman vasfı kesinleşen taşınmazların özel

mülkiyete konu olamayacağı sonucuna ulaşmıştır.

19. Söz konusu karar, Dairenin 11/2/2013 tarihli kararıyla

onanmıştır.

20. Başvurucular murisinin 3/7/2012 tarihinde vefatı nedeniyle

yasal mirasçı olan başvurucular kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuşlardır.

Karar düzeltme dilekçesinde 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro

Kanunu'nun askı ilan süreleri ve tespit sürelerine ilişkin hükümlerinin

Anayasa'ya aykırı olduğu savunulmuştur. Başvuruculara göre tebligatın şahsen

yapılması gerekmektedir.

21. Bu arada başka bir mahkeme tarafından, 6831 sayılı Kanun'un,

5/11/2003 tarihli ve 4999 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değiştirilen 11.

maddesinin birinci fıkrasının, "Bu

müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak

düşürücü süredir." biçimindeki üçüncü ve dördüncü cümlelerinin

Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptalleri istemiyle

Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusu sonucu, Anayasa Mahkemesince

22/5/2013 tarihli ve E.2012/108, K.2013/64 sayılı kararla anılan hükümler iptal

edilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesine göre "Tutanakların askı suretiyle ilan edilerek

başlayan ve ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmünde olduğu kabul edilen bir

aylık hak düşürücü süre, tapusuz gayrimenkul sahiplerinin kadastrodan önceki

hukuki sebeplere dayanarak dava açma hakkını ortadan kaldırdığından, kişilerin

mülkiyet haklarının sona ermesine sebep olmaktadır. Bu niteliği ile itiraz

konusu kural, kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak, hak

arama özgürlüğünün ve mülkiyet hakkının ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına,

hakkın özüne dokunarak kullanılamaz hale gelmesine yol açacak

niteliktedir."

22. Kararın düzeltme istemi Dairenin 25/11/2013 tarihli

kararıyla reddedilmiştir. Bu karar, 25/2/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucular 26/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat ve

Mahkeme Kararları

24. 6831 sayılı Kanun’un 11. maddesinin 22/5/1987 tarihli ve

3373 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle değiştirilen birinci fıkrası şöyledir:

“Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı suretiyle

ilânı, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak ve kararlara karşı

askı tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro

mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye

müracaatla sınırlamaya ve bu Kanunun 2 nci

maddesine göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı ile hak sahibi gerçek ve tüzelkişiler

itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları

kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak, tapulu gayrimenkullerde tapu

sahiplerinin, 10 yıllık süre içerisinde dava açma haklan mahfuzdur.”

25. 6831 sayılı Kanun’un 5/11/2003 tarihli ve 4999 sayılı

Kanun'un 6. maddesiyle değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: :

“Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı suretiyle

ilânı, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak, harita ve

kararlara karşı askı tarihinden itibaren bir ay içinde kadastro mahkemelerine,

kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli

mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve 2 nci

maddeye göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine Çevre ve Orman

Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler itiraz

edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu

süre hak düşürücü süredir. Ancak, tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on

yıllık süre içerisinde dava açma hakları mahfuzdur."

26. Anayasa Mahkemesinin, 6831 sayılı Kanun'un 4999 sayılı Kanun'un

6. maddesiyle değiştirilen 11. maddesinin birinci fıkrasının "Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon

kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir."

biçimindeki üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptaline ilişkin 22/5/2013 tarihli

ve E.2012/108, K.2013/64 sayılı kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu

sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma,

ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren mülkiyet hakkı, Anayasa'nın

35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış ve bu hakka ancak

kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebileceği belirtilmiştir.

Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama

özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından

biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın

bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da

kapsar. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir

sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da,

Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların

sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım

koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından

kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar

olduğu açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan

güvencelere aykırı olamaz.

Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik

cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve

özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Çağdaş demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen

sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya

karşı öngörülen kanun yolları gibi güvenceler hep demokratik toplum düzeni

kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,

istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin

gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla sınırlandırılabilirler.

Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu

sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez.

Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu

rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün

kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye

vardırılmaması gerekir.

Hak arama özgürlüğü demokratik hukuk

devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün

olan en geniş şekilde güvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan, hukuki işlem

ve kuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları

olan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak

arama özgürlüğü ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul

bir denge gözetilmelidir. Dava konusu kuralla getirilen süre sınırlamasının,

kamu düzeniyle ilgili olan kadastro işlemlerinin hızlandırılmasını ve düzenli

bir tapu sicilinin oluşmasını amaçladığı anlaşılmaktadır. Orman kadastro

tutanaklarının her an dava tehdidi altında bulunması, tutanakların

kesinleşmesine engel olarak kamu hizmetinin aksamasına neden olacağından,

açılacak davalar için bir süre sınırlaması getirilmesinde kamu yararı

bulunmaktadır.

Tutanakların askı suretiyle ilan edilerek

başlayan ve ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmünde olduğu kabul edilen bir

aylık hak düşürücü süre, tapusuz gayrimenkul sahiplerinin kadastrodan önceki

hukuki sebeplere dayanarak dava açma hakkını ortadan kaldırdığından, kişilerin

mülkiyet haklarının sona ermesine sebep olmaktadır. Bu niteliği ile itiraz

konusu kural, kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak, hak

arama özgürlüğünün ve mülkiyet hakkının ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına,

hakkın özüne dokunarak kullanılamaz hale gelmesine yol açacak niteliktedir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de

10.3.2009 günlü, 'Rimer ve diğerleri/Türkiye'

kararında, Kanun'da orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanaklara karşı

dava açmak için öngörülen sürenin ancak ilgili şahsın etkin ve yeterli bir

şekilde bilgi sahibi olmasından sonra başlayabileceği, bu tutanakların köy

kahvesinde ilan edilmesinin doğru ve gerektiği şekilde tebliğ için yeterli

olmadığı, tabiat ve ormanların, daha genel anlamda çevrenin korunması amacıyla

mülkiyet hakkı gibi bazı temel haklara müdahalede bulunulabileceği ancak mülkün

gerçek değerine göre makul kabul edilebilecek bir tazminat ödemeden mülkiyetten

mahrum bırakmanın 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi

bakımından aşırı zarar oluşturduğu, dolayısıyla, mülk sahiplerine hiçbir

tazminat ödenmemesinin, kamu yararı ile temel insan haklarının korunması

arasında oluşturulması gereken doğru dengeyi başvuranlar aleyhine bozduğu

sonucuna varmıştır."

27. 6831 sayılı Kanun’un 11. maddesinin 26/2/2014 tarihli ve

6527 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle değişik birinci fıkrası şöyledir: :

“Orman kadastro komisyonlarınca alınan kararlara ilişkin düzenlenen

tutanak ve haritalar askı suretiyle otuz gün süre ile ilan edilir. Bu ilan

ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak ve haritalara karşı

itirazı olanlar; askı tarihinden itibaren otuz gün içinde kadastro mahkemelerinde,

kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli

mahkemelerde dava açabilirler. İlan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan

kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalar kesinleşir. Orman kadastro

komisyonlarınca düzenlenen tutanak ve haritaların kesinleştiği tarihten

itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak

Hazine hariç itiraz olunamaz ve dava açılamaz."

2. Orman Kadastro

Tespitlerine Karşı Dava Açılması ve Tespitlerin Kesinleşmesi

28. 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının

22/5/1987 tarihli ve 3373 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle değişik hâline göre

orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı suretiyle ilânı,

ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmünde olup tutanak ve kararlara karşı askı

tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi

olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla

sınırlamaya ve bu Kanunun 2. maddesine göre orman sınırları dışına çıkarma

işlemlerine hak sahibi gerçek ve tüzelkişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde

itiraz olmaz ise komisyon kararlarının kesinleşmesi öngörülmüştür. Fıkrada bu

sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ifade edilmiştir. Ancak, tapulu

gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açma hakları

mahfuz tutulmuştur. Dolayısıyla 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci

fıkrasının 4999 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değiştirilmeden önceki hâli

uyarınca tapusuz gayrimenkuller yönünden, kadastro tespit tutanaklarının askıya

çıkarılmasından itibaren altı ay içinde dava açılmaması nedeniyle kesinleşen

tespitlere karşı kadastro tespitinden önceki nedenlere dayanılarak dava

açılması imkânı bulunmamaktadır.

29. 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrası 4999

sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değiştirilmiştir. Deşiklikle

askı ilan süresi altı aydan bir aya indirilmekle birlikte, askı suretiyle

ilanın tebliğ hükmünde olduğu, süresi içinde itirazda bulunulmaması üzerine

tespitlerin kesinleşeceği, itiraz süresinin hak düşürücü süre olduğu hususları

aynen korunmuştur. Ayrıca, maddenin yeni hâlinde, tapulu gayrimenkullerde tapu

sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açma haklarını saklı tutan hüküm

de aynı şekilde varlığını sürdürmüştür. Bu itibarla, fıkranın 4999 sayılı

Kanun'la yapılan değişiklikten sonraki hâline göre de tapusuz gayrimenkuller

yönünden, kadastro tespitlerine karşı, tespitlerin kesinleşmesinden sonra dava

açılması imkânının bulunmadığı söylenebilir.

30. Anayasa Mahkemesinin 22/5/2013 tarihli ve E.2012/108,

K.2013/64 sayılı kararıyla 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci

fıkrasının 4999 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değişik hâlinde yer alan "Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon

kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir."

biçimindeki üçüncü ve dördüncü cümleleri iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin

kararı üzerine, anılan fıkra26/2/2014 tarihli ve 6527 sayılı Kanun'un 1.

maddesiyle yeniden düzenlenmiştir. Kuralın yeni hâlinde, askı ve ilanın tebliğ

hükmünde olduğu ve ilan süresi geçtikten sonra tespitlerin kesinleşeceğine

ilişkin hükümler, madde metninde yer almıştır. Değişiklikle bir ay şeklindeki

itiraz süresi otuz gün olarak yeniden düzenlenmiştir. Buna karşılık, bu sürenin

hak düşürücü nitelikte olduğuna ilişkin hükme, yeni düzenlemede yer

verilmemiştir. Ayrıca sadece tapulu gayrimenkul malikleri yönünden saklı

tutulan on yıl içinde dava açma hakkı, bütün gayrimenkullere teşmil edilmiştir.

Buna göre orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanak ve haritaların

kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, tapulu veya tapusuz

gayrimenkul ayrımı olmaksızın kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak

dava açılabilir.

B. Uluslararası Hukuk

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilmesi için ...

kanun tarafından kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı merciinde makul bir

süre içinde adil ve kamuya açık bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir. "

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin 1. fıkrasının, açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim

hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak bağlamıyla

birlikte dikkate alındığında, mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı

sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 28-36).

AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. Fıkrasında

mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen

genişletici bir yorum olmayıp 6. maddenin 1. fıkrasının birinci cümlesinin

lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensipleriningözetilerek

birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarakSözleme'nin

6. maddesinin 1. fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili

iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

33. AİHM, adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM, bu sınırlamaların, kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre, meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayansınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddenin 1. fıkrasıyla

uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem

Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 19; Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

34. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin

yorumlanmasının, öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin

görevi olduğunu belirtmekte, AİHM'in rolünün, bu

yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup

olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren

kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına

işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının, ilgililerin

ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması

gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda, her bir olayın, somut

başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci

fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını

çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20).

35. AİHM bu ilkeler uyarınca, mahkemelerin dava açılabilmesi

için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin

zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda

öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı

esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların; belirliliği

ve uygun adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi

hâlinde ve ilgililerin, davalarının esasının yetkili mahkeme tarafından karara

bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmeleri

durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 5/4/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim Hakkı Yönünden

1.Başvurucuların İddiaları

37. Başvurucular, ihtilaf konusu taşınmazın murislerince

1967-1968 yıllarında önceki zilyedinden satın alındığını ve zilyetliklerinin

aralıksız sürdüğünü belirtmişlerdir. 1984-1987 yılları arasında yapılan orman

kadastrosuyla taşınmazın orman olarak tespit edildiğini ifade eden

başvurucular, tutanakların murise tebliğ edilmeyip duvara asılmak suretiyle

ilanen tebliğ edildiğini ve murisin haberi olmaksızın kesinleştiğini savunmuşlardır.

38. Başvurucular, Mahkemece yapılan keşifte dinlenen tanıklar ve

keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarında taşınmazın orman vasfını

taşımadığının tespit edildiğine işaret etmiş ve Mahkemece bu tespitler doğrultusunda

doğru bir şekilde tescil kararı verilmesine rağmen Yargıtayın,

hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle verilen bozma kararına uyularak

davanın reddedildiğinden yakınmışlardır.

39. Başvurucular, davanın süre aşımı nedeniyle reddinin dayanağı

olan 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü

cümleleri, karar düzeltme isteminde bulundukları tarihten sonra, Anayasa

Mahkemesinin 22/5/2013 tarihli ve E.2012/108, K.2013/64 sayılı kararıyla iptal

edildiği hâlde, bu hususun Yargıtay tarafından karar düzeltme safhasında

gözetilmediğinden şikâyet etmişlerdir.

40. Başvurucular, şahsen tebliğ edilmeyen kadastro tespit

tutanaklarına itiraz edilebilmesi için öngörülen ve ilanen tebliğden itibaren

işleyen otuz günlük hak düşürücü sürenin hak ihlaline yol açtığının Anayasa

Mahkemesi kararıyla sabit olduğunu belirtmişlerdir. Kazandırıcı zamanaşımına

ilişkin koşulların oluştuğu fikrinde olan başvurucular, bu hükümlerin

uygulanmamasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini ve bu müdahalenin

giderilebilmesi için uygun bir tazminatın da ödenmediğini ifade etmişlerdir.

Başvurucular sonuç olarak mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

41. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

43. Başvurucular murisi tarafından açılan tescil davasının hak

düşürücü süre nedeniyle reddedilmiş olması nedeniyle başvurucularca öne sürülen

iddiaların mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 22/5/2013 tarihli ve E.2012/108,

K.2013/64 sayılı kararıyla iptal edilen 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin

birinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümleleri, mahkemeye erişim hakkını

ilgilendirdiğinden Anayasa Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından karar

düzeltme safhasında gözetilmediğine ilişkin şikâyetin de mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

44. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı

Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin

birinci fıkrasına "adil yargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine

ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre, "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil"

edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma

hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de

düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu

anlaşılmaktadır.

45. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,

B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

46. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında

bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara

bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (AYM, E.2013/40, K.2013/139,

28/11/2013). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılması mümkündür. Bununla birlikte getirilecek sınırlamaların hakkın

özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve

ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38).

47. Somut olayda, başvurucular murisinin zilyedi bulunduğu öne

sürülen iki adet taşınmazın 1984-1987 yıllarında 6831 sayılı Kanun'un 2/B

maddesi uyarınca yapılan orman kadastrosu çalışması sonucu orman sınırları

içinde kaldığı tespit edilmiştir. Anılan tespit 12/8/1987 tarihinde köy cami duvarına asılmak suretiyle ilan

edilmiştir. Başvurucular murisi tarafından 27/3/2003 tarihli dilekçe ile

Mahkemede ihtilaf konusu taşınmazların, adına tescil edilmesi istemiyle dava

açılmıştır. Mahkemece, Daire tarafından verilen bozma kararına uyularak

20/1/2011 tarihli kararla dava reddedilmiştir. Kararda, 6831 sayılı Kanun'un

11. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümleleri uyarınca

kadastro tespit tutanaklarının askıya çıkarıldığı tarihten itibaren hak düşürücü

süre içinde dava açılmaması nedeniyle kesinleşen kadastro tespitlerine itiraz

edilemeyeceği gerekçesine dayanılmıştır.

48. Yukarıda ifade edildiği gibi 6381 sayılı Kanun'un 11.

maddesinin birinci fıkrasının, davanın açıldığı 27/3/2003 tarihte yürürlükte

bulunan metnine göre orman kadastro komisyonlarınca yapılan tespitlere karşı

askı tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro

mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye

müracaatla sınırlamaya itiraz edilebilir. Anılan fıkra uyarınca, bu müddet

içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşmekte olup bu süre hak

düşürücü niteliktedir. Buna göre 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci

fıkrasının, 4999 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değiştirilmeden önceki hâli

uyarınca tapusuz gayrimenkuller yönünden, kadastro tespit tutanaklarının askıya

çıkarılmasından itibaren altı ay içinde dava açılmaması nedeniyle kesinleşen

tespitlere karşı kadastro tespitinden önceki nedenlere dayanılarak dava açılması

imkânı bulunmamaktadır (bkz. §

28).

49. Orman kadastrosu tespitlerine karşı dava açma süresinin altı

ayla sınırlandırılmasının mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği

tartışmasızdır. Söz konusu sınırlama, 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin

birinci fıkrasına dayandığından kanunilik unsurunu taşımaktadır. Ayrıca orman

kadastrosu, Anayasa'nın 169. maddesiyle devlete yüklenen ormanların korunması

ödevinin ifasına yönelik olduğundan orman kadastrosuyla yapılan tespitlere

yönelik olarak açılacak davaların altı aylık süreyle sınırlanmış olmasının

meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.

50. Bakılan olay yönünden asıl tartışılması gereken mesele altı

aylık sürenin ölçülü olup olmadığıdır. Ölçülülük ilkesi, öngörülen müdahalenin

ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen

amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin, maliki olağan dışı ve aşırı

bir yük altına sokması durumunda müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez

(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E. 2012/102, K.2012/207, 27/12/2012

E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15,

K.2013/131, 14/11/2013; E.2013/158, K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19,

29/1/2014; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015;

E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 38). Müdahalenin ölçülülüğü

değerlendirilirken ilgili yasal düzenlemelerle birlikte somut olayın koşulları

ve başvurucunun tutumu da gözönünde

bulundurulmalıdır.

51. 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının, başvuruya

konu davanın açıldığı tarihten sonra, 4999 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değiştirilenhâlinde yer alan "Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir.

Bu süre hak düşürücü süredir." biçimindeki üçüncü ve dördüncü

cümleleri, Anayasa Mahkemesinin 22/5/2013 tarihli ve E.2012/108, K.2013/64

sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararında,

tutanakların askı suretiyle ilan edilmekle başlayan ve ilgililere şahsen

yapılan tebliğ hükmünde olduğu kabul edilen bir aylık hak düşürücü sürenin,

tapusuz gayrimenkul sahiplerinin kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak

dava açma hakkını ortadan kaldırdığı vurgulanarak bu niteliği ile kuralın,

kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak, hak arama özgürlüğünün

ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına, hakkın özüne dokunarak kullanılamaz hâle

gelmesine yol açacak nitelikte olduğu ifade edilmiştir.

52. Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi bir aya yönelik olsa da

aynı değerlendirmenin altı aylık dava açma süresi için de geçerli olduğu

söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra kanun koyucu

tarafından Anayasa Mahkemesi kararının uygulanması amacıyla yeniden yapılan

düzenlemede, ilan edilen tutanak ve haritalara otuz gün içinde itiraz

edilebileceği ve bu tutanak ve haritaların kesinleştiği tarihten itibaren on

yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava

açılamayacağı kurala bağlanmıştır. Bu durumda, kanun koyucu tarafından

kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak açılacak davalarda makul

sürenin on yıl olarak takdir edildiği söylenebilir.

53. Bununla birlikte somut olayda dava, kadastro tutanaklarının

askıya çıkarıldığı 12/8/1987 tarihinden yaklaşık on beş yıl sekiz ay sonra,

27/3/2003 tarihinde açılmıştır. Başvurucular, kadastro tutanaklarına ilişkin

ilandan murislerinin haberdar olmadığını ileri sürmüş iseler de başvurucuların

ve murisin, taşınmazın bulunduğu Türkler beldesinde ikamet ettiği

gözetildiğinde, kadastro çalışmalarından ve bu çalışmalar sonucu düzenlenen

tutanaklara ilişkin askı ve ilandan yaklaşık on altı yıl boyunca haberdar

olmamaları hayatın olağan akışıyla uyuşmamaktadır. Ayrıca, başvurucular murisi

tarafından daha önce ihtilaf konusu taşınmaz ile aynı bölgede bulunan iki

taşınmaza ilişkin olarak 10/6/1991 tarihinde tapu iptali ve tescil davası

açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda 7/6/2002 tarihinde kesinleşen karar ile

anılan taşınmazların başvurucular murisi adına tescil edilmesine karar

verildiği dosya kapsamından tespit edilmektedir.

54. Bu durumda taşınmazın orman olarak tespitine ilişkin

tutanakların askıya çıkarıldığından haberdar olmaması hayatın olağan akışına

göre mümkün bulunmayan başvurucular murisi tarafından, askı ilan tarihinden

itibaren yaklaşık on beş yıl sekiz ay sonra açılan davanın süresinde

görülmeyerek reddedilmesiyle başvurucuya aşırı ve katlanılamaz bir külfet

yüklenmediği sonucuna ulaşılmaktadır. Sonuç olarak mahkemeye erişim hakkına

yönelik açık bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

55. Açıklanan nedenlerle, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkı Yönünden

56. Başvurucular makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

57. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

58. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

59. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

60. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık on yıl sekiz ay

süren yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvurucular davanın süre aşımı sebebiyle reddedilmesi

nedeniyle davaya konu taşınmazların rayiç değeri üzerinden tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuşlardır.

64. Davanın süre aşımı sebebiyle reddedilmesi dolayısıyla

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verildiğinden buna ilişkin maddi tazminat talebinin reddi

gerekir.

65. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

66. Başvurucuların yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle

tazminat talepleri bulunmadığından bu konuda bir karar verilmesine gerek

bulunmamaktadır.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

5/4/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucular

:

1. Ahmet

ERSOY

2. Ali ERSOY

3. Hasan

ERSOY

4. Hayri

ERSOY

5. Kemal

ERSOY

6. Mehmet

ERSOY

Vekili

:

Av. Nuray

BAYNAZOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/4212, 5 Nisan 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mahkemeye Erişim Hakkı Yönünden
  11. B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan
  12. (Aym, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E. 2012/102, K.2012/207, 27/12/2012
  13. B. Makul Sürede
  14. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  16. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Özgüldür
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Ersoy
  23. Ersoy
  24. Ersoy
  25. Ersoy
  26. Ersoy
  27. Baynazoğlu
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/4212
Tarih
5 Nisan 2017

İlgili Kararlar

  • Ali Gönülol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/10324)
  • Selçuk Erçikli Başvurusu (B. No: 2014/15496)
  • Kadir Turgut Başvurusu (B. No: 2014/19125)
  • Remzi Mercen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12430)
  • Fadime Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2014/15793)
  • Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi Başvurusu (B. No: 2014/3905)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.