İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet İnce ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/31435)

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gerekli olmadığı hâlde

Başvuru No2018/31435Tarih7 Ekim 2021Okuma24 dk · 4.829 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet İnce Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
7 Ekim 2021
Başvuru Numarası
2018/31435
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.829 kelime·24 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gerekli olmadığı hâlde

silahlı güç kullanılması sonucu bir kişinin yaralanması ile yaralının yardım

edilmemesi sonucu yaşamını yitirmesi ve bu olayla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması

yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 19/10/2018tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7. Hakkâri'nin Yüksekova ilçesine bağlı Büyükçiftlik köyünde

ikamet etmekte olan başvuruculardan Hasan İnce 18/7/2016 tarihinde vefat eden

S.İ.nin eşi; Ahmet İnce, Bedriye İnce ve İsmail İnce çocukları; Gelin İnce ise

gelinidir.

8. Büyükçiftlik Jandarma Karakoluna (Karakol) bağlı

geçici köy korucuları 18/7/2016 tarihinde saat 08.30 sıralarında, Karakol ile

Yüksekova-Hakkâri kara yolu arasında bulunan yolda mayın kontrolü yaptıkları

esnada arazi yapısına uygun olmayan değişiklikler fark ederek durumu Karakol

Komutanı M.G.ye bildirmiştir. M.G. beraberindeki askerî birlikle olay yerine

gitmiş ve araziyi kontrol etmiştir.

9. Arazide ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan ve

terör örgütü mensupları gibi giyinmiş şahısların olduğu fark edilince bu

kişilere teslim olmaları için çağrı yapılmış, bu kişilerin çağrıya ateşle

karşılık vererek kaçmaya başlamaları üzerine Karakoldaki iki zırhlı araç ve

personel olay yerine çağrılmıştır.

10. Güvenlik güçleri, kaçmaya başlayan şüpheli şahısların

bu esnada tarlalarının civarında bulunan S.İ. ile başvurucular Hasan İnce, Ahmet

İnce, Bedriye İnce, İsmail İnce ve Gelin İnce'nin yakınlarından geçtiğini

görmüş, zırhlı araçtan açılan ateş sonucu S.İ. yaralanmış ve başvurucuların

iddiasına göre hastaneye götürüldüğü sırada yoldayken hayatını kaybetmiştir.

11. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet

Başsavcılığı) Yüksekova Jandarma Komutanlığının olayı saat 11.30'da

bildirmesiyle soruşturmaya başlamış ve olayda görev alan şüpheli A.D.nin

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmesi ile olaya karışan diğer şahısların

kimliklerinin tespit edilmesi, tanıkların ifadelerinin alınması, olayda

kullanılan zırhlı aracın kamerasına ait hard diskin İlçe Emniyet Müdürlüğüne

incelettirilmesi, olayın meydana geldiği bölgenin İlçe Emniyet Müdürlüğüne

bağlı Olay Yeri İnceleme görevlileri tarafından incelenmesi, ele geçen

malzemelere el konulması, el yapımı patlayıcı ve el bombasının imha edilmesi

talimatlarını vermiştir.

12. Olayla ilgili olarak J. Ütğm. E.S., J. Asb. Kd. Çvş.

T.E., J. Asb. Çvş. İ.D. ile Uzm. J. Kad. Çvş. K.E. tarafından 18/7/2016

tarihinde saat 15.00'te düzenlenen Olay Yeri Görgü ve Tespit Tutanağı'nın

ilgili kısmı şöyledir:

"...saat

08.40 sıralarında takviye gelen zırhlı iki Kobra aracı ile BTÖ mensuplarının

kaçış güzrgahı olan Büyükçiftlik beldesiyle Kadıköy köyünü birbirine bağlayan

stabilize yoldan devam edildiği esnada Büyükçiftlik beldesi çıkışında arazide

üç erkek şahsın olduğu görüldü. Araç durdu ve vatandaşların araziyi terk

etmeleri söylendiği esnada yeri tespit edilemeyen ancak yakın bir noktadan

geldiği değerlendirilen alandan 3-5 el silah sesi gelmesi üzerine durulan

bölgede vatandaş olduğundan dolayı araçtan inen J.Bşçvş [M.G.], J.Asb. Çvş. [M.D.],

Uzm. J. Çvş. [C.B.nin] araç çevresine mevzilenerek, gelen ateşin nereden

geldiği tespit edilemediğinden, BTÖ mensuplarının da kaçış istikameti bu yönde

olduğundan, ateş için atış menzili önünde sivil vatandaşların olması ve

bölgenin uzun otlarla çevrili olmasından dolayı vatandaşların zarar görmemesi

amacıyla havaya 2-3 el ateş edildiği, kobra aracından da atış yapıldığı, araç

içerisinde araç şoförü J. Uzm. Çvş. [Ö.Ş.], araç komutanı J. Yüzbaşı [S.A.]

ile araç silah operatörü J. Uzm.Çvş. [A.D. nin] bulunduğu kobra aracının

yerin yaklaşık 75-100 metre ilerisinde bulunan arazide koşarak kaçan üç bayanın

çıktığı, bu bayanların bir tanesinin bağırarak bir kişinin yaralandığını sesli

olarak söylediği, kendilerine yaralanan şahsı buraya getirmeleri ve kobra

aracıyla hemen hastaneye götürüleceğinin söylendiği ancak şahısların yoldan

geçen bir araca bayanı bindirerek hastaneye götürdükleri, bölgede başkaca

vatandaşların da olduğu ve zarar verileceği değerlendirilerek araçlarla tekrar

karakola dönüldüğü..."

13. Aynı jandarma görevlilerince aynı tarihte, saat

13.30'da nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatıyla düzenlenen El Koyma Tutanağı'nda;

bölücü terör örgütü mensuplarının olay yerinden kaçarken arkalarında bıraktığı

kamuflaj renginde bir panço, askerî kamuflajlı bir sırt çantası, farklı

renklerde beş çift çorap, haki renkli bir adet boyunluk, bir adet inşaat

eldiveni, kamuflaj renkli bir adet uyku tulumu, hâkî renkli bir adet şal, hâkî

renkli iki mont, siyah renkli bir adet uyku tulumu, bir kazma, kısa saplı iki

çapa, farklı renklerde altı poşet, 2,5 litrelik bir pet şişe, Royals marka otuz

iki sigara, on iki konserve, iki pekmez ve tahin kutusu, bir adet boş çikolata

kabı, Cebel marka bir adet boş peynir kabı, kamuflaj kılıflı bir litrelik

matara, 160 cm uzunluğunda bir kablo, 80 cm uzunluğunda bir kablo, bir adet el

bombası, siyah renkli bir çift lastik ayakkabı, bir adet boş kovan ile zırhlı

Kobra aracına ait bir adet500 GB hard diske el konulduğu belirtilmiştir.

14. 18/7/2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığının

talimatıyla Yüksekova Emniyet Müdürlüğüne bağlı Olay Yeri İnceleme personeli

Büyükçiftlik köyüne yaklaşık iki km uzaklıkta bulunan, müteveffanın yaralandığı

yonca tarlasında ve Bazidan Akarsuyu kenarında iki ayrı inceleme yapmıştır.

18/7/2016 tarihi saat 16.00'da tamamlandığı belirtilen, yonca tarlasında

yapılan incelemede olay yeri tarif edildikten sonra üzerinde kırmızı lekeler

bulunan bir adet başörtüsü, kara lastik tabir edilen bir çift ayakkabı ile

dirgen tabir edilen üç tarım aletinin bulunduğu tespit edilmiştir. Aynı gün

saat 18.30'da tamamlandığı belirtilen, Büyükçiftlik köyüne yaklaşık iki km

uzaklıkta bulunan sazlık alanda ve Bazidan Akarsuyu yanında yapılan incelemede

ise asfalt yolun Karakola gidiş yönünün sağ tarafında 160x140x70 ölçülerinde

çukur olduğu, yolun güney yönünde ve yaklaşık 200 m aşağısında yoğun şekilde

otluk ve sazlık alanlar olduğu, akarsuyun kuzey kenarında sazlık alan içinde

gıda ve yaşam malzemeleri, kazmalar ve ahşap sopa üzerine sarılı vaziyette

kablolar olduğu, akarsuyun güney kısmında jandarma görevlilerince bulunan ve

içinde mont, tulum olan eşyaların (ele geçen eşyaların tamamı için bkz. § 13)

olduğu tespit edilmiştir.

15. Cumhuriyet Başsavcılığı, Yüksekova Devlet

Hastanesinde 18/7/2016 tarihinde saat 13.48'de tamamlanan ölü muayene işleminin

ardından müteveffanın cesedini otopsi yapılmak üzere Van Adli Tıp Şube

Müdürlüğüne göndermiştir. Aynı tarihte düzenlenenotopsi raporunda; müteveffanın

sol kol orta dış yan bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş

yarası, sol kol orta iç yan bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği

çıkış yarası, sol koltuk altı bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği

giriş yarası, sağ koltuk altı bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği

çıkış yarası, sağ kol üst iç yan bölgede bir adet ateşli silah mermi çekirdeği

giriş yarası, sağ kol üst dış ön bölgede bir adet ateşli silah mermi çekirdeği

çıkış yarası olduğu ancak bunların aynı mermi çekirdeğinin hareketleri

sonucunda meydana geldiği, cesetten mermi çekirdeği elde edilemediği, ölümün

ateşli silah yaralanmasına bağlı kot ve humerus kırıklarıyla

birlikte kalp ve iç organ yaralanmasıyla gelişen iç kanama sonucu meydana

geldiği belirtilmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu Hasan İnce'nin

20/7/2016 tarihinde, diğer başvurucular İsmail İnce, Ahmet İnce, Gelin İnce ve

Bedriye İnce'nin ise 27/7/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla alınan ifadelerinin

ilgili kısmı şöyledir:

"MÜŞTEKİ HASAN İNCE; ... Olaydan

bir gün önce 20 dönümlük arazimde traktörle otları biçtik. Olay günü otları

toplamak üzere ailemle birlikte arazimde çalışmaktaydık. Eşim, kızım, gelinim

ve torunum bizlere yemek getirdiler. Yemeğimizi yemiştik. Eşim, kızım, gelinim

ve torunum eve gitmek için kalkmışlardı. O sırada yanımıza 2akrepgeldi. Askeri

araçtan inen [M.] Başçavuş

bizlere bağırarak " kaçın kaçın burayı terk edin"dedi. Biz olayı

anlamaya çalışırken askerler birden ateş etmeye başladılar. Biz kendimizi yere

atamaya başladık. O sıra bağırışmalardan eşimin vurulduğunu anladık. Bizim

çalıştığımız arazinin 2 bin metre aşağısından yarım saat öncesinde silah sesi

duymuştuk. Yalnız askerin ateş etmesinin sebebi kendilerine yönelen silah

sesiyle alakalı değildir. Bütün askerler silahlarıyla ateş ettiler. Eşimi

vurduklarını anlayınca da araçlarına binip gittiler. [M.] başçavuş ve

askerler bizleri tanımaktadırlar. Bizim sivil olduğumuzu bilmektedirler.

Şikayetçiyim ve davacıyım."

"MÜŞTEKİ İSMAİL İNCE; ... Olay günü

babam, erkek kerdeşim ve ben bir gün önce traktörlerle biçtiğimiz otları

toplamaktaydık. Sabah saat 06:30 sıralarında arazimizde idik. 1-1,5 saat

çalıştık. Sonra annemler geldi. Hep birlikte kahvaltımızı yaptıktan sonra

suüstü yolu tarafından silah sesi geldiğini babam söyledi. Sonra 2 tane askeri

araç su üstü yolu tarafından gelerek köyün içinden dolanıp bizim çalıştığımız

arazinin yanında durdu. 7-8 kişi araçtan indi, isim olarak tanımadığım hergün

gördüğüm için simayen bildiğim askerler ve karakol komutanı [M.] başçavuş vardı. [M.]

başçavuş burayı terk edin demesi ile ateş etmesi bir oldu, ilk ateş eden [M.]

başçavuştu. Diğer askerlerde ateş etti. Fakat tüm askerlerin ateş edip

etmediğinden emin değilim. Annem ile aramızda 20 metre kadar mesafe vardı yani

oldukça yakındık. Biz de vurulabilirdik. O anki şokla ben yere bile yatamadım.

Bunun bize göz dağı verilmek amaçıyla yapıldığını düşünüyorum. Annemin

vurulmasından sonra askerler hiçbir şey söylemedi ve bize yardım etmediler.

Çekip gittiler. Annemi sırtımda ben taşıdım yola kadar. Oradaki tüm askerlerden

şikayetçiyim."

"MÜŞTEKİ AHMET İNCE; ... Olay günü arazimizde babam, abim ve ben

bir gün önce biçilen otları topluyorduk. Sabah 6:30 gibi arazimizde idik. Otları

toplarken saat 7:00-7:30 gibi suüstü yolu tarafından silah sesleri duyduk. Su

üstü yolu bize 3-4 km mesafede idi. Sonrasında annem, ablam , yengem ve yiğenim

bize yemek getirdiler. Hep birlikte kahvaltımızı yaptık. Annem kapları yikayıp

bırakacağını eve gelirken kapları getirmemizi söylemişti. Saat 08:30 gibi tam

annemler eve döneceği sırada 2 tane askeri araç geldi. Askeri araçtan 7-8 asker

indi. Askeri araçla aramızda 20 metre vardı. Askeri araçın annemlerle

arasındaki mesafe 50 metre idi. Askerler araçtan iner inmez boşaltın araziyi

diyerek hemen ateş ettiler. Biz ne olduğunu anlamadık yere attık kendimizi.

Bağrışmadan annemin vurulduğunu anladık. Askerler hemen araçlarına binip olay

yerinden ayrıldılar. Biz yardım istememize rağmen bize yardım etmediler,

herhangi bir şey söylemediler. Olay yerindeki tüm askerlerden

şikayetçiyim."

"MÜŞTEKİ GELİN İNCE; ... Olay günü

kayınvalidem, oğlum ve görümcem ile birlikte arazide çalışanlara yemek

götürdük. Kahvaltımızı hepbirlikte yaptık. Biz köyedönecektik. Tam o sırada 2

askeri araç geldi. Tam karşımızda durdu. Araçlarından indikleri gibi bize doğru

ateş ettiler. Kendimizi yere attık. O sırada kayınvalidemin vurulduğunu

anladık. Tüm askerler bize doğru ateş ettiler. Askerlerle aramızda 25-30 metre

vardı. Bize yardımda etmediler."

"MÜŞTEKİ BEDRİYE İNCE; ...Olay günü

annem, yengem, yiğenim ve ben saat 07:30 gibi evden çıkarak arazimizde çalışan

babamlara kahvaltılık yiyecek bir şeyler götürdük. Hep birlikte kahvaltımızı

yaptık. 08:30-09:00 arası biz eve dönecektik. Tam o sırada iki tane askeri araç

geldi. Askeri araçtan 7-8 asker indi. Arazimizde çalışan babamlar ile

aramızda20-25 metre vardı. Askerler burayı terk edin diyerek hemen ateş etmeye

başladılar. Biz kendimizi yere attık. Annem de o anda vuruldu. Tüm askerler

bize doğru ateş ettiler. Havaya ateş etmediler. Annem vurulduktan sonra bize

yardım etmediler. Kızgın bir şekilde araziyi terk etmemizi söylediler. Daha

sonra da araçlarına binip herhangi bir kontrol yapmadan gittiler.

Şikayetçiyim."

17. Cumhuriyet Başsavcılığınca 6/1/2017 tarihinde

şüpheliler, A.T., C.B., M.D., M.G., Ö.Ş., R.İ ve S.A. hakkında maktuleye

yönelik kasten öldürme ve başvurucular Hasan İnce, Ahmet İnce, Bedriye İnce,

İsmail İnce ve Gelin İnce'ye yönelik öldürmeye teşebbüs, şüpheli A.D. hakkında

isebaşvurucular Hasan İnce, Ahmet İnce, Bedriye İnce, İsmail İnce ve Gelin

İnce'ye yönelik öldürmeye teşebbüs suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmiş; aynı tarihte şüpheli A.D. hakkında S.İ.ye yönelik kasten

öldürme suçundan kamu davası açılmıştır. Anılan kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...dışardan silah seslerinin

duyulması üzerine kobra içerisinde silah operatörü olan [A.D.nin] mağdurlar Hasan İNCE,

İsmail İNCE ve Ahmet İNCE'nin yaklaşık 20 metre aşağısında kaçan kişiler

görmesi üzerine silahı ile kaçan kişilere doğru 3-4 el ateş ettiği, kobra

dışındakilerin de havaya doğru ateş ettikleri, kaçan kişilerin sivil vatandaş

olduğunun anlaşılması üzerine ateşin kesildiği, tüm mağdurların maktulün

etrafına toplanarak maktulü kendi imkanları ile Yüksekova Devlet Hastanesine

getirdikleri, her ne kadar mağdurlar kendilerine ateş edildiğini beyan ederek

tüm askerlerden şikayetçi olmuş iseler de şüpheli [S.A.]nın araç

komutanı olarak, şüpheli [Ö.Ş.nin] araç şoförü olarak, şüpheliler [R.İ.]

ve [A.T.nin] araç içerisinde bekleyerek hiç ateş etmedikleri,

şüpheliler [M.D.], [C.B.] ve [M.G.nin] havaya ateş

ettiklerini beyan etmeleri ve bunun dışında mağdurlara yönelik ateş ettiklerine

dair soyut beyan dışında delil bulunmadığı, kaldı ki kobra aracına ait hard

diskteki görüntülerin incelenmesi neticesinde sivil vatandaşlara doğru ateş

eden kişinin şüpheli [A.D.] olduğu açıklanan nedenlerle

şüpheliler [S.A.], [R.İ.], [Ö.Ş.], [M.G.], [M.D.],

[C.B.], [A.T.nin ] [S. İ.]'ye karşı kasten öldürme suçunu işlemedikleri

ve şüpheliler [S.A.], [R.İ.], [Ö.Ş.], [M.G.], [M.D.], [C.B.], [A.T.] ve [A.D.nin]

mağdurlara karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçunu işlemedikleri

anlaşıldığından; şüpheliler hakkında atılı suçlardan KAMU ADINAKOVUŞTURMAYAYER

OLMADIĞINA..."

18. Sanık A.D. hakkında başvurucuların yakınını kasten

öldürme suçundan açılan bu kamu davasına katılan başvurucular 31/1/2017

tarihinde, olay sırasında sanık dışında tüm şüphelilerin ateş ettiklerini,

yaralanan müteveffaya yardım etmediklerini, eksik inceleme yapıldığını

belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Yüksekova

Sulh Ceza Hâkimliği 4/5/2017 tarihinde, kararın tüm dosya kapsamı ile usul ve

yasaya uygun olduğu, olay hakkında etkili soruşturma yapılarak toplanması

gereken tüm delillerin toplandığı vekararda tartışıldığı, şüpheliler hakkında

kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı

gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.

19. Başvurucular bu kararın 21/9/2018 tarihinde tebliğ

edilmesinin ardından 19/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

20. Öte yandan Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)

yapılan yargılama sonucunda 29/5/2018 tarihinde sanık A.D.nin, olay sırasında

koştuğunu gördüğü şahısların önüne doğru uyarı ve kaçmalarını engellemek

amacıyla ateş ettiği, aldığı eğitim dikkate alındığında bu şekilde ateş

ettiğinde kaçan şahısların isabet alabileceğini öngörebileceği ancak bu sonucun

gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle eylemini gerçekleştirdiği kabul edilerek

bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

21. Başvurucular eksik inceleme yapıldığını, olayda görev

alan diğer güvenlik güçlerinin de sorumluluğunun olduğunu, sanık A.D.nin kasten

öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğini belirterek Mahkemenin anılan

kararına karşı istinaf talebinde bulunmuştur.

22. Bireysel başvuruda bulunulmasından sonra Erzurum

Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi 4/2/2020 tarihinde, cezai sorumluluğu

kaldıran nedenlerden olan kanun hükmünün yerine getirilmesi sırasında sınırın

kasıt olmaksızın aşılması nedeniyle hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle

bozma kararı vermiştir. Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda 2/7/2021

tarihinde, sanık A.D.ninkanun hükmünün yerine getirilmesi sırasında sınırı kast

olmaksızın aştığı ve eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu

oluşturduğu kabul edilerek 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasıyla

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

23. Katılanlar vekili ile sanık müdafiince istinaf yoluna

başvurulduğu ve yargılamanın inceleme tarihi itibarıyla derdest olduğu

anlaşılmaktadır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" kenar başlıklı

172. maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma

evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil

elde edilememesi veya kovuşturma olanağınınbulunmaması hâllerinde kovuşturmaya

yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi

alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı,

süresi ve mercii gösterilir.

(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak

yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar

verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.

(3)Kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın

kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden

soruşturma açılır. "

25. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet savcısının kararına

itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin (1) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş

gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev

yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz

edebilir.

(6) İtirazın reddedilmesi halinde aynı

fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası

uygulanır."

B. Uluslararası

Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan

haklarına saygıyükümlülüğü" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi

yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde

açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

27. Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar

başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

" Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kamu

görevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölüm

olaylarının şüphesiz devletin sahip olduğu hiçbir bireyin yaşamına son

vermeme negatif yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerekmektedir. AİHM'e

göre Sözleşme'nin 2. maddesi, bir bütün olarak esasen bir kişinin kasten

öldürülmesinin kabul gördüğü durumları değil istenmeyen sonuç olarak ölüme

sebep olan güç kullanımının kabul gördüğü durumları tanımlamaktadır. Bu

yükümlülük hem kasıtlı bir biçimde öldürmeyi hem de kasıt olmaksızın ölümle

sonuçlanan güç kullanımını içermektedir (McCann/Birleşik Krallık [BD],

B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 148). AİHM, güvenlik güçlerinin silahı iradi

kullanmadıklarının ya da ölümün silahı her iki tarafın da kendi hâkimiyetine

almak için mücadele ettiği sırada silahın bir tarafın istem dışı eylemiyle veya

kendiliğinden ateş almasıyla ve sonuç olarak kazara meydana geldiğinin

savunulduğu olayları da negatif yükümlülük bağlamında incelemiştir (Ercan ve

diğerleri/ Bulgaristan (k.k.), B. No: 21470/10, 16.12.2014, §§ 59-69,

73-78).

29. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesi 1. maddesiyle birlikte

yorumlandığında devletin yaşam hakkı kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma

yürütme yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık, § 161). AİHM, bu yönde incelediği McCann ve

diğerleri/Birleşik Krallık başvurusunda verdiği kararla devletin etkili

soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğunu ilk kez belirgin bir şekilde

karar altına almıştır. Devletin etkili soruşturma yükümlülüğü ilk olarak kamu

görevlileri tarafından ölümcül güç kullanımı ile ilgili olarak belirlenmiştir.

AİHM, kamu görevlilerinin keyfî ve yasa dışı olarak öldürmelerinin

yasaklanmasının uygulamada etkili olabilmesi için yetkili makamlar tarafından

ölümcül güce başvurulmasının yasallığının denetlenmesini sağlayan prosedürün

olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, bu yükümlülüğünün temel amacının yaşam

hakkını koruyan ulusal hukuktaki hükümlerin etkili bir şekilde uygulanmasını

güvence altına almak ve kamu görevlileri veya makamlarının eylemlerinin

suçlanabilmesi durumunda bu görevliler ve makamların kendi sorumlulukları

altında meydana gelen ölümler hakkında hesap vermelerini sağlamak olduğunu her

fırsatta dile getirmektedir (birçok karar arasından bkz. Al-Skeini ve

diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 55721/07, 7/7/2011, § 163). McCann

ve diğerleri/Birleşik Krallık başvurusunda verdiği karardan beri AİHM, bu

yükümlülüğün sorumlu olduğu iddia edilen kişilerin kamu görevlileri ya da

üçüncü kişiler veya mağdurun yaralanmasının kendisinden kaynaklı olup

olmadığına bakmaksızın çeşitli durumlarda ortaya çıktığı kanaatindedir.

30. AİHM, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiği

kararda ise soruşturmanın gerekliliklerine ilişkin kriterleri belirlemiştir (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001). Bu kriterler, AİHM'in

tamamen yeni belirlediği kriterler değildir; McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık kararından beri önüne gelen başvurularda uyguladığı kriterlerin

sistematikleştirilmesinden ibarettir. AİHM, sonrasında süregelen

incelemelerinde bu kriterleri somut olaya uygulamış; herhangi birinin yerine

getirilmemiş olduğunu tespit ettiğinde yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır.

31. AİHM'e göre Sözleşme'nin 2. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında belirtilen istisnai durumlar, bu hükmün ölümün şüphesiz kasıtlı

olarak meydana geldiği durumları kapsadığını ancak sadece bu hususu ele

almadığını göstermektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 2. maddesi bir bütün olarak

değerlendirildiğinde (2) numaralı fıkrada sadece kasten öldürmeye müsaade

edilen durumlar değil taksirle ölüme yol açabilecek güç kullanımına izin

veren durumlar da belirtilmektedir. AİHM güç kullanımının (a), (b) veya (c)

bentlerinde belirtilen amaçlardan biri söz konusu olduğunda mutlak zorunlu

olması gerektiğini kabul etmektedir (Kalkan/Türkiye, B. No: 37158/09,

10/5/2016, § 54; Makbule Kaymaz ve diğerleri/Türkiye, B. No: 651/10,

21/2/2014).

32. AİHM, polis memurları tarafından gerçekleştirilen

yaralanma neticesinde kişinin hayatını kaybettiği ve kendisine ölmeden önce

tıbbi tedavilerin sağlanmadığı iddialarının yer aldığı şikâyetleri,

Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında incelemektedir (Özpolat ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 23551/10, 27/10/2015, § 42).

33. AİHM, bunların yanında kolluk kuvvetleri tarafından

gerçekleştirilen bir operasyon sırasında yaralanan bir kişiye tıbbi bakım

uygulanmasından önce -kayda değer bir zaman geçmesi de dâhil olmak üzere- uygun

bir tıbbi bakım uygulanmamasının Sözleşme'ye aykırı bir muamele teşkil

edebileceğini hatırlatmaktadır (İlhan/Türkiye [BD], B. No:

22277/93, 27/6/2000, § 87; Muhacır Çiçek ve diğerleri/Türkiye, B. No:

41465/09, 2/2/2016, § 79). AİHM, bu tür olaylarda Sözleşme'nin 3. maddesinde

güvence altına alınan kötü muamele yasağının sadece ilgili kişinin yaşamını

yitirmesinden sonra maruz kaldığı muameleler bakımından söz konusu olmadığına

da vurgu yapmaktadır (Akpınar ve Altun/Türkiye, B. No: 56760/00,

27/2/2007, § 82).

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Anayasa Mahkemesinin 7/10/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam

Hakkının Güvenlik Güçlerinin Silahlı Güç Kullanmaları Sonucu İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucular olay sırasında görev alan jandarma

mensuplarının gerekmediği hâlde silahlı güç kullandıklarını, zırhlı aracın

üzerindeki A.D.nin hedef gözeterek ateş etmesi sonucunda yakınlarının hayatını

kaybettiğini, askerî operasyonun sivillerin korunmasına yönelik herhangi tedbir

alınmadan gerçekleştirildiğini, olayla ilgili etkili bir soruşturma

yürütülmediğini, soruşturmanın büyük bir kısmının şüpheli durumunda olan,

tarafsız ve bağımsız olmayan görevlilerce yapıldığını, keşif incelemesi

yapılmadığını, tanıkların dinlenmediğini, olay yeri incelemesinin eksik

olduğunu, olayda kullanılan zırhlı aracın içinde ses ve görüntü kaydı yapılıp

yapılmadığının araştırılmadığını, bu şekilde yaşam hakkının hem maddi hem de

usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

36. Bakanlık görüşünde, A.D. hakkındaki ceza

yargılamasının devam etmekte oluşu ve istinaf mahkemesinin bozma kararına göre

olay kasten gerçekleştirilmediğinden idare mahkemeleri önünde tam yargı davası

açılıp açılmadığının bildirilmemiş olması dikkate alınarak başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediğinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurunun

kabul edilebilir bulunması hâlinde ise soruşturma makamlarınca, yaşam hakkını

koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasıyla usul

yükümlülüğüne ilişkin gerekli adımların atıldığı ifade edilmiştir.

37. Başvurucular Bakanlığın görüşüne karşı 30/6/2021

tarihli beyanlarında, olayla ilgili yürütülen soruşturmanın birçok yönden

etkili olmadığını, başvuru yollarının tüketilmediğinden bahsedilemeyeceğini,

nitekim manevi tazminata ilişkin olarak açtıkları tam yargı davasının Van 2.

İdare Mahkemesince 29/6/2018 tarihinde lehlerine sonuçlandığını, her bir davacı

için 10.000 TL olmak üzere toplam 170.000 TL manevi tazminata hükmedildiğini,

istinaf incelemesinden geçen bu kararın 22/2/2021 tarihinde kesinleştiğini,

maddi tazminata ilişkin olarak açtıkları tam yargı davasının ise Van 2. İdare

Mahkemesinde derdest olduğunu, sonuç olarak yaşam hakkının usule ilişkin ve

maddi boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılması gerektiğini ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.”

39. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri,

(...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet

ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal

engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

40. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu

olayda müteveffa; başvurucu Hasan İnce'nin eşi, başvurucu Gelin İnce'nin

kayınvalidesi, diğer başvurucuların ise annesidir. Bu nedenle başvuruda başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

41. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşen

ölümlerin veya ölümcül yaralanmaların devletin yaşam hakkına ilişkin negatif

yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu yükümlülük hem kasıtlı

biçimde hem de kasıt olmaksızın ölümle sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güç

kullanımını kapsamaktadır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014,

§ 44). Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülük kapsamında kamusal bir yetkiyle

güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin

yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

51)

42. Anayasa’nın 17. maddesinin son fıkrasında

"(1) meşru müdafaa hali, (2) yakalama ve tutuklama kararlarının yerine

getirilmesi, (3) bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, (4) bir

ayaklanma veya isyanın bastırılması, (5) sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde

yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına

kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda" yaşam hakkına yapılan

müdahalenin hukuka uygun olacağı belirtilmiştir.

43. Anayasa’da yaşam hakkına güç kullanmak suretiyle

yapılacak müdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce vermiş olduğu kararlar birlikte

değerlendirildiğinde kolluk kuvvetlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara

ulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlarda ve

-güç kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce nispeten-

orantılı bir biçimde güç kullanabilmelerine izin verildiği

söylenebilecektir (Cemil Danışman,§ 50; Nesrin Demir ve diğerleri,

B. No: 2014/5785, 29/9/2016, § 113).

44. Anayasa'mızdaki düzenlemeye benzer şekilde

Sözleşme'nin 2. maddesine göre de bir ölüm veya ölümcül yaralanma a) bir

kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması, b) bir kimsenin

usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak

tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme, c) bir ayaklanma veya isyanın

yasaya uygun olarak bastırılması durumlarında mutlak zorunlu olanı aşmayacak

bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse yaşam hakkının ihlalinin

gerçekleştiğinden söz edilemez (Cemil Danışman, § 51; Nesrin Demir ve

diğerleri, § 114).

45. Ancak öldürücü güç, Anayasa'da belirtilen hâllerde ve

başka şekilde müdahale olanağı kalmaması nedeniyle son çare olarak

kullanılmalıdır. Bu nedenle yaşam hakkının dokunulmaz niteliği de dikkate

alınarak ölümle sonuçlanabilecek bir güç kullanımı söz konusu olduğunda bunun

zorunluluğu ve orantılılığıAnayasa Mahkemesi tarafından çok sıkı bir şekilde

denetlenmelidir (Nesrin Demir ve diğerleri,§ 107).

46. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi bu

tür durumlarda yetkili mercilerin bu konuya ilişkin değerlendirmelerine tamamen

bağlı kalmak zorunda olmayıp kesin ikna edici bilgi veya bulgulara dayanarak

farklı bir değerlendirmede de bulunabilir (Cemil Danışman, § 58; Nesrin

Demir ve diğerleri, § 117). Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin

eylemlerinin bu konuda değerlendirmesi yapılırken olayın bütün aşamalarının

dikkate alınması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57). Bunun yanı sıra

bu konuda yapılacak değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangi

koşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl bir seyir izlediğinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57; Nesrin Demir ve

diğerleri, § 108).

47. Kolluk görevlilerinin doğrudan silah kullanımı sonucu

meydana gelen olaylarda güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesine göre başka

bir çarenin kalmadığı zorunlu bir durumda ve orantılı bir şekilde

gerçekleştiğinin soruşturma makamlarınca resen ortaya konması gerekmektedir (Turan

Uytun ve Kevzer Uytun, B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 73). AİHM de ölümün

güvenlik güçlerinin silah kullanımı sonucu gerçekleştiğinin tartışmasız olduğu

olaylarda, bu konudaki ispat yükünün taraf devlete (hükûmete) ait olduğunu

kabul etmekte ve zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı gerçekleştiğinin

kanıtlanamaması hâlinde yaşam hakkının usul ve esas yönünün ihlal edildiğine

karar vermektedir (Bektaş ve Özalp/Türkiye, B. No: 10036/03, 20/4/2010 §

57, Ataykaya/Türkiye, B. No: 50275/08, 22/7/2014, §§ 45-59).

48. Bununla birlikte bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru

konusu şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun

olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

49. Somut olayda başvurucuların yakınının ölümüne neden

olduğu iddia edilen A.D. hakkında ağır ceza mahkemesinde açılan dava devam

etmektedir.

50. Bir ceza soruşturması veya ceza yargılaması sürecinde

kovuşturmaya yer olmadığı, beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararlarıyla farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması durumunda anılan

aşamaların tek bir olay bazında farklı kişilerin sorumluluklarına yönelik

olduğu gözetildiğinde soruşturmaların bir bütün olarak değerlendirilmesi

gerekecektir (S.D. B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 69).

51. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17.

maddesi ile devletin temel amaç ve görevlerini belirten 5. maddesi birlikte

değerlendirildiğinde meydana gelen ölüm olaylarının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir ceza

soruşturması yürütülmesi gerekmektedir. Ancak yürütülen bu soruşturma, belirli

bir kişinin sorumlu olup olmadığıyla sınırlı olmamalı; olayın tüm yönlerini

ortaya koyacak kapsamda ve nitelikte olmalıdır. Nitekim soruşturmanın etkili

olup olmadığına ilişkin değerlendirme -somut olayın kendine özgü koşulları

dikkate alınarak- belirli bir kişi hakkında verilen kararla sınırlı olarak

değil yürütülen soruşturma bir bütün olarak incelendikten sonra yapılabilecektir

(Gülcan Keleş ve diğerleri, B. No: 2014/797, 22/03/2017, § 30).

52. Somut olaya bu çerçevede bakıldığında başvurucular

her ne kadar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayla ilgili olarak yürütülen

soruşturmada bazı kamu görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuşlarsa da görülmekte olan

kamu davasının henüz sonuçlanmadığı, bu davada, yapılan araştırma sonucunda

haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kamu görevlilerinin

sorumluluğunun bulunduğuna karar verilip bu kişiler hakkında kamu davasının

açılmasının sağlanmasının her zaman mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Bununla

birlikte hem hakkındaki kovuşturma devam etmekte olan A.D. hem de haklarında ek

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen -başvurucuların olayda sorumlu

olduklarını ileri sürdükleri- diğer kolluk görevlileri yönünden silahlı güç

kullanımlarındaki zorunluluk ile kullanımlarında orantılılığı aşıp

aşmadıklarına ilişkin inceleme ancak, somut olayın gerçekleşme koşulları ile

olayın nasıl seyir izlediğinin tartışıldığı, A.D. hakkındaki kovuşturma

tamamlandıktan sonra yapılabilecektir. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği, ilgili yargısal mercilerin somut olaya ilişkin olarak

verdikleri kararların henüz kesinleşmediği bu aşamada, meselenin Anayasa

Mahkemesince doğrudan ele alınabilmesi mümkün değildir.

53. Bununla birlikte güç kullanımının söz konusu olduğu

olaylarda, güç kullanmanın gerekliliği ve orantılılığı ile ilgili olarak

açıklama yapma yükümlülüğü devlete ait olup (bkz. § 47) yürütülen soruşturmalar

ve kovuşturmaların bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin araçları oldukları

açıktır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin bu tür olaylardaki incelemesinin

kapsamını, yürütülen soruşturmalar ile söz konusu olmuşsa kovuşturmalarda adli

makamlarca bu konuda yapılan açıklamalar da oluşturmaktadır. Dolayısıyla somut

olayda öldürmeme yükümlüğünün ihlal edilip edilmediğinin ve soruşturmanın

etkili yürütülüp yürütülmediğinin incelenebilmesi için öncelikle anılan

kovuşturma sürecinin tamamlanması ve adli makamların somut olaydaki silahlı güç

kullanımına ilişkin açıklamalarının beklenmesi gerekmektedir.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Yaşam

Hakkının Silahlı Güç Kullanılması Sonucunda Yaralanan Bir Kişiye Yardım

Edilmemesi Nedeniyle İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

55. Başvurucular, güvenlik güçlerinin, yakınlarının

yaralanmasına neden olduklarını bildikleri hâlde yardım etmediklerini ve kendi

imkânlarıyla hastaneye götürdükleri sırada yaralı hâldeki yakınlarının yolda

hayatını kaybettiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

56. Başvurucular herhangi vakaya dayanmaksızın

yakınlarına yardım edilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir. Başvurucular, yaralı yakınlarının acil sağlık hizmeti sunulmaması

sonucu öldüğünü ileri sürmemektedir. Kaldı ki saat 08.40 sıralarında yaralanıp

götürüldüğü Yüksekova Devlet Hastanesinde saat 13.48'de ölü muayene işleminin

tamamlandığı anlaşılan yakınlarının ölümünde, geç yapılan tıbbi müdahalenin

etkili olduğunu gösteren herhangi bir bilgi ya da bulgu başvuru dosyasında

bulunmamakta, böyle bir husus başvurucular tarafından ileri sürülmemektedir.

Aniden gerçekleştiği anlaşılan somut olayda, operasyonun planlanması için

yeterli zamanın olmaması nedeniyle yaralanabilecek herhangi bir kişiye tıbbi

yardımda bulunulabilmesi için olay yerine önceden bir sağlık ekibi ve/veya

cankurtaran götürülmesi gerektiğini söyleyebilmek ise mümkün görünmemektedir.

Nitekim başvurucuların da bu bağlamda bir şikâyeti yoktur.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların yaralanan yakınlarına

acil sağlık hizmeti sunularak yardım edilmemesi sonucu yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının güvenlik güçlerinin silahlı güç

kullanmaları sonucunda ölüm meydana gelmesi dolayısıyla ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının yaralıya yardım edilmemesi dolayısıyla

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 7/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Eser AKINCI Başvurucular : 1. Ahmet İNCE : 2. Bedriye İNCE : 3. Bünyamin İNCE : 4. Gelin İNCE : 5. Hasan İNCE : 6. İsmail İNCE Başvurucular Vekilleri : Av. Bünyamin İNCE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/31435, 7 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. Olmadığına..."
  10. IV. İlgili
  11. Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Yaşam
  17. B. Yaşam
  18. A. 1. Yaşam hakkının güvenlik güçlerinin silahlı güç
  19. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/31435
Tarih
7 Ekim 2021

İlgili Kararlar

  • Erhan Aksu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/2306)
  • İbrahim Yaşar Başvurusu (B. No: 2016/9350)
  • Filiz Hatipoğlu Başvurusu (B. No: 2018/21774)
  • Bedrettin Kahraman Başvurusu (B. No: 2017/36011)
  • Dilaver Gezgin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2021/18618)
  • Tahsin Kızılbuğ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2021/18723)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.