İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alaattin Yüksel ve İbrahim Yüksel Başvurusu (B. No: 2013/9463)

1. Başvuru, taşınmazın imar

Başvuru No2013/9463Tarih5 Kasım 2015Okuma23 dk · 4.612 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Alaattin Yüksel Ve İbrahim Yüksel Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/9463
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.612 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, taşınmazın imar

planında resmî kurum alanından çıkartılarak konut alanına dönüştürülmesi

talebiyle açılan iptal davasının reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmaması nedenleriyle eşitlik ilkesinin, mülkiyet, adil yargılanma ve

etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 19/12/2013

tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

22/1/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvurunun belgelerinin

bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 6/2/2015 tarihli yazısında,

Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine

atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucuların maliki

oldukları, Manisa ili Salihli ilçesi Şehitler Mahallesi 19 parsel numaralı

taşınmazın da aralarında bulunduğu alan, Salihli Belediye Meclisi tarafından

27/3/1987 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında hükûmet konağı

genişletme alanı olarak belirlenmiştir.

8. Başvurucular, 7/7/1995

tarihinde Salihli Kaymakamlığına yaptıkları başvuruda, taşınmazlarının 1/5000

ölçekli nazım imar planında hükûmet konağı genişleme alanı olarak ayrılmış

olmasına karşın kamulaştırılmaması nedeniyle yapımından vazgeçildiğine ilişkin

görüş verilmesini talep etmişlerdir. İdarenin 18/7/1995 tarihli yazısıyla

Bakanlıkça talimat verilmediği sürece taşınmazın yatırım programına alınıp

kamulaştırma işleminin ilçe idaresi tarafından yapılmasının söz konusu

olmadığının bildirilmesi üzerine başvuruculardan İbrahim Yüksel, kamulaştırma

işleminin yargı kararıyla gerçekleştirilmesi istemiyle 19/9/1995 tarihinde

Manisa İdare Mahkemesinde ilgili işleme karşı iptal davası açmıştır.

9. Mahkemenin 27/12/1995

tarihli ve E.1995/957, K.1995/1080 sayılı kararıyla yarı hissesi başvurucu

İbrahim Yüksel'e ait olan taşınmazın 27/3/1987 tarihinde nazım imar planı ile

hükûmet konağı genişleme alanı içine alındığı, henüz kamulaştırma işleminin

yapılmadığı, dolayısıyla taşınmazın durumunun belli olmadığı, taşınmazın satışı

yapılamadığı gibi taşınmaza inşaat ruhsatı da verilmediği, başvurucuya ait

taşınmaz hakkında kent imar planından ayrıldığı amaca uygun olarak ilgili kamu

kuruluşunca 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 10. maddesi

uyarınca kamulaştırma işlemi yapılmadığının anlaşıldığı, beş yıllık imar

programı doğrultusunda yasal gerekliliğe uyulmaması nedeniyle başvurucunun

istemi gözetilerek işlem tesisi gerekirken dava konusu taşınmazın hükûmet

konağı genişleme sahasından çıkarılmasına yönelik işlemin reddedilmesinin

hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine Danıştay

Altıncı Dairesinin 14/4/1997 tarihli ve E.1996/2669, K.1997/2025 sayılı

ilamıyla imar planında hükûmet konağı genişleme alanına ayrılan başvurucuya ait

taşınmazın kamulaştırılmasından vazgeçildiğine ilişkin görüş verilmesi

yolundaki başvurunun reddine ilişkin Salihli Kaymakamlığı işleminin 3194 sayılı

Kanun'un 13. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca mevcut planın

değiştirilmesi için belediyelere yapılacak başvurularda bu istem incelenirken

ilgili belediyece göz önünde tutulacak bir görüş niteliğinde olduğu, dava

konusu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gerekli bir işlem niteliğinde olmadığı

belirtilerek İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

11. Mahkemenin 31/5/1999 tarihli

ve E.1998/832, K.1999/514 sayılı kararıyla Mahkeme masraflarının süresi içinde

başvurucu tarafından yatırılmaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına

karar verilmiştir.

12. Başvurucular, Danıştay

Altıncı Dairesinin 14/4/1997 tarihli ilamı üzerine 4/6/1999 tarihinde Salihli

Belediye Başkanlığına yaptıkları başvuruda, taşınmazlarının imar planında resmî

kurum alanından çıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebinde bulunmuşlar;

idare tarafından istemin reddedilmesi üzerine 17/12/1999 tarihinde Manisa İdare

Mahkemesinde iptal davası açmışlardır.

13. Mahkemenin 28/3/2003 tarihli

ve E.1999/2530, K.2003/285 sayılı kararıyla idari yargı yerlerince 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca idari

işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı

kararı verilmesinin mümkün olmadığı, Belediyeye 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar

planlarındaki yönetim merkezini ve alt merkezlerini revize edecek şekilde plan

yapma yükümlülüğü getirme neticesini doğuracak nitelikte bulunan bilirkişi

raporuna itibar edilmediği, idari işlemde şehircilik ilkeleri ve planlama

esaslarına aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar

verilmiştir.

14. Temyiz üzerine Danıştay

Altıncı Dairesinin 25/4/2005 tarihli ve E.2003/4756, K.2005/2490 sayılı

ilamıyla imar planlarının yargısal denetiminde taşınmazın yeri, büyüklüğü,

konumu ve işlevi açısından imar planında ayrıldığı amacın şehircilik ilkeleri,

planlama esasları ve kamu yararı açısından uygun olup olmadığının

incelenmesinin zorunlu olduğu, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda bu

hususların değerlendirilmediği, uyuşmazlığın çözümlenmesinin teknik bilgiyi

gerektirdiği, yeniden bilirkişi ve keşif incelemesi yapılarak karar verilmesi

gerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

15. Mahkemece 18/10/2005

tarihinde direnme kararı verilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunun 10/12/2009 tarihli ve E.2006/57, K.2009/2799 sayılı ilamıyla karar

bozulmuştur.

16. Mahkemece bozmaya uyularak

yapılan yargılama sonucunda 30/6/2010 tarihli ve E.2010/605, K.2010/1280 sayılı

kararla bilirkişi raporunda tespit edilen hususlar kapsamında hükûmet konağı

olarak belirlenen taşınmazın, bu tahsis amacıyla plan bütünlüğünü bozmadığı

gibi yetersiz kalan eski binanın yerini alacak olması ve bu ihtiyacı

karşılayabilme imkânı sunduğu, bu yönüyle taşınmazı resmî kurum alanından

çıkarılmasının kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına

uygun olmayacağı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

17. Temyiz üzerine Danıştay

Altıncı Dairesinin 11/10/2013 tarihli ve E.2010/11272, K.2013/5954 sayılı

ilamıyla dava konusu meclis kararı ile resmî kurum alanında kalan başvuruculara

ait taşınmazın, konut alanına çevrilmesine ilişkin talebin reddedilmesinde

hukuka aykırılık bulunmadığı ancak resmî kurum hizmetinin görülmesi amacıyla

taşınmazına dava konusu imar planı kapsamında kısıtlama konulan başvurucuların

söz konusu alanın 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca imar programına

alınarak kamulaştırma sürecinin başlatılması için ilgili Belediyeye

başvurabilecekleri, istemin reddedilmesi hâlinde bu işleme karşı dava

açabilecekleri belirtilerek hüküm onanmış; karar düzeltme yoluna gidilmeksizin

kesinleşmiştir.

18. Başvurucular 19/12/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

19. Karar, başvuruculara

2/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

20. 3194 sayılı Kanun'un "İmar programları, kamulaştırma ve

kısıtlılık hali" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Belediyeler;

imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik

etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar

programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının

temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu

programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program

içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu

kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan

alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu

kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli

ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.

İmar programlarında,

umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan

gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler

gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen

haklar devam eder."

21. 3194 sayılı Kanun'un "İmar planlarında umumi hizmetlere

ayrılan yerler" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"(Birinci fıkra

iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33,

K.

1999/51 sayılı Kararı ile)

İmar programına

alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi

durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma

tarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idare

tarafından ödenir. Birinci fıkrada yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce

plan değişikliği ile kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde

ise durdurma tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.

(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51

sayılı Kararı ile)

Onaylanmış imar

planlarında, birinci fıkrada yazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda

öngörülen düzenleme ortaklık payı oranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerince

ilgili idarelere bedelsiz olarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden

ayrıca emlak alım ve satım vergisi alınmaz."

22. 2577 sayılı Kanun’un 1.

maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları,

20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60.

maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 5/11/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 19/12/2013 tarihli ve

2013/9463 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucular, maliki

oldukları Manisa ili Salihli ilçesi Şehitler Mahallesi 19 parsel numaralı

taşınmazın da aralarında bulunduğu alanın, Salihli Belediye Meclisi tarafından

27/3/1987 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında hükûmet konağı

genişletme alanı olarak belirlendiğini, kamulaştırma talebiyle idareye

yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını, ilk kez 19/9/1995 tarihinde dava

açtıklarını, 30/9/1986 tarihinden beri mülklerinden barışçıl bir şekilde

yararlanamadıklarını, taşınmazlarının imar planında resmî kurum alanından

çıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebiyle idareye yaptıkları 4/6/1999

tarihli başvurunun reddedilmesi üzerine Manisa İdare Mahkemesinde açtıkları

iptal davasının reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını,

makul sürede sonuçlanmayan davalar hakkında iç hukukta başvurulabilecek etkili

bir yolun bulunmadığını, mülklerinden barışçıl bir şekilde yararlanamadıklarını,

idarenin bilinçli davranışıyla mülklerinden yoksun bırakıldıklarını belirterek

hukuk devleti ve eşitlik ilkesi ile mülkiyet, adil yargılanma ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

25. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucuların, taşınmazlarının imar planında resmî kurum

alanında olmasına karşın kamulaştırılmaması nedeniyle yapımından vazgeçildiğine

ilişkin görüş verilmesini taleplerinin reddedilmesi üzerine ilk olarak

19/9/1995 tarihinde iptal davası açtıklarını, mülklerinden barışçıl bir şekilde

yararlanma talebiyle idareye yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını,

4/6/1999 tarihinde Salihli Belediye Başkanlığına yaptıkları başvuruda ise

taşınmazlarının imar planında resmî kurum alanından çıkarılarak konut alanına

dönüştürülmesi talebinde bulunduklarını, idare tarafından istemin reddi üzerine

17/12/1999 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde açtıkları iptal davasının

reddedildiğini belirterek mülkiyet, adil yargılanma ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Anılan ihlal iddiaları, yargılama sonucunun adil olmadığı nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında incelenmiştir. Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma imkânının sağlanması durumu da dikkate

alındığında başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiası ise ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

26. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

27. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

28. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

29. Anılan kurallar uyarınca

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması; bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

30. Başvurucular, Derece

Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu

ve adil olmadığını ileri sürmüşlerdir.

31. Başvuru konusu olayda

başvurucuların, taşınmazlarının imar planında resmî kurum alanından çıkarılarak

konut alanına dönüştürülmesi talebiyle 4/6/1999 tarihinde Salihli Belediye

Başkanlığına yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine 17/12/1999 tarihinde

Manisa İdare Mahkemesinde açtıkları iptal davası, idari işlem niteliğinde veya

idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilmesinin mümkün

olmadığı gerekçesiyle reddedilmiş (bkz. § 13), temyiz üzerine Danıştay Altıncı

Dairesinin 25/4/2005 tarihli ilamıyla karar; imar planlarının yargısal

denetiminde taşınmazın yeri, büyüklüğü, konumu ve işlevi açısından imar

planında ayrıldığı amacın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı

açısından uygun olup olmadığının incelenmesinin zorunlu olduğu, Mahkemece

alınan bilirkişi raporunda bu hususların değerlendirilmediği belirtilerek

bozulmuş (bkz. § 14), Mahkemece direnme kararı verilmesi üzerine Danıştay İdari

Dava Daireleri Kurulunun 10/12/2009 tarihli ilamıyla karar bozulmuştur.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 30/6/2010 tarihli

kararla, bilirkişi raporunda tespit edilen hususlar kapsamında hükûmet konağı

olarak belirlenen taşınmazın bu tahsis amacıyla plan bütünlüğünü bozmadığı,

yetersiz kalan eski binanın yerini alacağı ve bu ihtiyacı karşılayabilme imkânı

sunduğu, bu yönüyle taşınmazın resmî kurum alanından çıkarılmasının kamu

yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olmayacağı

belirtilerek davanın reddine karar verilmiş; temyiz üzerine Danıştay Altıncı

Dairesinin 11/10/2013 tarihli ilamıyla, dava konusu meclis kararı ile resmi kurum

alanında kalan başvuruculara ait taşınmazın konut alanına çevrilmesine ilişkin

talebin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, resmi kurum hizmetinin

görülmesi amacıyla taşınmazlarına dava konusu imar planı kapsamında kısıtlama

konulan başvurucuların, söz konusu alanın 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi

uyarınca imar programına alınarak kamulaştırma sürecinin başlatılması için

ilgili Belediyeye başvurabileceği, istemin reddedilmesi halinde bu işleme karşı

dava açabileceği belirtilerek hüküm onanmış, karar düzeltme yoluna

gidilmeksizin karar kesinleşmiştir.

32. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucuların iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

33. Başvurucular, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadıklarına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına,

karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme

fırsatı bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili

iddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da

kanıt sunmadıkları gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık

keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

34. Açıklanan nedenlerle,

başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık

keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

35. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

" Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

36. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir"

37. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).

38. Ancak belirtilen hükümlerde

yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması

gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî

olarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde

münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca

hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda

bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir

biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden

başvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine

getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi

gerekir (Işıl Yaykır,B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

39. Başvuru konusu olayda,

başvurucuların maliki oldukları Manisa ili Salihli ilçesi Şehitler mahallesi 19

parsel numaralı taşınmazın da aralarında bulunduğu alanın, Salihli Belediye

Meclisi tarafından 27/3/1987 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar

planında hükûmet konağı genişletme alanı olarak belirlendiği, başvuruculardan

İbrahim Yüksel’in, 7/7/1995 tarihli taşınmazın hükûmet konağı genişletme

alanından çıkartılması talebine cevap olarak, kamulaştırma işleminin Bakanlıkça

talimat verilmediği sürece ilçe idaresi tarafından gerçekleştirilemeyeceğinin

bildirilmesi üzerine, kamulaştırma işleminin yargı kararıyla yapılması

istemiyle 19/9/1995 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde dava açıldığı,

Mahkemenin 27/12/1995 tarihli kararıyla işlemin iptaline karar verildiği,

temyiz üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 14/4/1997 tarihli ilâmıyla kararın

bozulduğu ve Mahkemenin 31/5/1999 tarihli kararıyla ise davanın açılmamış

sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

40. Başvurucuların taşınmazlarının

imar planında resmi kurum alanından çıkartılarak konut alanına dönüştürülmesi

talebiyle 4/6/1999 tarihinde idareye yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine

17/12/1999 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde açtıkları iptal davasının;

hükûmet konağı genişletme alanı olarak belirlenen taşınmazın, bu tahsis

amacıyla plan bütünlüğünü bozmadığı gibi yetersiz kalan eski binanın yerini

alacak olması nedeniyle bu ihtiyacı karşılayabilme imkanı sunduğu, taşınmazın

resmi kurum alanından çıkartılmasının kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve

planlama esaslarına uygun olmayacağı belirtilerek reddedildiği, Danıştay

Altıncı Dairesinin 11/10/2013 tarih ilamıyla, dava konusu meclis kararı ile

resmi kurum alanında kalan başvuruculara ait taşınmazın konut alanına

çevrilmesine ilişkin talebin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı,

resmi kurum hizmetinin görülmesi amacıyla taşınmazına kısıtlama konulan

başvurucunun, söz konusu alanın 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca imar

programına alınarak kamulaştırma sürecinin başlatılması için ilgili belediyeye

başvurabileceği, istemin reddedilmesi halinde bu işleme karşı dava açabileceği

belirtilerek hükmün onandığı ve taşınmazın kamulaştırılmasının bireysel

başvurunun yapıldığı tarih itibarıyla gerçekleştirilmediği anlaşılmaktadır.

41. Toplum yaşamını yakından

etkileyen fiziksel çevrenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması toprağın koruma

ve kullanma dengesinin en rasyonel biçimde belirlenmesi için hazırlanan imar

planları; kamu yararı amacını taşıması gereken belgeler olduğundan yargısal

denetiminde bu hususlara riayet edilip edilmediği, planlanan yörede bulunan

parsellerin imar planında tahsis edildikleri amaç yönünden şehircilik ilkeleri,

planlama esasları ve kamu yararına uygun düşüp düşmediği irdelenmektedir (Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §

37).

42. Somut olayda, dava konusu

taşınmazın imar planında resmî kurum alanından çıkarılarak konut alanına

dönüştürülmesi amacıyla idareye yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine işlemin

iptali istemiyle dava açılmışsa da başvurucuların, İdare Mahkemesine sundukları

dava dilekçesinde taşınmazlarının kamu yararına tahsis edilmesi sonrasında on

üç yılı aşan süreye rağmen idarece herhangi bir işlem yapılmadığı ve idarenin

kamulaştırma mükellefiyetini yerine getirmemesi nedeniyle taşınmazlarının değer

kaybetmesine neden olunduğu hususlarını ileri sürdükleri, imar planının

şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı gözetilmeksizin ya da

mevzuata aykırı şekilde düzenlendiği yolunda bir iddiada bulunmadıkları,

dolayısıyla başvurucuların esas olarak başvuruya konu idari işlem sonucunda

taşınmazları üzerinde meydana gelen tasarruf kısıtlamasının kamulaştırma

yapılmaması nedeniyle uzun yıllardır sürmesi sonucu uğradıkları zarardan ve bu

durumun mülkiyet haklarını ihlal etmesinden şikâyet etikleri anlaşılmıştır.

43. Başvurucular tarafından

ileri sürülen mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiaları, hükûmet konağı

genişletme alanı olarak belirlenen taşınmaza ilişkin olarak 3194 sayılı Kanun'un

10. maddesi uyarınca ilgili idarece imar planını uygulamak üzere imar

programının hazırlanmaması, akabinde de ayrılma amacına uygun şekilde

kamulaştırma işleminin gerçekleştirilmemesi ve bunun sonucunda da taşınmaz

üzerinde mülkiyet hakkının kullanımına yönelik ortaya çıkan kısıtlama ve

belirsizlikten kaynaklanmaktadır.

44. Benzer uyuşmazlıkların; 3194

sayılı Kanun'un 10. maddesinin uygulaması kapsamında hem adli yargı yerleri hem

de idare mahkemeleri önünde dava konusu edildiği, adli yargı yerlerince uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen

hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma yoluna gitmeyen idarece pasif ve

suskun kalmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği

gerekçesiyle kamulaştırmasız el koyma kapsamında değerlendirme yapılarak

uyuşmazlıkların çözümü yoluna gidildiği, aynı konuda ilgililer tarafından idare

mahkemelerinde açılan davaların ise 2577 sayılı Kanun'un idari işlem ve

eylemlerden doğan zararların tazminini öngören 12. ve 13. maddeleri kapsamında

çözümlendiği, adli yargıda açılan davalarda görev itirazında bulunulması

üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkması sonucu Uyuşmazlık Mahkemesine yansıyan

başvurular neticesinde Mahkemece somut başvuruya benzer şekilde imar planı ve

buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik

davaların idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal

edilmiş olanlar tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı

yerince çözümlenmesi gerektiğine karar verildiği anlaşılmaktadır (Uyuşmazlık

Mahkemesi, E.2012/157, K.2012/182, 24/9/2012; Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat ve Ticaret A.Ş., B.

No: 2013/3300, 18/9/2014, § 35).

45. Uyuşmazlık Mahkemesinin söz

konusu kararının ardından 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu'nun geçici 6. maddesinde 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’la

yapılan değişiklik kapsamında, anılan maddenin onuncu fıkrasında uygulama imar

planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili

kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında 3194 sayılı

Kanun’da öngörülen idari başvuru ve işlemlerin tamamlandıktan sonra idari

yargıda dava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Belirtilen değişiklik

sonrasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca (YHGK), imar kısıtlamalarından

kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılması gerektiğine

hükmedildiği (YHGK, E.2013/5-603, K.2013/1503, 30/10/2013), Danıştay tarafından

da söz konusu tasarruf kısıtlamalarının idari işlem ve eylemlerden kaynaklanması

ve 2942 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik nedeniyle imar planındaki belirleme

sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat

davalarının görev ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğuna

hükmedildiği (Danıştay Altıncı Dairesi, E.2013/8143, K.2014/3779, 15/5/2014) anlaşılmaktadır

(Yenibaşaran Uluslararası Nakliyat ve Ticaret A.Ş., §

36).

46. Buna göre başvurucuların

imar planında hükûmet konağı genişletme alanında kalan ancak imar programına

alınmayan ve kamulaştırması yapılmayan taşınmazlarının mülkiyeti üzerinde

oluşan kısıtlamalar nedeniyle oluşan zararlarının tazminini sağlayabilecekleri

etkili ve yeterli başvuru yolunun 2942 sayılı Kanun'un değişik geçici 6.

maddesi uyarınca idare mahkemelerinde açılacak tam yargı davası olduğu, bu

yolun kullanılması suretiyle başvuru yollarının tüketilmiş sayılacağı ancak

başvurucular tarafından tam yargı davası açma yoluna gidilmediği

anlaşılmaktadır.

47. Açıklanan nedenlerle

başvurucular tarafından mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiaları ile ilgili

olarak iptal davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuru açısından

daha etkili giderim yolu olan tam yargı davası açma imkânı kullanılmaksızın

bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

48. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

49. Başvurucular, kamulaştırma talebiyle

idareye yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını, ilk kez 19/9/1995 tarihinde

dava açtıklarını, bu davanın Danıştay Altıncı Dairesinin 22/6/1998 tarihli

kararıyla sonuçlandığını, taşınmazlarının imar planında resmî kurum alanından

çıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebiyle 4/6/1999 tarihinde Salihli

Belediye Başkanlığına yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine ikinci kez

17/12/1999 tarihinde Manisa İdare Mahkemesinde iptal davası açtıklarını,

yargılamanın toplamda on sekiz yılı aştığını ve makul sürede sonuçlanmadığını

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

50. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak başvurucular, her ne kadar taşınmaza ilişkin ilk olarak

19/9/1995 tarihinde dava açtıklarını ve yargılamanın on sekiz yılı aştığını

ileri sürmüşlerse de belirtilen tarihte Manisa İdare Mahkemesinde açılan davada

Mahkemenin 31/5/1999 tarihli kararıyla davanın açılmamış sayılmasına karar

verildiği anlaşıldığından bu kapsamdaki inceleme 17/12/1999 tarihinde Manisa

İdare Mahkemesinde açılan iptal davasında yürütülen yargılama ile sınırlı

olarak yapılmıştır.

51. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

52. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

53. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu

itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan

uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruma kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilen düzenlemelerde

yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari

bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu

davanın 1/5000 ölçekli nazım imar planında yer alan taşınmazın resmî kurum

alanından çıkarılarak konut alanına dönüştürülmesi talebiyle idareye yapılan

başvurunun reddedilmesi üzerine söz konusu idari işlemin iptali istemini konu

alan bir uyuşmazlık olduğu görüldüğünden somut yargılama faaliyetinin medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 44).

54. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde

sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarihtir. Ancak idari yargıda dava açılabilmesi için öncelikle idari makamlara

başvurulmasının zorunlu olduğu durumlar ile idari davaya konu olabilecek bir

işlem veya eylemin yapılmasını sağlamak amacıyla idari makamlara yapılan

başvurular üzerine açılan davalar bakımından sürenin başlangıcı idareye başvuru

tarihi olup somut başvuru açısından bu tarih, 4/6/1999’dur.

55. Sürenin bitiş tarihi ise

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 52). Somut başvuru açısından bu tarih, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından

onama kararının verildiği 11/10/2013’tür.

56. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde idari yargıda açılan ve 1/5000 ölçekli nazım imar

planında yer alan taşınmazın resmî kurum alanından çıkarılarak konut alanına

dönüştürülmesi talebiyle 4/6/1999 tarihinde idareye yapılan başvurunun reddedilmesi

üzerine söz konusu idari işlemin iptali istemini konu alan davada, Mahkemenin

28/3/2003 tarihli kararıyla davanın reddine karar verildiği, temyiz üzerine

Danıştay Altıncı Dairesinin 25/4/2005 tarihli ilamıyla yeniden bilirkişi

incelemesi ve keşif yapılarak karar verilmesi gerektiği belirtilerek İlk Derece

Mahkemesi kararının bozulduğu, Mahkemece 18/10/2005 tarihinde direnme kararı

verilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 10/12/2009 tarihli

ilamıyla kararın bozulduğu, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama

sonucunda 30/6/2010 tarihli kararla davanın reddine karar verildiği, temyiz

üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 11/10/2013 tarihli ilamıyla kararın

onandığı ve karar düzeltme yoluna başvurulmadığı anlaşılmaktadır.

57. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görüldüğünden 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usule

ilişkin hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu

anlaşılmaktadır (bkz. § 22).

58. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup,

özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve

karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal

kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz

önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde

karar verilmiştir (Selahattin Akyıl,

§§ 54-60).

59. Başvuruya konu davaya bir

bütün olarak bakıldığında 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi

bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz konusu 14 yıl 4 aylık

yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

61. Başvurucular; Anayasa’nın

2., 10., 35. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğinin tespitini, maddi

zararlarının tespitini, bunun mümkün olmaması durumunda yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesini ve ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin 14 yıl 4 aylık yargılama süresi dikkate alındığında

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net

14.950 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucular tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL

yargılama giderinin müştereken başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Başvurucuların,

1. Yargılamanın

sonucunun adil olmadığı yönündeki iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara

ayrı ayrı net 14.950 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata

ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D.

198,35TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin MÜŞTEREKEN BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

5/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör Yrd. : Gökçe GÜLTEKİN Başvurucular : 1. Alaattin YÜKSEL 2. İbrahim YÜKSEL Vekili : Av. Serkan CENGİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9463, 5 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. K.
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucuların
  15. B. Değerlendirme
  16. C. Başvuruculara
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9463
Tarih
5 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Turgut Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5859)
  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/6602)
  • Mert Can Bayram Başvurusu (B. No: 2013/2386)
  • Nurcan Yolcu Başvurusu (B. No: 2013/9880)
  • Mehmet Murat Atmaca Başvurusu (B. No: 2013/3479)
  • Mehmet Ali Ayhan Başvurusu (B. No: 2013/7336)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.