İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Kıdık Başvurusu (B. No: 2014/5552)

(Başvuru

Başvuru No2014/5552Tarih26 Ekim 2017Okuma38 dk · 7.692 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Kıdık Başvurusu

Başvuru No
2014/5552
Karar tarihi
26 Ekim 2017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.692 kelime·38 dk okuma·23 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2014/5552)

Karar

Tarihi: 26/10/2017

R.G.

Tarih ve Sayı: 14/12/2017 - 30270

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

Başkan : Engin

YILDIRIM

Üyeler : Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör : Yunus HEPER

Başvurucu : Ali

KIDIK

Vekili :

Av. Pınar DURSUN VARDAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir internet haber

sitesinde yer alan köşe yazıları ile bazı haberlere erişimin engellenmesi

kararı verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği

şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 1989 yılından beri gazetecilik

yapmaktadır ve airporthaber.com adlı internet sitesinin sahibi ve genel

yayın yönetmenidir. Başvuru ayrıca söz konusu internet sitesinde düzenli

aralıklarla köşe yazıları yazmaktadır. İnternet sitesi; ulusal ve uluslararası

ölçekte havacılığa ilişkin haberlerin yapıldığı, köşe yazılarının yayımlandığı

ve havacılık forumlarının yer aldığı bir internet mecrasıdır.

10. Bahse konu internet sitesinde 2014 yılının

Nisan ayı içinde o sıralarda Türk Hava Kurumu (THK) başkanlığını yürüten O.Y.

(müşteki) hakkında beş ayrı yazı yayımlanmıştır. Müştekinin başvurusu üzerine

derece mahkemeleri başvuruya konu yazılara erişimin engellenmesine karar

vermiştir.

11.

THK, Türkiye'de havacılık sanayiini kurmak, askerî, sivil, sportif ve turistik

havacılığın gelişmesini sağlamak için 16/2/1925 tarihinde Mustafa Kemal

Atatürk'ün emri ile kurulmuş bir dernektir. Dernek, ilk kurulduğunda Türk

Tayyare Cemiyeti adını taşımakta iken 1935 yılında şu anki adını almıştır.

Dernek 5/8/1925 tarihinden itibaren "kamu yararına çalışan dernek"

statüsündedir. Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu THK’nın manevi

koruyucularındandır. Cumhurbaşkanı, başbakan, kuvvet komutanları, Ankara valisi

Derneğin doğal üyeleri arasında bulunmaktadır.

12.

Başvuruya konu ilk yazı başvurucu tarafından kaleme alınmış ve "THK'yı

Batırırsan 20 Tırnağımla Yakana Yapışırım" başlığı ile 3/3/2014

tarihinde yayımlanmış bir köşe yazısıdır. Söz konusu yazıda başvurucu, yazının

yayımlanmasından bir hafta önce müşteki ile bir görüşme yaptıklarını ifade

etmiştir. Başvurucu, görüşme detayları hakkında daha fazla bilgi vermemiştir.

Başvurucu, köşe yazısında THK'nın Türkiye merkezli bir havayolu şirketini

İranlılardan satın almak istediğini ifade etmekte ve bu satın almanın Kurum

için çok büyük hata olacağını ileri sürmektedir. Başvurucuya göre THK asli

vazifelerine odaklanmalı ve daha profesyonel kişilerce yönetilmelidir.

13.

Başvuruya konu ikinci yazı "Bu Belge Şok Edecek" başlıklı bir

haberdir ve 10/3/2014 tarihinde yayımlanmıştır. Haberde, THK'nın borç batağında

olduğu iddia edilmiş ve Kurumun borçlarını gösteren bir belge yayımlanmıştır.

Resmî olup olmadığı anlaşılamayan belgede Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası

verilerine göre THK'nın 410 milyon TL borcu olduğu ileri sürülmektedir. Haberde

ilave olarak THK'nın bir havayolu şirketini satın almak için yaptığı girişimler

de anlatılmaktadır.

14.

Başvuruya konu üçüncü yazı "Ye Babam Ye! Ne Zaman Doyacaksınız"

başlığı ile 7/4/2014 tarihinde yayımlanan bir haberdir. Haberde müşteki oldukça

ağır bir biçimde suçlanmıştır. Yazının ekinde yer alan bazı belgelere dayanılarak

müştekinin, oğlunun arkadaşlarına ait bazı şirketlere haksız kazanç sağladığı

ve yüklü miktardaki haksız kazancın buradan müştekinin oğluna ait başka bir

şirkete aktarıldığı iddialarına yer verilmiştir.

15.

Başvuruya konu dördüncü yazı "Türk Hava Kurumu Uçurumun Eşiğinde"

başlığı ile 9/4/2014 tarihinde yayımlanmış bir başka haberdir. Doğrudan

müştekiyi hedef alan yazıda müştekinin beş yıldır THK'nın başkanlığını

yürüttüğü hatırlatılmıştır. Habere göre müşteki, aralarında kendi oğlunun da

olduğu 110 yakınını ve akrabasını yüksek maaşlarla THK'ya ait şirketlerde

istihdam ederek THK'yı büyük zarara uğratmıştır. Haberde müştekinin THK'yı

büyük bir borç batağına sürüklediği, uçak yapacağını söyleyerek insanları

kandırdığı ve bu arada ulusal bir havayolu şirketini satın aldığı iddia

edilmiştir. Haberde, müştekinin oğlunun THK Üniversitesine yüksek maaşla

yerleştirildiği iddia edildikten sonra müştekinin söz konusu iddiaları

reddettiği de belirtilmiştir. Haberde, THK'nın 410 milyon lira borcu olduğunun

belgeleriyle açıklandığı hatırlatılmış ve internet sitesine yeni iddiaların

ulaştığı ifade edilmiştir. Başvurucu, internet sitesine ulaşan bilgilerin aynı

zamanda THK yöneticilerine, savcılıklara ve ilgili resmî kurumlara da

iletildiğini iddia etmiştir. Yazının geri kalanında, kimliği açıklanmayan

kişiden internet sitesine gelen iddialar paylaşılmıştır. Söz konusu iddialara

göre müştekinin oğlu ve bazı akrabaları işe gitmeden THK'dan çok yüksek maaş

almakta, müştekinin akrabaları ve yakınları Kuruma ait işleri almaktadır. Haber

yazısının sonunda bir tablo paylaşılmıştır. Toplam 111 kişinin isminin yer

aldığı tabloda bu kişilerin THK'da ne iş yaptıkları ve müştekiye olan

yakınlıkları gösterilmiştir.

16. Müşteki, yukarıda zikredilen yazıların kişilik

haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek yazıların yayımlandığı internet

sayfalarının erişiminin engellenmesi talebinde bulunmuştur. Ankara 5. Sulh Ceza

Mahkemesi 9/4/2014 tarihli kararı ile erişimin engellenmesine karar vermiştir.

Mahkemenin gerekçesi aynen şöyledir:

"Dilekçe ve ekleri incelenmiş olup, talep edenin

müvekkilinin aleyhinde bazı suçlamalara ve isnatlara yer verildiği

görülmektedir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri de "suçluluğu

kanıtlanana kadar herkes suçsuzdur" şeklinde ifade edilen masumiyet karinesidir.

Talep edenin müvekkili aleyhinde isnat edilen suçlamalarla ilgili herhangi bir

yargı kararı yayın içeriğine konulmuş değildir. İçeriği yayınlayan ya da

yazanların kişisel görüşlerini yansıtmakta olan bu beyan ve ifadeler haber

verme sınırını aşmakta ve hakaret boyutuna ulaşmaktadır. Zira bir kişiye

"hırsız", "soyguncu" şeklinde nitelemelerde bulunulması

haber olarak değerlendirilemez. Böyle ifadeler kişilik hakkının ihlali sonucunu

doğurur. Bu nedenle talep 5651 sayılı Yasanın 9. maddesinde belirtilen şartları

taşıdığından kabulüne karar vermek gerekmiştir."

17. Başvurucu 14/4/2014 tarihinde yeni bir köşe

yazısı kaleme almıştır. Doğrudan müştekinin hedef alındığı yazıda başvurucu,

daha önce ileri sürdüğü iddiaları tekrar etmiş ve bunların yalanlanmadığını

hatırlatmıştır. Başvurucu, söz konusu yazıda yeni bir iddiada bulunmuştur.

Başvurucu, yerel seçim çalışmaları sırasında THK'ya ait bir jet uçağının ve bir

helikopterin oldukça düşük fiyata bir partinin genel başkanına kiralandığını

ileri sürmüştür. Başvurucu, bu kiralamadan dolayı THK'nın zarara uğratıldığını

savunmuş ve müştekinin bahsi geçen siyasi partiden milletvekili yapılıp

yapılmayacağını sormuştur.

18. Müşteki, son köşe yazısının yayımlandığı gün

yine Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Müşteki, köşe yazısının

kişilik haklarını ihlal ettiğini savunmuş ve yazının yayımlandığı internet

sayfasının erişiminin engellenmesi talebinde bulunmuştur. Ankara 5. Sulh Ceza

Mahkemesi 14/4/2014 tarihli kararı ile erişimin engellenmesine karar vermiştir.

Kararın gerekçesi şöyledir:

"Bu ifadeler bir haber ya da kişisel görüş

olmanın yanı sıra talepte bulunanı toplum nezdinde küçük düşürebilecek, henüz

bir yargı kararı ile sabit olmamış suçlamalar ve isnatlar olduğundan talebin

kabulüne karar vermek gerekmiştir."

19. Başvurucunun kararlara yaptığı itirazlar,

Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/4/2014 tarihli iki ayrı gerekçesiz

kararı ile reddedilmiştir.

20.Başvurucu 24/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet

Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen

Suçlarla Mücadele Edilmesi HakkındaKanun’un "İçeriğin yayından

çıkarılması ve erişimin engellenmesi" kenar başlıklı 9. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği

nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel

kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde

yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını

isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin

engellenmesini de isteyebilir.

(2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle

kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik

ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde

cevaplandırılır.

(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle

kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede

belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.

(4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin

engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin

gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe

erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde

yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak,

hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin

engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla,

internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar

verebilir.

(5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin

engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.

(6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç

yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz

yoluna gidilebilir.

(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından

çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

(8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen

içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde

erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.

(9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin

engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının (…) başka

internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe

müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.

(10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede

belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi,

beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."

B. Uluslararası Hukuk

1. İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki

Önemi

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır.

AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun

ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil

ettiğini yinelemektedir. AİHM'e göre 10. maddenin ikinci paragrafı saklı

tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören ya da

zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler"

için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için

de geçerlidir. Bu, yokluğu hâlinde "demokratik bir toplum"dan söz

edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.

AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu

ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna

edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B.

No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2), B. No:

40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).

23. AİHM, demokratik bir toplumda

basının oynadığı temel rolün altını birçok kez çizmiştir. AİHM'e göre -her ne

kadar özellikle de başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak

bazı sınırları aşmaması gerekse de- basının görev ve sorumluluklarının

bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır.

AİHM, basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine

kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkının da eklendiğini hatırlatmıştır.

AİHM’e göre bu görevi olmasaydı basın, vazgeçilmez kamusal “gözetleyici” rolünü

oynayamazdı (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93,

20/5/1999, §§ 59, 62;Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No:

49017/99, 17/12/2004, § 71; Von Hannover/Almanya (2) B. No: 40660/08 ve

60641/08, 7/2/2012, § 102).

24. AİHM, Radio France/Fransa (B.

No: 53984/00, 30/3/2004, § 37) davasında basın özgürlüğünün kapsamının

demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya

ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini

belirtmiştir:

"Mahkeme "görev ve

sorumluluklar"ın, ifade özgürlüğünün doğasından kaynaklandığını yineler.

10. madde tarafından kamusal yararlara ilişkin meselelerin aktarılması

içingazetecilere sağlanan güvencenin şartı, gazetecilik etiğine uygun

olarakonların kesin ve güvenilir bilgi sağlamak konusunda iyi niyet sahibi

olmalarıdır (örneğin bkz.Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç, § 65;Colombani ve

diğerleri/FransaB. No: 51279/99,25/06/2002, §65). Ne var ki basın özgürlüğü belli dereceye kadar

abartmaya hatta kışkırtmaya izin verir (bkz. özellikle, Bladet Tromsø and

Stensaas/Norveç, § 59)..."

2. İfade Özgürlüğü ile İtibarın

Korunmasını İsteme Hakkı Arasındaki İlişki

25. AİHM, bir gazete makalesinde hakaret

içerdiği iddia edilen beyanlara karşı bir kimsenin itibarının korunması hakkını

özel yaşam kapsamında görmektedir (White/İsveç, B. No: 42435/02,

19/12/2006, §§19, 30). AİHM'e göre kamusal bir tartışma bağlamında ve

yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı,

kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Pfeifer/Avusturya,

B. No: 12556/03, 15/11/2007, § 35; Axel Springer AG/Almanya, B. No:

39954/08, 7/2/2012, § 83).

26. AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin

şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde 10. maddenin (2)

numaralı fıkrasında yer alan "başkalarının... haklarının korunması"

ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği

iki kararda -Von Hannover/Almanya (2) [BD] ve Axel Springer

AG/Almanya [BD]- ifade hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının

dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve

uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkin

bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109);ilgili

kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin

niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; Von

Hannover/Almanya, B. No:59320/00, 24/09/2004, §§ 63-66; kamu tarafından

tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz.

Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha

önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği,

şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin elde

edilme koşulları ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von

Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan yaptırımın niteliğidir (Axel

Springer AG/Almanya, § 95).

3.Gazetecilere İddialarını Gerekçelendirebilecek

Bir Savunma Yapma Olanağı Verilmesi Zorunluluğu

27. AİHM; Castells/İspanya ve Colombani

ve diğerleri/Fransa başvurularında, şikâyet konusu beyanda bulunan kişinin

aleyhine açılmış olan davaya yanıt verme konusunda aşılmaz güçlüklerle karşı karşıya

bırakılması hakkındaki endişelerini dile getirmiştir. Castells/İspanya (B.

No: 11798/85, 23/4/1992, §§ 47, 48) davasında, ulusal yargılamaları yürüten

yüksek mahkemeye göre millî kurumları karalamakla suçlanan bir kişinin gerçeği

ispat yükümlülüğü bulunmamaktadır. AİHM, başvurucunun kendisi hakkında açılan

söz konusu hakaret davasında gerçeği ispatlamasına ve iyi niyetini ortaya

koymasına izin verilmediğine dikkat çekmiştir. AİHM'e göre başvurucu tarafından

ileri sürülen olgusal iddiaların birçoğunun gerçekte olup olmadığı yerel

mahkemelerin atacağı adımlarla ortaya çıkarılabilir ve başvurucu makul bir

çerçevede iyi niyetini ortaya koymaya çalışabilir. AİHM, başvurucu hakkındaki

mahkûmiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)10. maddesini

ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

28. AİHM; daha yakın tarihli Colombani ve

diğerleri/Fransa (B. No: 51279/99, 25/6/2002, § 66) davasında hakaret

suçundan yapılan yargılama sırasında, gazeteci olan başvuruculara iddialarını

gerekçelendirebilecek bir savunma yapma olanağı verilmemiş olmasını

eleştirmiştir:

"... [M]evcut başvuruda başvurucuların

suçlanmasının sebebi Fas Kralının itibarına ve haklarına zarar veren bu

makaledir. Hakaret suçunu düzenleyen olağan hukuk kurallarının aksine, yabancı

bir devlet başkanına hakaret suçlamasından kurtulabilmeleri için başvuruculara,

iddialarını gerekçelendirebilecekleri bir savunma yapma olanağı verilmemişti.

Başvuruculara savunma yapma olanağının tanınmaması, kişinin haklarının ve

itibarının korunması ihtiyacı karşısında - söz konusu kişi bir devlet veya

hükumet başkanı olsa dahi- orantısız bir önlem oluşturacaktır."

4. Gazetecinin İspat Yükünün Sınırı

29. AİHM, Kasabova/Bulgaristan (B. No:

22385/03, 19/7/2011, § 62) davasında bir hakaret davası sanığının ispat yükünü

yerine getirirken bir beyanın doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareket

etmesinin sanıktan beklenmemesi gerektiğini ortaya koymuştur:

"Nihai bir mahkumiyet kararı prensip olarak bir kişinin

suç işlemiş olduğuna dair yadsınamaz bir kanıt oluşturur. Bununla birlikte, 6.

maddenin 2. fıkrasında yer alan masumiyet karinesinin gereksinimleri gözönüne

alınsa bile, hakaret davalarında suç teşkil eden davranış iddialarını kanıtlama

biçimini bununla sınırlandırmak apaçık bir mantıksızlık olacaktır. Basında

çıkan iddialar, ceza yargılamalarında öne sürülen iddialarla eşit mevkiye

konulamazlar."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu;

i.

Erişimi engellenen yazılarda suç teşkil edecek bir yön bulunmadığını, yazıların

hakaret içermediğini, erişimin engellenmesini gerektirecek yasal koşulların

oluşmadığını, yazılardaki haberlerin gerçek olduğunu, yayımlanmasında

"kamu yararı" bulunan gerçek ve güncel haberlerin özle biçim arasında

denge kurularak verildiğini ileri sürmüştür.

ii.

Türk milleti için çok önemli olan böyle bir Kurumdaki yolsuzlukların kamuoyuna

duyurulmasında üstün kamu yararı bulunduğunu, basının güncel olayları kamuya

duyurma görevi olduğunu, sadece haberi vermekle yetinmeyip değişik açılardan

durum değerlendirmesi ve eleştiri yapılmasının basın özgürlüğünün bir parçası

sayılması gerektiğini ifade etmiştir.

iii.

Yazılarda yer alan iddiaların tamamının somut olduğunu ve belgelere

dayandığını, derece mahkemelerinin şikâyet dilekçesinin verildiği gün hiçbir

belge ve bilgiyi toplamadan karar verdiğini iddia etmiştir.

iv.

Anayasa ile korunmuş olan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve ihlalin tespitini talep etmiştir.

32. Bakanlık görüşünde, ifade özgürlüğünün

demokratik bir toplum için vazgeçilmez önemine karşın basının

"başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının

korunması" için konulmuş olan sınırlamalara uyması gerektiği ifade

edilmiştir. Bakanlığa göre 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi, devletin kişilerin

şeref ve itibarlarını koruma pozitif yükümlülüğünün bir gereği olarak kabul

edilmiş ve somut olayda derece mahkemeleri, müştekinin itibarına saldırı

olduğunu tespit etmiştir. Bakanlık, internet sitesinin tamamına değil yalnızca

belirli yazılara erişimin engellenmesi kararı verilmesinin de müdahalenin

ölçülü olduğunu gösterdiğini belirtmiştir.

B. Değerlendirme

33. İddianın değerlendirilmesinde ifade ve

basın özgürlüklerinin korunduğu Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri dayanak

alınacaktır. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya

başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret

veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

34. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar

başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak

tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve

27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı

anlaşılan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

36. Başvurucunun internet sitesinde yayımladığı

yazılara erişimin engellenmesine karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme

kararları ile başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale

yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup

Oluşturmadığı

37. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ...

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin

... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

38. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 26.

maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26.

maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha

fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

39. Kanunilik ölçütüne ilişkin bir şikâyette

bulunulmamıştır. Mevcut başvurunun koşullarında 5651 sayılı Kanun 'un 9.

maddesinin “kanunla sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

.

ii. Meşru Amaç

40. Başvuruya konu haber ve köşe yazılarına

erişimin engellenmesine ilişkin kararların "başkalarının şöhret veya

haklarının korunması"na yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir

amaç taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

(a) Demokratik Toplum Düzeninin Gerekleri

Kavramı

41. Anayasa Mahkemesi "demokratik toplum

düzeninin gerekleri" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek

çok kez açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir,

toplumsal bir ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde

olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bekir Coşkun [GK],

B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No:

2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §

51). Derece mahkemelerinin böyle bir ihtiyacın bulunup bulunmadığını değerlendirmede

belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa

Mahkemesinin denetimindedir.

(b) Ölçülülük

42. Öte yandan temel hak ve

özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın -demokratik toplum düzeni için

gerekli nitelikte olmakla birlikte- temel haklara en az müdahaleye olanak veren

ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının da incelenmesi gerekir(AYM,

E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No:

2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun §§ 53, 54; ölçülülük ilkesine

ilişkin açıklamalar için ayrıca bkz. Abdullah Öcalan [GK], B. No:

2013/409, 25/6/2014, §§ 96-98; Tansel Çölaşan, §§ 54, 55;Mehmet Ali

Aydın, §§ 70-72). Bu sebeple mevcut başvuruda hükmedilen erişimin

engellenmesi tedbirinin müştekinin maruz kaldığı düşünülen zararıyla makul bir

ölçülülük ilişkisi içinde olması gerekir.

(c) İnternet Haberciliği ve Basın

Özgürlüğü

43. İnternet haberciliğinin -basının

temel işlevini yerine getirdiği sürece- basınözgürlüğü kapsamında

değerlendirilmesi gerekir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş.,

B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,

15/2/2017, § 39; Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 45). Basın

yönünden düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilen

internet özgürlüğü, internete erişenler yönünden ise Anayasa tarafından korunan

ve ifade özgürlüğünün özünde yer alan haber veya fikir almak özgürlüğü olarak

mütalaa edilmektedir.

44. İfade özgürlüğü ile basın özgürlüğü

herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir

Coşkun, §§ 34-36). İfade ve basın özgürlüğü yalnızca bilgilerin içeriğini

değil bu bilgilerin dağıtım araçlarını da ilgilendirmektedir. Dolayısıyla

internet sitelerine veya internet sitelerinde yer alan haberlere erişimin

engellenmesi biçiminde getirilen her türlü kısıtlama, bilgi alma ve verme

özgürlüğüne dokunmaktadır. Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve

tutumların iletilmesi, bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi

araçlardan birini sağladığı unutulmamalıdır (İlhan Cihaner (2), B. No:

2013/5574, 30/6/2014, § 63).

(d) İfade Özgürlüğünün Kapsamı

45.Öte yandan Anayasa’nın 26.

maddesinin birinci fıkrası, ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama

getirmemiştir. İfade özgürlüğü; siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce

ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün

Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı,

§ 40). Bu itibarla bir internet sitesinde yer alan köşe yazıları ve haberlerde

yer alan bilgiler başkaları açısından “değersiz” veya “yararsız” görülse bile

kişilerin subjektif değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün

korumasındadır.

46. İfade ve basın özgürlükleri mevcut

başvurudaki gibi davalarda yalnızca bilgilerin iletilmesi hakkını değil aynı

zamanda halkın tanınmış kişilere ilişkin bilgileri alma hakkını da güvence

altına almaktadır. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi siyasetçilerin,

kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri

işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduğunu ve bunlara

yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman

vurgulamıştır (Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58;

kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran,

B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili

olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete hazırlanan bir

kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

(e) Basının Ödev ve

Sorumlulukları

47. Demokratik bir toplumda basına,

siyasetçileri ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma

hakkı tanınmış olmakla birlikte Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri tamamen

sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin

"Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere

karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki ikinci

fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev

ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. 26. maddenin ikinci fıkrasında yer

alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına basın için

de geçerli olan bazı "görev ve sorumluluklar" getirmektedir (Basının

görev ve sorumluluklarına ilişkin bkz. Orhan Pala, § 46; Erdem Gül ve

Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 22/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B.

No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461,

12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı, § 43).

48. Bu görev ve sorumluluklar

"başkalarının şöhret ve hakları"nın zarar görme ihtimalinin bulunduğu

ve özellikle adı verilen bir şahsın itibarının söz konusu olduğu durumlarda

özel önem arz eder (Orhan Pala, § 47). Basın özgürlüğü, ilgililerin

meslek ahlakına saygı göstermelerini, doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde

ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır. Kötü niyetli

olarak gerçeğin çarpıtılması kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir.

Dolayısıyla haber verme görevi zorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ile basın

kuruluşlarının kendiliğinden uymaları gereken sınırlar içermektedir (Orhan

Pala, § 48; Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş., §§ 42, 43;

Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 53, 54; İlhan

Cihaner (2), §§ 60, 61).

49. Söz konusu sorumlulukların kapsamı,

başvurucunun koşullarına ve ifade özgürlüğünü kullandığı vasıtalara göre

değişir. Anayasa Mahkemesi basın özgürlüğüne yapılan müdahalelerin

"demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını incelerken

meselenin bu yönünü görmezden gelmeyecektir.

(f) Bireyin Şeref ve İtibarının

Korunması

50. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda

basının uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret

veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve

manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44).

Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemekle ve üçüncü

kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder

Balıkçı, § 44).

51. Bu sebeplerle Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda,

içeriğe erişimin engellenmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade ve

basın özgürlükleri ile internet sitesinde yayımlanan haber nedeniyle müdahale

edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip

gözetilmediğini değerlendirmiştir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan

Cihaner (2), § 39). Bu soyut bir değerlendirme değildir.

(g) Çatışan Haklar Arasında Dengeleme

52. Çatışan haklar arasında dengeleme

yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterlerin bazıları şu

şekilde sayılabilir:

i.Söz

konusu yayının gerçek olup olmadığı

ii. Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara

ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

iii.

Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı

iv.

Haber verilirken özle biçim arasındaki dengenin korunup korunmadığı

v.Haber

veya makalenin yayımlanma şartları

vi.

Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan ifadelerin türü, yayımın

içeriği, şekli ve sonuçları

vii.

Habere yönelik kısıtlamaların niteliği ve kapsamı

viii.

Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği

ix.

Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki

davranışları

x.

Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları

hakların ağırlığı

53. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre

bazıları yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip

değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 41; Ergün Poyraz

(2), § 56; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; İlhan Cihaner, §§ 66-73).

Bunun için başvurucu tarafından yayımlanan yazıların tamamının -yayımlandığı

bağlamdan kopartılmaksızın- olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi

gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45).

(h)İfade Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin

Gerekçesi

54. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, idarenin ve derece mahkemelerinin müdahaleye

neden olan kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama

bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne ve “ölçülülük” ilkelerine

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir

Coşkun, § 56; Abdullah Öcalan,§ 98; Tansel Çölaşan § 56; Ahmet

Temiz (6), § 34). İfade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa

Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan

müdahaleler Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edecektir.

(2)5651 Sayılı Kanun'un 9. Maddesine Dayanan

Erişimin Engellenmesi Kararı Hakkında Bazı Tespitler

55. İnternet ortamında düşüncelerin açıklanması ve

yayılması; basılı yayınlara oranla daha kolay, ucuz, hızlı ve yaygındır.

İnternet sitelerine erişim de kolaydır. İnternet sitelerinin büyük miktarda

veriyi muhafaza etme ve yayma imkânı vardır. Bu sebeplerle internet siteleri

kamuoyunun güncel meselelere erişiminin iyileştirilmesine ve bilginin

iletilmesinin kolaylaştırılmasına önemli derecede katkıda bulunmaktadır. Aynı

sebeplerle internet ortamında yapılan yayınlarla bazı suçlar daha kolay

işlenebilmekte, özellikle de kişilik hakları ve özel hayat hakları herkes

tarafından kolay, maliyetsiz ve hızlı bir şekilde ihlal edilebilmektedir. Kanun

koyucu; internet ortamında işlenen suçlarla mücadelenin daha etkin

yapılabilmesi, özel hayatın ve kişilik haklarının hızlı ve etkili bir şekilde

korunması ihtiyacı nedeniyle genel dava veya savcılığa şikâyet usulünün yanında

özel ve hızlı bazı usuller öngörmüştür.Söz konusu usullerden biri de 5651

sayılı Kanun ile getirilen ve sulh ceza hâkiminin çelişmeli olmayan bir usulle

veya Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) başkanının daha sonra sulh

ceza hâkiminin onayına sunulmak üzere verdiği içeriğin yayından çıkarılması ve

yayına erişimin engellenmesi kararlarıdır.

56. 5651 sayılı Kanun'un "Erişimin

engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi" kenar başlıklı 8.

maddesinde sulh ceza mahkemelerince verilen erişimin engellenmesi veya içeriğin

çıkarılmasına dair kararların birer "koruma tedbiri kararı" olduğu

açıkça belirtilmiştir. Aynı Kanun'un "Özel hayatın gizliliği nedeniyle

içeriğe erişimin engellenmesi" kenar başlıklı 9/A maddesinde ise

kararın bir "tedbir" olduğundan bahsedilmiştir. Anayasa Mahkemesi

Genel Kurulu da 2/10/2014 tarihli kararında erişimin engellenmesine ilişkin

kararların demokratik ülkelerde çocuk pornografisi, çocukların cinsel istismarı

ve ırkçılık gibi ağır suçlar için konulan ve yargılama sürecinin bir parçası

olarak uygulanan zorunlu ve istisnai bir yargısal tedbir olduğunu belirtmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 5651 sayılı Kanun’daki erişimin engellenmesi kararlarının

cezai ve idari yaptırım niteliğinde olmayıp tedbir niteliğinde olduğuna işaret

etmiştir (AYM, E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014).

57. Koruma tedbirleri, uygulandığı an itibarıyla

henüz hakkında hüküm verilmemiş kişilerin temel bir hakkını sınırlamaktadır. Bu

nedenle tedbir uygulandığı anda fiilin işlenip işlenmediği, işlendiyse şüpheli

veya sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilen fiilin suç

oluşturup oluşturmadığı, üçüncü kişilere tedbir uygulanmasını meşru gösteren

olguların gerçek olup olmadığı henüz hukuki kesinliğe kavuşmamıştır. Bu

kesinlik ancak hükmün kesinleşmesi ile ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla koruma

tedbiri, tatbik edildiği anda hukuki kesinlik ölçüsünde bir haklılık içermez.

Tedbirin hukuka uygun olup olmadığı, ancak tesis edilecek hükümde tedbirin

dayandığı olgu ve hukuki kanaatin yerinde olduğunun ortaya konması ile

mümkündür. Aksi takdirde tatbik edilen tedbirin hukuka aykırı olduğu sonucuna

ulaşılacaktır.

58. Kişilik haklarının ihlal edildiği durumlarda

başvurulan 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre internet ortamında yapılan

yayın nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel

kişiler içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına

başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği

gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de

talep edebilmektedir. Zikredilen talebi alan hâkim, yirmi dört saat içinde

talep hakkında duruşma yapmaksızın bir karar vermek zorundadır. Birlik tarafından

erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği

derhâl ve en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilmek

zorundadır (bkz. § 22).

59. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet

erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma

açılıp açılmayacağı belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale nedeniyle

soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna göre yargı

mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akıbeti hakkında bir karar

verebilir. Buna karşılık bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin

engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir internet kullanıcılarını engellenen

içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoyacaktır.

60. Görüldüğü üzere erişimin engellenmesi talebi

üzerine sulh ceza hâkimi, talep sahibinin sunduğu evrak üzerinden inceleme

yapmaktadır. Dolayısıyla ilgili yayın organı ve sorumlular, yapılan başvurudan

haberdar olmamaktadır. Dahası aleyhlerine erişimin engellenmesi talep edilen

internet sitesinin ilgilileri, duruşma açılmayacağı için nizalı davalardaki

gibi duruşmada hazır bulunamamaktadır. Hâkim de kararını yirmi dört saat içinde

vermek zorunda olduğu için karşı tarafa tebligatta bulunup diyeceklerini yazılı

olarak sunmasını da karşı taraftan isteyememektedir. Karşı taraf da kendisini

savunamamakta; hâkimin kararını etkilemek amacıyla sunulan delil, mütalaa ve

görüşler hakkında bilgi sahibi olamamakta ve bunlar hakkında yorum

yapamamaktadır.

61. 5651 sayılı Kanun'da öngörülen erişimin

engellenmesi yolu çekişmesiz bir yargı yolu olduğundan, başka bir deyişle karşı

taraf bulunmadığından karardan etkilenecek basın organının temsilcileri ile

sorumlu kişiler silahların eşitliği ilkesinden faydalanamamakta; talepte

bulunanın iddialarına karşı delil sunmak da dâhil olmak üzere savunmalarını

ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip

olamamaktadır.Özet olarak hâkim, kararını dosya üzerinden yani talepte

bulunanın sunduğu bilgi ve belgelere göre vermekte; bu yargılamada karşı

tarafın görüşleri alınamamaktadır.

62. Bu sebeplerle genel olarak koruma tedbirlerinin

ve özel olarak da başvuruya konu internet yayınına erişimin engellenmesi

tedbirinin alınmasının haklılığı, ancak bir görünüşte haklılık veya "ilk

bakışta" (prima facia) haklılık olarak nitelendirilebilir. Başka

bir deyişle mevcut başvuruya konu erişimin engellenmesi kararının dayanağı olan

5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen sulh ceza hâkiminin yirmi dört

saat içinde duruşma yapmaksızın, karşı tarafı dinlemeksizin, delil toplamaksızın,

talepte bulunan tarafından kendisine sunulan delillerle sınırlı bir inceleme

sonunda erişimin engellenmesine karar vermesi usulünün istisnai olduğunun kabul

edilmesi gerekir. Bu usul ancak internet yayınının kişilik haklarını apaçık bir

şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşıldığı durumlarda işletilebilir.

Bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video görüntülerinin yayımlanması gibi

kişilik haklarının ihlal edildiğinin daha ileri bir inceleme yapılmaya gerek

olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği hâllerde 5651 sayılı Kanun'un 9.

maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul işletilebilir.

63. İlk bakışta ihlal doktrini, derece

mahkemelerinin verecekleri internete erişimin yasaklanmasına ilişkin karara

itirazda da uygulanır. Nitekim 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde bir internet

sayfasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin bir tedbire itiraz yöntemlerine dair

özel bazı hükümler bulunmakla birlikte itiraz incelemesi sonucunda verilen

karar, çelişmeli yargılama sonucu verilen ve uyuşmazlığı esastan çözen bir

karar değil sulh ceza hâkiminin erişimin engellenmesi kararının prima facie

gerekliliği ile sınırlıdır. Böyle durumlarda "ilk bakışta ihlal

doktrini" internet ortamında yapılan yayınlara karşı kişilik haklarının

hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge

sağlayacaktır (bu konuda bkz. Kemal

Gözler, “Kişilik Haklarını İhlal Eden İnternet Yayınlarının Kaldırılması Usûlü

ve İfade Hürriyeti: 5651 Sayılı Kanunun 9’uncu Maddesinin İfade Hürriyeti Açısından

Değerlendirilmesi”, Rona

Aybay’a Armağan, İstanbul,

2014, Cilt I, s.1059-1120).

(3) Şeref ve İtibara Yapılan

Müdahalelerde Başvurulabilecek Diğer Hukuki Yollar

64. Üçüncü

kişilerce kişilik haklarına yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de

hukuki koruma yolları öngörülmüştür. Kişilik haklarına internet ortamında

yapılan bir yayınla saldırıda bulunulan kişi, 5651 sayılı Kanun'un 9.

maddesindeki usulle sulh ceza hâkimine başvurarak "ilk bakışta ihlal"

durumu var ise hızlı bir koruma elde edebilir. Aynı kişi daha fazla tatmin elde

etmek amacıyla diğer yollara da başvurabilir.Özel hukuk davaları yoluyla

örneğin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25.

maddelerine dayanılarak müdahalenin önlenmesi, durdurulması veya devam eden

müdahaleye son verilmesi, müdahalenin hukuka aykırılığının saptanması,

mahkemenin alacağı kararın veya cevap ve düzeltme metninin yayımlanması ya da

üçüncü kişilere bildirilmesi istenebilir; maddi veya manevi tazminat davaları

açılabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan ve ciddi bir zararın doğacağı

anlaşılan hâllerde tehlike veya zararın önlenmesi için hâkimden gereken

tedbirlere karar vermesi istenebilir. Bu kapsamda talep edildiği takdirde

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca gecikmesinde

sakınca bulunan ya da gecikmesi durumunda önemli zarar oluşacağı hâllerde

tehlike veya zararı önlemek için ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Bunlardan

başka, basın yoluyla kişilik haklarına müdahalede bulunulan

kişiaçıklamalarından dolayı sebepsiz yere zenginleşen kişi aleyhine sebepsiz

zenginleşme davası açabilir veya yayın nedeniyle elde ettiği kazancın

vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine ödenmesini isteyebilir.

65.

İnternet yolu ile kişilik haklarına yönelik bir saldırı ceza kanunlarına göre

suç oluşturuyor ise müşteki yalnızca veya aynı zamanda failin

cezalandırılmasını da isteyebilir ve bu durumda ceza soruşturması ve

kovuşturması için Cumhuriyet savcılığına da başvurabilir. Zaten suç şikâyete

tabi olmayan suçlardan ise Cumhuriyet savcısının resen soruşturma başlatması

kanuni bir zorunluluktur. Bir ceza kovuşturması açıldığı takdirde 4/12/2014

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin (6) numaralı

fıkrasına göre hâkim mahkûmiyet kararı verdiği takdirde güvenlik tedbirlerine

de hükmedeceği için internet erişiminin engellenmesi tedbiri hakkında da bir

karar verilmiş olacaktır.

66.

Bundan başka 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre ortada ilk bakışta ihlal

bulunmadığı gerekçesiyle istediği korumayı elde edemeyen kişi de kişilik

haklarının korunması için genel hukuk yoluna her hâlde başvurabilir. Sulh ceza

hâkiminin ilk bakışta ihlalin olduğuna veya olmadığına karar vermesi

uyuşmazlığın tümüyle çözümlendiği anlamına gelmez. Zira prima facie verilmiş

kararlar, hiçbir zaman normal bir dava için maddi anlamda kesin hüküm teşkil

etmez.

67.

Bu kapsamda 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesindeki usulde ortada ilk bakışta

ihlal durumunun bulunmadığı hâllerde talep başka bir inceleme yapılmaksızın

reddedilir. Genel mahkemelerde görülen davalarda ise talebin kabul edilebilmesi

için ihlal iddiasının ispatlanması gerekir. Böyle durumlarda genel mahkemeler

ilk bakışta ihlal bulunmadığını belirterek talebin reddine karar veremez.

İhlalin olup olmadığı, bilirkişi dâhil mümkün olan bütün delillerle

ispatlanmalıdır.

(4)

İlkelerin Olaya Uygulanması

68.

Yukarıda değinildiği gibi 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörüleninternet

yayınına erişimin engellenmesi yolu ancak kişilik haklarına hukuka aykırı

olarak müdahale edilen hâllerde başvurulan, bireyin şeref ve itibarına yönelik

müdahaleleri gecikmeksizin bertaraf edebilmesi amacını taşıyan bir yoldur.

İnternet yayınına erişimin engellenmesi tedbirinin amacı basın hürriyeti ile

kişilik hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamak; bireylere

haksız olarak zarar veren, onlar hakkında gerçek dışı bilgiler yayan, şeref ve

itibarlarını ihlal eden internet sitelerinin ilgili yayınlarına ulaşılmasını

engelleyerek kişilik haklarına devam etmekte olan ve ilk bakışta anlaşılan

müdahaleyi durdurmaktır. O hâlde bu yol basın özgürlüğünün ve basın

mensuplarının haber verme ve eleştiri haklarının özüne dokunmayacak, aynı

zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır.

69.

Başvuruya konu haber ve köşe yazılarında; genel olarak THK'nın kötü

yönetildiği, kurumu zarara uğratacak politikalar izlendiği ve bazı kişilere

haksız kazanç sağlandığı iddia edilmiştir. Başvurucuya göre THK kadroları

müştekiye yakın kimseler tarafından doldurulmuştur. Başvuruya konu köşe yazısı

ve haber yazılarında iddiaların dayanağı olarak bazı belgeler de

paylaşılmıştır. Genel olarak müştekinin politikaları bir skandal olarak

değerlendirilmiştir (bkz. §§ 13-16, 18).

70.

İlk derece mahkemesi her iki kararında da müştekinin internet sitesinde yer

alan yazılardaki iddialardan dolayı yargılanmadığını ifade etmiş ve kesinleşmiş

bir mahkeme kararı olmaksızın bu iddiaların yayımlanmasının kişilik haklarının

ihlalini oluşturacağını ifade etmiştir. Mahkeme, haber ve yazıların yazarın

kişisel görüşlerini yansıttığını ve haber verme sınırını aştığını kabul

etmiştir. İlk derece mahkemesi ikinci kararında ise yazıların "bir haber

ya da kişisel görüş" olduğunu, bununla birlikte müştekiyi toplumda küçük

düşürebilecek nitelikte olduğunu ifade etmiştir.

71. Bununla beraberbaşvurucunun gerçekleri

değiştirerek veya haber kapsamına eklemeler yaparak gerçek dışı bir haber

yaptığı, kötü niyetle hareket ettiği ve bilginin elde edilme yönteminin kabul

edilemez olduğu iddia edilmemiş; derece mahkemeleri de kararlarında böyle bir

değerlendirmede bulunmamıştır. Müştekinin THK başkanlığına ilişkin herhangi bir

olumsuz haber yapılmasını istemediği anlaşılmaktadır. Belirtilmelidir ki

başvuruya konu haberler ve köşe yazıları bireylerin subjektif

değerlendirmelerinden bağımsız olarak (bkz. § 46) ifade özgürlüğünün

korumasındadır.

72. Anayasa Mahkemesi Orhan Pala kararında,

gazetecilerden bir beyanın doğruluğunu kanıtlamakla yükümlü savcı gibi hareket

etmelerini beklemenin aşırı bir ispat külfeti getireceğini ve böyle bir

mükellefiyetin onların sanık veya davalı olarak yargılandıkları davalarda

hakkaniyete uygun düşmeyen sonuçlara ulaşılmasına neden olabileceğini ifade

etmiştir (Orhan Pala, § 51).

73.Mevcut başvuruda ise ilk derece mahkemesi,

başvuruya konu yazılarda müşteki aleyhine herhangi bir yargı kararının ortaya

konulmamasını yazıların erişimine engellemenin gerekçesi yapmıştır. Başka bir

deyişle mahkeme, aleyhe yargı kararı olmadanbir kimse hakkında iddialar içeren

bir yayın yapılamayacağına karar vermiştir. Basın alanında haberlerin yapılmasında

ve kanaatlerin açıklanmasında bu düzeyde bir kesinlik sınırının kabul

edilmesinin ifade ve basın özgürlüklerinin tümüyle ortadan kaldırılması

sonucunu doğuracağı açıktır (bkz. § 30).

74. THK'nın havacılık alanında Türkiye'nin en köklü

ve en önemli kurumlarından biri olduğu açıktır. Başvurucunun sahibi ve genel

yayın yönetmeni olduğu internet sitesinin özellikle havacılık alanına ilişkin

yayın yaptığı gözönüne alındığında THK'ya ilişkin her tür gelişmenin

başvurucunun ilgi alanında olduğuna kuşku yoktur. Başvurucunun THK'nın

yönetilme biçimini ve Kurum başkanının politikalarını sansasyonel olaylar

olarak yansıttığı ve gelişmeleri kabul edilemez bulduğu anlaşılmaktadır.

İnternet sitesinden kendi bakış açısıyla müştekiye karşı oldukça ağır eleştiriler

yöneltmiştir.

75. Söz konusu haberler ve köşe yazıları olayların

geçtiği dönemde ve hâlen havacılık alanında faaliyet gösteren, Türkiye'nin önde

gelen ve tanınmış bir kurumu ile ilgilidir. Aynı şekilde söz konusu yazıların

inkâr edilemez bir tanınırlık derecesine sahip şikâyetçinin fikir ve tutumları

ile havacılık alanındaki faaliyetlerinin keşfedilmesi ve bunlara ilişkin kanaat

oluşturulması işlevini gördüğü açıktır. Bir haber veya yazının kamuyu

bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya

makalenin yayımlanmasına o kadar çok boyun eğmesi gerekir (İlhan Cihaner (2),

§ 74; Kadir Sağdıç, § 67).

76. Söz konusu internet yazılarının kısmen politik

yönleri de bulunmakla birlikte esasında toplumun bağışlarıyla yaşatılan ve

kamuya hizmet eden bir kurumla ilgili olduğu, dolayısıyla kamu menfaatine

ilişkin bulunduğu ve bilgilendirme değerinin çok yüksek olduğu tartışmasızdır.

Buradan çıkan sonuca göre haber ve yazılarda THK ve Kurum başkanı olan müşteki

ile ilgili bazı iddiaların yayımlanmasının kamusal faydası yüksek bir

tartışmaya katkı sunduğunda kuşku bulunmamaktadır.

77.

Bahse konu haber ve köşe yazılarında yer alan bazı cümlelerde müştekinin sert

bir şekilde eleştirildiği hatta abartıya kaçıldığı kabul edilebilir. İlk olarak

bu tür başvurularda basının yerine geçip belli bir durumda kullanılacak haber

yapma şeklinin ne olacağını belirlemek yargı mercilerinin görevi değildir.

İkinci olarak ise basın özgürlüğünün -demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal

sonucu olarak- bir dereceye kadar abartıya ve provoke etmeye izin verecek

şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir.

78.

Haberin yayımlanmasının müştekinin hayatına kayda değer bir etkisinin olduğu

gösterilmemiştir. Haberin onun özel hayatı ile ilgisinin olmadığı, kaba hakaret

içermediği ve keyfî kişisel saldırı boyutuna da ulaşmadığı gözetildiğinde

geriye başvurucunun haberi verirken kullandığı polemik içeren agresif usulü

kalmaktadır. Bu noktada ifade özgürlüğünün sadece haber ve fikirlerin içeriğini

korumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu gözetilmelidir (Medya

Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş., §§ 41, 42; Ergün Poyraz (2),

§ 77; İlhan Cihaner (2), § 59, 86; Kadir Sağdıç, § 52, 76).

79.

Müşteki, havacılık alanında faaliyet gösteren en büyük kurumlardan birinin

başkanıdır. Müştekinin görüşlerini ilgililere iletmek bakımından kimi

avantajları olduğu açıktır. Nitekim başvuruya konu yazılar yayımlanmadan önce

başvurucu, gazeteci sıfatıyla müşteki ile bir araya gelmiş ve müştekiye

iddiaları sormuştur. Dolayısıyla müştekiye yönelik eleştirinin sınırlarının

sıradan insanlara göre daha geniş olduğunu kabul etmek gerekir. Halkın tanınmış

kişilere ilişkin bilgileri alma hakkı da gözetildiğinde müştekinin eylemlerinin

ve sözlerinin basın tarafından izleneceğini, hakkında haberler yapılacağını ve

ağır eleştirilerde bulunulabileceğini öngörmesi, demokratik çoğulculuk

açısından bunlara daha fazla tahammül etmesi gerekir (bkz. § 47).

80.

Ceza kanunlarında yaptırıma bağlanan suçların internet ortamında işlenmesi hâlinde

yaptırımsız bırakılması düşünülemez. Bu sebeple erişimin engellenmesi bazı

hâllerde hukuk sistemi açısından bir zorunluluktur. Bununla beraber internetin

sağladığı zemin bilgiye ulaşma, kişilerin bilgi ve düşüncelerini açıklama,

paylaşma ve bilginin yayılması için vazgeçilmez niteliktedir. İnternet, kamusal

sorunlara ilişkin tartışma ve eylemlere katılım konusunda asli vasıtaları

barındırması, bireylerin ifade ve bilgi özgürlüğünü kullanmaları bakımından

günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerden biri hâline gelmiştir.

81.

5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (9) numaralı fıkrasının iptaline ilişkin

inceleme sırasında Anayasa Mahkemesi bireylerin hak ve hürriyetlerini

kullanırken devletin müdahalesine uğrayacakları endişesi taşımalarının

bireylerin bu hak ve hürriyetlerini serbestçe kullanmalarını engellediği ve

onların demokratik toplum düzeninin temellerini inşa etme fonksiyonunu geri

dönülmez biçimde zedelediği tespitini yapmıştır. Anayasa Mahkemesi bahsi geçen

kararda bireylerin interneti Anayasa’da tanımlanan birçok hak ve hürriyetin

kullanılması noktasında araçsallaştırdığı, örneğin haberleşme özgürlüğünün,

düşünce ve ifadeyi yayma özgürlüğü ile bu kapsamda haber veya fikir alma

özgürlüğünün, eğitim ve öğrenim hürriyetinin, haber alma hürriyetinin, iktisadi

girişim hürriyetinin internet yoluyla kullanılabildiği tespitini yapmıştır

(AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 166).

82.

Dolayısıyla başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere internet özgürlüğü ile

bağlantılı diğer hak ve özgürlüklerin demokratik bir toplumdaki yaşamsal önemi

(bkz.§ 45) nazara alındığında internet konusunda kamu gücünü kullanan

makamların ve mahkemelerin çok hassas davranmaları gerektiği açıktır (AYM,

E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; internetin vazgeçilmez niteliğine ilişkin

açıklamalar için ayrıca bkz. AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 116).

İnternete erişimin engellenmesi tedbiri en son başvurulacak çare olmalıdır.

İnternet ortamında bulunan zararlı içeriklerle, diğer başka usullerle mücadele

etmek mümkünse ya da erişimin engellemesi ile korunan menfaate karşılık daha

büyük bir zarar doğmuşsa böyle bir durumda erişimin engellenmesi kararı, ifade

ve basın özgürlüklerinin ihlalini teşkil edecektir.

83.

Türk hukuk sisteminde internet yolu ile kişilik haklarına müdahale edildiği

durumlarda kişilik haklarının korunmasının yollarından biri olan 5651 sayılı

Kanun'un 9. maddesinde düzenlenmiş ve somut başvuruda kullanılmış bulunan sulh

ceza hâkimliklerindeki çekişmesiz yargı yolu, yukarıda zikredildiği gibi (bkz.

§§ 56-64) karardan etkilenecek olan yayın organının ilgililerine yargılanma

hukukunun usulüne ilişkin güvencelerinin kullandırılamadığı, dolayısıyla

çatışan haklar arasında dengelemenin yapılmasının zorlaştığı bir yoldur.

İçeriğe erişimin engellenmesi kararı, yapılmış bir haberin kişilerin şeref ve

itibarlarına saldırı oluşturduğunu kamuya bildirme işlevine sahiptir.

Çekişmesiz bir dava sonucunda bu kararı verebilmenin ancak hukuka aykırılığın

ve kişilik haklarına müdahalenin ilk bakışta anlaşılacak kadar belirgin olduğu

ve zararın süratle giderilmesinin zaruri olduğu hâllerde mümkün olduğu

hatırlanmalıdır.

84.

Üstelik somut olaydaki gibi daha sonra bir ceza soruşturması ve kovuşturması

açılmayan ve dolayısıyla tedbir hakkında yeniden bir karar verilmeyen durumlarda

kısıtlama sürekli hâle gelmektedir. Bu şekilde süresiz kısıtlamaların ifade ve

basın özgürlüğü için büyük tehlikeler arz ettiği açıktır. Bu sebeplerle bireyin

şeref ve itibarının korunması için hukuk düzenindeki diğer yollara göre oldukça

dar bir alanda etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir.

85. İlk

derece mahkemesi, başvuruya konu haber ve yazıların müştekinin kişilik

haklarına müdahale oluşturduğuna hükmetmiş ve 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi

uyarınca içeriğe erişimin engellenmesi kararını vermiştir. Fakat söz konusu

haber nedeniyle müştekinin şeref ve itibarına hukuka aykırı olarak yapıldığına

karar verilen müdahalenin çekişmeli bir yargılama yapılmadan, gecikilmeksizin

ve süratle bertaraf edilmesi ihtiyacı derece mahkemesince ortaya konabilmiş değildir.

86. İnternet

mecralarında yer alan fikir ve kanaat açıklamaları nedeniyle bireylerin şeref

ve itibar hakkına hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen müdahalelerde mağdurun

asıl gayesinin zararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında özellikle somut

başvuruya konu benzer uyuşmazlıklar açısından, koşullara göre diğer ceza veya

hukuk yollarının daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olduğu anlaşılmaktadır. Dahası müşteki, açacağı çekişmeli bir

hukuk davasında içeriğe erişimin engellenmesi talebini ileri sürme imkânına da

sahiptir.

87.

Sonuç olarak başvurunun bütün koşulları gözönünde tutulduğunda şikâyet edilen

internete erişimin engellenmesi kararı ile Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde

koruma altında olan ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin daha ağır

basan bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği sonucuna varılmıştır. Başvurucu

hakkında verilen erişimin engellenmesi kararı için gösterilen gerekçeler

yeterli kabul edilemez. Başvuru konusu internete erişimin engellenmesi kararı

müştekinin itibarının korunması için demokratik bir toplumda gerekli değildir.

88.

Demokratik bir hukuk devletinde -güdülen amaç ne olursa olsun- sınırlamalar

özgürlüğün kullanılmasını ölçüsüz biçimde ortadan kaldıracak düzeyde olamaz.

Somut olayda başvuruya konu haber ve yazılar belirsiz bir süre için engellenmiş

görünmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu kısıtlamanın belirli bazı yazılara

ilişkin olduğu ve sınırlı etkileri olduğu iddia edilse bile müdahalenin önemi azalmamaktadır.

Bir soruşturma veya dava sonuçlanıncaya kadar kişilik haklarına yapılan

müdahalenin geçici olarak durdurulması amacıyla bir internet yayınına erişimin

engellenmesi kabul edilebilse bile somut olayın koşullarında ilgili ve yeterli

gerekçe olmadan tedbir mahiyetinde alınan bir kararın süresiz olarak etki

göstermesi ölçülü olarak da nitelendirilemez.

89.

Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün ve Anayasa'nın 28. maddesinde güvence altına alınanbasın

özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Serdar

ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

C. 6216

Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

90. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

91.

Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

92.

Başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. Sulh Ceza

Hâkimliğine (2014/355 ve 2014/320 Değişik İş) gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

93.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206.10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. İfade

ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın

26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin

İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın

bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğine (2014/355 ve 2014/320 Değişik İş

sayılı dosyalar) GÖNDERİLMESİNE,

D. Dosyadaki

belgelerden tespit edilen 206.10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin,

kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ

UYGULANMASINA,

F. Kararın

bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 26/10/2017 tarihinde

karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Başvuru konusu olayda, “erişimin engellenmesi” kararı

anılan internet sitesinin tamamına değil, sadece başvurucunun haberine konu

yaptığı şahısla ilgili iddia ve beyanlarına (haber ve köşe yazılarına) karşı

getirilmiştir. 4.5.2007 tarih ve 5651 Sayılı Kanunun “İçeriğin yayından

çıkarılması ve erişimin engellenmesi” başlıklı 9 uncu maddesi ile internet

üzerinden yapılan her türlü yayın yoluyla kişilik hakları ihlâli iddiaları

konusunda, bu yayınların muhatabı kişiler yönünden özel bir koruma sistemi

öngörülmüş ve ilgilinin başvurusu üzerine, ilgili sulh Ceza hâkiminin kararı

ile, koşullarının mevcut olması halinde bir tedbir mahiyetindeki “erişimin

engellenmesi” kararı verilebileceği hüküm altına alınmıştır. İtirazı kabil olan

ve itirazın reddedilmesi halinde kesinlik kazanan bu kararın, kişi hak ve

özgürlükleri bakımından öngörülen önemli bir koruma mekanizması olduğu, bireyin

şeref ve itibarının korunması hakkı çerçevesinde ifade özgürlüğüne getirilmiş

olan bu yasal sınırlama sebebinin, her somut olayda ilgili yargı organınca

(sulh ceza hâkimince) değerlendirilip takdir edileceği, itiraza tâbi bu kararın

kesinleşmesinin ancak anılan “tedbir” yönünden söz konusu olabileceği,

“erişimin engellenmesi” kararına muhatap kişinin Medeni Kanun, Borçlar Kanunu

ve diğer özel kanunların sağladığı imkândan istifade ile açacağı davalar

(örneğin, müdahalenin men’i, tazminat, tespit vb.) yoluyla, internet

yayınındaki iddialarının hukuki haklılığını öne sürebileceği (sürmesi

gerektiği), bu davalarda haklılığının ortaya çıkması sonrasında “erişimin

engellenmesi” kararı veren mercie başvurarak bu kararın kaldırılmasını

sağlayabileceği, internet karşısında tamamen korumasız olan kişiler bakımından

öngörülen yasal koruma sisteminin salt eleştirilmesi ve ihmali suretiyle bir

ihlâl değerlendirmesi yapmanın, ifade özgürlüğünün bireyin şeref ve itibarına

terci edilmesi gibi bir sonuca yol açacağı ve üçüncü kişileri internet

yayınları karşısında hukuki himayeden yoksun bırakacağı, dolayısiyle sanki bir

“yapısal sorun” varmış gibi bir kabulden hareketle henüz hukuki bir ihtilaf

konusu olmayan veya hukuki anlamda sonuçlanmayan bir sorunun, daha başlangıçta

bireysel başvuruya konu yapılmasının hukuka uygun düşmeyeceği ve başvuru

yolları tüketilmeden yapılan bu müracaatın da esas yönünden incelenmesinin

mümkün olmadığı kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına

katılmıyorum. Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5552, 26 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci
  4. Bölüm
  5. Karar
  6. Yıldırım
  7. Özgüldür
  8. Topal
  9. Kıdık
  10. I. Başvurunun Konusu
  11. II. Başvuru Süreci
  12. III. Olay Ve Olgular
  13. IV. İlgili Hukuk
  14. A. Ulusal Hukuk
  15. B. Uluslararası Hukuk
  16. V. İnceleme Ve Gerekçe
  17. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  18. B. Değerlendirme
  19. C. 6216
  20. A. İfade
  21. B. Anayasa’nın
  22. C. Kararın
  23. D. Dosyadaki
  24. F. Kararın
  25. Karşı Oy Gerekçesi
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5552
Tarih
26 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Hülya Çakalır Başvurusu (B. No: 2014/8886)
  • Küçük Ali Yüksel Başvurusu (B. No: 2014/13012)
  • Gökben Gökalp ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7729)
  • Erdal Yorgun Başvurusu (B. No: 2014/1394)
  • Murat Turhan Başvurusu (B. No: 2014/12517)
  • Yusuf Gürkan Başvurusu (B. No: 2014/11067)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.