İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Sevim ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3364)

1. Başvurular, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik

Başvuru No2015/3364Tarih17 Temmuz 2019Okuma23 dk · 4.692 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Sevim Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2015/3364
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.692 kelime·23 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurular, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik

tazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular, muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Başvuru formları

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonlarca muhtelif tarihlerde, başvuruların kabul

edilebilirlik incelemelerinin Bölümler tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Sırasıyla yukarıdaki başvuruculara ait 2015/4588, 2015/4585, 2015/3969,

2015/5454, 2015/5114, 2015/4681, 2015/4680, 2015/4684, 2015/4583, 2015/4587,

2015/4589, 2015/5453, 2015/5119, 2015/3374, 2015/3421, 2015/3428, 2015/5451,

2015/3433, 2015/5116, 2015/5461 numaralı dosyaların konu yönünden hukuki

irtibat nedeniyle 2015/3364 başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine;

incelemenin 2015/3364 başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer

bireysel başvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucular, Tunceli'ye bağlı köylerde ikamet etmekte iken

1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köylerinin

boşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda kaldıklarını iddia

etmiş; 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan

Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zararlarının karşılanması

talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.

7. Komisyon tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu

başvurucuların talepleri kısmen kabul edilmiştir. Başvurucular, Komisyon

tarafından belirlenen zararlarının gerçek zararlarını karşılamaktan uzak olduğu

ve manevi tazminata da karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle uyuşmazlık

tutanağı imzalayarak Komisyon kararlarının iptali istemiyle dava açmışlardır.

8. İdare mahkemeleri muhtelif tarihli ve sayılı kararlarıyla,

Komisyon kararlarını eksik incelemeye dayalı oldukları gerekçesiyle iptal

etmiştir. Kararlarda 5233 sayılı Kanun'a göre manevi tazminata

hükmedilemeyeceği de belirtilmiştir.

9. Başvurucular iptal kararlarını temyiz etmişlerdir. Temyiz

dilekçelerinde özellikle mahkemelerin hayvan zararlarına ve birim fiyatlara

ilişkin değerlendirmeleri ile manevi tazminata ilişkin değerlendirmesinin

hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Kararlar Danıştay Onbeşinci

Dairesi tarafından onanmış, karar düzeltme istemleri de aynı Daire tarafından

reddedilmiştir.

10. Karar düzeltme isteminin reddi kararları başvuruculara

tebliğ edilmiş ve başvurucular muhtelif tarihlerde süresinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

11. İptal kararları üzerine Komisyonca her bir başvurucu için

yeniden hesaplama yapılmış ve belirlenen tutarlarda tazminatın başvuruculara

ödenmesine karar verilmiştir.

12. Komisyonun yeni kararları akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12.

maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname

örneği başvurucular vekiline gönderilmiştir. “Yukarıda

ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda

Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının

karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhnameler, muhtelif tarihlerde başvurucuların avukatları

tarafından imzalanmış ve söz konusu tutarlar başvuruculara/avukatlarına

ödenmiştir.

13. Başvuruculardan Paşa Ağgül ise

dava açmadan önce Komisyon tarafından belirlenen tutarı kabul etmiş, gönderilen

sulhnameyi imzaladıktan sonra sulhname

dışı bırakılan zararları olduğu iddiasıyla Komisyon kararının iptali istemiyle

dava açmıştır. Elazığ 2. İdare Mahkemesi davayı reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde imzalanan sulhnameyle davacının uğradığı

zararların tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları

bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacı/davacı vekilinin

iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı görülmekte olan sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının

mümkün olmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca 5233 sayılı Kanun'da manevi

zararın tazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında

davacının manevi tazminat talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu

Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Temyiz üzerine

Danıştay Onbeşinci Dairesi kararın usul ve hukuka

uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte görülmediğini belirterek onanmasına karar vermiştir.

14. Diğer taraftan adına başvuru yapılan Pirsultan

Emre başvurudan yaklaşık iki yıl önce 8/1/2013 tarihinde vefat etmiş,

avukatları tarafından 3/3/2015 tarihinde yapılan bireysel başvuru sırasında bu

hususa dair bilgi verilmeksizin doğrudan Pirsultan

Emre adına bireysel başvuru yapılmıştır. Daha sonra 19/11/2015 tarihli dilekçe

ile Pirsultan Emre'nin mirasçılarının başvuruyu takip

etmek istediklerine dair avukatları tarafından dilekçe verilmiştir.

15. Öte yandan başvuruculardan Cemal Cila ve Hıdır Engin

9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı

Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun uyarınca kurulan

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu (Tazminat Komisyonu)

Başkanlığına sırasıyla 12/2/2015 ve 21/2/2014 tarihlerinde başvurarak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat ödenmesini

istemişlerdir.

16. Tazminat Komisyonu tarafından sırasıyla 23/10/2015 ve

15/12/2014 tarihli kararlarla, başvurucuların Tunceli Valiliğindeki Komisyona

başvurdukları tarihlerde (5/4/2006 ve 11/4/2006) başlayan ve sekiz yılı bulan

süre için Cemal Cila'ya 3.900 TL, Hıdır Engin'e 4.100

TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

17. Başvuruculardan Hıdır Engin, tazminatı yetersiz bularak

vekâlet ücreti ile başvuru masrafları hakkında karar verilmediği iddialarıyla

Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3.

Kurulu tarafından anılan karar hukuka uygun bulunarak 6/3/2015 tarihinde itiraz

reddedilmiştir. Başvurucu Cemal Cila'nın ise itiraz

etmediği anlaşılmıştır. Kararların kesinleşmesinin ardından hükmedilen

tazminat, takip eden süreçte her bir başvurucunun vekilinin hesabına yatırılmak

suretiyle ödenmiştir.

18. Cemal Cila ve Hıdır Engin Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularını

11/3/2015 tarihinde yapmışlardır. Her iki başvurucuya ait başvuru formlarında

ve 8/1/2019 tarihine kadarki süreçte Tazminat Komisyonuna makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle yapılan başvurudan, bu

başvurunun sonucundan ve lehe takdir edilen tazminattan herhangi bir şekilde

bahsedilmemiş; bu konuda bilgi verilmemiştir. Daha sonra başvurucular vekili

tarafından Anayasa Mahkemesine verilen 8/1/2019 tarihli dilekçede, makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle Tazminat Komisyonu tarafından

tazminat ödenmesine karar verildiği ve bilahare kararın infaz edildiği

belirtilerek makul süreye ilişkin şikâyetten vazgeçildiği bildirilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).

20.

5233 sayılı Kanun’un "Zararın

karşılanmasına ilişkin sulhname"

kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon,

doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci

maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,

engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye

göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate

alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler.

Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname

tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi

veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı

yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu

belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili

temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,

bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından

imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”

21. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın

karşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından

sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla

konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”

22. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Yönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararın

karşılanmasına ilişkin sulhname"

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

"Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı

tespitten sonra 16 ncı maddeye göre belirlenen

zararı, 21 inci maddeye göre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm

hallerindeki nakdî ödeme tutarını, 20 nci maddeye

göre ifa tarzı ile 23 üncü ve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecek miktarları

dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı

belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname

tasarısının örneği (EK-E) davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi

veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı

yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu

belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili

temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,

bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından

imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. "

23. Yönetmelik'in "Zararın

karşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

"Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından

sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla

konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.

Bakanlık, ellibin

Yeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ile

yapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkin

olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden

değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.

(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)

Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücu

istemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır."

24. Yönetmelik'in "Nakdî

ödemenin şekli ve tutarı" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"Sulhname

tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından

imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname

tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler

hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."

25. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"5233 sayılı Yasa,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna

gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla

karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan

vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif

bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca

uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna

ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.

...

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari

bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun

sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine

yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal

risk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden

ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir

yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle

sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda

değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik

bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen

zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını

genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında

meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminine

ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan

kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,

12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci

fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu

ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere

karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."

26. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve

E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına

dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna

başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece

maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle

giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen

nitelikte bir yasadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı

Terör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanunla ilgili olarak 'Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat

talep etme olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari

mahkemelerde manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği

görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.

Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana

gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca

karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat

taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve

kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak

manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması

gerekmektedir.”

27. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'un

amaçlarından birinin özetle terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla

karşılanması olduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde ise

sulhun davayı sona erdirici işlem olduğu, sulhname

imzalanmasının dava açılmasını engelleyici olduğu belirtilmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), söz konusu başvuruya

benzer şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle

uğranılan zararın tazminine ilişkin olarak sulhname

imzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zararla

manevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayan

bir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08,

28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının -taleplerden

feragat edilmesini gerektirdiği için- yerel boyuttaki bu uzlaşmanın tartışmasız

olarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itiraza son verdiği gerekçesiyle

başvuruları kabul edilemez bulmuştur.

29. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözüm

beyanlarında (sulhnamelerin) manevi tazminattan söz

edilmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeye

ilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvuru

sahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsil

edildiğini, bu hâlde başvuranların ne 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarının

manevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını ne de bu anlaşmaların

sonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerini

belirtmiştir. AİHM'e göre söz konusu düzenleme,

başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerini

gerektirmektedir ve uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu ödemeyle

ilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniyle

başvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).

30. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besicilikten

elde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesine

ilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgili

yukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete de uygulanabilir olduğu

kanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerin

imzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri / Türkiye, § 78).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Pirsultan Emre Yönünden

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği

başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla

bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde

başvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında 2.000 Türk

lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilir.

33. Anılan düzenlemelerde, genel olarak bir hakkın öngörüldüğü

amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk

düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bu

bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa

Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların

başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:

2013/1013, 2/7/2015, § 31).

34. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek

olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu

değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında

mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik

edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin

tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven

Ulusoy § 32; Osman Sandıkçı,

B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve

diğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016, § 50).

35. Başvuru konusu olayda Pirsultan

Emre 8/1/2013 tarihinde vefat etmiştir. Avukat Ümit Sisligün,

Meral Hanbayat Yeşil ve Mehmet Ali Kırdök imzasıyla 3/3/2015 tarihinde Pirsultan

Emre'nin adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıyla

bireysel başvuru yapılmış, başvuru formunda başvurucunun öldüğü konusunda bir

bilgiye yer verilmemiştir. Adı geçen avukatlar tarafından daha sonra 19/11/2015

tarihli dilekçe ile Pirsultan Emre'nin mirasçılarının

başvuruyu takip etmek istediklerine dair dilekçe verilmiştir.

36. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

Ölü kişi adına başvuru yapılamayacağı gibi böyle bir başvurunun takibi de söz

konusu olamaz.

37. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat eden Pirsultan Emre adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan

avukatlar tarafından yapılan bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi

gerekir.

38. Bu durumda Avukatlar Ümit Sisligün,

Meral Hanbayat Yeşil ve Mehmet Ali Kırdök aleyhine Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte

başvuru yapmaları nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren

2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi gerekir.

B. Başvuruculardan Cemal

Cila ve Hıdır Engin Yönünden

39. Somut olayda başvuruculardan Cemal Cila ve Hıdır Engin'in

başvuruya konu aynı yargılama nedeniyle 6384 sayılı Kanun uyarınca oluşturulan

Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvuruda bulunarak uzun yargılama nedeniyle

tazminat talebinde bulundukları ve taleplerinin kısmen kabul edilerek uygun

görülen tazminatın kendilerine ödendiği belirlenmiştir (bkz. §§ 15-18).

40. Buna göre başvuru formu ve eklerinde aynı maddi vakıalar ve

ihlal iddiasına dayalı olarak Tazminat Komisyonu Başkanlığına yapılan müracaat

ile bu müracaatın sonucuyla ilgili herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı, bu

açıdan başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında

bilgi verilmemesi nedeniyle başvurucular tarafından ileri sürülen iddianın

yanıltıcı beyan niteliğinde olduğu anlaşılmış; başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılması

nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

41. Diğer taraftan başvurucular 8/1/2019 tarihli dilekçeyle

makul süreye ilişkin şikâyetten vazgeçtiklerini belirtmiştir. Başvurucuların

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Adalet

Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvurularının bireysel başvurunun

yapıldığı tarihten önce gerçekleştiği açıktır (Hıdır Engin lehine tazminata

hükmedilmesi ve bu tazminata itiraz da başvurudan önce gerçekleşmiştir).

Dolayısıyla Cemal Cila'nın Tazminat Komisyonu

Başkanlığına yaptığı başvuruyu, Hıdır Engin'in hem başvuruyu hem başvuru

üzerine verilen kararı ve buna dair Ankara Bölge İdare Mahkemesine yaptığı

itirazını bildirme yükümlülüğü ilk bireysel başvurunun yapıldığı tarih

itibarıyla mevcuttur. Başvurucuların makul süreye ilişkin şikâyetlerinden

feragat etmesi, sözü edilen olguları zamanında Anayasa Mahkemesine bildirme

yükümlülüğünü yerine getirmedikleri gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nedenle

başvurucuların feragat dilekçelerinin varılan sonuç üzerinde bir etkisi

bulunmamaktadır.

42. Bu nedenle adı geçen iki başvurucu aleyhine başvuru hakkının

kötüye kullanılması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca ayrı ayrı takdiren 500 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi

gerekir.

C. Diğer Başvurucular

Yönünden

1. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Maddi Zararların Eksik

Tazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden

i. Başvurucuların

İddiaları

43. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış oldukları

başvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararlarının kabul

edilmeyen kısmı için iptal davası açtıklarını, bu kapsamda hayvancılık gelir

kayıplarının karşılanmadığını, mülklerinden mahrum kaldıkları sürenin eksik

hesaplandığını belirterek eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

ii. Değerlendirme

44. Somut başvuruda başvurucular, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafından

tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak bir tazminat

miktarı belirlenmiş ancak belirlenen tazminatı kabul etmeyen başvurucular

konuyu yargıya taşımışlardır. Açılan davalar sonucunda idari yargı yeri maddi

tazminat yönünden Komisyon kararlarını iptal etmiştir. Nihayetinde bu iptal

kararlarına göre Komisyon tarafından yeniden hesaplama yapılarak belirlenen

tazminat miktarını içerir sulhname örneği ile

birlikte sulha davet yazısı başvuruculara/vekillerine gönderilmiş, sulh teklifi

başvurucular/vekilleri tarafından kabul edilmiştir (bkz. §§ 11, 12).

45. 5233 sayılı Kanun’un gerek genel gerekçesinden gerekse

içerdiği düzenlemelerden terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla

karşılanmasının amaçlandığı, bu çerçevede ilgili hukuk kısmında yer verilen

düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere sulhname

düzenlenerek uyuşmazlıkların bir an evvel bitirilmesine özel önem atfedildiği

anlaşılmaktadır (Adile Melekoğlu ve

diğerleri, B. No: 2015/1630, 22/1/2019, § 33).

46. 5233 sayılı Kanun'dan kaynaklı uyuşmazlıklara bakan idare

mahkemeleri ve Danıştay Onbeşinci Dairesi, Kanun'un

bu amacını esas alarak yorumlamış ve sulhname

imzalanmasıyla davacıların uğradıkları zararların tazmin edilmek suretiyle

uyuşmazlığın ortadan kalktığı, dolayısıyla sulhname

imzalanmasının ardından uyuşmazlığın artık yargıya taşınmasının mümkün olmadığı

sonucuna varmışlardır (Adile Melekoğlu ve

diğerleri, § 34).

47. Sulhname dışı bırakılan bakiye

zarara dair açılan davaların sulhname imzalanmış

olması nedeniyle reddedilmesi yönündeki idare mahkemeleri ve Danıştayın bu yaklaşımı bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine taşınmış, Anayasa Mahkemesi -sulhname

konusu paranın ödenmediği iddiasının bulunması durumu hariç- makul bir

tazminata hükmedilmesini temin eden sulhnameyle

birlikte başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkacağı sonucuna varmış ve

mağdur sıfatının ortadan kalkmış olması gerekçesiyle başvuruların kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§

29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58; Salih Alkan, B. No:

2013/4747, 31/3/2016,§§ 37-42). Bir başka ifadeyle idare mahkemeleri ve Danıştayın anılan yaklaşımında mülkiyet hakkı yönünden bir

sorun görülmemiştir (Adile Melekoğlu ve

diğerleri, § 35).

48. Bireysel başvuruda bir hakkın ihlaline karar verilebilmesi

için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu olan kamu gücü kullanımına

dayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığı anda mevcut olması ve başvuru

hakkında karar verileceği zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurluk

statüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyet

ettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcut olup olmadığı ve

muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği incelenmelidir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §36).

49. Bunun yanında tazminat ya da başvurucunun taleplerinin

anlaşma ile karşılanması da mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder (Arman Mazman, B.

No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).

50. Başvuruya konu olayda eksik hesaplandığı iddia edilen

zararın miktarı üzerinde idareyle anlaşma sağlamış ve sulhnameyi

imzalamış olmaları sebebiyle başvurucuların maddi mağduriyetlerinin açıkça

orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular,

Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyan

ettikleri alacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiklerinden mülkiyet hakkına

ilişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynı

tarihte sona ermiştir. Belirtmek gerekir ki başvurucular Komisyonun sulhname teklifini avukatları aracılığıyla kabul etmiş ve sulhnameler başvurucular adına avukatları tarafından

imzalanmıştır. Dolayısıyla başvurucuların maddi tazminat iddialarını sona

erdiren sulhnamenin bu hukuki sonucundan habersiz

oldukları da düşünülemez. Öte yandan başvurucular, Komisyon tarafından

ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendilerine ödenmediği ya da eksik

ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamışlardır.

51. Diğer taraftan manevi tazminat, 5233 sayılı Kanun'da

öngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açık

olup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevi

tazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.

52. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklanan

mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucuların mağdurluk statüsünü

kaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Manevi Zararların

Tazmin Edilmediğine İlişkin Şikâyet Yönünden

i. Başvurucuların

İddiaları

53. Başvurucular, manevi zararlarının tazmin edilmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

ii. Değerlendirme

54. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi

tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel başvuruya

konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında

başvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat

ödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamakla

birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Özden

Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).

55. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un

-Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda (bkz. § 26) da

belirtildiği üzere- maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte

manevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir

kanun olduğunu, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 12. ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı

olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı

tanındığını belirterek 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere

başvurularak uğranılan zararın tazmin edilebileceğini belirtmiştir (Abbas Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, §

81).

56. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun

manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre

açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.

Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun

kapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler (Hüseyin Gönek ve Şahin

Toprak, B. No: 2015/4683, 22/1/2019, § 44).

57. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıkları

davaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getiriliş

biçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtilen

içtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'un

ilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığının yoksa manevi

tazminat talebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulması

gerekir (Hüseyin Gönek

ve Şahin Toprak, §45).

58. Somut olayda başvurucular Komisyon kararının iptali

istemiyle açtıkları davalarda Komisyon tarafından manevi tazminat da ödenmesi

gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların taleplerini 5233 sayılı Kanun'a

dayandırdıkları, idare mahkemesinde açtıkları davalardaki dilekçelerinden

açıkça anlaşılmaktadır. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarınca kurulan ve faaliyette

bulunan Komisyonun manevi tazminata hükmetmesi kendisinden beklenemez. Dolayısıyla

başvurucuların Komisyona başvurmalarının ardından açtıkları davalarını 5233

sayılı Kanun'a dayandırdıkları ve genel hükümlere göre tam yargı davası

açmadıkları anlaşıldığından manevi tazminat isteminin anılan gerekçeyle

reddedilmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

sonucuna varılmıştır.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların

İddiaları

60.

Başvurucular; mülkten uzak kalınan sürenin eksik hesaplanması, köyü terkten

evvel var olan hayvan varlığına ilişkin iddialarının dikkate alınmaması, manevi

tazminat istemlerinin reddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının da

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca 5233 sayılı Kanun

kapsamında başvurulan idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmişlerdir.

b. Değerlendirme

61.

Somut olayda sulhname imzalanarak maddi tazminata

ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin olarak yukarıda mülkiyet

hakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuç gözetildiğinde

usul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı şikâyetlerin tekrar

incelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucuların

bu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri sürdükleri benzer mahiyetteki

şikâyetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.

62.

Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyet ise sulhname imzalanmasından bağımsız olduğundan ve

başvurucuların temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabilecek nitelikte

olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden inceleme yapılmıştır.

63. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve

30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018

tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek

Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

64. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

65. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§

27-36) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu

yolun etkililiğini tartışmıştır.

66. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)

67. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuruculardan Pirsultan Emre,

Cemal Cila ve Hıdır Engin tarafından yapılan başvuruların başvuru hakkının kötüye kullanılması

nedeniyle REDDİNE,

B. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca Cemal Cila ve Hıdır

Engin'den ayrı ayrı 500 TL, avukatlar Ümit Sisligün,

Meral Hanbayat Yeşil ve Mehmet Ali Kırdök'ten müştereken ve müteselsilen

2.000 TL disiplin para cezasının TAHSİLİNE,

D. Kararın bir örneğinin İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar

Birliğine GÖNDERİLMESİNE,

E. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Mehmet Sadık YAMLI

Başvurucular

:

1. Ali SEVİM

2. Hıdır ENGİN

3. Pirsultan

EMRE

4. Paşa AĞGÜL

5. Hüseyin KARAKOÇ

6. Ali Haydar KARAKOÇ

7. Zeynep KARAKOÇ

8. Ali Kadir KARAKOÇ

9. Cemal CİLA

10. Musa CİLA

11. Cansa ÖZGÜL

12. Veysel LEYLEKOĞLU

13. Mahmut PARLAK

14. İsmail ÇUBUK

15. Yeter YILMAZ

16. Mehmet YILMAZ

17. Haydar MÜLDÜR

18. Ezime

OPUZ

19. Hüseyin ARAT 20. Musa ARAT 21. Müslüm YILMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/3364, 17 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Pirsultan Emre Yönünden
  11. B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve
  12. B. Başvuruculardan Cemal
  13. C. Diğer Başvurucular
  14. Kabul Edilemez Olduğuna
  15. E. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  16. M. Emin KUZ
  17. Emre
  18. Opuz
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/3364
Tarih
17 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Leylekoğlu Başvurusu (B. No: 2015/4584)
  • Şahin İçyer Başvurusu (B. No: 2015/5452)
  • Semra Omak Başvurusu (B. No: 2015/19167)
  • K.ş. Başvurusu (B. No: 2016/14613)
  • Ahmet Güler Başvurusu (B. No: 2015/15640)
  • Kenan Işık Başvurusu (B. No: 2017/26291)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.