İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alparslan Altan Başvurusu (B. No: 2019/25385)

1. Başvuru; ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmüyle

Başvuru No2019/25385Tarih4 Kasım 2020Okuma18 dk · 3.663 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alparslan Altan Başvurusu (3)

Karar tarihi
4 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2019/25385
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.663 kelime·18 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmüyle

birlikte verilen tutukluluk hâlinin devamına dair karardan sonra yapılan

tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi ve tutukluluğun sürdürülmesi

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 25/7/2019 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Komisyon ayrıca

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar vermiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel

Bilgiler

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihinde -yeniden uzatılmayarak- son bulmuştur. Kamu makamları ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da

bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

51, 350).

B. Başvurucuya

İlişkin Süreç

10. Başvurucu 1993 yılında Cumhuriyet savcısı olarak

göreve başlamış, 2001 yılında Anayasa Mahkemesi raportörü olarak

görevlendirilmiş, kısa bir süre idari görevde bulunduktan sonra 2010 yılında

-üst kademe yöneticileri arasından- Anayasa Mahkemesi yedek üyeliğine seçilmiş

ve aynı yıl yapılan Anayasa değişikliği sonrası yedek üyeler asil üye olmuş,

2011 ile 2015 yılları arasında Anayasa Mahkemesi başkan vekili olarak görev

yapmıştır.

11. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının

16/7/2016 tarihli yazılı talimatıyla "Türkiye genelinde hükümeti

devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek suçunun hâlen

işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi

üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu" gerekçesiyle

başvurucu aynı gün gözaltına alınmıştır.

12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 19/7/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16

Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti

Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs ve

FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suç[ların]dan mevcutlu

olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK

100/3-a-11 maddesinde tutuklama nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir

kısım üyelerinin olaydan sonra kaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun

da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,

delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip

delilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu kararlarında belirtildiği üzere

şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletin işleyişine zarar verecek

faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlar işleme tehlikesinin

bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasına karar verilmesi

istenmiştir.

13. Başvurucunun sorgusu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvurucu sorgu sırasındaki ifadesinde

suçlamaları reddetmiş ve hiçbir örgütle ilişkisinin olmadığını savunmuş; ayrıca

Anayasa Mahkemesi üyesi olması nedeniyle hakkında ancak Anayasa Mahkemesince

soruşturma ve kovuşturma yapılabileceğini, bunun istisnasını oluşturan ağır

cezalık suçüstü hâlinin ise somut olayda söz konusu olmadığını, dolayısıyla

yapılan işlemlerin usul kurallarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

14. Başvurucu tarafından ileri sürülen, görevi (Yüksek

Mahkeme üyeliği) dolayısıyla özel soruşturma usullerine tabi olması nedeniyle

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ve Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin yetkili

olmadığına dair iddia Hâkimlik tarafından "şüphelilerin üzerine atılı

silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olması, suçüstü

halinin varlığı dikkate alınarak ... soruşturmanın genel hükümlere tabi

olduğu" gerekçesiyle kabul edilmemiştir.

15. Sorgu sonucunda Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına

karar verilmiştir. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 9/8/2016 tarihli kararı ile itirazın

kesin olarak reddine karar verilmiştir.

16. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 25/10/2017 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle

hakkında kamu davasının açılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

hitaben fezleke düzenlemiştir. Anılan fezlekede 15 Temmuz 2016 tarihinde

gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğu belirtilmiş;

bu yapılanmaya mensup oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları doğrultusunda

hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yapıldığına

değinilmiştir. Savcılık, darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine

dikkat çekerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin

mevcut olduğu sonucuna varmıştır. Fezlekede, bu durum dikkate alınarak

başvurucu hakkında genel hükümlere istinaden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir.

17. FETÖ/PDY'nin kuruluşu ve yapısı ile yargı

organlarındaki örgütlenmesine ilişkin etraflıca açıklamaların yer aldığı

fezlekede, başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargıdaki yapılanmasında bilerek ve

isteyerek yer aldığına ilişkin birtakım olgulara dayanılmıştır (bu olgulara

ilişkin olarak bkz. Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018,

§ 25).

18. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/1/2018 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece

mahkemesi sıfatıyla) kamu davası açılmıştır.

19. Yapılan yargılama sonucunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi

6/3/2019 tarihinde, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 11

yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

20. Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutukluluğunun

devamı kararına 7/3/2019 tarihinde itiraz etmiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi

28/3/2019 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda başvurucunun itirazının kesin

olarak reddine karar vermiştir. Anılan karar başvurucuya 10/4/2019 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

21. Öte yandan başvurucu hukuka aykırı olarak

tutuklandığı iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) bireysel

başvuruda bulunmuş; AİHM 16/4/2019 tarihinde -Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına

hükmetmesinden sonra- başvurucunun özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal

edildiğine karar vermiştir (Alparslan Altan/Türkiye, 16/4/2019, B.

No: 12778/17). Kararda, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 2. maddesinde suçun işlendiği esnada ya da işlendikten hemen sonra

tespit edilmesi durumuyla bağlantılı olan suçüstü kavramının klasik bir

tanımına yer verildiği; buna karşın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017

tarihli kararına (E.2017/YYB-997, K.2017/404) göre 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca bir suç örgütüne üye olma şüphesinin herhangi bir fiilî unsur

veya devam eden cezai bir eylem belirtisine ihtiyaç duyulmaksızın suçüstü hâli

bakımından yeterli görülebileceği belirtilmiştir. AİHM'e göre suçüstü hâli

kavramının tespitine ilişkin olarak yapılan bu geniş yorum, başvurucu açısından

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'da yer alan güvenceleri etkisiz hâle getirmiştir (Alparslan

Altan/Türkiye, § 112). AİHM, Yargıtayın mütemadi suça ilişkin

yerleşik içtihadının suçüstü hâli kavramının kapsamının genişletilmesini

nasıl haklılaştırdığının ilgili kararından anlaşılamadığını belirtmiştir.

AİHM'e göre Yargıtayın -önceki kararlarından görüldüğü kadarıyla- temadi eden

suçların niteliğine ilişkin yaklaşımı, ceza mahkemelerinin yetkisini belirlemek

ve bu tür davalarda zamanaşımı kuralının uygulanmasını sağlamak amacına

yöneliktir. Bu değerlendirmeler ışığında AİHM, ulusal mahkemelerin suçüstü

hâli kavramını genişletmelerinin ve ulusal hukuku somut olayda uygulama

biçimlerinin belirsizliğe yol açtığı sonucuna varmıştır (Alparslan

Altan/Türkiye, §§ 114, 115).

22. Başvurucu 22/4/2019 ve 20/5/2019 tarihli dilekçeleri

ile anılan AİHM kararında belirlenen hukuki durum çerçevesinde tutukluluk

durumunun incelenerek tahliye edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu

taleplerinin değerlendirilerek sonucunun başvurucuya tebliğ edilip edilmediği

dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.

23. Başvurucu, hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesince

verilen mahkûmiyet hükmünü vekili aracılığıyla 31/5/2019 tarihinde temyiz etmiş

olup temyiz dilekçesinde ayrıca -mahkûmiyetten sonra AİHM tarafından verilen

karar gözönüne alınarak- tutukluluk hâlinin incelenerek tahliyesine karar

verilmesini talep etmiştir.

24. Başvurucu ayrıca 20/6/2019, 27/6/2019, 4/7/2019,

11/7/2019, 18/7/2019 ve 24/7/2019 tarihlerinde de devam eden tutukluluk

durumunun AİHM kararındaki hukuki belirlemeler kapsamında incelenerek tahliye

edilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu taleplerinin değerlendirilerek

sonucunun başvurucuya tebliğ edilip edilmediği dosya kapsamından

anlaşılamamaktadır.

25. Başvurucu 25/7/2019 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

26. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla temyiz incelemesi için gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunda

derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

27. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Alparslan

Altan, §§ 39-71; Ç.Ö., [GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 16-24; Yıldırım

Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 27-82.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 4/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucu; hakkında yapılan yargılama sonucunda

mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği

tarihten sonra AİHM tarafından tesis edilen Anayasa Mahkemesi üyesi olarak

görev yapmaktayken terör örgütü (FETÖ/PDY) üyeliği suçundan hukuka aykırı

olarak tutuklandığı iddiasıyla AİHM'e yaptığı başvuruda, isnat edilen suça

ilişkin ağır cezalık suçüstü hâli bulunmadığına ve bu anlamda mesleğinden

kaynaklı muhakeme usulüne riayet edilmeden tutuklandığına ilişkin AİHM'in Alparslan

Altan/Türkiye kararında yaptığı hukuki tespit çerçevesinde tahliye edilmesi

gerekmesine rağmen tutukluluğunun hâlen devam ettirildiğini belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esas

bakımından yapılacak inceleme yönünden ise Bakanlık; başvurucunun somut

olaydaki hukuki durumunun mahkûmiyet hükmüne bağlı tutma niteliğinde olması

nedeniyle söz konusu başvurunun Anayasa'nın 19/8. maddesi kapsamında

değerlendirmeyeceğini, başvurucu hakkında tesis edilen söz konusu hükme dayalı

tutma kararının mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı ceza olarak kabul

edilmesi gerektiğini, bu anlamda başvurucunun şikâyeti açısından kabul

edilemezlik kararı verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bakanlık ayrıca

başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında açıklanan gerekçeler,

iddianameyle başvurucuya isnat edilen eylemler ve dayanılan delillerin içeriği

dikkate alındığında tutuklamaya esas alınan kanıtların objektif bir gözlemciyi,

başvurucunun üzerine atılı suçları işlediği konusunda ikna edecek yeterlilikte

olduğu ve tutuklama anında somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu görüşündedir.

31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel

olarak başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

32. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

33. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının ilgili

kısmı ile sekizinci fıkrası şöyledir:

"Şekil ve şartları kanunda

gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri

dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz."

...

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla

yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, mahkûmiyet hükmüyle birlikte tutukluluk

hâlinin devam ettirilmesine karar verilmesinin -cezalandırılma kararından sonra

AİHM tarafından 16/4/2019 tarihinde verilen kararda belirlenen hukuki durum

çerçevesinde- hukuka aykırı olması nedeniyle temel hak ve özgürlüklerinin ihlal

edildiğine yöneliktir. Bu itibarla bu kısımdaki iddiaların Anayasa'nın 19.

maddesinin ikinci ve sekizinci fıkraları bağlamındaki kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Genel

İlkeler

35. Genel ilkeler için bkz. Kadri Enis Berberoğlu B.

No: 2017/27793, 18/7/2018, §§ 44-50; Ç.Ö., §§ 29-38.

2. İlkelerin

Olaya Uygulanması

36. Somut olayda başvurucu, darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin mensubu olduğu iddiasıyla

yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. §§ 11-15).

Soruşturma sürecinde uygulanan bu tutuklama tedbiriyle ilgili olarak başvurucu

tarafından yapılan bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesince verilen kararda, 15

Temmuz 2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün

savuşturulması sırasında (16/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca

silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY'nin üyesi olma

suçundan tutuklanması ve örgüt üyeliği suçuna ilişkin olarak Yargıtayın

yaklaşımı birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçunun kişisel suç olarak nitelendirilmiş olmasının ve bu

suç yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun mesleğinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığından bahisle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası Anayasa Mahkemesince açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur (Alparslan

Altan, §§ 112-150).

37. Başvurucu 6/3/2019 tarihli mahkûmiyet hükmünden sonra

AİHM tarafından verilen kararda (bkz. § 21) tutuklanmasına ilişkin olayda

suçüstü hâli bulunmadığı ortaya konulmasına rağmen Anayasa'da ve 6216 sayılı

Kanun'da -Anayasa Mahkemesi üyeleriyle ilgili- öngörülen usule ilişkin

güvencelere riayet edilmeksizin tutukluluk hâlinin devam ettirildiğini iddia

etmektedir.

38. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra

yargı mensupları hakkında uygulanan tutuklama tedbirleriyle ilgili bireysel

başvuruları karara bağlarken bu kişilerin tutuklanmalarının önünde

-mesleklerine ilişkin güvencelerden kaynaklanan- kanuni bir engelin olup

olmadığını birçok kararında incelemiştir.

39. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay

(Yüksek Mahkeme) üyeleri yönünden yapılan değerlendirmelerde; öncelikle bu

kişilerin kişisel suçları yönünden de olsa haklarında bir soruşturma

yürütülmesi için ilgili Yüksek Mahkemenin kurulları tarafından bir karar

verilmesi gerektiği ancak ağır cezalık suçüstü hâlinin bunun istisnasını

oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Bu değerlendirmeler ilgili yüksek mahkeme

üyelerinin yargılanma usulüne ilişkin güvencelerin yer aldığı kanun hükümleri

çerçevesinde yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi, Yüksek Mahkeme üyeleri bakımından

tutuklama tedbirine konu olan silahlı terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin

olarak -ilgili Yargıtay kararlarına değinerek- bunun kişisel bir suç olduğunu

tespit ettikten sonra ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğunu ifade

etmiştir (Anayasa Mahkemesi üyeleri yönünden bkz. Alparslan Altan, §§

114-129; Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 130-146;

Yargıtay üyeleri bakımından bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 106-121; Mehmet Arı, B. No: 2016/22732, 10/1/2019, §§

61-77; Ramazan Bayrak, B. No: 2016/22901, 7/2/2019, §§ 70-86; Danıştay

üyeleri yönünden bkz. Hannan Yılbaşı, B. No: 2016/37380, 17/7/2019, §§

61-63; Resul Çomoğlu, B. No: 2017/8756, 26/9/2019, §§ 55-65).

40. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden hemen sonra

silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyeliği suçundan tutuklanan Yüksek Mahkeme

üyeleri yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğunun kabul

edilebileceğine yönelik içtihadını A.B. ([GK], B. No: 2016/22702,

31/10/2019) kararında geliştirmiştir. Anılan kararda ilk olarak ilgili kanun

metinleri ve Yargıtay içtihatlarından hareketle tutuklamaya konu örgüt üyeliği

suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alanındaki kişisel bir suç olduğu

tespiti yinelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, suçüstü hâli kavramı yönünden

yaptığı incelemede ise -önceki kararlarındaki diğer Yüksek Mahkeme üyeleri

gibi- başvurucunun darbe teşebbüsünün henüz savuşturulmakta olduğu ve bu

girişimin millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşturduğu tehlikenin tüm

ağırlığıyla devam ettiği bir sırada yakalanıp gözaltına alındığına ve

-sonrasında- tutuklandığına özellikle vurgu yapmış; soruşturma mercilerinin de

tutuklama taleplerinde ve hâkimliklerin tutuklama kararlarında bunun altını

çizdiğine dikkat çekmiştir (A.B., §§ 89, 91; Yıldırım Turan, §

107).

41. Buna göre 15 Temmuz darbe teşebbüsünden hemen sonra

tutuklanan Yüksek Mahkeme üyeleri yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu

kabul edilirken temel hareket noktası bizzat darbe teşebbüsüdür. Anayasa

Mahkemesi de dâhil olmak üzere Türk yargı makamları tarafından olgusal

temellere dayalı olarak verilen çok sayıdaki kararda da ifade edildiği üzere

FETÖ/PDY darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmadır. Bu durumda darbe

teşebbüsünün savuşturulmakta olduğu ve teşebbüs dolayısıyla devletin varlığı ve

millî güvenlik üzerinde oluşan tehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir

dönemde teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile örgütsel nitelikte ilişkide olduğu

değerlendirilen kişilerle ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunduğunun kabul

edilebileceğini söylemek temelsiz bir yaklaşım değildir (A.B., § 94; Yıldırım

Turan, § 108).

42. Anayasa Mahkemesi A.B. kararında sonuç olarak

darbe teşebbüsüne bağlı olgular çerçevesindeki değerlendirmesi karşısında

-Yargıtay kararlarında yer alan silahlı terör örgütü üyeliği suçu bakımından

suçun (temadi eden) niteliği dolayısıyla ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu

yönündeki yaklaşım da dikkate alındığında- başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden

yoksun ve keyfî olduğunun kabulünü mümkün görmemiştir (A.B., § 94; Yıldırım

Turan, § 109).

43. Başvuru konusu olayda davaya ilk derece mahkemesi

sıfatıyla bakan Yargıtay 9. Ceza Dairesi 6/3/2019 tarihinde, başvurucunun

FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşarak 11 yıl 3 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına ve kaçma şüphesinin varlığına vurgu yapmak

suretiyle tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir (bkz. § 19).

44. Anayasa Mahkemesi üyesi olarak görev yapmaktayken

terör örgütü üyeliği suçundan tutuklanan başvurucunun hukuka aykırı olarak

tutuklandığı iddiasıyla yaptığı başvuruda AİHM tarafından-anılan mahkûmiyet

kararından sonra-verilen kararın ( bkz. § 21) bir suç isnadına bağlı olarak tutmanın

hukukiliğine ilişkin tespitler içerdiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesi de

dâhil olmak üzere Türk yargı makamları tarafından olgusal temellere dayalı

olarak verilen çok sayıdaki kararda Yüksek Mahkeme üyeleri yönünden tutuklamaya

konu FETÖ/PDY üyeliği suçunun kişisel bir suç olduğunun ve bu kişilerle ilgili

-teşebbüsle bağlantılı olarak- ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğunun kabul

edilebileceği değerlendirilmiş ve bu anlamda AİHM'in anılan kararındaki tespit

ve sonuçtan farklı bir görüş benimsenmiştir (bkz. §§ 39-42). Dolayısıyla

başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak mesleğinden kaynaklı muhakeme usulüne

riayet edilmeden kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası hakkında Anayasa

Mahkemesince daha önceki bireysel başvurusunda karar verilmiş olup anılan

karardan ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmamaktadır (bu yönde ayrıntılı

açıklama için bkz. Alparslan Altan, §§ 114-129).

45. Buna göre hakkında mahkûmiyet hükmüyle birlikte

tutukluluğunun devamına karar verilen başvurucunun bireysel başvuruya konu

ettiği tutulma hâlinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında bir

suç isnadına bağlı tutma niteliğinde değil aynı maddenin ikinci fıkrası

kapsamında mahkûmiyete bağlı tutma, bir diğer ifadeyle "mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" niteliğinde incelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu

nitelikteki bir tutmayla ilgili olarak yapılan bireysel başvuruda suç

isnadına bağlı tutmaya ilişkin güvencelerin uygulanması mümkün değildir (Kadri

Enis Berberoğlu, § 54).

46. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında

belirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlal

iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun

bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini

tespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da yer alan diğer sebepler

(yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak "mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" kapsamında hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer

tutmanın kısmen veya tamamen bu koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun

meşru bir amacının olduğundan veya ölçülü olduğundan söz edilemez, doğrudan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmiş olur (Ercan Bucak (2),

B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 39; Şaban Dal, B. No: 2014/2891,

16/2/2017, § 31).

47. Bir kimsenin "mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında

hürriyetinden yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için her şeyden önce

hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından

verilmesi, ikinci olarak yerine getirilecek kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza

veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olması gerekir. Ceza veya güvenlik tedbiri

içermeyen bir karara dayanılarak bir kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılması

mümkün değildir. Son olarak hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen

hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir

(Ercan Bucak (2), § 40; Şaban Dal, § 32).

48. Bu kapsamda yapılan incelemede başvurucunun

mahkûmiyet hükmünü ve mahkûmiyete bağlı tutulma kararını veren mercinin bir

mahkeme olmadığı, kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir niteliğinin bulunmadığı

veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı

ceza veya tedbirin kapsamını aştığı şeklinde bir iddiasının bulunmadığı

görülmektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesince bu yönde herhangi bir tespit de

yapılmamıştır.

49. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer nitelikteki çok

sayıda başvuruda, hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar verilen

başvurucuların hüküm sonrasındaki tutulmalarına ilişkin kişi hürriyeti ve

güvenliği haklarının ihlal edildiği iddialarını, tutulmanın Anayasa'nın 19.

maddesinin ikinci fıkrası kapsamında "mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi" niteliğinde olduğunu

belirterek açıkça dayanaktan yoksun bulmuş ve kabul edilemezlik kararı

vermiştir (Murat Dağ, B. No: 2014/125, 4/2/2016, §§ 45-48; Güven Ersoy,

B. No: 2014/126, 4/2/2016, §§ 45-48).

50. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrası uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 122; Ç.Ö.,

§ 43).

51. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, her

ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu

hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen

serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma

hakkı bulunduğu belirtilirken kısıtlama sebebi bakımından bir ayrım

yapılmadığından buradaki başvuru hakkı, elbette mahkûmiyet hükmüne bağlı olarak

tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılmayı da kapsamaktadır (Mehmet

İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 80; Ç.Ö., § 46).

52. Bununla birlikte Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasında güvence altına alınan -tutulmaya karşı- yetkili bir yargı merciine

başvuru hakkı, tutulmanın niteliğine uygun başvuruları kapsamaktadır.

Tutulmanın niteliği ile bağdaşmayan başvuruların Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrası kapsamında olduğunun kabulü mümkün değildir (Ç.Ö., § 47).

53. Bu bağlamda mahkûmiyete bağlı olarak tutulmanın

koşulları ile suç isnadına bağlı olarak tutulmanın koşulları farklı olduğundan

mahkûmiyete bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin suç isnadına

bağlı olarak tutulmaya ilişkin koşulların bulunmadığına yönelik başvuruları,

Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvencelerden yararlanamaz (Ç.Ö.,

§ 48).

54. Mahkûmiyete bağlı tutulma hâlinde bir mahkeme tarafından

verilmiş olan hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı söz konusu olduğundan

mahkûmiyete bağlı olarak tutulan kişi ancak tutulmasının bu niteliğine ilişkin

iddialarla -serbest bırakılmak amacıyla- yetkili bir yargı merciine başvurduğu

taktirde Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan güvencelerin

-bunlardan tutulmanın niteliğine uygun olanlarının- uygulanması söz konusu

olabilir. Bu kapsamda ileri sürülebilecek nedenlerin neler olduğu Anayasa

Mahkemesince genel olarak belirtilmiştir (bkz. § 47).

55. Bunların yanı sıra mahkûmiyete bağlı olarak tutulan

kişilerin tutulmalarının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak

tutulmaya devam edilmeyi hukuka aykırı hâle getirecek yeni bir meselenin

(mahkûmiyete konu olan eylemin suç olmaktan çıkarılması, bir cezasızlık hâlinin

bulunduğunun anlaşılması, mahkûmiyet hükmünü geçersiz kılan bir kanun

değişikliği yapılması gibi) ortaya çıktığını belirterek serbest bırakılmak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurduğunda da Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamındaki güvencelerin tatbiki söz konusu olabilecektir (Ç.Ö.,

§ 50).

56. Başvuru formu ve ekleri ile UYAP aracılığıyla

erişilen tutukluluğunun devamına yönelik -AİHM'in Alparslan Altan/Türkiye

kararından sonraki süreçte yazılan- itiraz dilekçelerinde ileri sürülen

iddiaların mahkûmiyete bağlı tutulmanın koşullarına ilişkin olduğu yönünde bir

olgu ve açıklamanın ortaya konulmadığı görülmektedir. Aksine itiraz dilekçeleri

incelendiğinde burada ileri sürülen hususların suç isnadına bağlı tutulmanın

koşullarına yönelik olduğu anlaşılmıştır (bkz. §§ 22-24). Bu durumda

mahkûmiyete bağlı olarak tutulmakta olan başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

tutulmanın koşullarının oluşmadığını ileri sürdüğü bu itirazının Anayasa'nın

19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvencelerden yararlanması mümkün

değildir. Kaldı ki başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak kanuna aykırı

tutuklandığı iddiası Anayasa Mahkemesince incelerek karara bağlanmıştır (Alparslan

Altan, §§ 112-150).

57. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mahkûmiyet

hükmüyle birlikte verilen tutukluluk hâlinin devamına dair karara ilişkin

tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi ve tutukluluğunun sürdürülmesi

yönünden bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen tutukluluk

hâlinin devamına dair karara yönelik tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi

ve tutukluluğun sürdürülmesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 4/11/2020 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Ali Rıza SÖNMEZ Başvurucu : Alparslan ALTAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2019/25385, 4 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Genel
  10. B. Başvurucuya
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen tutukluluk
  18. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2019/25385
Tarih
4 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Mehmet Uz Başvurusu (B. No: 2018/25298)
  • Şevki Konakçı Başvurusu (B. No: 2018/35071)
  • Mehmet Fatih Işıkada Başvurusu (B. No: 2018/34292)
  • Erkan Tekin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/38589)
  • Oğuz Durgut Başvurusu (B. No: 2018/34754)
  • Nesrin Demirel Başvurusu (B. No: 2018/20671)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.