İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2014/16144 Tarih:

Arif Çevik Başvurusu (B. No: 2014/16144)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ARİF ÇEVİK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/16144)

Karar Tarihi: 28/6/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklu kalınan süre için verilen tazminatın düşük olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, bilirkişi raporunun tebliğ

edilmemesi ve mahkeme kararlarının gerekçeli olmaması nedenleriyle de adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu; nitelikli cinsel istismar, yol kesmek suretiyle

yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yargılandığı davada

14/4/2007 tarihinde tutuklanmıştır.

9. Başvurucunun bu davada 22/4/2010 tarihinde beraatine ve tahliyesine karar verilmiştir. Beraat kararı,

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5/10/2011 tarihli ilamıyla onanmıştır.

10. Beraat kararının kesinleşmesinden sonra başvurucu; tutuklu

kaldığı süre için 51.068,60 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi

talebiyle Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinde Maliye Hazinesi aleyhine dava

açmıştır.

11. Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi 17/4/2012 tarihli duruşmada

başvurucunun maddi zararı hususunda bilirkişiden rapor alınmasına karar

vermiştir.

12. 4/12/2012 tarihli duruşmada bilirkişiye rapor ve dosyayı

ibraz etmesi hususunda ihtarat yapılmasına ve bir

sonraki duruşmanın 25/12/2012 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir.

13. Başvurucu müdafii 12/12/2012

tarihinde, Mahkemeye 25/12/2012 tarihinde başka bir davada duruşması olduğunu

belirterek mazeret dilekçesi sunmuştur.

14. 25/12/2012 tarihli duruşmada Mahkeme, başvurucu müdafiinin mazeret dilekçesini delillendirmediği

gerekçesiyle mazeretin reddine karar vermiştir. Bu duruşmada dosya bilirkişiden

dönmüş, bilirkişi raporu okunmuş ve duruşma savcısından görüşü sorulmuştur.

15. Mahkeme; aynı duruşmada yargılamayı sonlandırarak

başvurucuya 19.981,44 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminat ve 2.400 TL vekâlet

ücreti ödenmesine, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin reddine

karar vermiştir.

16. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Mahkememizce yapılan yargılama, Bakırköy

8. AĞCM'nin dava dosyası, tazminat talebine ilişkin

bilirkişi raporu ve dosya kapsamındaki diğer tüm deliller, davalı savunması,

davalı vekilinin beyanı hep birlikte değerlendirildiğinde; Davacının hakkında

yapılan soruşturma kapsamında Bakırköy 3 Sulh Ceza Mahkemesinin 04/04/2007

tarihli ve 2007/116 Sorgu sayılı kararıyla tutuklandığı ve 22/04/2010 tarihinde

tahliye olduğu ,hakkında kasten tasarlayarak adam öldürme, nitelikli yağma,

cinsel saldırı, konut dokunulmazlığını ihlal etme, hürriyetten yoksun kılma

suçundan Bakırköy 8 Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan

yargılama sonucunda mahkemenin 2007/220 Esas - 2010/131Karar sayılı ilamıyla beraatine karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, davacının

beraat kararı verilmesi nedeniyle haksız olarak tutuklu kaldığı anlaşılmakla;

bilirkişi raporu da gözönüne alındığında tazminat

talebinin 19.981,44 TL 'lik kısmının kabulüne,

fazlaya ilişkin talebinin reddine, manevi tazminat talebinin de 20,000,00 TL lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının reddine ve tutuklama

tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya

verilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıda yazılı

şekilde hüküm kurulmuştur."

17. Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir.

18. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 23/6/2014 tarihli ilamıyla ilk

derece mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Kararın

ilgili bölümü şöyledir:

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde

gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davalı ve davacı

vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-Kendisini vekil ile temsil ettiren davacı

lehine, hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının toplamı üzerinden

yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmında yer

verilen oranlar üzerinden, '4.597,95' TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi

gerektiği gözetilmeden, karar tarihindeki maktu vekalet ücretine hükmedilmesi,

2-Dava dilekçesinde, tutuklama tarihinden

itibaren faiz talebinde bulunulmasına rağmen, davacı lehine hükmolunan maddi ve

manevi tazminatlar için, 04.04.2007 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi,

3-Gerekçeli karar başlığında, 'dava' yerine

'suç', dava tarihi yerine, 'suç tarihi ve saati' ile' suç yeri' ibarelerine yer

verilmiş olması,

İsabetsiz olup, davalı ve davacı vekillerinin

temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı

Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321.

maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapmayı gerektirmeyen bu

hususların aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,

gerekçeli karar başlığında yer verilen 'suç yeri' ibaresi çıkartılarak, 'suç'

ibaresi yerine 'dava', 'suç tarihi ve saati' yerine 'dava tarihi' yazılması ve

hükmün vekalet ücretine ilişkin beşinci bendi hüküm fıkrasından çıkartılarak

yerine Kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine hükmolunan maddi ve

manevi tazminat miktarlarının toplamı üzerinden karar tarihinde yürürlükte

bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre '4.597,95' TL olarak hesaplanan

nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine ibaresinin

yazılması ve hüküm fıkrasının birinci ve üçüncü bendlerinde

davacı lehine hükmolunan maddi ve manevi tazminatların yasal faize ilişkin

kısımlarında yer alan '04.04.2007' ibaresinin çıkartılıp yerine '14.04.2007'

ibaresinin yazılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün

düzeltilerek onanmasına [karar verildi].

19. Bu karar başvurucuya 8/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 3/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya

tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Metinleri

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı"

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek

için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten

sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin

varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve

tutulması;

...

5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama

veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir."

23. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

bölümü şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İçtihadı

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 5.

maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat hakkı, ulusal bir makam

veya Sözleşme kurumları tarafından bu maddenin diğer fıkralarından birinin

ihlal edildiğinin sabit bulunduğu varsayımına dayanır (N.C./İtalya [BD], B. No: 24952/94,

18/12/2002, § 49). Sözleşme'nin 5.maddesinin (1), (2), (3) ve (4) numaralı

fıkraları kapsamında bir özgürlükten yoksun bırakılma için tazminat almak üzere

başvuru imkânının bulunması hâlinde anılan maddenin (5) numaralı fıkrasına

uygunluk sağlanmış olacaktır (Wassink/Hollanda,

B. No: 12535/86, 27/9/1990, § 38).

25. AİHM'e göre bir müdahalenin telafi

edilmesine yönelik hukuk yollarının başarısızlığı Mahkemenin sonradan zaman

bakımından yargı yetkisine dâhil edilmez (Blecic/ Hırvatistan [BD], B. No: 59532/00, 8/3/2006, §§ 77-79).

AİHM, Korizno/Litvanya (k.k.) (B. No: 68163/01, 28/9/2006) kararında

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce başvurucunun gözaltına

alınmasının sona erdiğini belirterek Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ihlal edildiği şikâyetinin yanı sıra (5) numaralı fıkrasının ihlal

edildiği iddiasını da incelememiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 28/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucu, tutuklu kaldığı süre nedeniyle kendisine ödenen tazminatın

düşük olduğunu ve tazminatın tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı

olarak hesaplandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

28. Bakanlık; 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (e) bendinin beraatine karar verilen

herkese tazminat imkânı sunduğunu, burada tutulmanın haksızlığının tespitinin

tazminata hak kazanılması için bir ön koşul olmadığını, herhangi bir haksızlık

veya düzenlemelere aykırılık tespiti yapılmayan somut olaydaki tutuklamaya

istinaden beraat sonucu talep edilen tazminat hakkının Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasının kapsamına girmediğini, şikâyetin konu

bakımından yetkisizlikle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca

başvurucunun tutukluluk hâli zaman bakımından yetki tarihinden önce sona erdiği

için bu şikâyetin de zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğunu ileri sürmüştür.

29. Başvurucu, bakanlık görüşüne karşı beyanında Bakanlığın

başvurunun kabul edilmezlik nedeniyle reddedilmesi yönündeki görüşlerine

katılmadığını belirtmiş; esas yönünden ise başvuru dilekçesindeki

açıklamalarına benzer açıklamalarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

30. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile dokuzuncu fıkrası

şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

...

Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan

kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre,

Devletçe ödenir."

31. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19. maddesi kapsamında incelenmesi

gerekir.

32. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

33. Anılan hüküm gereğince Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme

karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da

içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

34. Somut olayda başvurucu; yargılandığı davada 14/4/2007

tarihinde tutuklanmış, 22/04/2010 tarihinde tahliye edilmiştir. Bu itibarla

başvurucunun tutuklanması suretiyle hürriyetinden yoksun bırakılması Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin kapsamında değildir.

35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci

ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci

fıkralarında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere

tanınan güvencelere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir (Safkan Aydoğdu, B. No: 2014/7498,

5/4/2017, § 43).

36. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu

esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade

edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu

esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişiler" tabiri ile

maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi

kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin

ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı,

yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde

uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir (Safkan Aydoğdu, § 44).

37. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini

belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında

belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi

gerekmektedir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19.

maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi

tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun

genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu

olabilecektir(Safkan Aydoğdu, §

45).

38. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hürriyetinden yoksun

bırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuka

uygun olup olmadığını inceleyememektedir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin dışında olması nedeniyle hukukiliğini inceleyemediği bir hürriyetten

yoksun bırakılma hâlini, dolayısıyla başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edildiği

iddiasını incelemesi de mümkün değildir. Anılan şikâyet bakımından da zaman bakımından

yetkisizlik söz konusudur (Safkan Aydoğdu ,

§ 46).

39. Zira bireysel başvuruya konu müdahaleyi telafi etmeyi

amaçlayan hukuk yollarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihten sonra olumsuz biçimde sonuçlanması, müdahaleyi her zaman

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi içine sokmaz. Bu bağlamda 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvurularda zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra tüketilmiş

olmasının bir önemi bulunmamaktadır (Safkan

Aydoğdu, § 47).

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği

İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu; dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunun

kendisine tebliğ edilmediğini, rapora karşı beyanlarını ve itirazlarını

sunamadan karar verildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık, bu şikâyete ilişkin görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

43. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma

ve adil yargılanma hakkına

sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma

hakkına birlikte yer verilmesi taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde

dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Gökay Dayan, B. No: 2014/12206, 21/9/2017,

§ 21).

44. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, bu ibarenin Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların

eşitliği ilkelerine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Bu itibarla anılan ilkenin adil yargılanma hakkının kapsam ve

içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkeye uygun

yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması olanaklı değildir (Gökay Dayan, § 22).

45. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelir (Yaşasın Aslan, B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına

da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını

kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B.

No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).

46. Daha önce ulaşılamayan bilgi ve belgelere üst yargılama

aşamasında ulaşılmış ve bunlara karşı iddia ve itirazlar dile getirilmiş ise

silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılmayabilir. Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuru kapsamındaki görevi, somut olayın usul kurallarına uygunluğunu

denetlemek değil adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin somut olayda

ihlal edilip edilmediğini denetlemektir (Durmaz

Oto. Petrol Ürünleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. (4), B. No:

2013/251, 10/6/2015, § 22). Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak

inceleme başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer,

§ 19).

47. Somut olayda yargılama sürecinde 25/9/2012 tarihli duruşmada

dosyanın Mahkemece uzman bilirkişiye tevdi edildiği, hazırlanan bilirkişi

raporunun 25/12/2012 tarihli son celseden önce dava dosyasına sunulduğu, her ne

kadar başvurucu ve vekili son celseye katılmamışsa da raporun içeriğinin 25/12/2012

tarihli Mahkeme kararının tebliği ile öğrenildiği, bilirkişi raporuna karşı

itirazlarını temyiz mercii önünde ileri sürme hakkının başvurucuya tanındığı ve

başvurucunun bu yöndeki itirazlarını temyiz incelemesinde ileri sürdüğü

anlaşılmıştır.

48. Buna göre başvurucunun daha önce ulaşamadığı bilgi ve

belgelerin içeriğini yargılamanın sonraki aşamasında elde ettiği, bunlara karşı

iddia ve itirazlarını dile getirme imkânına kavuştuğu, bu açıdan yargılama

sürecindeki uygulamanın diğer tarafı üstün bir konuma getirmediği, yargılamayı

fiilen ve gerçekten adaletten yoksun kılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

50. Başvurucu; tutuklu kalması nedeniyle uğradığı maddi

zararları delilleriyle ispat etmesine rağmen maddi zararlarının sadece maaştan

ibaret sayıldığını, maaşının da asgari ücret üzerinden hesaplandığını, yine

delilleriyle birlikte ortaya koyduğu manevi tazminat talebinin de çok düşük

tespit edildiğini, aynı davada yargılanan başka bir sanığa 55.000 TL manevi

tazminat ödendiğini, kendisinin evli ve dört çocuklu olması, ailesinin olay

nedeniyle taşınmak zorunda kalması gibi durumlar gözönüne

alındığında manevi zararı daha büyük olmasına rağmen kendisine 20.000 TL manevi

tazminat ödendiğini, tüm bu hususları dava dilekçesinde ve temyiz dilekçesinde

belirtmesine rağmen derece mahekemelerinin bu delillere

ve açıklamalara neden itibar etmediğini açıklamadığını, gerekçesiz bir şekilde

karar verdiklerini ileri sürmüştür.

51. Bakanlık, bu şikâyete ilişkin görüş bildirmemiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

53. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da

dâhil olduğu AİHM'in birçok kararında vurgulanmıştır.

Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Canan Tosun, B. No: 2014/8891, 10/5/2017,

§ 22).

54. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli

yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan

Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Canan Tosun, § 23).

55. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

56. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

57. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği,

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

58. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve

yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul

veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakmış olması hak ihlaline neden

olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 39).

59. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir

atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, §

57).

60. Somut olayda Mahkemenin gerekçeli kararında geçen "Mahkememizce yapılan yargılama, Bakırköy 8. AĞCM'nin dava dosyası, tazminat talebine ilişkin bilirkişi

raporu ve dosya kapsamındaki diğer tüm deliller, davalı savunması, davalı

vekilinin beyanı hep birlikte değerlendirildiğinde;" ibarelerinden tazminat miktarını etkileyecek iddiaların

değerlendirildiği görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen

kararda da değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu dikkate

alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşılmaktadır.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamında çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

28/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Arif ÇEVİK

Vekili

:

Av. Kurbani ODABAŞI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/16144, 28 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası