İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aydın Alkan Başvurusu (B. No: 2014/8298)

1. Başvuru; mahkûmiyet kararında başvurucunun suç işlemeye

Başvuru No2014/8298Tarih7 Mart 2018Okuma17 dk · 3.480 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aydın Alkan Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2018
Başvuru Numarası
2014/8298
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.480 kelime·17 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; mahkûmiyet kararında başvurucunun suç işlemeye

eğilimli bir kişiliğe sahip olduğundan söz edilmesi, tarafsız mahkemece

yargılama yapılmaması, çok kısa aralıklarla belirlenen duruşma tarihlerinde

yargılama yapılarak savunma hakkınınkullanılamaması,

hazırlık soruşturmasının usulüne aykırı gerçekleştirilmesi ve ceza miktarının

belirlenmesine ilişkin takdir hakkının kullanılmasında hukuka aykırı

davranılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu olayların geçtiği tarihlerde Sarıkamış ilçesinde

serbest avukat olarak çalışmaktadır.

9. Olay günü sabahı başvurucunun başkalarıyla tartışması sonucu

kavga etmesinin ardından şikâyetini dile getirmek için Sarıkamış Cumhuriyet

Başsavcılığına (Başsavcılık) geldiği ve bundan sonra Cumhuriyet savcısına

yönelik başvuru konusu olayın gerçekleştiği iddia edilmiştir.

10. Başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli

sıfatıyla başvurucunun ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesinde hakkındaki müsnet suçlamalarla ilgili olarak düzenlenen üç ayrı

tutanakta belirtilen savcı C.B.ye yönelik hakaretlerde bulunduğunu kabul etmiş

ancak tehdit, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve yaralamaya teşebbüs

suçlamalarını reddettiğini bildirmiştir. Başsavcılık 16/6/2009 tarihinde

başvurucuyu tutuklanması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine sevk etmiştir.

11. Sarıkamış Sulh Ceza Mahkemesi, 16/6/2009 tarihindeki

sorgusunun ardından başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

12. Başsavcılığın 19/6/2009 tarihli iddianamesi ile başvurucu

hakkında hakaret, tehdit, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve yaralamaya

teşebbüs suçlarından kamu davası açılmıştır.

13. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 19/6/2009 tarihli kararıyla

soruşturma aşamasında Sarıkamış Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) hâkimi H.K.S.

tanık olarak dinlendiğinden davaya bakamayacağı gerekçesiyle davaya bakmaya

hâkim H.P.Y.nin görevlendirilmesine karar vermiştir.

14. Mahkemenin 19/6/2009 tarihli tensip duruşmasında delillerin

toplanıp kamu davasının açılmış olması ve tutuklama kararında tutuklama nedeni

olarak gösterilen sebeplerin ortadan kalkmış olduğu gerekçesiyle başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir.

15. İddianamenin ve duruşma gününün bizzat tebliğine rağmen

başvurucunun katılmadığı Mahkemenin 16/9/2009 tarihli ilk duruşmasında bir

kısım tanıklar dinlenmiş ve müştekinin davaya katılma talebi kabul edilmiştir.

14/10/2009 tarihli duruşmada zorla getirme yazısına rağmen hazır edilemeyen

başvurucunun başka bir olay nedeniyle kasten yaralama suçundan tutuklanması

nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun

katıldığı 18/11/2009 tarihli duruşmada ise tutuklama ve sonrasında tahliye

kararını veren hâkim H.P.Y. adliyede yaşanan olayların tanığı olmasını gerekçe

göstererek davaya bakmaktan çekinilmesine karar vermiştir. Bu konunun

değerlendirilmesi ve uygun görülmesi hâlinde başka bir hâkimin görevlendirilmesi

bakımından dosya Kars Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

16. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 2/12/2009 tarihli kararıyla davadan

çekinme koşullarının gerçekleşmediğini ve davanın taraflarınca da hâkimin

tarafsızlığını tehlikeye düşürecek bir ret sebebi ileri sürülerek hâkimin reddi

isteminde bulunulmamış olması gerekçeleriyle talebi reddetmiştir.

17. Bu defa 16/12/2009 tarihli duruşmada iddianamenin okunmasından

önce başvurucu söz alarak Sarıkamış Adliyesi hâkim ve savcılarının taraflı

olabileceklerini ve adil yargılamayı etkileyebileceklerini düşündüğünü

belirtmiştir. Tarafsız bir yargılama yapılması amacıyla öncelikle Sarıkamış

Adliyesi dışında başka bir mahkemeye davanın naklinin sağlanması talebi

hakkında üst mahkemenin yapacağı değerlendirmeden sonra savunma ve delillerini

bildirmek istediğini beyan etmiştir. Davanın nakli talebinin değerlendirilmesi

ve bu konuda karar verilmek üzere dosya yeniden Kars Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmiştir.

18. Kars Ağır Ceza Mahkemesinin 11/1/2010 tarihli kararıyla

davanın nakli talebinin yasal şartlarının oluşmadığından reddine, başvurucunun

talebinin "hâkimin reddi istemi" olarak değerlendirilerek bu

doğrultuda gereğinin takdiri için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar

verilmiştir.

19. Davanın nakline ilişkin başvurucunun ileri sürdüğü iddianın

hâkimin reddi istemi olarak değerlendirilmesi ve buna göre işlem yapılması

yönündeki karar sonrasında mahkeme hâkimi H.P.Y. 25/2/2010 tarihli yazısında

hâkimin reddi isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği yönündeki görüşünü

belirterek, davaya bakmaya başka bir hâkimin görevlendirilmesi isteğinde

bulunmuştur.

20. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 10/3/2010 tarihli kararında, hâkim H.P.Y.nin dava konusu olaylar nedeniyle tanık sıfatıyla

dinlenmediğini ve sadece olayları görmüş olmasının da kanunda sayılan hâkimin

reddini gerektirir bir neden olarak gösterilemeyeceğini açıklamış, ancak

yargılamanın her türlü kuşkudan uzak kalması ve hâkimin bu konuda tereddüt

göstermiş olması nedenleriyle hâkimin reddi istemini kabul ederek davaya

bakmaya hâkim H.Ö.nün

görevlendirilmesine karar vermiştir.

21. Mahkemenin 7/4/2010 tarihli duruşmasına katılmayan

başvurucunun savunması alınmak üzere zorla getirilmesine karar verilmiş ve

duruşma 8/4/2010 tarihine ertelenmiştir. Belirtilen günde başvurucu,

iddianamenin okunmasından önce söz alarak davaya katılan C.B. ve duruşma hâkimi

H.Ö.nün aynı adliyede görev

yapıyor olmalarından dolayı aralarında yakınlık olduğunu bu nedenle

yargılamanın adil ve tarafsız olamayacağı kuşkusuyladuruşma

hâkimini reddettiğini bildirmiştir. Başvurucunun bu konudaki beyanlarını yazılı

olarak belirtmek üzere kısa bir süre istemesi nedeniyle duruşma 9/4/2010

tarihine ertelenmiştir.

22. Mahkemece 9/4/2010 tarihli duruşmada başvurucunun reddi

hâkim talebi ve bu konudaki dilekçesinde belirttiği hususların hâkimin

tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden olmadığı kanaatiyle "hâkimin

reddi isteminin" reddi görüşüyle birlikte ret talebi değerlendirilerek bu

hususta bir karar verilmek üzere dosya Kars Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmiştir.

23. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 26/4/2010 tarihli kararında,

hâkimin reddi isteminin haklılığının bulunmadığı ve sanığın davayı uzatmaya yönelik

haksız bir tutum ve davranış içerisine girdiği kanaati ile reddi hâkim

isteminin reddine kesin olarak karar vermiştir.

24. Başvurucu 11/5/2010 tarihli iddianamenin okunduğu duruşmada

müdafi talebinin bulunmadığını ve savunmasını bizzat yapacağını bildirmiştir.

Başvurucu usule ilişkin savunmasında, olay tarihinde avukat sıfatıyla adliyede

bulunduğunu ve avukatların görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı

soruşturmanın Bakanlığın iznine tabi olduğunu, ancak bu usule uyulmadan

soruşturma yapıldığını belirtmiştir. Ayrıca savcı F.K.nın tarafsız bir soruşturma yapmadığını ispata

yönelik olarak da Bakanlığa yaptığı şikâyetlerden bahsederek "şikâyetinin

işleme konulmamasına" ve "işlem yapılmasına yer olmadığına"

şeklindeki Bakanlık kararlarının iptali istemiyle Ankara 10. ve 15. İdare

Mahkemelerinde açtığı davaların devam ettiğini açıklamıştır. Öncelikle bu

davaların söz konusu yargılama için bekletici mesele yapılmasını talep etmişse

de Mahkeme ara kararında başvurucunun talebinin reddine karar vermiştir.

Sonrasında başvurucu davanın esasına ilişkin savunmada bulunmuş ve

dinlenilmesini istediği tanıklar dinlenilmiştir. Mahkemenin 3/6/2010 tarihli

duruşmasında ise başvurucunun başka bir suç nedeniyle tutuklu olduğu dönemde

yokluğunda dinlenen ve yeniden dinlenilmesini talep ettiği tanıklar başvurucu

huzurunda dinlenilmiştir.

25. Mahkeme 15/6/2010 tarihli kararıyla başvurucunun kamu

görevlisi katılan (Cumhuriyet savcısı) C.B.ye karşı görevinden dolayı hakaret

ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine, diğer suçlardan beraatine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"...Sanığın suça konu

eylemini olayın oluşunda bir dahli ve kusuru olmayan görevi başındaki kamu

görevlisi olan katılan Cumhuriyet Savcısına karşı, kamuya açık adliye

koridorunda vatandaşların da bulunduğu mesai saatleri içerisinde

gerçekleştirmesi, sanığın eyleminin rızası dışında sona ermesi, suça konu küfür

ve tehditlerin uzun süre devam etmiş olması, eylem nedeniyle kamu gücü ve

otoritesini temsil eden Cumhuriyet Savcısı nezdinde kamu otoritesinin sarsılmış

olması gibi nedenler gözönünde bulundurularak sanığın

eylemleri için öngörülen seçenek

cezalardan hapis cezası tercih edilmiş ve alt hadden uzaklaşılmak suretiyle

hüküm kurulmuştur.

Sanığın yargılamaya konu olayı gerçekleştirdiği

günün sabahı, sanık ve tanık beyanlarıyla sabit olduğu üzere başkaları ile

tartışarak kavga etmesi, olay esnasında Hükümet Konağının önünde kavga ettiği

şahısların akrabası olan [M.Y.] ile küfürleşmesi ve adliyede [M.]ye parmağını

sallamak ve “sen görürsün, seninle uğraşacağım” şeklindeki hakaret ve tehdit

anlamı taşıyan eylemlerde bulunması yine sanığın yargılamaya konu olay olduktan

sonra Sarıkamış Cumhuriyet Savcılığının 2009/705 soruşturma nolu

dosyasından tutuklu olduğu dönemde yokluğunda dinlenen tanıklara soru

sorulmasına dair talebinin değerlendirilmesi amacıyla getirtilen mezkur

soruşturma dosyasına ilişkin evrakların incelenmesinde; sanığın soruşturmaya

konu olayda silahla nitelikli yaralama suçundan dolayı tutuklanmış olması gözönünde bulundurularak sanığın suç işlemeye meyilli bir

kişiliğe sahip olduğu kanaatine varılmıştır.

Sanığın hukukla ilgili avukatlık mesleğini

yapıyor olması nedeniyle görevi başındaki Cumhuriyet Savcısına karşı işlenecek

suçların yaptırımını en iyi bilebilecek kişilerden olması, katılana karşı

yapmış olduğu tehdit ve kendince de ikrar edilen hakaret niteliğindeki sinkaflı sözlerin ağırlığı, eylemini sürdürmekteki ısrarı,

eylemine rızası dışında başkaları tarafından son verdirilmesi ve suç işleme

kastındaki kararlılığı, suça meyilli kişiliği gözönünde

bulundurularak sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde bir

kanaat oluşmamış, duruşmadaki pişmanlık beyanı samimi ve inandırıcı

bulunmayarak sanığa verilen hapis cezasının ertelenmesine ve ceza hükmünün açıklanmasının

geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin karar vermek gerekmiştir.

...

Sanık yargılama aşamasında avukat olarak görev

yaptığını, olay günü mahkemelerdeki duruşmalara avukat olarak katılmak için

adliyeye geldiğini, olayın görevi başındayken gerçekleştiğini bu nedenle

yargılanmasının Adalet Bakanlığının iznine tabi olduğunu savunmuş ise de olay

sabahı sanığın çarşı içerisinde iki kişiyle tartıştığı bu nedenle nöbetçi

Cumhuriyet Savcısı olan katılan tarafından tartışmanın diğer tarafları ile birlikte

ifadesinin alınması için adliyeye çağrıldığı, adliye önünde sanığın daha önce

tartıştığı kişilerin oğlu olan şahısla tartıştığı hatta karşılıklı küfürler ve

tehditler edildiği, bunun üzerine sanığın şikayetini dile getirmek için katılan

C. Savcısına başvurduğu ve yargılamaya konu olan olayın bundan sonra ceryan ettiği tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi ile

sabittir. Bu haliyle de sanığın yargılamaya konu olaylar esnasında bir avukat

olarak değil bir yakınan olarak bulunduğu ve göreviyle hiçbir ilgisinin

bulunmadığı anlaşılmakla savunmasına itibar edilmemiş ve herhangi bir izne

gerek olmaksızın doğrudan soruşturulmuş ve yargılaması yapılmıştır.

Sanık yargılama aşamasında iddianameyi

hazırlayan Cumhuriyet Savcısı [F.K.] ve eşi olan Hakim [N.K.] hakkında suç

duyurusunda bulunduğunu ancak Adalet Bakanlığının soruşturma izni vermediğini,

iddianameyi hazırlayan C. Savcısı ve Hakim olan eşi ile aralarında husumet

olduğu bu nedenle soruşturmanın tarafsızlıkla yapılmadığı iddiasında bulunmuş

ise de ceza yargılamasında Cumhuriyet Savcılığı makamının tarafsız olmak gibi

bir yükümlülüğünün olmadığı yine ceza yargılamasında Cumhuriyet Savcısının

reddi hususunda bir müessesenin olmadığı, kaldı ki bahsi geçen Cumhuriyet

Savcısı ve Hakim aleyhine yapılan şikayetin de Adalet Bakanlığınca işleme

konulmadığı da göz önünde bulundurularak bu itirazına itibar edilmemiştir..."

26. Başvurucu ve katılanın temyiz istemi üzerine anılan karar

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 19/9/2013 tarihli kararı ile onanmıştır.

27. Nihai karar başvurucuya 29/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiş

olup 30/5/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

28. Diğer taraftan UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgelerden bireysel başvuru konusu olan karar sonrasında başvurucunun;

soruşturma savcısı F.K. hakkında başka bir olay nedeniyle Bakanlığa yaptığı

şikâyetin işleme konulmamasına karar verilmesi üzerine Ankara 10. İdare

Mahkemesinde açtığı davanın 22/12/2010 tarihinde reddedilerek kesinleştiği,

ayrıca başvuru konusu soruşturmaya ilişkin şikâyeti nedeniyle Bakanlığın işlem

yapılmasına yer olmadığı yönündeki kararı üzerine Ankara 15. İdare Mahkemesinde

açtığı davanın da 3/11/2010 tarihinde reddine karar verildiği ve temyiz üzerine

Danıştay Beşinci Dairesinin 27/3/2014 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği

anlaşılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

19. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yetkili hâkim veya

mahkeme, hukukî veya fiilî sebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde

bulunursa; yüksek görevli mahkeme, davanın başka yerde bulunan aynı derecede

bir mahkemeye nakline karar verir.

(2) Kovuşturmanın görevli ve yetkili olan

mahkemenin bulunduğu yerde yapılması kamu güvenliği için tehlikeli olursa,

davanın naklini Adalet Bakanı Yargıtaydan ister."

30. 5271 sayılı Kanun’un 24. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Hâkimin davaya

bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye

düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.

(2) Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya

bunların müdafii; katılan veya vekili, hâkimin reddi

isteminde bulunabilirler."

31. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58.

maddesinin (1)numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"(Değişik:

23/1/2008-5728/331 md.) Avukatların avukatlık veya

Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya

görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet

Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı

tarafından yapılır..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 7/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu, başka bir olaydan ötürü yürütülen ceza

soruşturması henüz kesinlik kazanmadığı hâlde suç işlemeye eğilimli bir

kişiliğe sahip olduğundan söz edilerek mahkûmiyetine ilişkin cezasının

ertelenmemesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemesi

suretiyle Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Bakanlık görüş yazısında, sanığın suçu kanıtlanmadan önce

suçlu olduğu yönünde bir görüşün masumiyet karinesini ihlal edeceğini

belirterek değerlendirme yapılırken Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıfla yargılamayı yapan makamın yargıladığı

kişiye suç isnat edip etmediğinin önemine işaret etmiştir.

2. Değerlendirme

35. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile "adil

yargılanma" hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye

"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat

edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı

düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair

Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954,15/2/2017,

§ 33).

36. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin

adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar

masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir

gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan

karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu

olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

37. Buna karşılık ceza davasına konu uyuşmazlığın çözümüne esas

teşkil etmesi bakımından başka bir eylemden beraat etmiş olsa dahi kişinin daha

önce yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,

onun suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal

edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir (Ali Turhan, B. No :2014/20484, 6/12/2017,

§ 30). Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınarak mahkemece

kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığının

incelenmesi gerekir.

38. Somut olayda Mahkeme; başvurucunun kamu görevlisine karşı

görevinden dolayı hakaret ve tehdit suçlarını işlediğini katılan anlatımlarına,

olaya ilişkin tutanaklara,sanığın

kısmi ikrar içeren savunmalarına ve tanık beyanlarına dayandırmıştır.

Gerekçede, başvurucunun kişilik özellikleri değerlendirilirken yargılamaya konu

olay öncesinde sanık ve tanık beyanlarında belirtilen kavga olayı ve

sonrasındaki eylemleri, ayrıca başka bir suçtan tutuklanmış olması "suç

işlemeye meyilli" bir kişiliğe sahip olduğunun göstergesi olarak kabul

edilmiştir. Bu kabul cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesinde dikkate

alınarak, başvurucu hakkında verilen hapis cezasının ertelenmemesi veya hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemesinin bir nedeni olarak

belirtilmiştir.

39. Cezanın ertelenmemesi veya hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmemesinin tek nedeni de başvurucunun başka bir suçtan

dolayı yürütülen ceza soruşturması veya bu sebeple tutuklanması değildir.

Başvurucunun suça konu fiilinin ağırlığı, fiilini sürdürmekteki ısrarı,

fiilinin rızası dışında sonlandırılması ve suç işleme kastındaki

kararlılığından yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkemede kanaat oluşmadığı

gerekçesiyle cezanın ertelenmesine veya hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmediği açıklanmıştır (bkz. § 25).

40. Mahkûmiyet kararının gerekçesinde, başvurucunun hakaret ve

tehdit suçlarını işlediği kanaatine varıldıktan sonra cezanın

bireyselleştirilmesi noktasında kişilik özellikleri değerlendirilirken

yargılama konusu dışındaki başka bir ceza soruşturmasına konu olayla ilgili

olarak başvurucunun "suçlu" olduğuna dair bir yargıda

bulunulmamıştır. Mahkemenin başka bir suça konu ceza soruşturması ve bu

kapsamında başvurucunun tutuklanması olgusundan söz etmesi başvurucuya suçlu

muamelesi yapıldığını göstermez. Ancak başvurucunun suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan sadece bir süre tutuklu kaldığı ceza

soruşturmasına -kişilik özelliklerinin değerlendirilmesinde dahi olsa- atıfta

bulunulması somut olayın özel koşullarında bir özensizliği ifade ettiğini de

kabul etmek gerekir.

41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde

güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tarafsız Bir Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucu; Sarıkamış Adliyesinin küçük bir adliye olup az

sayıda hâkim ve savcının görev yapıyor olmasından dolayı katılan ile davaya

bakabilecek hâkimler arasında yakınlık olduğunu, bu nedenle yargılamada taraflı

davranabileceklerini düşünerek davanın nakli talebinde bulunduğunu ifade

etmiştir. Bu talebinin hâkimin reddi talebi olarak karara bağlanması sonucunda

reddini istemediği hâkimin davadan alındığını açıklamıştır. Sonrasında

yargılamayı yürüten hâkim hakkındaki ret talebinin de kesin olarak reddedilmesi

suretiyle tarafsız olamayacağını düşündüğü mahkemece yargılandığını belirterek,

tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun davanın nakli

talebinin Kars Ağır Ceza Mahkemesince reddedildiğini, daha sonra bu talebinin

hâkimin reddi talebi olarak karara bağlandığını, reddini talep etmediği bir

hâkimin davadan alınıp yerine başka bir hâkim tayin edilmesi suretiyle tarafsız

mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası değerlendirilirken atıf

yapılan Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının gözetilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

2. Değerlendirme

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı,

48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca

başvurucunun; başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını açıklama, dayanılan

Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını kanıtlama, bireysel

başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna

ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü bulunmaktadır (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38;

Veli Özdemir, B. No: 2013/276,

9/1/2014, §§ 19, 20).

45. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

46. Somut olayda başvurucu, ihlal iddiasını salt davaya bakan

hâkimlerle katılanın aynı adliyede görev yapmasına dayandırmıştır. Davaya bakan

hâkimlerin ön yargılı hangi işlem, tutum ve davranışlarının adil yargılanma

hakkını ihlal ettiği konusunda bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle ihlal

iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların ispatına ilişkin yeterli

açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddiasını temellendirmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Savunma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

48. Başvurucu, 7/4/2010, 8/4/2010 ve 9/4/2010 tarihlerinde çok

kısa aralıklarla belirlenen duruşma tarihlerinde yargılama yapılması nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiasının özü savunma yapmak

için gerekli zaman ve kolaylıklardan faydalandırılmadığına ilişkin olduğundan

inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

50. Suç isnadı altında bulunan kişiye, Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına uygun bir şekilde

savunmasını hazırlayıp mahkeme önünde dile getirebilmesi ve böylece

yargılamaların sonucunu etkileyebilmesi için gerekli zamanın verilmesi gerekir.

Gerekli zaman verilmeyen şüphelinin/sanığın, hakkındaki isnatları değerlendirip

bunlara karşı savunma ve delil araştırması yapması mümkün değildir.Dolayısıyla savunma için gerekli zamana

sahip olma, kişiyi acele yapılan yargılamalara karşı korumaktadır (Ufuk Rifat Çobanoğlu,

B. No: 2014/6971, 1/2/2017, § 40).

51. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bir güvence de

makul sürede yargılanma hakkıdır. Öte yandan Anayasa’nın 141. maddesinde yargı

organlarına davaları"mümkün olan süratle"

sonuçlandırma görevi verilmiştir. Bunun için devletin davayı makul sürede

bitirme ve savunma için gerekli süreyi sağlama pozitif yükümlülükleri arasında

bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu kapsamda bir taraftan suç isnadı

altındaki kişiye savunma için yeterli zamanın yargılamayı adil olmaktan

çıkarmayacak şekilde tanınması, diğer taraftan tanınacak zamanın yargılamanın

makul bir sürede sonuçlandırılmasını olumsuz etkileyecek uzunlukta olmaması

gerekir. Diğer bir ifadeyle yargılama, savunma için gerekli zamana sahip olma

hakkını zedeleyecek şekilde aceleye getirilmemeli; anılan hakkın gerçek anlamda

kullanılmasını mümkün kılacak bir süratle sonuçlandırılmalıdır (Ufuk Rifat Çobanoğlu,

§ 42).

52. Somut olayda başvurucunun 7/4/2010 tarihli duruşmaya

katılmadığı, 8/4/2010 tarihli duruşmada ise hâkimin reddine yönelik yazılı

beyanda bulunmak üzere mahkemeden kısa bir süre talebi ile 9/4/2010 tarihine

bırakılan duruşmada, gününde yazılı beyanlarını sunduğu anlaşılmaktadır (bkz.

§§ 20, 21). İddianamenin dahi okunmadığı bu süreçte yargılamanın esasına

yönelik bir işlemin yapılmadığı görülmektedir. Yargılama sürecinin bütünü

dikkate alındığında başvurucunun hakkındaki suçlamanın nedenleri ve niteliği

hakkında bilgilendirildiği, duruşmada hazır bulunmasının sağlandığı,

savunmasını hazırlaması için gerekli süre ve imkânlardan faydalandırıldığı

tespit edildiğinden savunma hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşılmaktadır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığına İlişkin İddia

54. Başvurucu, avukatlık görevi sırasında gerçekleşen olay

nedeniyle soruşturmanın Bakanlıktan izin alınmaksızın usulüne aykırı şekilde

yapıldığını bildirerek, gerçeğe aykırı düzenlenen iddianameyle açılan dava sonucunda

delillerin değerlendirilmesi ve ceza miktarının belirlenmesinde takdir hakkının

hukuka aykırı kullanıldığını belirtmiştir. Ayrıcatakdiri

indirim uygulanan hapis cezasının ertelenmesine, seçenek yaptırımlara

çevrilmesine ya da hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilmemesi

suretiyle çelişkili ve hakkaniyete aykırı karar verildiğini ileri sürmüştür.

55. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya

açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar

Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

56. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucuya delillerini

sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına

ilişkin bir iddiaya rastlanmamıştır. Başvurucu

tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve

hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup Mahkemenin ve Yargıtayın kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate

alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

7/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Recai AKYEL Raportör : Volkan SEVTEKİN Başvurucu : Aydın ALKAN Vekili : Av. Murat YILDIZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/8298, 7 Mart 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Masumiyet Karinesinin
  9. B. Tarafsız Bir Mahkemede
  10. C. Savunma Hakkının İhlal
  11. D. Yargılamanın Sonucunun
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/8298
Tarih
7 Mart 2018

İlgili Kararlar

  • Aydın Oğuz Başvurusu (B. No: 2014/8872)
  • N. T. Başvurusu (B. No: 2017/25761)
  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2015/16566)
  • Latif Oygür Başvurusu (B. No: 2015/6244)
  • Ahmet Temiz ve Musa Şanak Başvurusu (B. No: 2015/13923)
  • S.e. Başvurusu (B. No: 2017/27839)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.