İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/1618

1. Başvuru, Mahkemece hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi

Başvuru No2013/1618Tarih7 Temmuz 2015Okuma18 dk · 3.626 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İstanbul Konut İmar Plan Turizm Ulaşım San. Ve Tic. A.Ş. (Kiptaş) Başvurusu

Karar tarihi
7 Temmuz 2015
Başvuru Numarası
2013/1618
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.626 kelime·18 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Mahkemece hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi

ihlal edilerek karar verilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının; karar sonucunu etkileyecek iddiaların Yargıtay ilamında

karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiaları

hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 28/2/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca,

21/7/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi

Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 28/1/2015 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığının 30/3/2015 tarihli

yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan

görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu ile Sosyal

Güvenlik Kurumu (sözleşme tarihinde Kurum adı Sosyal Sigortalar Kurumu

Başkanlığı iken, 20/5/2006 tarihinden sonra Sosyal

Güvenlik Kurumu (SGK) olarak değişmiştir) arasında 30/9/2002 tarihinde protokol

imzalanmıştır. Bu protokole göre, başvurucu şirketin doğmuş ve doğacak prim

borçları karşılığında şirketin İstanbul Kâğıthane ve Pendik'teki binaları

sağlık tesisine dönüştürülerek anahtar teslimi SGK'ya

devredilecektir. Protokol bedeli 4.676.905.500.000 TL (2002 yılı Türk Lirası)

olarak kararlaştırılmıştır.

8. Başvurucu, sözleşme

kapsamında iki binayı sağlık tesisine dönüştürmüş, Kağıthane’deki binayı 28/1/2003, Pendik’teki binayı 6/5/2003 tarihinde tapuda

devretmiştir.

9. Başvurucu, 30/9/2002 tarihli dilekçeyle SGK’ya

başvurarak protokol tarihi itibarıyla Haziran ve Temmuz 2002 dönemine ait prim

borçlarının mahsubunu talep etmiştir.

10. SGK, 5/6/2003

ve 11/6/2003 tarihli yazılarıyla, mahsuplaşmanın tapu tescil tarihi itibarıyla

yapılması gerektiğini belirterek protokolün imza tarihi ile tapu tescil

tarihleri arasındaki dönem için başvurucu şirkete gecikme cezası tahakkuk

ettirmiştir.

11. Bunun üzerine başvurucu

şirket, mahsuplaşma tarihinin 30/9/2002 olduğu ve

1.145.779.292.690 TL (2003 yılı Türk Lirası) gecikme cezası tutarında davalı

kuruma borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle menfi tespit

davası açmıştır.

12. Gaziosmanpaşa 2. Asliye

Hukuk Mahkemesi, 5/5/2004 tarihli ve E.2004/39,

K.2004/286 sayılı kararı ile yetkisizliğine hükmederek, dosyayı İstanbul

Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine göndermiştir.

13. İstanbul 5. Asliye Hukuk

Mahkemesi ise, 8/2/2005 tarihli ve E.2004/268, K.2005/5

sayılı görevsizlik kararı ile dosyayı İstanbul Nöbetçi İş Mahkemesine

göndermiştir.

14. Dosya İstanbul 8. İş

Mahkemesinin 2005/468 esasına kaydedilmiş, Mahkeme, 17/10/2007

tarihli celsede, “Davanın raporun (b)

şıkkına göre kabulüne, mahsuplaşma işleminin protokolün 7.maddesine göre

30/9/2002 tarihi itibariyle yapılması gerektiğinin tespitine…”

şeklindeki kısa kararıyla davayı kabul etmiş, E.2005/468, K.2007/586 sayılı

gerekçeli kararında da, “... Yukarıda

açıklanan nedenlerle taraflar arasındaki mahsuplaşma işleminin protokol tarihi

olan 30/9/2002 tarihi itibariyle yapılması

gerektiğinin tespitine, protokol tarihi ile tapu devri arasında geçen süre için

protokolde yazılı bedelin mahsup edilmemesinden doğan 1.145.779.292.690TL

gecikme cezasının Kiptaş’tan istenemeyeceğinden

davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine...” karar vermiştir.

15. Davalı, 14/12/2007

tarihli dilekçe ile kararı temyiz etmiş; Mahkeme, 14/12/2007 tarihli ek

kararla, temyiz talebini, tefhimden itibaren sekiz gün içinde yapılmadığı

gerekçesiyle reddetmiştir.

16. Davalı ek kararı temyiz

etmiş, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 12/5/2009 tarihli

ve E.2007/25242, K.2009/8766 sayılı ilamıyla, Mahkemenin temyiz talebinin

reddine ilişkin ek kararını kaldırarak talebi esastan incelemiş, kısa karar ile

gerekçeli karar arasında çelişki bulunduğunu ve bu çelişki giderilecek şekilde

yeniden karar verilmesi gerektiğini belirtilerek hükmü bozmuştur. Bozma

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“ …

Davaya konu somut olayda; kısa kararda, “Davanın raporun (b)

şıkkına göre kabulüne, mahsuplaşma işleminin protokolün 7. maddesine göre

30.09.2002 tarihi itibariyle yapılması gerektiğinin tespitine ve davacının

davalıya borçlu olmadığının tespitine” şeklinde hüküm kurulmasına rağmen,

gerekçeli kararda ise, "Taraflar arasındaki mahsuplaşma işleminin protokol

tarihi olan 30.09.2002 tarihi itibariyle yapılması gerektiğinin tespitine,

protokol tarihi ile tapu devir tarihi arasında geçen süre için protokolde

yazılı bedelin mahsup edilmemesinden doğan 1.145.779.292.690 TL. gecikme cezasının davacı şirket Kiptaş’tan

istenemeyeceğinden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine"

şeklinde hüküm kurulmuş olması, özellikle tefhim edilen kısa kararda atıf

yapılan bilirkişi raporunun (b) maddesinde davacının sorumlu olmayacağı bedelin

891.691,58 YTL. olduğunun belirtilmesi karşısında,

yukarıda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması

gerektiğine ilişkin usul ve kanun hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını

gerektirir. Mahkemece 10.04.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihadı

Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmadan,

ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde

yeniden bir karar verilmelidir.

…”

17. Bozma üzerine dosya yeniden

Mahkemenin esasına kaydedilmiş, Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, 22/7/2010 tarihli ve E.2009/713, K.2010/695 sayılı kararla,

gayrimenkullerin devri esnasında yasalara uygun şekilde ödenmesi gereken

vergilerden davalı Kurumun sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle dava

reddedilmiştir.

18. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 25/1/2011 tarihli ve E.2010/15800, K.2011/800 sayılı

ilamıyla, eksik inceleme ve dava konusu uyuşmazlığa ilişkin hatalı

değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle kararı tekrar bozmuştur. Bozma ilamının

ilgili kısmı şöyledir:

“…

Mahkemenin karar gerekçesinde yer verdiği düşüncenin, dava

konusu uyuşmazlıkla hukuki ilgisi bulunmadığından, hükümle varılan sonucun

gerekçesi değerlendirilememiştir. Ayrıca, borçlar hukuku alanındaki sözleşme

özgürlüğü ilkesi, yasalarda yer alan sınırlamalar dahilinde

sözleşme yapma ve sözleşmenin konusunu seçip düzenleme özgürlüğünü içermektedir.

Bu kapsamda, taraflar yasada düzenlenmiş bir sözleşme türüne ilişkin hükümleri

tümüyle benimseyebileceği gibi, karma sözleşme veya Yasada yer almayan bir sözleşme

türü oluşturma özgürlüğüne de sahiptir. Borçlar Kanunu’nun 81. maddesindeki

düzenleme, tarafların sözleşme unsurlarını belirleme özgürlüğünü sınırlayan

nitelikte bir hüküm içermediğinden, davacının mahsuplaşmaya ilişkin

yükümlükleri, protokol hükümleri uyarınca, protokol tarihi ve bloke edilen

tutarlar gözetilerek belirlenmelidir. Ayrıca, protokol ile

üstlenilen işlerin zamanında yerine getirilmemesi halinde, protokolün 20.

maddesinde ayrıca yaptırım öngörüldüğü yönü de gözetilerek; dava dilekçesinde

belirtilen tutar ile yargılama sürecinde dosyaya katılan belgelerde, uyuşmazlık

konusu borç tutarı yönünden çelişkili bilgiler yer aldığı ve uyuşmazlık konusu

miktar çelişkiden uzak biçimde belirlendikten sonra; yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca borç miktarının tespiti gereği gözetilmeden, eksik inceleme ve

dava konusu uyuşmazlığa ilişkin hatalı değerlendirme ile sonuca varılmış

olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

…”

19. Mahkeme, bozma ilamına

uymuş, 27/3/2012 tarihli ve E.2011/259, K.2012/201

sayılı kararıyla davayı kısmen kabul etmiş, protokol tarihi ile tapu tescil

tarihleri arasında davacının davalı kuruma toplam 891.691.58TL borcu

bulunduğundan bu miktarın üzerinde kuruma borcu olmadığının tespitine karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…

Toplanan deliller ve tüm dosya içeriği ile alınan bilirkişi

raporlarına göre ve Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere taraflar

arasında düzenlenen protokolün 7. maddesinde "protokol konusu işlerin

ödemesinin belirlendiği, buna göre protokolün 3. maddesinde gösterilen toplam

4.676,905,500 ,000 TL + KDV borcuna karşılık davacı

tarafından Kağıthanedeki bina ve Pendik Şeyhli deki

binanın SSK ya devredileceğinin , mahsuplaşma işleminin protokolün imzalanması

ile birlikte başlatılacağı, bu husus ile ilgili olarak Sosyal Sigortalar Kurumu

Başkanlığı, Sigortalı İşleri Genel Müdürlüğü ve Kiptaş

ın bağlı bulunduğu Sosyal sigortalar kurumu şube

müdürlüğüne talimat vereceği düzenlenmiş, protokolün 6. maddesinde ise

tarafların yükümlülükleri belirlenmiş olup, bu yükümlülükler arasında 6/aV maddesinde ise binaların SSK’nın isteğine uygun yapılıp

boş olarak tapularının verileceğinin de hükme bağlandığı, taraflar arasında

mahsuplaşma işleminin her ne kadar protokol tarihinde başlayacağı bildirilmiş

ise de; protokole konu tapu devirlerinin 28/01/2003 ve 06/05/2003 tarihinde

gerçekleştirilmiş olduğu, protokol tarihinden tapu devir tarihlerine kadar

Gaziosmanpaşa sosyal güvenlik merkezinden alınan cevabı yazıya göre ,davacının

kuruma 30/09/2002-28/01/2003 tapu tescil tarihleri arasında 362.404,09 TL ve

30/09/2002-06/05/2003 tapu tescil tarihleri arasında 529.287,48 TL olmak üzere

toplam 891.691,58 TL borçlu bulunduğu, bu miktarın üzerinde borcunun olmadığı,

protokole göre mahsuplaşma işleminin tamamlanma tarihinin tapu devir tarihi

olması gerektiği, karşılıklı yükümlülüklerle oluşturulan protokolün yerine

getirilmiş olduğunun kabulünün ancak karşılıklı olarak edimlerin ifası ile

mümkün olabileceği kanaatine varıldığından davanın kısmen kabulüne karar verilerek

aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”

20. Karar, Yargıtay 10. Hukuk

Dairesinin 25/9/2012 tarihli ve E.2012/12133,

K.2012/16247 sayılı ilamıyla onanmıştır. Onama gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Davacı tarafından yapılan binaların Kuruma devri ile doğmuş

ve doğacak olan prim borcundan mahsubuna ilişkin yapılan protokol tarihinin

mahsuplaşma işleminde esas alınması gerektiğinin tespiti ile protokol tarihi

ile tapu devir tarihi arasındaki geçen sürede işleyen 1.145.779,29 TL gecikme

cezasından sorumlu olmadığının tespiti davasının bozmaya uyarak yapılan

yargılaması sonunda;

….

Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına,

delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına temyizin niteliğine göre,

yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun

olan hükmün ONANMASINA,

…”

21. Onama ilamı, 30/1/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu, 28/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

23. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra

ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:

“Borçlu, icra takibinden önce veya takip

sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit

davası açabilir. “

24. 9/5/1960 tarihli ve E.1960/21,

K.1960/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararının ilgili

kısmı şöyledir:

“…

Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma kararına

uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma

yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme

mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada

gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılmaz ve bozma sebebidir;

meğerki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine

ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arzetmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana

gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi

lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî müktesep

hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir. Usul

Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm

konulmuş değilse de Temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar

verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve

hakkı bulma maksadiyle kabul edilmiş olması yanında

hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması

bakımından usule ait müktesep hak müessesesi, Usul Kanununun dayandığı ana

esaslardandır ve âmme intizamiyle

de ilgilidir.

…”

25. 10/4/1992 tarihli ve E.1991/7,

K.1992/4 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararının ilgili

kısmı şöyledir:

“…

Usul kuralları gereği şu husus özellikle belirtilmelidir ki hakim, yargılamayı bitirerek kısa kararını vermesiyle işten

elini çekmiş olur ve karar Yargıtay'ca bozulmadıkça hakim davayı yeniden ele

alarak göremez. Ne varki bizatihi bu kısa karar,

hiçbir taraf yararına usuli kazanılmış hak doğurmaz.

Eğer karşı görüşte olanların ileri sürdükleri gibi usuli

kazanılmış hak doğsaydı bu karara Yargıtay dahi dokunamazdı. Zira,

usuli kazanılmış hak yerel mahkemeleri bağladığı gibi

Yargıtay'ı da bağlar. Kararlara karşı usuli

kazanılmış hak ancak tarafların temyiz yoluna başvurmamaları ile doğabilir. Bu

durum ise ancak Yargıtay ve yerel mahkemelerce olayların özelliklerine göre

değerlendirilebilecek bir husus olup genel bir kurala bağlanamaz. Bütün bu

sebeplerle kısa kararla gerekçeli kararın çelişik olmasının mutlak bir bozma

sebebi oluşturacağı ve bozmadan sonra hakimin önceki

kısa kararla bağlı olmaksızın çelişikliği kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine

göre karar verebileceği yolunda içtihatların birleştirilmesi uygun

bulunmuştur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 7/7/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

28/2/2013 ve 2013/1618 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu şirket, İstanbul

8. İş Mahkemesinde görülen davada, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda, “mahsuplaşmanın sözleşme tarihi itibarıyla yapılması

gerektiği” hususunda lehine usuli

kazanılmış hak doğduğunu, Mahkemenin, bu ilkeyi dikkate almayarak davayı kısmen

kabul ettiğini, Derece Mahkemesi kararının yorum hatasına dayanmadığını,

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararıyla belirlenen kazanılmış hak

ilkesinin açıkça ihlal edilerek önceki bozma ilamına aykırı bir karar

verildiğini, Yargıtay’ın da temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları

karşılamadan gerekçesiz olarak hükmü onadığını, kararın keyfi ve hukuki

güvenlik ilkesine aykırı olarak verildiğini, usule ilişkin emredici kurallar

ile sözleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini, kararla ekonomik yönden ciddi bir

zarara uğradığını belirterek Anayasanın 2., 35., 36.

ve 48. maddelerindeki haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat ve

yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

28. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucunun, Mahkemece “kazanılmış hak” ilkesine aykırı karar

verilerek hukuk devleti ve sözleşme özgürlüğü ilkesi ile mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

29. Başvurucunun ihlal edildiğini

ileri sürdüğü sözleşme özgürlüğü ilkesi, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerin ortak

koruma alanına girmediğinden bu iddia, Anayasa Mahkemesinin konu bakımından

yetkisi dışında kalmaktadır (Serkan Acar,

B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 24). Yine

başvurucu, karar nedeniyle ekonomik yönden zarara uğrayarak mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüşse de, somut olayda, özel hukuk hükümlerine tabi

bir sözleşmeden kaynaklandığı iddia edilen bir zararın söz konusu olduğu,

dolayısıyla başvurucu açısından bu hak kapsamında korunmaya değer bir yararın

bulunmadığı anlaşılmış, başvurucunun değişik haklar temelinde ileri sürdüğü

iddiaların özünün kararın adil olmadığı hususu ile ilgili olduğu

değerlendirilerek, bu iddialar adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

30. Başvurunun esası

incelenmeden önce başvurucu şirketin, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin

iştiraki olması nedeniyle başvuru ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunun değerlendirilmesi

gerekli görülmüştür.

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kamu gücü kullanan

bir makamın başvurucu sıfatını taşımayacağı görüşünü yerleşik içtihatlarıyla

benimsemiştir (bkz. Döşemealtı Belediyesi/Türkiye (kk),

B. No:50108/06, 23/3/2010). AİHM’e

göre, kamusal yetkilerle donatılmış olanlar dışında, her türlü hükümet dışı

kuruluşlar bireysel başvuruda bulunabilir (bkz. Radio France ve diğerleri/ Fransa (kk),

B.No: 53984/00, 23/9/2003 ; Case of Islamıc

Republıc of Iran Shıppıng Lınes/ Türkiye, B. No: 40998/98, 13/12/2007, §§ 80-91). Öte yandan bir

belediyenin kamu otoritesini kullanan bir iştiraki de başvuru yapma hakkına

sahip değildir (bkz. Municipal Section Antilly/ Fransa (kk), B.

No:45129/98, 23/11/1999).

32. Anayasa Mahkemesi, bireysel

başvurunun kamu gücünün kullanılmasından kaynaklanan hak ihlallerine karşı

tanınan bir yol olduğundan başvuruya konu olayın özel hukuk ilişkisinden ya da

kamu gücü kullanılmasından kaynaklanan bir olay olup olmadığı ayrımı

yapılmaksızın kamu tüzelkişilerine bireysel başvuru hakkının tanınmasının bu

anayasal kurumun hukuki niteliği ile bağdaşmayacağını içtihatlarında

belirtmiştir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı, B. No: 2012/22, 25/12/2012, § 28; İhsan

Doğramacı Bilkent Üniversitesi, B. No: 2013/1430, 21/11/2013, § 26).

33. Somut olayda; dosyaya

sunulan belgelere göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştiraki olan

başvurucu şirkette, ilgili Belediyenin %99 oranında hisse sahibi olduğu,

şirketin, özel hukuk hükümlerine göre kurularak ticari faaliyette bulunduğu,

mevzuattan kaynaklanan ve kamu otoritesi niteliğinde kendisine ayrıcalık

sağlayan herhangi bir yetkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu

şirkette çoğunluk hissenin Belediyeye ait olması olgusu, başvuru ehliyeti

açısından yalnız başına belirleyici bir unsur olarak değerlendirilemez. Buna

göre 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret

Kanunu hükümlerine göre kurulan ve faaliyette bulunan, kendisine kamusal güç

niteliğinde yetki sağlayan herhangi bir ayrıcalığı bulunmayan başvurucunun, bireysel

başvuru ehliyetinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

1. Yargılamanın

Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

34. Başvurucu, Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Genel Kurulu Kararı ile belirlenen usuli

kazanılmış hak ilkesine aykırı davranılarak karar verildiğini, yargılamada

emredici hukuk kurallarının çiğnendiğini, bu açıdan kararın keyfi olduğunu,

hukuki güvenlik ilkesi bağlamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

35. Başvurucunun, yargılamada

yerleşmiş yargısal içtihatlara aykırı karar verilerek keyfi davranıldığı

yönündeki iddialarının hukuki belirlilik ve güvenlik ilkesiyle bağlantılı

olarak Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

36. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (Güher

Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 38).

37. “Hukuki güvenlik ilkesi”,

Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının içinde zımnen

mevcut bir ilkedir. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre

düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki

yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle

ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.

Öngörülebilirliğin mutlak bir ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu

edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde

getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi

gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanması

pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüllerdir (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz: Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01, § 83).

38. “Belirlilik ilkesi” ise

yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya

ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir

olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem

içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni, bireylerin,

gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi

hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte

öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması

öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli derecede öngörülebilir

olması gereklidir (AYM, E.2012/116, K.2013/32, K.T. 28/2/2013).

39. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkraları şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz”

40. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

41. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri

ile kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda

incelenemeyeceği ve bu çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir

anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin

kararlarının yeniden incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan

yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında

bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah.

Reklam. Paz. Yay. San. Tic. A.Ş.,

B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).

43. Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak,

bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

değerlendirmesinde ve hukuk kuralını yorumlamasında bariz bir takdir hatası

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş, B. No: 2012/989, 19/12/2013,

§ 48).

44. Başvurucu, Mahkemece

uyulmasına karar verilen Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 12/5/2009

tarihli bozma ilamıyla “mahsuplaşmanın

30/9/2002 tarihinde yapılması gerektiği” ve 25/1/2011 tarihli bozma

ilamıyla da “mahsuplaşmanın sözleşme tarihi

itibarıyla yapılması gerektiği” hususlarında lehine kazanılmış hak

oluştuğunu, Mahkemenin özellikle son bozma ilamına göre inceleme ve

değerlendirme yapması gerektiği halde İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı

davranarak bozma ilamının tersine karar verdiğini, hukuk kuralının yorum ve

uygulanmasının “öngörülemez” nitelikte olduğunu iddia etmiş ise de, Yargıtay

bozma ilamları ve Mahkeme kararları incelendiğinde, kısa ve gerekçeli kararlar

arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiği gerekçesiyle verilen ilk bozma

ilamının başvurucu lehine usuli kazanılmış hak

sağlamayacağı, nitekim kısa kararla gerekçeli kararın çelişik olmasının mutlak

bir bozma sebebi oluşturacağı ve bozmadan sonra hâkimin önceki kısa kararla

bağlı olmaksızın çelişikliği kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar

verebileceği yönünde 10/4/1992 tarihli İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı

olduğu, yine Yargıtayın ikinci bozma ilamından sonra

Mahkemenin bozma ilamı doğrultusunda ilgili kuruma yazı yazarak araştırma

yaptığı ve gerekçeli kararında protokol hükümleri çerçevesinde somut olayı

değerlendirerek mahsuplaşma işleminin taşınmazların devir tarihinde sona erdiği

kanaatine ulaşarak karar verdiği, esasen bozma ilamının davanın kabul kararı

ile sonuçlanması gerektiği yönünde bir kanaat içermediği, 25/9/2012 tarihli Yargıtay

ilamında, yargılamanın bozma ilamı doğrultusunda yapıldığı ve delillerin takdir

ve değerlendirilmesinin bozma ilamına uygun olduğu belirtilerek hükmün onandığı

anlaşılmıştır. Başvurucunun usuli müktesep hak

ilkesine bağlı olarak kararın öngörülemez nitelikte olduğu, dolayısıyla bariz

takdir hatası ve keyfilik içerdiği iddiasının yerinde olmadığı, iddianın

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kuralların yorumlanması kapsamında

değerlendirilmesi gereken bir husus olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

45. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi yukarıda izah edildiği üzere mahkemenin kararında bariz takdir

hatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir

46. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun belirtilen iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının açıkça keyfilik veya bariz bir

takdir hatası da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

47. Başvurucu, Mahkemenin bozma

ilamı doğrultusunda hüküm kurmadığı, bu nedenle kazanılmış hak ilkesinin ihlal

edilerek karar verildiği iddiasının Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25/9/2012 tarihli onama ilamında değerlendirilmediğini

belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

48. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini

ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun

yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme

kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi

zorunludur (Tahir Gökatalay,

B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).

49. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun

kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı

ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının

cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra,

kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da

her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, bu

durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin

Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti.,

B. No. 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

50. Somut başvuru açısından

başvuruya konu ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka

uygun bulunmak suretiyle Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 25/9/2012

tarihli ilamıyla onandığı, Yargıtay onama ilamında, Mahkemenin bozma ilamına

uygun yargılama yaparak ilam doğrultusunda karar verdiği hususunun açıkça

belirtildiği, dolayısıyla, başvurucunun kazanılmış hak ilkesinin ihlal edildiği

iddiasının usul ve esas açısından ayrı ve açık bir yanıt verilmesi gereken bir

husus olduğu düşünülse bile bu konuda ilamda yeterli ölçüde değerlendirme

yapılarak iddiaların karşılandığı, bu açıdan Yargıtay kararının gerekçesiz

olduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. Yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2. Gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” ,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

7/7/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Yakup MACİT Başvurucu : İstanbul Konut İmar Plan Turizm Ulaşım San. ve Tic. A.Ş Vekili : Av. Aysel GÜLLE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1618, 7 Temmuz 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 24). Yine
  16. B. No:50108/06, 23/3/2010). AİHM’e
  17. A. Başvurucunun
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1618
Tarih
7 Temmuz 2015

İlgili Kararlar

  • Umut Sağlam Başvurusu (B. No: 2013/2087)
  • Oğuz Oyan Başvurusu (B. No: 2015/8818)
  • Marcus Frank Cerny Başvurusu (B. No: 2013/5126)
  • Mehmet Emin Arkal Başvurusu (B. No: 2013/7984)
  • Eren Yıldız Başvurusu (B. No: 2013/759)
  • Serdar Ziriğ Başvurusu (B. No: 2013/7766)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.