İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/8396

1. Başvurucu, avukatlık mesleğini ifası sırasında söylediği

Başvuru No2013/8396Tarih11 Mart 2015Okuma21 dk · 4.237 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emine Rezzan Aydınoğlu

Karar tarihi
11 Mart 2015
Başvuru Numarası
2013/8396
R.G. Tarih- Sayı
16/6/2015-29388
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.237 kelime·21 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, avukatlık mesleğini ifası sırasında söylediği

sözlerden dolayı cezalandırılmasının ifade özgürlüğü ile adil yargılanma

hakkının, sonradan yürürlüğe giren lehe yasadan yararlandırılmamasının ise

suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlali niteliğinde olduğunu iddia etmektedir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 18/11/2013 tarihinde İstanbul 25. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 21/1/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı 31/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 3/4/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü, 3/6/2014 tarihinde

sunmuştur. Adalet Bakanlığının görüşü, 4/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

6. Başvurucunun aynı konuda yaptığı 2013/8454 numaralı

bireysel başvuru 9/8/2014 tarihinde 2013/8396 numaralı başvuru ile

birleştirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 1994 yılından itibaren kamuoyunda Adnan Hoca olarak

bilinen ve Bilim Araştırma Vakfı (BAV) fahri başkanı olan Adnan Oktar ve aynı

vakfın çalışmalarında yer alan bazı kişiler hakkında suç işlemek amacıyla örgüt

kurmak ve yönetmek, örgüt adına faaliyetlerde bulunmak suçlarından pek çok

davalar açılmış ve daha sonra bu davalar aralarındaki hukuki ve fiili irtibat

nedeniyle İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde birleştirilmiştir. Söz konusu

davadaki kimi müştekiler çocuklarının Adnan Oktar tarafından kandırıldığını ve

Adnan Oktar’ın kurduğu dini söylemleri bulunan çıkar örgütünün menfaatleri doğrultusunda

hareket ettiklerini iddia ederek şikâyetçi olmuşlardır.

9. Başvurucu, İstanbul Barosuna kayıtlı bir avukattır ve

bahsi geçen davada müştekilerin avukatlığını yapmaktadır. Yargılama sırasında

davanın tarafları evrim teorisini tartışmışlar ve karşılıklı olarak

birbirlerini suçlamışlardır. Söz konusu tartışma bağlamında başvurucu, duruşma

sırasında tutanağa yansıdığı şekliyle, “13.10.2006

tarihinde tanık olarak anneler dinlenmiştir. Bu tarihten sonra İnternet

sayfasında Darvin'in evrim teorisinin yanında olduğumuz iddiası ile çeşitli

iftira ve hakarete maruz kalmaktadırlar. Keşke maymundan gelselerdi, Evrim

teorisinde insanların maymundan türediği söylenmektedir, bende bunu

tekrarlıyorum. Adnan Oktar'ın yurt dışı çıkış yasağı kaldırılmayarak tutuklanmasını

talep ediyorum. Duruşmayı takip etmediğinden hakkında yakalama kararı

çıkartılsın” şeklinde sözler sarf etmiştir.

10. Başvurucunun yukarda zikredilen sözleri söylediği sırada

duruşmada bulunan dört sanık, başvurucunun sözleri ile kendilerini kastettiğini

iddia ederek Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlar ve yapılan

soruşturma sırasında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığının 21/1/2009 tarihli

iddianamesiyle başvurucu hakkında hakaret suçundan cezalandırılması için kamu

davası açılmıştır.

11. Başvurucu, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2010

tarihli kararı ile hakaret kastı ile hareket etmediği gerekçesi ile beraat

etmiştir.

12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin

20/2/2013 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Yargıtay ilamının gerekçesi şöyledir:

“Sanığın 21.01.2008 günü yapılan duruşmada, görülmekte olan

dava ile ilgisi bulunmadan, duruşma tutanağına da yansıyan ‘keşke maymundan

gelselerdi’ biçimindeki sözlerinin, katılanların toplum içindeki itibarı ile

diğer fertler nezdindeki saygınlığını rencide edici, şeref ve haysiyetlerine

yönelik küçük düşürücü sözler olduğu, suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden,

yetersiz gerekçeye dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi, bozmayı

gerektirmiş, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde

görülmüş olduğundan…”

13. Bozma sonrası, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin

24/12/2013 tarihli kararı ile başvurucunun, zincirlemeli biçimde hakaret

suçundan 2.180,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararının gerekçesi şöyledir:

“…Sanık savunması, katılanların anlatımları, İstanbul 2.

Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/339 esas sayılı dava dosyasına ait 21/02/2008

tarihli duruşma tutanağı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

sanık avukatın İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/339 esas sayılı

davasında katılanlar vekili olarak davayı takip ettiği, 21/01/2008 günlü

oturumda ‘keşke maymundan gelselerdi’ sözlerini katılanları kastederek

söylediği, bu sözün TCK 125.maddesi kapsamında kişilerin onur, şeref ve

saygınlığını zedeleyen söz olarak kabul edilmesi gerektiği, bu şekilde sanığın

üzerine atılı hakaret suçunu işlediği sabit görülmüş…”

14. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi kararını kesin olarak

vermiştir. Başvurucu karardan, 22/10/2013 tarihinde kararın tefhimi ile

haberdar olmuştur.

15. Başvurucu Anayasa Mahkemesine 18/11/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide

edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek

suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki

yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında

hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek

işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya

görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya

hükmolunur.”

17. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 128. maddesi şöyledir:

“(1) Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan

yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili

olarak somut isnadlarda ya da olumsuz

değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat

ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla

bağlantılı olması gerekir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 11/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 18/11/2013 tarih ve 2013/8396 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu,

i. Kendisine

isnat edilen hakaret suçunu işlemediği halde deliller yeterince araştırılmadan

ve avukatlık mesleğinin ifası sırasındaki sözlerinin savunma dokunulmazlığı

içerisinde kaldığı değerlendirilmeden cezalandırılmasının Anayasa’nın 36.

maddesindeki adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu,

ii. Sonradan

yürürlüğe giren 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin

Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla

İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun hükümleri

lehine olmasına rağmen uygulanmaması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde yer

alan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini,

iii. Düşüncelerini

açıklamasından dolayı suçlanması ve cezalandırılması nedeniyle Anayasa’nın 26.

maddesindeki ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

iv. Başvurucu,

manevi tazminat ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği

İddiası

20. Başvurucu, kendisine isnat edilen hakaret suçunu

işlemediği halde deliller yeterince araştırılmadan cezalandırıldığını ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca, 6352 sayılı Kanun hükümleri lehine olmasına rağmen

uygulanmaması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin

nitelendirmesi ile bağlı değildir; hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Bu

bağlamda başvurucunun kendisi hakkında 6352 sayılı Kanun hükümlerinin

uygulanması gerektiği yönündeki şikâyetin yargılama sonucunda verilen karara

yönelik olması nedeniyle söz konusu şikâyetin adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddia çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

22. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

23. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

24. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

25. Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, duruşmada

hazır bulunan mağdurlara yönelik söylediği sözlerin hakaret suçunu oluşturduğu

iddiasıyla kamu davası açılmış ve İlk Derece Mahkemesince cezalandırılmıştır.

Başvurucu, avukat sıfatı ile söylediği sözlerde müştekileri kastetmediğini ve

bu sözlerin hakaret suçunu oluşturmadığı halde cezalandırılmasının adil

yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun

bu şikâyetleri maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi ve derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun

esas yönünden adil olup olmaması ile ilgilidir. Öte yandan başvurucu, düşünce

ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olan suçlara ilişkin olarak yapılan

soruşturma veya kovuşturmanın belirli bir süre koşullu ertelenmesini emreden

6352 sayılı Kanun hükümlerinin kendisi hakkında uygulanmamasından şikâyetçi

olmuştur. Derece Mahkemeleri başvurucunun eylemini söz konusu Kanun kapsamında

görmemişlerdir. Bu sebeple başvurucunun bu şikâyetinin hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanmasına ilişkin olduğu açıktır.

26. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın

çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemeleri tarafından

dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin

kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum

da tespit edilememiştir.

27. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, İlk Derece Mahkemesi

kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiği

İddiası

28. Başvurucu, düşüncelerini açıklamasından dolayı suçlanması

ve cezalandırılması nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğünün

ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca avukatlık mesleğinin ifası

sırasındaki sözlerinin savunma dokunulmazlığı içerisinde kaldığı halde

cezalandırılmasının adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri

sürmüştür. Somut davada başvurucu, sanık değil müşteki avukatıdır. Başka bir

deyişle başvurucunun avukatlık yaptığı davada başvurucu veya vekiline yönelik bir

suç isnadı hakkında karar verilmiş değildir. Başvurucu, avukatlığını yaptığı

müştekilerin adil yargılanmadıklarından da şikâyetçi olmamıştır. Başvurucu,

kendisinin yargılandığı davadan ve cezalandırılmasından şikâyetçi olmuştur. O

halde başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimi

de dikkate alınarak bu şikâyetlerin bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesi

bağlamında incelenmesi gerekmektedir.

29. Başvurucunun bu şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Başvurucunun ve Bakanlığın görüşleri

30. Başvurucu, kendisinin hakaret suçundan cezalandırılmasına

neden olan sözleri şikâyetçileri kastederek söylemediğini, müvekkili olduğu

kişilere karşı sürekli olarak evrim teorisini savunmaları nedeniyle hakaret

edildiğini, kendisinin de bunun için evrim teorisinden söz ederek insanların

maymundan türediğini tekrarladığını ve “maymunlar

bile bir yiyecek bulduğunda yarısını annesine götürür. Annelere hakaret

etmezler” dediğini, müştekileri kastederek “keşke maymundan gelselerdi” demediğini

belirtmiştir. Başvurucu, sözlerinin savunma dokunulmazlığı kapsamında

kaldığını, düşüncelerini açıklamasından dolayı suçlanması ve cezalandırılması

nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

31. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık görüşünde,

başvurucunun sözlerinin savunma sınırlarını aşıp aşmadığının değerlendirilmesi

gerektiği, Yargıtayın bu konuda yerleşmiş

içtihatlarının bulunduğu, yargılama sırasında avukatın ifade özgürlüğüne

müdahalenin belirli şartlarda sanığın adil yargılanma hakkı bakımından sorun

çıkartabileceği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvurucunun

şikâyetinin ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi

gerektiği belirtilmiş ve bazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları

hatırlatılmıştır.

b. Değerlendirme

32. Somut başvuruya konu hakaret davasında başvurucu,

kullandığı sözlerin hakaret içerdiği kabul edilerek 2.180,00 TL adli para

cezası ile cezalandırılmıştır. O halde söz konusu mahkeme kararı ile

başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

33. Öte yandan söz konusu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesi

açısından “yasayla öngörülmüş”

olduğu ve Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde “başkalarının şöhret veya haklarının korunması”

şeklinde “meşru bir amaç güttüğüne”

yönelik bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu nedenle geriye söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup

olmadığını belirlemek kalmaktadır.

i. İlgili ilkeler

34. Başvurucunun bir mahkeme kararına yaptığı itirazda sarf

ettiği sözlerden dolayı ceza mahkemesince para cezasına mahkûm edilmesine

ilişkin kararda, demokratik bir toplumda, başvurucunun ifade özgürlüğü ile

başkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında makul bir dengenin

gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

35. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya

fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. …

Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik,

kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi

ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının

kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek

kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

36. Anılan düzenleme uyarınca ifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü

değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve

kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme”

özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğü, insanın

serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği

düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya

başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 40).

37. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü

düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde

birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve

tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını

tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi

belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §

41).

38. AİHM, ifade özgürlüğünün “toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan

biri olan demokratik toplumun asıl temellerinden birini” oluşturduğuna

sıklıkla dikkat çekmektedir. AİHM’e göre “İfade özgürlüğü, 10. maddenin 2. fıkrasına bağlı

olarak, yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye

değmez görülen bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya

nüfusun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve

düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık

fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.”

(bkz. Handyside/Birleşik

Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

39. İfade özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamında

Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça düşüncenin

açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı;

pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması

için gereken tedbirleri almalıdır (benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B.No:23144/93,

16/3/2000, §43).

40. İfade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda devletin

ve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmelidir. Ancak bu

takdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleri

çerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir değerlendirme yerine,

ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman, sınırlama sebeplerinin niteliği

gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasına

ihtiyaç bulunmaktadır (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 48).

41. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratik

toplumu, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına

alındığı rejimler olarak tanımlamıştır. Temel hak ve özgürlüklerin özüne

dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum

düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,

istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin

sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler

(AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Diğer bir deyişle yapılan

sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya

aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük

ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa

demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69,

K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008).

42. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunluk

kriterleri, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da

istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da

alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir.

Nitekim AİHM de demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Buna

göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da

gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHM

kararları için bkz. Axel

Springer AG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012; Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve

60641/08, 7/2/2012).

43. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun ana

temellerinden olan ifade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya

zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, ayrıca Devletin

veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları

rahatsız eden ifadeler için de uygulanır. Çünkü bunlar, çoğulculuğun,

hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

44. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada

devreye girecek olan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade

edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ile

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “[T]emel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,]

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,

amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih

edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

45. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

46. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemesinin

kararında dayandığı gerekçenin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır.

47. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesine göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden birisi de başkalarının şöhret veya

haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının

korunmasıdır.

48. Bireyin şeref ve itibarı ise Anayasa’nın 17. maddesinde

yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (B.No:

2013/1123, 2/10/2013, § 35). Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi,

birçok ihtimalin yanında, adli makamlara verilen dilekçeler veya mahkemeler

önünde sarf edilen sözlerle de olabilir. Bir kişi adli makamlara verilen

dilekçelerde ve bir yargılama çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin

şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

49. Bireylerin maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerin

müdahalelerine karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitif

yükümlülüğü, mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz.

Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi

yoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan

müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür.

Hakaret ceza hukuku anlamında suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak

nitelendirilmekte ve tazminat davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla

bireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla,

hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 35).

50. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması

ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması

hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade

özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir (bkz. B.No: 2012/1184, 16/7/2014, § 43;

benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von

Hannover/Almanya (no.2) [BD], B.No:

40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99).

51. Somut başvuruda özellikle “sözlerin hedef aldığı kişinin kimliği ve sözlerin amacı”nın özel önemi

bulunmaktadır. Zira başkalarının şöhret ve haklarının korunması kapsamında

ifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sade

vatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişilerin, kamu görevlileriyle siyasetçilerin

birbirlerinden ayırarak değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle ifade

özgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhret değerlerinin çatışması hâlinde eğer

şöhreti söz konusu olan kişi sade vatandaş ise koruma üst düzeyde şöhretten

yana tutulmalı, siyasetçinin şöhreti söz konusu ise ilke olarak tercih ifade

özgürlüğünden yana kullanılmalıdır (bkz. B.No:

2012/1184, 16/7/2014, § 43)

52. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumda

gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup

dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve düşünceyi açıklama

özgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkının çatışması

hâlinde adil bir dengenin kurulup kurulmadığını her olayın kendine has

özelliklerine göre takdir edecektir.

53. Dolayısıyla, başvurucunun müşteki avukatı olarak

bulunduğu bir ceza yargılamasında davanın sanıklarına karşı yönelttiği

sözlerden dolayı hakaret suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasının

ölçülü olduğunun kabulü halinde, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekçelerinin

inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir.

ii. Yukarıda Belirtilen

İlkelerin Davaya Uygulanması

54. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma tutanağına

göre başvurucu, “13.10.2006 tarihinde tanık olarak

anneler dinlenmiştir. Bu tarihten sonra İnternet sayfasında Darvin'in evrim

teorisinin yanında olduğumuz iddiası ile çeşitli iftira ve hakarete maruz

kalmaktadırlar. Keşke maymundan gelselerdi, Evrim teorisinde insanların

maymundan türediği söylenmektedir, bende bunu tekrarlıyorum.”

şeklinde sözler sarf etmiştir. Başvurucu, “keşke

maymundan gelselerdi” biçiminde sözleri sanıkları kastederek

söylemediğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi 24/12/2010 tarihli kararında

başvurucunun söz konusu sözlerinde hakaret kastı bulunmadığı gerekçesi ile

başvurucunun beraatına karar vermiştir.

55. Temyiz üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 20/2/2013

tarihli ilamında, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 20/2/2013 tarihli ilamında

başvurucunun duruşma sırasında, görülmekte olan dava ile ilgisi bulunmadan,

duruşma tutanağına da yansıyan “keşke

maymundan gelselerdi” biçimindeki sözler söylediğini, bu sözlerin

mağdurların toplum içindeki itibarı ile diğer fertler nezdindeki saygınlığını

rencide edici, şeref ve haysiyetlerine yönelik küçük düşürücü sözler olduğunu

ve suçun unsurlarının oluştuğunu belirterek İlk Derece Mahkemesinin beraat

kararını bozmuştur. Yeniden yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesi

başvurucunun “keşke maymundan gelselerdi”

biçimindeki sözleri mağdurları kastederek söylediğine ve bu sözün 5237 sayılı

Kanun’un 125. maddesi kapsamında kişilerin onur, şeref ve saygınlığını

zedeleyen söz olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

56. Somut bireysel başvurunun incelenmesinde yalnızca ve tek

başına derece mahkemelerince verilen kararların ele alınması ile yetinilemez.

Başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın

kabul ettiği gibi cezalandırılmasına neden olan sözleri söylemediğini ileri

sürmüştür. Buna karşın ilke olarak, derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması ve delillerin değerlendirilmesi,

bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26). Dolayısıyla İlk olarak başvurucunun dava konusu sözleri

söyleyip söylemediği meselesinin bireysel başvuruda incelenmeyeceği ve ikinci

olarak başvurucu tarafından söylenen sözlerin

duruşmada dile getirildiği göz önünde bulundurulmalıdır. Üçüncü olarak

ise yargılamaya konu “keşke maymundan gelselerdi” şeklindeki ifadenin içinde geçtiği konuşmaların bütünü ile

birlikte ve söylendiği bağlamdan

kopartılmaksızın, olayın bütünselliği içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

57. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

kişinin manevi varlığının korunması hakkından faydalanılabilmesi için, kişinin

itibarına yönelik saldırının belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması ve kişinin

manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından şahsen yararlanmasına

zarar verici nitelikte olmalıdır (B.No: 2012/1184,

16/7/2014, § 59; benzer bir değerlendirme için bkz. A./Norveç, B. No: 28070/06, 9/4/2009, § 64). Somut olayda, başvurucunun,

müvekkillerinin bazı internet sitelerinde hayvan resimleri ile birlikte

gösterilmesi nedeniyle mahkemeye yakınmada bulunduğu, insanın maymundan

türediği temeline dayanan evrim teorisinden bahsettiği ve taraflar arasında bir

tartışma yaşandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, “maymunlar bile bir yiyecek bulduğunda annesine götürür. Annelere

hakaret etmezler” biçiminde bir söz sarf ettiğini ileri sürmüş

olmakla beraber mağdurlar başvurucunun “maymunlar

bile bir yiyecek bulduğunda annesine götürür. Annelere hakaret etmezler”

dedikten sonra mağdurları kastederek “bunlar

ve arkadaşları, keşke maymundan gelselerdi” dediğini, mağdurların bu

sözlerin tutanağa geçirilmesini talep etmeleri üzerine “geçin efendim geçin, bunlara maymun demek hakaret

değil” dediğini ileri sürmüşlerdir. Her iki taraf da mahkemenin

sözleri tam olarak tutanağa geçirmediğinden şikâyetçi olmuşlardır. Buna karşın

ceza davasında başvurucunun mağdurları kastederek “keşke maymundan gelselerdi” şeklinde bir ifade kullandığı

kabul edilmiştir. Somut davada çıkarlar arasında adil bir denge kurulması

sırasında bu hususun da göz önünde bulundurulması gerekir.

58. Başvurucu, müştekilerin çocuklarının annelerine hakaret

etmelerini kastederek maymunların bile annelerine hakaret etmeyeceklerini

söylediğini ileri sürmüştür. Buna karşın her durumda mağdurun, başvurucunun

kullandığı sözlere onun verdiği anlamı bilmesi beklenemez.

59. Söz konusu tartışmanın taraflarının kimlikleri de göz

önünde bulundurulmalıdır. Mevcut başvurudaki gibi şöhreti söz konusu olan kişi

sade vatandaş ise koruma üst düzeyden yapılmalı ve bu durum, dengelemede göz

önünde bulundurulmalıdır (B.No:

2012/1184, 16/7/2014, § 61).

60. Ayrıca başvurucunun eleştirel açıklamalarını yalnızca

duruşmada ifade etmiş olması da bu açıklamalarda yer alan “tahkiri” ortadan kaldırmamaktadır. Her ne

kadar 5237 sayılı Kanun’un 128. maddesinde “Yargı

mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia

ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda

ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez”

hükmü yer almakta ise de bunun için ifadelerin somut uyuşmazlıkla bağlantılı

olması gerekir. Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan, iddia ve savunma

hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilmeyen isnadlar

gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığından söz edilemez. Tahkir

içeren sözlerin somut uyuşmazlıkla bağlantılı olup olmadığının

değerlendirilmesi sorunu hâkimin takdirine bağlı bir husustur. Ancak her

durumda söylenen sözlerin somut uyuşmazlığın sonucunu belirlemede davanın

konusuyla mantıksal açıdan bağlantılı olması, iddia ve savunmaya yarar

sağlaması gerekir. Bu kabulün sonucu olarak tahkir ifadelerine başvurmadan da

iddia, savunma veya itirazlarda bulunulup bulunulamayacağı göz önünde

bulundurulmalıdır.

61. Başvurucunun dava konusu sözlerinde geçen ve mağdurları

kastederek “keşke maymundan gelselerdi”

şeklindeki sözlerinin günümüzde tahkir ifade eden kelimeler olduğu İlk Derece

Mahkemesi ve Yargıtayca kabul edilmiştir.

62. Son olarak, yukarıdaki değerlendirmelerle birlikte,

başvurucunun müvekkillerini söz konusu sözleri söylemeden de temsil etmesi ve

savunmasının mümkün olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Başvurucunun

yargılanmasına neden olan sözler, fikirlerin tartışıldığı bir ortamda veya

gazete yazısı gibi bir basın faaliyetinin gerçekleştirilmesi sırasında

söylenmiş sözler değildir. Başvurucu, profesyonel Avukatlık mesleğini icra

ettiği sırada kullandığı sözlerden dolayı yargılanmıştır.

63. İlk Derece Mahkemesinin ileri

sürdüğü gerekçeler, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale için

yeterli ve ilişkili bir gerekçelendirme sayılmalıdır. Bu nedenle İlk Derece

Mahkemesince verilen kararda, ilgili çıkarlar arasında adil bir denge

kurulmadığı söylenemez. Sonuç olarak, yukarıdaki hususlar dikkate alındığında,

başvurucunun mağdurlara karşı kullandığı sözlerden dolayı aleyhine açılan ceza

davasında 2.180,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmesinden ibaret müdahalenin amaçlanan hedefler açısından orantılı olduğu

ve bu bağlamda demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun

olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın adilliğine ilişkin şikâyetleri yönünden

başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İfade özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri yönünden başvurunun

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun, ifade özgürlüğünün

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 26. maddesinin birinci

fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde bırakılmasına,

11/3/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Emine Rezzan AYDINOĞLU Vekilleri : Av. Fikret İLKİZ Av. Ömer TEKER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8396, 11 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Başvurucunun, ifade özgürlüğünün
  16. C. Yargılama giderlerinin başvurucu
  17. Kaleli
  18. Dursun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8396
Tarih
11 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Ali Turan Başvurusu (B. No: 2013/5878)
  • Mehmet Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/8733)
  • Diyadin Sert Başvurusu (B. No: 2014/14310)
  • Kamuran Küçük Başvurusu (B. No: 2014/6232)
  • Alaaddin Ökmen ve Bereket Sevinç Başvurusu (B. No: 2014/9911)
  • Zini Çeviren ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4505)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.