İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bülent Aktay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/5895)

1. Başvuru, terör eyleminde akaryakıt istasyonunun

Başvuru No2016/5895Tarih9 Eylül 2020Okuma26 dk · 5.256 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bülent Aktay Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
9 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2016/5895
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.256 kelime·26 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, terör eyleminde akaryakıt istasyonunun

yakılması ve sonrasında istasyonun işletilememesinden kaynaklanan maddi ve

manevi zararın tamamının telafi edilmemesi ve buna ilişkin idari ve yargısal

sürecin uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 21/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucular bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde

bulunmuşlardır.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Diyarbakır'ın Lice ilçesi sınırları

içinde yer alan akaryakıt satış istasyonunun sahibi olan Mehmet Kadri Aktay'ın

mirasçılarıdır.

10. Başvurucuların murisi, Diyarbakır Bingöl kara yolunun

Hani ilçesi yol ayrımına 200 metre mesafede bulunan alanda kurulu akaryakıt

satış istasyonunun Kasım 1992 ve Ekim 1993 tarihlerinde yakıldığından bahisle

akaryakıt istasyonunun yakılmasından ve on iki yıl süre ile akaryakıt

istasyonunun işletilememesinden kaynaklanan zararlarının tazminini istemiştir.

Başvurucuların murisi 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında kurulan

Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna

(Komisyon) 25/7/2005 tarihinde başvurmuştur.

11. Komisyonun 23/12/2010 tarihli kararıyla başvurunun

aranan şartlara uygun olduğu ve başvurucuların murisinin mal varlığına

ulaşamaması nedeniyle oluşan zararlarının giderilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Komisyon Lice Asliye Hukuk Mahkemesinin (Hukuk Mahkemesi) 18/11/1992 tarihli ve

1992/8 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu ile Hukuk Mahkemesinin

5/4/1994 tarihli ve 1994/20 D. İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda

yer alan hasar miktarlarının güncellenmiş değeri olan 185.256,20 TL'nin

ödenmesini teklif etmiş, diğer talepleri reddetmiştir. Anılan kararda, kabul

edilen miktar üzerinden teklif edilen sulhname tasarısının otuz gün içinde

imzalanması, aksi takdirde kabul edilmemiş sayılacağı ve yargı yoluna

başvurularak zararın tazmin edilmesini talep hakkının saklı olduğu bildirilmiştir.

12. Başvurucular, murislerinin 2/11/2000 tarihinde Lice

Kaymakamlığına başvurarak işyerinin açılmasını istediğini ancak 6/1/1998

tarihli ve 23222 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolları Kenarında

Yapılacak ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik kapsamında durumun

değerlendirilerek Duru Karakoluna sadece iki yüz metre mesafede bulunması

nedeniyle açılmasının uygun olmadığı yolunda görüş bildirildiğini Lice Jandarma

Komutanlığının 23/11/2000 tarihli yazısıyla öğrendiğini ifade etmiştir.

13. Söz konusu tutarı kabul etmeyen başvurucuların

murisi, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) Komisyon kararlarının iptali

ile 1993 tarihinden itibaren akaryakıt istasyonunun işletilememesinden

kaynaklanan gelir kaybından dolayı oluşan 6.000.000 TL maddi ve 500.000 TL

manevi zararının yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle

dava açmıştır.

14. Başvurucuların murisi dava dilekçesinde özetle

akaryakıt istasyonunu terör olayları nedeniyle işletemediğini, idarenin

objektif sorumluluğunun yanı sıra kusur sorumluluğunun da bulunduğunu, gerçek

zararının karşılanmasının gerektiğini, hayatın olağan akışına aykırı ağır ispat

yükü yüklendiğini, konuyla ilgili başvurusunun yıllarca sürüncemede

bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu, 5233 sayılı Kanun'da manevi zararların

karşılanması yolunda bir düzenleme bulunmamasına karşın son içtihatlar ve

tazminat hukukunun esasları gözetilerek idari yargı sürecinin başlatılması

gerektiğini ileri sürerek Komisyon kararının iptalini istemiştir.

15. Mahkeme 1/2/2012 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda, davacı talep dilekçesinde

zararın kaynağı olarak akaryakıt istasyonunun yanmasını ve istasyonun 12 yıl

süre ile işletilememesini göstermekte iken, dava konusu işlemde yanmadan

kaynaklanan zararın ödenmesinin teklif edilmesi üzerine dava dilekçesinde,

sadece istasyonun 1993 yılından itibaren işletilememesinden kaynaklanan gelir

kaybını zarar kaynağı olarak göstermektedir. Dolayısıyla olayda öncelikle tespit

edilmesi gereken husus, akaryakıt istasyonunun işletilememesinin terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedenine

dayanıp dayanmadığıdır.

Davacının işleteni olduğu, Diyarbakır

İli Lice İlçesi sınırları içinde yer alan tazminat istemine konu akaryakıt

satış istasyonunun, Diyarbakır Bingöl Karayolu üzerinde bulunduğu, bu yolun ana

arter niteliğinde bir yol olduğu, ana arter niteliğindeki bu yolun terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında sürekli olarak kapatıldığı / kapalı

kaldığı yönünde dava dosyasında hiç bir belge bulunmadığı, yine akaryakıt

istasyonunun Duru Jandarma Karakoluna 300 metre mesafede bulunduğu, Narlıtepe

Jandarma Üs Bölgesine ise 1000 metre mesafesinin olduğu anlaşılmakta olup,

akaryakıt istasyonunun 1993 yılından itibaren süreklilik arz edecek şekilde

işletilmesini engelleyici nitelikte güvenlik tehdidinin bulunmadığı 1992 ve

1993 yıllarında akaryakıt istasyonunun yanması nedeniyle oluşan zararlarının

ise karşılandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ortada, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle davacının akaryakıt istasyonu

işletememesinden kaynaklanan bir maddi zararın olmadığı, talebin 5233 sayılı

Yasa kapsamında değerlendirilme olanağı bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Davacının manevi tazminat istemine

gelince; 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun ve Yönetmelik hükümlerinde manevi zarara uğrayan ilgililerin

manevi tazminat istemlerinin karşılanacağına ilişkin herhangi bir hüküm yer

almadığından davacıların manevi tazminat taleplerinin 5233 sayılı Yasa

kapsamında karşılanmasına hukuken imkan bulunmamaktadır. "

16. Başvurucular, kararı temyiz etmiştir. Danıştay

Onbeşinci Dairesi (Daire); kararın usul ve hukuka uygun olduğunu, dilekçede

ileri sürülen temyiz nedenlerinin bozmayı gerektirecek nitelikte görülmediğini

belirterek kararı 19/11/2014 tarihinde onamıştır.

17. Karar düzeltme aşamasında başvurucuların murisinin

vefat etmesi üzerine dosyayı başvurucular takip etmeye başlamıştır.

Başvurucuların karar düzeltme talepleri de Daire tarafından 7/12/2015 tarihli

kararla reddedilmiştir. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin karar

başvuruculara 23/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucular 21/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

19. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici

1., geçici 4. maddeleri (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§

15-21, 23).

20. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın karşılanmasına

ilişkin sulhname" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya

bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen

zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci

maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh

yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre

hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine

tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir

temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul

etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep

etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya

yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi

veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi

veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık

tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”

21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“1.

İdari dava türleri

şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı

kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

...”

22. 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

23. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Yönetmelik’in (Yönetmelik) "Komisyonun görevleri" kenar

başlıklı 7. maddesi şöyledir:

" Komisyonun görevleri şunlardır:

a) Zarar görenin veya mirasçılarının

veya yetkili temsilcilerinin başvurusu halinde bu Yönetmelik kapsamına giren

bir zararın bulunup bulunmadığını tespit etmek.

b) (Değişik: 20/11/2006-2006/11254 K.)

Kamu kurum ve kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca

uygulanmış projelerin, zararın giderilmesine katkıları; zarar görenin

değerlendirebileceği enkaz ve diğer yararlar; sigorta şirketlerince veya ilgili

mevzuata göre kamu kurum ve kuruluşları ile sosyal güvenlik kuruluşlarınca

karşılanan tazminatlar, tedavi ve cenaze giderlerinin zarar miktarından mahsup

edilmesi suretiyle belirlenen nakdî veya aynî ödeme miktarını içeren sulhname

tasarılarını hazırlamak.

c) (Değişik: 20/11/2006-2006/11254 K.)

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya kabul edilmemiş sayılması hâllerinde

bir uyuşmazlık tutanağı düzenleyerek bir örneğini ilgiliye tebliğ etmek.

d) (Değişik: 20/11/2006-2006/11254 K.)

Başvuru sahibinin Kanun ve bu Yönetmelik kapsamına giren bir zararının

bulunmadığının tespit edilmesi hâlinde, buna ilişkin karar tutanağı

düzenleyerek bir örneğini ilgiliye tebliğ etmek."

24. Aynı Yönetmelik'in "Bilgi ve belgelerin

toplanması" kenar başlıklı 10. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Komisyon ilgili kamu kurum ve

kuruluşlarından başvuru konusu ile ilgili her türlü bilgi, belge ve yardım

isteyebileceği gibi, adli ve askeri teşkilat ile kolluk kuvvetleri dışında

kalan diğer kamu kurum ve kuruluşlarında

çalışanları bilirkişi olarak da görevlendirebilir. Komisyon, gerekli gördüğü

uzmanları çalıştırabilir veya bunlardan görüş alabilir. Komisyon tarafından

görevlendirilen kamu görevlileri öncelikli olarak komisyon tarafından verilen

görevleri yerine getirirler."

25. Aynı Yönetmelik'in "Komisyonca keşif

yapılması" kenar başlıklı 11. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

"Komisyon gerek görmesi halinde

keşif yapabilir.

Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif

yeri ile gün ve saatini komisyon üyeleri

ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine

veya yetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir."

26. Karayolları Kenarında Yapılacak ve Açılacak Tesisler

Hakkında Yönetmelik’in "Askeri alanlar ile kamu kuruluşlarınca yapılan

tesisler" kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

"Askeri alanlar ile kamu

kuruluşlarınca yapılan veya yaptırılan enerji, sulama, petrol ürünleri ve

doğalgaz boru hatları gibi tesislere 2 kilometreden daha yakına yapılacak ve

açılacak tesisler için ayrıca ilgili kuruluşun yazılı muvafakatı aranır."

2. Anayasa Mahkemesi

İçtihadı

27. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"5233 sayılı Yasa, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine

gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması

amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile

devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm

yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku

kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı

olarak kurala bağlamıştır.

...

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak

idari bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun sosyal

hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasayla

getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal risk

ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaret

olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusu

kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasına

ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve

işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan

nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında

meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz

sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele

sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla

tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan

'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer

verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125.

maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu

nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari

işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."

3. Danıştay

İçtihadı

28. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014

tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör

olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların

yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle

uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir

yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da

engellemeyen nitelikte bir yasadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi’nin 18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -

Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'Tazminat

Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu

doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için

tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.

Bu durumda, terör olayları nedeniyle

meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa

uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı

tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin

ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi

olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması

gerekmektedir.”

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri

ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sözleşme'nin

6. maddesinin bir mahkeme önünde medeni hak ve yükümlülüğe ilişkin bir iddiada

bulunma hakkını güvence altına aldığını, mahkemenin teşkilatının ve yargılamanın

yürütülmesinin bu güvencenin kapsamında olduğunu (Golder/Birleşik Krallık [GK],

B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), davalarda adil yargılanma koşullarını yerine

getirme yükümlülüğünün ulusal makamlara ait olduğunu ifade etmiştir (Dombo

Beheer B.V./ Hollanda, B. No: 14448/88, 27/10/1993, § 33).

31. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını

güvence altına alırken delillerin kabul edilme yöntemi konusunda herhangi bir

kural koyma yetkisinin kendisinde olmadığını, ulusal kanunlar tarafından bu

hususların belirleneceğini, Sözleşme'deki hak ve yükümlülükleri ihmal etmediği

sürece mahkemeler tarafından yapılan hataların giderilmesi görevinin de

kendisinde olmadığını belirtmiştir (Schenk/İsviçre [GK], B. No:

10862/84, 12/7/1988, §§ 45, 46). Bu açıdan AİHM yaklaşımına göre yargılama

süreci bütün olarak ve bu süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak

üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı

dikkate alınacaktır (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89,

24/6/1993, § 66).

32. Buna paralel olarak AİHM, Sözleşme’deki hakların

etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Sözleşme’nin 6.

maddesine göre tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili

bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmiştir (Dulaurans/Fransa,

B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33; Kraska/İsveç, B. No: 13942/88,

19/4/1993, § 30).

33. AİHM'e göre -tarafların ileri sürdükleri delillerin

kabul edilebilirliği hususunda yerel mahkemeler belirli bir takdir yetkisine

sahip olmakla birlikte- mahkemeler vardıkları sonuçları haklılaştırmak için

kararlarına gerekçeler gösterme yükümlülüğü altındadırlar (Suominen/Finlandiya,

B. No: 37801/97, 1/7/2003, § 36). Kararlarda gerekçe belirtilme zorunluluğu,

mahkemelerin tarafları adil bir şekilde dinleme yükümlülüğüyle de doğrudan

ilgilidir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/1/2007, § 83).

34. Yargılama sırasında başvurucu tarafından sunulan bir

kısım delilin mahkemece dikkate alınmaması şikâyeti ile ilgili olarak AİHM;

mahkemenin başvurucunun bu yöndeki talebini gerekçesiz reddettiğini, kararda

gerekçe olmamasının karara karşı etkili bir şekilde itiraz etme fırsatını da

ortadan kaldırdığını belirterek başvuruda Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal

edildiğine karar vermiştir (Suominen/Finlandiya, § 38).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

35. Mahkemenin 9/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

36. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak, geçimini

önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden

yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucuların

İddiaları

37. Başvurucular, karmaşık bir dosya olmamasına karşın

idari ve yargısal sürecin çok uzun sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

b. Değerlendirme

38. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli

ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

39. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların

uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra

edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel

başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

40. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018,§§

27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu

yolun etkililiğini tartışmıştır.

41. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk

bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§

35, 36).

42. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a. Başvurucuların

İddiaları

44. Başvurucular; murislerine ait akaryakıt istasyonunun

1972 yılında açıldığını, 1990'lı yıllarda yoğunlaşmaya başlayan terör olayları

nedeniyle defalarca saldırıya maruz kaldığını, 10/11/1992 tarihinde meydana

gelen çatışma sonrasında tamamen yıkıldığını, sigorta şirketinin yaptığı bir

miktar ödeme ile tekrar faaliyete başlandığını ancak 1993 yılı Ekim ayında

meydana gelen olaylarda yerle bir olduğunu, bu sırada can güvenliğinin de

kalmaması nedeniyle akaryakıt istasyonun kapatıldığını belirtmiştir.

Başvurucular; murislerinin açtığı davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini,

can güvenliğinin tehlikeye atıldığını, işyerinin içindekilerle birlikte gözünün

önünde yakıldığını, mal varlığına ulaşmasının engellendiğini, Kürt halkına

yönelik ayrımcılık yapıldığını belirterek eşitlik ilkesi ile mülkiyet, kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının

da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular, murislerinin 2/11/2000

tarihinde Lice Kaymakamlığına başvurarak işyerinin açılmasını istediğini ancak

ilgili Yönetmelik (bkz. § 26) kapsamında durumun değerlendirilerek Duru

Karakoluna sadece iki yüz metre mesafede bulunması nedeniyle açılmasının uygun

olmadığı yolunda görüş bildirildiğini Lice Jandarma Komutanlığının 23/11/2000

tarihli yazısıyla öğrendiğini ifade etmiştir. Bu tip olayların yaşanmasında

idarenin objektif sorumluluğunun yanı sıra kusur sorumluluğunun da bulunduğunu,

gerçek zararlarının karşılanması gerektiğini ve kendilerine hayatın olağan

akışına aykırı ağır ispat yükü yüklendiğini vurgulamaktadır. Ayrıca Komisyon

kararıyla yapılan başvurunun aranan şartlara uygun olduğu ve murislerinin mal

varlığına ulaşamaması nedeniyle oluşan zararlarının giderilmesi gerektiğinin

ortaya konulmasına ve uyuşmazlığın zararın miktarına ilişkin olmasına karşın

(bkz. § 11) Mahkeme tarafından yeterli bir gerekçe gösterilmeksizin zararın

bulunmadığı sonucuna varılarak davanın idari işlemin iptali ile maddi tazminat

istemine ilişkin kısmının reddedilmesiyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedirler.

b. Değerlendirme

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların bu iddiaları adil yargılanma hakkının unsurlarından olan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

46. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel

başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların

incelemeye tabi tutulamayacağı; 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B.

No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

47. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan

sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa

Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No:

2013/3351, 18/9/2013, § 42).

48. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

anılan Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine ve Kanun’un

kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesine ilişkin takdir derece

mahkemelerine aittir (Ali Şaşkın ve diğerleri, B. No: 2013/6819,

21/4/2016, § 38).

49. Olayda başvurucunun maddi tazminat talebi iki

unsurdan kaynaklanmaktadır. Birinci unsur istasyonun yakılması nedeniyle oluşan

zarar ikinci unsur ise yakılma sonrası yeniden işletilememesinden kaynaklanan

zarardır. Birinci unsur yönünden Komisyon başvurucunun daha önce Hukuk

Mahkemesi tarafından tespit edilen zararının güncel değerini ödemeyi kabul

etmiştir. İkinci unsur yönünden ise başvurucunun talebi reddedilmiştir. İdare

Mahkemesi önünde uyuşmazlık konusu olan kısım da bu hususa ilişkindir. İdare

Mahkemesi bu durumu tespit ettikten sonra talep doğrultusunda ikinci unsura

ilişkin zarar yönünden davayı incelemiştir. Mahkeme öncelikle istasyonun

işletilememesinin nedeninin terör eylemleri olup olmadığını incelemiş ve Duru

Jandarma Karakoluna 300 metre mesafede, Narlıtepe Jandarma Üs Bölgesine ise

1.000 metre mesafede olan istasyonun 1993 yılından itibaren süreklilik arz

edecek şekilde işletilmesini engelleyici nitelikte güvenlik tehdidinin

bulunmadığı sonuca varmıştır. İdare Mahkemesi, istasyonun işletilmemesinin

nedeninin terör olayları olmadığını belirledikten sonra olayda 5233 sayılı

Kanun kapsamında tazmin edilecek bir zarar bulunmadığı sonucuna varmıştır. Zira

5233 sayılı Kanun sadece terör nedeniyle veya terörle mücadele nedeniyle oluşan

zararların telafisine imkân sağlamaktadır.

50. Gerçekten de başvuru dosyasına başvurucu tarafından

eklenen belgelere göre başvurucuların murisi söz konusu istasyonu yeniden

faaliyete geçirebilmek için idari başvuruda bulunmuş fakat başvurusu 23/11/2000

tarihinde Jandarma Karakoluna 200 metre mesafede olduğu için ilgili mevzuatta

verilen yetkiye istinaden talebi reddedilmiştir. Bir başka deyişle

başvurucuların murisinin işyerini tekrar faaliyete geçirilmesi talebinin

reddedilmesinin terör faaliyetleri nedeniyle olmadığı, karakola 200 metre (ya

da 300 metre) mesafede bir akaryakıt istasyonunun bulunmasının genel güvenlik

sebepleriyle istenmediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan başvurucuların murisi

tarafından söz konusu istemin reddine dair idari işlemin iptali istemiyle veya

bu işlem nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmesi amacıyla genel hükümlere

göre iptal veya tam yargı davası açıldığı yönünden herhangi bir bilgi ve belge

başvuru dosyasına sunulmamıştır.

51. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde

akaryakıt istasyonunun işletilememesinin terör eylemlerine bağlı olmadığı

dolayısıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini gerekmediği yönündeki derece

mahkemesi değerlendirmesinde bariz takdir hatası ve açık bir keyfîlik

bulunduğunun söylenemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının kanun

yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

53. Başvurucular, murislerinin yaşanan terör olayları

nedeniyle uğradığı manevi zararların da giderilmesi gerektiğini ileri

sürmüştür. 5233 sayılı Kanun'da manevi zararların karşılanması yolunda bir

düzenleme bulunmamasına karşın son içtihatlar ve tazminat hukukunun esasları

gözetilerek idari yargı sürecinin başlatılması gerektiğini ifade etmiştir.

Başvurucular Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli kararına göre (bkz. § 27)

idari yargıda tam yargı davası açılarak manevi tazminat istenebileceğini, 5233

sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümlerinde manevi zarara uğrayanların

manevi tazminat istemlerinin karşılanacağına ilişkin herhangi bir düzenlemenin

yer almadığı gerekçesiyle Mahkemece manevi zararlarının karşılanmadığını, bu

durumun Anayasa'nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi

ile 125. maddesinde belirtilen idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı

yargı yolunun açık olduğu ilkesini ihlal ettiğini iddia ederek ihlalin

tespitini istemiştir.

b. Değerlendirme

54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucular;

Mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak davalarının reddi yönünde karar

verildiğini, bu nedenle manevi zararları hakkında idare hukuku genel hükümleri

kapsamında inceleme yapılarak bir giderim sağlanması imkânının kendilerine

tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 2. ve 125. maddelerinde güvence altına

alınan ilkelerin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Manevi tazminat isteminin

reddedilmesi ile ortaya çıkan temel sorun başvurucunun mahkemeye etkili

erişiminin engellenmesi olduğundan başvurucuların manevi tazminat istemi

hakkındaki iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı

yönünden incelenmesi uygun görülmüştür (benzer yönde değerlendirme için bkz. Mehmet

Emin Timurtaş, B. No: 2014/2008, 22/11/2017, § 46).

i. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

55. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

56. 5233 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddi

zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların genel

hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir kanundur. 2577 sayılı

Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak

hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.

Bu yol 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak

uğranılan zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas Emre, B. No:

2014/5005, 6/1/2016, § 81).

57. Anılan içtihatta ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı

Kanun manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere

göre açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de

engellememektedir. Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233

sayılı Kanun kapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat

hukukunun genel prensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.

58. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde

açtıkları davaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile

getiriliş biçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda

belirtilen içtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı

Kanun'un ilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığı yoksa manevi

tazminat talebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulması

gerekir.

59. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin (Emir Ağgül ve

diğerleri, B. No: 2014/16320, 21/11/2017) kararında belirtildiği üzere bir

tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin mevzuat hükümleri

kapsamında yürütülen yargılamada, kişilerin taleplerini başlattıkları usulde

hataya düşülerek incelemenin yapılacağı mevzuat kaynaklarının daraltılmasının

belirtilen anlamda dava açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak

değerlendirilmesi ve bu müdahalenin mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

60. Nitekim 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminat

ödenmesine ilişkin benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesi, terör ve terörle mücadele kapsamında gerçekleşen zararlara

ilişkin manevi tazminat taleplerinin karşılanması için 5233 sayılı Kanun’da

hüküm bulunmamakla birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında

başvurucuların anılan talep hakkına sahip olduklarını belirtmiştir. Anayasa

Mahkemesi 5233 sayılı Kanun'un maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla

birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir kanun olduğunu,

2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden

kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı

tanındığını belirterek idareye yaptıkları başvuru ve açtıkları davayı tazminat

hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalan başvurucuların

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Özden Sayar ve

Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).

61. Somut olayda başvurucuların murisi, dava dilekçesinde

5233 sayılı Kanun kapsamında manevi zararların giderilmesinin mümkün olmadığını

dile getirmekle birlikte AİHM ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdinde

devletimiz tarafından yapılan savunma ve beyanlardan, AİHM'nin konuyla ilgili

geliştirdiği son içtihatlarından bahsederek idare hukuku genel hükümleri

çerçevesinde manevi tazminat ödenmesi istemiyle tam yargı davası açtığını

belirtmiştir. Mahkeme; Komisyona yapılan başvurunun maddi zarara ilişkin

olduğunu, manevi tazminat talebiyle açılan davada 5233 sayılı Kanun'a göre

manevi tazminata hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar

vermiştir. Anılan iddialar kanun yolu aşamasında da ileri sürülmesine karşın

mahkeme kararı onanmış, karar düzeltme istemi de reddedilmiştir.

62. Oysa manevi tazminat istemiyle tazminat hukukunun

genel prensiplerine göre açılan davada 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin son

fıkrasındaki, 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13. maddelerindeki (bkz. §§ 20-22)

açık düzenlemeler ile Danıştay (bkz. § 28) ve Anayasa Mahkemesi (bkz. § 27)

içtihatları dikkate alındığında başvurucunun manevi tazminat talebi hakkında

idare hukukunun genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak bir karar

verilmesi yoluyla başvurucunun mahkemeye erişimine olanak sağlanmalıdır.

63. Açtıkları manevi tazminat davasını tazminat hukukunun

genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalan başvurucuların

mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulduğu açıktır. Yukarıdaki belirtilen

ilkeler ışığında yapılan incelemede başvurucuları manevi tazminat davasını

tazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum bırakan

müdahale yönünden yukarıda değinilen içtihatlardan (diğerleri arasından bkz. Emir

Ağgül ve diğerleri, Mehmet Emin Timurtaş başvuruları) ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmadığı ve ölçüsüz müdahalenin başvurucuların

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmaktadır.

64. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden

yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir.”

66. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

67. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir

(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

68. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

69. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer

hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden

yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu

öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı

olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın

yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama

sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

70. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

71. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekir

72. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

73. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama

giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin kabulüne,

B. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine (Anılan Mahkemenin 1/2/2012 tarihli ve

E.2011/1290, K.2012/141 sayılı kararına ait dava dosyası ile ilgilidir.)

GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,

F. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 9/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Zeynep KARAKOÇ DOĞANOĞLU Başvurucular : 1. Bülent AKTAY 2. Celal AKTAY 3. Cemal AKTAY 4. Emine AKTAY 5. Gülten ÖCAL 6. Mehmet Bedri AKTAY 7. Murad AKTAY 8. Remziye AKTAY 9. Şükriye ERELİ Başvurucular Vekili : Av. Ramazan DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/5895, 9 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Adli Yardım
  16. B. Adil
  17. C. 6216 Sayılı
  18. B. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede
  19. C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  20. D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  21. F. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  22. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. M. Emin KUZ
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/5895
Tarih
9 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Bahar Özkara Başvurusu (B. No: 2019/17572)
  • Bedrettin Yüksek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/6431)
  • Gülizar Gökmen Başvurusu (B. No: 2017/27471)
  • Mehdin Taş Başvurusu (B. No: 2018/33102)
  • Hüseyin Sizer Başvurusu (B. No: 2019/17279)
  • Pınar Gül Başvurusu (B. No: 2019/17281)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.