İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Can Kaya Başvurusu (B. No: 2016/47214)

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklamanın hukuki

Başvuru No2016/47214Tarih18 Nisan 2019Okuma22 dk · 4.473 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Can Kaya Başvurusu

Karar tarihi
18 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2016/47214
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.473 kelime·22 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklamanın hukuki

olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ile sulh ceza

hakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; mal varlığına el koyma tedbiri uygulanması nedeniyle de

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/10/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvuru Tarihine Kadar

Yaşanan Gelişmeler

6. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016

tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar

verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Darbe

teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere

ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,

§§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.

7. Başvurucu, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sonrasında

Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlediği şüphesiyle Gölbaşı

Cumhuriyet Başsavcılığınca 25/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

Başvurucunun 26/7/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından kanuni hakları

hatırlatılarak müdafii huzurunda ifadesi alınmıştır.

Başvurucunun iddiasına göre zorunlu müdafii talep

edebileceği belirtilmiş ancak kendi vekilinin ifadeye katılması engellenmiştir.

8. Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde başvurucunun

isnat edilen suçtan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde,

başvurucunun atılı suçu işlediğine dair yoğun ve kuvvetli suç şüphesinin mevcut

olduğu belirtilmiştir. Hâkimlik ayrıca, atılı suçun tutuklamayı gerektiren

katalog suçlardan olduğunu ve atılı suçun kanunda öngörülen yaptırımının alt ve

üst sınırları ile başvurucunun sosyal durumuna göre kaçma şüphesinin

bulunduğunu belirtmiştir. Kararda bunun yanında henüz toplanmamış bulunan

delillerin karartılma şüphesinin mevcut olduğuna dikkat çekilmiştir. Son olarak

ise kanunda öngörülen yaptırımın nevi ve süresine göre işin önemi de dikkate

alındığında adli kontrol tedbirlerinin yeterli olamayacağı ifade edilmiştir.

9. Başvurucu 2/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliği 18/8/2016 tarihinde itirazın reddine

karar vermiştir. Bu karar başvurucuya 5/9/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

10. Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı ile

gönderdiği soruşturmayı Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı yürütmüştür.

11. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca 6/9/2016 tarihinde

başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin gerçek ve tüzel kişiler ile kamu

kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararın tazmini amacıyla devir ve temliki ile

bunlarla ilgili hak tesisini önlemek veya tasarruf yetkisini kısıtlamak için

şüphelilere ait taşınmazların tapu kütüğü ile kara, deniz ve hava ulaşım

araçlarının kayıtlı bulunduğu sicillere şerh konulması talep edilmiştir.

12. Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde bu

talebi kabul etmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu ile diğer şüphelilerin

soruşturma konusu suçu işlediklerine dair kuvvetli şüphenin mevcut olduğu

belirtilmiştir. Kararda 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun

Hükmünde Kararname'nin (671 sayılı KHK) 31. maddesi ile değişik 12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 20/A maddesi dayanak olarak

gösterilmiştir. Buna göre geçici hukuki koruma tedbiri olarak taşınmazlar için

tapu kütüğüne; kara, deniz ve hava araçları için ise kayıtlı bulunduğu sicile

şerh verilmesine karar verilmiştir. Karar gereğince başvurucunun Ankara'nın

Altındağ ilçesine bağlı Karacaviran Mahallesi'nde

bulunan 125 parsel sayılı taşınmazdaki 1/30 payı yönünden 21/9/2016 tarihinde

tapu kaydına tedbir şerhi konulmuştur.

13. Başvurucu 5/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

14. Yine Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliği ise 10/11/2016

tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin yardımlaşma kurum ve

sandıklarından olan alacaklarına tedbir konulmasına karar vermiştir.

15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun Anayasa'yı

ihlal, yasama organını ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs ve silahlı terör örgütüne üye olma

suçlarından cezalandırılması talebiyle 31/3/2017 tarihinde iddianame

düzenlemiştir. İddianamede, Mali Suçları Araştırma Kurulu raporu, emniyet

görevlilerince düzenlenen rapor ve diğer bazı delillere göre başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması

(FETÖ/PDY) üyesi olduğu, suç tarihinde darbe faaliyetini organize edip yürüten

şüphelilerden A.Ö.nün

koruması olduğu ve suç tarihinde görev ve yetkisi bulunmadığı hâlde A.Ö. ile

birlikte Akıncı Üssü'ne geldiği belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun darbe

girişiminde bulunanların verdikleri görevleri yerine getirerek darbe

faaliyetine iştirak ettiği belirtilmiştir.

16. İddianame tevzi edildiği Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından kabul edilerek kovuşturmaya başlanmıştır. Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi'nden (UYAP) yapılan sorgulama sonucuna göre yargılama devam etmektedir.

Davanın 19/10/2018 tarihinde yapılan oturumunda verilen ilgili ara kararı

şöyledir:

"Bir kısım sanıkların mal varlığı üzerine

konulan tedbirlerin kaldırılması hususundaki taleplerin 3713 sayılı yasanın 20a maddesi uyarınca konulan tedbirlerin 2 yıl süre ile

geçerli olduğu ve hukuk mahkemelerince tedbirin devamına veya ihtiyati haciz

veya ihtiyati tedbir verilmemesi halinde söz konusu tedbir kararlarının

kendiliğinden kalkacağı hükmü uyarınca sanıklar ve müdafilerinin talepleri

konusunda karar verilmesine yer olmadığına [karar verildi]."

17. Ayrıca Millî Savunma Bakanlığı, başvurucunun da aralarında

bulunduğu davalılar aleyhine Akıncı Üssü'ne ilişkin olarak meydana gelen

zararın tazmini istemiyle 3.729.548,33 TL ve 211.020,26 Amerikan doları

tutarındaki zararın tahsili için dava açmıştır. Bakanlık, ayrıca Ankara 26.

Asliye Hukuk Mahkemesinden soruşturma ve kovuşturma aşamasında davalıların mal

varlığı yönünden verilen tedbirin devamı olarak başvurucu ve diğer davalıların

mal varlıkları yönünden ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir.

18. Mahkeme 8/12/2017 tarihinde bu talebi kabul ederek başvurucu

ve diğer davalıların taşınmazları ile kara, hava ve deniz ulaşım araçlarına,

yardımlaşma kurum ve alacaklarına konulan tedbir kararının devamı niteliğinde

teminatsız olarak ihtiyati haciz konulmasına karar vermiştir. Karar uyarınca

başvurucunun anılan taşınmazdaki payı yönünden 10/5/2018 tarihinde ihtiyati

haciz şerhi konulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

19. 3713 sayılı Kanun'un 671 sayılı KHK'nın 31. maddesi ile

değişik "Zararların tazimini amacıyla

tedbir konulması" kenar başlıklı 20/A. maddesi şöyledir:

"Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap

Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan

suçlar ve bu Kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler

ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla,

soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi,

kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara ait

taşınmazların veya kara, deniz ya da hava ulaşım araçlarının devir ve temlikini

veya bunlarla ilgili hak tesisini önlemek ya da tasarruf yetkisini kısıtlamak

için şerh düşülmesine karar verilebilir. Taşınmazlarla ilgili karar tapu

kütüğüne; kara, deniz ve hava ulaşım araçlarıyla ilgili karar ise bu araçların

kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. Kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın kesinleşmesi halinde veya şerhin konulduğu tarihten

itibaren bir yıl içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmiş

ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerh

kendiliğinden terkin edilir.”

20. 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK'nın 88. maddesi ile 3713 sayılı

Kanun'un 20/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “şerh düşülmesine” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bu kişilerin yardımlaşma kurum ve sandıklarından

olan alacaklarına tedbir konulmasına” ibaresi eklenmiştir.

21. 5/6/2017 tarihli ve 691 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK'nın 7. maddesi ile 3713 sayılı

Kanun'un 20/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıl” ibaresi “iki

yıl” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar

eklenmiştir:

“Birinci

fıkra kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum

ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla açılan davalarda;

davalının adres kayıt sisteminde adresinin bulunmaması veya bulunup da

tebligata elverişli olmaması halinde, mahkemece, dava dilekçesinin özeti tirajı

ellibinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı

yapılan gazetelerden biri vasıtasıyla ilan edilir. Yapılacak ilanda davalının

bir ay içinde yurtiçinde tebligata elverişli bir adres veya 11/2/1959 tarihli

ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7/a maddesi uyarınca

kayıtlı elektronik posta adresi bildirmemesi ya da davada kendisini avukatla

temsil ettirmemesi halinde, yargılamaya yokluğunda devam olunacağı, yargılama

aşamalarında başkaca tebligat yapılmayarak hüküm verileceği ve hükmün de aynı

usulle tebliğ edileceği ihtar edilir. Adresi yabancı ülkede bulunan davalıya

çıkarılacak tebligatta, bu fıkrada belirtilen ilanda yer alan hususlar ile

yabancı ülke adresine bir daha tebligat yapılmayacağı ihtarına yer verilir.

Birinci fıkra kapsamında açılan davaların

kısmen veya tamamen reddi halinde, davacı aleyhine maktu avukatlık ücretine

hükmolunur. Ancak belirlenen ücret dava değerini geçemez.”

22. 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği

hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."

23. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun

257. maddesi şöyledir:

"Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş

bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan

taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer

haklarını ihtiyaten haczettirebilir.

Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız

aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:

1 – Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;

2 – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi

kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl

eden hileli işlemlerde bulunursa;

Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç

yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder."

24. 2004 sayılı Kanun'un 265. maddesinin birinci ve beşinci

fıkraları şöyledir:

"Borçlu kendisi dinlenmeden verilen

ihtiyatî haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi hâlde

haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde

mahkemeye müracaatla itiraz edebilir."

"İtiraz üzerine verilen karara karşı

istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle

inceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf yoluna başvuru, ihtiyatî haciz

kararının icrasını durdurmaz."

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı 91.

maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz."

"(5) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve

gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine

karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî

temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest

bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi

incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört

saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya

gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir

ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır

bulundurulmasına karar verilir."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

28. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ile (3) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde

sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

29. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

31. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da,

bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya

amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

32. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

33. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek

o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 18/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu, Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliğince verilen tutuklama

kararının hukuki olmadığını ve tutukluluk için Anayasa ve kanun hükümlerinde

yer alan koşulların bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

37. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar

başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

39. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

40. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

41. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

42. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

43. Genel ilkeler için bkz. Özcan

Güney, B. No: 2017/20709,15/11/2018, §§ 57-62.

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

44. Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs

suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi gerekir. Tutuklama kararında; başvurucunun atılı suçu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunu gösterir delillerin

bulunduğu kanaatine varılmıştır (bkz. § 8). İddianamede ise Mali Suçları

Araştırma Kurulu raporu, emniyet görevlilerince düzenlenen rapor ve diğer bazı

delillere göre başvurucunun Fetullahçı Terör

Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu, suç tarihinde darbe

faaliyetini organize edip yürüten şüphelilerden A.Ö.nün koruması olduğu ve suç tarihinde görev ve

yetkisi bulunmadığı hâlde A.Ö. ile birlikte Akıncı Üssü'ne geldiği

belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun darbe girişiminde bulunanların verdikleri

görevleri yerine getirerek darbe faaliyetine iştirak ettiği belirtilmiştir

(bkz. § 16).

46. Buna göre belirtilen deliller neticesinde yapılan

değerlendirmede başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunduğu

sonucuna varılmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

47. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması

şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının

olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama

kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tüm

özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

48. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen suç Türk hukuk

sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat

edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine

işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır.

49. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia

olunan suçların vasıf ve mahiyetine, suçlara ilişkin kanunda öngörülen

cezaların ağırlığına, mevcut delil durumuna ve isnat edilen suçların katalog

suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir.

Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu

yönünden özellikle kaçma ve delilleri etkileme şüphesine yönelik tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

50. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, § 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 350).

51. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince isnat edilen suçlar için

öngörülen cezaların miktarı, işin niteliği ve önemi de nazara alınarak

başvurucu hakkında tutuklama tedbirine karar verilmesinin ölçülü olmadığı söylenemez.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

53. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

54. Başvurucu, soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlandığından

yakınarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

55. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

56. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok kararında

incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan kişiye

yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi

gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas

tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate

alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107;

Süleyman Bağrıyanık

ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 248-257).

57. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ile soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Yakalama ve Gözaltı

Tedbirlerinin Hukuki Olmadığına İlişkin İddialar Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

59. Başvurucu, yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki

olmadığından yakınarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

60. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

61. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı

veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin

olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış

da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:

2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

62. Somut olayda yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki

olmadığına ve/veya kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığına ilişkin

iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Yapısına İlişkin İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu tutukluluğa itirazları inceleyen sulh ceza

hakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüştür.

65. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

67. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucu, ceza soruşturması kapsamında taşınır ve taşınmaz

malları üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlandırıldığını ve banka hesabına da

bloke konulduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

70. Bakanlık görüşünde, başvurucunun el koyma tedbirine ilişkin

kararlara itiraz etmediğine işaret edilerek başvuru yollarının tüketilmediği

belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucunun mülkiyet hakkından mahrum

bırakılmadığı için müdahale olmadığını, müdahalenin varlığının kabulü hâlinde

ise kanuni dayanağı ve meşru amacı bulunan müdahalenin ölçülü sayılması

gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.

71. Başvurucu ise cevap dilekçesinde soruşturma dosyasında

mevcut kısıtlılık kararı sebebiyle itiraz edebilmesinin güçleştiğini, ayrıca

suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe bulunmadığı hâlde haksız yere mal varlığı

ile ilgili tedbir uygulandığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

72. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi

zorunludur (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

73. Somut olayda ceza soruşturması kapsamında başvurucunun mal

varlığı ile ilgili olarak sulh ceza hâkimliği kararıyla el koyma tedbirinin

uygulandığı, başvuru devam ederken ise bu defa asliye hukuk mahkemesince

ihtiyati haciz uygulanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

74. Bununla birlikte başvurucunun soruşturma aşamasında verilen

söz konusu tedbir kararlarına karşı reddine ilişkin ara kararlara karşı itiraz

yoluna başvurmadığı görülmektedir. Hâlbuki 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde

mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim

Nuray Işık (B. No: 2014/7561,

28/9/2016, §§ 68, 69) başvurusunda Anayasa Mahkemesi söz konusu itiraz yolunun

etkisiz olmadığını tespit ederek -diğer unsurlar yanında- mal varlığı ile

tedbir kararlarına karşı olağan bir kanun yolu olan itiraz yolunun

tüketilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia

yönünden başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Diğer taraftan

başvuru devam ederken konulan ihtiyati haciz şerhi yönünden de 2004 sayılı

Kanun'un 265. maddesine göre kanun yoluna başvurulabileceği de görülmektedir.

75. Ancak başvurucu söz konusu yargısal yolları tükettiğine dair

herhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır. Her ne kadar başvurucu ceza

soruşturması aşamasında verilen tedbir kararından haberdar olmadığını ileri

sürmüş ise de başvuru formunda mal varlığı ile ilgili tedbir konulduğunu

bildirmiştir. Bu durumda başvurucunun tedbirden haberdar olduğu ve itiraz

yoluna da gidebileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak bireysel başvurunun

ikincilliği ilkesi gereğince olağan kanun yollarının tüketilmediği ihlal

iddialarının doğrudan Anayasa Mahkemesince incelenebilmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu ileri sürülen söz konusu

iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın;

a. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddia yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

b. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddia

yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

c. Yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin

iddia yönünden başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

d. Sulh ceza hâkimliklerinin yapısına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

18/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Can KAYA

Vekili

:

Av. Güler

KAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/47214, 18 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuru Tarihine Kadar
  7. B. Başvuru Tarihinden
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. Mülkiyet Hakkının
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Gökcan
  14. Özgüldür
  15. Kaya
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/47214
Tarih
18 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Cengiz Uğuz Başvurusu (B. No: 2016/5150)
  • Mehmet Geçgel Başvurusu (B. No: 2014/4187)
  • Türkiye İş Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/2400)
  • R.m. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/19133)
  • Egeçep Derneği Başvurusu (B. No: 2015/17415)
  • Güral Doğan Başvurusu (B. No: 2015/7453)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.