İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Celal Asan Başvurusu (B. No: 2014/15507)

1. Başvuru terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması

Başvuru No2014/15507Tarih27 Aralık 2017Okuma25 dk · 4.908 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Celal Asan Başvurusu

Karar tarihi
27 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/15507
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.908 kelime·25 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması

nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan

Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruda uyuşmazlık

tutanağı düzenlenmesi akabinde açılmış davanın kısmen reddedilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının; davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul

sürede sonuçlandırılmaması, kararların gerekçesiz olması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Tunceli ili Ovacık ilçesi Kurukaymak

köyünde ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları neticesinde köyünün

boşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden 1994 yılında göç etmek zorunda kaldığını

iddia etmiştir.

9. Başvurucu 7/10/1994 ile 16/10/1994 tarihleri arasında

köyündeki evinin terör nedeniyle yanmasına ilişkin Ovacık Kaymakamlığına

şikâyet dilekçesi verdiğini ancak herhangi bir sonuç alamadığını beyan

etmiştir.

10. Başvurucu, köye dönüşüne izin verilmesi talebiyle 2001

yılında Ovacık Kaymakamlığına başvurduğunu fakat talebinin reddedildiğini ileri

sürmüştür.

11. Başvurucu 11/4/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

12. Komisyon 13/10/2009 tarihli ve 2296 sayılı kararında

başvurucuya 88,00 m² ev için 122,10 TL birim fiyatı üzerinden 6.446,88 TL,

88,00 m² ahır için 70,40 TL birim fiyatı üzerinden 3.717,12 TL, 4.00 dönüm

sulak arazi için 53.46 TL birim fiyatı üzerinden 7 yıl için 1.496,88 TL, 4.67

dönüm kıraç arazi için 27.50 TL birim fiyatı üzerinden 7 yıl için 898.40 TL ve

keşif tutanağında tespiti yapılan ağaçlar ile bu ağaçlara ilişkin fiziksel

değerin hesaplamaya dâhil edilmesi suretiyle toplam 15.039,78 TL ödenmesine

karar verilmiştir.

13. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi

gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği

başvurucu vekiline gönderilmiştir.

14. Komisyon tarafından karara bağlanan tazminat miktarı

başvurucu tarafından kabul edilmeyerek 29/1/2010 tarihinde uyuşmazlık tutanağı

düzenlenmiştir.

15. Başvurucu tarafından Komisyon kararında hükmedilen miktarın

gerçek zararını karşılamadığından bahisle Elazığ 1. İdare Mahkemesinde

(Mahkeme) iptal davası ile maddi ve manevi tazminat istemli tam yargı davası

açılmıştır.

16. Mahkemenin 31/7/2012 tarihli kararı ile dava konusu işlemin

iptaline, maddi tazminat istemi yönünden bu aşamada karar verilmesine yer

olmadığına; manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...Ancak, komisyonun sözü edilen re'sen araştırma yükümlüğünün yanında başvuru sahiplerinin

de dilekçelerinde zararın nev'i, tutarı, gerçekleşme şekli, gerçekleştiği yer

ve tarihi belirtmelerinin yanısıra ellerinde varsa bu

hususları kanıtlayan bilgi-belgeleri ibraz etmek suretiyle komisyona yardımcı

olma yükümlülüklerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

...

komisyonların zarar iddialarının araştırılması

konusunda izlediği yöntem ile zarar miktarının hesaplanmasında esas aldığı ölçü

ve kriterlerle ilgili olarak aşağıda sıralanan belli başlı hususlar tespit

edilmiştir:

1-Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca her yıl

yayımlanan Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak

Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliğ hükümlerinin esas alınması

suretiyle, Komisyonca, binaların, niteliğine ve yapımında kullanılan malzemeye

göre bir ayrıma tabi tutularak köy tipi ev için I. Sınıf B Grubu'ndaki,

betonarme ev için II. Sınıf B Grubu'ndaki, ahır-samanlık için ise I. Sınıf A

Grubu'ndaki m2 birim maliyet değerlerinin esas alınmasının daha objektif ve

hakkaniyete uygun düştüğü sonucuna ulaşılarak bina zararlarının belirlenmesinde

esas alınabilecek bir kriter olduğu ancak kararın verildiği tarihte geçerli

olan birim fiyatlarının dikkate alınması hususunda hatalar yapıldığı

görülmektedir.

2- Terör ve terörle mücadelede yürütülen

faaliyetler nedeniyle zarara uğrayan vatandaşların zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, zararların tazminine

ilişkin uygulama farklılıklarından kaynaklanan sorunların giderilmesi vetüm Zarar Tespit Komisyonu kararlarında standardizasyonun

sağlanması amacıyla, tarım, hayvancılık ve taşınmazlara ilişkin zararların

hesaplanmasında kullanılacak değer aralıklarının tablolar halinde düzenlendiği

ve komisyonlarca yapılacak zarar tespitlerinde bu tablolarda gösterilen değer

aralıklarının göz önünde bulundurulmasının gerektiği kararlaştırılmış olup,

özellikle tarımsal zararların hesaplamasına yönelik olarak; birden çok ürün

çeşidi yetiştirilen arazilerde mal varlığına ulaşamamadan dolayı oluşan

zararlar için arazi gelirlerinin hesaplamasında, o arazide/yörede genel olarak

yetiştirilmekte olan ürün çeşitlerine göre komisyonlarca tespit edilen net

gelir değerleri üzerinden ortalama bir gelir hesaplanıp (münavebe sistemi) daha

sonra hesaplanan bu ortalamaya göre zararların karşılanabileceği yönünde

değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda genel olarak çerçevesi çizilen

tarımsal zararların yöre koşullarına uygun şekilde karşılanması amacıyla

yapılacak hesaplamalarda uygulamanın standart bir şekilde yürütülmesi amaç

edinilmekte olup, 19 İl verileri toplanarak hazırlanan ve İçişleri Bakanlığı

İller İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 05/03/2007 tarih 1125 sayılı yazısı ve

ekindeki hesap tabloları ile İlin coğrafi,tarımsal

yapısı ve İl Tarım Müdürlüklerinin görüşleri dikkate alınarak hazırlanmasının

hakkaniyete uygun olacağı benimsenmiştir. Bu bağlamda Tunceli İlindeki

uygulamaya bakıldığında; 27/03/2007 tarihli Komisyon toplantısında zararların

tazminine yönelik hesaplama kriterlerinin belirlendiği, ancak bu

değerlendirmeler neticesinde tesis edilen işlemler üzerine açılan davalarda,

Malatya İdare Mahkemesi'nce Tunceli İlinin coğrafi, iklim ve toprak yapısı ile

yörede yoğun olarak yetiştirilen ürün çeşidi göz önünde bulundurularak, 1000 m²

sulu ve susuz tarla ile aynı ölçülerdeki meyve bahçesinin ortalama yıllık

gelirinin 2005, 2006, 2007 ve 2008 yılı fiyatlarına göre ne kadar olduğunun

Tunceli İl Tarım Müdürlüğü'ne sorulması üzerine, İlçeler bazında 1 dekar sulu

ve susuz tarım arazisi ile aynı ölçülerdeki karışık meyve bahçesi ve kapama

ceviz bahçesinin yıllık ortalama net gelirine ilişkin fiyatların tablolar

halinde Mahkemeye sunulduğu, gelen veriler ileTunceli

Valiliği bünyesinde kurulan komisyonlarca dayanak alınan veriler arasında büyük

farklılıklar bulunduğunun görülmesi üzerine, yöre koşulları dikkate alınarak ve

kamulaştırmalarda kullanılan değerlere göre tespit edildiği anlaşılan Tarım İl

Müdürlüğü'nce gönderilen tabloların, gerçek zararın tazminine elverişli veobjektif nitelikte olduğu kanaati ile karar verildiği

görülmekte olup, anılan kararlar üzerine davalı idarece yapılan

değerlendirmelerin Mahkeme kararları ile farklılık arz ettiğinin görülmesi

nedeniyle, Mahkememizin E:2012/850 sayılı ve 08/05/2012 tarihli ara kararı ile

"tarımsal zararlarının belirlenmesine yönelik olarak; a- Tunceli İlinin

coğrafi, iklim ve toprak yapısı ile yörede yoğun olarak yetiştirilen ürün

çeşidi göz önünde bulundurularak, 100m² sulu ve susuz tarla ile aynı

ölçülerdeki meyve bahçesinin ortalama yıllık gelirinin 2005, 2006 .... 2012

yılı fiyatlarına göre ne kadar olduğunun sorulmasına, b- İçişleri Bakanlığı

İller İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 05.03.2007 tarih, 1125 sayılı yazısı ve

ekinde yer alan hesap tabloları ile Tunceli İlinin coğrafi ve tarımsal yapısı

ile İl Tarım Müdürlüğü görüşleri dikkate alınarak Zarar Tespit Komisyonu Genel

Koordinatörü Başkanlığında yapılan 27.03.2007 tarihli toplantı neticesinde

hazırlanan değerlendirmeye esas verilerin istenilmesine, c-Yukarıda yer verilen

iki ayrı değerlendirmeye dayanak teşkil eden birim fiyat farklılığının neden

kaynaklandığı sorularak, bu hususa ilişkin olarak ayrıntılı (bilimsel ve teknik

verilerden yararlanmak suretiyle) bir açıklama yapılmasının istenilmesi"

üzerine gelen cevabi yazı ve eklerinde; Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonu

Başkanlığı'nın 13/06/2011 tarih ve 3200 sayılı yazı ile Tunceli İl Tarım

Müdürlüğü'ne Tunceli İlinde sulak ve kıraç arazilerde genelde hangi ürün

çeşitlerinin yoğun olarak yetiştirildiğinin belirtilmesinin istenilmesi

üzerine, 22/06/2011 tarih ve 1291-3373 sayılı Tunceli İl Tarım Müdürlüğü

yazısında, Tunceli İlinde sulu arazilerde genelde buğday üretimi, kuru

arazilerde ise arpa, buğday üretiminin yapıldığı ifade edilmiş olup, Tunceli

Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'nca İçişleri Bakanlığı tarafından gönderilen

tarım ve hayvancılıkla ilgili standardizasyon tablolarında yer alan ( buğday

ile ilgili ) en üst limitlerinin göz önünde bulundurularak hesaplama yapıldığı

ve Malatya İdare Mahkemesi kararlarında esas alınan verilerin kamulaştırmaya

esas olarak hazırlanmış ve Tunceli İlinde genelde yetişmeyen ürünlerin

münavebesinde oluşan değerler olduğu belirtilmekte ise de, Malatya İdare

Mahkemesi tarafından ara kararı ile istenilmesi üzerine Tunceli İl Tarım

Müdürlüğü'nce gönderilen tabloda ilçe bazında yapılan hesaplamalarda Merkez,

Çemişgezek, Mazgirt ve Pertek İlçelerinde karışık sebze (domates+biber+patlıcan)-buğday

münavebesi, Nazimiye, Ovacık ve Pülümür İlçelerinde ise kuru fasulye-buğday

münavebesinin, kuru arazilerde ise İl genelinde buğday-nohut münavebesinin esas

alındığı görülmekte olup, 2009 ve 2010 yıllarına ilişkin İl Tarım Müdürlüğü

verilerinde aynı şekilde münavebe sisteminin esas alındığı,2011 yılına ilişkin

verilerde ise Merkez, Çemişgezek, Mazgirt ve Pertek İlçelerinde karışık sebze (domates+karpuz+kavun)-buğday münavebesi, Hozat, Nazimiye,

Ovacık ve Pülümür İlçelerinde ise kuru fasulye-buğday münavebesinin esas

alındığı, Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı'nın istemi üzerine

gönderilen verilerdeki farklılıkların (münavebeyi oluşturan tarımsal ürün

çeşidindeki farklılıklar) çelişkiye yol açtığı ve buna bağlı olarak hesaplamada

baz alınan münavebe sistemi içerisindeki yer alan ürün çeşitliliğinin (sulu

arazilerde buğday üretimi, kuru arazilerde ise arpa, buğday üretimi) yöre

koşulları dikkate alınmaksızın bir hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.

Özetle, tarımsal zararların tazminine yönelik

olarak yapılacak değerlendirmelerde; İçişleri Bakanlığı'nca hazırlanan standartizasyon tablolarında yer alan değer aralıkları

içinde ve Tunceli İlinin coğrafi, iklim ve toprak yapısı ile yörede yoğun

olarak yetiştirilen ürün çeşidi (Tunceli İl Tarım Müdürlüğü'nün İlçe bazında

hazırlamış olduğu münavebe sistemi) göz önüne alınarak bir değerlendirme

yapılması halinde hakkaniyete uygun bir hesaplama yapılacağı açıktır.

3- Komisyonun, başvuru sahiplerinin uğradığı

gerçek zararı belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun göç ettiği esnadaki

malvarlığının hangi kalemlerden oluştuğunu ve miktarını net olarak saptaması

gerekmektedir. Oysa, bakılan uyuşmazlıklarda Komisyon tarafından, çoğu zaman

gerek araştırma heyetinin yaptığı tespitler, gerekse başvuru sahibinin sunduğu

tapu senedi, emlak beyanı gibi kanıtlayıcı bilgi-belgeler dikkate alınmadan

ve/veya bu veriler arasındaki çelişkiler giderilmeden doğrudan, hiçbir hukuki

dayanağı olmayan zarar kalem ve miktarlarının esas alınarak hesaplama yapıldığı

görülmektedir. Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere araştırma heyetlerinin

yaptığı tespitler, resmi ve itibar edilebilir nitelikte olup, komisyonların bu

tespitleri doğrudan esas alması gerektiği yönünde zorlayıcı yasal bir hüküm

olmamakla birlikte komisyonların mahallinde yapılması gereken araştırma ve

incelemeleri bizzat yapmak yerine bu heyetler vasıtasıyla yaptığı durumlarda ya

söz konusu tespitleri esas alması ya da tespitlerin sıhhatından

kuşku duyuluyor ise yeniden keşif yapmak veya araştırmayı derinleştirerek

aksinin ortaya konulması gerekmektedir.

4- Konu ile ilgili olarak değinilmesi gereken

bir diğer husus ise, başvuru sahiplerinin meyve, kavak ve söğüt ağaçları ile

ilgili zarar iddialarının araştırılması yöntemidir. Bakılan uyuşmazlıkların

çoğunda araştırma heyetlerince, başvurucunun sahip olduğunu iddia ettiği ağaç

varlığının araştırılması ile ilgili olarak sadece bu yöndeki iddia ve

beyanların tutanağa geçirilerek başvurucu ve mahalli bilirkişilere

imzalatılmasıyla yetinildiği; araştırma heyeti üyelerinin, söz konusu formu

imzalamadığı gibi forma geçirilen iddialarla ilgili olarak mahallinde herhangi

bir araştırma yapmadığı, kendi gözlem ve kanaatlerini belirtmedikleri görülmüş

olup, bu haliyle söz konusu tutanakların bu duruma yönelik zarar hesabında esas

alınmasına imkan bulunmamaktadır.

Oysa, araştırma heyetlerinin mahallinde keşif

yapmasındaki maksat, başvuru sahiplerinin zarar iddiaları ile ilgili olarak

yerinde araştırma ve inceleme yapmak suretiyle gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.

Bu nedenle, ağaç varlığı ile ilgili iddilarda da

yerinde araştırma ve inceleme yapılarak bu kapsamda başvuru sahiplerinden ve

mahalli bilirkişilerden yer gösterme talep edilmeli ve gösterilen yerlerde

iddia konusu ile ilgili iz, emare araştırması yapılarak bunun sonucunda varılan

nihai kanaat ve düşüncenin belirtilmesi gerekmektedir.

İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen

standardizasyon tablolarında belirtildiği üzere; meyve ağaçlarının tahrip

olması durumunda, fiziksel değeri için komisyonca tespit edilen ortalama yıllık

gelirin 2 katı bedel ödeneceğinin kurala bağlanmasına karşın, komisyonca

yapılan değerlendirmelerde ağaçların fiziksel değeri için belirlenen birim

fiyatının standart bir değer üzerinden alındığı ve ağaç cinsinin dikkate

alınmadığı görülmektedir.

Öte yandan, meyve ağaçları zararlarının

tazminine ilişkin olarak davalı idarece yapılan değerlendirmeye bakıldığında;

İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen standardizasyon tablolarında yer alan

değer aralıkları içerisinde kalan birim fiyatlarının uygulandığı görülmektedir.

5- Başvurucuların malvarlıklarına

ulaşamadıkları sürenin belirlenmesinde öncelikle aynı yerleşim yerinde ikamet

eden kişilerin farklı tarihlerde göç etmiş olabilecekleri gerçeği karşısında

sürenin başlangıcı olarak köyün tamamen boşaldığı tarihin esas alınması

gerektiği, bu tarih ile ilgili resmi makamlarca yapılmış bir tespit varsa öncelikle

bunun, şayet köyün tamamen boşaldığı tarih ile ilgili somut resmi bir tespit

yok ise bu takdirde bölgede göçlerin yoğun olarak yaşandığı 1994 yılı

sonbaharının esas alınması gerektiği; malvarlığına ulaşamama durumunun son

bulduğu tarih ile ilgili olarak ise yine aynı şekilde öncelikle bu konuda resmi

makamlarca (valilik, kaymakamlık, araştırma heyeti v.b.)tespit

edilmiş bir tarihin olup olmadığına bakılmalı, şayet bu yönde resmi tespit yok

ise bu durumda olağanüstü hal uygulamasının kaldırıldığı tarihin esas alınması

gerektiği sonucuna varılmıştır.

Diğer taraftan, hayatın olağan akışına göre

menkul malların kolayca ve hızla elden çıkarılabilecek mahiyette olması

karşısında; davacının uğradığını iddia ettiği hayvan ve ot, saman, odun gibi

sair zararlarına ilişkin iddialarına bakıldığında; davacıya ait menkul malların

bulunup bulunmadığı, köyü terk ederken beraberinde götürüp götürmediği, satıp

satmadığı, özetle menkul zararının oluşup oluşmadığı hususlarında ispat yükünün

davacıya ait olduğu ve bu durumu belgelenendirilemediği

görüldüğünden, dava dilekçesinde yer alan iddiaların soyut ve afaki olduğu,

ayrıca manevi zararlarının tazminine ilişkin olarak da; 5233 sayılı Yasada

manevi zararın tazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer verilmediği dikkate alındığında,

talep edilen 3.000,00TL manevi zararın bu Yasa kapsamında karşılanma olanağı

bulunmamaktadır.

Dava konusu uyuşmazlığın yukarıda sıralanan

genel saptamalar ışığında değerlendirilmesi neticesinde; davacıya ait ev ve

ahıra ilişkin zarar tespitine yönelik olarak yapılan hesaplamada, köy tipi ev

için I. Sınıf B Grubu'ndaki, ahır-samanlık için ise I. Sınıf A Grubu'ndaki m2

birim maliyet değerlerinin esas alınması suretiyle 2009 yılı Mimarlık ve

Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak Yapı Yaklaşık Birim

Maliyetleri Hakkında Tebliğinin esas alınmadığı, davacıya ait arazilere ilişkin

birim fiyatının düşük hesaplandığı, araştırma heyetince tespiti yapılan

ağaçların fiziksel değerinin ayrı ayrı hesaplanması gerekirken (ceviz ağaçları

ile meyve ağaçları ayrı ayrı) ağaçların fiziksel değerine yönelik

hesaplamaların usule uygun olmadığı bu nedenle hesaplamanın doğru yapılmadığı

görülmektedir.

Buna göre, yukarıda yer verilen açıklamalar

uyarınca eksik ve yanlış araştırma ve hesaplama sonuçlarına dayanan dava konusu

komisyon kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Davacının, ev ve ahırının zarar görmesi

nedeniyle 20.000,00TL, hayvancılık yapamamadan kaynaklanan zararı nedeniyle

12.000,00TL, ağaçlarında meydana gelen zarar ile arazilerine ulaşamama nedeniyle

nedeniyle 15.000,00TL olmak üzere toplam 47.000,00TL'

maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte

ödenmesi istemine gelince;

Davacının ev ve ahır zararı ile hayvancılık

yapamaması sebebiyle oluşan zarar miktarının, davalı idare tarafından yukarıda

belirtilen eksiklikler giderilerek hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

göre Komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığıyla

belirleneceği, buna göre davacının başvurusu ile ilgili yapılacak araştırma ve

inceleme neticesinde ortaya çıkan yeni duruma göre tazminat talebinin öncelikle

Komisyon tarafından değerlendirilmesi gerekeceğinden, bu aşamada davacının

maddi tazminat isteminin bu kısmı hakkında karar verilmesine olanak

bulunmamaktadır."

17. Davalı idarenin ve başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 12/12/2013 tarihli ilamı ile ilk

derece mahkemesi kararının onanmasına hükmedilmiştir.

18. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 26/6/2014

tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddi kararı

başvurucu vekiline 18/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. İptal kararı akabinde Komisyonca yapılan yeniden inceleme

sonunda Komisyonun 8/11/2012 tarihli ve 62/01/2012/482 sayılı kararında

başvurucuya amortisman oranları da dikkate alınarak 88,00 m² ahşap, taş duvarlı

ev için 140,00 TL birim fiyatı üzerinden 6.160,00 TL; 88,00 m², ahşap, taş

duvarlı ahır için 80,00 TL birim fiyatı üzerinden 3.520,00 TL; 4.00 dönüm,

sulak arazi için 109,97 TL birim fiyatı üzerinden 7 yıl için 3.079,16 TL; 4.67

dönüm, kıraç arazi için 67,13 TL birim fiyatı üzerinden 7 yıl için 2.194,48 TL;

15 adet ceviz ağacı için 78,50 TL birim fiyatı üzerinden 7 yıl için 8.242,50

TL; 10 adet karışık meyve ağacı için 39,50 TL birim fiyatı üzerinden 7 yıl için

2.765,00 TL; 20 adet kavak ağacının fiziksel değeri için 14,00 TL birim fiyatı

üzerinden 280,00 TL olmak üzere toplam 26.241,14 TL ödenmesine karar verildiği

tespit edilmiştir. Komisyon kararında ayrıca başvurucunun hayvan zararlarına

ilişkin ise şahsın hayvan, ot, saman, odun gibi zararlarına ilişkin iddialarına

bakıldığında köyü terk ederken hayvanlarının ve menkul mallarının bulunup

bulunmadığını, bunları başvurucunun beraberinde götürüp götürmediğini, satıp

satmadığını, zararının oluşup oluşmadığını kişinin ispatlaması gerektiği ve bu

durumu belgelendiremediği görüldüğünden sadece bu iddialarının soyut ve afaki

olduğu dikkate alındığında talep edilen zararın karşılanma olanağı bulunmaması gözönüne alınarak hesaplamaların yapıldığı belirtilmiştir.

20. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi

gereğince davet yazısı ile birlikte başvurucu vekiline sulhname

tasarısı gönderilmiş "Yukarıda

ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda

Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının

karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim" beyanını içeren sulhname, başvurucu vekili tarafından 2/5/2013 tarihinde

imzalanmıştır.

21. Belirlenen tazminat miktarına ilişkin çeki, başvurucu vekili

elden almış ve bu duruma ilişkin evrakı 10/5/2013 tarihinde imzalamıştır.

22. Başvurucu 17/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., 12., 13.,geçici

1., geçici 4. maddeleri; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 12. ve 13. maddeleri.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 27/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu

başvurunun 13/10/2009 tarihli Komisyon kararında kısmen kabul edildiğini,

kısmen reddedildiğini, zarar kalemleri için öngörülen birim fiyatlarının idare

tarafından tek taraflı olarak belirlendiğini ve birim fiyatı miktarlarının

düşük olduğunu iddia etmektedir. Başvurucu ayrıca yerleşim yerinden ayrı

kaldığı ve dolayısıyla başvurucunun mülküne erişemediği süre dokuz yıl olmasına

rağmen Komisyon kararında bu sürenin yedi yıl olarak değerlendirildiğini ve

birim fiyatları üzerinden yapılan hesaplamanın yedi yıl üzerinden yapıldığını,

Komisyon kararında belirtilen tazminat miktarının düşük olduğunu düşündüğü için

sulhname tasarısı kabul edilmediğinden iptal ve tam

yargı davası açtığını, köyünü terk etmesi sonucunda hayvan varlığından ve

hayvancılık gelirinden mahrum kaldığını, 5233 sayılı Kanun'un 7. ve 8.

maddelerinin Komisyon ve derece mahkemelerince yanlış yorumlandığını belirterek

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

26. Başvurucu her ne kadar 31/7/2012 tarihli iptal kararı

akabinde Komisyonca yeniden maddi tazminata hükmediliğini,

idare ile sulhname imzalandığını ve maddi tazminat

miktarının tahsil edildiğini bireysel başvuru formunda belirtmemiş ya da ek

beyan dilekçesi ile bu durumlara ilişkin bir beyanda bulunmamış olsa da Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan incelemede 8/11/2012 tarihinde Komisyonun

başvurucuya 26.241,14 TL ödenmesine karar verdiği (bkz. § 19), tazminat miktarı

başvurucu tarafından kabul edilerek başvurucu vekili tarafından 2/5/2013

tarihinde idare ile sulhname imzalandığı (bkz. § 20),

sulhnamede belirtilen 26.241,14 TL'lik tazminat

miktarına ilişkin çekin başvurucu vekili tarafından 10/5/2013 tarihinde elden

alındığı (bkz. § 21) tespit edilmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasına

ilişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakip

ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili bir

giderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan

kalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58).

28. Komisyonca hükmedilen tazminatta birim fiyatlarının düşük

olması sonucu tazminat miktarının az hesaplanması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddia daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesi bu konudaki kararında terör nedeniyle zarar görenlere 5233

sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin hükümler içeren 2. maddesi gereğince tazminat

ödenmesinde Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından belirlenen Yıllık Yapı

Yaklaşık Birim Maliyetine yönelik değerlerin 2007 yılından sonra İçişleri

Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünce yayımlanan yazıyla 5233 sayılı

Kanun’un uygulandığı tüm illerde geçerli olmak üzere yeniden belirlendiği,

İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünün birim fiyat aralıklarının

değiştirilmesine ilişkin 5/3/2007 tarihli yazıları ile İçişleri Bakanlığınca

konuya ilişkin sunulan 10/6/2015 tarihli yazıda değişikliğin amacının Kanun’un

ülke genelinde aynı şekilde anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlamak, gerek

farklı illerde gerekse aynı il içinde faaliyet gösteren farklı komisyonların

zararların tespitinde ve karşılanmasında aynı kıstasları kullanmasını temin

etmek ve böylece uygulama birliğini sağlamak, uygulama farklılıkları neticesinde

oluşacak suistimal ve mağduriyetleri engellemek,

vatandaşların enflasyon nedeniyle oluşacak kayıplarını önlemek olduğunun ifade

edildiğini dikkate almıştır. Anayasa Mahmekesince

yıllık yapı yaklaşık birim maliyet oranlarına ilişkin değişikliğin yapılmasında

kamu yararının bulunduğu açık olduğu, bu çerçevede kamu yararı amacına dayanan

düzenlemenin başvurucuyu ağır ve tahammül edilemez bir yük altına sokmadığı,

müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğu, yapılan

değişikliğin başvurucunun taraf olduğu uyuşmazlığa özgü olmadığı, ülkenin geniş

bir coğrafyasında söz konusu olan somut ve acil bir sorunu çözmeye yönelik

olduğu sonucuna varılmış; mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmiştir (Abbas Emre,

B. No: 2014/5005, 6/1/2016, §§ 44-65) .

29. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarı

dikkate alındığında başvurucunun 2/5/2013 tarihinde idareyle anlaşma sağlayarak

sulhnameyi imzalamasıyla Komisyonun tespitine esas

olan olay ile ilgili Komisyonca karara bağlanan zarar kalemleri konusunda maddi

mağduriyetinin açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna

varılmıştır. Başvurucunun, Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının

tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağını 10/5/2013 tarihinde tümüyle

davalı idareden tahsil etmesiyle mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti bu tarihte

giderilmiş ve bu hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de sona ermiştir.

Öte yandan başvurucu, Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen tazminat

tutarlarının kendisine ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da

bulunmamıştır.

30. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddia yönünden başvurucunun mağdurluk statüsünü kaybettiği

anlaşıldığından anılan iddianın diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Manevi

Tazminat Talebinin Reddedilmesi Nedeniyle Gerekçeli Karar Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; Tunceli'nin Ovacık ilçesi Kuşluca

köyünde ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek

zorunda kaldığını, manevi tazminat talebinin araştırma yapılmadan, yeterli

gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığının

belirtilmesi ile yetinilerek manevi zararlarının karşılanmadığını iddia

etmektedir.

b. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anayasa

Mahkemesinin benzer iddialara ilişkin kararında yaptığı değerlendirme (Abbas Emre, § 28) dikkate alınarak anılan

iddialar Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkı kapsamında

yer alan gerekçeli karar hakkı açısından incelenmiştir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

34. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

35. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların

usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz

incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate

alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa

Kahraman, B. No: 2014/2388, 4/11/2014,§ 37).

36. Somut olayda başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında kurulan

Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun

oluşan zararları için başvurucuya toplam 15.039,78 TL tazminat ödenmesine karar

verilmiştir. Başvurucu, tazminat miktarının eksik hesaplandığı gerekçesiyle İdare

Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat talebiyle tam yargı davası ve iptal

davası açmıştır.

37. Mahkeme 31/7/2012 tarihli hükmüyle maddi tazminat miktarına

ilişkin dava konusu Komisyon kararının iptaline, 5233 sayılı Kanun kapsamında

düzenlenmediği gerekçesiyle başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine

karar vermiş, temyiz merciince de bu karar onanmış, karar düzeltme talebi

reddedilmiştir. (bkz. §§ 16-18).

38. Bir davada, maddi olguları bildirmek tarafların; bunları

hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir. Taraflarca

bildirilip iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tam

olarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi ve ilgili

hukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015,

§ 51).

39. 5233 sayılı Kanun; AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdari

Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddi

zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların karşılanmasına

da engel olmayan bir yasadır. 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde,

idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere

tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun

dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine

imkân sağlamaktadır (Abbas Emre,

§ 81).

40. Başvurucu; Mahkemenin ret gerekçesinin 2577 sayılı Kanun’a,

tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu belirtmiştir. Anayasa

Mahkemesi 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında (Abbas Emre, § 78) da belirtildiği üzere

5233 sayılı Kanun; genel hükümlere göre manevi tazminat talep edilmesine engel

teşkil etmemektedir. Başvurucu, anılan iddialarını Mahkeme önünde ileri sürmüş

ise de kararın gerekçesinden (bkz. § 16) iddialarının tam olarak karşılanmadığı

anlaşılmakta olup kanun yolu merciince de anılan konu hakkında değerlendirme

yapılmamıştır.

41. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).

42. Bu durumda başvurucunun 1994 yılında terörle mücadeleden

dolayı köyünün boşaltılması neticesinde manevi zarara uğradığından bahisle

açtığı tam yargı davasında, ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren,

uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir iddia olan manevi tazminat talebine ilişkin

şikâyetlerin sadece 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip

gerekçelendirilmesi yeterli görülmemektedir. Anılan iddianın AİHM, Anayasa

Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında (Abbas

Emre, §§ 77-79, 84) da belirtildiği üzere 2577 sayılı Kanun

kapsamında usul kurallarına ve esasa yönelik değerlendirilmesi yapılarak

başvurucuların manevi tazminatı hak edip etmediğinin tartışılması gerekirken

5233 sayılı Kanun’da manevi zararların karşılanmasına ilişkin herhangi bir

düzenlemeye yer verilmediği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine

karar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

b. Değerlendirme

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

46. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

47. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

48. Bu hususlara ek olarak Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yapılan yargılamalarda komisyonların belli bir dönem içinde geçici

olarak olağanüstü iş yükü artışı ile karşılaşmasından kaynaklanan gecikmelerde

kamu otoritelerince zamanında ve yeterli tedbirlerin alınmış olup olmadığını da

gözönünde bulundurmaktadır. Gerekli tedbirler

alınmışsa makul sürenin hesaplanmasında olağan yargılamalara kıyasla daha esnek

bir yaklaşım benimsenmektedir (Sabri Çetin,

B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 60-72; Mahmut

Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 59-71; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,

§§ 57-67; Celal Demir, B. No:

2013/3309, 6/2/2014, §§ 57-69).

49. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında Komisyona başvuru tarihi (11/4/2005) ile

kararın kesinleştiği tarih (26/6/2014) arasında geçen ve toplam 9 yıl 2 ay olan

süreçte, başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

bulunmadığı ve söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

50. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

52. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

53. Somut olayda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

54. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlal kararının bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 1. İdare Mahkemesine

(E.2012/537, K.2012/1444) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

55. Somut olayda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

56. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 7.200 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ

1. İdare Mahkemesine (E.2012/537, K.2012/1444) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucu

:

Celal ASAN

Vekili

:

Av. Mehmet

Ali KIRDÖK

Av. Meral

HANBAYAT

Av. Ümit

SİSLİGÜN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/15507, 27 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Mülkiyet Hakkının
  9. B. Adil Yargılanma
  10. B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 60-72; Mahmut
  11. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  12. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. M. Emin KUZ
  18. Oduncu
  19. Hanbayat
  20. Sisligün
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/15507
Tarih
27 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • İbrahim Gültekin Başvurusu (B. No: 2014/13466)
  • Hüseyin Sezen Başvurusu (B. No: 2014/2041)
  • Oksana Chıcheıshvılı Başvurusu (B. No: 2014/19023)
  • Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/16633)
  • Bulent Baba Başvurusu (B. No: 2014/18817)
  • Yatırım İşletmecilik Turizm İnş. Tes. Taah. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/9474)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.