İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Celal Çetin Başvurusu (B. No: 2017/26301)

1. Başvuru, açılan tam yargı davasında davanın esasına

Başvuru No2017/26301Tarih15 Eylül 2020Okuma21 dk · 4.109 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Celal Çetin Başvurusu

Karar tarihi
15 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/26301
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.109 kelime·21 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, açılan tam yargı davasında davanın esasına

ilişkin iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 12/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun Ankara'nın Çankaya ilçesi Yukarı Öveçler

Mahallesi'nde bulunan gecekondusu Çankaya Belediyesi (Belediye) tarafından,

başvurucunun ve ailesinin evde bulunmadığı sırada yıkılmıştır. Başvurucuya ait

gecekondu içinde bulunan eşyalar Belediye çalışanları tarafından yıkım öncesi

dışarı çıkarılmış fakat eşyaların korunması için bir önlem alınmamıştır.

9. Başvurucu, Belediye çalışanları tarafından dışarı

konulan eşyaların korunmasına yönelik tedbirlerin alınmaması sebebiyle

eşyaların yağmalandığı iddiasıyla meydana gelen zararın tazmini için Belediyeye

başvurmuştur. Başvurunun Belediye tarafından reddedilmesi üzerine 29/4/2015

tarihinde Ankara 15. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılmıştır.

10. Başvurucu, yıkılmadan önce evde olduğunu iddia ettiği

34 kalem eşyayı dava dilekçesinde belirtmiş; bunların yanında ziynet

eşyalarının da bulunduğunu vurgulamıştır. Başvurucu, bilirkişi incelemesi

sonucunda zararın daha fazla çıkması durumunda ıslah hakkının saklı kaldığını

belirterek 1.000 TL enkaz ve ağaç bedeli, 1.000 TL eşya bedeli olmak üzere

toplam 2.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

11. Mahkeme, Belediye tarafından önlem alınmadan yıkımın

gerçekleştirilmesi sebebiyle başvurucunun taşınır ve taşınmazlarının zarar

gördüğünün sabit olduğu gerekçesiyle 9/12/2015 tarihinde davanın kabulüne karar

vermiştir.

12. Başvurucu, Mahkeme kararına karşı 24/5/2016 tarihinde

Ankara Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesine (Bölge İdare Mahkemesi)

itiraz başvurusunda bulunmuş; itiraz başvurusunda, dava dilekçesinde fazlaya

ilişkin haklarını saklı tuttuğunu ve zararın bilirkişi incelemesi sonucunda

ortaya çıkacağını belirttiğini, bilirkişi incelemesi sonucunda ıslah hakkının

kullandırılması gerekirken davanın kabulüne ilişkin olarak Mahkemenin verdiği

karar sonucunda zararının ve taleplerinin karşılanmadığını ifade etmiştir.

13. Dosya kapsamında Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) üzerinden yapılan incelemede başvurucunun 31/10/2016 tarihinde Bölge

İdare Mahkemesine sunduğu dilekçe ile davasını 28.000 TL artırmak suretiyle

ıslah ettiği, itiraz dilekçesindeki iddialarla mahkeme kararının bozulmasını

talep ettiği tespit edilmiştir.

14. Bölge İdare Mahkemesi 30/11/2016 tarihinde başvurucunun

itiraz başvurusunun reddine karar vermiştir.

15. Başvurucunun itiraz başvurusunun reddine ilişkin

karara yapmış olduğu karar düzeltme istemi de Bölge İdare Mahkemesi tarafından

4/5/2017 tarihinde reddedilmiştir.

16. Nihai karar başvurucuya 24/5/2017 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucu 12/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 16.maddesinin (4) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir.

"Ancak, tam yargı davalarında dava

dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin

nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak

üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde

cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir."

18. 2577 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi şöyledir:

"Bu

maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına

eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan

davalarda da uygulanır."

19. 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun

18. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Bu

kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya

dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait

arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde

yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşa sırasında olsun veya

iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye

veya Devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır.

Yıkım sırasında lüzum hasıl olduğunda,

belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım istiyebilirler. Mülkiye

amirleri, Devlet zabıtası ve imkanlarından faydalanmak suretiyle, izinsiz

yapıların yıkım konusunda yükümlüdürler.

..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6.

maddesinin bir mahkeme önünde medeni hak ve yükümlülüğe ilişkin bir iddiada

bulunma hakkını güvence altına aldığını, mahkemenin teşkilatının ve

yargılamanın yürütülmesinin bu güvencenin kapsamında olduğunu (Golder/Birleşik

Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), davalarda adil yargılanma

koşullarını yerine getirme yükümlülüğünün ulusal makamlara ait olduğunu ifade

etmiştir (Dombo Beheer B.V./ Hollanda, B. No: 14448/88, 27/10/1993, §

33).

22. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını

güvence altına alırken delillerin kabul edilme yöntemi konusunda herhangi bir

kural koyma yetkisinin kendisinde olmadığını, ulusal kanunlar tarafından bu

hususların belirleneceğini, Sözleşme'deki hak ve yükümlülükleri ihmal etmediği

sürece mahkemeler tarafından yapılan hataların giderilmesi görevinin de

kendisinde olmadığını belirtmiştir (Schenk/İsviçre [GK], B. No:

10862/84, 12/7/1988, §§ 45, 46). Bu açıdan AİHM yaklaşımına göre yargılama

süreci bütün olarak ve bu süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak

üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı

dikkate alınacaktır (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89,

24/6/1993, § 66).

23. Buna paralel olarak AİHM, Sözleşme’deki hakların

etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Sözleşme’nin 6.

maddesine göre tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili

bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmiştir (Dulaurans/Fransa,

B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33; Kraska/İsveç, B. No: 13942/88, 19/4/1993,

§ 30).

24. AİHM'e göre -tarafların ileri sürdükleri delillerin

kabul edilebilirliği hususunda yerel mahkemeler belirli bir takdir yetkisine

sahip olmakla birlikte- mahkemeler vardıkları sonuçları haklılaştırmak için

kararlarına gerekçeler gösterme yükümlülüğü altındadırlar (Suominen/Finlandiya,

B. No: 37801/97, 1/7/2003, § 36). Kararlarda gerekçe belirtilme zorunluluğu,

mahkemelerin tarafları adil bir şekilde dinleme yükümlülüğüyle de doğrudan

ilgilidir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/1/2007, § 83).

25. Yargılama sırasında başvurucu tarafından sunulan bir

kısım delilin mahkemece dikkate alınmaması şikâyeti ile ilgili olarak AİHM;

mahkemenin başvurucunun bu yöndeki talebini gerekçesiz reddettiğini, kararda

gerekçe olmamasının karara karşı etkili bir şekilde itiraz etme fırsatını da

ortadan kaldırdığını belirterek başvuruda Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal

edildiğine karar vermiştir (Suominen/Finlandiya, § 38).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 15/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu; dava dilekçesinde, fazlaya ilişkin

haklarını saklı tuttuğunu, gerçek zararın bilirkişi incelemesi sonucunda

kesinleşeceğini vurguladığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca Mahkemenin bilirkişi

incelemesi yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir karar vermeden davayı kabul

etmesi sebebiyle ıslah imkânı bulamadığını belirtmiştir. Başvurucu, Mahkemenin

hangi gerekçeyle davayı kabul ettiğini anlayamadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

28. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun temel iddiaları; uğramış olduğu zararın talep edilen

miktardan daha fazla olduğunun dava dilekçesinde belli olduğu, bu sebeple

fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak suretiyle davanın açıldığı, gerçek zarar

belirlenmeden davanın kabul edilmesine rağmen zararının karşılanmadığıdır.

Başvurucu kendisine davasını ıslah etme imkânının verilmediğini iddia etmişse

de başvurucunun 31/10/2016 tarihinde davasını ıslah ettiği tespit edilmiştir.

Başvurucunun başvuru formunda davayı ıslah ettiğine ilişkin bilgiye yer

vermediği ve ıslah talebinin itiraz mercii tarafından karşılanmadığı konusunda

bir şikâyeti tespit edilememiştir. Başvurucunun başvuru formundaki asıl

iddialarının verilen kararda hükmedilen zararın neye göre belirlendiğinin

anlaşılamamasına, esasa ilişkin iddiaların karar gerekçesinde karşılanmamış

olmasına yönelik olduğundan başvuru adil yargılanma kapsamındaki gerekçeli

karar hakkı yönünden incelenecektir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol

açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir

hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir."

31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa'da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna ek Türkiye'nin

taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından

ihlal edildiğini düşünen medeni haklara sahip gerçek ve özel hukuk tüzel

kişilere, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru açısından dava ehliyeti

tanınmıştır. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise

bireysel başvurunun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından

yapılabileceği düzenlenmiştir.

32. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinde kimlerin bireysel

başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre

bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel

ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar; başvuruya konu

edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da

ihmalinden dolayı başvurucunun güncel bir hakkının ihlal edilmesi, bu

ihlalden kişinin kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması ve

bunların sonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu ileri

sürmesidir (Onur Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

33. Bireysel başvuruda mağdur kavramı, davada

menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde

yorumlanır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya, B. No: 62543/00,

10/11/2004, § 35). Ayrıca mağdur kavramının yorumu, günümüzde toplumun

koşulları ışığında değişime tabi olup bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir

şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya, § 38; Mahmut

Tanal, B. No 2014/11438, 24/7/2017 §19).

34. Başvuruya konu olayda başvurucunun 2.000 TL

tazminatın ödenmesi talebiyle açtığı davanın Mahkeme tarafından kabul edildiği

görülmektedir. Her ne kadar Mahkeme başvurucunun talep ettiği tazminat

miktarının tamamına hükmetmiş ise de başvurucunun iddia ettiği zararın 2.000 TL

ile sınırlı olmadığı açıktır. Başvurucunun dava dilekçesinde gerçekleştiğini

iddia ettiği zarar, dilekçede belirttiği eşyalar ile enkaz ve ağaç bedelinin

karşılığı olan tutardır. Başvurucu gerçek zararının ne kadar olduğunun

bilirkişi marifetiyle tespit edilmesini Mahkemeden talep etmiş ve fazlaya

ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle bilirkişi raporunun sonucuna göre

davasını ıslah edeceğinin işaretini vermiştir. Mahkeme tarafından başvurucunun

zararının hangi ölçüt esas alınarak belirlendiği belirtilmeden hüküm

kurulduğundan başvurucunun mağduriyetinin ortadan kalktığı söylenemeyecektir.

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

36. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia,

savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil

yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer

verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı

tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No:

2014/14673, 20/9/2017, § 37).

37. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Canan Tosun, B. No:

2014/8891, 10/5/2017, § 23).

38. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014,

§§ 31, 34).

39. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması

gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık

ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili

olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması

hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir

gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

40. Bununla birlikte adil yargılanma kavramı -ister alt

mahkemenin gerekçelerine katılarak isterse farklı bir şekilde olsun- kararları

için az sayıda gerekçe sunan bir ulusal mahkemenin kendisine sunulan temel

konuları gerçekte ele almış olmasını ve yalnızca alt bir mahkemenin sonuçlarını

onaylamakla yetinmemiş olmasını gerektirir. Bu koşul, davanın tarafının iç

hukukta yürütülen yargılamalarda davasını sözlü olarak sunamadığı durumlarda

daha da önemlidir (Salih Söylemezoğlu, B. No: 2013/3758, 6/1/2016, §

29).

41. Ayrıca insan haklarına ilişkin güvenceler soyut ve

teorik olarak değil uygulamada etkili bir şekilde olmalıdır. Buna göre

mahkemelerin ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları

yeterli olmayıp iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması,

mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce

belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer

Başat ve diğerleri, § 36).

42. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların

mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal

düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm

arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B.

No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24). Gerekçelendirme; davanın sonucuna etkili olay,

olgu ve kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki

gerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin,

iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda

davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara dayanak olarak alınanların

mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin reddedilmesi hususunda makul

dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak ölçü ve özene sahip olması

beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, § 37).

43. Zira bir davada tarafların hukuk düzenince hangi

nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için

usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme

varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren,

ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe

bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması "gerekçeli karar

hakkı" yönünden zorunludur (Sencer Başat ve diğerleri, § 38).

44. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların

cevapsız bırakılmış olması, hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat

ve diğerleri, § 39).

45. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar

gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde

yorumlanmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya, B.

No: 30544/96, 21/1/1999, § 26). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen

ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz

başvuruları ile başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine

yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması, gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Faik Gümüş, B. No: 2012/603,

20/2/2014, § 49).

46. Başvuru konusu olayda, Mahkeme Belediyenin yıkım

işleminin gerçekleştirilmesi sırasında hizmet kusurunun bulunduğuna

hükmetmiştir. Bundan sonraki mesele başvurucunun davasını kabul eden

Mahkemenin, fazlaya ilişkin taleplerin saklı tutulması suretiyle düzenlenen

dava dilekçesi karşısında başvurucunun zararını nasıl belirlendiği noktasında

toplanmaktadır.

47. Mahkeme her ne kadar başvurucunun dava dilekçesinde

talep ettiği tazminat miktarının tamamına hükmetmişse de, başvurucunun fazlaya

ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla dava açtığı gözden kaçırılmamalıdır.

Başvurucu dava dilekçesinde açıkça ıslah yolu ile dava konusunu artıracağını ve

bilirkişi tespitinin yapılmasını istediğini belirtmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun gerçek talebinin 2.000 TL olduğunu söylemek mümkün değildir.

48. Başvurucunun dava dilekçesinde gerçekleştiğini iddia

ettiği zarar, dilekçede belirttiği eşyalar ile enkaz ve ağaç bedelinin

karşılığı olan tutardır. Başvurucu gerçek zararının ne kadar olduğunun

bilirkişi marifetiyle tespit edilmesini Mahkemeden talep etmiş ve fazlaya

ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle bilirkişi raporunun sonucuna göre

davasını ıslah edeceğinin işaretini vermiştir. Mahkeme kararında başvurucunun

zarar gördüğünü iddia ettiği eşyalara ilişkin iddiasının ispatlanıp

ispatlanmadığı, ispatlanmış ise zararın ne kadar olduğu konusunda bir inceleme

yapılmadan 2.000 TL'ye hükmedildiği görülmektedir. Mahkeme kararından

başvurucunun zararının tespitine yönelik sonuca nasıl varıldığı anlaşılamamakla

birlikte tazminatın hangi iddialara ilişkin olduğu konusunda bir değerlendirme

yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda başvurucunun esasa ilişkin iddialarının

Mahkemenin karar gerekçesinde karşılandığı söylenemez.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

50. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

51. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş, maddi ve

manevi tazminat kararı verilmesini talep etmiştir.

52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine

karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz

edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

54. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

55. İncelenen başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

56. Bu durumda gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

57. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL

bireysel başvuru harcı ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara 15. İdare Mahkemesine(E.2015/1028, K.2015/2330) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 257,50TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/9/2020tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, dava dilekçesinde, fazlaya ilişkin

haklarını saklı tuttuğunu, gerçek zararın bilirkişi incelemesi sonucunda

kesinleşeceğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca Mahkemenin bilirkişi

incelemesi yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir karar vermeden davayı kabul

etmesi sebebiyle ıslah imkânı bulamadığını belirtmiştir. Başvurucu, Mahkemenin

hangi gerekçeyle davayı kabul ettiğini anlayamadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Somut olayda başvurucu, Belediye çalışanları

tarafından dışarı konulan eşyaların korunmasına yönelik tedbirlerin alınmaması

sebebiyle eşyaların yağmalandığı iddiasıyla meydana gelen zararın tazmini için

Belediyeye başvurmuştur. Başvurunun Belediye tarafından reddedilmesi üzerine

evde olduğunu iddia ettiği 34 kalem eşyayı dava dilekçesinde belirtmiş;

bunların yanında ziynet eşyalarının da bulunduğunu iddia etmiştir. Başvurucu,

bilirkişi incelemesi sonucunda zararın daha fazla çıkması durumunda ıslah hakkının

saklı kaldığını belirterek 1.000 TL enkaz ve ağaç bedeli, 1.000 TL eşya bedeli

olmak üzere toplam 2.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

3. Ankara 15. İdare Mahkemesi, Belediye tarafından önlem

alınmadan yıkımın gerçekleştirilmesi sebebiyle başvurucunun taşınır ve

taşınmazlarının zarar gördüğünün sabit olduğu gerekçesiyle 9/12/2015 tarihinde

davanın tam olarak kabulüne karar vermiştir.

4. Başvurucu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi (BİM) 6. İdari

Dava Dairesine itiraz başvurusunda bulunmuş; itiraz başvurusunda, dava

dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu ve zararın bilirkişi

incelemesi sonucunda ortaya çıkacağını belirttiğini, bilirkişi incelemesi

yaptırılmadığını ve ıslah hakkının kullandırılmadığını iddia ederek kararın

bozulmasının talep etmiştir.

5. Anılan dilekçesinden ve itiraz süresinin de

geçmesinden sonra tekrar dilekçe vererek davasını 28.000 TL artırmak suretiyle

ıslah ettiğini belirtmiştir.

6. Bölge İdare Mahkemesi itirazın reddine karar

vermiştir.

7. Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal kararı verilmiştir.

8. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK)

16.maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre; “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde

belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar

verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere

artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap

verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir."

9. Yine 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre de “ Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya

bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması,

davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce

incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif,

delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma

sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine

karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi

yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.”

10. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (HMK) göre bilirkişi

incelemesi yaptırılması hâkimin takdirinde olan bir husustur. Mahkeme, dava

dilekçesinde bilirkişi deliline başvurulması halinde dahi bilirkişi incelemesi

yaptırmakla yükümlü değildir.

11. Somut olayda başvurucu eda davası niteliğinde olan

tam yargı davası açmıştır. Dava değeri 2.000 TL’dir. Dava dilekçesinin deliller

kısmında bilirkişi delili de gösterilmiştir. Mahkemede davalı Kurumun savunma

dilekçelerini de tamamladıktan sonra davanın tamamen kabulüne karar vermiştir.

Başvurucunun davası bu şekilde tam kabul ile sonuçlanmıştır. Başvurucu BİM’e

yaptığı itirazın da bilirkişi incelemesi yapılmaması nedeniyle hükmün

bozulmasını talep etmiş, BİM tarafından itirazı yerinde görülmeyerek ret kararı

verilmiştir.

12. Gerek İdare Mahkemesi gerekse BİM tarafından

başvurucunun bilirkişi incelemesi talebi zımnen reddedilmiş, başvurucunun

açtığı davanın tamamen kabulüne karar verilmiştir. Yukarıda belirtilen kanun

hükümlerine, Yargıtay ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre bilirkişi

delili hâkimin takdirine dayalı bir delildir. Mahkemenin fazlaya ilişkin haklar

saklı tutularak ve bilirkişi deliline dayalı olarak açılan davalarda bilirkişi

incelemesi yaptırması zorunluluğu bulunmamaktadır. Aksi durum bu şekilde açılan

tüm davalarda mahkemelere bilirkişi incelemesi yaptırması zorunluluğunu ortaya

çıkacaktadır. Hatta davalı tarafın davayı kabul etmesi halinde dahi

mahkemelerin bilirkişi incelemesi yaptırma zorunluluğu doğabilecektir.

13. Öte yandan mahkemelerin, davanın taraflarına ıslah

imkânı sunması şeklinde bir yükümlülüğünden de söz edilemez. Islah bir taraf

işlemidir. Mahkemeler davanın taraflarına yön gösteremez ve ıslah dilekçesi

vermesi konusunda resen harekete geçemez. Aksi durum Mahkemenin tarafsızlığına

gölge düşürebileceği gibi hâkimin ihsası reyde bulunması sonucunu da doğurabilecektir.

Kaldı ki ıslah hakkı, gerek İYUK gerekse HMK’da ancak ilk derece mahkemesinin

karar verdiği tarihe kadar kullanılabilir. Karar verildikten sonra ıslah mümkün

değildir.

14. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir: “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

15. Anılan hükme göre, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. (Benzeri yönde bkz. Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

16. Zira Anayasa Koyucu, Anayasa Mahkemesine kanun yolu

veya diğer bir ifadeyle temyiz mercii gibi hareket etme yetkisini vermemiştir.

17. Başvuru konusu olayda, İdare Mahkemesi tarafından

başvurucunun davasının faiz kısmı da dahil olmak üzere tamamen kabulüne karar

verilmiştir. Başvurucu ıslah talebinde bulunmamış. BİM’e yaptığı itirazında da

bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı için kararın bozulmasını talep etmiştir.

BİM tarafından da itirazın reddine karar verilmiştir.

18. Mahkemelerce kanun hükümleri yorumlanarak, başvurucu

tarafından ileri sürülen tüm deliller de değerlendirilmek ve gerekçesi ortaya

konulmak suretiyle davanın tamamen kabulüne karar verildiği açıkça

anlaşılmaktadır.

19. Fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak ve bilirkişi

deliline de dayanılan durumlarda Mahkemelerin davanın tam olarak kabulüne karar

vermesinin yeterli olmadığı, muhakkak bilirkişi incelemesi yaptırılarak ve

ıslah imkânı verilerek karar verilmesi gerektiği şeklindeki değerlendirmenin

gerek HMK gerekse İYUK’un yargılama sistemlerine aykırı olduğu gibi, temyiz

merci incelemesi şeklindeki bu ihlalin Anayasa’ya da aykırılığı açıktır.

20. Öte yandan davanın tam olarak kabulüne karar

verildiği ve başvurucunun talepleri Mahkemelerce tam olarak kabul edildiği

halde “gerekçeli karar hakkından” inceleme yapılarak ihlal kararı verilmesi

Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesinin içtihatlarına da aykırılık oluşturmaktadır.

21. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, derece

mahkemesince ve BİM tarafından delillerin değerlendirilmesine ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme kararlarında bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate

alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi

yöndeki kararına da katılmıyorum.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucu : Celal ÇETİN Vekili : Av. Türkan ÇINAR ÜNAL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/26301, 15 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  19. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. M. Emin KUZ
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/26301
Tarih
15 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Bayram Ali Devecioğlu Başvurusu (B. No: 2017/39387)
  • Şenol Arslan Başvurusu (B. No: 2017/40261)
  • Akif Salur ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/1497)
  • İsmet Çelik Başvurusu (B. No: 2019/34272)
  • Fazıla Çörüş Tonyalı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/19371)
  • Salih Sapancı Başvurusu (B. No: 2019/21478)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.