İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cem Ateşkan Başvurusu (B. No: 2013/4694)

1. Başvurucu, ilişiğinin

Başvuru No2013/4694Tarih10 Haziran 2015Okuma16 dk · 3.230 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cem Ateşkan Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/4694
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.230 kelime·16 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, ilişiğinin

kesilmesi işlemi ve 10/3/2011 tarih ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er

Kanunu’nun 10. maddesi ile 27/7/1967 tarih ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen geçici 32.

maddesinde düzenlenen haklardan yararlanmak için açtığı davanın reddedilmesi

nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin, 17.

maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının,

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinde düzenlenen

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/7/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 30/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun, subay

statüsünde görev yapmakta iken Yüksek Askeri Şura

(YAŞ) kararıyla 2003 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiği

kesilmiştir.

6. 6191 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin (7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Kanun’a eklenen geçici 32.

madde, 12/3/1971 tarihi sonrasındaki yargı denetimine kapalı idari işlemler

veya YAŞ kararlarıyla Türk Silâhlı Kuvvetlerinden

(TSK) ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye

başvuru imkânı getirmiş ve bu hükümden yararlanabilmek için 6191 sayılı

Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren 60 gün içinde Milli Savunma Bakanlığına

başvurulması gerektiği hükme bağlanmıştır.

7. Başvurucunun, 926 sayılı

Kanun’a eklenen geçici 32. madde düzenlemesinden yararlandırılması talebiyle

yaptığı başvuru, Milli Savunma Bakanlığının 18/10/2011

tarihli işlemi ile reddedilmiştir.

8. Başvurucunun, bu idari

işlemin iptali talebiyle açtığı davada, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci

Dairesi 11/12/2012 tarihli ve E.2012/1007 ve K.2012/1468 sayılı kararı ile

davayı reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Bu bağlamda dava konusu işlem değerlendirildiğinde; 1602

sayılı AYİM Kanunun 52’nci maddesi kapsamında gönderilen belgelerde; davacının

13 Aralık 1999 tarihinde Süleymancı adlı bir tarikata katıldığı ve irticai

faaliyetlerde bulunduğunun, 21 Aralık 1999 tarihinde takip ve kontrol altına

alındığının, 30 Mayıs 2001 tarihinde sakıncalı sağ kategoriye alındığının,

cemaat mensuplarıyla irtibatının sürdüğünün, sicil belgelerinde altı adet menfi

kanaatin bulunduğunun belirtildiği, bunların yanında aynı zamanda davacı

hakkında ihaleye fesat karıştırmak suçundan kamu davasının açıldığının da

belirtildiği, bu sebeplere dayanılarak davacı hakkında ayırma işlemi uygulandığı

anlaşılmaktadır.

Davacı hakkında açılan davaya göz attığımızda; davacı

hakkında Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından 31 Ekim 2002

tarihinde 2002/241-596 Esas Karar sayılı iddianame düzenlendiği, iddianamenin

giriş bölümünde davacıyla ilgili işlediği suçlar olarak; Devlet ihalesine

(alımına) fesat karıştırmak ve geliri ile münasip olmayacak şekilde mal

varlığına sahip olmak suçlarının belirtildiği,…, iddianamenin sonuç bölümünde

davacının devlet ihalesine (alımına) fesat karıştırmak suçundan

cezalandırılmasının talep edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı hakkında açılan davanın yargılamasının halen sürdüğü,

davacıya isnat edilen eylemlerin tamamı ve özellikle hakkında açılmış olan dava

dikkate alındığında; davalı idarenin takdir yetkisini hukuka uygun kullandığı,

açık bir değerlendirme hatasının bulunmadığı, bu bağlamda davalı idare

tarafından tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı,…,

sonucuna varılmıştır.”

9. Başvurucunun bu karara

yaptığı karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 21/5/2013 tarihli ve E.2013/298,

K.2013/585 sayılı kararıyla reddedilmiş, karar 5/6/2013 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

10. Başvurucu, 2/7/2013

tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

B. İlgili

Hukuk

11. 926 sayılı Kanun’un geçici

32. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar,

yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile

Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak

sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvururlar.

Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en

geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece

gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde

komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve

kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden

ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en

geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına

gönderilir.

…

Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer

altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

12. Mahkemenin 10/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/7/2013 tarih ve 2013/4694

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

13. Başvurucu, TSK’dan ayırma

işleminin uygulanabilmesi için ''hükümlü''

olma şartının bulunduğunu, hakkında açılan ve halen devam eden dava gerekçe

gösterilerek TSK'dan ayırma işlemi düzenlendiğini, görevi süresince hiçbir ceza

veya disiplin cezası almadığı gibi birçok takdirname ve taltiflerinin

bulunduğunu, hatta irticai faaliyetlerin işlendiği ve sicil belgelerinin

bozulduğu belirtilen tarih sürecinde de birinci sicil amiri tarafından takdir

belgesi verilip, ayırma işlemini yapan birim tarafından yurt dışı göreve

tefriki ile taltif edildiğini, bu somut gerçeklere rağmen iddianameye

dayanılıp, iddianamede yöneltilen suçu işlemiş gibi değerlendirilerek, TSK'nın

itibarını sarsacak ahlak dışı harekette bulunduğu belirtilmek suretiyle sicil

geçmişiyle ve insanlık onuru ile bağdaşmayan bir şekilde ayırma işlemine tabi

tutulduğunu, 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmak için

açtığı davanın tüm bu hususlar göz önünde bulundurulmaksızın reddedildiğini,

ceza davasının yalnızca şahsına değil, farklı birlik ve birimlerde görevli

otuza yakın personel hakkında açıldığını, iddianamede kendisine yöneltilen

suçla aynı nitelikte, hatta daha da fazla suç isnat edilen hiçbir personel için

TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmediğini ve her birinin çeşitli zamanlarda

kendi istekleriyle emekli olduğunu, örnek olarak, ayrılışının yapıldığı

tarihten sonra kendi isteği ile emekli olan subay A. D.'ye

''İhaleye fesat karıştırmak'' suçuna

ilave olarak ''Geliri ile mütenasip

olmayacak şekilde malvarlığına sahip olmak'' suçunun isnat edildiği

ve hakkında tedbir kararı verildiği halde bu personelin albay rütbesine kadar

görevde kalarak emekli olduğunu, şahsının ise iddianame gerekçe gösterilerek

ayırma işlemine tabi tutulup, aynı gerekçeye dayanılarak geçici 32. maddeden yararlandırılmaması

nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakıldığını belirterek, Anayasa’nın 10.

maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin, 17. maddesinde düzenlenen maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının, 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının ve 38. maddesinde düzenlenen masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

14. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucunun

şikâyetlerinin, ilişiğinin kesilmesi işlemine ilişkin iddialar ile yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı, eşitlik ilkesi ve masumiyet karinesinin ihlal

edildiği başlıkları altında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

1. İlişiğin Kesilmesi İşlemine İlişkin İddialar

15. Başvurucu, mevzuatta

öngörülen “hükümlü” olma şartı

olmaksızın ilişiğinin kesildiğini, görevi süresince disiplin cezası almadığını,

sicil geçmişiyle ve insanlık onuru ile bağdaşmayan bir muameleye maruz

bırakıldığını, aynı davada yargılanan başka bir şahsın ilişiğinin kesilmeyerek

görevine devam ettirildiğini ileri sürmüştür.

16. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem

ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

17. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin

yetki kapsamının anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da

içerecek şekilde genişletilmesi mümkün değildir (Hasan Taşlıyurt, B. No: 2012/947,

12/2/2013, § 16).

18. Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin

geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 18).

19. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun, 2003 yılında alınan YAŞ kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden

ilişiği kesilmiştir. Bu durumda ilişiğinin kesilmesine yönelik şikâyetler zaman

bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında kalmaktadır.

20. Açıklanan nedenlerle,

başvuru konusu işleme yönelik ihlal iddiasının 23/9/2012 tarihinden öncesine

ait olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

21. Başvurucu, 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebiyle açtığı davanın,

ilişiğinin kesilmesine ilişkin olarak ileri sürdüğü hukuka aykırı hususlara

rağmen reddedildiğini, bu durumun sonuç itibarıyla adil yargılanma hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

22. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma hakkının” kapsamı

Anayasa’da açık bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

22).

23. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

24. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Nadi Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

25. Başvuru konusu olayda,

başvurucu 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebiyle

açtığı davanın, ilişiğinin kesilmesine ilişkin olarak ileri sürdüğü hukuka

aykırı hususlara rağmen reddedildiğini belirtmiş, AYİM ise başvurucunun,

irticai faaliyetlerde bulunduğu, 21/12/1999 tarihinde takip ve kontrol altına

alındığı, 30/5/2001 tarihinde “sakıncalı

sağ” kategoriye alındığı, cemaat mensuplarıyla irtibatının sürdüğü,

sicil belgelerinde altı adet menfi kanaatin bulunduğu, bunların yanında

hakkında ihaleye fesat karıştırmak suçundan kamu davası açıldığı ve bu

sebeplere dayanılarak hakkında ayırma işlemi uygulandığının anlaşıldığı,

başvurucu hakkında açılan ceza davasında yargılamanın halen sürdüğü, davacıya

isnat edilen eylemlerin tamamı ve özellikle hakkında açılmış olan dava dikkate

alındığında, 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmamasına

ilişkin dava konusu işlemde takdir yetkisinin hukuka uygun kullanıldığı

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

26. Somut olayda başvurucunun,

yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bilgi ya da belge sunmadığı,

926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesi kapsamından yararlandırılmamasına

ilişkin işleme karşı açtığı davada iddialarını ileri sürebildiği ve karşı

tarafın görüşlerinden haberdar olmadığına dair yargılama aşamasında AYİM’e bir itirazda bulunmadığı görülmektedir.

27. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, davanın konusunun başvurucunun TSK’dan

ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin değil, yalnızca 926 sayılı Kanun’un

geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebinin reddine ilişkin işlemin

iptaline yönelik olduğu, bu kapsamda iddiaların özünün derece Mahkemesi

tarafından delillerin ve mevzuatın değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında

isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunun hukuka aykırılık

teşkil ettiğine ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır.

28. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir

hatası açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

29. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası

30. Başvurucu, iddianamede

kendisine yöneltilen suçla aynı nitelikte, hatta daha da fazla suç isnat edilen

hiçbir personel için TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmediği ve her birinin

çeşitli zamanlarda kendi istekleriyle emekli olduğu, şahsının ise aynı

iddianame gerekçe gösterilerek ayırma işlemine tabi tutulup, aynı gerekçeye

dayanılarak geçici 32. maddeden yararlandırılmaması nedeniyle ayrımcılığa maruz

bırakıldığını ileri sürmüştür.

31. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18). Bu nedenle, bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespit

edilmesinde Anayasa ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve

ortak koruma alanının tespit edilmesi gerekir.

32. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.

maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk,

cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle

ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar.”

33. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.

maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,

cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya

toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere

herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin

sağlanmalıdır.”

34. Yukarıda yer verilen

hükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağı

kapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp, Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

35. Bununla birlikte, bireysel

başvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevinin

olmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkil

etmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başına

incelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, o

hakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Bu

çerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgili

bir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiği

sonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).

36. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, kural olarak kişinin hangi temel

hak ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz

kaldığının tespiti gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için

başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile

kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi

yeterli olmayıp, ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,

cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir.

37. Somut olayda başvurucu

tarafından, kendisine hangi temele dayalı olarak ayırımcılık yapıldığına

ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi daha çok ilişiğinin kesilmesi

işleminde ayrımcılığa maruz kaldığını belirttiği, yapılan bireysel başvurunun

ise 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmamasına ilişkin

AYİM kararı olduğu anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

belirtilen iddiasını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da

sunmadığı anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir

4. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

39. Başvurucu, hükümlü olmadığı

halde hakkında hazırlanan iddianame ve yargılama gerekçe gösterilerek açtığı

davanın reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

40. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

41. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

42. Masumiyet karinesi, kişinin

suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul

edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti

iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol,

B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

43. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı kesin hükümle

mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için

masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza

davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya

suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında

beraat kararı verilen durumlarda ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devam

ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin

suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz (Uğur Ayyıldız, B. No: 2012/574, 6/2/2014,

§ 76).

44. Masumiyet karinesi, suç

isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.

maddesinde ifade edilen “medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen

idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında

kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde

idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce

verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. X/Avusturya (kk), B. No: 9295/81, 6/10/1982,; C/Birleşik Krallık (kk),

B. No: 11882/85, 7/10/1987). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı

sorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı

kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi

tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §

38).

45. Bu çerçevede, ceza davası

dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari

uyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bu

karara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraat

kararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idari

uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsa

dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,

kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal

edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın

gerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran kişinin

yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiillere dayanıp dayanmadığının

incelenmesi gerekir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 29).

46. Öte yandan, ceza ve ceza

muhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi

disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinin

davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da

gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı

ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi

işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları

açısından doğrudan bağlayıcı değildir (Kürşat

Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30).

Ancak bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı olsa

bile kişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz

olmadığı yönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.

47. Masumiyet karinesinin ihlal

edilip edilmediği değerlendirilirken, özellikle hukuk ve idari yargılama

bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı

yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını

sorgulayıp sorgulamadığıdır.

48. Kişinin suçluluğunu ima eden

ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça, sadece soruşturma açılmış

olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin başlatılması veya

uygulanması için yeterli görülebilir (Ramazan

Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).

49. Bireysel başvuruya konu olan

AYİM kararında (§ 8), başvurucu hakkında düzenlenen iddianameye, iddianamede

başvurucunun üzerine atılı suçlara ve başvurucu hakkındaki yargılamaya

değinilmiş, başvurucunun suçlu olduğunu ifade veya ima eden bir ibareye yer

verilmemiştir. Bu çerçevede başvuruya konu kararın gerekçesinde yer alan

ifadelerden, suçluluğu ilgili mahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun

bu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı görülmemektedir.

Mahkemenin gerekçesinin başvurucunun masumiyet karinesine saygı ilkesiyle

bağdaşmadığı söylenemez.

50. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun iddiaları çerçevesinde masumiyet karinesinin ihlal edilmediğinin

açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. İlişiğinin

kesilmesine yönelik iddialarının “zaman

bakımından yetkisizlik”,

2. Yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

3. Eşitlik

ilkesinin ihlal edildiği iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

4. Masumiyet

karinesinin ihlal edildiği iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

10/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Cem ATEŞKAN Vekili : Av. Süleyman BOŞÇA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4694, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4694
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Vechettin Yakut Başvurusu (B. No: 2014/9943)
  • Ensari Ekin Başvurusu (B. No: 2014/3625)
  • Mehmet Körkü Başvurusu (B. No: 2013/1628)
  • Erdal Sözer Başvurusu (B. No: 2014/369)
  • Naime Çaltı ve Hüseyin Murat Çaltı Başvurusu (B. No: 2014/150)
  • Fırat Saruhanoğulları Başvurusu (B. No: 2014/12108)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.