İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cengiz Türkmen Başvurusu (B. No: 2016/43843)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun

Başvuru No2016/43843Tarih3 Temmuz 2019Okuma39 dk · 7.817 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cengiz Türkmen Başvurusu

Karar tarihi
3 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/43843
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.817 kelime·39 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun

makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması, tutukluluğa itirazın ve tahliye taleplerinin

bağımsız ve tarafsız hâkim güvencelerine aykırı olan sulh ceza hâkimliklerince

karara bağlanması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; bir kısım medya organında yapılan

haberler nedeniyle şeref ve itibar hakkının; müdafi hukuki yardımından gereği gibi

yararlanılmaması ve mevzuata aykırı bir şekilde dijital delillere el konulması

nedeniyle adil yargılanma hakkının; hiçbir suç şüphesi olmadan evinin ve

işyerinin aranması nedeniyle özel hayata saygı ile konut dokunulmazlığı

haklarının; gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki bazı uygulamalar nedeniyle

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Tutuklamaya İlişkin

Süreç

6. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından

başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım şüpheliler hakkında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanmasının (PDY) Manisa emniyet yapılanmasıyla bağlantılı olarak bir

soruşturma başlatılmıştır.

7. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 12/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

8. Başvurucunun ifadesi 13/7/2016 tarihinde Manisa Emniyet

Müdürlüğünde alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. İfadesine esas olmak üzere

başvurucuya, alınan birtakım beyanlarda adının FETÖ/PDY'nin

Manisa emniyet yapılanması içinde il imamından sonra en yetkili kişi olarak

geçtiği, aynı beyanlarda Manisa Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubede çalışan

polislere sohbet imamlığı yaptığının, bu polisler hakkında bilgiler

topladığının, kod adı kullandığının, emniyet yapılanmasında mütevelli heyeti

içinde sorumluluk üstlendiğinin, sohbet imamlığı yaptığı toplantıların

öncesinde cep telefonlarının sohbet yaptığı yerde bulunmaması gerektiği yönünde

talimatlar verdiğinin, bu toplantılarda Fetullah

Gülen'in videolarını izlettiğinin ve kitaplarını okuduğunun belirtildiği

hususları açıklanarak bu konuya ilişkin birtakım sorular sorulmuştur. İfadesine

esas olmak üzere başvurucuya ayrıca FETÖ/PDY'nin

Manisa emniyet yapılanması içinde önemli görevler (il imamlığı, emniyet

imamlığı sohbet hocalığı gibi) icra ettiği iddia edilen birtakım kişilerin

kullandıkları telefonlara ilişkin HTS kayıtlarının incelenmesinde, bu kişilerle

arama-aranma ya da mesaj atma-alma şeklinde iletişiminin olduğu hususu

belirtilerek bu hususa ilişkin birtakım sorular sorulmuştur. Başvuruya son

olarak FETÖ/PDY ve bu örgütün Manisa geneli ile emniyet yapılanmasına ve bu

yapılanma içinde görev alıp almadığına ilişkin birtakım sorular sorulmuştur.

Başvurucu ifadesinde genel olarak isnat edilen suçlamaları kabul etmemiş,

FETÖ/PDY ile alakası olmadığı ve bu örgüte ilişkin bilgisinin olmadığı yönünde

beyanlarda bulunmuştur (FETÖ/PDY'nin genel

özelliklerine ve bu paragrafta geçen birtakım terimlere ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, § 26).

9. Başsavcılık 15/7/2016 tarihinde başvurucuyla birlikte yirmi

şüpheliyi tutuklanması talebiyle Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

Tutuklama talep yazısında "Şüphelilerden

M.A.U., S.K., S.S., Cengiz TÜRKMEN, M.K. ve Ş.U.'un

emniyet personeli olmadıkları halde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Devleti

ele geçirme planının bir parçası olarak yapılanmada azami bir gayret sarf

ettiği ve silahlı bir güç olan polis teşkilatı içerisinde taban bulma

faaliyetinin bir gereği olarak, polis teşkilatı içerisindeki polislerin dini

duygularını sömürmek ve kullanmak suretiyle tabanlarını genişletmeye

çalıştıkları, bu doğrultuda şubelerde oluşturulan sohbet ve ders grubu adı altındaki

ve polis memurlarının katıldığı toplantılara ders hocası - imamı adı altında

katılmak suretiyle faaliyette bulundukları diğer şüphelilerin ise polis memuru

olarak grupladıkları polis memurlarının içerisinde bulunan gruplara aynı amaç

doğrultusunda sorumluluk yaptıkları, ders hocası ve istişare grubuna katılan

grup sorumlusu polislerin kendilerine gösterdikleri hedefler doğrultusunda ve

istişare grubunda alınan kararlar doğrultusunda hareket ettikleri, himmet adı

altında para topladıkları, polis teşkilatı gibi devlet güvenliği ile doğrudan

ilgili olan bir kurumun personellerini kişisel bilgilerini toplayacak ve

bunları ders hocaları aracılığı ile il emniyet imamının emir ve selayeti altında toplanan çatı yapıya iletecek şekilde

hareket ettikleri, bir kısım şüphelilerin kod isim kullandıkları, dini sohbet

adı altında yaptıkları toplantılarda amaçlarını deklare eder şekilde gizliliğe

azami önem verdikleri, tanık, itirafçı ve gizli tanık beyanlarından

anlaşıldığından, Şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu

anlaşılmakla; Atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair

yasada yazılı cezanın üst haddi suçun katalog suçlardan olması, kaçma ve tanıklar

tarafından beyan edilen delilleri karartma ihtimalleri dikkate alınarak 5271

sayılı CMK'nın [Ceza Muhakemesi Kanunu] 100. vd. maddeleri uyarınca ayrı ayrı

tutuklanmalarına..." karar verilmesi istenmiştir.

10. Savcılığın talep yazısının içeriği ve başvuruya yönelik

suçlama sorgu işlemi öncesinde Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

başvurucuya özetle anlatılmıştır. Bu sırada başvurucunun avukatı hazır

bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasında "...ben

ne Manisa da ne de başka bir yerde herhangi bir sohbete katılmadım, kimse

hakkında herhangi bir bilgi toplamadım, M.K'yı iş kur

dan tanırım, tam tarihini hatırlamadığım bir zamanda arkadaşımın iş başvurusu

için gittiğimde tanımıştım, Ş.U'u da isim olarak

tanımıyorum, ancak gözaltına alındıktan sonra simaen

hatırladım, ancak nerden hatırladığımı bilmiyorum, şimdi kendisinin de öğretmen

olduğunu öğrendim, belki seminerlerde karşılaşmış olabiliriz, hakkımda bahsi

geçen ve herhangi bir terör örgütü ile hiçbir şekilde ve surette bir bağım

yoktur, herhangi maddi ve manevi desteğim yoktur, ayrıca dergi ve gazete

aboneliği ve ders hocalığı gibi faaliyetlerde bulunmadım, Cengiz dışında ikinci

bir ismim yoktur, veya kod adım yoktur, kısacası bana isnat edilen tüm

suçlamaları reddediyorum, bana iftira atıldığını düşünüyorum, imkan dahilinde

bu iftira atanlar kimler öğrenmek istiyorum, sabah 06:00 da gözaltına alınmak

için kapıma dayanıldı. evde 6,5 aylık hamile eşim vardır, o saatte ne gerek

vardı, arasalar gelirdik, kaçma ihtimalim yoktur, yerim yurdum bellidir, çalıştığını

kurum bellidir, devlet memuruyum, öğretmenim, öğrencilerini en iyi şekilde

yetiştirerek vatanıma milletime hizmet ediyorum, nesil yetiştiriyorum, daha iyi

hizmet etmek için yüksek lisans yaptım, doktora yaptım ve doktoramı bitirmek

üzereyim, yerli ve yabancı uluslar arası konferanslarda makalem yayınlandı,

kısacası benim işim kalemle, terörle değildir, benim işim ilimle, silahla

değildir, 4 gündür 6 m2 lik havasız, yaz sıcağında,

tuvalet arızalı, duş imkanı yok, tuvalet kağıdı yok, her taraf çamur pislik

içinde 3 kişilik hücrelerde 4 kişi kaldık, bir arkadaşımız yerde yattı, sert

zeminden dolayı ben iki gündür uykusuzum, havluyu sarıp yastık yaptım, 3. ve 4

. gün hiç uyumadan yaklaşık şu an itibariyle 22 saattir savunma veriyorum,

emniyetteki polis ifademi gece 23:30 da aldı, 01:30 da bitti, yemek olarak 4

gündür bize sadece yarım ekmek arası bazen yarım peynir, bazen ne olduğu belli

olmayan 2-3 parça et, ekmek yemekten bağırsaklarımız kilitlendi, uzun zamandır

çocuk istiyorduk rabbim nasip etti, eşim 6,5 aylık hamile, bu zor zamanda

eşimin, hayat arkadaşımın, can yoldaşımın yanında bulunmak durumundayım, özel

bir sebepten dolayı aylık doktor kontrollerini hanımımı Balıkesir den İstanbul

a götürüyorum, ayrıca evimizi çalıştığını yere taşımak üzereyken taşınma

işlemim yarım kaldı, bugüne kadar hiçbir kötü sicil kaydım bulunmamaktadır,

tutuksuz yargılanmak istiyorum..." şeklinde beyanda

bulunmuştur.

11. Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/7/2016 tarihinde,

başvurucunun anayasayı ihlal, silahlı terör örgütüne üye olma ve 7/2/2013

tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'a

muhalefet suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama

kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheliler ...Cengiz Türkmen, ...'e isnat

edilen terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet, anayasal

düzeni ortadan kaldırmaya tesebbüs etme, terör örgütü

kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçunun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada mevcut tutanaklar, tanık beyanları etkin

pişmanlık yararlanmak isteyen şüpheli beyanları, HTS tutanakları birlikte

değerlendirildiğinde şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, atılı

suçun CMK'nun 100. maddesinde sayılan katalog

suçlardan olması, yasada öngörülen ceza miktarı nedeni ile kaçma şüphesi,

verilecek tutuklama kararının ölçülü oluşu ve adli kontrol hükümlerinin

uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla 5271 sayılı CMK'nun

100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı tutuklanmalarına...[karar

verildi.]"

12. Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliği 6/10/2016 tarihinde, Manisa

Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun da aralarında bulunduğu

çok sayıda şüphelinin tutukluluk durumunu incelemiş ve "...atılı eylemin niteliği, mevcut delil

durumu, delillerin henüz toplanmamış olması, üzerlerine atılı suçun CMK'nun 100 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması,

atılı suçta öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, tutuklama gerekçeleri göz

önüne alındığında kaçma şüphesi olduğundan..." gerekçesiyle

tutukluluğun devamına karar vermiştir.

13. Başvurucu 31/10/2016 tarihinde tutukluluğun devamına ilişkin

karara itiraz etmiş, Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliği 14/11/2016 tarihinde "...şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, delillerin henüz toplanmamış olması,

tutuklulukta geçen süre, üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması, üzerine atılı suçun

katalog suçlardan olması, atılı suçta öngörülen cezanın alt ve üst sının göz

önüne alındığında kaçma şüphesi olduğundan..." gerekçesiyle

itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

14. Başvurucu, anılan kararı 14/11/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

15. Başvurucu 22/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

16. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının 10/1/2018 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır.

17. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

kuruluşu, sosyo-kültürel ve zihinsel yapısı, yönetim

modeli, faaliyet şekli, hiyerarşik yapısı, istihbarat ağı, mali yapısı,

haberleşmede kullandığı yöntemler, örgütün eleman devşirme faaliyetleri

hususlarında birtakım açıklamalara değinilmiştir. Sonrasında ise başvurucunun

FETÖ/PDY'nin Manisa yapılanmasında yer aldığına

ilişkin birtakım olgulara dayanılmıştır. Bunlar özetle şöyledir:

i. Başvurucunun örgüt mensuplarının örgüt içinde haberleşme

aracılığıyla kullandıkları ByLock

programını bizzat aktif olarak kullandığı belirtilmiştir.

ii. Başvurucu hakkında birtakım beyanlarda bulunan H.B., C.D.,

M.P., M.T. ve A.C.Ç. adlı kişilerin başvurucunun FETÖ/PDY'nin

Manisa yapılanması içinde yer aldığı yönünde beyanlarda bulunduğu

belirtilmiştir. Beyanların içeriği incelendiğinde; başvurucunun sohbet hocalığı

yaptığı, sohbete katılan polis memurlarının birtakım bilgilerini topladığı,

Manisa emniyet yapılanmasına ilişkin olarak tüm kararları alan ana heyetin

üyelerinden biri olduğu ve bu heyette istihbarat imamı olarak görev yaptığı,

üniversite öğrencisi iken ev imamlığı yaptığı gibi hususlarda beyanlarda

bulunulduğu görülmektedir. Hatta M.T. isimli şahsın kendi telefonuna ByLock programını başvurucunun yüklediği yönünde

beyanda bulunduğu belirtilmiştir.

iii. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin finans

kuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyada hesap

hareketlerinin örgüte destek mahiyetinde olduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda

başvurucunun Bank Asyada hesabının olduğu, bu hesapta

31/12/2013 ile 24/12/2014 tarihleri arasında 35.250,24 TL'lik artış olduğu

belirtilmiştir (Bank Asyanın FETÖ/PDY ile bağlantısı

hususundaki açıklamalar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 26, 35).

iv. Başvurucunun HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda, FETÖ/PDY'nin Manisa yapılanması içinde yer aldığı

değerlendirilen ve haklarında soruşturma yürütülen birçok kişiyle irtibat

hâlinde olduğu belirtilmiştir.

18. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

*Şüphelinin PDY/FETÖ silahlı terör örgütü

mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bu suç örgütü

mensupları tarafından ve örgüt talimatıyla bu ağa dahil olunup gizliliği

sağlamak amacıyla haberleşme için kullanılan BYLOCK programını [NUMARA]@ttnet

adsl hattı ile [TELEFON] gsm

numaralı hattı aracılığıyla kullandığı, BYLOCK isimli programa PDY/FETÖ silahlı

terör örgütü içerisinde faaliyet göstermeyen bir kişinin ulaşmasının mümkün

olamaması, bu manada söz konusu programın bir kişide mevcudiyetinin aslen ve

doğrudan doğruya örgütle görüşme dahilinde devam eden bir organik bağı ispat

eden bir sübut vasıtası olması,

*Şüphelinin örgüte ait Bankasyada

bulunan 3388695 numaralı hesabında 31/12/2013 tarihi itibariyle para

bulunmamasına rağmen 24/12/2014 tarihinde 35,250,24 TL bakiye farkın

bulunduğunun, bu manada örgüt elebaşının talimatına uygun şekilde hesaba para yatardığının tespit edilmesi,

*Şüphelinin HTS kayıtlarının yapılan

incelemesinde PDY/FETÖ silahlı terör örgütü Manisa Yapılanması içerisinde

sohbet hocası, grup sorumlusu, mütevelli üyesi gibi görevlerle yer aldıkları

tespit edilen ve haklarında soruşturma yürütülen bir çok

şüpheli ile irtibat içerisinde olduğunun tespit edilmesi,

*Yürütülen soruşturmalar kapsamında alınan

tanık, itirafçı şüpheli beyanlarından şüphelinin PDY/FETÖ Silahlı Terör

Örgütünün Manisa Emniyet Yapılanması içerisinde oluşturulangruplarda

grup sorumlusu, ders hocası, ana heyet mensubu olarak yer aldığının sabit

olması,

Göz önüne alındığında şüphelinin PDY/FETÖ

silahlı terör örgütünün Manisa İl Yapılanması içerisinde yer alarak örgüte üye

olduğu,

Anlaşılmıştır.

..."

19. Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesi 18/1/2018 tarihinde,

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/139 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

20. Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan tensip (duruşmaya

hazırlık) incelemesi sonunda yetkisizlik kararı ile dosyanın Balıkesir 2. Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar verilmiştir.

21. Yetkisizlikle Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen

dosya aynı Mahkemenin E.2018/154 sayısına kaydedilmiştir. Balıkesir 2. Ağır

Ceza Mahkemesi ise 6/6/2018 tarihli duruşmada dosyanın hukuki ve fiilî irtibat

nedeniyle Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 2017/856 Esas sayılı

dosyası ile birleştirilmesine ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

22. Birleştirme kararı üzerine Mahkemece 28/6/2018 tarihinde

yapılan inceleme sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

23. Mahkemece 8/10/2018 tarihli duruşmada başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir.

24. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme, 22/4/2019 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Hükme karşı istinaf yoluna

başvurulmuş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla yargılama

dosyası ilk derece mahkemesindedir.

B. İlgili Süreç

25. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 12-25).

26. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

IV. İLGİLİ HUKUK

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

28. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

29. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli

veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2)

Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim

veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.

30. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi" kenar

başlıklı 153. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya

içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak

alabilir.

(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek

alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan

suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3)

Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(4)

Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir..."

33. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Anayasayı ihlal" kenar başlıklı

309. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen

yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye

teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılırlar."

34. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

35. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

36. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da,

bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya

amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

37. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

38. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek

o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur."

39. 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının

Önlenmesi Hakkında Kanun'un 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) 3 üncü madde

kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya

kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli

bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon

sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç

oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır..."

40. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı

1. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Bu kanun, ceza infaz kurumları ve

tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya

bunlarla ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak ve

kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz

hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar."

41. 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz

hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

" (1) İnfaz hâkimliklerinin görevleri

şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri,yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak,

...

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan

konulara ilişkin hükümler saklıdır."

42. 4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde

hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili

faaliyetlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı

olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren

on beş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet

yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.

Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz

hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu

ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında

yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir.

Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.

...

Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem

veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi

güç veya imkânsız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka

aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya

faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir."

43.4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar"

kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi,

duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek

gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında

resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca

ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı

görüşünü alır. Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi,

hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri

toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu,

savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla

birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi

durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.

İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti

yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da

faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 3/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

45. Başvurucu; suç oluşturmayan -dinî ve siyasi sohbetler yapıp

yapmadığı, bunları kimlerle yaptığı, kurban bağışını nerelere verdiği,

öğrencilere burs verip vermediği gibi- birtakım eylemlerin suçlamalara dayanak

alındığını, tutuklama kararının ve tutukluğa itiraz üzerine verilen kararın

gerekçesiz olduğunu, suç işlediğine dair somut herhangi bir delil olmamasına

rağmen tutuklanmasına karar verildiğini, delil karartma ihtimalinin ve kaçma

şüphesinin bulunmadığını, keyfî bir şekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığını,

isnat edilen suçla bir ilgisinin bulunmadığını, tutuklama kararı verilirken

ölçülülük ilkesinin gözönüne alınmadığını, adli

kontrol uygulamasının neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını belirterek din

ve vicdan ile düşünce ve kanaat hürriyetlerinin, suç ve cezaların kanuniliği

ile eşitlik ilkelerinin, kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

46. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

48. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, §§

47-52.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Başvurucu, Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/7/2016

tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

50. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün ardındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

Manisa emniyet yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen bir

soruşturma (bkz. § 6) kapsamında anayasayı ihlal, silahlı terör örgütüne üye

olma ve 6415 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. § 11). Dolayısıyla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

51. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

52. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede;

başvurucunun FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair tanık

anlatımlarına, Bank Asya hesabındaki para hareketliliğine, FETÖ/PDY üyelerinin

kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock uygulamasının kullanıcısı

olmasına ve FETÖ/PDY'ye mensup olduğu belirtilen

birtakım kişilerle yaptığı telefon görüşmelerinin sıklığına dayanılmıştır (bkz.

§§ 11, 17).

53. Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

hâkimliklerce FETÖ/PDY yöneticisi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock

uygulamasını kullanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum

olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 74).

54. Öte yandan iddianamede; birtakım kişilerin verdikleri

ifadelerde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Bu itibarla da

başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu

görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk

Özdemir başvurusunda; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75).

55.Soruşturma mercilerince ayrıca başvurucunun Bank Asya

hesabında 31/12/2013 ile 24/12/2014 tarihleri arasında para artışının olduğu

tespit edilmiştir. Anayasa Mahkemesi,FETÖ/PDY'nin mali kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir

sağladığı tespit edilen Bank Asyaya örgüt liderinin

ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırılmasının somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesinin de temelsiz ve keyfî olmayacağını kabul etmektedir (Metin Evecen, § 58). Buna göre soruşturma

makamlarınca ve/veya tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY

yöneticisi olmakla suçlanan başvurucunun örgütün mali kaynağını oluşturan ve bu

yolla gelir elde ettiği Bankadaki para artışının somut olayın koşullarına göre

suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesi, anılan Bankanın durumu itibarıyla temelsiz ve keyfî bir

tutum olarak değerlendirilemez.

56. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

57. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

58. Somut olayda Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken suçlara ilişkin kanunda öngörülen ceza

miktarına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasında olmasına ve adli

kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 11).

59. FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse

tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede

faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması bu

yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına

kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 272). Ayrıca başvurucunun tutuklanmasına esas

alınan suçlar, Türk hukuk sistemi içindeki ağır cezai yaptırım öngörülen suç

tipleri arasında olup (bkz. §§ 33-39) isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suçlardan anayasayı ihlal ve silahlı terör örgütüne üye olma

suçları, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan

ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 27).

60. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Manisa 1. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden -suçların ağırlığına atfen- kaçma tehlikesine yönelen

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

61. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 151).

62. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY'yle

bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri de -gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi-

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

63. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için öngörülen

cezanın miktarını da gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 11) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

65. Başvurucu, tutukluluğunun devamına dair kararlar ile bu

kararlara itirazı üzerine verilen kararların gerekçelerinin matbu cümlelerin

tekrarından ibaret olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Somut olayda ihlal iddialarının özü itibarıyla tutukluluğun uzun sürmesine,

yargılamanın tutuklu devam ettirilmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu

nedenle başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

67. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

69. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

70. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

71. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/10/2018

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme

Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu; talebine rağmen tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın dosya üzerinden yapıldığını, tutukluluk

incelemeleri sırasında Cumhuriyet savcısının görüşü alınırken ne kendisinin ne

de avukatının dinlenmediğini belirterek savunma hakkının ve silahların eşitliği

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

76. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

77. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında (B. No: 2016/25431, 28/11/2018) tutukluluk

incelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmama şikâyetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda inceleme

tarihi itibarıyla başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu

nazara alarak verilecek bir ihlal kararının yeniden hâkim önüne çıkarılmasını

sağlamayacağı ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu

durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili

bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata

hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır.

78. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda, bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

79. Somut olayda başvurucu tutuklandıktan 1 yıl 10 ay 20 gün

sonra 6/6/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir

biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur. Ayrıca birleştirme kararı

sonrasında başvurucu hakkında Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen

yargılamada düzenli bir şekilde duruşmalar yapılmış ve hatta 8/10/2018 tarihli

duruşmada başvurucunun tahliyesine de hükmolunmuştur. Dolayısıyla somut başvuru

yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

81. Başvurucu; tutukluluğa ilişkin kararları veren sulh ceza

hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini sağlamadığını, bu

hâkimliklerin kapalı devre bir sistemle inceleme yaptığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

82. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim

güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78, 94-97).

83. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

84. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

85. Başvurucu; soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması

kararı gerekçe gösterilerek soruşturma dosyasındaki evraklara erişiminin

engellendiğini, bu nedenle etkin savunma yapamadığını ve tutukluluğa sebep olan

hususları öğrenemediğini belirterek eşitlik ilkesinin, kişi hürriyeti ve

güvenliği ile adil yargılanma haklarının ve masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

86. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

87. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

88. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2) (§§ 169-174) başvurusu hakkında verilen karar.

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

89. Başvuru formunda soruşturma dosyasını incelemeye izin

verilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın

savcılık ya da hangi mahkeme tarafından, hangi tarihte verildiğine ilişkin bir

açıklamada bulunulmamıştır.

90. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 18/1/2018

tarihi (bkz. § 19) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

91. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

başvurucunun FETÖ/PDY yöneticisi olması, anayasayı ihlal ve 6415 sayılı Kanun'a

muhalefet etmesi, bu noktada FETÖ/PDY'nin Manisa emniyet ayağı içinde yer alması

hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlamaların ve suçlamalara

dayanak olan tanık beyanları ile HTS kayıtlarının içeriğinin Manisa Emniyet

Müdürlüğünce gerçekleştirilen ifade alma işlemi sırasında başvurucuya

açıklandığı görülmektedir (bkz. § 8).

92. Öte yandan Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca 15/7/2016

tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde, başvurucuya isnat

edilen suçlamalara ilişkin açıklamalara ayrıntılı şekilde yer verildiği

görülmektedir. Bu bağlamda suçlamalara konu edilen olaylarla ilgili bilgilere

yer verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da

değerlendirmelerde bulunulmuştur (bkz. § 9). Anılan talep yazısı sorgu işlemi

öncesinde Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya özetle

açıklanmıştır (bkz. § 10). Başvurucunun da iddia edilen eylemlerle ilgili

olarak birtakım anlatımlarda bulunduğu sorgu aşamasındaki beyanından

anlaşılmaktadır (bkz. § 10). Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu

öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

93. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

95. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da -özellikle 19. maddenin sekizinci

fıkrasında- yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Şeref ve İtibar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

96. Başvurucu; soruşturma süresince ismi ve görüntüsünün sürekli

yerel ve ulusal medya organlarında teşhir edildiğini, tüm meslek hayatının ve

itibarının yok edildiğini belirterek mülkiyet, şeref ve itibar ile çalışma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

97. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun hakkında yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığı yönündeki

şikâyetinin özü başvurucunun şeref ve itibar hakkına ilişkindir. Bu nedenle

şikâyetin bir bütün olarak şeref ve itibar hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

98. Öte yandan masumiyet karinesi, kişinin suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilmemesini ve suçlu muamelesine tabi tutulmamasını güvence

altına alır. Anayasa Mahkemesi, yargılama makamları veya diğer devlet

görevlilerinin ifadeleri veya kışkırtmasına dayanmayan basın ve yayın

organlarındaki yazılar veya bazı küçük düşürücü haberlerle ilgili şikâyetleri

bir bütün olarak şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı kapsamında

değerlendirmektedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,

8/4/2015, § 31).

99. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçe ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

100. Somut olayda başvurucunun başvuru formu ve eklerinde, bir

kısım medya organının hangi açıklama ve yorumları ile kendisini suçlu olarak

teşhir etmek suretiyle şeref ve itibar hakkını ihlal ettiğini belirtmediği

görülmektedir. Bunun yanı sıra başvurucu, şeref ve itibar hakkını ihlal

ettiğini ileri sürdüğü bir kısım medya organlarına yönelik hiçbir belirleyici

ya da ayırt edici ifade de kullanmamış; başvuru formunda anılan iddialarını

somut bir olgu veya olay belirtmeksizin soyut olarak dile getirmiştir.

101. Dolayısıyla başvurucunun şeref ve itibar hakkını ihlal

ettiğini ileri sürdüğü bir kısım medya organı tarafından yapıldığı iddia edilen

açıklama ve yorumlar yönünden başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili deliller

sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa hükmünün ihlal

edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını ortaya

koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun şeref ve itibar

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

103. Başvurucu; avukatı ile yaptığı görüşmelerin kayıt altına

alındığını, fiziki koşulların yetersiz olması nedeniyle avukatıyla

görüşemediğini, telefonuna ve bilgisayarına imajı alınmadan hukuka aykırı bir

şekilde el konulduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

104. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

105. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği

tespit edilmiştir (bkz. § 24). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındaki

şikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin

bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

106. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Özel Hayata Saygı ile

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

107. Başvurucu, hiçbir gerekçe gösterilmeden evinin ve işyerinin

arandığını belirterek mülkiyet ile çalışma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

108. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının bu kapsamında incelenmesi gerekir.

109. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan

Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak

hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün

işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve

özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçe ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, §§ 19, 20).

110. Somut olayda başvurucunun, başvuru formu ve eklerinde,

arama kararının neden hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemlerinin ne zaman

gerçekleştiği hususunda herhangi bir açıklamada bulunmadığı gibi arama

işlemlerine dair herhangi bir bilgi ya da belgeyi de başvuru formuna eklemediği

görülmektedir. Bir diğer deyişle başvurucu, arama işlemleri ile ilgili olarak

anılan iddialarını somut bir olgu veya olay belirtmeksizin soyut olarak dile

getirmiştir.

111. Dolayısıyla başvurucunun özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarını ihlal ettiğini ileri sürdüğü arama işlemleri yönünden başvuruya konu

ihlal iddialarıyla ilgili deliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını

kanıtlama ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda

bulunmak suretiyle hukuki iddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine

getirmediği anlaşılmıştır.

112. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun özel hayata saygı ve

konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının

temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

113. Başvurucu; insan haklarıyla bağdaşmayan koşullarda yirmi üç

gün boyunca gözaltında tutulduğunu, gözaltındaki ve ceza infaz kurumundaki

koşulların işkence ve kötü muamele yasağıyla bağdaşmadığını belirterek işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

114. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

115. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının, başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2), § 249).

116. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkin

şikâyetler yönünden ise ilgili mevzuat (bkz. §§ 40-43) gereğince başvurucunun

iddialarını iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü muameleye derhâl son

verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin bulunduğu

görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında başvurucu, şikâyetlerini öncelikle

yetkili yargısal mercilere iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü

muameleye maruz bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa

zamanda uygun hâle getirilmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır

(benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet

Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, §

30). Başvurucunun şikâyetleri dikkate alındığında mevcut başvuru yollarının

ulaşılabilir, şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep

bulunmadığından başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını

gerektiren bir durumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki bir

değerlendirme için Didem Tütenk,

B. No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).

117. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

118. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Özel hayata saygı ile konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

3/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Cengiz

TÜRKMEN

Vekili

:

Av. Havva

ALAN ÖZCEL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/43843, 3 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tutuklamaya İlişkin
  7. B. İlgili Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. Şeref ve İtibar
  12. C. Adil Yargılanma
  13. D. Özel Hayata Saygı ile
  14. E. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Gökcan
  17. Özgüldür
  18. Hakyemez
  19. Türkmen
  20. Alan Özcel
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/43843
Tarih
3 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Yaşar Yıldız Başvurusu (B. No: 2015/10626)
  • B.a. Başvurusu (B. No: 2016/40642)
  • Hakan Gölünç Başvurusu (B. No: 2015/3893)
  • Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/2760)
  • Kemalettin Bulamacı Başvurusu (B. No: 2016/14830)
  • Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı Başvurusu (B. No: 2016/738)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.