İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Çetin Hakkı Şaşmaz Başvurusu (B. No: 2017/26248)

1. Başvuru, terörizmin finansmanı suçundan dolayı

Başvuru No2017/26248Tarih2 Aralık 2020Okuma15 dk · 3.067 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Çetin Hakkı Şaşmaz Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2017/26248
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.067 kelime·15 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, terörizmin finansmanı suçundan dolayı

başlatılan ceza soruşturması sırasında verilen kayyım atama kararı nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 9/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. FETÖ/PDY ve

Darbe Girişimine İlişkin Genel Bilgiler

9. Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam

eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanma bulunmaktadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 21-25).

10. Yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15

Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak

özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın

özellikleri ve faaliyetleriyle ilgili birçok tespit ve değerlendirmeye yer

verilmiştir. Buna göre devletin anayasal kurumlarını ele geçirmek, sonrasında

devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden

şekillendirmek ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,

toplumsal ve siyasal gücü yönetmek amacıyla mevcut idari sisteme paralel

şekilde örgütlenen, ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar

kuran FETÖ/PDY devlet ve toplum üzerinde bir vesayet kurumu hâline

gelmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

11. Türk yargı organları, yakın dönemde verdikleri birçok

kararda FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmiştir. Bu

kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956,

K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay

16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı

bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.

12. FETÖ/PDY'nin ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu

tehdit; idari organların karar, açıklama ve uygulamalarına da konu olmuştur. Bu

bağlamda devlet yetkilileri sürekli olarak anılan yapılanmanın ülke güvenliği

için bir tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuştur. Bu değerlendirmeler

Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında da ifade edilmiştir. MGK; söz konusu

yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın huzurunu ve

ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki illegal

yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal

faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör

örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve

bir terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her

biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY

2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde Legal Görünümlü İllegal

Yapılar başlığı altında Paralel Devlet Yapılanması adıyla yer almış;

Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör

örgütleri listesine dâhil etmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33).

13. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

bugüne kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve soruşturma mercileri

-olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun

yıllardır faaliyetlerine devam eden FETÖ/PDY yapılanmasının olduğunu

değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 12-25).

14. Darbe girişiminin engellenmesinden sonra başta yargı

mensupları ve emniyet görevlileri olmak üzere çok sayıda kamu görevlisiyle

ilgili disiplin soruşturmaları yürütülmüş, birçok kamu görevlisi hakkında kamu

görevinden çıkarma da dâhil olmak üzere disiplin yaptırımları veya idari

tedbirler uygulanmıştır. Ayrıca FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu değerlendirilen

bazı ticari kuruluşlara, finans kuruluşlarına ve medya organlarına yönelik

idari birtakım tedbirlere de başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 34, 35).

B. FETÖ/PDY'nin

Mali Yapılanmasına İlişkin Genel Bilgiler

15. FETÖ/PDY'nin mali yapılanması ve finans kaynakları

çok sayıda yargı kararı ile idari işlem ve raporlarda ortaya konulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 26; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10/7/2017 tarihli ve

E.2017/1517, K.2017/4830 sayılı, 28/12/2017 tarihli ve E.2017/2999, K.2017/5811

sayılı kararları; Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından düzenlenen 5/8/2016

ve 5/10/2016 tarihli raporlar). Bu kararlar ile raporlara göre örgütün mali

yapılanmasına ilişkin tespitler şöyle özetlenebilir:

i. FETÖ/PDY; bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri,

okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları

doğrultusunda yetiştirmiş ve bu kişiler yapılanmanın insan kaynağını

oluşturmuştur. Yapılanmaya mensup kişilerin gelirlerinin belli bir oranı himmet

adı altında alınmış, yapılanmadan ayrılmak isteyen kişilere baskı ve çeşitli

yaptırımlar uygulanmıştır. Çeşitli yargı kararlarında, örgüt üyelerinin

gelirlerinin bir miktarını himmet olarak örgüte verdikleri belirtilmiştir. Bu

bağlamda örgüt üyesi devlet memurları ve diğer kamu görevlilerinin ilk

maaşlarının tamamını, sonraki maaşlarının da %10-15 gibi bir bölümünü himmet

olarak örgüte verdikleri ifade edilmiştir. İkinci olarak örgüte bağlı

şirketlerin de gelirlerinin bir bölümünü himmet adı altında örgüte

transfer ettiği vurgulanmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 25/1/2018

tarihli iddianamesinde himmet uygulaması ile ilgili şu bilgilere yer

verilmiştir:

"Örgütün himmet yolu ile sağladığı

gelirler genel olarak mütevelli heyetleri vasıtası ile toplanmaktadır. Örgütün

sohbet gruplarında yer alan kişilerden; sohbet toplantılarına düzenli olarak

katılıp verilen görevleri yerine getiren, örgütün verdiği talimatları

sorgulamaksızın itaat eden ve maddi gücü yerinde olan kimseler seçilerek

mütevelli heyeti üyesi yapılmaktadır. Sohbet gruplarında zekât, burs, kurban ve

himmet adı altında paralar toplanırken; mütevelli heyeti üyesi kişiler ayrıca

bir ışık evinin maddi ihtiyaçlarından sorumlu tutulmaktadır. Mütevelliler

topladıkları parayı sohbet hocasının yanında getirdiği muhasebecilere

vermektedir. Örgütün mali kayıtlarını bu muhasebeciler tutmaktadır. İl imamının

da bir muhasebecisi bulunmakta ve il genelinde mali kayıt tutmaktadır.

Mütevellide yer alanlar arasından her üç mütevelli heyetinden bir mali heyet

teşekkül edecek şekilde isimler seçilmektedir. Mali heyetler yurtdışında

bulunan örgüte ait yurt ve okulların yapımı için ihtiyaç duyulan paranın, hangi

mütevelli heyetinden ne kadar toplanacağına karar vermektedir. Mali heyet

toplantıları dünyanın her yerinde Salı günleri sabah namazından sonra

gerçekleştirilmekte ve bu toplantılara mütevelli heyet sohbet hocaları da

katılmaktadır. İlçe imamlarının sorumluluğu altında bulunan mütevelli

heyetlerinin üstünde, il imamlarının sorumluluğundaki il mütevelli heyeti yer

almaktadır. İl genelinde ne kadar para toplanacağına ise ilin bağlı bulunduğu

bölgenin toplantısında karar verilmektedir. Burada alınan karar mütevelli heyet

toplantısı adı altında yılda bir kez düzenlenen gizli toplantıda mensuplara

aktarılmaktadır. Kişilerden alınan himmet vaadi nakit, çek, senet karşılığı

olarak tahsil edilmekte; çek ve senetlerin ödenememesi halinde icra yoluna

başvurulmaktadır. İl imamının koordinesinde yılda en az bir kez mütevelli

heyeti üyelerinin katılımı ile kamp düzenlenmektedir. Kamplar esnasında dini

duygular istismar edilerek himmet, zekat, kurban ve öğrenci bursu adı altında

toplanan paraların artırılması sağlanmakta, toplanan paraların karşılığının

Cennet ile mükafatlandırılmak olacağı vurgulanmaktadır. Mütevelli heyeti

mensupları, iş adamlarının kurduğu sivil toplum kuruluşlarına üye yapılmakta,

kimin hangi STK’ya üye olacağı sohbet abisi tarafından belirlenmektedir. Örgüt

bu kuruluşların başkan ve üye seçimlerinde söz sahibi olmayı böylelikle de

hükümete baskı yapabilmeyi hedeflemektedir."

ii. FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda

genişletmiş ve Türkiye'nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede

yaygınlaştırmıştır. Nitekim söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında

eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda

faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır. Özellikle ülkemizdeki bazı

dershane ve okullar ile çok sayıda ülkede örgütle ilişkili eğitim kurumlarından

toplanan paralar ile burs adı altında toplanan paralar örgütün önemli bir gelir

kaynağını oluşturmaktadır.

iii. FETÖ/PDY'nin sosyal, kültürel ve ekonomik alanda

yürüttüğü yasal faaliyetleri; dershaneler, okullar, üniversiteler, dernekler,

vakıflar, sendikalar, meslek odaları, iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları,

gazeteler, dergiler, TV kanalları, radyolar, internet siteleri, hastaneler gibi

sivil alanlara ilişkindir. Bunun yanında bazen bu yasal kuruluşların içinde

gizlenmiş olan bazen de yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve

hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal

bir yapılanma söz konusudur. Bu kapsamda kamu kaynaklarının örgüte bağlı

şirket, dernek ve vakıflar yoluyla örgüt birimlerine aktarılması sağlanmıştır.

iv. Ayrıca kişilerin dinî duygularını istismar etmek

suretiyle kurban bedeli, sadaka, zekât gibi adlar altında

para veya ayni yardım toplandığı tespit edilmiştir. Kimi durumlarda tehdit ve

cebir yoluna gidilerek gazete ve dergilere abonelik ücreti alınması, örgüte

yakın dernek ve vakıflara bağışlar toplanması da önemli finansal kaynaklardan

biri olarak gösterilmektedir.

C. Başvurucuya

İlişkin Süreç

16. Başvurucu Şaşmaz Yapı Medikal İnşaat Sanayi ve

Ticaret Limitet Şirketi, Edehan Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Sanayi ve

Ticaret Limitet Şirketi ve Çetin Makina Hırdavat İnşaat Ortopedi Sanayi ve

Ticaret Limitet Şirketinin ortağıdır.

17. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ/PDY

hakkında başlatmış olduğu soruşturma kapsamında terör örgütünün finansman

sağlayan Kaynak Holding ile ticari bağlantıları bulunduğu iddiasıyla

başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanmasını 26/8/2016

tarihinde talep etmiştir.

18. İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihli

kararı ile talebi kabul etmiş ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi uyarınca başvurucunun ortağı ve yöneticisi

olduğu şirketlere kayyım atanmasına karar vermiştir. Kararda; kayyım olarak

atanan kişilerin yönetim organının tüm yetkilerine sahip olduğu, şirketlerin

yönetim organının yetkilerinin tümünün kayyımlara devredildiği ve yeni yönetim

organının kayyımlarca oluşturulacağı açıklanmıştır. Kararın gerekçesinde;

tedbire konu şirketlerin FETÖ/PDY'nin finansal kaynağı olan Kaynak Holding ile

ticari bağlantılarının bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.

19. Başvurucu, kayyım atama kararına 29/3/2017 tarihinde

karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde; tedbire konu mal varlığının

soruşturma konusu suç ile irtibatı olmadığı, alınacak bir bilirkişi raporu

neticesinde terör örgütü ile bir bağlantının bulunmadığının tespit edileceği,

şirketlere ait mal varlığının miras yoluyla intikal ettiği ve şirketlerin gelir

kaynağını gayrimenkullerden elde edilen kira gelirinin oluşturduğu

belirtilmiştir.

20. İtirazı inceleyen İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza

Hâkimliği 14/4/2017 tarihinde itirazı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde;

itiraz dilekçesinin ekinde tapu kayıtlarının bulunmadığı, bilirkişi raporunun

söz konusu aşamada soruşturma makamınca alınabileceği ve hâkimliğin bilirkişi

raporu alma görevinin bulunmadığı ifade edilmiştir.

21. Bu karar, başvurucu vekiline 11/5/2017 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 9/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

23. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Hamdi Akın

İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, §§ 35-61.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu; savunması alınmadan mal varlığı hakkında

tedbir kararı verildiğini, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü

bulunmadığını ve soruşturmanın gizli olması nedeniyle suç ve delillerin ortaya

konulmadığını iddia etmiştir. Başvurucu; ticari faaliyetlerinin soruşturma

konusu suç ile bağlantısının bulunmadığını, şirketler üzerindeki taşınmazların

miras yoluyla intikal ettiğini ve şirketlerin terör örgütünün finansmanı için

kullanılmadığını ifade etmiştir. Başvurucu bu gerekçelerle mülkiyet ve adil

yargılanma hakları ile birlikte suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde; başvurucunun tüm mal varlığı

hakkında bir tedbir uygulanmadığını ve kaçak olan başvurucu hakkındaki ceza

yargılamasının devam ettiğini açıklamıştır. Bakanlık, tedbir kararının şartları

oluşmadığı iddiasının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat

davasında ileri sürülebileceğini ifade etmiştir. Bakanlık; yürütülen ceza

soruşturması kapsamında 5271 sayılı Kanun'un 133. maddesine uygun olarak

verilen kayyım atama kararında herhangi bir keyfîlik ya da takdir hatası

bulunmadığını, dolayısıyla müdahalenin kanuni, meşru ve orantılı olduğunu

belirtmiştir.

B. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu; mülkiyet hakkı yanında adil yargılanma hakkının ve suç ve

cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşse de şikâyetlerinin

özü, ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlerin yönetiminin kayyıma devredilmesi

nedeniyle mal varlığı bakımından önemli zararlara yol açıldığı şikâyetine bağlı

olarak mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun

ileri sürdüğü iddialar mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

29. Benzer şikâyetlerin incelendiği Hamdi Akın İpek

başvurusunda, yönetimin kamu gücü kullanılarak kayyıma devredilmesinin şirket

ortağı ve yöneticisi konumundaki başvurucu yönünden mülkiyet hakkı kapsamında

tanınan tasarruf yetkisini kısıtladığı belirtilerek kayyım atama şeklindeki

tedbirin suç isnadı kapsamında uygulanan geçici bir koruma tedbiri mahiyetinde

olduğuna işaret edilmiştir. Bu tespitten hareketle başvurucunun mevcut aşama

itibarıyla mülkünden yoksun bırakılmadığı ancak toplum yararına aykırı olarak

suçta kullanılmasının önlenmesi amacıyla mülkün kontrolü nedeniyle mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne veya

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir (benzer yönde Hamdi Akın İpek, § 87).

30. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).

31. Ceza soruşturması kapsamında terör örgütü ile

bağlantısı bulunduğu ve terörün finansmanında rolü bulunduğu gerekçesiyle 5271

sayılı Kanun'un 133. maddesi uyarınca şirketlere kayyım atanması şeklindeki

müdahalenin kanunilik unsurunu taşıdığı açıktır.

32. Terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla ve suçtan

elde edildiği gerekçe gösterilerek muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması

için terörizme mali kaynak sağlayan kişi veya kurumların mal varlıklarının

geçici olarak dondurulması ya da somut olayda olduğu gibi şirketlerin yönetiminin

tedbir amacıyla kamu gözetimi veya denetimine alınması gibi tedbirlerin

uygulanmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacı bulunmaktadır (benzer

yöndeki bkz. Hamdi Akın İpek, §§ 99, 100).

33. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni olması ve

kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ayrıca

müdahalenin ölçülü olması da gerekmektedir. Hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan Anayasa'nın 13.

maddesinde öngörülen ölçülülük ilkesi uyarınca mülkiyet hakkının

sınırlandırılması suretiyle elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin

hakları arasında adil bir dengenin sağlanması zorunludur. Bu adil denge,

başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve aşırı bir yüke katlandığının tespit

edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.

34. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'nın

13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce bu tedbirin

öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.

Diğer taraftan müdahalede bulunulurken takip edilen kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi

araçların tercih edileceği ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek

konumda olan ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracın

tercih edileceğinin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir

yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak

idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın

müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması

durumunda müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak bu

kapsamda yapılacak denetim, seçilen aracın isabet derecesine yönelik olmayıp

hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönük olacaktır

(bazı değişikliklerle birlikte bkz. Hamdi Akın İpek, § 108; Hanife

Ensaroğlu, B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).

35. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan

tedbirlerin keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi

takdirde mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple

kamu makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık

arasında bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu

bağlamda elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken

adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın malikinin davranışı

ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının olması ve iyi niyetli

eşya malikine eşyasını -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme

olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının

tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,

17/12/2015, §§ 31-80; Hanife Ensaroğlu, § 66; Hamdi Akın İpek, §

115).

36. Bunun yanında söz konusu tedbir gerek kapsamı gerekse

de süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamu yararı amacı

doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının

zarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağır

veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararın

kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem ve vasıtalarla gideriminin

sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamu makamlarının kanuna dayalı olarak ve

ilgili kamu yararı amacı doğrultusunda mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden

tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin belirli bir süre de devam etmesi ancak

bireyin mülkiyet hakkının korunmasının gerekliliklerine uyulduğu takdirde

ölçülü görülebilir (Hanife Ensaroğlu, § 67).

37. Başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere

terörizmin finansmanının önlenmesi ve muhtemel bir müsaderenin güvence altına

alınması amacıyla kayyım atanmıştır.

38. Somut olayda müdahalenin ölçülülüğünün

değerlendirilmesi bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen

tedbirin maliki olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda

müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu

itibarla, uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip

yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.

39. Bu kapsamda uygulanan tedbire karşı iddia ve

savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının başvurucuya

tanındığı, derece mahkemelerinin kayyım atanması ve bu atamaya yönelik itirazın

reddi kararlarının konuya ilişkin olarak tespit ve değerlendirmeler içerdiği

görülmüştür. Şöyle ki yukarıda anlatılan hukuki süreç nazara alındığında

başvurucunun ortağı olduğu şirketlerin yürütülen soruşturma ile olan ilişkisi

ve hangi nedenlerle kayyım atanması yoluna gidildiğinin ilgili yargı

mercilerince açıklandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ortağı

olduğu şirketlerin yönetiminin kayyıma devredilmesine dayanak olarak kuvvetli

bir suç şüphesinin bulunduğu ve yargısal makamların vermiş olduğu kararların

keyfîliğinden söz edilemeyeceği açıktır (benzer yönde bkz. Hamdi Akın İpek,

§§ 115, 116).

40. Öte yandan sulh ceza hâkimliği tarafından başlatılan

bir ceza soruşturması içinde verilen kayyım kararları nedeniyle şirket veya

ortaklarının meydana gelecek zararlarını telafi edecek birtakım koruyucu

düzenlemeler de mevcuttur. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 133. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında, kayyıma şirket bütçesinden ödenen ücretin tamamının

soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya

beraat kararının verilmesi hâlinde kanuni faiziyle birlikte ödeneceği hüküm

altına alınmıştır. Ayrıca aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında, ilgililerin

atanan kayyımın işlemlerine karşı görevli mahkemeye 22/11/2001 tarihli ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret

Kanunu hükümlerine göre başvurabilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun bu maddeye göre şirketlerin yönetimi ile ilgili olarak kayyımın

işlemlerine karşı her zaman dava açabilme hakkı bulunmaktadır. Bunun yanında

yine bu maddenin (4) numaralı fıkrasında, kayyımların görevleriyle ilgili iş ve

işlemlerinden dolayı 5271 sayılı Kanun'un 142. ila 144. maddeleri uyarınca

devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenlenmiştir (benzer yönde bkz.

Hamdi Akın İpek, §120).

41. Bu itibarla Hamdi Akın İpek kararında da

vurgulandığı üzere özellikle örgütlü suçlarla mücadele alanında kamu

makamlarının sahip olduğu geniş takdir yetkisinin bulunduğu ve somut olayda şikâyet

edilen tedbirin niteliği ile bu tedbire ilişkin olarak başvurucuya sağlanan

güvenceler dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve

olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvuruya

konu müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması

arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü olduğu sonucuna

varılmıştır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 2/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Kamber Ozan TUTAL Başvurucu : Çetin Hakkı ŞAŞMAZ Vekili : Av. Mehmet Rifat BACANLI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/26248, 2 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. FETÖ/PDY ve
  10. B. FETÖ/PDY'nin
  11. C. Başvurucuya
  12. IV. İlgili
  13. Hukuk
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  19. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/26248
Tarih
2 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Cemal Taş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/3316)
  • Raşit Dörtyol Başvurusu (B. No: 2017/34383)
  • Müslüm Basılgan Başvurusu (B. No: 2018/18612)
  • Mehmet Akbayır Başvurusu (B. No: 2019/22701)
  • Ahmet Cihan Başvurusu (B. No: 2017/23740)
  • Euro Pomp Elektrik İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2019/21498)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.