İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

D.c. Başvurusu (B. No: 2018/13863)

1. Başvuru, suçta kullanıldığı gerekçesiyle el konulan

Başvuru No2018/13863Tarih16 Haziran 2021Okuma23 dk · 4.621 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm D.C. Başvurusu

Karar tarihi
16 Haziran 2021
Başvuru Numarası
2018/13863
R.G. Tarih ve Sayı
28/9/2021-31612
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.621 kelime·23 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, suçta kullanıldığı gerekçesiyle el konulan

ancak sonradan iadesine hükmedilen geminin kullanılamamasından kaynaklanan

zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 4/5/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, Marshall Adaları Cumhuriyeti'nde kurulu bir

şirkettir. Şirketin olay tarihindeki ortaklarından biri M.H.dir. Olay tarihinde

M.H. aynı zamanda G. Petrol Depoculuk Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketinin de

(G. Limitet Şirketi) ortağı ve temsilcisidir.

A. Ceza Soruşturmasına

İlişkin Süreç

10. Başvurucu Şirketin donatanı olduğu Panama bandıralı Chernomores

isimli gemide taşınan 1.852,681 metrik ton LPG cinsi eşyanın Gebze’de bulunan

Petrokimya İhtisas Gümrüğü tarafından ithal edilmesi gerektiği hâlde Derince

Limanı'nda bulunan G. Limitet Şirketinin tesislerine boşaltılmak istendiği

iddialarıyla ilgili olarak soruşturma başlatılmıştır.

11. Kocaeli 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/7/2008 tarihli

kararıyla gemiye el konulmasına karar verilmiştir. Başvurucunun iddiasına göre

gemiye ve içindeki eşyaya 31/12/2007 tarihinde Derince Liman Müdürlüğü

tarafından hâkim kararı olmaksızın fiilen el konulmuştur ancak gemiye 10/7/2008

tarihinden önce el konulduğuna ilişkin olarak herhangi bir belge başvuru

formuna eklenmemiştir.

12. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)

24/2/2009 tarihli iddianameyle sahte manifesto ve konşimento düzenlemek

suretiyle akaryakıt kaçakçılığı ve resmî belgede fiili sahtecilik suçlarını

işlediği gerekçesiyle M.H. aleyhine Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu

davası açılmıştır. İddianamede, M.H.nin başvurucuya ait gemide taşınan 1.852,681

metrik ton LPG eşyasının 858.650 metrik tonluk kısmını Derince Limanı'na

boşaltacakmış gibi gerçeğe aykırı manifesto ve konşimentoyla işlem yapmaya

çalıştığı belirtilmiştir. İddianamede LPG eşyasının tamamının M.H.nin ortağı

olduğu G. Limitet Şirketinin Derince Limanı'ndaki tesislerine boşaltıldığı ve

bu suretle gümrük işlemleri yapılmaksızın 1.852.681 metrik ton LPG eşyasını

Türkiye'ye sokmaya teşebbüs ettiği ifade edilmiştir.

13. Başvurucu 10/2/2010 tarihli duruşmada davaya katılma

talebinde bulunmuştur. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun katılma

talebini kabul etmiştir.

14. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesin 24/9/2010 tarihli

kararıyla M.H.nin 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele

Kanunu'nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasına muhalefet etme ve özel belgede

sahtecilik suçlarından mahkûmiyetine karar vermiştir. Kocaeli 1. Ağır Ceza

Mahkemesi ayrıca geminin karar kesinleştiğinde şirkete iadesine hükmetmiştir.

Kararın gerekçesinde özetle şunlar ifade edilmiştir:

i. Sanık M.H. suç tarihinde G. Limitet Şirketinin

müdürüdür. Dava konusu LPG Oxton unvanlı şirket ile gemi donatanı başvurucu

arasında akdedilen 8/2/2007 tarihli satış sözleşmesine istinaden Ukrayna'nın

Reni Limanı'ndan ihtilaf konusu gemiye yüklenmiştir. Oxton Şirketi tarafından

eşyanın G. Limitet Şirketine satışı taahhüt edilmiştir. Sözleşmeye göre yük

Derince Limanı'nda boşaltılacaktır. Yine sözleşmede yükün 1.900 metrik ton LPG

olduğu belirtilmiştir. Dava konusu yüke ilişkin 19/2/2007 tarihli orijinal

konşimentoda da malın yükleteni ve gönderileni Oxton Şirketi, yükleme limanı

Llichievsk ve Reni-Ukrayna, boşaltma limanı ise Türkiye'deki güvenli bir liman

olarak gösterilmiştir.

ii. Suç tarihinde başvurucunun hissedarlarından olan

sanık, dava konusu gemi ve yükü önce Zonguldak Filyos Limanı'na yönlendirmiş

ancak bu limanın ihtisas gümrüğü olmaması sebebiyle malın tahliyesine izin

verilmemiştir. Bunun üzerine sanık, gemiyi Derince Limanı'na getirmiştir. Sanık

LPG depolama ve dağıtım faaliyetiyle uğraşan K. Anonim Şirketine gerçeğe aykırı

özet beyan verdirerek LPG'yi Türkiye'ye sokmaya çalışmıştır. Gümrük

yetkililerine verilen 19/4/2007 tarihli özet beyanda geminin çıkış yeri

Romanya, yükünün brüt ağırlığı toplam 858.650 metrik ton, yükün göndereni

başvurucu, gönderileni K. Anonim Şirketi olarak gösterilmiştir. Sevkiyata

ilişkin belgelerde farklılıklar bulunduğunun Derince Gümrük Müdürlüğü

yetkililerinin dikkatini çekmesi üzerine suç ihbarında bulunulmuştur.

iii. Bu şekilde özetlenen olayda sanığın suça konu LPG

cinsi eşyayı, ihtisas gümrüğü olmaması sebebiyle gümrük işlemlerinin yapılması

mümkün olmayan bir limandan sahte manifestolar ve konşimentolar ile gümrük

işlemlerini yapmaksızın yurda sokmaya teşebbüs ettiği sabittir.

iv. Donatan şirketin sanığın eylemine iştirak ettiğine

dair delil bulunmadığından geminin başvurucuya iadesi gerekmiştir.

15. Yargıtay 7. Ceza Dairesi 27/3/2013 tarihli kararıyla

ilk derece mahkemesi kararını düzelterek onamıştır. Kararın düzeltilen kısmında

gemide bulunan 858.650 metrik ton LPG'nin müsaderesine hükmedilmiştir.

16. Kararın kesinleştiği hususu 15/8/2013 tarihinde

başvurucuya bildirilmiştir. Başvurucu 19/8/2013 tarihinde geminin teslimi için

Doğu Marmara Gümrük ve Ticaret Müdürlüğüne başvurmuştur. Ancak gemideki yükün

boşaltılmamış olması sebebiyle teslime hazır hâle gelmediği belirtilerek talep

yerine getirilmemiştir. Başvurucunun beyanına göre LPG'nin tahliyesi 3/3/2014

tarihinde sağlanmış ve gemi ancak bu tarihte iade edilebilir hâle gelmiştir.

B. Tazminat

Davasına İlişkin Süreç

17. Başvurucu 31/10/2013 tarihinde Kocaeli 3. Ağır Ceza

Mahkemesinde (Mahkeme) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde

başvurucu, gemiye 31/12/2007 tarihinden itibaren fiilen, 10/7/2008 tarihi

itibarıyla da hâkim kararıyla haksız olarak el konulduğunu belirtmiş; el koyma

müddetince geminin çalıştırılamamasından kaynaklanan toplam 43.956.000 TL

zararın tazmin edilmesini talep etmiştir.

18. Mahkeme tarafından 24/1/2014 tarihinde geminin

bulunduğu yerde bilirkişilerle birlikte keşif yapılmıştır. Bilirkişi heyeti

tarafından düzenlenen 21/4/2014 tarihli raporda olay tarihinde 29 yaşında olan

gemiye el konulma tarihi olan 19/4/2007'den sonra geminin devamlı olarak

çalışabileceğine ilişkin belge sunulmadığı için zarar hesaplaması

yapılamayacağı belirtilmiştir. Raporda, geminin sertifikalarının süresinin 2006

yılı sonunda dolduğu ve teknik yetersizlikler nedeniyle 2006 yılında çeşitli

limanlarda alıkonulduğu ifade edilmiştir. Raporda ayrıca bu tür gemilerin

kullanım ömrünün otuz yıl olduğu ve ancak Karadeniz ve Doğu Akdeniz

limanlarında çalışabileceği, tüm yıl boyunca çalışmasının da mümkün olmadığı

notu yer almaktadır. Mahkeme talimat yoluyla ikinci bir bilirkişi heyetinden

rapor aldırmıştır. İkinci bilirkişi heyetince düzenlenen 21/9/2015 tarihli

raporda da bu tür gemilerin 2007 ve 2008 yıllarında ayda/yılda ortalama kaç

saat çalışacağına ilişkin belge bulunmaması sebebiyle hesaplama yapılamayacağı

ifade edilmiştir.

19. Yargılama sırasında A. Limitet Şirketi 30/9/2014

tarihli dilekçesiyle müdahale talebinde bulunmuştur. Müdahale dilekçesinde

geminin Körfez İcra Müdürlüğünün 2010/2181 numaralı dosyasında icra takibine

konu olduğu, icra sonucu geminin 10/2/2011 tarihinde alacağına mahsuben

T.B.B.ye ihale edildiği belirtilmiştir. Dilekçede, T.B.B.nin 16/8/2012 tarihli

satış ve alacağın temliki sözleşmesi ile gemiyi şirketlerine sattığı ve

tazminat davasından doğan alacağın kendilerine ödenmesi gerektiği ifade

edilmiştir. Bakanlık görüşünde belirtildiğine göre A. Limitet Şirketi bu

iddialarını destekleyen belgeleri dosyaya eklemiş ve Mahkeme bu belgeleri

değerlendirerek 20/1/2015 tarihli celsede müdahale talebinin kabulüne karar

vermiştir.

20. Mahkeme 3/11/2015 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

Kararın gerekçesinde, davaya konu geminin elkoyma kararından önce verilmiş olan

seferden men kararı gereğince limanda bekletildiği vurgulanmıştır. Kararda,

elkoymanın mevcut suç şüphesi ve sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararı

kapsamında haklı olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir. Sanık M.H.nin suç

tarihinde başvurucu Şirketin hissedarı olduğuna işaret eden Mahkeme, sanığın bu

kapsamda başvurucu adına Oxton Şirketi ile sözleşme dahi imzaladığına dikkat

çekerek gemi sahibi ile arasında organik bağ bulunduğu kanaatine varıldığını

ifade etmiştir. Mahkeme son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca

Hazinenin sorumluluğunun şartları oluşmasa da başvurucunun M.H. aleyhine

tazminat davası açabileceğine vurgu yapmıştır.

21. Başvurucu bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 6/11/2017 tarihli kararıyla mahkeme kararını

onamıştır. Başvurucu; onama kararının tebliğ edilmediğini, karardan 3/5/2018

tarihinde haberdar olduğunu belirtmiştir.

22. Başvurucu 4/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

23. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Hanife

Ensaroğlu, B. No: 2014/14195, 20/9/2017, §§ 25-40.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 16/6/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu, tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu; Kocaeli 1. Ağır

Ceza Mahkemesi tarafından gemi hakkında müsadere kararı verilmeyip iadesine

hükmedildiğine göre iyi niyetli olduğunun kabul edildiğini, bu durumda

Mahkemenin M.H. ile arasında organik bağ bulunduğu tespitinin kabul edilmesinin

mümkün olmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Mahkemenin zararın M.H.ye karşı

açılacak bir davayla tazmininin istenebileceği görüşünün Yargıtay içtihadıyla

uyuşmadığını, M.H. aleyhine açılacak davada devletin sorumluluğunun

tartışılamayacağını ifade etmiştir. Başvurucu, yargılamanın altı yıldan fazla

sürede sonuçlandırılmasından ve kararın kesinleşmesinden sonra da gemideki

yakıtın henüz boşaltılmadığı gerekçesiyle teslim edilmemesinden devletin

sorumlu olduğunu savunmuştur. Başvurucu son olarak devletin daha hızlı bir

yargılama yapıp zararın büyümesini önlemesi mümkün olduğu gibi teminat

karşılığı gemiyi serbest bırakma seçeneğini de tercih etmesinin olası

bulunduğunu iddia etmiştir.

26. Bakanlık görüşünde,

i. Geminin 2010 yılında konu olduğu icra takibi sonucu

alacağına mahsuben T.B.B.ye 10/2/2011 tarihinde ihale edildiği ve ihalenin

17/2/2012 tarihinde kesinleştiği, T.B.B.nin de 16/8/2012 tarihinde noterde

imzalanan sözleşme ile gemiyi tüm hak ve talepleri ile birlikte A. Limitet

Şirketine devrettiği belirtilmiştir. Geminin mülkiyetinin 2012 yılında kesin

olarak başvurucunun elinden çıkmış olması sebebiyle mağdur statüsünün bulunup

bulunmadığının tartışılması gerektiği ifade edilmiştir.

ii. 21/4/2014 tarihli bilirkişi raporunda; geminin teknik

yetersizlikler nedeniyle 2006 yılında çeşitli limanlarda alıkonulduğuna ve 2006

yılı sonu itibarıyla sefere ilişkin sertifika sürelerinin dolmuş olduğuna,

başvuru konusu gemi gibi otuz yaş üstü gemilerin hurdaya çıkarıldığı ve

söküldüğü tespitlerinin yapıldığına dikkat çekilmiştir. Elkoyma tarihinden önce

geminin sertifika sürelerinin dolduğu ve sefere uygun olmadığı tespitleri

dikkate alındığında elkoyma nedeniyle başvurucunun mağduriyetinin bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

iii. Suçla mücadele gibi zor bir alanda hangi tedbirlerin

gerekli olup olmadığının değerlendirilmesinin öncelikli olarak ilgili kamu

makamlarının yetkisinde olduğu, bu alanda ne gibi tedbirlerin alınması

gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili otoritelerin daha isabetli karar

verebilecek konumda oldukları belirtilmiştir. Somut olayda sanık M.H.nin kanuna

aykırı şekilde yurda LPG cinsi malı sokmaya çalıştığı, bu eylem için söz konusu

gemiyi aracı kullandığı, bu hususların ceza davası ile kesinleştiği ve bu

şahsın başvurucu Şirket ile organik bağının bulunduğunun tespit edildiği ifade

edilmiş; bunlar dikkate alındığında kamu makamlarının takdir marjlarını

aşmadığı görüşü açıklanmıştır.

iv. Somut olayda geminin mülkiyetinin tartışmalı olması

yönüyle olayın Hanife Ensaroğlu kararındaki olaydan farklılaştığı iddia

edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Yaşar v. Romania

(B. No: 64863/13, 26/11/2019) başvurusuna atıfta bulunularak müdahalenin ölçülü

olduğu savunulmuştur.

27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialara ek olarak geminin iadesine hak kazanıldığı tarihin yükün

tahliye edildiği 3/3/2014 olarak kabulü gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu,

geminin icrada satılmış olmasının -geminin 4-5 yıl kullanılamadığı

gözetildiğinde- devletin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını ifade etmiştir.

Bilirkişi raporundaki tespitlere yönelik olarak başvurucu, söz konusu raporda

belirtilen eksikliklerin Mahkeme tarafından araştırılmadığına dikkat çekmiştir.

Başvurucu ayrıca Bakanlığın geminin icrada satıldığı iddiasına yönelik olarak

ihalenin kesinleştiği 17/2/2012 tarihinden önce geminin mülkiyetinin kendisinde

bulunduğunu, bu tarihten önceki 4-5 yıllık dönemde gemi üzerinde tasarrufta

bulunamadığını vurgulamıştır. Başvurucu son olarak başvurunun koşullarının Hanife

Ensaroğlu kararındakinden farklı olmadığını belirtmiştir.

B. Değerlendirme

28. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

29. Bakanlık iki nedenden dolayı başvurucunun mağdur

statüsünün bulunmadığını öne sürmüştür. Bakanlığa göre geminin 17/2/2012

tarihinde başvurucunun mülkiyetinden çıkmış olması, seferde kullanılmasının

teknik ve hukuki nedenlerle mümkün olmaması sebebiyle başvurucunun mağdur

statüsü bulunmamaktadır.

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru

hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından yapılabilir.

31. Buna göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması

gerekmektedir. Bunlar, başvuruya konu edilen kamu gücü eylem veya işleminden ya

da ihmalinden başvurucunun güncel bir hakkı nedeniyle kişisel olarak

ve doğrudan etkilenmesidir. Bu çerçevede ortaya çıkan sonuç nedeniyle

başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi gerekir (Onur Doğanay,

B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

32. Gemi hakkında elkoyma kararının verildiği 10/7/2008

tarihinde geminin mülkiyetinin başvurucuya ait olduğuyla ilgili olarak bir

ihtilaf bulunmamaktadır. Geminin 17/2/2012 tarihinde başvurucunun mülkiyetinden

çıkmış olması elkoyma biçimindeki müdahalenin 10/7/2008-17/2/2012 tarihleri

arasındaki mağdurunun başvurucu olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Öte yandan

geminin teknik ve hukuki olarak sefere uygun olup olmadığı sorunu mağduriyetin

varlığıyla ilgili değil müdahalenin esasıyla ilgili bir mesele olarak

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla Bakanlığın başvurucunun mağdur statüsüyle

ilgili iddialarının reddi gerekir.

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkün

Varlığı

34. Başvuruya konu geminin 17/2/2012 tarihine kadar

başvurucunun mülkiyetinde bulunduğu açık olduğuna göre mülkün varlığıyla ilgili

olarak bir ihtilaf bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

35. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi

koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer

bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

36. Elkoyma tedbiri, suç isnadı kapsamında uygulanan

geçici bir koruma tedbiri mahiyetindedir. Başvurucunun geçici bir süreyle de

olsa mülkünden yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

kuşkusuzdur. Müdahalenin türünün ise yol açtığı sonuçlar yanında amacı da

gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda elkoyma tedbirinin

uygulanmasıyla başvurucu, mülkünden bütünüyle yoksun bırakılmış değildir.

Başvurucunun donatanı olduğu geminin akaryakıt kaçakçılığında kullanıldığı

gerekçesiyle gemiye el konulmuştur. Dolayısıyla esas itibarıyla toplum yararına

aykırı olarak suçta kullanılmasının önlenmesi amacıyla mülkün kontrolü söz

konusu olduğuna göre başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

mülkiyetin kullanımının kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelenmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Hanife

Ensaroğlu, § 52).

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

37. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan

ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

39. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No:

2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

40. 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan

elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan

hâllerde şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, kara, deniz veya hava ulaşım

araçlarına, banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesaba, gerçek veya

tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, kıymetli evraka, ortağı

bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer mal

varlığı değerlerine el konulabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan anılan

maddenin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde (1) numaralı fıkra hükmünün 5607

sayılı Kanun'da tanımlanan ve hapis cezası gerektiren suçlar hakkında da

uygulanacağı belirtilmiştir.

41. Söz konusu kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve

öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayandığının bulunduğu kuşkusuzdur.

42. Başvurucu, Liman Müdürlüğü tarafından gemiye

31/12/2007 tarihinde hâkim kararı olmaksızın fiilen el konulduğunu belirtmekte

ise de bu iddiasını ispatlayan herhangi bir belgeyi başvuru formuna

eklememiştir. Öte yandan başvuru formunun anayasal şikâyetlerin açıklandığı

bölümünde buna yönelik olarak bir ihlal iddiası da öne sürülmemiştir. Bu

sebeple hâkim kararıyla gemiye el konulma tarihi olan 10/7/2008'den önceki

döneme yönelik bir inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.

ii. Meşru Amaç

43. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı

kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda

sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra

mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu

anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).

44. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında elkoyma

ve müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığı

açıklanmıştır. Buna göre söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmak

üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun

elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya

bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile

toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi

amaçlanmıştır. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni

suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün

kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Bekir Yazıcı [GK],

B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 64; Mahmut Üçüncü, B. No: 2014/1017,

13/7/2016, 76; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No: 2014/5167,

28/9/2016, § 69; Hanife Ensaroğlu, § 60).

45. Dolayısıyla suçta kullanıldığı anlaşılan gemiye

fiilen el konulmasının belirtilen şekilde kamu yararına dayalı meşru bir amacı

bulunmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

46. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

47. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye

elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu

olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün

olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade

etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37,

5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

48. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasının yanında gerekli olması da gerekir. Gereklilik yukarıda

da belirtildiği üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı

en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Hak ve özgürlüğü

sınırlayan tedbirlerden hangisi diğerlerine nazaran hakkın norm alanına daha az

müdahale edilmesi sonucunu doğuruyorsa o tedbirin tercih edilmesi gerekir.

Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamu

otoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir. Zira

yetkili kamu makamları, öngörülen amaca ulaşılması bakımından hangi aracın

etkili ve verimli sonuçlar doğuracağına ilişkin olarak isabetli karar verme

noktasında daha iyi bir konumdadır. Özellikle alternatif aracın bulunmadığı

veya mevcut alternatiflerin öngörülen meşru amaca ulaşılması bakımından etkili

olmadığı ya da daha az etkili olduğu durumlarda kamu makamlarının araç seçimi

hususundaki tercih yetkisinin gereklilik kriterini sağlamadığının

söylenebilmesi için çok güçlü nedenlerin bulunması gerekir.

49. Öte yandan mülkiyet hakkına yönelik müdahaleler

orantılı olmalıdır. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil

bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına getirilen

sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mülkiyet hakkından

yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır.

Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında

sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir.

50. Seçilen aracın ulaşılmak istenen amaçla

kıyaslandığında bireye orantısız bir külfet yüklemiş olduğunun saptanması,

ihlal sonucuna ulaşılabilmesi için bazı hâllerde tek başına yeterli

olmayabilir. Kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların var olup

olmadığı da büyük önem taşımaktadır. Elverişli ve gerekli olduğu hükmüne

varılan aracın seçilmiş olması nedeniyle kişiye yüklenen aşırı külfeti

hafifleten hukuksal mekanizmalar mevcutsa bir ihlalin olmadığı sonucuna

varılabilir.

51. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olup

olmadığı değerlendirilirken başvurucunun ve idarenin kusurlarının bulunup

bulunmadığı da gözönünde bulundurulur. Bu bağlamda tarafların yasal

yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık

gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka

aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da dikkate alınır.

52. Usule ilişkin güvencelerin varlığı orantılılık

değerlendirmesinde önemli bir rol oynayabilir. Bu bağlamda müdahalenin hukuka

aykırılığının ileri sürülebileceği veya müdahale nedeniyle oluşan maddi ve

manevi zararların tazmin edilmesinin istenebileceği hukuk yollarının olmaması

da bazı durumlarda kişiye yüklenen külfeti ağırlaştıran bir unsur olarak

görülebilir. Bu bakımdan kişinin hukuka aykırılık iddialarının bir mahkeme

tarafından etkili bir biçimde incelenmesi müdahalenin orantılılığı bakımından

ehemmiyet arz etmektedir (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir

savunma hakkı tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp

Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal

Çavuşoğlu, §§ 74-89;buna karşılık aynı koşulun yargılama sürecinde

sağlanmaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için bkz. Mahmut

Üçüncü, B. No: 2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 57-72).

53. Ayrıca elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla

mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın

malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının

olması ve iyi niyetli eşya malikine eşyasını -tehlikeli olmaması

kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bu

nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı, §§

31-80; Hanife Ensaroğlu, § 66).

54. Kamu yararı amacı doğrultusunda mülkle ilgili olarak

bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının zarara yol açması kaçınılmazdır. Ancak

bu zararın kaçınılmaz olandan ağır veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da

oluşması durumunda böyle bir zararın kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun

bir yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamu

makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusunda

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin

belirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin haklarının korunmasının

gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. Olayda başvurucunun donatanı olduğu geminin akaryakıt

kaçakçılığında kullanıldığı gerekçesiyle gemi hakkında 10/7/2008 tarihinde

elkoyma kararı verilmiştir. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/9/2010 tarihli

kararıyla geminin karar kesinleştiğinde başvurucuya iadesine hükmedilmiştir.

İlk derece mahkemesi kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 27/3/2013 tarihli

kararıyla onanmış ise de başvurucunun beyanına göre gemi ancak 3/3/2014

tarihinde iade edilebilir hâle gelmiştir. Dolayısıyla geminin 10/7/2008-3/3/2014

tarihleri arasında toplam5 yıl 7 ay 23 gün kamu makamlarının yedinde kaldığı

anlaşılmıştır.

56. Suçta kullanıldığı hususunda şüphe bulunan gemiye el

konulmasının muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması amacı bakımından

elverişli olduğu açıktır.

57. Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele gibi

zor bir alanda hangi tedbirlerin gerekli olduğunun değerlendirilmesi öncelikli

olarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerin

alınması gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili otoriteler daha isabetli karar

verebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesi

hususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki

seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir

yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen

amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesince

müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür ancak Anayasa

Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesine

yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına

dönüktür (Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 108).

58. Somut olayda geminin 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına muhalefet etme suçunda kullanıldığı Kocaeli 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 24/9/2010 tarihli kararıyla sabittir. Anılan kararda M.H.nin suça

konu LPG cinsi eşyayı, ihtisas gümrüğü olmaması sebebiyle gümrük işlemlerinin

yapılması mümkün olmayan bir limandan sahte manifestolar ve konşimentolar ile

gümrük işlemlerini yapmaksızın yurda sokmaya teşebbüs ettiği sabit görülmüştür.

Söz konusu suç anılan tarihte başvurucuya ait olan gemi aracı kılınarak

işlenmiştir. Başvurucunun suçun başvuru konusu gemi kullanılmak suretiyle

işlenmediğiyle ilgili olarak bir iddiası bulunmamaktadır. Başvurucu kendisinin

iyi niyetli olması sebebiyle elkoyma tedbirinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini

öne sürmektedir.

59. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/9/2010 tarihli

kararında başvurucunun suça iştirak ettiğine dair bir delilin bulunmadığı

belirtilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun iyiniyetli olduğu kabul edilmiş

olmaktadır. Ne var ki elkoyma tedbirinin gerekliliği değerlendirilirken elkoyma

tarihindeki koşullar gözönünde bulundurulmalıdır. Suçun işlendiği tarihte kamu

makamlarının başvurucunun M.H.nin gemiyi suçta kullanacağını bildiğinden

şüphelenmelerinde haksız oldukları söylenemez. Başvurucunun geminin suçta

kullanılacağını bilmediği ancak ilk derece mahkemesindeki yargılamanın

sonucunda anlaşılmıştır. Tüm bunlar ve kamu makamlarının bu alandaki takdir

yetkisi dikkate alındığında somut olayın koşulları altında müdahalenin

gerekliliği hususunda kamu makamlarınca yapılan değerlendirmenin aksine bir

sonuca ulaşmayı gerektirecek bir neden bulunmamaktadır.

60. Öte yandan kamu makamları mülkiyet hakkına müdahale

ederken Anayasa'nın 35. maddesi gereğince takip edilen kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye en uygun ve elverişli aracı seçmek durumundadır (Hanife

Ensaroğlu, § 77). Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin (4)

numaralı fıkrasında kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen

elkoyma kararının bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle

icra olunacağı hükmüne işaret etmek gerekir. Bununla birlikte elkoyma işlemine

konu gemi Türk gemi siciline kayıtlı olmadığından elkoyma tedbirin fiilî olarak

uygulanmasının da keyfî olmadığı değerlendirilmiştir.

61. Son olarak müdahalenin orantılı olup olmadığı

incelenmelidir. Bu bağlamda öncelikle söz konusu tedbire karşı başvurucuya

iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınıp

tanınmadığı değerlendirilmelidir. Başvurucu, M.H. aleyhine yürütülen ceza

yargılamasında 10/2/2010 tarihli duruşmada davaya katılma talebinde bulunmuş ve

Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun katılma talebini kabul etmiştir.

Başvurucu, elkoyma tedbirinin hukukiliğiyle ilgili iddialarını anılan Mahkemede

ileri sürme imkânı bulmuştur. Öte yandan başvurucunun iyi niyetli olduğunu

ileri sürerek açtığı tazminat davasında da kendisini avukatla temsil ettirdiği,

iddia ve savunmalarını ileri sürebildiği görülmektedir. Dolayısıyla

başvurucunun tüm usul güvencelerinden yararlandığı anlaşılmaktadır.

62. Müdahalenin orantılı olup olmadığı değerlendirilirken

dikkate alınacak unsurlardan biri de malikin davranışlarıdır. Mahkeme davayı

reddederken M.H.nin suç tarihinde başvurucu Şirketin hissedarı olduğuna ve bu

kapsamda başvurucu Şirket adına Oxton Şirketi ile sözleşme dahi imzaladığına

dikkat çekmiştir. Gemiye el konulmasına yol açan suçun sahte manifesto ve

konşimento düzenlemek suretiyle işlendiği ceza yargılamasında tespit edilmiş,

söz konusu karar kesinleşmiştir. Sahtecilik suçunu işleyen kişi olay tarihinde

başvurucu Şirketin ortağıdır. Ayrıca suça konu taşımacılığın dayandığı

sözleşmeyi başvurucu Şirket adına M.H. imzalamıştır. M.H.nin başvurucu Şirketin

ortağı olduğu ve Şirket adına hukuki işlemler yaptığı gözetildiğinde kamu

makamlarının soruşturmanın başında başvurucunun geminin suç işlenmesinde

kullanıldığını bildiğini değerlendirmiş olmaları makul karşılanmalıdır.

Dolayısıyla Mahkemenin başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında

tartım yaparken bu hususları başvurucu aleyhine dikkate almasının keyfî ve

temelsiz olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

63. Nihai olarak bireysel başvuruya konu elkoyma

tedbirinin başvurucunun kaçınılmaz olanın ötesinde zarara uğramasına yol açıp

açmadığı değerlendirilmelidir. Gemiye fiilen el konulması nedeniyle geminin

başvurucu tarafından ticari faaliyette kullanılamadığı ve dolayısıyla bu

durumun başvurucuya belli ölçüde külfet yüklediği açıktır. Bununla birlikte

kamu makamlarının tazminat yükümlülüğünün doğduğundan söz edilebilmesi için

yüklenen külfetin kaçınılmaz olanın ötesine geçmesi gerekir.

64. Mahkemedeki yargılamaya sunulan bilirkişi

raporlarında geminin teknik yönden yetersiz olduğu ve sertifikalarının

süresinin dolduğu, ayrıca yaşı itibarıyla tam kapasiteyle ve tüm yıl

çalışmasının mümkün olmadığı yolundaki tespitlere dikkat çekmek gerekir. Her ne

kadar belirtilen bilirkişi raporlarındaki tespitler yargısal kesinlik

kazanmamış olsa da elkoyma işlemi sebebiyle başvurucunun katlandığı külfetin

büyüklüğü hakkında belli ölçüde fikir vermektedir.

65. Bu bağlamda elkoyma tedbirinin toplam 5 yıl 7 ay 23

gün sürmüş olmasının başvurucuya aşırı bir külfet yükleyip yüklemediğinin de

irdelenmesi gerekir. Öncelikle geminin 17/2/2012 tarihinde başvurucunun

mülkiyetinden çıktığı not edilmelidir. Dolayısıyla elkoyma tedbiri başvurucu

yönünden 3 yıl 7 ay 7 gün sürmüştür. Başvurucu ile M.H. arasındaki ilişkinin

niteliği gözetildiğinde başvurucunun iyi niyetli olup olmadığının tespit edilip

yargısal kesinliğe kavuşturulmasının yaklaşık üç buçuk yıl sürmüş olmasının

makul olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca varılan bu sonucun Anayasa

Mahkemesinin malikin mülkü üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin geçici bir

tedbir olarak sınırlandırılması sonucunu doğuran koruma tedbirlerinin süresiyle

ilgili olarak belirlediği ilkelerle de uyumlu olduğu görülmektedir (Hesna

Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:

2014/17196, 25/10/2018, § 78; İhsan Metin, B. No: 2015/7044, 23/1/2019,

§ 27; Şeyhmus Terece [GK], B. No: 2017/26532, 23/7/2020, § 46).

66. Sonuç olarak başvurucunun suçta kullanılan gemisine

el konulması sebebiyle başvurucuya tazminat ödenmemesinin -başvurucunun fiili

ve tedbirin süresi dikkate alındığında- başvurucuya katlanması gerekenin

ötesinde bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Bu durumda başvurucunun

mülkiyet hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar ile suçla mücadeledeki

kamusal yarar arasındaki dengenin sağlandığı, tazminat ödenmemesinin bir

dengesizliğe yol açmadığı ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğu

kanaatine varılmaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Ayhan KILIÇ Başvurucu : D.C. Vekili : Av. Ata ÖVER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/13863, 16 Haziran 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Ceza Soruşturmasına
  10. B. Tazminat
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  18. B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  19. C. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  20. D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  21. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/13863
Tarih
16 Haziran 2021

İlgili Kararlar

  • Zekeriya Sevim Başvurusu (B. No: 2018/18989)
  • Yusuf Özmen Başvurusu (B. No: 2019/13637)
  • Salih Mehmet Sivri Başvurusu (B. No: 2017/38147)
  • Kadri Pervane Başvurusu (B. No: 2015/12115)
  • Cafer Seçer Başvurusu (B. No: 2018/30939)
  • Keleş Öztürk Başvurusu (B. No: 2018/23565)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.