İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

D.ö. Başvurusu (B. No: 2014/3977)

1. Başvuru, evinin çevresindeki cami ve mescitlerden sabah

Başvuru No2014/3977Tarih30 Haziran 2016Okuma21 dk · 4.233 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm D.Ö. Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/3977
R.G. Tarih ve Sayı
13/10/2016-29856
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.233 kelime·21 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, evinin çevresindeki cami ve mescitlerden sabah

saatlerinde yüksek sesli ezan okunmasından rahatsız olunması ve bundan

kaynaklanan manevi zararının giderilmesi için idareye yapılan başvurunun

reddine dair idari işleme karşı açılan iptal ve tam yargı davalarının

reddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 2., 5., 10., 12., 13., 24., 56. ve 136.

maddelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/3/2014 tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/11/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/11/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 30/11/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşlerini 10/6/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İzmir ilinin Göztepe semtinde ikamet etmekte ve

evinin çevresinde bulunan cami ve mescitlerden sabahın erken saatlerinde

hoparlörlerle yüksek sesli ezan okunmasından uykusunun bölündüğünü, mensubu

olmadığı bir dinin ibadetine zorlandığını ve rahatsız olduğunu belirtmektedir.

Başvurucu, ezan okunmasından kaynaklanan rahatsızlığın idarenin hizmet

kusurundan kaynaklandığını belirterek uğradığını iddia ettiği manevi zararların

tazmini talebiyle İzmir Valiliğine yaptığı başvurunun reddi üzerine anılan

işlemin iptali ve manevi tazminat istemiyle İzmir 3. İdare Mahkemesinde

tazminat davası açmıştır.

9. İzmir 3. İdare Mahkemesi 31/12/2008 tarihli E.2007/1872,

K.2008/2554 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"… Kamu hizmetinin yürütülmesi

dolayısıyla idarenin, tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için ortada bir

yönetsel eylemin (idare tutum ve davranışı) ya da işlemin bulunması, bu

eylemden ya da işlemden zarar meydana gelmesi, bu idare eylem ve/veya işlem ile

zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Zarar doğuran eylem

ve/veya işlemin idareye bağlanabilmesi durumunda, kusurlu sorumluluk ilkesine

göre tazmini yoluna gidilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan, idarelerin hizmeti kusurlu

işletmesi sonucunu doğuran her hukuka aykırılığın idareler için, oluşan manevi

zararların tazmini borcunu doğurmadığı, manevi zararların tazmini için

idarelerin yapmaları gerekeni yapmama, ya da yapmamaları gerekeni yapma gibi

"ağır hizmet kusuru" işlemeleri gerektiği yargısal kararlarımızda

genel kabul görmüştür.

Uyuşmazlığın manevi zararın tazmini istemi ile

çıkarılmış olması karşısında, öncelikle maddi çerçevesinin incelenmesi, daha

sonra davanın nedenleri de gözönünde tutularak manevi zararın tazmini borcunu

doğuracak ağırlıkta bir hizmet kusuru bulunup bulunmadığının incelenmesi

gerekmektedir.

…

Olayda, davacının yakınmaları üzerine idarece

bir inceleme başlatıldığı, evinin çevresinde bulunan İsmail Mumcu Mescidi'nin

yukarıda anılan 4379 sayılı yasa uyarınca 16.05.2001 günü devralındığı, 2004

yılında kadro tahsis edilerek görevli ataması yapıldığı, Yalı (Tatari)

Mescidi'nin ise, aynı yasa uyarınca 19.10.1998 günü devralındığı, kadro

sıralamasına alındığı, kadro tahsis edildiği, görevlendirmeler yapıldığı, ses

düzeni ile ilgili gerekli önlemlerin alındığı dava dosyasında yer alan bilgi ve

belgelerden görülmektedir.

Bu durumda, davalı idarece denetim altına

alındığı ve atama ya da görevlendirmeler ile gereksinim duyulan personelin

çalıştırıldığı görülen mescitlerde okunan ezanın ses düzeninin de davacının

yakınması üzerine genelgelerde belirlenen biçimde düzenlendiği görüldüğünden,

davalı idarenin davacının evinin çevresinde yer alan mescitlerin denetimi ve

işletilmesinde yapması gerekirken yapmadığı, yapmaması gerekirken yaptığı bir

uygulamadan, bu nedenle de hizmetin yürütülmesinde ağır hizmet kusuru

işlediğinden sözetmeye hukuksal olanak bulunmamaktadır.

Diğer yandan, yurttaşlarımızın bir kısmının

inandığı dinin ibadet gereklerinin bir sonucu olarak davalı idarenin

denetimindeki ibadet yerlerinde okunan "ezan" nedeniyle aynı dine

inanmayan ya da gereklerine kayıtsızlık gösteren yurttaşlarımızın ibadete zorlandığı

ve bu yolla ayrımcılığa tabi tutulduğunun kabulüne olanak yoktur.

Yine, özellikle genel olarak dinlenme

saatlerinde ses cihazları ile yüksek sesle ezan okunmasının bireylerin sağlıklı

bir çevrede yaşama ve dinlenme hakkına müdahale niteliği bulunduğu kabul edildiğinde

dahi, bir yasa ile kamu hizmeti niteliğine kavuşturulan din hizmetlerinin aracı

olan ve davalı idarece denetlenen ibadethanelerde okunan ezanın ses düzeyine ve

uygulamalara ilişkin genelgeler çıkardığı görülen idarenin, anılan genelgeleri

uygulama ya da gereklerinin denetimindeki kusurlarının da "ağır hizmet

kusuru" olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Bu çerçevede, davalı idarenin işletimi ve

denetimindeki ibadethanelerden ezan okunmasında ve ses düzeyinin

belirlenmesindeki uygulamalarda oluşacak aksamaların idare için, bireylerin

giderek davacının manevi zararlarının tazminini gerektirir ağırlıkta hizmet

kusuru oluşturmayacağının da kabulü gerekmektedir.”

10. Anılan karar, Danıştay 10. Dairesinin 22/11/2013 tarihli

E.2009/11915, K.2013/8309 sayılı ilamıyla onanmış ve karar kesinleşmiştir.

11. Nihai karar başvurucuya 24/2/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

12. Başvurucu 19/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

13. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin birinci

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“ Bu Kanunda geçen terimlerden;

Çevre: Canlıların yaşamları boyunca

ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları

biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı,

… ifade eder.”

14. 2872 sayılı Kanunu'nun “Gürültü”

başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Kişilerin huzur ve sükununu, beden ve

ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar üzerinde

gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır.

Ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye,

işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve

titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlaraindirilmesi için faaliyet

sahipleri tarafından gerekli tedbirler alınır."

15. 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı

Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un “Görev”

başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak

esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve

ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı

kurulmuştur.”

16. 633 sayılı Kanun’un “Camilerin

ibadete açılması ve yönetimi” başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Cami ve mescitler Diyanet İşleri

Başkanlığının izni ile ibadete açılır ve Başkanlıkça yönetilir. Hakiki ve hükmi

şahıslar tarafından yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış

bulunan cami ve mescitlerin yönetimi üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına

devredilir. Diyanet İşleri Başkanlığınca buralara imkanlar nispetinde kadro

tahsis edilir. Kadro tahsis edilinceye kadar buralarda görev yapanların mesleki

ehliyetleri ile ilgili esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.”

17. 17/6/2014 tarihli ve 29033 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Diyanet İşleri Başkanlığı Görev ve Çalışma

Yönetmeliği’nin 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve (ç) bentleri

şöyledir:

“b) Güneşin doğmasına bir saat kala sabah

ezanını okumak, her gün öğle namazından bir saat önce açıp yatsı namazından

sonra kapatmak suretiyle camiyi gün boyu açık tutmak.

ç) Camideki ses cihazları ile diğer teknik

araç ve gereçlerin bakımını, korunmasını ve çalışır durumda bulundurulmasını

sağlamak, cami minaresi ve ses cihazının ibadet maksadı dışında kullanılmasına

engel olmak.”

18. Diyanet İşleri Başkanlığının 6/8/2007 tarihli Başkanlık

Hizmetleri Genelgesi’nin (Genelge) “Ezan ve

salâ ile ilgili hizmetler” başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Ezânlar, her yöre için Diyanet Takviminde

gösterilen vakitlere göre ezân vakitleri geldiği zaman, merkezî ezân sistemi

kurulu olan illerde nöbetçi görevli, diğer camilerde ise görevliler tarafından

usûl ve adabına uygun olarak okunacaktır.

(2) Sabah ezânlarının camilerde gayr-i muayyen

vakitlerde okunduğu, bazı camilerde ise sabah namazı kılındıktan sonra, aynı

yerde bir başka camide ezânın henüz okunduğu, bunun da sabah namazının vakti

konusunda vatandaşlarımızın zihinlerinde istifhamlar oluşmasına neden olduğu

görülmektedir. Bu durumu, görevin tam bir disiplin anlayışı içinde yürütülmesi

ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir. Bu sebeple, sabah ezânı, Ramazan

Ayında Diyanet Takviminde gösterilen “İmsak Vakti”nde, diğer aylarda ise

güneşin doğmasından tam bir saat önce aynı anda okunacaktır.”

19. Genelge’nin “Cami ve

minare hoparlörlerinin kullanılması” başlıklı 21. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“(1) Başkanlığımız mevzuatına göre minarelerde

bulunan hoparlörlerden yalnızca ezân ve salâ okunması gerekmektedir. Bazı yerlerde

cami içerisinde icra edilen vaaz, mevlit ve benzeri diğer dinî programların

minarede bulunan hoparlörlerden yayınlandığı, bu durumun da hoşnutsuzluğa ve

şikâyetlere sebep olduğu, Başkanlığımıza intikal eden bilgilerden

anlaşılmaktadır. Bu sebeple;

a) Cami içinde yapılan vaaz, mevlit ve benzeri

programlar, minare hoparlörlerinden yayınlanmayacaktır. …

c) Hoparlörlerin ses düzeninin, ezânın çevrede

duyulmasını sağlayacak fakat yakın komşuları da rahatsız etmeyecek şekilde

ayarlanması temin edilecektir.

(2) Camilerden uzak mahalle veya yazlık

sitelerde ikamet eden vatandaşların okunan ezândan istifade edebilmeleri

amacıyla belediye yayın cihazından verilmesi, cami ya da mescit bulunmayan

yerlere alıcı cihaz konulması hususunda … Buna göre;

a) Hoparlörün takılmasını semt halkının

çoğunluğunun istemesi,

b) Cami hoparlörünün monte edileceği

yerin/birimin, telefon, elektrik GSM direği vb. mekânların sahibinin ve

yetkililerinin onayının alınması,

c) Uzlaşma usûl ve esaslarına riayet edilmesi,

ç) Görüntü ve ses kirliliğine meydan

verilmemesi,

Hususları yerine getirildikten sonra, mülkî

âmirin onayı alınarak talep edilen ve izin verilen yere ezân sesini nakletmek

için hoparlör takılabilecektir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 30/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, evinin çevresinde bulunan cami ve mescitlerden

sabah erken saatlerde hoparlörle ve yüksek sesle okunan ezandan rahatsız

olduğunu, uykusunun bölündüğünü, mensubu olmadığı Sünni mezhebinin dinî ayin ve

törenine katılmaya zorlandığını, semtte yaşayan insanların çoğunluğunun sabah

saatlerinde namaza gitmemesine rağmen uygulamanın devlet eliyle devam

ettirildiğini, devletin bir dinin propagandasını açıkça yaparak ve kişilerin

huzur ve sağlıklı bir ortamda yaşamasını sağlama yükümlülüğünü yerine

getirmeyerek ağır hizmet kusuru işlediğini, uğradığı zararı talep etmek için

açtığı davanın reddedildiğini belirterek özel hayatın korunmasını isteme hakkı,

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü ile

laiklik ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, kamuya açık

belgelerde kimliğinin gizli tutulması ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Bakanlık görüşünde; ekser çoğunluğu Müslüman olan ülkemizde

ibadete çağrı aracı olarak kullanılan "ezan"ın, İslam'ın tüm

mezheplerinde kabul edildiğini, ayrımcı bir yönünün olmadığını, toplumun birçok

kesimi tarafından içselleştirilmiş ve kültürünün parçası haline gelmiş bir

uygulama olduğunu, gelinen tarihsel süreç içinde ezan okunması hususunda

Devletin negatif yükümlülüğünün bulunduğunu belirtmiştir. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin benzer konulardaki uygulamaları da dikkate alınarak, şikâyete konu

edilen ve gürültü olarak nitelendirilen olayların bireyler üzerinde meydana

getirdiği rahatsızlık ile toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilmiş dini

uygulamanın devamında ulaşılmak istenen faydanın karşılaştırılması ve adil bir

denge kurulması gerektiğini vurgulamıştır.

23. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun sabah saatlerinde hoparlörden

yüksek sesle okunan ezandan rahatsız olması nedeniyle temel hak ve

özgürlüklerinin ihlal edildiğini belirterek Anayasa’nın 2., 5., 10., 12., 13.,

24., 56., ve 136. maddelerine aykırılık iddialarının sadece sabah ezanına

yönelik olması, yüksek ses vurgusu ve uyku saatinde rahatsız edilmesi

hususlarına ilişkin olduğundan din ve vicdan özgürlüğü kapsamında dile

getirilen şikâyetlerin temelde gürültü kirliliği ile ilgili olduğu ve idarenin

ağır hizmet kusuruna dayandırılarak açılan tazminat davasının reddedilmesi

nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkını ilgilendiren

şikâyetin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

24. Öte yandan başvurucu, devletin tüm inançlara karşı tarafsız

olması gerekirken sadece Sünni inanışa ait olan ezan uygulaması ile belli bir

dinin propagandasını yaparak diğer inançlara yönelik ayrımcılık yaptığını ve bu

tutumun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Eşitlik ilkesi

iddiaları yönünden başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere

yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın

bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet,

din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması

gerekir. Somut olayda başvurucu, başka din ve mezhebe mensup kişilerin din veya

inancını açığa vurma özgürlüğü kapsamında devlete düşen yükümlülükleri yerine

getirmediğini veya talep edilmesine rağmen karşılamadığı durum ve uygulamayı

ortaya koyamadığı gibi kendisine nasıl bir ayrımcılık yapıldığına ilişkin

herhangi bir somut açıklamada da bulunmamıştır. Bu nedenle ve eşitlik ilkesinin

ihlaline ilişkin iddialarının başka bir haktan bağımsız ve soyut biçimde ileri

sürülmesi mümkün olmadığından bir bütün olarak kişinin maddi ve manevi

varlığının korunması hakkı başlığı altında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiş; Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik iddiaları

ayrıca incelenmemiştir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

26. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

27. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

28. Anayasa’nın “Sağlık

hizmetleri ve çevrenin korunması” kenar başlıklı 56. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede

yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak

ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

29. Özel hayat alanına dâhil olan tüm hukuksal çıkarlar

Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu

hukuksal çıkarların Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiği

görülmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin

kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir. Bunun dışında özel hayat kavramına dâhil bir kısım

hukuksal değerin Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlendiği, özel yaşamın diğer

alt kategorileri olarak ele alınan haberleşmenin gizliliği ve konuta saygı

hakkının ise Anayasa’nın 21. ve 22. maddelerinde güvence altına alındığı

görülmektedir. Bu kapsamda Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan hakların temel

olarak Anayasa’nın 17., 20., 21. ve 22. maddelerinde düzenlendiği

anlaşılmaktadır (Mehmet Kurt

[GK], B. No: 2013/2552, 25/2/2016, § 44).

30. Özel yaşamın korunması kapsamında kişiliğin serbestçe

geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhildir. Bu

bağlamda kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne ilişkin hukuksal çıkarı da özel

hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınmaktadır. Fiziksel ve ruhsal

bütünlük hakkı kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlardan biri de

sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıdır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014).

31. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının anayasal anlamda

normatif dayanağı 56. maddesindeki düzenlemedir. Ancak söz konusu hüküm,

Anayasa’nın sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer almaktadır.

Anayasa’nın bireysel başvuru hakkının düzenlendiği 148. maddesinin üçüncü

fıkrasında “Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmüne yer verilmek suretiyle

Anayasa’da yer alan ikinci ve üçüncü kuşak hakların ihlal edildiği iddiasıyla

bireysel başvuruda bulunulamayacağı ifade edilmekle birlikte sağlıklı bir

çevrede yaşama hakkının, Anayasa’nın fiziksel ve ruhsal bütünlüğün korunması

ile ilgili hukuksal çıkarları ihtiva eden 17. maddesi, özel ve aile hayatına

saygıyı güvence altına alan 20. maddesi ve konut dokunulmazlığını düzenleyen

21. maddesi ile bağlantılı olarak ve söz konusu hükümlerde yer alan hukuksal

çıkarlar üzerindeki etkisi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir (Mehmet Kurt, § 46).

32. Özel hayat kavramı eksiksiz tanımı bulunmayan geniş bir

kavram olup bu hak kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük, sadece

belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli

olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak özel hayata etkili bir biçimde saygının

sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir. Anayasa’nın 56.

maddesinin gerekçesinde de genel olarak çevresel kirlenmeye yer verildiği,

vatandaşın korunmuş çevre şartlarında beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını

sürdürmesini sağlamanın devletin görevi olduğunun, çevreyi koruyucu mevzuat

kadar devlet denetiminin ve çevreyi koruyucu fiilî tedbir ve faaliyetlerin de

gerekli olduğunun belirtildiği, bu kapsamda devletin hem kirlenmenin önlenmesi

hem de tabii çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri

alması gerektiğinin vurgulandığı ve bu suretle çevresel meselelerde devletin

negatif ve pozitif yükümlülüklerine işaret edildiği görülmektedir.

33. Çevre kavramının üzerinde uzlaşılmış bir tanımı bulunmamakla

birlikte genel olarak hava, su, toprak, flora ve fauna gibi doğal kaynakları ve

bunların karşılıklı etkileşimini kapsadığı ifade edilmekte; 2872 sayılı

Kanun’da ise çevre kavramının, canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini

sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik,

fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı ifade edecek şekilde ele alındığı

anlaşılmaktadır (Mehmet Kurt , §

53).

34. Çevresel meselelerin sıklıkla çevresel kirlilik bağlamında

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önüne taşındığı ve Mahkemece söz konusu

çevresel rahatsızlığın devletin veya özel kişilerin faaliyetleri sonucunda

oluşması arasında bir ayrım gözetilmeksizin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında

güvence altına alınan hukuksal çıkarlarla bağlantı kurulmak suretiyle

incelendiği anlaşılmaktadır (Bor/Macaristan,

B. No: 50474/08, 18/6/2013, § 25). Belirtilen değerlendirmeler kapsamında

AİHM’in, iddiaya konu çevresel kirliliğin, özel yaşamın veya aile yaşamının

nitelik ve kalitesini veya konutu keyif alarak kullanma şeklindeki hukuksal

çıkarı olumsuz etkilediğini tespit ederek özel yaşam kavramının alt

kategorileri olan özel yaşam, aile yaşamı ve konuta saygı hakkı ile sağlıklı

bir çevrede yaşama hakkı arasında bir bağ kurduğu görülmektedir (Powell ve Rayner/Birleşik Krallık, B. No:

9310/81, 21/2/1990; Hatton ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 36022/97, 2/7/2003; Lopez Ostra/İspanya, B. No: 16798/90,

9/12/1994).

35. Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel yaşam”

kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin

tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır. Bununla birlikte

Sözleşme’nin denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini

geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının, özel yaşama saygı hakkının

kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, §

51).

36. Bunun yanı sıra konuta saygı hakkı, sadece fiziksel alanın

korunması olarak değerlendirilmemektedir. Aynı zamanda ikametten huzurlu

biçimde yararlanma hakkını da içerdiği ifade edilen bu hakka yönelen gürültü,

koku, emisyonlar gibi somut veya fiziksel olmayan ve söz konusu kullanım

biçimini etkileyen müdahaleler de konuta saygı hakkı bağlamında

değerlendirilmektedir. AİHM içtihadında ayrıca çevresel meselelerin özel yaşam

kavramının alt kategorilerinden olan aile yaşamına saygı hakkı ile ilişkilendirildiği

dava örneklerine de sıklıkla rastlamak mümkündür (Powell ve Rayner/Birleşik Krallık, § 40; Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık, §

118).

37. Çevresel meselelerin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında

değerlendirilebilmesi için belirli koşulların mevcudiyeti aranmaktadır. Bu

bağlamda söz konusu çevresel rahatsızlığın başvurucunun özel yaşama, aile

yaşamına ya da konuta saygı hakkı üzerinde doğrudan bir etkide bulunması ve söz

konusu çevresel kirliliğin belirtilen değerler üzerindeki etkisinin asgari bir

şiddet derecesine veya ciddi bir boyuta ulaşmış olması şartı aranmaktadır. Bu

bağlamda aranan asgari ağırlık eşiğinin, söz konusu hukuksal değerlerin ihlal

edilip edilmediğinin değil bizatihi söz konusu alana ilişkin incelenebilir bir

sorun doğup doğmadığının tespiti amacıyla değerlendirildiği görülmektedir. Söz

konusu şiddet derecesinin değerlendirilmesi göreli olup her somut olayda

çevresel etkinin yoğunluğu, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile çevrenin

genel bağlamı gibi kriterler çerçevesinde ayrıca değerlendirme yapılmasını

zorunlu kılmaktadır (Fadeyeva/Rusya,

B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 69). Yapılan değerlendirmelerde başvurucunun

iddiaya konu çevresel kirlilik kaynağına yakınlığı şüphesiz en önemli unsurdur.

Bu kapsamda her modern kent yaşamına mündemiç çevresel tehlikeler ile

kıyaslandığında önemsiz kalan çevresel olumsuzluklar 8. madde çerçevesindeki

güvenceleri harekete geçirmek için yeterli görülmemektedir (Mileva ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:

43449/02, 25/11/2010, § 88).

38. Sözleşme’de temiz ve sessiz bir çevrede yaşama hakkı

şeklinde bir hak güvence altına alınmadığı için özel hayat çerçevesinde korunan

hukuksal çıkarlar üzerinde doğrudan ve ciddi bir etkisi bulunmayan manzara

hakkı veya güzel bir çevrede yaşama hakkı gibi çevresel hakların Sözleşme’nin

8. maddesi kapsamında değerlendirilmesi söz konusu değildir (Krytatos/Yunanistan, B. No: 41666/98,

22/5/2003, §§ 52, 53; Ali Rıza Aydın/Türkiye,

B. No: 40806/07, 15/5/2012, §§ 27-29 ). Zira 8. maddenin aktif hâle gelmesini

sağlayan etken, çevrenin genel olarak bozulması değil bireylerin özel veya aile

yaşamı ile konutları için zararlı bir etkinin söz konusu olmasıdır (Mehmet Kurt, § 59).

39. AİHM içtihatlarında sıklıkla devletin, bireylerin 8.

maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan haklarını güvence altına almak

hususunda gerekli ve uygun önlemler alma şeklindeki pozitif yükümlülüğünün söz

konusu olduğu davalar ile 8. maddenin (2) numaralı fıkrası bağlamında

haklılığının ortaya konması gereken bir kamusal müdahale ile ilgili davalarda

uygulanacak prensiplerin hemen hemen aynı olduğunun vurgulandığı görülmektedir.

Her iki bağlamda da dikkate alınması gereken hususun, bireyin ve kamunun

yarışan menfaatleri arasında adil bir dengenin tesisi olduğu ve her iki durumda

da Sözleşme’ye uyumun sağlanabilmesi için alınması gereken tedbirlerin

belirlenmesinde devletin geniş bir takdir yetkisinin haiz olduğu ifade

edilmektedir (Mehmet Kurt, § 60).

40. Çevresel meseleler bağlamında değerlendirilmesi gereken

temel husus, yukarıda bahsedilen temel prensipler ışığında kamusal makamların,

başvurucunun kamu yararı için söz konusu yüke katlanmasının haklılığını ortaya

koyabilecek argümanlara sahip olup olmadığıdır. Devletin bu alandaki

yükümlülüğünün genel olarak pozitif içerikte olması ve söz konusu alana ilişkin

takdir yetkisinin genişliği karşısında değerlendirme sürecine usule ilişkin

yükümlülüklerin de eklenmiş olması, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı açısından

daha güvenceli bir zemin oluşmasını sağlamıştır (Mehmet Kurt, § 64).

41. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde somut başvuru

açısından değerlendirilmesi gereken ilk husus; başvuruya konu çevresel etkinin,

Anayasa’nın 17.maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari

ağırlıkta olup olmadığıdır. Söz konusu ağırlık, olayın tüm koşulları dikkate

alınarak değerlendirilmeli ve değerlendirmede bahsedilen etkinin yoğunluğu,

süresi, fiziksel ve ruhsal etkisi de dikkate alınarak normal bir kent yaşamına

mündemiç ve katlanılması mümkün ve muhtemel görülen etki ve rahatsızlıklara nispetle

nasıl bir ağırlık arz ettiği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu kapsamda ilgili

tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu ortaya çıkan çevresel etkiler ile

başvurucunun özel ve aile yaşamı veya konutunu kullanım hakkı arasında

yeterince sıkı bir bağın varlığı yeterlidir (Mehmet

Kurt, §§ 67-69).

42. Çevresel meseleler bağlamında gündeme gelen müdahalelerin

özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkını doğrudan ve ciddi şekilde

etkilediğinin tespiti sonrasında üzerinde durulması gereken ikinci husus, kamu

makamlarının bu hakların etkili şekilde korunmasını güvence altına almak için

gerekli adımları atıp atmadığıdır. Bu bağlamda usul güvencelerinin en önemli

bileşenlerinden biri olan, başvurucunun kamusal makamların eylem veya

ihmallerini bağımsız yargısal bir makam önüne taşıma ve gerektiği şekilde

inceletebilme imkânı bulması ve karşı karşıya gelen menfaatler arasında adil

bir dengenin tesis edilip edilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.

43. Bu alanda kamusal makamların sahip olduğu geniş takdir

yetkisi nazara alındığında çevresel meselelerle ilgili olarak Anayasa

Mahkemesinin görevi, söz konusu çevresel rahatsızlığın nasıl sonlandırılacağı

veya etkilerinin nasıl azaltılacağının bizzat belirlenmesi değildir. Bununla

birlikte Mahkeme, yargısal makamlar başta olmak üzere kamusal makamların konuya

gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadıkları ve ilgili tüm menfaatleri gözetip

gözetmediklerini değerlendirmek durumundadır (Mileva

ve diğerleri/Bulgaristan, § 96)

44. Başvuru konusu olayda çevresel rahatsızlığın kaynağı olarak

ileri sürülen cami ve mescitlerin sabah ezanı okunurken sesin yüksek olduğu ve

başvurucunun ikamet ettiği çevrede üç ayrı ibadethane bulunduğu ve bunların

Diyanet İşleri Başkanlığı denetimine alınmış resmî görevlisi bulunan cami ve mescitlerden

olduğu anlaşılmaktadır.

45. Başvurucu, sabah namazı için ibadethanelere giden cemaat

sayısının azlığını belirterek sabah ezanı okunma ihtiyacını sorgularken yüksek

sese ilişkin ölçüm değerleri, konuta mesafesi ve ses cihaz açıları gibi somut

verileri başvurusuna eklememiştir. Fakat somut olayda sabah saatlerinde yüksek

sesle ezan okunmasından rahatsız olan bireyin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı ile çoğunluğun inancının bir gereği olan, inananları namaza çağırma

niteliği taşıyan ezanın sesinin kamusal alana verilmesi konusunda toplumun

menfaatinin dengelenmesi söz konusudur. Bu menfaatlerin demokratik toplumlarda

çoğulculuk ve hoşgörü temelinde dengelenmesi gerektiği açıktır.

46. AİHM, Sözleşme’nin 9. maddesi ile ilgili kararlarında din ve

vicdan özgürlüğünün iki alanının bulunduğunu ve her ikisinin koruma kapsamının

farklı olduğunu belirtmektedir (Kokkinakis/Yunanistan,

B. No: 14307/88, 25/5/1993, § 31). Bunlardan birincisi herkesin düşünce, din ve

vicdan özgürlüğüne mutlak olarak sahip olduğu içsel alan; ikincisi ise bu

hakkın dışa vurulması sonucu ortaya çıkan ve sınırlamalara tabi olabilen dışsal

alandır.

47. Sözleşme’nin 9. maddesi ile uyumlu olarak Anayasa’nın 24.

maddesi; kişinin herhangi bir inanca sahip olması veya olmamasını, inancını

serbestçe değiştirebilmesini, inancını açıklamaya zorlanamamasını, bunlardan

dolayı kınanamamasını ve baskı altına alınamamasını güvence altına alarak din

ve vicdan özgürlüğünün içsel alanını aynı şekilde din öğretimi, uygulama, tek

başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa

vurma hakkı ile de din ve vicdan özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp koruma

altına almıştır (Tuğba Arslan

[GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 57).

48. Bireylerin kendi dinleri ile ilgili yorumlarını ve “alışıldık dinî uygulamaların” neler

olduğunu sorgulamak yargı organlarının ilgisi dışındadır. Aksine bir yaklaşım

mahkemelerin veya kamu gücünü kullanan organların kendi değer yargılarını

fiilen başvurucuların vicdani değerlendirmesinin yerine koyarak onların din

veya inancın uygulamaları konusunda neye inanmalarının “yerinde” olduğunu

belirlemeleri anlamına gelecektir. (Tuğba

Arslan, § 70).

49. Bununla birlikte Anayasa’nın 24. maddesi bir din veya

inançtan kaynaklanan veya esinlenen her davranışı korumaz ve kamusal alanda bir

inancın gerektirdiği biçimde davranma hakkını her durumda garanti etmez.

Kişinin dinini ve inancını açığa vurma özgürlüğü sadece Anayasa’nın 24.

maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen nedenlerle ve Anayasa’nın 13. maddesindeki

koşullarda sınırlanabilir.

50. Bu bağlamda ezanın, İslam dininde bireyleri namaz ibadetine

çağırmak veya ibadethaneye gidemeyenlere namaz vaktini bildirmek amacıyla

İslam’ın ilk yıllarından itibaren uygulanan bir “dinî ritüel” olduğu ve toplumda kültürel bir değer

kazandığı da dikkate alınmalıdır.

51. Öte yandan demokratik hoşgörü ve çoğulculuk, toplumun büyük

çoğunluğunun inancı doğrultusunda bazı uygulamalara izin verilmesini kaçınılmaz

kılmakta ve bir arada yaşamanın getirdiği bu tür kültürel ve dinî uygulamalara

belli ölçüde tahammül etme yükümlülüğü doğurmaktadır. Fakat bu yükümlülük,

uygulamaların bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını

ihlal edecek boyuta ulaşmasına ve katlanılamaz bir yük teşkil etmesine izin

verilmesi anlamına gelmemelidir.

52. Başvurucunun şikâyet ve taleplerini değerlendiren İzmir 3.

İdare Mahkemesinin, ibadethanelerin ses düzenleri ile ilgili yasal mevzuat

çerçevesinde şikâyet konusu cami ve mescitlerle ilgili araştırma yaptıktan

sonra sabah saatlerinde okunan ezanla ilgili olarak namaz vakitlerinin

duyurulması suretiyle kişilerin ibadet ihtiyaçlarının karşılanması ihtiyacı ile

diğer kişilerin sessiz bir ortamda yaşama isteği arasında denge kurmak

suretiyle bir sonuca ulaştığı görülmektedir.

53. Başvurucunun söz konusu yüksek sesli sabah ezanıyla ilgili

çevreye verdiği olumsuz etkilerine dair iddialarını yargısal makamlar önüne

taşıma imkânı bulduğu, çelişmeli bir yargılama prosedüründe iddia ve

delillerini sunma, inceletme ve ilgili kamusal makamın iddia ve savunmalarına

yanıt verme imkânını elde ettiği, iddialarının reddine dair maddi ve hukuki

değerlendirmelerin iki dereceli bir yargılama prosedürü neticesinde ortaya

konduğu anlaşılmaktadır.

54. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kamusal makamların

olaya gereken özenle yaklaşmadıkları ve olayda söz konusu olan kamusal ve

bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmedikleri, başvurucunun maddi

ve manevi varlığını koruma hakkının korunması bağlamında kamusal makamların

negatif ve pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sonucuna varılması

mümkün değildir.

55. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Adli yardım talebinin kabulü nedeniyle tahsil edilmeyen ve

206,10 TL harç ücretinden oluşan toplam 206,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUDAN

TAHSİLİNE,

30/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Abuzer

YAZICIOĞLU

Başvurucu : D. Ö.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/3977, 30 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  12. Kaleli
  13. Necipoğlu
  14. Gökcan
  15. Yazıcıoğlu
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/3977
Tarih
30 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/865
  • Şehmus Yıldız ve Muhyedin Sevinç Başvurusu (B. No: 2014/4954)
  • Ahmet Bulaç Başvurusu (B. No: 2014/3686)
  • Halil İrmez Başvurusu (B. No: 2014/2633)
  • Yalçın Küçük Başvurusu (B. No: 2014/3233)
  • Kilikya Ermeni Katolikosluğu Başvurusu (B. No: 2015/7661)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.