İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Deniz Şah Başvurusu (B. No: 2020/13465)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun

Başvuru No2020/13465Tarih21 Kasım 2023Okuma33 dk · 6.642 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Deniz Şah Başvurusu (5)

Karar tarihi
21 Kasım 2023
Başvuru Numarası
2020/13465
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.642 kelime·33 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun

sevk edildiği hastanede kelepçe ile muayeneye zorlanması ve olay hakkında

yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/3/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

4. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun silahlı terör örgütü adına (DHKP-C)

anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs, kişinin yerine

getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs, resmî belgede

sahtecilik ve sair suçları işlediği iddiasıyla Tunceli 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 27/6/2018 tarihli kararıyla mahkûmiyetine ve hükümle birlikte

tutuklanmasına karar verilmiştir.

6. Resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet

hükmü Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 22/2/2019 tarihli

kararıyla, anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs,

kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs ve

sair suçlardan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise Yargıtay 16. Ceza Dairesinin

17/6/2021 tarihli onama ilamıyla kesinleşmiştir.

7. Başvurucu, alıkonulduğu Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) kalp rahatsızlığına bağlı

olarak yaşadığı şikâyetlerin artması üzerine 3/2/2020 tarihinde Köroğlu Devlet

Hastanesine sevk edilmiştir. Aynı tarihte yapılan muayenesi kapsamında

başvurucuya holter (Kalp ritim bozukluklarını tespit etmek için

kullanılan bir tür taşınabilir elektrokardiyografi cihazıdır. Bu cihaz bir

kişinin kalp atışını devamlı bir şekilde kaydeder ve bu kayıt belirli bir süre

boyunca yapılır.) takılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, kendisine eşlik

eden kolluk görevlilerinden holterin takılmasından önce kelepçesinin açılmasını

talep etmiştir. Kolluk görevlileri başvurucuya, kazağını çıkarması için

kelepçesinin açılacağını ancak sonra yeniden takılacağını bildirmiştir.

Başvurucunun yeniden kelepçe takılmasını ve bu şekilde muayeneyi kabul etmemesi

sebebiyle holter takılmamıştır.

8. Başvurucu 4/2/2020 tarihli dilekçeyle kendisini

kelepçeyle muayene olmaya zorlayan uzman jandarma personeli hakkında Bolu Cumhuriyet

Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunmuştur.

9. Dilekçesinde başvurucu; 2016 yılında geçirdiği kalp

krizi ile bağlantılı olduğunu düşündüğü sağlık sorunları yaşadığını,

rahatsızlığının teşhis ve tedavi işlemleri kapsamında sevk edildiği hastanede

kendisine eşlik eden uzman jandarma personelinin kelepçeyi holterin

yerleştirilmesi için yalnızca üst eşyasını çıkarırken açıp sonra yeniden

takacaklarını beyan ettiğini belirtmiştir. Başvurucu, insan onuruna aykırı

olduğunu iddia ettiği bu uygulamayı kabul etmemesi sebebiyle muayenesinin

yapılmadığını, holterin takılacağı sırada yeteri kadar kamu görevlisiyle küçük

bir odada bulunduklarını açıklayarak güvenlik gerekçelerinin olmadığını da

ileri sürmüştür.

10. Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun şikâyet dilekçesiyle

birlikte Jandarma Kıdemli Üstçavuş Ü.A., Jandarma Er Y.A. ve S.Y. ile infaz

koruma memuru Z.T. tarafından imzalanan 3/2/2020 tarihli tutanağı (birinci

tutanak) da Başsavcılığa göndermiştir. Anılan tutanaktaki tespitler özetle

şöyledir:

i. Tedavi olması için Köroğlu Devlet Hastanesinde holter

odasına götürülen başvurucu, kelepçenin çıkarılmasını talep etmiştir. Bu sırada

odada bulunmaması nedeniyle görevli hekimin görüşü alınamamıştır.

ii. Holter cihazının yerleştirileceği odadaki sağlık

görevlisinin kelepçenin takılı kalması hususunda onayını alan kolluk

görevlileri, kelepçenin kazağını çıkarması için çözeceklerini, holter cihazının

yerleştirilmesinden sonra kelepçeyi yeniden takacaklarını başvurucuya tebliğ

etmiştir. Bunun üzerine başvurucu, tedavi olmak istememiştir.

iii. Kolluk görevlilerinin başvurucunun tedavisinin

tamamlanamamasıyla ilgili menfi bir eylemi olmamıştır.

iv. Başvurucu, aktif bir DHKP-C üyesidir; başvurucunun

şüpheli tavır ve hareketleri nedeniyle güvenlik tedbirlerinin muayene ve

tedavisinin aksatılmaması şartıyla üst düzeyde tutulması gerekmektedir.

11. Bakanlığın başvuru hakkında görüş bildirdiği

17/5/2023 tarihli yazının (Bakanlık görüşü) ekinde gönderilen evrak arasında

ikinci bir tutanak (ikinci tutanak) tespit edilmiştir. Jandarma personeli Ü.A.

ile infaz koruma memuru Z.T. tarafından imzalanan bu ikinci tutanağa göre

holterin yerleştirileceği odada bulunan sağlık görevlisinin kelepçenin takılı

kalması hususunda onayını alan kolluk görevlileri, kelepçeyi sadece kazağını

çıkarması için çözeceklerini, sonra kelepçeyi yeniden takacaklarını başvurucuya

tebliğ etmiştir. Bunun üzerine başvurucu tedavi olmak istememiştir.

12. Bakanlık görüşü ekinde Ü.A. ve Z.T.nin 3/5/2023

tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla verdikleri ifade tutanakları da

gönderilmiştir. Kolluk görevlilerinin ifadelerinin benzer olduğu görülmüştür.

İfade tutanaklarına göre başvuruya konu olay özetle şu şekilde gerçekleşmiştir:

i. Başvurucunun kazağını çıkarabilmesi için kelepçeleri

çözülmüştür. Bu aşamada başvurucuya holterin takılmasından sonra kelepçelerin

yeniden takılacağı bildirilmiştir.

ii. Başvurucunun kelepçenin yeniden takılmasına itiraz

etmesi üzerine odada bulunan sağlık görevlisine kelepçenin takılı olmasının

holterin yerleştirilmesine engel olup olmayacağı sorulmuştur.

iii. Sağlık görevlisi muayeneye engel olmayacağını ifade

etmesine rağmen başvurucunun kelepçe takılmasını kabul etmemesi sebebiyle

muayeneye son verilmiştir.

13. Ceza İnfaz Kurumu başvurucunun şikâyet dilekçesini

Başsavcılığa gönderdiği 6/2/2020 tarihli üst yazıda, Ceza İnfaz Kurumu ve

Tutukevlerinin Dış Korunması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesi'nin hükümlü

ya da tutuklu hastaların tedavisini engellemediği ve doktor tarafından talep

edilmediği müddetçe kelepçenin açılmayacağına dair hükümden bahsetmiştir. Ceza

İnfaz Kurumu üst yazısının anılan kısmı şöyledir:

“Konu ile ilgili olarak; Hükümlü

ve tutukluların mahkeme ve hastaneye sevkleri Adalet Bakanlığı 'Ceza İnfaz

Kurumu ve Tutukevlerinin Dış Korunması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesi'

kapsamında Jandarma Genel Komutanlığı tarafından gerçekleştirilmekte olup,

Yönergenin3. maddesinin 3. fıkrasında sağlık kuruluşlarında muayene ve tedavi

esnasında kelepçe kullanımı '...yapılan tedavi engellemediği ve doktor tarafından

talep edilmediği müddetçe kelepçe açılmaz.' hükmünce düzenlenmiştir.”

14. Başsavcılık başvurucunun şikâyeti üzerine başlattığı

soruşturmada 10/2/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Başsavcılığın kararında özetle kamu görevlilerinin eylemlerinin mevzuat

hükümlerine uygun olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca başvurucunun kelepçesinin

açılmamasının tedavisine engel bir durum teşkil etmediğine vurgu yapılmıştır.

Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“...Dosya üzerinde yapılan inceleme

sonucunda; Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün

06/02/2020 tarihli yazısında; 'Hükümlü ve tutukluların mahkeme ve hastaneye

sevkleri Adalet Bakanlığı 'Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Dış Korunması

ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesi' kapsamında Jandarma Genel Komutanlığı

tarafından gerçekleştirilmekte olup, Yönergenin3. maddesinin 3. fıkrasında

sağlık kuruluşlarında muayene ve tedavi esnasında kelepçe kullanımı

'....yapılan tedavi[yi] engellemediği ve doktor tarafından talep

edilmediği müddetçe kelepçe açılmaz.' hükmünce düzenlenmiştir.' şeklinde

belirtildiği,

Dosya kapsamı bir bütün olarak

değerlendirildiğinde; yasal mevzuatlar çerçevesinde işlemlerin yapılmış olduğu,

müştekinin kelepçesinin açılmamasının tedavisine engel bir durum teşkil

etmediği, ilgili doktorun ve diğer görevli personellerin konu hakkında

müştekinin mağduriyetine sebep olabilecek kasıtlı veya ihmali surette suç

teşkil edebilecek bir eylemine rastlanılmadığı, söz konusu olayda herhangi bir

suç unsuru bulunmadığı anlaşıldığından KAMU ADINA KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER

OLMADIĞINA ... [karar

verildi.]”

15. Başvurucu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

2/3/2020 tarihli dilekçe ile itiraz etmiştir. İtiraz kapsamında şikâyet

dilekçesindeki yakınmalarının yanında İstanbul Protokolü'ne göre muayenenin

kelepçe gibi bir kısıtlama aracı olmaksızın yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Ayrıca kişinin kelepçe ile kısıtlanmasının onur kırıcı bir davranış olduğunu,

bu uygulamaya ancak zorunlu hâllerde başvurulabileceğini belirterek

Başsavcılığın etkin bir soruşturma yapmadan karar verdiğini iddia etmiştir.

16. Başvurucunun itirazı Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince

12/3/2020 tarihinde reddedilmiş, karar başvurucuya 20/3/2020 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 30/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

“Muhafızın görevini kötüye kullanması” kenar başlıklı 295.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre gözaltına alınan, tutuklu veya

hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli olan kişilerin görevlerinin

gereklerine aykırı hareket etmeleri hâlinde görevi kötüye kullanma suçuna

ilişkin hükümler uygulanır. 5237 sayılı Kanun’un “Görevi kötüye kullanma”

kenar başlıklı 257. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek

suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.”

19. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi”

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin

araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî

kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri

toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla

yükümlüdür.”

20. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un “İnfazda temel ilke” kenar

başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ceza ve güvenlik tedbirlerinin

infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda

bulunulamaz.”

21. 5275 sayılı Kanun'un “Hapis cezalarının infazında

gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(b) bendi şöyledir:

“...Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu

kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan

maddî ve manevî koşullar altında çektirilir...”

22. 5275 sayılı Kanun'un “Zorlayıcı tedbirlerin

kullanılması” kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak

tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;

a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde

çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,

b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak

üzere tıbbî nedenlerle,

c) Diğer kontrol usûllerinin

yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya

eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,

Kullanılabilir.”

23. 5275 sayılı Kanun'un “Nakillerde alınacak

tedbirler” kenar başlıklı 58. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlülerin kuruma veya başka bir

yere götürülüp getirilmesi sırasında, halkla bir araya gelmelerine ve başkaları

tarafından görülmelerine engel olacak tedbirler alınır.

(2) Hükümlü, havalandırma ve ışık

durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemez.

Nakil sırasında alınacak tedbirler, hükümlünün firarını önleyici ve yukarıdaki

fıkrada yazılı engelleri gerçekleştirici sınırları aşamaz, birbirleriyle ve

görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları

geçemez.”

24. 17/12/1983 tarihli ve 18254 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 45. maddesinin

(f) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarının ve

tutukevlerinin dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır. Tutuklu ve

hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlar.”

25. 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği'nin “İlkeler” kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Sağlık hizmetlerinin sunulmasında

aşağıdaki ilkelere uyulması şarttır:

a) Bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir

iyilik hali içinde yaşama hakkının, en temel insan hakkı olduğu, hizmetin her

safhasında daima gözönünde bulundurulur.

b) Herkesin yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkını haiz olduğu ve hiçbir merci veya

kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmak yetkisinin olmadığı bilinerek, hastaya

insanca muamelede bulunulur.

...

d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda

yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer

kişilik haklarına dokunulamaz.

...”

26. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin “İnsani değerlere

saygı gösterilmesi ve ziyaret” kenar başlıklı 39. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Hasta, kişilik değerlerine uygun bir

şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir.”

27. Bakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı

arasında 26/1/2017 tarihinde imzalanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetim, Dış

Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve Nakilleriyle Sağlık Hizmetlerinin

Yürütülmesi Hakkında Protokol’ün (Protokol) “Muayenelerde güvenliğin ve

hasta mahremiyetinin sağlanması” kenar başlıklı 38. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Ceza infaz kurumu müdürlüğü bulunan

yerlerdeki hastanelerde firara karşı engellerin bulunduğu muhafazalı muayene

odaları oluşturulur.

2) Hükümlü ve tutukluların hastanelerde

muayeneleri, firara karşı engellerin bulunduğu muhafazalı odalarda yapılır.

Jandarma muayene esnasında oda dışında bulunur ve gerekli güvenlik tedbirlerini

alır. Doktorun yazılı olarak talep etmesi halinde jandarma, hükümlü ve

tutuklunun kadın olması durumunda ise varsa öncelikle kadın infaz ve koruma

memuru muayene odasında bulunur.

...

4) Hastanelerde tutuklu ve hükümlüler

için muhafazalı muayene odaları yapılıncaya kadar bu odalarda veya acil

müdahale ve işlem yapılan yerlerde jandarma bulunur ve doktorla hasta arasında

geçecek konuşmaları duymayacak uzaklıkta koruma tedbirini alır. Hükümlü ve

tutuklunun kadın olması durumunda ise muayene odasında veya tetkikin yapıldığı

yerde imkânlar ölçüsünde kadın jandarma personeli görevlendirilir. Kadın

jandarma personelinin bulunmaması veya sayısının yeterli olmaması halinde kadın

infaz ve koruma memuru güvenliği sağlar.”

B. Uluslararası

Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama

ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak

gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde

genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. maddesinde

düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya,

B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99,

12/5/2005, § 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§

101, 102, 105, 108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07,

14/6/2011, §§ 73-75).

29. AİHM, Henaf/Fransa (B. No: 65436/01,

27/11/2013) kararında ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun hastaneye nakli

sonrası gece yatağa zincirlenmesi hususunu Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında

incelenmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi takdir yetkisini refakat eden

memurlara bırakmış, özel bir yüksek güvenlik uyarısı yapmamıştır. Başvurucuya

iki polis memurunca kelepçe takılmış, hastanede de gece boyunca ayak

bileklerinden biri karyolaya zincirle bağlanmıştır. AİHM kelepçelemenin kanuna

uygun bir gözaltıyla bağlantılı olarak yapıldığı ve makul olarak gerekli kabul

edilebilecek düzeyi aşan ölçüde güç kullanımı veya kamuya açıklık söz konusu

olmadığı takdirde normalde 3. madde anlamında bir sorun teşkil etmeyeceğini

belirtmiştir. Bu bağlamda kişinin kaçma veya yaralanma ya da bir zarara yol

açma tehlikesi ile tıbbi tedavi için hastaneye transferin özel şartlarının

değerlendirilmesinin önemli olduğu açıklanmıştır.

30. AİHM, tehlikelilik ile ilgili olarak başvurucu

hakkında çeşitli hükümlerin bulunduğunu ancak bunların hiçbirinin şiddet

eylemlerine yönelik olmadığını dikkate almıştır. Başvurucunun ceza infaz

kurumunda geçici bir psikolojik rahatsızlığı sebebiyle yol açtığı tek bir

eylemi dışında bir huzursuzluğa da yol açmadığını, bu eylemin de şiddet

içermediğini vurgulamıştır (Henaf/Fransa, § 50). Ayrıca ceza infaz

kurumu müdürünün başvurucunun normal şartlarda sevk edilebileceğine dair

yazısına da dikkati çeken AİHM, başvurucunun oluşturduğu iddia edilen

tehlikenin onu iki polis memuru oda dışında nöbet tutarken yatağa zincirlemeyi

haklı göstermediğini kabul etmiştir (Henaf/Fransa, §§ 51, 52). Mevcut davada

başvurucunun yaşını, sağlık durumunu, güvenlik riski oluşturduğuna dair

öncesinde ciddi bir endişe uyandıran bir davranışının olmamasını ve ceza infaz

kurumu müdürünün yazısını gözeten AİHM, iki polis memurunun da oda dışında

nöbet tutması nedeniyle başvuruya konu kısıtlamaların kullanılmasının güvenlik

ihtiyacıyla karşılaştırıldığında orantısız olduğu kanaatine varmıştır (Henaf/Fransa,

§ 56). AİHM başvurucunun mahremiyetinin korunması argümanının da olayın

şartlarında zincirle yatağa bağlanmayı haklı göstermediğini belirtmiştir (Henaf/Fransa,

§ 58). Sonuç olarak ulusal makamların başvurucuya yönelik davranışlarının

Sözleşme'nin 3. maddesindeki hükümlere uygun olmadığını belirtmiş ve mevcut

davadaki kısıtlamaların insanlık dışı bir muamele anlamına geleceği sonucuna

varmıştır (Henaf/Fransa, § 59).

31. AİHM muayene sırasında uygulanan güvenlik

tedbirlerini incelediği Filiz Uyan/Türkiye (B. No: 7496/03, 8/1/2009, §§

32-35) kararında, uygulanabilecek farklı seçenekler olduğu hâlde

başvuranın kelepçelerinin jinekolog tarafından yapılan muayene sırasında

ısrarla çıkarılmamasının ve üç erkek güvenlik görevlisinin bir paravanın

arkasına geçerek odada bulunmasının orantısız güvenlik tedbiri olduğunu, bu tür

muayeneler geçirmesi gereken ve terörle ilgili suçlardan mahkûm edilen tüm

tutuklular için katı gereklerin mevcut olduğunu, katı tedbirlerin mahkûmun

taşıdığı risklere ve gerçekleştirilecek muayenenin türüne bağlı olarak esnek ve

daha pratik bir yaklaşıma izin vermediğini, başvuranın jinekolojik muayenesi sırasında

söz konusu tedbirleri gerektirecek ölçüde güvenlik riskinin mevcut olduğunun

kanıtlanamadığını değerlendirmiştir. AİHM, muayene gerçekleştirilmemiş olsa

bile yukarıda bahsedilen güvenlik şartlarının başvuranın utanmasına, sıkıntı

duymasına ve onurunun kırılmasına yol açtığı sonucuna ulaşarak Sözleşme'nin 3.

maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Anayasa Mahkemesinin 21/11/2023 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi

33. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu; kalp rahatsızlığına bağlı şikâyetleriyle

ilgili olarak sevk edildiği hastanede holter takılırken kelepçelerinin açılması

talebinin kabul edilmediğini, kolluk görevlilerinin kendisine, üstündeki

kıyafetini çıkarması için çözdükleri kelepçeyi daha sonra yeniden takacaklarını

beyan ettiklerini, üstü çıplak ve kelepçeli şekilde muayene olmayı kabul

etmediğinden tedavisinin sonlandırıldığını, kendisini kelepçeli muayeneye

zorlayan kolluk görevlileri hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine etkili

soruşturma yürütülmediğini belirterek kötü muamele yasağının, yaşam hakkının,

adil yargılanma hakkının ve etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

35. Bakanlık görüşünde;

i. Başvurucunun kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine

uğradığına yönelik bir iddiası olmadığı, başvurucuya kelepçesinin çıkarılacağı

ve holter yerleştirildikten sonra yeniden takılacağının söylenmesi karşısında

tedavi olmayı kendisinin istemediği, ayrıca tedavisi sırasında kelepçelerin

açılmamasının tedavisini ne şekilde etkilediği, nasıl bir yaralanmaya ya da bir

psikolojik travmaya neden olduğu hususunda bir açıklama yapmadığı ve

destekleyici herhangi bir delil sunmadığı,

ii. Kelepçe takmak şeklindeki tedbirin makul sayılıp

sayılmayacağı ve sonuçları bakımından hakkında tedbir uygulanan kişideki

fiziksel ve ruhsal etkilerinin kötü muamele sayılması için aranan eşiği aşıp

aşmadığının değerlendirilmesi gerektiği,

iii. Başvurucunun kelepçesinin açılmamasının tedavisine

engel bir durum teşkil etmediğinin, ilgili doktorun ve diğer görevli

personellerin konu hakkında başvurucunun mağduriyetine sebep olabilecek kasıtlı

veya ihmali surette suç teşkil edebilecek bir eylemine rastlanmadığının

Başsavcılık tarafından açıklandığı ifade edilmiştir.

36. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki

beyanlarına ek olarak birinci tutanaktaki belirlemenin gerçeğe aykırı olduğunu,

kolluk görevlilerinin kendisine üstü çıplakken kelepçeleri çıkarmadan holter

yerleştirileceğini bildirdiğini, bu uygulamayı kabul etmemesi sebebiyle de

tedavisi tamamlanmadan hastaneden ayrıldığını ifade etmiştir.

C. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının özünün kötü muamele

yasağı kapsamında kaldığı değerlendirilerek iddiaların bütün olarak anılan

yasak kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü

fıkraları şöyledir:

“Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

40. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasındaki düzenlemeyle insan onurunun korunması

amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında ise kimseye işkence ve eziyet

yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı belirtilmiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 72). Bununla birlikte bir muamelenin Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık

eşiğine ulaşmış olması gerekmektedir. Asgari ağırlık eşiğine ulaşılıp

ulaşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşımaktadır. Değerlendirmeye alınacak

hususlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca

kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip

gelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer etkendir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri, § 75).

41. Tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumu dışında

bulundukları süre boyunca kaçmalarının önlenmesi, kendilerine veya başkalarına

zarar verme tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla kolluk görevlileri

tarafından kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların kullanılması

kural olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun

oluşturmamaktadır ancak bu tür tedbirlerin alınıp uygulanmasında tutuklu veya

hükümlülerin fiziksel veyahut ruhsal durumları ile tedbirin olası olumsuz

etkilerinin birlikte dikkate alınarak bir sonuca ulaşılması gerekir. Elbette bu

araçların kullanımında kamu makamlarının takdir yetkisini, alınan tedbirin

amacını aşacak boyutta keyfî veya gereksiz kullanmaları kötü muamele kapsamında

kalabilmektedir. Bu durumda öncelikle değerlendirilmesi gereken husus, alınan

tedbirin makul seviyede sayılıp sayılmayacağı ve sonuçları bakımından hakkında

tedbir uygulanan kişideki fiziksel ve ruhsal etkilerinin kötü muamele sayılması

için aranan eşiğe ulaşıp ulaşmadığıdır (Ö.U., B. No: 2016/62587,

23/6/2020, §§ 32, 33).

42. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal

eder biçimde fiziksel ve ruhsal bir saldırıya uğranıldığına dair savunulabilir

bir iddia varsa bu iddia hakkında etkili bir soruşturma yürütülmelidir.

Yaralama olayının güç kullanmaya yetkili bir kamu görevlisinin kasıtlı bir

eylemi sonucu meydana geldiğinin ileri sürüldüğü hâllerde ivedilikle bir ceza

soruşturması başlatılmalı, soruşturma olaya karışmış olanlardan bağımsız

kişilerce yürütülmeli, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci

gerektiği ölçüde kamu denetimine ve mağdurun erişimine açık tutulmalı,

soruşturma sonunda çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanılmamalı, kullanılan

gücün ilgilinin davranışı nedeniyle mutlak surette gerekli olan bir güç

kullanımına karşılık gelip gelmediği ve orantılı olup olmadığı soruşturma

makamınca değerlendirilmelidir. Ayrıca soruşturmada makul bir özen ve süratle

hareket edilmelidir (sözü edilen ilkelerin yer aldığı örnek kararlar için bkz. Ali

Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103; S.D., B. No: 2013/3017,

16/12/2015, §§ 111-114; Veli Saçılık (2), B. No: 2018/24614, 18/10/2022,

§ 16).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

43. Başvurucu 2016 yılında kalp krizi geçirdiğini, uzun

süre kalp ritmini düzenleyici ve kanı sulandırıcı ilaç kullandığını, bu kapsamda

kalp rahatsızlığına bağlı şikâyetlerinin artması üzerine sevk edildiği

hastanede holter takılması işlemi sırasında gerekli olmamasına rağmen

kelepçelerinin açılmadığını, kelepçeli şekilde muayene yapılmasını kabul

etmemesi sebebiyle de tedavisinin tamamlanamadığını beyan etmiştir. Ayrıca

holterin takılacağı odanın küçük olmasına ve yeteri kadar güvenlik görevlisi

bulunmasına rağmen kelepçesinin keyfî olarak açılmadığını ileri sürmüştür.

44. Düzenledikleri birinci tutanağa göre kolluk

görevlileri, kelepçeyi başvurucunun kazağını çıkarması için çözeceklerini ve

holter cihazının yerleştirilmesinden sonra yeniden takacaklarını başvurucuya

tebliğ etmiş, başvurucunun bu uygulamayı kabul etmemesi sebebiyle tedavisi

tamamlanamamıştır. Tutanakta başvurucunun aktif bir DHKP-C üyesi olduğu,

şüpheli tavır ve hareketleri nedeniyle güvenlik tedbirlerinin üst düzeyde

tutulması gerektiği vurgulanmıştır. Tutanak bir jandarma üst çavuş, iki

jandarma er ve bir infaz koruma memuru tarafından imzalanmıştır (bkz. § 10).

İkinci tutanağa göre ise holterin takılacağı odada bulunan sağlık görevlisinin

onayını alan kolluk görevlileri, kelepçeyi başvurucunun kazağını çıkarması için

çözeceklerini ve sonra yeniden takacaklarını başvurucuya tebliğ etmiştir. Bunun

üzerine başvurucu, tedavi olmak istememiştir (bkz. § 11). Bununla birlikte Ü.A.

ve Z.T.nin beyanlarının yer aldığı 3/5/2023 tarihli İfade Tutanaklarına göre

başvurucunun kazağını çıkarabilmesi için kelepçeleri çözülmüştür. Bu aşamada

başvurucuya holterin yerleştirilmesinden sonra kelepçelerin yeniden takılacağı

bildirilmiştir. Başvurucunun kelepçenin yeniden takılmasına itiraz etmesi

üzerine odadaki sağlık görevlisine kelepçenin takılı olmasının holterin

yerleştirilmesini engelleyip engellemeyeceği sorulmuş ve sağlık görevlisi muayeneye

engel bir durum olmadığını ifade etmiştir (bkz. § 12).

45. 3/2/2020 tarihli tutanakta başvurucunun aktif bir

DHKP-C üyesi olduğu, şüpheli tavır ve hareketleri nedeniyle güvenlik

tedbirlerinin üst düzeyde tutulması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla

başvurucunun tıbbi teşhis ve tedavi süresince firar ve/veya başkalarına zarar

verme konusunda tehlike arz edip etmediği sevki gerçekleştiren görevlilerce

değerlendirilmiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumu dışındaki bir sağlık

kuruluşunda olmasına rağmen firara yönelik engellerin bulunduğu bir hükümlü

servisinde olmadığı, Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2018 tarihli

kararıyla anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs,

kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs

suçlarından mahkûm edildiği, bu kararın da Yargıtay 16. Ceza Dairesinin

17/6/2021 tarihli onama ilamı ile kesinleştiği nazara alındığında başvurucunun

tehlike arz etmesi konusunda yapılan değerlendirmenin temelsiz olmadığı

anlaşılmıştır. Ayrıca başvuru dosyasında kelepçenin holter cihazı ile yapılacak

teste mâni olduğuna, bu durumun tedaviyi engellediğine, olay günü holter

testinin yapılamamasının başvurucunun tedavisini ve ruhsal durumunu ne şekilde

etkilediğine ilişkin bir bilgi yoktur. Bu sebeple somut olaydaki uygulamanın

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için aranan

asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir. Kötü muamele yasağının maddi boyutu konusunda varılan

sonucun gerekçesi dikkate alındığında kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlaline ilişkin iddianın değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır.

Hasan Tahsin GÖKCAN ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü

muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN ile Selahaddin

MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 21/11/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuran daha önceki kardiyoloji muayenesi sonunda

istenilen Holter cihazı takılması biçimindeki tetkikin uygulanması amacıyla

güvenlik görevlileri eşliğinde geldiği hastanede cihazın takılması için belden

üst kısmının çıkartılması gerektiğinin belirtildiği halde görevlilerin

kelepçenin çıkartılmasını kabul etmediklerini bu nedenle de cihazın takılması

işlemine devam edemeyeceğini söylediğini, engel olan görevliler hakkında

yaptığı şikayetin C. Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile

sonuçlandırıldığını, karara yaptığı itirazın da reddedildiğini dile

getirmektedir. Dosyada yer alan kolluk görevlilerinin ifade tutanaklarına göre

ise Holter takılması için kelepçenin çıkarılacağı, ancak takıldıktan sonra

kelepçenin yine uygulanması gerektiği belirtildiği halde başvuranın bunu kabul

etmediği için Holter takma işleminin yapılamadığı belirtilmektedir.

2. Hükümlü ve tutukluların nakil veya kurum dışı

işlemleri sırasında kaçmalarının önlenmesi amacıyla kelepçe vb. yöntemlerle

tedbir alınmasının kamusal yararı tartışmasızdır. İlgili mevzuatta bu

uygulamanın yasal dayanağı bulunmaktadır. Bununla birlikte adli nedenlerle

tutulan kimselerin raporunun alınması veya sağlık hizmetinden yararlandırılması

sırasındaki güvenlik ihtiyacıyla ilgili husus daha hassas değerlendirilmelidir.

Çünkü belirtilen alanlar sıkça işkence, eziyet veya insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele veya yaptırım yasağının ihlali iddialarına konu

olabilmektedir. AİHM de somut olay koşullarında güvenlik ihtiyacıyla

başvurucunun onurunun korunması arasındaki dengenin kurulması gerektiği yönünde

kararlar vermiştir (bu yönde ihlal kararları için bkz. Henaf/Fransa, B. No:

65436/01, 27.11.2013, par. 58-59; Filiz Uyan/Türkiye, B. No: 7496/03, 8.1.2009,

par. 32-35).

3. Hukukumuzda bu konu özel olarak düzenlenmiştir. 5275

sayılı Kanunun 50/1. maddesinde tıbbi işlemler sırasında kelepçenin hekimin

talimat ve gözetiminde takılabileceği, Kanunun uygulanmasına ilişkin İnfaz

Yönetmeliğinin 123/b maddesinde ise hükümlü hakkındaki muayene, teşhis ve

tedavi sırasında bu işlemlerin güvenli biçimde yerine getirilmesi için

zorunlu görülmesi halinde cezaevi tabibi veya hekimin talep ve gözetiminde

kelepçe kullanılabileceği düzenlenmektedir. Başka deyişle Kanun ve

Yönetmelikteki düzenlemelere göre tıbbi işlemler bakımından asıl olanın

kelepçesiz işlem yapılması, kelepçe vb. tedbire başvurma gerekliliğinin ise

ilgili hekim tarafından takdir edilmesi yönünde olduğu anlaşılmaktadır.

4. Başvuruya konu olayda ise kardiyoloji muayenesi

sonucunda hekim tarafından istenen teşhise yönelik tıbbi bir işlem olan Holter

cihazının takılması sırasında kolluk görevlileri ile başvuran arasında

kelepçenin çıkarılıp çıkarılmayacağı tartışmasının yapıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri karşısında yalnızca muayene sırasında

değil, sağlık birimi veya hastanedeki teşhis ve tedavi işlemleri sırasında da

kelepçe vb. kısıtlayıcı tedbire karar verilmesinde hekimin kararı arandığı

halde kolluk görevlilerinin bu konuda hekimin görüşüne başvurmaksızın kendi

görüşleriyle uygulama yaptıkları, görevlilerce düzenlenen tutanaktan

anlaşılmaktadır. Öte yandan söz konusu tartışmayla ilgili olarak C.

Savcılığınca sağlık görevlisinin tanıklığına başvurulmamıştır. Hatta C.

Savcılığı infaz kurumuyla yazışmayla yetinmiş başka hiçbir inceleme yapmadan

karar vermiştir. Bu durumda görevlilerin mevzuatta tanınan yetkiyi usule uygun

kullanmayarak teşhis işlemine engel olduklarına ilişkin iddianın yeterince

araştırılmadan ve mevzuat bağlamında tartışılmadan verilen C. Savcılığı kararı

ile itirazı reddeden merci hakimlik kararının ilgili ve yeterli gerekçeyi

içermediği sonucuna ulaşılmalıdır.

5. Bu durumda sonucu itibarıyla ceza infaz kurumunda

devlet gözetiminde tutulu bulunan başvurucunun tedavisi için gereken tıbbi

işlemin tamamlanmamasına neden olunması karşısında Anayasanın 17. maddesinde

düzenlenen insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul

boyutuyla ihlal edildiği yönünde karar verilmesi gerektiği görüşündeyim.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

Selahaddin MENTEŞ

İrfan FİDAN

Muhterem İNCE

Raportör

:

Hüseyin Ozan ADIYAMAN

Başvurucu

:

Deniz ŞAH

KARŞIOY

1. Mahkemenin Sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun

gözaltındayken kötü muameleye maruz kalınması şikayetinin etkili şekilde

soruşturulmadığı iddiasına ilişkin olarak iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim

gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.

2. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

3. Silahlı terör örgütü adına (DHKP-C) anayasal düzeni

cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs, kişinin yerine getirdiği kamu

görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs, resmî belgede sahtecilik ve sair

suçları işlediği iddiasıyla Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2018 tarihli

kararıyla başvurucunun mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutuklanmasına karar

verilmiştir.

4. Resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet

hükmü Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 22/02/2019 tarihli

kararıyla; anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs,

kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs ve

sair suçlardan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 17/06/2021

tarihli onama ilamıyla kesinleşmiştir.

5. Başvurucu, alıkonulduğu Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) kalp rahatsızlığına bağlı

olarak yaşadığı şikâyetlerinin artması üzerine 3/2/2020 tarihinde Köroğlu Devlet

Hastanesine sevk edilmiştir. Aynı tarihte yapılan muayenesi kapsamında

başvurucuya holter (Kalp ritim bozukluklarını tespit etmek için kullanılan bir

tür taşınabilir elektrokardiyografi cihazıdır. Bu cihaz bir kişinin kalp

atışını devamlı bir şekilde kaydeder ve bu kayıt belirli bir süre boyunca

yapılır.) takılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, kendisine eşlik eden kolluk

görevlilerinden holterin takılmasından önce kelepçesinin açılmasını talep

etmiştir. Kolluk görevlileri başvurucuya, kazağını çıkarması için kelepçesinin

açılacağını ancak sonra yeniden takılacağını bildirmiştir. Başvurucunun yeniden

kelepçe takılmasını ve bu şekilde muayeneyi kabul etmemesi sebebiyle kendisine

holter takılmamıştır.

6. Başvurucu 4/2/2020 tarihli dilekçeyle kendisini kelepçeyle

muayene olmaya zorlayan uzman jandarma personeli hakkında Bolu Cumhuriyet

Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunmuştur.

7. Başsavcılık şikayet ile ilgili olarak kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararında kamu

görevlilerinin eylemlerinin mevzuat hükümlerine uygun olduğu değerlendirilmesi

yapılmıştır. Ayrıca kelepçenin açılmamasını tedaviye engel teşkil etmediği de

belirtilmiştir. Başvurucu bu karara itiraz etmiş Bolu Sulh Ceza Hakimliği

12/03/2020 tarihinde itirazı reddetmiştir.

8. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına

alınmıştır.

9. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden

kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

10. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi

üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade

edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

11. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran

veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki muamelelerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22).

12. Mahpuslar, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında hukuka

uygun olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum bırakılabilirken

(İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) genel olarak Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan diğer temel hak ve hürriyetlere

sahiptir. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu

olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi ceza infaz kurumunda

güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir, makul gerekliliklerin olması

durumunda sahip olunan haklar sınırlanabilir.

13. İnfazın yönteminin ve infaz sürecindeki

davranışların, mahkûmları, özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan

kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma

sokmaması gerekir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).

14. Bunun dışında Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen

hak kapsamında devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Devletin

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüğün usule ilişkin boyutu çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü

fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma

yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu

saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak,

kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

15. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı

olmazsa madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı

hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri

altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir

Canan, § 25).

16. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi

ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan

burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma, cezalandırma

hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla

sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 113).

17. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup

icra edilen bir soruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak yargı

mercilerinin işi olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mercilerin maddi

olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini

koymak değildir. Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin

yetkisi, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme

ve Türkiye'nin taraf olduğu buna ek protokoller kapsamında bulunanlarla

sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça

ya da masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer

taraftan yargı mercilerinin bulguları Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen

normal şartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin yaptığı

tespitlerden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 96).

18. Etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin

kabulü için;

19. Yetkili makamların olaydan haberdar olur olmaz resen

harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Cezmi Demir ve diğerleri, §

114),

20. Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve

mağdurların meşru menfaatlerini korumak için soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde

etkili katılımlarının sağlanması (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115),

21. Soruşturmadan sorumlu ve incelemeleri yapan kişilerin

olaylara karışan kişilerden bağımsız olması (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117),

22. Soruşturmaların makul özen ve süratle yürütülmesi

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 114),

23. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

(Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99; Murat Ulusoy, B. No:

2018/2652, 13/1/2022, § 53) gerekir.

İlkelerin Olaya Uygulanması

24. Başvurucu 2016 yılında kalp krizi geçirdiğini, uzun

süre kalp ritmini düzenleyici ve kanı sulandırıcı ilaç kullandığını, bu

kapsamda kalp rahatsızlığına bağlı şikâyetlerinin artması üzerine sevk edildiği

hastanede holter takılması işlemi sırasında gerekli olmamasına rağmen

kelepçelerinin açılmadığını, kelepçeli şekilde muayene yapılmasını kabul

etmemesi sebebiyle de tedavisinin tamamlanamadığını beyan etmiştir. Başvurucu

ayrıca holterin takılacağı odanın küçük olmasına ve yeteri kadar güvenlik

görevlisi bulunmasına rağmen kelepçesinin keyfî olarak açılmadığını ileri

sürmüştür.

25. Kolluk görevlilerinin düzenlediği birinci tutanağa

göre kolluk görevlileri, kelepçenin kazağın çıkarması için çözüleceğini ve

holter cihazının yerleştirilmesinden sonra yeniden takılacağını başvurucuya

tebliğ etmiş, başvurucunun bu uygulamayı kabul etmemesi sebebiyle tedavisi

tamamlanamamıştır. Tutanakta başvurucunun aktif bir DHKP-C üyesi olduğuna,

şüpheli tavır ve hareketleri nedeniyle güvenlik tedbirlerinin üst düzeyde

tutulması gerektiğine vurgu yapılmış ancak şüpheli tavır ve hareketler

tanımlanmamıştır. Tutanak bir jandarma üst çavuş, iki jandarma er ve bir infaz

koruma memuru tarafından imza altına alınmıştır (bkz. § 10).

26. İkinci tutanağa göre ise holterin takılacağı odada

bulunan sağlık görevlisinin onayını alan kolluk görevlileri, kelepçenin kazağını

çıkarması için çözüleceğini ve sonra yeniden takılacağını başvurucuya tebliğ

etmiştir. Bunun üzerine başvurucu, tedavi olmak istememiştir (bkz. § 11).

İkinci tutanağa göre kazağını çıkaran başvurucuya yeniden kelepçe takılacak ve

holter bu şekilde yerleştirilecektir.

27. Bununla birlikte Ü.A. ve Z.T.nin beyanlarının yer

aldığı 3/5/2023 tarihli ifade tutanaklarına göre başvurucunun kazağını

çıkarabilmesi için kelepçeleri çözülmüştür. Bu aşamada başvurucuya holterin

yerleştirilmesinden sonra kelepçelerin yeniden takılacağı bildirilmiştir.

Başvurucunun kelepçenin yeniden takılmasına itiraz etmesi üzerine odadaki

sağlık görevlisine kelepçenin takılı olmasının holterin yerleştirilmesini

engelleyip engellemeyeceği sorulmuş ve sağlık görevlisi muayeneye engel

olmayacağını ifade etmiştir (bkz. § 12).

28. Öncelikle olayın meydana geliş şekli ve inceleme

kapsamının belirlenmesi gerekmektedir. Her ne kadar birinci tutanakta, kolluk

görevlilerinin kelepçenin holterin yerleştirilmesinden sonra yeniden takılacağını

bildirdikleri ifade edilmişse de ikinci tutanakta kelepçenin sadece kazağın

çıkarılması için açılacağının tebliğ edildiğinin belirtilmesi, kolluk

görevlilerinin sağlık görevlisine, kelepçenin takılı olmasının holterin

yerleştirilmesine engel olup olmayacağını sorduklarına dair ifadeleri ve

başvurucunun iddiaları dikkate alındığında başvuru konusu olayın aşağıdaki

şekilde meydana geldiği değerlendirilmiştir.

29. Başvurucu 3/2/2020 tarihinde kalp rahatsızlığına

bağlı şikâyetlerinin artması üzerine Köroğlu Devlet Hastanesine sevk edilmiş ve

başvurucuya holter takılması istenmiştir. Holterin yerleştirilmesi işlemi

sırasında, kolluk görevlileri sadece üstünü çıkarması içinkelepçenin

açılacağını ve sonra yeniden takılacağını başvurucuya tebliğ etmişlerdir.

Başvurucunun üstünde giysi olmadan kelepçe takılmasını ve bu hâldeyken holterin

yerleştirilmesini kabul etmemesi sebebiyle muayene ve tedavi işlemleri

tamamlanamamıştır.

30. Hükümlüler kural olarak kelepçe takılmaksızın muayene

ve tedavi edilmelidir. Bu kapsamda ortaya çıkan kelepçesiz muayene ve tedavi

hakkı, belli şartların varlığı hâlinde gerekli olması ve orantılı şekilde

uygulanması kaydıyla sınırlanabilir. Bu sınırlama yapılırken hükümlünün her

hasta gibi kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık

hizmetlerinden faydalanma hakkının bulunduğu unutulmamalıdır. Aksi hâlde

muayene ya da tedavinin kelepçeli şekilde yapılması kötü muamele olarak

nitelendirilebilir.

31. Hükümlünün kelepçeli hâldeyken muayeneye/tedaviye

zorlanması sebebiyle tıbbi yardıma ulaşamaması durumunda da kelepçesiz şekilde

muayene olma ve tedavi edilme hakkına bir müdahale olduğu kabul edilmelidir. Bu

müdahalenin kötü muamele niteliğinde olup olmadığının tespiti için öncelikle

bir tedbir olarak kelepçe takılmasını gerektiren nedenlerin bulunup

bulunmadığının belirlenmesi gerekir.

32. 3/2/2020 tarihli tutanakta başvurucunun aktif bir

DHKP-C üyesi olduğuna ve şüpheli tavır ve hareketleri nedeniyle güvenlik

tedbirlerinin üst düzeyde tutulması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Her ne kadar

şüpheli tavır ve hareketleri açıklanmamış olsa da tutanaktaki belirlemelere

göre başvurucunun kaçmasının önlenmesi ya da kendisine veya başkasına zarar

verme tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla kelepçe kullanıldığı

anlaşılmaktadır.

33. Başvurucu, ceza infaz kurumunun dışındaki bir sağlık

kuruluşunda bulunmasına rağmen firara yönelik engellerin bulunduğu bir hükümlü

servisinde değildir. Başvurucunun bir silahlı terör örgütünün aktif üyesi

olduğu yönündeki belirleme ve şüpheli hareketlerinin bulunduğuna dair

değerlendirme de dikkate alındığında somut olayda güvenlik riskinin oluştuğu

kabul edilmiştir. Bu aşamada kelepçe takılmasından önce güvenlik riskinin

bertaraf edilebilmesi için uygulanabilir farklı seçeneklerin bulunup bulunmadığı

belirlenmelidir.

34. Başvurucu, holterin küçük bir odada takılacağını ve

yeterince kolluk görevlisinin bulunduğunu ifade etmiştir. 3/2/2020 tarihli

tutanakta üç jandarma personelinin ve bir infaz koruma memurunun imzası vardır.

İmzası bulunan kolluk görevlilerinin tutanağa konu olaya şahit oldukları kabul

edilmiştir. Dolayısıyla holterin takılacağı odada dört kolluk görevlisinin

bulunduğu anlaşılmaktadır.

35. Tutanakta; holterin takılacağı odanın bulunduğu kat,

pencere sayısı ve benzeri özellikleri nedeniyle ayrıca bir güvenlik riski

tanımlanmamıştır. Odada dört kolluk görevlisinin bulunduğu dikkate alındığında

farklı yol ve yöntemler belirlenerek güvenlik tedbirlerinin alınabileceği

değerlendirilmiştir.

36. Ayrıca tutanağa göre kolluk görevlileri başvurucuya

kazağını çıkarması için kelepçelerin çözüleceğini tebliğ etmiştir. Buna göre

kolluk görevlileri, başvurucu kazağını çıkarana kadar kelepçe kullanmaksızın

güvenlik tedbirlerini alabildiklerini kabul etmiştir. Başvurucunun kazağına

kadar var olan şartların holterin takılması sırasında da devam ettiği dikkate

alındığında kolluk görevlilerinin bu sürede başvurmayı planladıkları güvenlik

tedbirlerine cihazın takılması sırasında da başvurabilecekleri açıktır. Buna

göre güvenlik risklerinin bertaraf edilmesi için uygulanabilecek farklı

seçenekler bulunmasına rağmen başvurucunun kelepçeli olarak muayeneye

zorlandığı değerlendirilmiştir.

37. Kaldı ki devlet, gözetimi altında bulunan hükümlünün

hastalığının tespiti ve tedavisi için gerekli tıbbi yardımı sağlamakla da

yükümlüdür. Bu kapsamda hükümlü, hastalıklarının tespiti için muayene ve tedavi

imkânlarından ve tıbbi araçlardan yararlanmayı talep edebilir. Kelepçe

kullanıldığında muayene ve tedavi olanaklarından ve tıbbi araçlardan yararlanma

imkânı azalıyor ya da ortadan kalkıyorsa şartları bulunsa dahi hükümlüye

kelepçe takılması orantılı bir tedbir olarak görülemez. Aksi hâlde devletin

gözetimi altındaki hükümlüye tıbbi yardım sağlama yükümlülüğü yerine

getirilmemiş olur.

38. Kelepçe kullanımının muayene ve tedavi imkânından ve

tıbbi araçlardan yararlanma durumunu ortadan kaldırıp kaldırmadığını belirleme

yetki ve görevi ilgili hekime aittir. Dolayısıyla muayene, teşhis ve tedavi

işlemleri sırasında hükümlüye kelepçe takılırken hekimin bu husustaki görüşü

alınmalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesine göre, 5275 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "... Kelepçe ve bedensel hareketleri

kısıtlayıcı araçlar; ... Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî

nedenlerle ... Kullanılabilir." hükmü de bunu sağlamak amacıyla

getirilmiştir. Zira güvenlik risklerinin belirlenmesinde hekimin herhangi bir

ehliyeti ya da görevi olmadığı gibi kolluk görevlilerinin de kelepçe

kullanılmasının muayene ve tedavi imkânını ortadan kaldırıp kaldırmayacağını değerlendirmede

herhangi bir ehliyeti bulunmamaktadır.

39. Holterin işlevi dikkate alındığında başvurucunun kalp

ritim bozukluklarının tespit edilmeye çalışıldığı açıktır. Holter cihazı,

birçok eloktrottan oluşur ve bunlar kişinin vücuduna yapıştırılır. Cihazın ana

kısmı da bir çanta veya kemer ile kişinin beline takılmalıdır. Holter cihazının

işlevini yerine getirebilmesi için manyetik alanlardan uzak tutulması ve

kaydını etkileyecek normal yaşantının dışındaki aktivitelerden kaçınılması gibi

bazı hususlara dikkat edilmesi gerekir. Buna göre holterin takılması sırasında

ve sonrasında kelepçenin cihazın işlevini yerine getirmesine engel bir durum

oluşturup oluşturmayacağı ancak uzman hekimce açıklanabilir. Buna rağmen

holterin takılması sırasında başvurucunun kelepçesinin çıkarılmamasına karar

verilirken hekimin görüşüne başvurulmamıştır (bkz. § 10). Dolayısıyla hekim

görüşü alınmak suretiyle muayeneden, tedaviden ve tıbbi araçlardan yararlanma

imkânını ortadan kaldırıp kaldırmadığı değerlendirilmeden başvurucuya kelepçe

takılmasına karar verilmesi orantılı bir tedbir olarak görülemez.

40. Öte yandan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda

Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Dış Korunması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri

Yönergesi'nde geçen "tedaviyi engellemediği ve doktor tarafından talep

edilmediği müddetçe hükümlünün kelepçesinin açılamayacağına" dair hükme

yer verilmiştir (bkz. § 14). Bu hükmün 5275 sayılı Kanun, İnfaz Yönetmeliği,

Protokol ve uluslararası belge ve sözleşmelerdeki hükümlere aykırı olduğu da

açıktır.

41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamındaki negatif yükümlülüğe aykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Başvurucunun maruz kaldığı eylem değerlendirildiğinde müdahalenin küçük

düşürücü ve aşağılayıcı bir etki doğurabilmesi, bu nedenle insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele kapsamında nitelendirilmesi mümkün görülmüştür.

42. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde sorumluların

belirlenmesini ve gerekirse cezalandırılmasını sağlamaya elverişli, etkili bir

soruşturmanın yapılması gerekmektedir.

43. Bakanlık görüşünün ekinde gönderilen ve kolluk

görevlileri tarafından düzenlenen tutanağa göre, kelepçenin sadece kazağı

çıkarması için çözüleceği ve holterin yerleştirilmesi sırasında yeniden

takılacağı kolluk görevlilerince başvurucuya tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine

başvurucu, tedavi olmak istememiştir (bkz. § 11). Buna göre başvurucunun insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında bulunduğu değerlendirilen

iddiaları tutanakta açıklandığı şekliyle kamu makamlarınca da kabul edilmiştir.

44. Somut olay hakkında yürütülen soruşturmada toplanması

gereken temel deliller; şüphelinin savunması, mağdurun ve varsa tanıkların

beyanı ve kamu görevlilerince tutulan tutanaklardır. Soruşturma kapsamında

Başsavcılık ne başvurucunun beyanını almış ne tanık olabilecek kişilerin

ifadelerine başvurmuş ne de tutanakta adı geçen kolluk görevlilerinin

beyanlarını tespit etmiştir. Bununla birlikte soruşturmaya konu olayla ilgili

evrakın tespiti ve incelenmesi için kamu kurumlarından bilgi ve belge talebinde

de bulunulmamıştır. Neticede ceza soruşturması herhangi bir delil toplanmadan

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırılmıştır. Buna göre

başvurucunun insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında bulunduğu

değerlendirilen iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek özenli ve yeterli bir soruşturma yürütüldüğü söylenemez.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edildiği gerekçesiyle sayın çoğunluğun görüşüne

katılmadım Başkan Hasan Tahsin GÖKCAN Üye Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2020/13465, 21 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Adli Yardım
  16. B. Başvurucunun
  17. C. Değerlendirme
  18. B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  19. C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü
  20. D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  21. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. Karşıoy
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2020/13465
Tarih
21 Kasım 2023

İlgili Kararlar

  • Tacettin Çolak Başvurusu (B. No: 2019/15690)
  • Şerafettin Can Atalay Başvurusu (B. No: 2023/99744)
  • Hazare Demir Başvurusu (B. No: 2018/1798)
  • Ali Otlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/20513)
  • Adnan Serdaroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/31057)
  • Ayten Mutaş Başvurusu (B. No: 2018/37748)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.