İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Devrim Alyüz Başvurusu (B. No: 2017/40383)

1. Başvuru, engelli aylığı almakta olan başvurucunun

Başvuru No2017/40383Tarih16 Eylül 2020Okuma42 dk · 8.400 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Devrim Alyüz Başvurusu

Karar tarihi
16 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/40383
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.400 kelime·42 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, engelli aylığı almakta olan başvurucunun

kazanılmış haklara saygı ilkesine aykırı olarak aylığının kesilmesi nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/12/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını

Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması

Hakkında Kanun'un 2. maddesinin (a) bendinin sağladığı imkân mucibince 1/9/1994

tarihinden itibaren engelli aylığı almıştır. Sağlık Bakanlığı Çekirge Devlet

Hastanesince düzenlenen 19/4/2012 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu raporunda

başvurucu hakkında spastik tetrapleji teşhisi konulmuş ve başvurucunun

vücut fonksiyon kaybı oranının %98 olduğu belirtilmiştir.

9. Engelli aylığı alınmasına imkân veren Kanun maddesinde

hak kazanma koşullarına ilişkin olarak 12/7/2013 tarihinde değişiklik

yapılmıştır. Buna göre değişiklikle engelli aylığının bağlanmasında "hane

içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının, 16 yaşından büyükler

için belirlenmiş olan asgari ücretin aylık net tutarının 1/3'ünden fazla olması"

şeklinde bir koşul getirilmiştir. Bu koşul uyarınca eğer erişkin bir engelliye

hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir 303,48 TL'nin üzerinde ise

engelli aylığı bağlanmamakta, bağlanan aylıklar ise kesilmektedir. Bu yasal

değişiklik üzerine Bursa'nın Osmangazi ilçesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma

Vakfı (Vakıf) Mütevelli Heyeti, engelli aylığı alan başvurucunun mali ve sosyal

durumunu incelemiş, 23/7/2015 tarihli kararı ile engelli aylığının kesilmesine

karar vermiştir. Vakfın tespitine göre başvurucu ile aynı hanede ikamet eden

diğer aile bireylerinin gelirleri, mevcut bulunan mal varlıkları ve araç

kayıtları değerlendirildiğinde hane içinde kişi başına düşen gelir miktarı

303,48 TL'nin (2012 yılının ikinci yarısı için yasa ile belirlenmiş sınır

değer) üzerindedir ve bu nedenle alınmakta olan yardımın iptali gerekmektedir.

10. Başvurucu, engelli aylığının 7/9/2015 tarihinden

itibaren kesilmesine ilişkin idari işlem ile bu işlemin dayanağını teşkil eden

Vakfın 23/7/2015 tarihli kararının iptali ve yoksun kalınan engelli

aylıklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte

ödenmesi talebiyle Bursa 1. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu dava

dilekçesinde; Vakfın aylık bağlama ya da iptal etme gibi bir yetkisinin

bulunmadığını, kişiye bağlanacak aylığın sosyal yardımın tespitinde hane içi

gelirin esas alınmasının mümkün olmadığını, kesinti uygulaması ile kazanılmış

haklarının ve Anayasa'nın pek çok maddesinin ihlal edildiğini belirtmiştir.

11. Vakfın davaya cevap dilekçesinde ise başvurucu ile

ilgili yapılan inceleme neticesinde başvurucunun birlikte yaşadığı annesinin

emekli, babasının memur, kardeşinin Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi olarak

çalıştığı, başvurucu üzerinde ise araç ve gayrimenkul kayıtlarının bulunduğu

ifade edilmiştir.

12. Mahkeme 24/11/2016 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir. Kararda, Vakıfça başvurucunun birlikte yaşadığı hanenin ekonomik

ve sosyal durumunun incelenmesi neticesinde düzenlenen gelir hesaplama formuna

atıf yapılmıştır. Anılan formda ise aylık net maaş, nafaka gibi haneye giren

toplam gelirin 4.420 TL olduğu, kişi başına düşen gelir miktarının ise 1.104,96

TL olduğu, bu tutarın ise mevzuat gereği 16 yaşından büyükler için belirlenmiş

olan asgari ücretin aylık net tutarının 1/3’ünden fazla olduğu tespitine yer

verilmiştir. Mahkemeye göre bu durumda dava konusu işlem ve dayanak kararda

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

13. Başvurucu, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) istinaf başvurusuna konu

kararın hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir

sebebin bulunmadığı tespitiyle 4/10/2017 tarihinde istinaf başvurusunun reddine

kesin olarak karar vermiştir.

14. Karar başvurucu vekiline 2/11/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 4/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

16. 2022 sayılı Kanun'un değişiklikten önceki 1. maddesi

şöyledir:

"65 yaşını doldurmuş, kendisine

kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan, iş görme ve çalışma gücünden

mahrum olduğunu tam teşekküllü hastanelerin Sağlık Kurulu raporu ile belgeleyen

ve muhtaçlığını il veya ilçe idare heyetlerinden alacakları belgelerle

kanıtlayan, Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının herhangi birisinden her ne nam

altında olursa olsun, bir gelir veya aylık hakkından yararlanmayan nafaka

bağlanmamış veya bağlanması mümkün olmayan mahkeme kararıyla veya doğrudan

doğruya kanunla bağlanmış herhangi devamlı bir gelire sahip olmayan Türk

vatandaşlarına hayatta bulundukları sürece 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu

esaslarına göre 60 gösterge rakamının her yıl Bütçe Kanunu ile tespit edilecek

kat sayı ile çarpımından bulunacak miktarda aylık bağlanır.

Bunlardan evli olup, eşleri yukarıdaki

şartlara haiz olanların aile reislerine ise bu aylık % 50 arttırılarak

bağlanır.

Herhangi bir şekilde bu maddede yazılı

miktardan fazla, devamlı gelir sağlayan veya sağlaması mümkün olan kimselerin

geçim kaynağı var sayılır ve kendilerine aylık bağlanmaz.

65 yaşını doldurmadığı halde başkasının

yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde malûl olduklarını tam

teşekküllü hastanelerden alacakları sağlık kurulu raporu ile kanıtlayanlarla

durumlarına uygun bir işe yerleştirilemeyen sakatlardan, yukarıdaki şartları

taşıyan Türk vatandaşlarına da bu kanun hükümlerine göre aynı ölçüde aylık

bağlanır.

65 yaşın bitiminin tespitinde,

ilgililerin, bu kanun yayımlandığı tarihte, nüfus kütük kayıtlarındakî doğum

tarihleri esas alınır. Doğum tarihlerinde yapılacak düzeltmeler ile bu kanunun

yayımlandığı tarihten geriye doğru bir yıl içinde yapılmış düzeltmeler nazara

alınmaz."

17. 2022 sayılı Kanun'un değişiklikten önceki 2.maddesi

şöyledir:

"Bu aylıklar ve kanunda yasalı

diğer ödemeler için her yıl Devlet bütçesine gerekli ve yeterli ödenek konur ve

aylıklar hak sahiplerine Emekli Sandığı aracılığı ile bağlanır ve ödenir."

18. 2022 sayılı Kanun'un değişiklikten sonraki 1. maddesi

şöyledir:

"(Değişik: 14/4/2016-6704/1 md.)

Sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birisinden her ne nam altında olursa

olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlananlar ile uzun vadeli sigorta

kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir işte

çalışanlar, nafaka bağlanmış veya nafaka bağlanması mümkün olanlar veya

24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu hükümlerine göre

harçlık ödenenler hariç olmak kaydıyla, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma

Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilen 65 yaşını doldurmuş Türk

vatandaşlarına, muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe (4.387) gösterge rakamının

memur aylık katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda aylık bağlanır.

Birinci fıkra kapsamına girenlerden, her

ne nam altında olursa olsun kendisine ve eşine ait her türlü gelirler toplamı

esas alınmak suretiyle, kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı asgari

ücretin aylık net tutarının 1/3’ünden fazla olanlar ile aynı tutardan fazla

gelir sağlaması mümkün olan kimseler muhtaç kabul edilemez ve kendilerine aylık

bağlanamaz.

65 yaşın tespitinde, doğum tarihlerinde

yapılmış düzeltmeler nazara alınmaz. "

19. 2022 sayılı Kanun'un değişiklikten sonraki 2. maddesi

şöyledir:

"(Değişik: 12/7/2013-6495/73 md.)

65 yaşını doldurmamış olmasının yanı sıra;

a) Başkasının yardımı olmaksızın

hayatını devam ettiremeyecek şekilde engelli olduklarını ilgili mevzuatı

çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan, 18 yaşını dolduran

Türk vatandaşı engellilerden; sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi

birisinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından

yararlananlar ile uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak

sigortalı olunması gereken bir işte çalışanlar veya nafaka bağlanmış ya da

nafaka bağlanması mümkün olanlar hariç olmak üzere, Sosyal Yardımlaşma ve

Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç olduğuna karar verilenlere muhtaçlık hâli

devam ettiği müddetçe (4.860) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile

çarpımından bulunacak tutarda,

b) İlgili mevzuatı çerçevesinde alınacak

sağlık kurulu raporu ile engelli olduklarını kanıtlayan, 18 yaşını dolduran ve

talebine rağmen Türkiye İş Kurumu tarafından işe yerleştirilememiş olan Türk

vatandaşlarından; sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birinden her ne nam

altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlananlar ile uzun

vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir

işte çalışanlar veya nafaka bağlanmış ya da nafaka bağlanması mümkün olanlar

hariç olmak üzere, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından muhtaç

olduğuna karar verilenlere muhtaçlık hâli devam ettiği müddetçe (3.240)

gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda,

aylık bağlanır.

Nafaka bağlanan veya nafaka bağlanması

mümkün olanlar ile sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birinden her ne nam

altında olursa olsun gelir veya aylık hakkından yararlanan durumunda ya da uzun

vadeli sigorta kolları açısından zorunlu olarak sigortalı olunması gereken bir

işte çalışan durumunda kendisine bakmakla yükümlü bir yakını bulunan engelli

çocuklar hariç olmak kaydıyla; Türk vatandaşı olan, 18 yaşını tamamlamamış ve

ilgili mevzuatı çerçevesinde alınacak sağlık kurulu raporu ile engelli

oldukları kanıtlanmış durumundaki engelli yakınlarının bakımını üstlenen Türk

vatandaşlarından, her ne nam altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı

esas alınmak suretiyle hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir

tutarı 16 yaşından büyükler için belirlenmiş olan asgari ücretin aylık net

tutarının 1/3’ünden daha az olan ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları

tarafından muhtaç olduğuna karar verilenlere muhtaçlık hâli devam ettiği

müddetçe ve bakım ilişkisini fiilen gerçekleştirmeleri kaydıyla, (3.240) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından bulunacak tutarda aylık

bağlanır.

Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri

kapsamına giren engellilerden veya ikinci fıkra gereğince aylık bağlanacak

engelli yakınlarından, her ne nam altında olursa olsun her türlü gelirler

toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık

gelir tutarı, 16 yaşından büyükler için belirlenmiş olan asgari ücretin aylık

net tutarının 1/3’ünden fazla olanlar ile aynı tutardan fazla gelir sağlaması mümkün

olan kimseler muhtaç kabul edilemez ve kendilerine aylık bağlanamaz. (Ek cümle:

20/2/2014-6525/12 md.) Ayrıca, 2828 sayılı Kanun hükümlerine göre harçlık

ödenenler de muhtaç olarak kabul edilemez ve kendilerine bu Kanun hükümlerine

göre aylık bağlanamaz.

65 yaşın doldurulmasından önce bu madde

hükümlerine göre bağlanmış olan aylıkların aynı şekilde ödenmesine devam

olunur. (Değişik ikinci cümle: 14/4/2016-6704/2 md.) Bu Kanunun 1 inci

maddesine göre aylık bağlananlara; başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam

ettiremeyecek kadar engelli olduklarını ilgili mevzuatına göre alınacak sağlık

kurulu raporu ile kanıtlamaları ve birinci fıkranın (a) bendi ile üçüncü

fıkradaki koşulları taşımaları hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre aylık

bağlanır. Aylık bağlanmasına esas teşkil eden engellilik oranı değişen

kişilerin aylıkları durumlarına göre yeniden tespit olunur.

Engellilik oranı, bu Kanuna göre aylık

bağlanması gereken oranın altına düşen kişiler ile üçüncü fıkrada belirtilen

aylık ortalama gelir tutarından fazla gelir elde etmeye başlayan kişilerin

aylıkları kesilir.

İkinci fıkra kapsamına giren 18 yaşından

küçük engelliler, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt

bendi kapsamına girenlere ilişkin hükümler çerçevesinde genel sağlık

sigortasından yararlandırılır. Bu engellilerin bakımı amacıyla ikinci fıkraya

göre aylık bağlanacak kişilerden genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü

olunan kişi durumunda olmayanlar 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci

fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında kabul edilir.

Birinci fıkra hükümlerine göre aylık

almaya hak kazanacak şekilde engelli olduğunu belgeleyen ve herhangi bir sosyal

güvenlik kurumundan yetim olarak aylık veya gelir almakta olan çocuklardan bu

kurumlardan aldıkları aylık veya gelir toplamı tutarları, bu madde gereğince

durumlarına göre ödenebilecek tutardan daha az olanlara; aradaki fark ilgili

sosyal güvenlik kurumu tarafından (birden fazla sosyal güvenlik kurumundan

aylık veya gelir alanlar için yalnızca tercih edecekleri bir sosyal güvenlik

kurumu tarafından) ödenir ve bu şekilde ödenen tutarlar Hazineden tahsil

edilir."

20. 2022 sayılı Kanun'un 3. maddesi şöyledir:

"Bu aylıkların başlangıç tarihi,

ilgililerin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına yapacakları yazılı

müracaatlarını takip eden aybaşıdır.

Bu aylıklar, Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığı tarafından belirlenecek ödeme gün ve dönemlerinde peşin olarak

ödenir. Aylığa hak kazanma başlangıç tarihi ile ilk aylık ödemesinin yapıldığı

ödeme döneminin ilişkin olduğu aya kadar olan haklar için ise defaten ödeme

yapılır.

Peşin verilen gelir ve aylıklar durum

değişikliği veya ölüm halinde geri alınmaz. Ancak, aylık bağlama ile ilgili

geçim şartının kalkması halinde, aylıklar bu şartın kalktığı tarihi takibeden

dönem başından itibaren kesilir."

2. Yönetmelik

21. 25/1/2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşları İle

Özürlü ve Muhtaç Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmelik'in

(Yönetmelik) 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bu Yönetmelik;

a) Sosyal güvenlik kuruluşlarının

herhangi birisinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık

hakkından yararlananlar ile uzun vadeli sigorta kolları açısından zorunlu

olarak sigortalı olunması gereken bir işte çalışanlar, nafaka bağlanmış veya

nafaka bağlanması mümkün olanlar veya 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal

Hizmetler Kanunu hükümlerine göre harçlık ödenenler hariç olmak kaydıyla, her

ne nam altında olursa olsun kendisine ve eşine ait her türlü gelirler toplamı

esas alınmak suretiyle, kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı asgari

ücretin aylık net tutarının 1/3’ünden az olanlar ile aynı tutardan fazla gelir

sağlaması mümkün olmayanlardan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları

tarafından muhtaç olduğuna karar verilen 65 yaşını doldurmuş Türk

vatandaşlarını,

...

kapsar"

22. Yönetmelik'in 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

(2) Yaşlı aylığı ve engelli aylıkları,

aşağıda belirtilen hallerde kesilir.

...

ğ) 7 nci maddenin ikinci fıkrasının (a),

(e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen sebeplerle veya nafaka almakta olması ya

da kişi başına düşen gelirin muhtaçlık sınırına eşit veya üzerinde olması

sebebiyle aylık bağlanması koşullarının kaybedilmesi.

h) Nafaka alabilecek olması ya da

muhtaçlık sınırına eşit veya üzerinde kişi başına düşen gelir elde edebilecek

olması ya da başka sebeplerle muhtaçlık halinin ortadan kalktığının tespit

edilmesi.

..."

23. Yönetmelik'in 12. maddesi şöyledir:

"(1) 2022 sayılı Kanun Kapsamında

Aylık Alan Özürlülere Sağlık Kurulu Raporu Vermeye Yetkili Hastanelerin

Belirlenmesi ile Sağlık Raporlarının Alınmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre belirlenir.

(2) 2022 sayılı Kanunun uygulanmasında;

a) Engel durumuna göre toplam engel

oranı % 40 ile % 69 arasında olanlar “engelli”,

b) Engel durumuna göre toplam Engel

oranı % 70 ve üzeri oranda olanlar ise “başkasının yardımı olmaksızın hayatını

devam ettiremeyecek derecede engelli”

olarak kabul edilir."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Engellilerin

Haklarına İlişkin Sözleşme

24. 3/12/2008 tarihli ve 5825 sayılı Kanun'la onaylanması

uygun bulunan Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin "Tanımlar"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"İşbu Sözleşme'nin amaçları

açısından;

...

“Makul düzenleme”, engellilerin insan

haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde

kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda

ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun

değişiklik ve düzenlemeleri ifade eder."

25. Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin

Sözleşme'nin "Yeterli yaşam standardı ve sosyal koruma" kenar

başlıklı 28. maddesi şöyledir:

"1. Taraf Devletler, engelli

kişilerin kendileri ve aileleri için yeterli gıda, giyecek ve konut dahil olmak

üzere yeterli bir yaşam standardına sahip olma ve yaşam koşullarının sürekli

olarak iyileştirilmesi hakkına sahip olduklarını kabul etmektedirler ve

engellilik nedeniyle herhangi bir ayrımcılık uygulanmadan bu hakkın

gerçekleştirilmesini teşvik etmek ve korumak için gerekli adımları

atacaklardır.

2. Taraf Devletler, engelli kişilerin

sosyal koruma ve bu haktan engellilik nedeniyle herhangi bir ayrımcılık

uygulanmadan yararlanma hakkına sahip olduklarını kabul etmektedirler ve

aşağıdaki amaçlara yönelik önlemler dahil olmak üzere bu hakkın

gerçekleştirilmesinin teşvik edilmesi ve korunması için gerekli adımları

atacaklardır:

(a) Engelli kişilerin temiz su

hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmalarının sağlanması ve engelli olma ile

ilgili gereksinimler konusunda gerekli ve uygun maliyetli hizmetler, cihazlar

ve başka yardımlardan yararlanmalarının sağlanması;

(b) Engelli kişilerin, özellikle de

engelli kadın ve kızların ve engelli yaşlıların sosyal koruma programları ve

yoksulluğun azaltılması programlarından yararlanmalarının sağlanması;

(c) Yoksulluk içinde yaşayan engelli

kişilerin ve ailelerinin, yeterli eğitim, danışmanlık, mali yardım ve geçici

bakım yardımı dahil olmak üzere engelli olma ile ilgili giderler konusunda

Devletin sağladığı yardımlardan yararlanmalarının sağlanması;

(d) Engelli kişilerin sosyal konut

programlarından yararlanmalarının sağlanması;

(e) Engelli kişilerin emeklilik

imkanları ve programlarından eşit olarak yararlanmalarının sağlanması."

2. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özel

ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) yerleşik

içtihatlarına göre ayrımcılık, objektif ve mantıklı bir haklılık olmadan aynı

durumdaki şahıslara farklı muamelede bulunmaktan ibarettir. Ancak Sözleşme'nin

14. maddesi devletlere var olan eşitsizlikleri gidermek için gruplara farklı

davranmayı yasaklamamaktadır, bu nedenle bazı şartlarda eşitsizliği gidermek

için farklı muamelenin yapılmaması -makul gereklilikler olmadığı hâlde- söz

konusu hükmün ihlaline neden olabilmektedir (Thlimmenos/Yunanistan [BD],

B. No 34369/97, § 44; Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.

No 65731/01, § 51; D.H. ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], B.

No:57325/00, 13/11/2007, § 175 ).

28. AİHM, Sözleşme’nin 14. maddesinin engellilerin tüm

insan haklarını ve temel özgürlüklerini diğerleriyle eşit şekilde kullanmasını

veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere engelli olan kişilerin

beklemekte haklı oldukları -belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz

veya aşırı bir yük yüklemeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeler

olarak ifade edilen- makul düzenlemeler bakımından Birleşmiş Milletler

Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'deki metinlerde yer alan gereklilikler

ışığında incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. AİHM'e göre bu türden

makul düzenlemeler haklı gösterilemeyecek ve ayrımcılık teşkil eden olgusal

eşitsizlikleri düzeltmeye imkân vermektedir (Çam/Türkiye, B. No:

51500/08, 23/2/2016, § 65).

29. Sözleşme'ye taraf devletler, pozitif yükümlülükler

alanında da takdir marjına sahiptir ve bu takdir marjı, taraf devletlerin

sınırlı kaynaklarının dağılımında önceliklerin belirlenmesi söz konusu

olduğunda özellikle geniştir (Sentges/Hollanda, B. No: 10522/83-11011/84-11070/84,

19/12/1989, §§ 40, 47; Abdulaziz, Cabales and Balkandali/Birleşik Krallık,

9214/80-9473/81-9474/81, 18/5/1985, § 43). Nitekim AİHM, çocukların koruma

altına alınması kararları bağlamında taraf devletlerin takdir marjının geniş olduğu

belirtilmiştir (Johansen/Norveç, B. No: 17383/90, 27/6/1996, § 64).

30. AİHM, Francine von Volsem/Belçika (B. No:

14641/89, 9/5/1990) başvurusunda çocuklarıyla yalnız yaşayan ve psikolojik

sorunlarından ötürü düzenli bir işte çalışamayan kadın başvurucunun evinin

ısınmasını sağlayan elektriğin borcundan dolayı kesilmesini Sözleşme'nin 3.

maddesi çerçevesinde insanlık dışı muamele kapsamında değerlendirmiştir. Ancak

AİHM somut olayda maddenin aradığı asgari şiddet eşiğinin aşılmadığı

gerekçesiyle maddenin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. AİHM anılan

kararıyla somut olaydaki ekonomik yetersizliklerden kaynaklı kötü yaşam

koşullarını Sözleşme'nin 3. maddesi altında değerlendirmiştir.

31. Sosyal güvenlik hakkına ilişkin hususlar belli

koşullar altında Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında incelenebilir. Andersson/İsveç

((k.k.), B. No: 11776/85, 4/3/1986) başvurusunda başvurucu, herhangi

bir işte çalışmayan ve evde kalıp çocuğuna bakmak isteyen bir annedir.

Başvurucu bu tercihinin gerçekleşmesini teminen devlet nezdinde yapmış olduğu

ailesine mali yardımda bulunulması talebinin reddedilmesinin Sözleşme'nin 8.

maddesindeki özel hayata saygı hakkına aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.

AİHM, Sözleşme'nin bireye mali yardım sağlanması şeklindeki bir hakkı

güvence altına almadığını belirterek Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal

edilmediğini belirtmiştir.

32. AİHM'in konuya ilişkin bir diğer örnek karara konu Vaughan/Birleşik

Krallık (B. No: 12639/87, 12/12/1987) başvurusunda başvurucu; iki çocuğu

olan, boşanmış bir erkektir. İşsiz olduğu için devletten işsizlik aylığı

almaktadır. Başvurucu, velayeti annelerinde olan çocukları ile görüşmek için

çok fazla yol parası ödemek zorunda kaldığını belirterek devletten bu

masrafların da işsizlik aylığına dâhil edilmesi talebinde bulunmuş fakat

başvurucunun söz konusu talebi reddedilmiştir. Başvurucu özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek müdahalenin Sözleşme'nin 8. maddesini

ihlal ettiğini ileri sürmüştür. AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel

hayata saygı hakkının bireylerin aile yaşamını tam olarak gerçekleştirmeleri

için devletin mali yardım sağlaması yükümlülüğünü getirmediğini belirtmiştir.

33. Sözleşme'nin 8. maddesinin sosyal güvenlik hakkı

bağlamında 14. madde ile de bağlantılı olarak ileri sürüldüğü bir diğer başvuru

olan Petrovic/Avusturya (B. No: 20458/92, 27/3/1998) başvurusunda başvurucu,

devlet memuru olan karısının çalışması bebeğine bakmak için yarı zamanlı

işinden izne ayrılmıştır. Başvurucu, çalışmayıp evde bebeğine baktığı için

kendisine ödenek sağlanması talebinde bulunmuş fakat söz konusu ödenek ulusal hukuk

uyarınca sadece yeni doğum yapanlara tanındığı gerekçesiyle reddedilmiştir

(Petrovic/Avusturya, §§ 7-9, 20). AİHM öncelikle, Sözleşme'nin 8. maddesinin

çocuk bakım ödeneği şeklinde bir mali yardım sağlanması yönünde bir pozitif

yükümlülük getirmediğini belirtmiştir. Dolayısıyla da bu yönde bir yardımın

sağlanmamış olması, aile yaşamına saygı hakkı bakımından bir sorun

doğurmayacaktır (Petrovic/Avusturya, § 26). Buna mukabil AİHM, çocuk bakım

ödeneğinin ulusal hukuk çerçevesinde aile yaşamını geliştirmek için ödendiğini

ve devletin bu yolla aile yaşamına saygısını gösterdiğini belirtmiştir. AİHM,

sonuç olarak müdahale nedeniyle herhangi bir hakkın ihlal edilmediğine karar

vermiştir.

34. AİHM, devletin ihtiyaç sahibi olduğunu iddia eden

kişilere yönelik nakdi ödemelere ilişkin pozitif yükümlülüğü ile ilgili

yukarıdaki kararlarının aksine negatif yükümlülüğün ihlali kapsamında kesinti

suretiyle yapılan müdahalelere ilişkin kararlarında ise farklı bir yaklaşımı

benimsemekte ve ihlal kararı vermektedir. AİHM'in konuya ilişkin örnek

kararında (Béláné Nagy/Macaristan [BD], 53080/13, 10/2/2015) başvuru

konusu olayda 2001 yılında, başvurucuya maluliyet maaşı bağlanmış, ancak

başvurucunun engellilik derecesinin, faklı bir yöntem kullanılarak daha az

seviyede olduğuna ilişkin yeniden değerlendirme yapılarak maluliyet maaşı iptal

edilmiştir. Başvurucu, sonraki yıllarda tekrar muayene olmuş ve en sonunda

gerekli engellilik düzeyinde olduğu değerlendirilmiştir. Buna mukabil, 2012

yılında yürürlüğe giren yeni mevzuatla sosyal güvenlik güvencesinin süresiyle

ilgili ek uygunluk kriterleri getirilmiştir. Başvurucu bu kriterleri

karşılamamıştır. Sonuç olarak, maluliyet derecesi, yeni sistem kapsamında başvurana

maluliyet ödeneği hakkı sağlasa da başvuruları reddedilmiştir.

35. Béláné Nagy/Macaristan [BD] kararında AİHM'e

göre, her ne kadar Devletler engellilik bakımına erişimi düzenleme konusunda

belirli bir takdir payına sahip olsa da bu türden bir bakım bir kez verildikten

sonra Devletler bu hakkı özünden yoksun bırakacak kadar ileri gidemez. Bu

bağlamda AİHM, başvurucunun makul ve orantılı bir kesintiye tabi tutulmak

yerine engellilik bakımından tamamen mahrum bırakıldığını kaydetmiştir.

Olayların bu gidişatı başvuranın maluliyet yardımlarına erişim koşulları

üzerinde esaslı ve öngörülemez bir değişiklik anlamına gelmiştir. Dolayısıyla

başvurucu bu koşullar altında aşırı ve orantısız bir yük altına sokulmuştur.

AİHM özellikle, başvurucunun maluliyet yardımına erişim koşullarındaki köklü ve

öngörülemez değişiklik nedeniyle, maluliyet bakımından tamamen yoksun

bırakıldığını kaydetmiştir.

36. AİHM’in, ödenmekte olan mevcut bir sosyal güvenlik

aylığı veya yardımının, ilgili ödeme koşulları değiştirilmek suretiyle tamamen

kesilmesine yönelik benzeri müdahalelerin ölçüsüz olduğuna dair Béláné

Nagy/Macaristan kararıyla aynı doğrultuda verilmiş yakın tarihli başka

ihlal kararları da bulunmaktadır (Kranjc/Slovenya, B. No: 38775/14,

31/10/2017; Fedulov/Rusya, B. No: 53068/08, 8/10/2019).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar Yönünden

1. Başvurucunun

İddiaları

38. Başvurucu 2022 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci

cümlesinde yer alan "hane içinde kişi başına düşen ortalama

ibaresi"nin Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia ederek ilgili maddenin

iptalini talep etmiştir. Başvurucu, mezkûr madde hükmünün Anayasa'ya aykırı

olduğu iddiasının mahkemece ciddiye alınmadığını ve gerekçesiz şekilde

reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireysel

başvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak ve

özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhine

değil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve

ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (Süleyman Erte, B. No:

2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §

37).

40. Somut olayda başvurucu, yasama işlemlerinin

Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireysel

başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru kapsamında yasama işlemlerinin doğrudan

ve soyut olarak Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru

yapılamaz.

41. Diğer taraftan bir hükmün Anayasa'ya aykırı olduğu

gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunma hakkı derece mahkemelerine

tanınmış mutlak bir haktır ve taraflarca bu konuda ileri sürülen iddiaları

değerlendirme ve gerekçelendirme yine derece mahkemelerinin yetkisi

dâhilindedir (Muammer Özkoca, B. No: 2016/1567, 27/11/2019, § 26).

42. Başvuru konusu olayda, medeni hak ve yükümlülükler

ile ilgili olmayan ve kanunların Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvuru talebi hakkında mahkeme kararında gerekçeye yer

verilmediğine yönelik ihlal iddialarının adil yargılanma hakkının kapsamına

girmediği anlaşılmaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişinin

Maddi ve Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

44. Başvurucu, yaklaşık yirmi bir yıldır kesintisiz

olarak almakta olduğu engelli aylığının yaşanılan hane içinde kişi başına düşen

ortalama gelirin kanunda belirtilen miktarı aştığı gerekçesiyle Vakfın

Mütevelli Heyetince kesilmesinden yakınmaktadır. Başvurucu, Vakfın bu şekilde

aylık bağlama ya da iptal etme gibi bir yetkisinin bulunmadığını

belirtmektedir. Başvurucuya göre kişiye bağlanacak aylığın ve sosyal yardımın

tespitinde hane içi gelirin esas alınması da mümkün değildir. Başvurucu, emekli

aylığının kesilmesi için esas alınan tutarın bir kişinin asgari ihtiyaçlarını

ve geçimini sağlamaya elverişli tutar olmadığından şikâyetçidir.

45. Başvurucu, kendisini geçindirecek bir işte

çalışamayacağı ve yaşamını idame ettirecek bir gelire sahip olmadığı için

engelli aylığının bağlandığını ifade etmektedir. Başvurucuya göre bu itibarla

engelli aylığının tayin ve tespitinde şahsı yetişkin ve özerk bir birey olarak

ele alınmış, ülkemizin eşit ve sosyal yardıma muhtaç bir vatandaşı olarak kendi

koşulları içinde değerlendirilmiştir. Başvurucu, yapılan yeni düzenleme ile

engellilerin özerk ve ailelerinden bağımsız bireyler olarak ele alınmadığını ve

devletin vatandaşına karşı anayasal yükümlülüğünü aile kurumunun üzerine

yıkmaya çalıştığını iddia etmektedir. Başvurucu ayrıca, mevcut uygulamanın bu

şekliyle Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'ye de

aykırılık teşkil ettiğini belirtmektedir. Başvurucu son olarak başvuru konusu

kararın yeterli gerekçe içermediğinden şikâyetçi olmaktadır. Başvurucu sonuç

olarak bu gerekçelerle Anayasa'nın 2., 5., 6., 10., 17., 36., 60., 61. ve 141.

maddelerinde düzenlenen ilke ve hakların ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

46. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,... maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

47. Anayasa’nın 2. maddesi şöyledir:

"Türkiye Cumhuriyeti, toplumun

huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,

Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,

demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

48. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

(...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet

ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal

engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamaya çalışmaktır."

49. Anayasa’nın 60. maddesi şöyledir:

"Herkes, sosyal güvenlik hakkına

sahiptir.

Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli

tedbirleri alır ve teşkilatı kurar."

50. Anayasa’nın 61. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devlet harp ve vazife şehitlerinin

dul ve yetimleriyle, malül ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır

bir hayat seviyesi sağlar.

Devlet, sakatların korunmalarını ve

toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır...

Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri

kurar veya kurdurur."

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun kesilen engelli aylığının ekonomik geleceği üzerinde önemli

bir etki oluşturduğu dikkate alınarak başvurucunun tüm şikâyetleri Anayasa'nın

17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkı kapsamında incelenmiştir (benzer yönde bkz.

İbrahim Acar, B. No: 2016/3140, 7/11/2019, § 24).

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

53. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile,

bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, §

30).

54. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka keyfî bir şekilde müdahale etmemelerini, kişilerin fiziksel ve ruhsal

yönden zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin

vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif

ödevidir (benzer yönde Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 81; Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235, 10/3/2016, § 90 ).

55. Yukarıda belirtilen genel açıklamalardan sonra ilk

olarak başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına yönelik bir

müdahalenin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Müdahalenin varlığının tespit

edilmesi hâlinde bu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında kanunla

öngörülme, meşru bir amaç taşıma, demokratik toplum düzenine uygunluk ve

ölçülülük şartlarını sağlayıp sağlamadığı değerlendirilmelidir.

ii. Müdahalenin

Varlığı

56. Somut olayda 1/9/1994 tarihinden 23/7/2015 tarihine

kadar engelli aylığı almakta olan başvurunun söz konusu aylığının 2022 sayılı

Kanun'un 2. maddesinde aylık almaya hak kazanan kişileri sınırlamaya yönelik

2013 yılında yapılan değişiklik üzerine Vakıf Mütevelli Heyeti tarafından

değişiklik gerekçe gösterilerek 23/7/2015 tarihinde kesilmesi başvurucunun

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına müdahale

oluşturmaktadır.

iii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

57. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

58. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 17.

maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir ( Halil

Berk, B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No:

2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020,

§ 34; R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).

(1). Kanunilik

59. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü

anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale

söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren

bir kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup

olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36).

60. Diğer yandan hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik

ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini

sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir

olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,

devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden

kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183,

K.2015/122, 30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem

kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer

vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını; ayrıca kamu

otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade

etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).

61. Hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri de

kazanılmış haklara saygı gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk

güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış hak kişinin bulunduğu statüden

doğan, tahakkuk etmiş, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak

niteliğine dönüşmüş haktır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu

hakkın yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla

fiilen elde edilmiş olması gerekir (AYM, E.2017/20, K.2018/75, 5/7/2018, § 33).

Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu nitelikte

değildir (AYM, E.2015/46, K.2017/130, 26/7/2017, § 99).

62. Kazanılmış haklara dokunmamak kaydıyla hukuki

düzenlemelerde değişiklik yapmak kanun koyucunun takdirindedir. Ancak kanun

koyucunun hakkaniyet ölçütlerini gözetme yükümlülüğü, önceki düzene dayanan

beklentilerin gözönünde bulundurulmaması hâlinde hakkaniyete aykırı sonuçlar

doğuracak olan yasal değişikliklerin yapılmamasını veya geçiş hükümleriyle özel

hâller için hakkaniyete uygun istisnalar getirilmesini gerektirir (AYM,

E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 67).

63. Hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki

güvenlik ilkesi, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil

aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Bu

nedenle hukuki güvenlik ilkesi, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun

olarak teessüs etmiş kazanılmış hakları korumanın yanında kazanılmış hakka

dönüşmemiş beklentileri de belli ölçüde korumaktadır (AYM, E.2016/195,

K.2017/158, 16/11/2017, § 68).

64. Anayasa Mahkemesinin 20/9/2012 tarihli ve E.2012/65,

K.2012/128 sayılı kararında da ifade edildiği üzere kanunların uzun süreli

uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin

bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca

korunması gerekmektedir. Ancak hukuki güvenlik ilkesi, her türlü beklentinin

korunmasını zorunlu kılmaz. Aksi takdirde kanun koyucunun hukuk düzeninde

değişiklik yapması olanaksız hâle gelir. Zira her hukuk kuralının yürürlüğe

girdiği andan itibaren bireylerde az veya çok bir beklenti yaratması ve

değişmesi durumunda da beklentilerin boşa çıkması, bireylerin az veya çok hayal

kırıklığı yaşaması işin doğası gereğidir. Bu nedenle her türlü beklentinin

hukuki güvenlik ilkesi kapsamında koruma görmesi düşünülemez. Korunmaya değer

beklenti belli bir yoğunluğa ulaşan, diğer bir ifadeyle meşru (haklı) hâle

gelen beklentilerdir (AYM, E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 69).

65. Başvurucu hakkında tesis edilen idari işlemin 2022

sayılı Kanun'un 1. ve 2. maddelerine dayandırıldığı görülmektedir.

66. Anayasa'nın 61. maddesinde yer verilen

"Devletin engellileri koruyup toplumda kendilerine yaraşır bir hayat

seviyesi sağlaması gerektiğine" yönelik hükmün uygulanması

çerçevesinde kanun koyucu engelli aylığı verilmesine ilişkin bir düzenleme

yapmıştır. Başvurucuya da bu düzenleme çerçevesinde engelli aylığı bağlanmış

ancak 2013 yılında yapılan kanun değişikliğiyle aylık bağlanma ölçütleri değiştirilerek

başvurucunun engelli aylığı bütünüyle kesilmiştir. Engelli aylığı ödemesine

ilişkin kanun hükümlerinin uygulanmasına güvenerek ekonomik hayatını

yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen başvurucunun aylığının kesilmesine

yönelik müdahale öngörülebilir değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi

somut başvurunun koşulları altında müdahalenin demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk ve ölçülülük bağlamında incelenmesi gerektiği sonucuna

varmıştır.

(2). Meşru

Amaç

67. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının

hangi amaçlarla sınırlanabileceği belirtilmemiştir. Buna mukabil Anayasa'nın

14. maddesinin “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla

tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden

daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı

mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” şeklindeki ikinci fıkrası, temel

hakların Anayasa'nın bütünlüğü içerisinde ele alınmasına ilişkin çok önemli bir

yorum kuralı getirmektedir. “Temel hak ve hürriyetlerin Anayasada

belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılması” biçimindeki ifade,

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı da dâhil olmak

üzere bütün temel hakların birbirleriyle ve diğer anayasal ilkelerle birlikte

yorumlanması ve sınırlandırma ilişkisi içinde kavranması zorunluluğunu

doğurmaktadır (Esra Nur Özbey, B. No: 2013/7443, 20/5/2015, § 70; Şehmus

Özsubaşı [GK], B. No: 2013/2582, 3/3/2016 § 72).

68. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında

Anayasa’nın tüm maddelerinin aynı etki ve değerde olduğu ve aralarında bir

üstünlük sıralamasının bulunmadığı, uygulamada bunlardan birine öncelik

tanımanın olanaklı olmadığı, kimi zaman zorunlu olarak birlikte uygulanan iki

Anayasa kuralından birinin diğerinin sınırını oluşturabildiği belirtilmiştir

(AYM, E.2011/134, K.2012/83, 24/5/2012). Başka bir deyişle hakkı düzenleyen

maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın

başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması

mümkün olabilir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; Şehmus Özsubaşı,

§ 73).

69. Somut olayda idarenin mali kaynaklarının sınırlılığı

sebebiyle kesinti işlemine dayanak kuralda öngörülen ölçütün getirildiği

dikkate alındığında Anayasa'nın 65. maddesi de dikkate alındığında müdahalenin

kamu yararına dayalı meşru bir amacının olduğu anlaşılmaktadır.

(3). Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(i) Genel

İlkeler

70. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır

ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı

gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen

ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

71. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat

Üstündağ, § 46).

72. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen

amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).

(ii) İlkelerin

Olaya Uygulanması

73. Başvuru konusu olayda başvurucu 1/9/1994 tarihinden

23/7/2015 tarihine kadar engelli aylığı almıştır. Engelli aylığı alınmasına

imkân veren 2022 sayılı Kanun'un 2. maddesinde aylık almaya hak kazanan

kişileri sınırlamaya yönelik 2013 yılında yapılan değişiklik üzerine Vakıf

Mütevelli Heyeti tarafından değişiklik gerekçe gösterilerek23/7/2015 tarihinde

engelli aylığının kesilmesine karar verilmiştir.

74. Başvurucunun engelli aylığının kesilmesine ilişkin

idari işlem ile bu işlemin dayanağını teşkil eden Vakfın kararının iptali ve

yoksun kalınan engelli aylıklarının ödenmesi talebiyle açtığı dava,

başvurucunun yaşadığı haneye giren toplam gelirin 4.420 TL olduğu, kişi başına

düşen gelir miktarının 1.104,96 TL olduğu, bu tutarın ise mevzuat gereği 16

yaşından büyükler için belirlenmiş olan asgari ücretin aylık net tutarının

1/3’ünden fazla olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

75. Somut olayda yeni düzenlemeyle öngörülen gelir

ölçütünün getirilme amacının malî kaynaklarının sınırlılığı sebebiyle öncelikli

olarak mutlak bir biçimde yardıma muhtaç engellilere nakdi yardım yapılması

olduğu açıktır. Bu kapsamda müdahalenin bu kamu yararını amacını

gerçekleştirmeyi sağlayabileceği için elverişli olduğunda kuşku

bulunmamaktadır.

76. Bunun yanında Anayasa'nın 17. maddesinin bireylere

herhangi bir sosyal güvenlik yardımı sağlanması şeklinde mutlak bir pozitif

yükümlülük getirmemektedir. Diğer yandan devlet, Anayasa'nın 61. maddesi

çerçevesinde engellilerin korunmaları ve toplum hayatına intibaklarını

sağlayıcı tedbirleri almak konusunda belirli bir takdir yetkisi de

bulunmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 65. maddesinde de malî kaynakların

sınırlılığına değinilmiştir. Buna göre idarenin bu takdir yetkisi, sınırlı

kaynaklarının dağılımında önceliklerin belirlenmesi ve gerekli araçların seçimi

noktasında oldukça geniştir.

77. Son olarak müdahalenin orantılı olup olmadığı

tartışılmalıdır. Kanunun yürürlük tarihinden sonra yeni bağlanacak aylıklar

yönünden farklı ölçütler belirlenmesi ve belirlenen ölçütlere göre aylık

bağlanmaması, yukarıda değinilen mali kaynakların sınırlılığına dayalı kamu

yararı amacı karşısında kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının korunmasına yönelik adil dengeyi bozmamaktadır. Ancak somut olayda

engelli olan başvurucuya ilk defa aylık bağlanması söz konusu olmayıp zaten

bağlanmış aylığın kesilmesi söz konusudur. Diğer bir deyişle olayda şikâyete

konu husus, devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında olduğu iddiasıyla ilk defa

aylık bağlanması söz konusu olmayıp devletin negatif yükümlülüğü kapsamında

değerlendirilebilecek doğrudan aylık kesintisi şeklinde yapılan müdahalenin

ölçüsüz olduğu iddiasıdır.

78. Anayasa’nın 17. maddesi devletin herhangi bir sosyal

güvenlik yardımının veya ödemesinin yapılıp yapılmaması ya da bu çerçevede

hangi menfaatlerin sağlanacağı veyahut bu yardım ve ödemelerin miktarı ile

ilgili olarak karar vermesi üzerinde bir kısıtlama getirmemektedir. Kişinin bir

sosyal güvenlik yardımı kapsamına dâhil edilmesi bu sistemin

değiştirilemeyeceği anlamına da gelmemektedir. Buna göre sağlanan yardım veya

aylığın kapsamına göre ödemeye uygunluk koşullarının değiştirilebilmesi de

kanun koyucunun takdirindedir. Ekonomik ve sosyal yapıdaki değişikliklere,

sosyal yardıma ihtiyaç duyan kişi kategorileri hakkında gelişen görüşlere ve

ayrıca bireysel durumların gelişimine bağlı olarak sosyal güvenlik mevzuatında

değişiklikler yapılabileceği kabul edilebilir (benzer yönde bkz. AİHM, Carson

ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 42184/05, §§ 85-89).

79. Somut olayda ise başvurucuya daha önceki ölçütlere

göre ödenmekte olan engelli aylığının yapılan kanun değişikliğiyle bütünüyle

kesilmesinin aşırı bir külfet yüklediği açıktır. Buna göre olayda mevcut bir aylığın

azaltılması söz konusu olmayıp bütünüyle bu aylıktan yoksun bırakılması söz

konusudur. Üstelik kuralda veya kuralın bulunduğu kanun hükümlerinde herhangi

bir geçiş hükmü de öngörülmemiş, kişilerin almakta oldukları aylıkları bir anda

kaybetmelerine neden olunmuştur. Bunun yanında söz konusu nakdi yardımın yerine

geçebilecek başka bir menfaatin veya yardımın varlığı da söz konusu değildir.

Kaldı ki kuralın ilgili olduğu kişiler, Anayasa’nın 61. maddesinin ikinci

fıkrasına göre korunması yönünde güvence getirilen engelli bireylerdir. Buna

rağmen kuralın yasama süreci incelendiğinde ödenmekte olan aylıkların tamamen

ve bir anda kesilmesini haklı kılabilecek zorunlu bir ekonomik veya başka

gerekçeye de yer verilmediği görülmektedir. Olayların bu gidişatı başvurucunun

engelli aylığına erişim koşulları üzerinde esaslı ve öngörülemez bir değişiklik

anlamına gelmiştir. Dolayısıyla başvurucu bu koşullar altında aşırı ve

orantısız bir yük altına sokulmuştur.

80. Diğer yandan başvurucu engelli aylığının kesilmesi

sonucu kazanılmış haklarının ihlal edildiğine yönelik iddialarının derece

mahkemelerince dikkate alınmamasından da şikayetçidir. Öncelikle mahkeme

kararlarının incelenmesi neticesinde mahkemelerin başvurucunun kazanılmış hakka

saygı ilkesinin ihlal edildiği iddiasına itibar etmedikleri anlaşılmaktadır.

Esasında bir statüye bağlı olarak ileriye dönük beklenen haklar, kazanılmış hak

niteliği taşımadığından engelli aylığı alınmasına imkân veren 2022 sayılı Kanun

maddesinde aylık almaya hak kazanan kişileri sınırlamaya yönelik 12/7/2013

tarihinde yapılan değişiklik sonrasında engelli aylığının kesilmesi

uygulamasına gidilmesinde engelli aylığı kesilen kişiler yönünden kazanılmış

haktan söz edilemez. Nitekim değişikliğe uğrayan kuralda bireylerin bulunduğu

statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş, kişisel

alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden

kazanılmış hakları ihlal eden bir müdahale söz konusu değildir.

81. Bununla birlikte başvurucunun 2013 yılında

gerçekleşen yasal değişikliğe kadar engelli aylığı almakla engelli statüsüne

bağlı olarak ileriye dönük engelli aylığının kesintisiz devam edeceğine yönelik

haklı beklentisinin bulunmadığı söylenemez. Nitekim başvurucunun hakkında

düzenlenen sağlık kuruluşu raporuna istinaden almakta olduğu engelli aylığı,

mezkur raporda yer alan tespitlerin hiçbirisinde değişiklik olmamasına rağmen

ilgili kanun maddesinde yapılan öngörülemez bir değişiklik sonucu herhangi bir

şekilde kısıntıya gidilmeden tamamen kesilmiştir. Üstelik Anayasa'nın 61.

maddesinde yer verilen "Devletin engellileri koruyup toplumda

kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlaması gerektiğine" ilişkin

açık anayasal yükümlülük karşısında mezkur öngörülemez değişikliğin herkes

yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bıraktığı da

açıktır. Nihayetinde engelli aylığı ödemesine dayanak kanun maddesinin yirmi

bir yıl gibi uzun bir müddet uygulanmasına güvenerek ekonomik hayatını

yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen başvurucunun mezkur uygulamanın

süreceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmektedir.

Buna göre yeni kanuni düzenlemeyle yasa koyucu, başvurucu için önceki nakdi

ödeme yerine ikame edilebilecek alternatif bir koruma yöntemi de ihdas etmeyerek

engelli bir birey olan başvurucunun sosyal güvenlik hakkından sistemli bir

şekilde mahrum bırakılmasına neden olmuştur.

82. Bu bağlamda başvurucunun engellilik aylığı alma

konusundaki devam eden ve tanınmış haklı beklentisinin varlığı, başvurucunun

yirmi bir yıl gibi uzun bir müddet boyunca engellilik derecesinin değiştiğini

tevsik eder yeni bir sağlık kurulu raporu tesis edilmemiş olmasıyla ortaya

konmuştur. Dolayısıyla başvurucunun engelli aylığı 2015 yılında kesilmiş

olmasına rağmen meşru ve süregelen bir haklı beklentisi bulunmaktadır.

83. Ayrıca hukukun üstünlüğüne saygı ve hukuki güvenlik

ilkeleri, devletlerin çalışma kapasitesi kanuni düzeyin altına düşen kişilere

-plana yeterli katkıda bulunmuş olmaları koşuluyla- sosyal yardımlaşma temelinde

belirli bir gelir sağlamasını gerektirmektedir. Anayasa'nın 61. ve 65.

maddeleri uyarınca devletin mali kaynakları ölçüsünde engellilerin korunmaları

ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri almak konusunda takdir

yetkisi bulunmaktadır. Devletin bu takdir yetkisi çerçevesinde çıkarılan

kanunla engelli kişilere aylık bağlanmasını düzenlediği açıktır. Başvurucu da

bu kapsamda yirmi bir yıldır engelli aylığı almıştır. Bununla birlikte

başvurucunun engellilik durumunda hiçbir değişiklik olmamasına karşın aradan

çok uzun zaman geçtikten sonra farklı bir hesaplama yöntemi getiren kanuni bir

düzenlemeye dayanılarak engelli aylığının tümüyle kesilmesi hukuki güvenlik ve

meşru beklentilerin korunması ilkelerine uygun olmamıştır.

84. Sonuç olarak her ne kadar sosyal güvenlik alanında

kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisinin olduğu kabul edilse dahi

engellilere ödenmekte olan aylıkların hiçbir geçiş hükmü veya başka bir tedbir

öngörülmeden ve bunu gerektiren açık bir zorlayıcı gerekçe de öne sürülmeden

tamamıyla kesilmesinin Anayasa’da özel olarak korunmaları öngörülen engelli bir

birey olan başvurucu yönünden aşırı bir külfete yol açtığı ve değinilen kamu

yararı amacıyla karşılaştırıldığında müdahalenin orantılı olmadığı

değerlendirilmektedir. Bu durum müdahale ile öngörülen kamu yararının

sağlanması amacı ile başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine

bozulması sonucunu doğurmuştur.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

87. Başvurucu, ihlalin tespiti ile tazminat talep

etmiştir.

88. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

89. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

90. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

91. Somut olayda başvurucunun engelli aylığı idarece

kesilmiştir. Dolayısıyla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkına yönelik ihlalin idari bir karardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte mahkeme de ihlali giderememiştir.

92. Bu durumda kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

ve geliştirme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden

yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece

mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal sonucuna uygun olarak engelli

aylığının kesilmesine yönelik idari işlemin iptalinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa 1. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

93. İhlalin tespitinin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı

anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır.

94. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL tutarındaki yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Hasan

Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa 1. İdare Mahkemesine

(E.2015/1616, K.2016/1275) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/9/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvuranın 2022 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca uzun

süredir almakta olduğu engelli aylığı, Kanunda yapılan değişiklik ile getirilen

kriter gereği, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelirin asgari

ücretin aylık tutarının üçte birinden fazla olması nedeniyle 2015 yılı Eylül

ayında sona erdirilmiştir. Mahkememiz Birinci Bölüm çoğunluğu tarafından

başvurucunun engelli aylığının kesilmesi işleminin iptaline yönelik davanın

reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının

ihlal edildiğine karar verilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik ve Esas Yönünden

Bireysel başvuru formunda başka bir geliri olmadığı

belirtilen başvuranın “…ayda 303 TL ile yaşayabilmesi mümkün olmadığı gibi,

hanesinde kişi başına düşen gelirin 303 liranın üzerinde olduğu gerekçesiyle

kendisine ait engelli aylığının kesilmesi de Anayasanın 17. maddesine açıkça

aykırıdır” sözleriyle engelli aylığının kesilmesinin Anayasanın 17. maddesine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkememiz kararında da inceleme Sözleşmenin

8. maddesi bağlamında ve Anayasanın 17. maddesi uyarınca (özel hayat boyutuyla)

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında

yapılmıştır.

Mahkememiz kararlarında özel hayat boyutuyla maddi ve

manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının (AY 17/1) Sözleşmenin 8. maddesine

karşılık geldiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte özel hayatın korunması

hakkını kapsayan Sözleşmenin 8. maddesi “yeterli yaşama standardı hakkını” veya

engellilere böyle bir güvenceyi içermemektedir (Sözleşmenin 8. mali yardım veya

yeterli yaşama standardı hakkını kapsamadığı yönündeki kararlar için bkz. AİHM

Andersson/İsveç, B. No. 11776/85, 4.3.1986; Vaughan, B. No: 12639/87, 12 Aralık

1987).Öte yandan iç hukukta böyle bir hak tanındığında, söz konusu hakkın

ayrımcılık temelinde uygulanmadığı iddiaları Sözleşmenin 8 ve 14. maddeleri

bağlamında dile getirilebilir. İncelenen başvuruda ise ayrımcılık iddiası

bulunmamaktadır. Anayasanın 17/1. maddesinin de asgari yaşama standardı

sağlamayı veya sosyal güvenlik hakkını güvence altına aldığı söylenemez. İç

hukukta tanınan şekliyle engelli aylığının kesilmesine ilişkin iddianın

Sözleşme ve Anayasa ortak paydasında mülkiyet hakkı bağlamında dile getirilmesi

söz konusu olabilir. Bununla birlikte başvuru formunda mülkiyet hakkına yönelik

bir iddiada bulunulmamıştır. Başvuruda aylığın kesilmesi ve açılan davanın

reddi dolayısıyla 17. madde dışında Anayasanın 2, 5, 90, 60 ve 61. maddelerine

aykırılık iddiaları ileri sürülmüştür.

Anayasanın 17/1. maddesinde düzenlenen kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, Anayasanın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete, temel haklara saygıyı sağlamaya yönelik

tedbirlerin alınmasını zorunlu kılan pozitif ve negatif ödevler yüklemektedir

(bkz. Serpil Kerimoğlu ve diğ. B. No: 2012/7252, 17.9.2013, par. 50, 51).

Anılan yükümlülükleri gereği devlet etkili mekanizmalar kurmak, usul

güvenceleri içeren yargı yollarını oluşturmak, etkili başvuru ve karar

haklarını temin etmek gibi tedbirleri almalıdır. Başvuranın aylığının kesilmesi

nedeniyle iptal davası açma, iddialarını ve delillerini mahkeme önünde ileri

sürme şeklindeki hukuk yolunu kullandığı gözetildiğinde Devletin Anayasanın 5

ve 17. maddeleri uyarınca pozitif yükümlülüğünü yerine getirdiği

anlaşılmaktadır. Başvuruda mülkiyet hakkına dayanılmamış, asgari yaşam hakkı

imasıyla maddi ve manevi varlığı koruma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

Ne var ki Anayasanın 17/1. maddesi asgari yaşam seviyesini sağlama bağlamıyla

sosyal güvenlik hakkını ve engellilere maddi yardım sağlanmasını güvence altına

almamaktadır.

Anayasanın 17/1. maddesine bağlı devletin

yükümlülüklerinin kişilere ekonomik ve sosyal alanda bazı ekonomik güvencelerin

verilmesini sağlamayı kapsamadığı açıktır. Genel nitelikli bir fiil hakkı

niteliğinde bulunması dolayısıyla Anayasadaki bütün haklarla doğrudan veya dolaylı

ilişki kurulabilecek olan maddi ve manevi varlığı koruma hakkından ekonomik

haklara ilişkin bir sonuç çıkartılması yorum ilkelerine de uymamaktadır. Bu tür

yükümlülükler Anayasada yer alan ilgili diğer bazı haklara bağlı olarak söz

konusu olabilir. Ancak bunların incelenebilmesi için bireysel başvuru konusunu

oluşturmaları zorunludur. Başvurunun kapsamı dikkate alındığında diğer haklar

yönünden inceleme yapılamamaktadır.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi çok sayıdaki kararında

kazanılmış haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yeni yasadan önce

yürürlükteki kurallara göre fiilen elde edilmiş olması gerektiğini ifade

etmiştir (örn. AYM E. 2017/20 – K. 2018/75, 5.7.2018, par. 33). Bu noktada

gerek Sözleşme’nin 8. maddesinin, gerekse Anayasanın 17. maddesinin Devlete

kişilerin sosyal güvenlik hukukundaki statülerinin sağlanması, hatta belirli

bir düzey gelir standardı oluşturması şeklinde pozitif bir yükümlülük

getirmediğini hatırlamak gerekir. Dolayısıyla “bir statüye bağlı olarak ileriye

dönük beklenen hakların kazanılmış hak niteliğinde bulunmadığı” yönündeki Mahkememiz

kararlarını (örn. AYM E. 2015/46 – K. 2017/130, 26.7.2017, par. 99) bu tespitle

birlikte değerlendirmek gerekir. Ayrıca Kanun değişikliği ile hane geliri

konusunda belirli bir asgari standardın altında kalanlara yine aylığın

ödeneceğinin öngörülerek haklar arasında dengenin de sağlandığı dikkate

alınmalıdır.

Belirtilen nedenlerle, engelli aylığının kesilmesiyle

neticelenen idari işlem ve mahkeme kararı süreciyle maddi ve manevi varlığı

koruma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun bulunması

nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna karar verilmesi gerektiği görüşüyle farklı

oy kullandım.

2. Giderim

Yönünden

Başvuranın engelli aylığının kesilmesinin dayanağını

oluşturan idari işlemde ve Mahkeme kararında 2022 sayılı Kanunun 20.2.2014 tarihli

ve 6525 sayılı Kanunla değişik üçüncü fıkrası gösterilmiştir. Gerek idarenin

uygulaması, gerekse idare mahkemesi ve bölge idare mahkemesinin yorumuna göre

engelli aylığının verilmesi için hane başı asgari gelir kriteri öngören bu

kural mevcut aylık alanlar bakımından da uygulanmalıdır. Bununla birlikte

çoğunluk görüşü doğrultusunda yazılan Bölüm kararı gerekçesinde (par. 66, 73,

79) ihlalin kanundan kaynaklandığı, hatta kanunda geçiş hükmünün de

öngörülmediği belirtilmektedir. Öte yandan bu yaklaşımla çelişir biçimde

ihlalin idari karardan kaynaklandığı da ifade edilmiştir (par.91). Kanundan

kaynaklanan ihlallerde Mahkememiz ihlalin yasama organına bildirilmesine ve

giderim olarak tazminat verilmesine hükmetmektedir. Bu açıdan kararda ihlalin

yasama organına bildirilmesi gereğinin yerine getirilmemesi ve giderim yönünden

de yeniden yargılama kararı verilmesinin uygun olmadığı düşüncesindeyim.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Muammer TOPAL

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucu

:

Devrim ALYÜZ

Vekili

:

Av. Candan DUMRUL

KADIYORANOĞLU

Hasan Tahsin GÖKCAN Başkan

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/40383, 16 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. IV. İlgili
  8. Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Adil
  13. B. Kişinin
  14. A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  15. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  16. C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. M. Emin ŞAHİNER
  21. Kadıyoranoğlu
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/40383
Tarih
16 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Emine Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/17979)
  • Mustafa Belge Başvurusu (B. No: 2018/23169)
  • İlkin Filiz Başvurusu (B. No: 2019/18191)
  • Hatice Sabancı Başvurusu (B. No: 2016/6275)
  • Nevri İlhan Başvurusu (B. No: 2017/24753)
  • Hekmatullah Kamalov ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/5038)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.