İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Dursun Satıcı Başvurusu (B. No: 2012/611)

R.G.Tarih-

Başvuru No2012/611Tarih25 Şubat 2015Okuma21 dk · 4.265 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Dursun Satıcı Başvurusu

Karar tarihi
25 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2012/611
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.265 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

R.G.Tarih-

Sayı: 22/5/2015-29363

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, sakini olduğu

Antalya ili, Kemer ilçesi, Göynük beldesinin devletin hüküm ve tasarrufu

altında bulunan kıyı şeridinin turistik işletmeler tarafından işgaline son

verilerek toplumun kullanımına açılması gerektiği yolundaki mahkeme kararının

yıllardır uygulanmadığını belirterek, anayasal haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/11/2012

tarihinde İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 11/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 29/05/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 27/10/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş,

başvurucu görüşlerini 5/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. OLAYLAR

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Antalya ili Kemer ilçesi

Göynük beldesinde 1990 yılı sonrasında turistik işletme sayısında artış

yaşanmıştır. Başvurucunun iddiasına göre, sahil şeridinin

arkasında kumsala cepheli oteller mülkiyeti devlete ait kumsalı; denizi

ruhsatsız bir şekilde doldurarak, kumsal üzerine kaçak bar, cafe

ve seyir terasları inşa ederek, betonla sabitlenen güneşlik, şezlong, su

sporları rayları ve müştemilatı yerleştirerek ve denize dik ve paralel beton

duvar ve tel örgüler çekerek işgal etmektedirler. Kıyıya paralel olan

oteller kendisinin ve diğer halkın denizden faydalanmalarına engel olmaktadır.

8. Turizm Bakanlığı, halkın

denize ulaşımını sağlayan oteller arasındaki yolları imar planları tadilatları

ile otel alanlarına dâhil etmiş, İmar planında belde merkezinden sahile ulaşan

6 tane yol bulunurken bunlardan 2 tanesi mahkeme kararlarına rağmen

açılmamıştır. Yolları açmayarak mahkeme kararlarını uygulamayan Belediye

Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.

9. Kemer Kaymakamlığı ve Göynük

Belediye Başkanlığına 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi gereğince işgalin kaldırılması

için 20/11/2006 tarihinde yazılı başvuruda bulunulmuştur.

10. İlgili kurumlardan bir cevap

alınamayınca, aralarında başvurucunun da bulunduğu 3 ilçe sakini tarafından Antalya

2. İdare Mahkemesinde, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki Göynük Beldesi

kıyı şeridindeki mevcut işgallerin kaldırılması istemiyle davalı idarelere

yaptıkları başvurunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddine ilişkin davalı

idare işlemlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Davacıların yürütmenin

durdurulması talepleri de bulunmaktadır.

11. Anılan Mahkemenin 3/5/2007 tarihli kararı ile yürütmenin durdurulması talebi

kabul edilmiştir. Davalıların yaptıkları itiraz üzerine yürütmenin durdurulması

kararını inceleyen Antalya Bölge İdare Mahkemesi, 6/6/2007

tarih ve 2007/329 sayılı kararı ile bu itirazı reddetmiştir.

12. Açılan dava hakkında Antalya

2. İdare Mahkemesinin verdiği 22/11/2007 tarih ve

E.2007/384, K.2007/1765 sayılı kararın ilgili kısımları şöyledir:

“…

Dava dosyasının incelenmesinden, Antalya İli Kemer İlçesi,

Göynük Beldesi sahilinde bulunan 16 turistik işletmenin, Devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan kumsal alanı, tel örgü, güneşlik, şezlong koymak

suretiyle işgal ettiğinden bahisle yapılan işgalin önlenmesi istemiyle

davacılar tarafından Kemer Kaymakamlığı ve Göynük Belediye Başkanlığına başvuruda

bulunulduğu, işgalin kaldırılmaması ve talebin zımnen reddedilmesi üzerine de

bakılan davanın açıldığı, davalı idareler tarafından davaya verilen savunmada,

kumsal alanda turistik işletmeler tarafından sürdürülen kullanım karşılığında

2886 sayılı Kanunun 75. maddesi hükmü gereğince ecrimisil

takibatı yapılmakta olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.

… yasa

ve yönetmelik hükümleri gereğince kıyılar herkesin eşitlik ve serbestlikle

yararlanmasına açık yerler olup, kıyıda ancak iskele, liman, barınak gibi

kıyının kamu yararına kullanılmasına ve kıyının korunması amacına yönelik alt

yapı ve tesislerin yapımı mümkün bulunduğundan ve yine Devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan taşınmaz işgallerinde 2886 sayılı Kanunun 75. maddesi

gereğince alınacak ecrimisil istisna olup, ecrimisil karşılığı kullanımın, genel kural haline

getirilebilmesi mümkün bulunmadığından, herkesin eşitlik ve serbestlikle

yararlanmasına açık yerler olan kıyılarda ecrimisil

karşılığı sürdürülen kullanımın, yine 2886 sayılı Kanunun 75. maddesinin mülki

amirliğe verdiği yetki çerçevesinde sona erdirilerek kıyının toplumun

kullanımına açılması gerekirken, aksi yönde tesis edilen işlemlerde hukuka

uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline, … kararın tebliği tarihini izleyen günden itibaren 30 gün

içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 22/11/2007 tarihinde

oybirliğiyle karar verildi.”

13. Davalıların temyiz başvurusu

üzerine kararı inceleyen Danıştay 10. Dairesi, 27/12/2011

tarih ve E.2008/1927, K.2011/5995 sayılı kararı ile temyiz talebini

reddetmiştir.

14. Bu karar, 25/4/2013

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

15. Antalya 2. İdare

Mahkemesinin kararı kesinleştikten sonra kararın gereği yerine getirilmediği

için Göynük Belediye Başkanı ve görevde olan Göynük Kaymakamı hakkında suç duyurusunda

bulunulmuştur. Başvurucu suç duyurularından bir sonuç alamadığını ileri

sürmektedir.

16. Başvurucu, kıyı şeridini

işgal edenler aleyhine ecrimisil tahakkuk ve tebliğ

işlemlerinin devam ettirildiğini, Kaymakamlığa ve Belediye Başkanlığına sundukları

kararın gereğinin yerine getirilmesi ve kıyı şeridinin işgaline son verilmesi

taleplerinin yerine getirilmediğini ileri sürmektedir.

17. Başvurucu 8/11/2012

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

18. Anayasa’nın kıyılardan

yararlanmayı düzenleyen “kamu yararı”

başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“ Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu

kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden

yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre

derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla

düzenlenir.”

19. 4/4/1990 tarih ve 3621 sayılı Kıyı

Kanunu’nun 6. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık

olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.

Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum,

çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez.

Kıyılara moloz, toprak, curuf, çöp

gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez”.

20. Kıyı Kanununun Uygulanmasına

Dair Yönetmeliğin 13. maddesi şöyledir:

“Kıyıda onaylı uygulama imar planlarına göre ve çevre

kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemler alınmak koşulu ile aşağıdaki yapı

ve tesislere yapılabilir:

a) Kıyının kamu yararına kullanımına ve kıyıyı korumak

amacına yönelik altyapı ve tesisler: İskele, liman, barınak, yanaşma yeri,

rıhtım, dalgakıran, köprü, menfez, istinat duvarı, fener, çekek yeri,

kayıkhane, tuzla, dalyan, tasfiye ve pompaj istasyonları

b) Faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılmaları mümkün

olmayan yapı ve tesisler: Tersane, gemi söküm yeri, su ürünlerini üretim ve

yetiştirme tesisleri,

c) (Değişik 30.3.1994/21890 R.G.) Kıyılarda ayrıca uygulama imar planı

yapılmadan sabit olmayan duş, gölgelik, soyunma kabini, aralarında en az 150

metre mesafe olmak kaydı ile 6 m2 ‘yi geçmeyen büfe

ve kirletici etkisi olmayan fosseptik yapımını gerektirmeyen seyyar tuvalet ve

ahşap iskeleler yapılabilir.

a) ve (b) bendlerinde sayılan yapı

ve tesis alanlarında, bu kullanımların tamamlayıcısı niteliğinde ve yapılması

zorunlu alt ve üst yapı ve tesisleri yapılabilir. Günübirlik turizm yapı ve

tesisleri yapılamaz.

Sahil şeridinin ikinci bölümünde ve sahil şeridi gerisinde

kalan özel kullanımlara ait arıtma tesisleri kıyıda yapılamaz.

Bu alanlarda sadece kamuya yararlı arıtma tesisleri yer

alabilir.

Kıyılarda yapılan yapı ve tesisler, yapım amaçları dışında

kullanılamazlar”.

21. 2577 sayılı Kanun’un 2.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1. İdari dava

türleri şunlardır:

a) İdarî işlemler

hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı

olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından

açılan iptal davaları …”

22. 2577 sayılı Kanun’un “idari makamların sükûtu” başlıklı 10.

maddesi şöyledir:

“1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir

işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.

2. (Değişik: 10/6/1994 - 4001/5 md.) Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek

reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma

süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve

vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen

cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği

gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez.

Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava

açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin

bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden

itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 25/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

8/11/2012 tarih ve 2012/611 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, mahkemeler

tarafından verilen ve kesinleşen yürütmenin durdurulması ve idari işlemin

iptali kararlarına rağmen halen kıyı şeridinin imar planına uygun şekilde

boşaltılmadığını, bu nedenle kendisinin ve belde halkının halen sahil

şeridinden yararlanamadığını, sahil şeridinden çok cüzi ecrimisil

bedelleri ve idari para cezaları ödeyerek sadece o bölgede bulunan otellerin

yararlanmaya devam ettiklerini, bu konuda Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve TBMM

dâhil, başvurdukları hiçbir kurum ve kuruluşa yaptıkları başvurudan bir sonuç

alamadığını belirterek, mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi nedeniyle

Anayasada yer alan hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkeleri ile AİHS’nin 6.

ve 8. maddelerinin, kıyıdan yararlanamaması nedeniyle Anayasa’nın 43. maddesinin

ve AİHS’nin Ek 1 Nolu Protokol’ün 1. maddesi ile Ek 4

Nolu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. Başvurucu, mahkemeler

tarafından verilen ve kesinleşen yürütmenin durdurulması ve idari işlemin iptali

kararlarının yerine getirilmemesi nedeniyle Anayasada yer alan hukukun

üstünlüğü ve hukuk devleti ilkeleri ile AİHS’in 6. ve

8. maddelerinin, kıyıdan yararlanamaması nedeniyle Anayasa’nın 43. maddesinin

ve AİHS’in Ek 1 Nolu

Protokol’ün 1. maddesi ile Ek 4 Nolu Protokol’ün 2.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun

mahkeme kararlarının uygulanmamasına yönelik şikâyetleri adil yargılanma hakkı

çerçevesinde değerlendirilmiştir.

26. Bakanlık görüşünde,

başvurucunun idare Mahkemesince verilen kararı uygulamadığını ileri sürdüğü

Kemer Belediyesinden (Belediye) kararın icra süreci ile ilgili bilgi talebinde

bulunulduğu, görüş yazısı ekinde bulunan Belediye tarafından hazırlanan cevabi

yazı doğrultusunda, Göynük Beldesi kıyı şeridindeki mevcut işgallerin

kaldırılması ile ilgili yapılan işlemlerin bildirildiği, sorumlular hakkında

soruşturma izni verildiği, bu haliyle başvurucunun uygulanmadığını ileri

sürdüğü Mahkeme kararının infazı için gerekli çalışmaların başlatıldığı, bu

durumun bireysel başvuru incelemesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

yönünde beyanda bulunulmuştur.

27. Başvurucu Bakanlık görüşüne

karşı, başvuru dilekçesinde yer verdiği görüşleri yineleyerek, Mahkeme

kararının infaz edildiği bilgisinin gerçeği yansıtmadığını, kıyı şeridinin

oteller tarafından işgalinin devam ettiğini ve tahakkuk ettirilen ecr-i misil bedellerinin sembolik olduğunu ileri sürmüştür.

28. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır."

29. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un, "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

30. Anılan Anayasa ve Kanun

hükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

31. Anayasa'nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme'nin "Adil yargılanma

hakkı" kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi

gerekir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 38).

32. Başvurucunun iddialarının

özü mahkeme kararının uygulanmadığı şikâyetine dayanmaktadır. Adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim

hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen

kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının

uygulanması, yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve

yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa

yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (B. No:2012/144, 2/10/2013,

§ 28).

33. Bununla birlikte,

Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekmekte olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 38); söz konusu maddede adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak

arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek

için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın

tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş

olması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan

adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS

kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).

34. Bu nedenle, somut başvuru

açısından öncelikle, uygulanmadığı ileri sürülen yargı kararına ilişkin

uyuşmazlık yönünden adil yargılanma hakkına ilişkin güvence ve ilkelerin

uygulanabilir olup olmadığının, daha açık bir ifadeyle, başvuruya konu

uyuşmazlığın “medeni hak ve yükümlülükler

ile ilgili uyuşmazlıkların” ya da bir “suç isnadının” esasının karara bağlanmasına ilişkin olup

olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

35. Başvurucu tarafından

uygulanmadığı ileri sürülen yargı kararı ile sonuca bağlanan uyuşmazlık,

başvurucunun sakini olduğu beldede kıyının oteller tarafından işgali nedeniyle

kıyıdan yararlanmasının engellenmesine ilişkin olup, söz konusu uyuşmazlığın

başvurucu hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasına ilişkin olmadığı

açıktır.

36. Bu durumda, somut başvuruya

ilişkin uyuşmazlığın “medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar” kapsamında olup olmadığının

tespiti gerekmektedir.

37. Bir başvurunun “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar”

kapsamında ele alınabilmesi için öncelikle bir mevzuat hükmü ya da içtihat

yoluyla tanınmış ve savunulabilir şekilde ileri sürülebilen medeni bir hak ile ilgili

uyuşmazlığın bulunması

gerekmektedir. Bu uyuşmazlık, hakkın varlığı, kapsamı ya da kullanılma

şekillerine ilişkin gerçek ve ciddi bir uyuşmazlık olmalı; davanın sonucu da

söz konusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır (bkz. AİHM, Vilho Eskelinen ve

Diğerleri/Finlandiya, B. No: 63235/00, 19/4/2007,

§ 40; Kienast/Avusturya, B.No:23379/94, 23/6/2003,

§38).

38. AİHM’e göre 6. maddenin

uygulanabilmesi için ulusal düzeyde iki kişi arasında ya da başvurucu ile

devlet arasında bir uyuşmazlık olmalı ve bu uyuşmazlığın sonuçları başvurucunun

medeni hak ve yükümlülükleri üzerinde etki doğurmalıdır. Hukuka ya da maddi

vakıalara ilişkin olabilecek uyuşmazlık, gerçek ve ciddi nitelikli olmalıdır.

Bunun yanı sıra AİHM, 6. maddenin, amacı medeni hak ve yükümlülüklerin esasının

karara bağlanması olmayan, ancak bu hak ve yükümlülükler üzerinde etki

doğuracak davalara da uygulanacağına karar vermiştir. (bkz. AİHM, Ringeisen/Avusturya 16 Temmuz 1971).

39. AİHM pek çok vesileyle “medeni hak ve yükümlülükler” kavramının

sadece davalı Devlet’in iç hukukuna dayanılarak yorumlanamayacağını belirterek,

bu kavramın Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamında “özerk” olduğu ilkesini belirtmiştir.

40. Mahkeme, “medeni hak ve yükümlülükler” kavramının

özerk bir kavram olduğu sonucuna varmakla birlikte, ilgili Devlet’in

mevzuatının bu bağlamda önem taşımadığını da düşünmemektedir. Ancak bir hakkın

Sözleşme kapsamındaki anlamıyla medeni olarak algılanıp algılanmayacağı, ilgili

Devlet’in iç hukukundaki yasal sınıflandırılmasına değil, maddi içeriğine ve

ilgili hakkın etkilerine dayanılarak kararlaştırılmalıdır. Bir birey için var

olan hak ve yükümlülükler doğası itibariyle mutlaka medeni olmak zorunda

değildir.

41. Sadece (konu edilen) hakkın

niteliği önemlidir (bkz. AİHM, Ringeisen/Avusturya

16 Temmuz 1971, §39). AİHM’e göre konunun

nasıl karara bağlanacağını saptayan mevzuatın (medeni, ticari, idari hukuk) ve

konuyla ilgili yetkili kılınmış merciin niteliği (normal mahkeme, idari organ)

fazlaca önem taşımaz.

42. AİHM öncelikle, özel

şahısların kendi aralarındaki ilişkileriyle ilgili hak ve yükümlülüklerini tüm

davalarda medeni hak ve yükümlülükler kapsamında değerlendirmiştir. Özel

şahısların kendi aralarındaki ilişkilerinde hakları, örneğin sözleşme hukuku,

ticaret hukuku, tazminat hukuku, aile hukuku, çalışma hukuku ve mülkiyet hukuku

çerçevesinde daima medeni haklar kapsamında ele almıştır.

43. Somut olayda, başvurucunun

da aralarında bulunduğu 3 ilçe sakini tarafından Antalya 2. İdare Mahkemesinde,

Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki Göynük Beldesi kıyı şeridinde mevcut

işgallerin kaldırılması istemiyle davalı idarelere yaptıkları başvurunun cevap

verilmemek suretiyle zımnen reddine ilişkin davalı idare işlemlerinin iptali ve

yürütmenin durdurulması istemiyle dava açılmıştır. Mahkeme, 3/5/2007

tarihli kararı ile yürütmenin durdurulması talebini kabul etmiş, 22/11/2007

tarih ve E.2007/384, K.2007/1765 sayılı kararı ile de idari işlemin iptaline

karar vermiştir.

44. Antalya İli Göynük

Beldesinde ikamet etmekte olan başvurucunun, kıyı kenar çizgisine oteller

tarafından tesis inşa edilerek, halkın kullanımının engellenmesi nedeniyle,

idari makamlara başvuruda bulunduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine de idare

mahkemesinde anılan işlemin iptali için dava açtığı anlaşılmaktadır.

Başvurucunun açtığı davanın yasal dayanağı İYUK’un 2.

ve 10. maddeleridir. Başvurucunun kıyı kenar çizgisinin oteller tarafından

usulsüz olarak işgal edilmesi nedeniyle halkın kullanımına engel olunduğunu

ileri sürerek idari yargı organı önünde dava açmasında menfaati bulunduğu,

anılan davayı da menfaatleri ihlal edilenlerin açabileceği hususunda tereddüt

bulunmamaktadır.

45. Kıyıdan yararlanma hakkını

düzenleyen Anayasa'nın 43. maddesine göre, devletin hüküm ve tasarrufu altında

bulunan kıyılar, özel mülkiyete konu olamazlar. Doğasına uygun olarak,

genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak kullanımına açık

bulunmalıdırlar ve bunlardan yararlanma, ancak kıyının herkese açık olması ile

mümkün olabilir. Kıyıların ortak kullanımını düzenlemek, yararlanmaya ilişkin

karar ve önlemleri almak kamuya ait bir yetkinin kullanılmasıyla olanaklıdır.

Nitekim Medeni Kanun'un 715. maddesine göre kıyılar, sahipsiz mal olarak kabul

edilen yerlerdendir ve devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Diğer bir

anlatımla, sahipsiz mallar, doğal nitelikleri gereği özel mülkiyete elverişli

olmayan kamu mallarıdır (AYM, E.1990/23, K.1991/29, K.T. 18/9/1991).

Kıyılar, herhangi bir tahsis işlemine gerek olmaksızın doğrudan doğruya

herkesin serbestçe yararlanmasına sunulmuş sahipsiz kamu mallarıdır.

46. Kıyıdan yararlanma hakkı

Anayasa’nın 43. maddesinde düzenlenmiş olmakla beraber, niteliği bakımından

medeni bir hak özelliği taşımamaktadır.

47. Öte yandan anılan mahkeme

kararı üzerine oteller tarafından kıyı üzerinde inşa edilen tesislerin kaldırılması

için idareye yapılan başvurunun zımnen reddine dair işlemin iptal edilmesinin,

başvurucunun kıyıdan yararlanma hakkına yönelik doğrudan ve kesin bir sonuç

doğurmadığı da açıktır.

48. Bu durumda, başvurunun “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ya da bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması çerçevesinde ele

alınabilmesinin ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki ilke ve güvencelerin bu

başvuru yönünden uygulanabilirliğinin mümkün olmadığı görülmektedir.

49. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yargı kararının uygulanmadığı yönündeki ihlal iddiası bakımından

adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin uygulanabilir olmadığı ve

dolayısıyla Anayasa ve AİHS'in ortak koruma alanı

dışında kaldığı anlaşılan başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT ve Engin YILDIRIM bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

1. Başvurunun “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde bırakılmasına,

25/2/2015 tarihinde, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Engin YILDIRIM’ın

karşı oyları ve OY ÇOKLUĞUYLA karar

verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1.

Başvurucu, Kemer İlçesi Göynük Beldesinin sakinlerindendir. Bölgede 1990

yılından sonra süratle artış gösteren otel ve işletmelerin, mülkiyeti devlete

ait sahil şeridini Anayasa ve yasalara aykırı biçimde işgal ederek, kendisinin

de aralarında bulunduğu belde sakinlerinin kıyıdan yararlanmasına engel

oldukları gerekçesiyle, diğer belde sakinleriyle birlikte, bu olgulara karşı

kapsamlı bir mücadele başlatmıştır.

2. Dosya

içeriğinden anlaşıldığına göre bir yandan kıyıların yasa dışı kullanımı

olgusuna karşı toplantılar, gösteriler düzenlemek ve yasalar çerçevesinde

birçok sivil girişimlerde bulunmak suretiyle kamuoyunun dikkatini çekmek,

mevcut olumsuzluklara karşı vatandaşlar ve resmi makamlar nezdinde farkındalık

yaratmak, bir yandan da yasal tedbirlerin alınarak uygulanması, sorumluluğu

bulunan kamu görevlilerinin cezalandırılması için idari ve yargısal makamlara şikayet ve dava açma haklarını kullanmışlardır.

3. Başvurunun

konusu, başvurucuların Antalya İdare Mahkemesinde, kıyı şeridindeki mevcut

işgallerin kaldırılması için davalı idarelere yaptıkları başvurunun zımnen

reddine ilişkin idari işlemlerin iptali istemiyle açtıkları ve Danıştay

tarafından da onanmak suretiyle kesinleşen yargı kararının yerine

getirilmeyişine ilişkindir.

4.

Başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde yer alan

adil yargılanma, 8. maddesindeki özel yaşama saygı ve Anayasanın 43.

maddesindeki kıyılardan yararlanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

5.

Başvuru, İkinci Bölüm tarafından, “kıyıdan yararlanma hakkı”nın

niteliği bakımından bir medeni hak özelliği taşımadığı, uygulanmayan mahkeme

kararının başvurucunun kıyıdan yararlanma hakkına ilişkin doğrudan ve kesin bir

sonuç doğurmadığı, bu nedenle “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıklar” kapsamında ele alınabilmesinin mümkün görülmediği ve adil

yargılanma hakkına yönelik ilke ve güvencelerin uygulanabilirliğinin

bulunmadığı gerekçesiyle, konu bakımından yetkisizlik sebebiyle reddedilmiştir.

Aşağıda

açıklanacağı üzere bu görüşe katılmak mümkün değildir.

6. Öncelikle,

olayın sadece “kıyıdan yararlanma hakkı” olarak nitelendirilmesinin isabeti

üzerinde durmakta fayda vardır.

Kıyılardan

yararlanma, Anayasa’nın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlıklı üçüncü

bölümünde düzenlenmiştir. Bu bölümde, temel hak niteliğindeki aile ve eğitim

hakları da düzenlendiği gibi, doğrudan bir hak niteliği bulunmayan,

kamulaştırma ve devletleştirme, özelleştirme, tarım ve hayvancılığın ve bu

dallarda çalışanların korunması gibi konular yer almaktadır.

Kıyılardan

yararlanma, bir hak şeklinde düzenlenmiş olmaktan ziyade, kıyıların statüsü ve

kıyılardan yararlanmanın esasları konusunda yasa koyucuya sınırlamalar getirmiştir.

Bu yönüyle bakıldığında, Anayasa’da düzenlenmiş olan madenler, ormanlar,

meralar, piyasalar, kooperatifler gibi konularda ayrı ve bağımsız haklardan

(maden hakkı, orman hakkı, piyasa hakkı, kooperatif hakkı gibi) söz

edilemeyeceği açıktır. Buna göre, “kıyılardan yararlanma hakkı” ancak

Anayasa’daki temel haklarla birlikte ve temel hakların kullanımının pratikte

anlam kazanması suretiyle değerlendirilebilecek, genel hak ve özgürlükler

kapsamında bir olgudur.

7.

Başvurucuların amacı kişisel olarak kıyıdan yararlanmak değildir. Aksi halde,

sahilden denize girmek veya kumsalda yürümek için, oradaki işletmelerin

sahiplerine veya yöneticilerine karşı talepte bulunur ve talepleri yerine

getirilmediğinde, bir geçit hakkı elde etmek için adli yargıda dava

açabilirlerdi. Hal böyle olsa idi uyuşmazlığın ve açılacak davanın medeni hak

kapsamında sayılacağında da tereddüt yoktu. Dolayısıyla başvurucuların idari

yargıda açtıkları dava, bir “kıyı hakkı” davası değil, Anayasa’nın 26. ve

AİHS’nin 10. maddeleri kapsamında korunan “ifade hürriyeti”ni

kullanarak yaptıkları, çeşitli aşamalardan geçen, değişik yöntemlerin

kullanıldığı bir ilke mücadelesinin, yargısal bir kararla takviye edilerek,

savundukları tezin doğruluğunun kanıtlanmasına yöneliktir. Başvurucu ve birlikte

dava açan arkadaşları, salt kişisel “kıyıya erişim hakkı” adına değil, ülkemizi

ve kıyılarını etkileyen genel bir olumsuzlukla mücadelede, fikir ve savlarına

yargısal dayanak sağlamak için dava açmışlardır.

İfade

hürriyetinin salt laf söyleme veya yazı yazma olarak anlaşılamayacağı, aksine,

savunulan görüş ve tezler, ortaya atılan iddialar doğrultusunda toplumdaki

algılama, karar alma ve uygulama süreçlerini somut biçimde değiştirme hakkını

da kapsadığı açıktır. Kazanılan dava sonucunda kesinleşen hükmün yerine

getirilmemesi, her şeyden önce, başvurucunun görüşleri doğrultusunda sonuçlar

elde etmeyi de kapsayan ifade özgürlüğüne pratikte vurulmuş bir darbedir.

Bu

nedenle başvurucuların, AİHS’nin 10. ve Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan

haklarının ihlal edildiğine karar vermek gerekir.

8. Başvurucunun

elde ettiği mahkeme kararının, “kıyıdan yararlanma hakkına” yönelik doğrudan ve

kesin bir sonuç doğurmadığı yolundaki Bölüm çoğunluk görüşüne de katılmıyoruz.

Dosyadan anlaşıldığına göre, kıyılara çeşitli tesis ve engeller koyarak, ayrıca

güvenlik görevlileri de yerleştirerek kişilerin kullanımına kapatan

işletmelerin yarattığı durum, başvurucu yönünden de açık ve fiili bir

engellemedir. Yargı kararının uygulanmasıyla bu genel durum ortadan kalktığında,

başvurucu için de somut engellemeler ortadan kalkmış olacaktır. Başvurucunun bu

engellemeleri kaldırmak için daha önce bizzat fiziki bir mücadeleye girmiş

olmasını beklemek makul ve adil değildir. Kaldı ki “kıyıdan yararlanma hakkı”,

sadece ikametgahı kıyılarda olan vatandaşların değil,

tüm vatandaşların hakkıdır.

9.

Başvurucu, kıyı işgalleri sonucu özel hayatının da kısıtlandığını, böylece

AİHS’nin 8. maddesindeki haklarının da ihlal edildiğini belirtmektedir. Bu hakkın

Anayasa’daki karşılığı, 20. madde olup, bir temel hak olduğuna ve bundan doğan

uyuşmazlığın da “medeni hak” kapsamında bulunduğuna şüphe bulunmamaktadır. Özel

hayata saygı hakkının ihlaline ilişkin iddia, “kıyı hakkı”ndan

bağımsız bir iddiadır. Bu nedenle ayrıca incelenmelidir.

10.

Anayasada yer alan bir temel hakkın, temel haklar arasında sayılmayan bir hak

içerisinde eritilerek incelenmesi insan hakları yargısının özüne aykırıdır.

Aksine, temel haklar arasında sayılmayan, kişi özgürlüğünün doğal uzantısı olan

bir hak (kıyılardan yararlanma hakkı), temel haklarla ilişkisi gözetilerek,

temel haklarla bütünlük içinde değerlendirilmelidir.

11. Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), AİHS’nin 6. maddesindeki “medeni hak ve

yükümlülükler” kavramına sürekli olarak gelişen bir anlam yüklemektedir.

AİHM’ne göre, bir hakkın medeni hak ve yükümlülükler kapsamında olup

olmadığına, o hakkın mevzuatta nerede düzenlendiğine bakarak değil, o hakkın

özüne bakılarak karar verilmelidir. Bir hakkın kullanımının birey ve kamu gücü

arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediği değerlendirilmeksizin, uyuşmazlığın medeni

hak kapsamında olup olmadığına kategorik olarak karar verilmemelidir. (ECHR, Guide to Article 6, Right to a Fair Trial-Civil Limb)

12.

AİHM’nin Sözleşmenin 6. maddesindeki medeni haklara ilişkin uyuşmazlık

kapsamına zaman içerisinde dahil ettiği konular

şunlardır:

a)

kamulaştırma, imar planları, inşaat izinleri vb. ile ilgili davalar (Sporrong Lönnorth v. İsveç, Kararlar seri A no:52, 23 Eylül 1982; Ettl ve Diğerleri v Avusturya, Seri A No.117; Hakansson v. İsveç, Seri A 171-A; Mats

Jacobson v. İsveç, Seri A 180 A ve B …)

b)

özel kişiler arasındaki işlemlerin geçerliliğine etkisi olan izin, ruhsat ve

benzeri diğer kamu alanında yetki veren işlemlerle ilgili davalar (Ringeisen v Austria Seri A no.13)

c)

belirli bazı ekonomik faaliyetlerde bulunabilmek için bir kamu makamınca lisans

verilmesi veya geri alınması ile ilgili davalar (Benthem v. Hollanda, Seri A, no.97; Pudas v. İsveç, Seri A no.125-A; Tre Traktörer

AB v. İsveç, Seri A no.159; Fredin v. İsveç, Seri A

no.192)

d)

bir meslek veya sanatın icrası için kamu makamlarınca verilen iznin iptali veya

askıya alınması ( König

v. Almanya, Seri A no.27; Diennet v. Fransa Seri A

no.325-A)

e)

idari işlemlerden doğan tazminat konuları (Editions Periscope v. Fransa,

Seri A no.234-B)

f)

sosyal sigorta katkıları ile ilgili ihtilaf (Feldbrugge v. Hollanda, Seri A no.99)

g)

kamu hizmetlerinde çalışanların mali hakları (De

Santa v. İtalya, Reports of

Judgements and Decisions, 1997-V)

13. AİHM

son dönemlerde de içtihatlarını aynı yönde geliştirmeye devam etmiştir.

AİHM,

30.3.2005 tarihli Taşkın ve Diğerleri v.

Türkiye, 46117/99

kararında AİHM, altın madeni işletiminden doğan çevresel ihtilafı Sözleşme’nin

8. maddesi kapsamında korunan özel hayata müdahale yönünden incelemiş ve

başvurucuların çevresel etkilerle ilgili özet hayat şikayetlerini

kabul edilebilir bulmuş, Türkiye’nin 8. maddeyi ihlal ettiğine, ayrıca bu

konudaki yargı kararlarını uygulamamakla da 6. maddeyi ihlal ettiğine karar

vermiştir.

AİHM’nin

Taşkın v. Türkiye kararında, başvurucuların doğrudan ve yakın bir risk altında

olup olmadıklarına bakılmamıştır. Mahkeme, başvurucuların evlerinde yaşama

hakkına, özel ve aile yaşamlarını etkileyecek şekilde bir müdahalenin varlığına

hükmederek (prevent

them from enjoying their homes in such a way as to affect

their private and family life) 8.

maddenin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

14.

Taşkın kararında AİHM ayrıca, başvurucuların yargıya başvurmalarının

“ellerindeki son çare” olduğuna işaret etmiştir (a.g.karar,

para.133). Çevresel konularda devletin geniş bir takdir hakkına sahip

olmadığını belirten Mahkeme, bu hususu da AİHS Madde 6. kapsamındaki medeni

hakkın sınırlarını tespit ederken, başvurucular lehine değerlendirmiştir.

15.

Başvuru konusu olayda da kıyıların bazı işletmelerce özel kişiler aleyhine

işgal edilmesinin, o bölgede yaşayan kişilerin özel yaşam kalitesini olumsuz

yönde etkilediğinde şüphe bulunmamaktadır.

16.

Yukarıdaki açıklamalar karşısında, başvurucunun hak ihlali iddiasının

“kıyılardan yararlanma hakkı” şeklinde basit bir tasnifle incelenmesi ve “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

reddedilmesi yerine, ifade özgürlüğü ve özel yaşamın korunması hakları

kapsamında bir hak arayışı olarak incelenmesi, özgürlükler ve hukuk devleti

lehine yorumlanması gerekirdi.

İdare

mahkemesinin, kıyılardaki müdahalenin kaldırılması için verdiği ve kesinleşmiş

olan kararının uygulanmaması suretiyle başvurucunun özel yaşamının ihlal edildiğine,

ayrıca, kararın uygulanmamasının, mahkemeye erişim hakkının uzantısı olan

kararların icrasını isteme hakkının ortadan kaldırılmasına yol açtığından, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermek gerekir.

17. Son

olarak, AİHM’nin Taşkın v.Türkiye kararının 136.

paragrafındaki tespitini tekrar etmek isteriz:

“ … yargı kararlarının fiilen boşa çıkarılması, hukukun

üstünlüğü ve hukuk güvenliği ilkelerine dayalı olan hukuk

devletine zarar verecektir” Açıklanan nedenlerle Bölüm kararına katılmıyoruz. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR : Osman Alifeyyaz PAKSÜT : Recep KÖMÜRCÜ : Engin YILDIRIM Raportör : Aliye YILDIZ VARSIN Başvurucu : Dursun SATICI Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/611, 25 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun
  6. Konusu
  7. II. Başvuru
  8. Süreci
  9. III. Olay Ve
  10. Olgular
  11. A. Olaylar
  12. B. İlgili
  13. IV. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/611
Tarih
25 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Özbaytar Başvurusu (B. No: 2014/13358)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/7323)
  • Uğur Kan Başvurusu (B. No: 2013/9327)
  • Arnoldus Theodorus Bernardus Maria Nales Başvurusu (B. No: 2013/1211)
  • Şeyhmus Kalın Başvurusu (B. No: 2014/4967)
  • Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2014/19397)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.