İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emel Kaynar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3667)

1. Başvuru, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel

Başvuru No2013/3667Tarih10 Haziran 2015Okuma43 dk · 8.535 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Emel Kaynar Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/3667
R.G. Tarih- Sayı
18/9/2015-29479
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.535 kelime·43 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel

Müdürlüğünce kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin taşınmaza

el konulması nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 31/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/11/2013 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm

tarafından 9/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 10/3/2014 tarihli görüş yazısına karşı

başvurucular beyanlarını sunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. İstanbul ili Ümraniye ilçesi 333 ada 6 parsel (yeni 18

pafta 4196 parsel) numaralı 541 m2 büyüklüğündeki taşınmaz, Devlet

Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce 26/2/1974 tarihinde kamulaştırılarak o

tarihteki taşınmaz malikleri F.D. ve müştereklerine kamulaştırma işlemi tebliğe

çıkarılmış ve aynı tarihte malikler adına T.C. Merkez Bankası İstanbul Şubesine

taşınmaz bedeli bloke edilmiştir. Maliklerin belirtilen adreste bulunamaması

üzerine tebligat iade edilmiştir.

8. Anılan taşınmazın tapu kaydında kamulaştırma kararına

dayalı işlem yapılmamış olup, başvurucuların murisi Niyazi Tunca ve başvurucu Naime Tığlı 27/11/1974 tarihinde taşınmazı satın almışlar

ve adlarına tapuya tescil ettirmişlerdir.

9. 31/5/1976 tarihinde yeniden yapılan tapulama sonunda

taşınmaz, kamulaştırma işlemine ilişkin şerh olmaksızın başvurucuların murisi

Niyazi Tunca ve başvurucu Naime Tığlı adına tapuya

tescil edilmiştir.

10. DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 10/12/1976 tarihinde

kamulaştırma şerhi tapu kaydına işlenmiş, Niyazi Tunca ve Naime

Tığlı’ya 25/8/1977 tarihinde Noter aracılığıyla

kamulaştırma işlemi tebliğe çıkarılmıştır.

11. Beşiktaş 3. Noterliğince,

tebliğ işlemlerine dair belgelerin imha edildiği bildirilmiştir.

12. T.C. Merkez Bankası İstanbul

Şubesinin yazısında, F.D. ve müşterekleri adına bloke edilen bedelin DSİ Genel

Müdürlüğünün yazısı gereği 4/12/1997 tarihinde Ziraat Bankası Kadıköy Şubesine

havale edildiği, Naime Tığlı adına herhangi bir ödeme

yapılmadığı bildirilmiştir.

13. Taşınmaz, kamulaştırma şerhi

ile birlikte başvurucular adına tapuya tescillidir.

14. Taşınmaz, DSİ Genel

Müdürlüğü tarafından İSKİ Genel Müdürlüğünün kullanımına devredilmiştir.

15. Başvurucular, İSKİ Genel

Müdürlüğü aleyhine 23/2/2007 tarihinde Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde

açtıkları davada, İstanbul ili Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazlarına

kamulaştırma yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin el atıldığı iddiasıyla kamulaştırmasız

el atmaya dayalı taşınmaz bedelinin ödenmesi isteminde bulunmuşlardır.

16. Davalı, taşınmazın DSİ

tarafından kamulaştırılarak İdarenin kullanımına verildiğini, Yukarı Dudullu su deposu sahasında kaldığını, süresi içinde dava

açılmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

17. İSKİ Genel Müdürlüğünün

30/3/2007 tarihli yazısına göre taşınmaz, Yukarı Dudullu

su deposu ve Kozyatağı isale hattı sahasında

bulunmaktadır.

18. Mahkemece, 21/5/2009 tarihli

ve E.2007/111, K.2009/391 sayılı kararla, davanın, kamulaştırmasız el atmaya

dayalı tazminat davası olduğu belirtilerek, taşınmazın su deposu alanında

bulunduğu ve yapılaşmasının engellenerek el atıldığı, usulüne uygun

kamulaştırma işlemi yapılmadığı, zira bankaya bloke edilmekle tamamlanan bir

kamulaştırma işleminde sonraki maliklere tekrar kamulaştırma işleminin

gönderilmemiş olması ve bu tebligattan sonra da paranın bloke edildiğinin belirtilmemiş

olmasının kamulaştırma işleminin usulüne uygun yapılmadığını açıkça gösterdiği,

bilirkişi heyeti raporunda belirtildiği üzere taşınmazın bedelinin ödenmediği gerekçesiyle

davanın kabulüne, 757.400,00 TL'nin, 23/2/2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle

davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

19. Temyiz üzerine, Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 22/6/2010 tarihli ve E.2010/8703, K.2010/11895 sayılı

ilâmıyla, davanın, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili

istemine ilişkin olduğu, taşınmazın su deposu ve Kozyatağı

isale hattı inşaat alanında kaldığından 1974 yılında DSİ tarafından

kamulaştırıldığı, kamulaştırma bedelinin o tarihteki malikleri adına bankaya

bloke edildiği ve kamulaştırmaya ilişkin belgelerin davacılara 25/8/1977

tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, bu durumda geçerli bir

kamulaştırma işlemi bulunup, kamulaştırmasız el atmadan söz edilmeyeceği gibi,

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 14. maddesinde yazılı

30 günlük hak düşürücü süre içinde dava da açılmadığından davanın reddine karar

verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve hüküm

bozulmuştur.

20. Karar düzeltme istemi,

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 16/2/2011 tarihli ve E.2010/16568, K.2011/2480

sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.

21. Mahkemece bozma kararına

direnilerek, 1/11/2011 tarihli ve E.2011/234, K.2011/620 sayılı kararla, “Taşınmaz su deposu alanında bulunmakta olup

kullanımı sınırlandırılmıştır. Kamulaştırma bedeli 31/5/1974 tarihinde F.D. ve

müşterekleri adına T.C. Merkez Bankası İstanbul Şubesine bloke edilmiştir.

Davalı İdarenin davacılara 25/8/1977 tarihinde noter tebligatı yapıldığına dair

savunması incelenmiş ancak noter tebliğ evrakı dosyaya sunulmamıştır. Tebliğ

evrakı yerine geçmek üzere davalı İdarece ‘Niyazi Tunca: Bizzat kendisine

25/8/1977 de tebliğ edildi’ yazısı gönderilmiştir. Bu yazının noter evrakı

olduğuna dair hiçbir ibare bulunmamaktadır. Zira söz konusu yazı noter

evrakının eki mahiyetinde değildir. İdarenin, kamulaştırılacak taşınmaz mala

ait plan yazısının arkasına elle yazılan, kimin tarafından imza edildiği

anlaşılamayan boş bir sayfaya yazılı beyandan ibarettir. İlgili tebliğ

evrakının Noter tarafından imha edildiği bildirilmiştir. Dolayısıyla 25/8/1977

tarihli ‘tebliğ edildi’ yazısının noter tebliğ evrakı olduğu kabul

edilmemiştir. Kamulaştırma işlemine karşı 30 gün içinde idari yargıda ve takdir

olunan bedel ile maddi hatalara karşı da adli yargıda dava açılabilir. Ancak 30

günlük hak düşürücü sürenin başlangıcı, taşınmaz malın sahibine usulüne uygun

olarak yapılacak noter tebliğ işleminden sonra başlamaktadır. Kamulaştırma

işleminin başvuruculara usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ibraz edilen

tebligat evrakının noter tebliğ evrakı olduğunun davalı idare tarafından

ispatlanamadığı, boş bir kağıt üzerine gelişi güzel

yazılan ‘tebliğ edildi’ yazısının noter evrakı olarak kabul edilemeyeceği

anlaşılmıştır. Böyle bir yazının noter evrakı olarak kabul edilmesi, idarenin

sunduğu her tür yazının kayıtsız şartsız doğruluğunun kabul edileceği anlamına

gelir. Dolayısıyla 30 günlük dava açma süresinin de başlamadığı, Dudullu su deposu ve Kozyatağı

isale hattı alanı içinde kalan dava konusu taşınmaza davalı tarafından

kamulaştırmasız el atıldığı gerekçesiyle ilk hükümde direnilmesine, 757.400,00

TL'nin yasal faiziyle davalıdan tahsiline” karar verilmiştir.

22. Davalının temyizi üzerine,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/7/2012 tarihli ve E.2012/5-208, K.2012/443

sayılı ilâmıyla direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

Kararın

gerekçesi şu şekildedir:

“Dava, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmaz bedelinin

tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, taşınmazın usulüne uygun olarak

kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı ile davanın 30 günlük hak düşürücü süre

içinde açılıp açılmadığı noktasında toplanmaktadır.

26/2/1974 tarihinde taşınmazın o tarihteki malikleri adına

kamulaştırma bedelinin bankaya bloke edildiği ve maliklere noter aracılığıyla

tebligat gönderildiği, tebligatların bila ikmal iade

edildiği, bu aşamada dava konusu taşınmazın satış ve tapulama nedeniyle

31/5/1976 tarihinde davacı Naime Tığlı ile diğer

davacıların murisleri Niyazi Tunca adına tescil edildiği, İdarece 22/8/1977

tarihinde Naime Tığlı ve Niyazi Tunca’ya kamulaştırma

evraklarının noter aracılığıyla tebliğinin istendiği, dosya içerinde mevcut

kamulaştırma evrakı üzerine, ilgili noterce onaylanmak suretiyle tebliğ

işleminin yerine getirildiğine dair şerh verildiği, buna göre malik Niyazi

Tunca’ya bizzat, malik Naime Tığlı’ya

ise birlikte ikamet eden kızı Güler Tığlı aracılığı ile tebligat yapıldığı

anlaşılmaktadır.

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ‘Dava hakkı’ başlığı

altında düzenlenen 14. maddesinin 1. fıkrasında ‘Kamulaştırılacak taşınmaz

malın sahibi, zilyedi ve diğer ilgililer noter veya köy ihtiyar kurulu

aracılığıyla yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılmayanlara

tebligat yerine geçmek üzere gazete ile yapılan ilan tarihinden veya köy

odasına asılmak suretiyle yapılan ilan süresinin bitiminden itibaren otuz gün

içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda ve takdir olunan bedel ile

maddi hatalara karşı da adli yargıda dava açabilecekleri’ hükmü öngörülmüştür.

Bu haliyle, mal

sahibi yönünden açılacak davalarda, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin

başlangıcında; ilke olarak, mal sahibinin hakkını dava edebilir duruma geldiği

tebliğ tarihinin esas alınması gerektiği açıktır.

Anılan ilkeye tek istisna, 24/6/1994 tarih ve E.1993/3,

K.1994/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile getirilmiştir. Anılan

kararda, mal sahibine daha önce kamulaştırma işlemi ile ilgili yasaya uygun bir

bildirim yapılmamış olması halinde, Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesinde

öngörülen 30 günlük hak düşürücü sürenin tapuda ferağ işleminin yapıldığı

tarihte başlayacağı, benimsenmiştir.

Böylece, kamulaştırma hukukunda, hak arama durumunda olan

taşınmaz mal sahibi yönünden dava ve talep haklarının kullanılması, idarece

yapılacak bildirime bağlanmıştır.

Açıklanan yasal durum çerçevesinde; mal sahibi takdir edilen

bedele ve maddi hatalara karşı kamulaştırma işlemi tebliğ edilmiş ise tebliğ

tarihinden, yasaya uygun bir tebligat yapılmamış ise tapuda ferağ işleminin

yapıldığı tarihten itibaren, ancak 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde dava

açabilecektir.

Belirtilmelidir ki, hak düşürücü süre, hâkim tarafından

kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada ‘itiraz’ olarak başvurulması

zorunlu olan ve zamanaşımı gibi ‘kesme’ ve ‘durma’ hükümlerine bağlı olmayan,

uyulmama halinde ‘hakkın’ kaybına yol açan, diğer bir ifade ile hakkın özünü

ortadan kaldıran süredir.

Gerek mülga 6830

sayılı gerek 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen 15 ve

30 günlük sürenin, hak düşürücü süre olduğu kuşkusuzdur. Hak böylece düştükten

sonra, idarenin muhtesat bakımından ayrı bir takdir

yaptırması ve mal sahibine kamulaştırma belgelerinin yeniden tebliği dahi düşen

hakkı kullanma imkânı bahşetmez.

Öte yandan, davadaki talep sonucunun ıslah yoluyla

artırılması ya da değiştirilmesi için, o hakkın maddi hukuk açısından mevcut

bulunması gerekir. Hiç var olmayan veya başlangıçta var olmakla birlikte hak

düşürücü süre nedeniyle ortadan kalkan bir hak için, usul hukukunun kurum ve

kuralları kullanılarak talepte bulunulması mümkün değildir.

Yine, dava yoluyla bir hak talebinde bulunulması için o

hakkın maddi hukuk bakımından mevcut bulunması gerektiğinden, hak düşürücü

sürenin geçirilmesiyle özü ortadan kalkan bir hak için, kamulaştırmasız elatmadan söz edilerek bedel istenemeyeceği kuşku ve

duraksamadan uzaktır.

Görüldüğü üzere; 30 günlük hak düşürücü süre geçirildikten

sonra maddi hata davası açılamayacağı gibi ıslah yoluyla da maddi hata davası

açılması ya da kamulaştırmasız el atma nedenine dayanılarak bedel istenilmesi

olanaklı değildir. Kamulaştırma bedelinin artırılması davasında fazlaya ilişkin

hakkın saklı tutulmuş olması da, mal sahibine bu

sürenin geçmesinden sonra maddi hata isteminde bulunma hakkını vermez.

Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere; idarece kamulaştırma

kararı alınmış ve bedel bankaya bloke edilmiş olmasına karşın, işlem tarihinde

yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca, 6830 sayılı Kanunun 13. maddesi veya 2942

sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca mal sahibine yapılmış

tebligat yoksa ve buna rağmen taşınmaz maliki kamulaştırmayla ilgili dava

açmaya yarayacak doğru ve sağlıklı bilgileri öğrenmişse o tarihten itibaren 30

gün içinde bedele karşı dava açması gerekir. Kamulaştırma belgelerinin usulüne

uygun tebliğ edilmesi halinde ise, hak düşürücü sürenin tebliğ tarihinden

itibaren başlatılması gerektiği duraksamadan uzaktır.

Somut olayın incelenmesinde, dava konusu taşınmaz hakkında

5/2/1974 tarihinde kıymet takdir komisyonu raporu düzenlendiği, 26/2/1974

tarihinde taşınmazın o tarihteki malikleri adına kamulaştırma bedelinin bankaya

bloke edildiği ve maliklere noter aracılığı ile tebligat gönderildiği,

tebligatların bila ikmal iade edildiği, bu aşamada

dava konusu taşınmazın satış ve tapulama nedeniyle 31/5/1976 tarihinde davacı Naime Tığlı ile diğer davacıların murisleri Niyazi Tunca

adına tescil edildiği, idarece 22/8/1977 tarihinde Naime

Tığlı ve Niyazi Tunca'ya kamulaştırma evraklarının noter aracılığı ile

tebliğinin istendiği, dosya içerisinde mevcut kamulaştırma evrakı üzerine

ilgili noterce onaylanmak suretiyle tebliğ işleminin yerine getirildiğine dair

şerh verildiği, buna göre malik Niyazi Tunca'ya ‘bizzat’, malik Naime Tığlı'ya ise ‘birlikte

ikamet eden kızı Güler Tığlı’ aracılığı ile tebligat yapıldığı anlaşılmaktadır.

İlgili noterlikçe taşınmazın maliklerine yapılan tebligat

parçasının aslı gönderilememiş ise de, davalı idare

tarafından dosyaya ibraz edilen tebligata ilişkin belge suretinde, tebligatın

noter aracılığı ile usulüne uygun olarak yapıldığı anlaşıldığından, tebligat

belgesinin aslına gerek olmadığı, idarece kamulaştırma evrakının yöntemince

tebliğ edildiğinin kanıtlandığı kabul edilmiştir.

Öte yandan, davacı Naime Tığlı'ya yapılan tebligatın, kızı Güler Tığlı'nın

nüfus kaydı uyarınca 7201 sayılı Kanunun 22. Maddesinin, tebliğ tarihinde

yürürlükte olan şekli itibariyle ‘görünüşüne nazaran onbeş

yaşından aşağı olmaması ve bariz surette ehliyetsiz bulunmaması’ şartlarını

taşımadığı yönünde bir iddia veya savunmada da bulunulmaması karşısında usulüne

uygun şekilde yapıldığının kabulü zorunludur.

Bu durumda, dava konusu taşınmaz maliklerine 25/8/1977

tarihinde usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı anlaşıldığından, davacıların

kamulaştırma işlemini tebligatın yapıldığı 25/8/1977 tarihinde öğrendikleri,

buna göre davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığının kabulü zorunludur.

Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve

Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak,

davacılara yapılan tebligat işleminin geçerli olduğu, bu itibarla kamulaştırma

işleminin öğrenildiği 25/8/1977 tarihinden sonra davanın hak düşürücü süre

içinde açılmadığı gözönünde tutulmak suretiyle

davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın

kabulüne ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme

kararı bu nedenle bozulmalıdır.”

23. Başvurucuların karar

düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/11/2012 tarihli ve

E.2012/5-1230, K.2012/906 sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.

24. Ümraniye Adliyesinin

kapatılmasından sonra yargılamaya devam eden İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk

Mahkemesince bozma kararına uyularak, 9/4/2013 tarihli ve E.2012/1046,

K.2013/135 sayılı kararla davanın reddine karar verilmiştir.

25. Karar, 9/4/2013 tarihinde verilmiş ve gerekçeli karar

24/4/2013 tarihinde yazılmıştır.

26. Başvurucular, 31/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

27. Gerekçeli karar, 7/6/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

28. Başvurucular, temyiz yoluna başvurmamışlardır.

B. İlgili Hukuk

29. 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı mülga İstimlâk

Kanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İstimlâki kararlaştırılan yerlerin tapu ve

tapu kaydı yoksa vergi kayıtları ile ve ayrıca haricen yapılacak tahkikatla tesbit edilen mal sahibi, zilyed

ve diğer alâkalılarından ikametgâhı tesbit edilmiş

olanlara istimlâk olunacak gayrimenkulun plân veya

ebatlı krokisi, istimlâk kararı ve takdir olunan kıymeti ve istimlâkin hangi

idare lehine yapıldığı ve açılacak davalarda husumetin kime tevcih edileceği 15

gün içinde noter marifetiyle tebliğ olunur. Tebligatta Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu hükümleri tatbik olunur…”

30. Mülga 6830 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“İstimlâk olunacak gayrimenkulun

sahibi, zilyed ve diğer alâkalılar veya istimlâki

yapan idare tarafından 13 üncü madde gereğince

ikametgâhlarında tebligat yapılmış olanlar tebliğ tarihinden itibaren 15 gün,

bunlar haricindekiler son ilân tarihinden itibaren 30 gün içinde istimlâk

muamelesine karşı Şûrayı Devlette ve takdir edilen bedel ile maddi hatalara

karşı da gayrimenkulun bulunduğu mahal asliye hukuk

mahkemesinde dâva açabilirler. Şu kadar ki, Şûrayı Devlete müracaat edildiği

takdirde mahkemeye müracaat müddeti Şûrayı Devlet kararının katîleştiği

tarihten, bu karar aleyhine karar tashihi istenmiş ise bu talebin reddine dair

ilâmın tebliği tarihinden cereyana başlar.”

31. 2942 sayılı Kanun’un 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında

Kanun’un 21. maddesi ile yürürlükten kaldırılmadan önceki 13. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malın, 7 nci maddedeki usule göre tespit edilen sahibi, zilyet ve

diğer ilgililerden adresi tespit olunanlara tebliğ edilmek üzere;

kamulaştırılacak taşınmaz malın kamulaştırılmasına uygun ölçekli bir plan veya

ölçekli krokisi, kamulaştırma kararı, takdir olunan kıymeti, kamulaştırma

karşılığının veya ilk taksidinin milli bankalardan

birine hak sahibi adına yatırıldığına dair belge, kamulaştırmanın hangi idare

yararına yapıldığı ve açılacak davalarda husumetin kime yöneltileceği bedelin

bankaya yatırıldığı tarihten başlayarak otuz gün içinde notere verilir. Noter onbeş gün içinde belgeleri tebliğe çıkarır. Noterler

tarafından tebligat giderlerinden başka noterlik ücret tarifesinin 8 inci

maddesi uyarınca ücret alınır. Köy yararına kamulaştırmalarda tebligat, ihtiyar

kurulundan en az üç üyenin önünde yapılır ve düzenlenen tutanak birlikte

imzalanır. Belgelenen tebliğ geçerlidir. Doğrudan tebligat ile beraber yukarıda

yazılı kararlar ayrıca ilan olunur.”

32. 4650 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte,

kamulaştırma kararı alınmış ancak henüz tebligata çıkarılmamış

kamulaştırmalarda bu Kanun hükümleri, diğerlerinde önceki hükümler uygulanır.”

33. 2942 sayılı Kanunu’nun 14. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Kamulaştırmaya

konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan

tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere

mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde,

kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli

yargıda düzeltim davası açılabilir.”

34. 2942 sayılı Kanun’a, 18/6/2010 tarihli ve 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un

1. maddesiyle eklenen geçici 6. maddenin birinci fıkrası şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya

kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi

arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca

tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya

tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın

fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat

talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.”

35. 2942 sayılı Kanun’un, 24/5/2013

tarihli ve 6487 sayılı Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 21. maddesi ile değiştirilen geçici 6. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Kamulaştırma

işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen

9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan

veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan

taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis

etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,

mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti

ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak

işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.”

36. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

“Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik,

el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğu

takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el

konulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde, taşınmazın el

koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih

olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

37. Mahkemenin 10/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 31/5/2013 tarihli ve 2013/3667 numaralı bireysel başvuruları

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

38. Başvurucular, Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazlarına

İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma yapılmaksızın ve taşınmazın bedeli

ödenmeksizin el konulduğunu, kamulaştırmasız el atmaya dayalı olarak açtıkları

taşınmaz bedelinin ödenmesi davasının kabulüne karar verildiği halde, Yargıtay

5. Hukuk Dairesince hükmün bozulduğunu, Mahkemece verilen direnme kararının da

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulduğunu, bunun üzerine Mahkemece davanın

reddine karar verildiğini, kamulaştırma işlemine ilişkin olarak idare

tarafından herhangi bir tebligat gönderilmediğini, geçerli olduğu ileri sürülen

tebligatın kendilerine ulaşmadığını, taşınmazı satın aldıkları önceki malikler

adına yapılan tebligatın kendilerini bağlamayacağını, dolayısıyla usulüne uygun

olarak yapılan bir kamulaştırma işleminin bulunmadığını, Mahkemece verilen

kabul kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulması nedeniyle davanın

reddine dair kararın temyiz edilmediğini ve bireysel başvuru hakkının

kullanıldığını, taşınmazın bedelinin ödenmediğini belirterek, Anayasa'nın 35.

maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve

maddi tazminat talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Başvuru Yollarının Tüketilmesi Yönünden

İnceleme

39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

41. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu

yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.

42. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

43. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları

önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin

iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

19).

44. Bireysel

başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan

yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

45. Başvuru yollarının

tüketilmesi ilkesi, hukuk sisteminde öngörülen usul kurallarına riayet

edilmesini gerektirir. Zira başvuru yollarının tüketilmesi için usule ilişkin

koşullara ve sürelere uymak gerekir. Başvurucunun hukuk yollarını tüketmeye

çalıştığı, ancak kendi ihmali nedeniyle usul gerekliliklerini yerine

getiremediği hallerde başvuru, hukuk yolları tüketilmediği için reddedilir.

46. Başvuru konusu olayda,

başvurucular, İSKİ Genel Müdürlüğü aleyhine açtıkları kamulaştırmasız el atmaya

dayalı taşınmaz bedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini, daha önce verilen

davanın kabulüne dair karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulduğu için

Mahkemece verilen ret kararını temyiz etmediklerini ve bireysel başvuru

haklarını kullandıklarını belirterek, bedeli ödenmeksizin taşınmazlarına el

konulduğunu, bu şekilde mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

47. Başvurucular tarafından İSKİ

Genel Müdürlüğü aleyhine Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava

sonunda, Mahkemece, usulüne uygun bir kamulaştırma işleminin yapılmadığı,

taşınmazın su deposu içine alınarak el atıldığı ve tapu kaydına da “kamulaştırılacaktır” şerhinin konularak binalaşmasının sınırlandırıldığı gerekçesiyle davanın

kabulüne karar verilmiştir. Temyiz sonucu Yargıtay 5. Hukuk Dairesince hükmün

bozulması üzerine Mahkemece ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.

Direnme kararının temyizi sonucu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme

kararının bozulmasına hükmedilmiş, başvurucuların karar düzeltme talepleri,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca reddedilmiştir. Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel

Kurulu kararına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.

48. Başvurucular, Mahkemece

verilen davanın reddine dair kararın temyizinde hukuki yarar görmedikleri için

temyiz yoluna başvurmamışlar ve bireysel başvuru haklarını kullanmışlardır.

49. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) içtihadına göre, genel bir kural olarak başvurucu, dava

konusuyla ilgili ulusal içtihada göre yapacağı bir temyiz başvurusunun

başarısız olacağını ispat ederse, başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmiş

olduğu kabul edilecektir (bkz. Kleyn ve Diğerleri/Hollanda, B.no: 39343/98, 6/5/2003, § 156).

50. Temyiz mahkemesinin yakın

zamanda vermiş olduğu ve başvurucunun davasına da uygulanacak nitelikte bir

karar varsa ve temyiz mahkemesinin bu kararını değiştirmesi ihtimal dâhilinde

görünmüyorsa başvurucu, olağan başvuru yollarını tüketmiş sayılacaktır (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013,

§ 30).

51. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunulması için olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekir. Ancak

somut olayda başvurucular açısından temyiz yoluna başvurulması, tüketilmesi

gerekli bir yol olarak kabul edilemez. Zira aynı karara yönelik olarak temyiz

mercileri kararlarını vermişler ve Derece Mahkemesince de temyiz mercilerinin

verdikleri karar doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Bu anlamda Mahkemece verilen

son karara karşı temyiz yolunun etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilmesi,

başvuruculara aşırı bir külfet yükleyebilir. Dolayısıyla Mahkemece verilen son

karara karşı temyiz yoluna başvurulmadan yapılan bu başvuru, olağan kanun

yoluna başvurulmadığı için başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul

edilemez nitelikte değerlendirilemez. Zira başvurucular Mahkemece verilen

davanın kabulü kararına yönelik olarak, olayın şartları dâhilinde, olağan kanun

yollarını tüketmek için kendilerinden beklenen her şeyi yapmışlardır. Bu

aşamadan sonra başvuruculardan Derece Mahkemesince verilen son karara yönelik

olarak da temyiz yoluna başvurmalarını beklemek, bireysel başvuru hakkının

kullanılması önünde orantısız bir engel oluşturabilir (Deniz Baykal, § 31).

52. Temyiz yolu açık olan bir hükme yönelik olarak, etkili

görmedikleri veya hukuki yararları olmadığı için bu yola başvurmayan

başvurucular doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru haklarını

kullanabilirler.

53. Başvuru konusu olayda, Mahkemece verilen davanın kabulüne

dair kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesince bozulması üzerine Mahkemece ilk

hükümde direnilmiştir. Direnme kararının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunca direnme kararının bozulmasına hükmedilmiş, başvurucuların karar

düzeltme talepleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından reddedilmiştir.

Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uyularak davanın reddine karar

verilmiştir. Dolayısıyla somut olaya ilişkin olarak Mahkemece verilen ilk

kararlar incelenmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından, davanın reddine

karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmeyerek hüküm

bozulmuştur. Mahkemece, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel

Kurulu kararları doğrultusunda verilen davanın reddine dair karara karşı olağan

kanun yollarına başvurulmasında hukuki yararın bulunduğundan ve başvurucuların

hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarını tüketmediklerinden söz edilemez.

Sonuç olarak temyiz yolu açık olan bir hükme yönelik olarak, etkili

görmedikleri veya hukuki yararları olmadığı için bu yola başvurmayan

başvurucular açısından başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi

gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

54. Başvurucular, İSKİ Genel

Müdürlüğü aleyhine açtıkları kamulaştırmasız el atmaya dayalı taşınmaz

bedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini, davanın kabulüne dair karar

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulduğu için Mahkemece verilen ret kararını

temyiz etmediklerini ve bireysel başvuru haklarını kullandıklarını belirterek,

bedeli ödenmeksizin taşınmazlarına el konulduğunu, bu şekilde mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

55. Başvurucuların, kamulaştırma

kararı alındığı halde bedeli ödenmeksizin İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından

kullanılan taşınmaz bedelinin ödenmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlali

iddiaları açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmediğinden başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

56. Başvurucular, Ümraniye

ilçesinde bulunan taşınmazlarına İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma

yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin el konulduğunu, kamulaştırmasız el atmaya

dayalı açtıkları taşınmaz bedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini ve

taşınmaz bedelinin ödenmediğini, usulüne uygun olarak yapılan bir kamulaştırma

işleminin bulunmadığını belirterek, Anayasa'nın 35. maddesinde tanımlanan

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

57. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden kamulaştırma bedelinin

başvuruculara ödenip ödenmediği hususunda bir açıklık bulunmadığını, DSİ Genel

Müdürlüğünden kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediği hususunun sorularak bu

durumun açıklığa kavuşturulması gerektiğini, taşınmazın bedeli başvuruculara

ödenmemiş ise başvurucuların ödeme için önce idareye sonra da icra takibi

yoluna başvurmaları gerektiğini, dosya kapsamından bu yönde bir müracaatın olup

olmadığının anlaşılamadığını, başvurucuların diğer iddialarının esas itibarıyla

maddi ve hukuki vakıaların değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet

olmadığına, dolayısıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğunu, bu yönden

derece mahkemelerince getirilen çözümün adil olup olmamasının açıkça keyfilik

içermedikçe bireysel başvuru incelemesine tabi tutulamayacağını bildirmiştir.

58. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne katılmadıklarını, taşınmazın kamulaştırma bedellerinin ödenmediğini,

Derece Mahkemesince bu hususun araştırıldığını ve taşınmazın bedelinin

ödenmediğinin belirlendiğini, davalı İdarenin, kamulaştırma bedelini

kamulaştırma tarihinde malik olmayan F.D. ve müşterekleri adına bankaya bloke

ettiğini, kendilerine hiçbir ödeme yapılmadığını, bu hususların Derece

Mahkemesi dava dosyasında bulunduğunu, taşınmazın kamulaştırma bedeli

ödenmediği için kamulaştırmasız el atmaya dayalı taşınmaz bedelinin ödenmesi

davası açtıklarını belirtmişlerdir.

59. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

60. Anayasa'nın "Mülkiyet Hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

61. Anayasa'nın "Kamulaştırma" kenar başlıklı 46.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Devlet ve kamu

tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını

peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya

bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar

üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli

ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Kanunun

taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı

aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

İkinci fıkrada

öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma

bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."

62. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı

1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve

tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı

vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve

uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun

bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler,

devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek

veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini

sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları

hakka halel getirmez."

63. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi benzer

düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir.

64. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten

barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın

ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı

düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci

cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun

olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla

mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer

almaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B.

No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).

65. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesindeki düzenlemeye benzer şekilde Anayasa'nın 35. maddesi de, birinci fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci ve

üçüncü fıkralarında ise mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve bu

sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir.

66. Mutlak değil sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkı

Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki

ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen

sınırlandırmaların denetiminin, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler

çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

67. Mülkiyet hakkına getirilen

sınırlandırmanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

68. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, mülkiyet hakkına

yönelik bir müdahale bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda,

varlığı kabul edilen müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığının, söz

konusu hakkın özünü zedeleyecek ölçüde kısıtlanıp kısıtlanmadığının,

kısıtlamanın gerekli olup olmadığının ve kullanılan araçların orantısız olup

olmadığının tespit edilmesi gerekir.

i. Müdahalenin

Varlığı Hakkında

69. Başvurucular, Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazlarına İSKİ

Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin el

konulduğunu, kamulaştırmasız el atmaya dayalı olarak açtıkları taşınmaz

bedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini, usulüne uygun olarak yapılan bir

kamulaştırma işleminin bulunmadığını belirterek, Anayasa'nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

70. Bireysel başvuru yoluyla

mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak

bir müdahalenin bulunması gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014,

§ 26).

71. Bu doğrultuda, öncelikle

mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olabilecek malvarlığı değerlerinin

belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35. maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1.

maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk

girebileceği gibi kesin bir şekilde tanımlanmış alacak hakları da girebilir

(AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.

24/9/2008).

72. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan mülkiyet kavramı

ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35.

maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesi

kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın

varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,

Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir

menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi

gerekir (İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30-31).

73. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,

kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara

uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden

yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17).

Başvurucular, bu haktan yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlal

iddiasında bulunabilirler. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip

olunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır.

74. Somut olayda, başvurucuların, tapu sicilinde adlarına

kayıtlı taşınmaz üzerinde, 4721 sayılı Kanun uyarınca mülkiyet haklarının

bulunduğu şüphesizdir.

75. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin

"kamu yararı" olduğu

kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının,

malikin rızası olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla

devlet tarafından sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma

kararının yasada gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın

peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir (AYM, E.2004/25,

K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

76. Bir taşınmazın hiçbir

karşılık ödenmeden idareye geçmesi, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını

aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur (AYM, E.2002/112, K.2003/33,

10/4/2003).

77. AİHM, kamulaştırma

yapılmaksızın taşınmaza el atılması yoluyla yapılan müdahalenin, başvurucuların

mülkiyete saygı haklarını ihlal ettiği kanaatindedir (bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, B. No: 11765/05,

27/5/2010, § 51).

78. Somut olayda, başvurucular,

Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, tapu kaydı ile maliki

oldukları Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazın İSKİ Genel Müdürlüğünce

kamulaştırma yapılmaksızın fiilen el atılarak kullanıldığını ileri sürmüşler ve

el atmanın tespiti ile taşınmazın bedelinin ödenmesini talep etmişlerdir.

79. Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü,

taşınmazın 1974 yılında kamulaştırılarak kamulaştırma bedelinin o tarihteki

malikleri adına Bankaya bloke edildiğini, 25/8/1977 tarihinde kamulaştırmaya

ilişkin belgelerin davacılara tebliğ edildiğini, dolayısıyla kamulaştırmasız el

atmadan söz edilemeyeceğini, kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren 30 gün

içinde dava açılmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

80. DSİ Genel Müdürlüğünce “Kamulaştırılacak Taşınmaz Mala Ait Plan”

düzenlenerek kamulaştırma bedeli belirlenmiş, 6830 sayılı Kanun’un 6. maddesine

göre kamulaştırma yapıldığı belirtilerek, Beşiktaş 3. Noterliğine hitaben yazı

yazılmış ve tapu malikleri olan başvurucu Naime Tığlı

ile diğer başvurucuların murisi Niyazi Tunca adına tebliği talep edilmiştir.

Anılan yazı üzerinde, Beşiktaş 3. Noterliğinin 22/8/1977 tarihli mührü

bulunmakta olup, yazının tebliğine dair bir ibare yer almamaktadır.

81. DSİ Genel Müdürlüğü,

16/4/2010 tarihli yazısında, Naime Tığlı ve Niyazi

Tunca’ya 22/8/1977 tarihli Noter tebligatı gönderildiğini, Naime

Tığlı’nın birlikte ikamet eden kızı Güler Tığlı’ya tebligatın teslim edildiğini, kamulaştırma

bedelinin alındığına dair kaydın bulunmadığını bildirmiştir.

82. Başvuruculara ait taşınmazın

kamulaştırılmasına karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan 6830 sayılı

Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasına göre, “İstimlâki kararlaştırılan yerlerin tapu ve tapu kaydı yoksa vergi

kayıtları ile ve ayrıca haricen yapılacak tahkikatla tesbit

edilen mal sahibi, zilyed ve diğer alâkalılarından

ikametgâhı tesbit edilmiş olanlara istimlâk olunacak gayrimenkulun plân veya ebatlı krokisi, istimlâk kararı ve

takdir olunan kıymeti ve istimlâkin hangi idare lehine yapıldığı ve açılacak

davalarda husumetin kime tevcih edileceği 15 gün içinde noter marifetiyle

tebliğ olunur. Tebligatta Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri tatbik

olunur…”

83. Aynı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasına göre ise “İstimlâk olunacak gayrimenkulun

sahibi, zilyed ve diğer alâkalılar veya istimlâki

yapan idare tarafından 13 üncü madde gereğince ikametgâhlarında tebligat

yapılmış olanlar tebliğ tarihinden itibaren 15 gün, bunlar haricindekiler son

ilân tarihinden itibaren 30 gün içinde istimlâk muamelesine karşı Şûrayı

Devlette ve takdir edilen bedel ile maddi hatalara karşı da gayrimenkulun

bulunduğu mahal asliye hukuk mahkemesinde dâva açabilirler. Şu kadar ki, Şûrayı

Devlete müracaat edildiği takdirde mahkemeye müracaat müddeti Şûrayı Devlet

kararının katîleştiği tarihten, bu karar aleyhine

karar tashihi istenmiş ise bu talebin reddine dair ilâmın tebliği tarihinden

cereyana başlar.”

84. Somut olayda Derece

Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlık, başvuruculara 6830 sayılı mülga Kanun’a

uygun olarak kamulaştırma işleminin tebliğ edilip edilmediği noktasında

toplanmıştır. Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 1/11/2011 tarihli direnme

kararında, davalı tarafından yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı ve

tebligat yapıldığının davalı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın

kabulüne ve ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir (bkz. § 21).

85. Davalının temyizi üzerine,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/7/2012 tarihli ilâmıyla davalı tarafından,

kamulaştırma kararına ilişkin belgelerin usulüne uygun olarak tebliğ edildiği

ve 30 gün içinde dava açılmadığı, dolayısıyla davanın reddine karar verilmesi

gerekirken, kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, direnme

hükmünün bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 22).

86. Bozma kararına uyan İstanbul

Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi, bozma ilâmı doğrultusunda davanın reddine

karar vermiştir.

87. Kamulaştırma işlemine

ilişkin belgelerin usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği konusunda

Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca,

davalının sunduğu belgelerin ve delillerin değerlendirilmesi sonucu farklı

sonuçlara ulaşılmışsa da bu durumun, delillerin değerlendirilmesine ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

88. Somut olayda, Derece Mahkemeleri

tarafından başvuruculara ait taşınmazın kamulaştırıldığı belirtilmişse de

Anayasa’nın 46. maddesine göre kamulaştırma işlemi için, kamu yararı amacının

bulunması, kamulaştırma işleminin kanunda öngörülen usullere uygun olarak

yapılması ve kamulaştırılacak taşınmazın bedelinin maliklerine ödenmesi

gerekir. Bu şartların gerçekleşmediği durumlarda hukuka uygun bir

kamulaştırmadan söz edilemez.

89. Anayasa'nın 46. maddesinde

öngörülen ve temel öğesinin "kamu

yararı" olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz

üzerindeki mülkiyet hakkının, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla

idarece kaldırılmasıdır. Kamulaştırmanın bir başka tanımlaması ise kamu yararı

amacıyla, bir taşınmazın takdir edilen bedeli peşin verilmek üzere malikinin

rızasına bakılmaksızın elinden alınmasıdır. Anayasa'nın 46. maddesinde

öngörülen kamulaştırma, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan

mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. İdare kendisine Anayasa

tarafından tanınan olanak ve yetkileri kanuna uygun bir biçimde kullanmaksızın

taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Ayrıca hak

düşürücü sürelerin geçmesiyle taşınmaz malikinin her türlü dava açma hakkının

engellenmesi ve taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi, mülkiyet

hakkının sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur (AYM,

E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003).

90. İdarenin her türlü eylem ve

işleminin kanuni bir dayanağının bulunması gerekir. Yönetimin kanuniliği olarak

adlandırılan bu ilke gereği idare, kaynağını kanundan almayan bir yetkiyi

kullanamaz. Bunun doğal sonucu olarak Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin her

türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olduğu ilkesi getirilmiştir.

Buna göre idare, özel hukuk kişilerine ait taşınmazlara, kanunun verdiği yetkiyle

ve ancak kanunda öngörülen şekilde malik olabilir. Anayasa’nın 35. maddesinde

yer alan “Mülkiyet hakkı kamu yararı

amacıyla kanunla sınırlanabilir.” hükmüne paralel olarak,

Anayasa’nın 46. maddesinde kamulaştırmanın temel esasları açıkça

düzenlenmiştir. Anayasa’nın 46. maddesindeki “Devlet

ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını

peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir

kısmını kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde

idari irtifaklar kurmaya yetkilidir.” şeklindeki hüküm gereği, idare,

geçerli bir kamulaştırma işlemi olmaksızın hiçbir özel hukuk kişisinin taşınmazına

el koyamayacağı gibi, mülkiyet hakkının sağladığı yetkileri kanunun öngördüğü

sınırı aşacak şekilde de sınırlayamaz.

91. Kamulaştırmasız el atma

kavramı ise ilk olarak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları’nda

değerlendirilmiştir. Yargıtay, 16/5/1956 tarihli ve E.1, K.6 sayılı İçtihadı

Birleştirme Kararı’nda “... Usulü dairesinde

istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibariyle, gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine men’i

müdahale davası açmaya hakkı olduğuna, ancak dilerse bu fiili duruma razı

olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulün

bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ...” şeklinde tespit yapılmış,

taşınmazına kamulaştırmasız el atılan kişinin idareye karşı müdahalenin

önlenmesi veya taşınmazın mülkiyetinin idareye devredilmesi karşılığında

bedelinin ödenmesini isteme hakkı olduğu hüküm altına alınmıştır.

92. Yine Yargıtayın

16/5/1956 tarihli ve E.1, K.7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, “Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül

edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulünün

bedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbeden

hükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağına

ve bu itibarla da, hadisede Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinin tatbik kabiliyeti

bulunmadığına...” karar verilmiş, kamulaştırmasız el atma halinde

açılacak bedel davalarının zamanaşımına bağlı olmadığı belirtilmiştir.

93. Kamulaştırmasız el atma,

idarenin haksız fiili niteliğinde olduğundan, el atmaya rağmen mülkiyet hakkı

malikte kalmaktadır. Kamulaştırmasız el atma durumunda İçtihadı Birleştirme

Kararı’na göre malikin, dilerse müdahalenin önlenmesi, dilerse taşınmazın mülkiyetinin

idareye geçmesi karşılığı bedel ödenmesini isteme hakkı bulunmaktadır. Mülkiyet

hakkının devam ettiği bir durumda, malikin taşınmazın idareye devri karşılığı

açacağı bedel davasının zamanaşımına bağlı olması mümkün değildir. Zira malikin

mülkiyet hakkı devam etmekte olup, idare açısından sebepsiz zenginleşme teşkil

edecek bir durum söz konusu değildir. Bundan dolayı malik, fiili el atma devam

ettiği sürece bu davayı açma hakkına sahiptir.

94. Kamulaştırma işlemi, kamu

yararı kararı alınmasından taşınmazın edinilmesi aşamasına kadar birden çok

idari işlemi gerektirmektedir. İdarenin, kamu yararı kararı almasından

kamulaştırmanın gerçekleştiği aşamaya kadar bazı idari işlemleri yapmakla birlikte,

kamulaştırma süreci tamamlanmadan taşınmaza fiilen el atması halinde de kamulaştırmasız

el atma durumu söz konusu olur.

95. Somut olayda, başvurucuların

dava dilekçesi, davalı İdarenin cevap dilekçesi ile Mahkeme ve Yargıtay

kararlarında açıkça belirtildiği üzere, başvuruculara ait taşınmazda Dudullu su deposu ve Kozyatağı

isale hattının yer aldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın, tapu sicilinde

başvurucular adına tescilli olmasına ve yalnızca “kamulaştırılacaktır” şerhi bulunmasına karşın, İdare

tarafından kamulaştırma işlemi tamamlanmaksızın ve bedeli ödenmeksizin taşınmaza

fiilen el atıldığı, başvurucuların taşınmazı kullanmalarının fiilen engellendiği,

bu şekilde mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir.

96. DSİ Genel Müdürlüğünce

başvuruculara ait taşınmazın kamulaştırılmasına karar verildiği ve kamulaştırma

kararı alındığı, Derece Mahkemelerinin kararlarına göre kamulaştırma kararının

başvuruculara usulüne uygun olarak tebliğ edildiği kabul edilmişse de,

kamulaştırma kararı alınan taşınmaz bedelinin başvuruculara ödenmediği,

taşınmazın tapu kaydında “kamulaştırılacaktır”

şerhi bulunmasına rağmen Anayasa’nın 46. maddesine uygun olarak bedeli ödenmek

suretiyle kamulaştırmanın gerçekleştirilmediği, yalnızca kamulaştırma kararı

alınması ve bu kararın maliklere tebliğ edilmesi ile mülkiyet hakkının sona

erdirilemeyeceği, dolayısıyla Derece Mahkemeleri tarafından, 30 gün içinde dava

açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin, ortada bedeli

ödenerek kamulaştırılan taşınmazın bulunmadığı hususu göz önünde bulundurulduğunda,

başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale teşkil edeceği sonucuna

ulaşılmıştır.

97. Başvurucuların taşınmazının

kamulaştırılmasına karar verilmiş ve Derece Mahkemelerince kamulaştırma

kararının başvuruculara tebliğ edildiği kabul edilmişse de, kamulaştırılmasına

karar verilen taşınmaz bedelinin ödenmediği, bu durumda Anayasa’nın 46.

maddesine uygun bir kamulaştırma işleminden söz edilemeyeceği, dolayısıyla

kamulaştırmasız el atma durumunun söz konusu olduğu, bu şekilde başvurucuların

mülkiyet haklarına müdahale edildiği, yapılan bu müdahale nedeniyle 30 günlük

dava açma süresinden de söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.

98. Açıklanan nedenlerle

taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkına, hukuk sisteminde öngörülen usuller

dışında kamulaştırma yapılmaksızın ve taşınmazın bedeli ödenmeksizin el

atılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

Hakkında

99. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe anılan maddenin ihlalini

teşkil edecektir. Bu itibarla, müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar

tarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

1. Kanunlar Tarafından Öngörülme

100. Başvuruculara ait taşınmaza ilişkin olarak, DSİ Genel

Müdürlüğünce su deposu ve isale hattı kurulması amacıyla kamulaştırma kararı

alındığı ancak başvurucuların taşınmazı satın aldığı tarihte tapu kayıtlarında

kamulaştırmaya ilişkin herhangi bir şerhin bulunmadığı, satış tarihinden sonra

tapu kaydına “kamulaştırılacaktır”

şerhinin işlendiği anlaşılmıştır.

101. Demokratik toplumun temel

ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü, Sözleşme’nin tamamının ayrılmaz bir

parçası olduğundan, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi her şeyden önce ve özellikle

mülkiyete saygı gösterilmesinden yararlanma hakkına idari makamlar tarafından

yapılan müdahalenin yasal olmasını gerektirmektedir (bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, § 42).

102. Taşınmaz üzerindeki mülkiyet

hakkına, kamu yararı amacıyla olsa dahi hukuk sisteminde öngörülen usuller

dışında kamulaştırma yapılmaksızın ve taşınmazın bedeli ödenmeksizin el

atılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.

103. Başvuru konusu olayda, kamu yararı amacıyla alınan kamulaştırma

kararının Anayasa’nın 46. maddesine ve 6830 sayılı mülga Kanun’a uygun olduğu

belirlenmiş olup, anılan kararın “kanunlar

tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

2. Meşru Amaç

104. Başvuru konusu olayda, başvuruculara ait taşınmaz üzerine su

deposu ve isale hattı kurulması amacıyla kamulaştırma kararı alındığı, halen

taşınmazda Dudullu su deposu ve Kozyatağı

isale hattının bulunduğu anlaşılmıştır. DSİ Genel Müdürlüğünce kamulaştırma

kararının alınmasındaki amacın, halkın su ihtiyacını karşılamak için su deposu kurulması

olduğu, dolayısıyla kamu yararının olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

3. Ölçülülük

105. Son olarak, kamulaştırma kararı alındığı halde taşınmazın bedeli

ödenmeksizin taşınmaza fiilen el atma şeklinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

106. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ile

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,

amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih

edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

107. Anayasa Mahkemesinin

kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile

araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen

amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.

Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek

için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı

değerlendirilmelidir (Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, § 106).

108. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, bedeli ödenmeksizin başvuruculara ait taşınmaza el atılması

şeklinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin “ölçülülük

ilkesi”ne

uygun olup olmadığı olacaktır.

109. Anayasa'nın 35. maddesine

uygun olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlet tarafından müdahale edilmişse

veya malvarlığı üzerindeki hakları kullanılamaz hale getirilmişse, bu kişinin

hakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete konu malvarlığının değerinin

ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir. Kural olarak devlet tarafından el

atılan malvarlığının değerini, devletin kendiliğinden ödemesi beklenir (Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 62).

110. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden

arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi

arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz

uygulanması da gerekir (bkz. Scordino/İtalya

(no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).

111. Yukarıda belirtildiği üzere

Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, malikine, sahibi olduğu

mülk üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkını verir. Ancak kamu gücünü

kullanan idare tarafından mülkiyet hakkının kullanılmasına sınırlama

getirilebileceği gibi malikin tasarruf hakkının tamamen ortadan kaldırılması

sonucunu doğuracak bir müdahalede de bulunulabilir. Kamu makamları tarafından yapılan

bu müdahalelerin hukuki bir temele dayanması, kamu yararı şeklinde meşru bir

amacının bulunması ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru amaçla

orantılı olması gerekir.

112. Kamulaştırmasız el atma

uygulaması, hukuken taşınmazların maliki olan başvurucuları, herhangi bir kamu

yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorunda

bırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği ancak daha sonra

mahkemeler tarafından bir değerlendirmenin konusu yapılmıştır. Başka bir

deyişle, kamulaştırmasız el atmanın tespiti, her ne olursa olsun, idare

tarafından isteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumu hukuki olarak kabul

etmeye ve idareye, kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkanı

sunmaya yol açmaktadır (bkz. Sarıca ve

Dilaver/Türkiye, § 43).

113. AİHM’e göre, idareye, resmi

kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama,

davacılara, öngörülemez ve keyfi bir sonuçla karşılaşma tehlikesi taşımaktadır.

Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki güvence temin edecek ve gerektiği şekilde

gerçekleştirilen bir kamulaştırmanın alternatifini oluşturacak nitelikte değildir

(bkz. Scordino/İtalya (no:3), B. No: 43662/98, 17/5/2005

§ 31).

114. Hukuk devleti, eylem ve

işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup

güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek

sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve

Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan

devlettir. Devletin veya bir kamu tüzel kişisinin, kamulaştırma işlemi

olmaksızın temel insan haklarından olan mülkiyet hakkına keyfi bir şekilde el

atarak bireylerin sahip oldukları taşınmazları üzerinde özgürce tasarruf

etmelerinin engellenmesi ve mülkiyet haklarının ellerinden alınması hukuk

devleti ilkesine aykırıdır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003).

115. Kamu tüzel kişilerinin

herhangi bir şekilde kamulaştırma yapmadan bir taşınmaz üzerine kamu yararı

amacıyla köprü, yol veya herhangi bir tesis yapmaları kamulaştırmasız el

atmadır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003).

116. Anayasa'nın 35. maddesine

göre kişilerin mülkleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı

gereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa'nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum

bırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum

bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 37).

117. Başvuru konusu olayda

başvurucular, Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, tapu

kaydı ile maliki oldukları Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazın İSKİ Genel

Müdürlüğünce kamulaştırma yapılmaksızın fiilen el atılarak kullanıldığını ileri

sürmüşler ve el atmanın tespiti ile taşınmazın bedelinin ödenmesini talep

etmişlerdir.

118. Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü,

taşınmazın 1974 yılında kamulaştırılarak kamulaştırma bedelinin o tarihteki

malikleri adına Bankaya bloke edildiğini, 25/8/1977 tarihinde kamulaştırmaya

ilişkin belgelerin davacılara tebliğ edildiğini, dolayısıyla kamulaştırmasız el

atmadan söz edilemeyeceğini, kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren 30 gün

içinde dava açılmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

119. Gerçekten de dava konusu

taşınmazın, F.D. ve M.D. adlarına tapuya kayıtlı iken DSİ Genel Müdürlüğünce

26/2/1974 tarihinde kamulaştırılması kararı alındığı, Kıymet Takdir Komisyonu

tarafından takdir edilen kamulaştırma bedelinin F.D. ve müşterekleri adına

26/2/1974 tarihinde T.C. Merkez Bankası İstanbul Şubesine bloke edildiği

belirlenmiştir.

120. Başvuruculardan Naime Tığlı ile diğer başvurucuların murisi Niyazi Tunca,

27/11/1974 tarihinde, taşınmazı F.D. ve M.D.’den

satın almışlar ve adlarına tapuya tescil ettirmişlerdir. Bu satış sırasında ve

sonrasında düzenlenen tapu kayıtlarında kamulaştırmaya ilişkin herhangi bir

şerh veya yazının tapu kaydında bulunmadığı anlaşılmıştır.

121. Ümraniye Tapu Sicil

Müdürlüğünün 30/1/2009 tarihli yazısına göre taşınmazın halen Niyazi Tunca ve Naime Tığlı adına tapuya kayıtlı olduğu, beyanlar hanesinde

“DSİ Genel Müdürlüğünce kamulaştırılacaktır”

şerhinin bulunduğu anlaşılmış, DSİ Genel Müdürlüğü, kamulaştırma bedelinin

alındığına dair kaydın bulunmadığını bildirmiştir.

122. T.C. Merkez Bankası

yazısında, Naime Tığlı adına herhangi bir ödeme

yapılmadığı belirtilmiştir.

123. Somut olayda Derece

Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlık, başvuruculara 6830 sayılı mülga Kanun’a

uygun olarak kamulaştırma işleminin tebliğ edilip edilmediği noktasında

toplanmış olup, bu konuda Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davalı

tarafından yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı ve tebligat yapıldığının

davalı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve ilk hükümde

direnilmesine karar verilmiştir (bkz. § 21).

124. Davalının temyizi üzerine,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/7/2012 tarihli ilâmıyla davalı tarafından,

kamulaştırma kararına ilişkin belgelerin usulüne uygun olarak tebliğ edildiği

ve 30 gün içinde dava açılmadığı dolayısıyla davanın reddine karar verilmesi

gerekirken, kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, direnme

hükmünün bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 22). Anılan bozma kararı,

kamulaştırma kararının tebliğinden itibaren 30 günlük hak düşürücü süre içinde

dava açılmadığı için verilmişse de karar içeriğinde, “Öte yandan davadaki talep sonucunun ıslah yoluyla artırılması ya da

değiştirilmesi için o hakkın maddi hukuk açısından mevcut bulunması gerekir.

Hiç var olmayan veya başlangıçta var olmakla birlikte hak düşürücü süre

nedeniyle ortadan kalkan bir hak için usul hukukunun kurum ve kuralları

kullanılarak talepte bulunulması mümkün değildir. Yine dava yoluyla bir hak

talebinde bulunulması için o hakkın maddi hukuk bakımından mevcut bulunması

gerektiğinden, hak düşürücü sürenin geçmesiyle özü ortadan kalkan bir hak için

kamulaştırmasız el atmadan söz edilerek bedel istenemeyeceği kuşku ve

duraksamadan uzaktır.” şeklinde gerekçe oluşturulduğu da

anlaşılmıştır.

125. Başvuru konusu olayda,

kamulaştırma işlemine ilişkin belgelerin başvuruculara tebliğ edilip edilmediği

hususunda Derece Mahkemesi ve Yargıtay tarafından farklı değerlendirmeler

yapılmışsa da yukarıda da açıklandığı üzere, başvuruculara ait taşınmazın

kamulaştırılmasına karar verildiği halde bedelinin ödenmediği ve bu durumun

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği dikkate alındığında, kamulaştırma

kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde dava açılmaması nedeniyle davanın

reddine karar verilmesi, mülkiyet hakkını, özü itibarıyla ortadan kaldırdığı

şeklinde değerlendirilemez.

126. Somut olayda davalı

tarafından kamulaştırılmasına karar verilen taşınmazın kamulaştırma bedelinin

başvuruculara ödenmediği, dolayısıyla kanuna uygun bir kamulaştırma işleminin

olmadığı, bu durumun kamulaştırmasız el atma niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır. Bedel ödenmediği için başvurucuların kamulaştırılmasına karar

verilen taşınmaz üzerinde mülkiyet haklarının devam ettiği açıktır. Zira

25/8/1977 tarihinde Niyazi Tunca ve Naime Tığlı’ya usulüne uygun olarak kamulaştırma işleminin ve

ilgili belgelerin tebliğ edildiği kabul edilse dahi, taşınmazın halen başvurucular

adına tapuya kayıtlı olduğu ve İdare adına tescil edilmediği, İdarenin bu

yönden bir girişiminin de olmadığı dikkate alındığında, kamulaştırılmasına

karar verilen ancak henüz kamulaştırılmayan ve bedeli ödenmeyen taşınmaz

yönünden başvurucuların mülkiyet haklarının bulunduğunda kuşku yoktur.

127. Taşınmazın halen

başvurucular adlarına tapuya kayıtlı olduğu ve bedelinin ödenmediği dikkate

alındığında, başvurucuların kamulaştırma işlemine karşı 30 gün içinde dava

açmamaları nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenmesi amacıyla dava açmalarının

mümkün olmadığı şeklindeki bir sonuç, mülkiyet hakkı ile birlikte hak arama

özgürlüğünün de ihlali niteliğinde olabileceği gibi, bu taşınmaza ilişkin

kamulaştırma kararına dayalı olarak tescil davası açılmasını İdareden beklemek

de başvurucular açısından hukuki belirsizlik meydana getirecektir. Dolayısıyla

kamulaştırma kararı alınan taşınmaza ilişkin olarak, İdare tarafından taşınmaza

yapılan müdahale ile başvurucunun taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkı arasında

adil bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil dengenin kamu yararına tahsis

edilen ve bu yönden meşru bir amacı olan kamulaştırma konusu taşınmaz bedelinin

başvuruculara ödenmesi ile telafi edilebileceğinde kuşku yoktur. Tapu sicilinde

başvurucular adına tescilli taşınmazın “kamulaştırılacaktır”

şeklindeki şerhe rağmen İdare tarafından kamulaştırma işleminin tamamlanmadığı

ve taşınmazın bedelinin ödenmediği, dolayısıyla tazminat ödenmeksizin

mülkiyetin kaybettirilmesinin başvurucuların mülkiyet hakkına orantılı bir

müdahale olmadığını gösterdiği ve mülkiyet haklarını ihlal ettiği

anlaşılmaktadır.

128. Sonuç olarak, halen

başvurucular adına tapuya kayıtlı taşınmazın, kamulaştırma kararı alınarak

başvurucuların anılan taşınmazı satın aldıkları tarihten sonra tapu kaydına “DSİ Genel Müdürlüğünce kamulaştırılacaktır”

şerhinin konulmasına rağmen, kamulaştırma işleminin tamamlanmadığı ve

taşınmazın bedelinin başvuruculara ödenmediği dikkate alındığında, taşınmaz

üzerinde mülkiyet hakları bulunduğu şüphesiz olan başvurucuların, İdare

tarafından el atılan ve bedeli ödenmeyen taşınmaz bedelinin ödenmesi amacıyla

açtıkları davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet haklarını ihlal ettiği

sonucuna varılmıştır.

129. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

130. Başvurucular, mülkiyet haklarının ihlal edildiğinin

tespitini, yasal faiziyle birlikte maddi tazminat ve yargılama giderlerinin

ödenmesini talep etmişlerdir.

131. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucuların haklarının ihlal edildiğinin tespiti halinde, daha

önce verilen kararlar doğrultusunda hakkaniyete uygun bir tazminata karar

verilmesinin yerinde olabileceğini bildirmiştir.

132. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

133. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

134. Başvurucular tarafından, Mahkemece belirlenen taşınmazın

değeri doğrultusunda maddi tazminat talebinde de bulunulmuş olup, mevcut

başvuruda Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiği tespit edilerek yeniden

yargılama yapılması yolunun açıldığı dikkate alındığında, başvurucuların maddi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

135. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların

1. Mülkiyet

haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın

35. maddesinde düzenlenen mülkiyet haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. İhlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın

İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,

B. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucular

:

Emel KAYNAR

Naime

TIĞLI

Hatice TUNCA Erkan TUNCA Vekilleri : Av. Hayati YILMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3667, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucuların
  16. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Tığlı
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3667
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Nezihe Çoksüer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7285)
  • Necmettin Keskin Başvurusu (B. No: 2014/288)
  • Hüseyin Remzi Polge Başvurusu (B. No: 2013/2166)
  • Hayrettin Savaş Başvurusu (B. No: 2013/9810)
  • Hüseyin Barış Başvurusu (B. No: 2014/2848)
  • Oktay Kaya Başvurusu (B. No: 2014/3917)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.