İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emin Aydın Başvurusu (B. No: 2013/3178)

1. Başvuru, yerel bir gazetede yayımlanan köşe yazısı

Başvuru No2013/3178Tarih25 Haziran 2015Okuma19 dk · 3.812 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Emin Aydın Başvurusu (2)

Karar tarihi
25 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/3178
R.G. Tarih- Sayı
19/9/2015-29480
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.812 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yerel bir gazetede yayımlanan köşe yazısı

nedeniyle başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılması ve manevi tazminat

ödemeye mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü; ayrıca belirtilen ceza

soruşturması kapsamında şikâyetçi konumunda olan Cumhuriyet Savcısının aynı

soruşturmada başvurucu hakkında kamu davası açmasının adil yargılanma hakkını

ihlal ettiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 9/5/2013 tarihinde Çine Asliye Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 31/7/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 12/12/2013 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 16/12/2013 tarihinde

Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 17/2/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 21/2/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı beyanlarını 4/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Aydın İline bağlı Çine İlçesinde faaliyet

gösteren yerel bir gazete olan Çine Madran Gazetesinin yayın yönetmenidir. Gazetenin

15/10/2012 tarihli nüshasında, başvurucu tarafından kaleme alınan “Frene basmak” başlıklı bir köşe yazısı

yayımlanmıştır. Anılan köşe yazısı şöyledir:

“Efendim… Sayın… Siz… Sen… Şey… Ben… Biz… Onlar… Öncelikle… Söze…

Göze… Dize… Size.. Bize… Nasıl desem… Şunu… Onu… Bunu…

Yel… Dal… Sel..

Mal… Aman… Yaman… Çelişki… İlişki…

İpek… Köpek… Bebek… Çiçek… Kısaca…

Uzunca… Esasında… Örgüt… Mörgüt… Lobi.. Hobi..

Kahrolsun, bir türlü başlayamıyorum yazmaya… Imm.. Hımm.. Ihhı…

Gak… Guk… Kem… Küm…. Güüüüüüüüm…

Evet, evet! “güüüüm” demeden

önce fren…. Vurmak ya da durmak için değil… Dinlemek ve dinlenmek için… Kazasız

belasız yolu tamamlamak… Engellerin takılmak değil, aşılmak için olduğunu

ispatlamak. Her şeyden önemlisi yola ve yolculara zarar vermemek için… Muhterem

zatları, şer şoförlerin dolmuşuna muhtaç etmemek için… Frene basıyoruz… Lütfen

emniyet kemerlerinizi takınız…”

9. Çine Cumhuriyet Başsavcılığında o tarihte üç Cumhuriyet

Savcısı görev yapmaktadır. Başvurucunun, Cumhuriyet Savcılarının ve ilçe emniyet

amirinin “sel”, “ipek”, “uzunca”

ve “yaman” olan soy isimlerini

altına ve üstüne bazı kelimeler yerleştirerek B. Sel ve Ş. İpek’e hakaret

ettiği iddiasıyla ceza soruşturması başlatılmış ve şikâyetçiler tarafından

tazminat davaları açılmıştır.

Ceza Davası Süreci

10. Başvurucunun kullandığı ifadeleri hakaret olarak

değerlendiren adı geçen Cumhuriyet Savcıları, görev yaptıkları Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaat ederek şikâyetçi olmuşlardır. Müşteki savcı B. Sel,

şikayetçi olmayan diğer savcı izinde olduğu için 16/10/2012 tarihinde

başvurucunun ifadesini almış ve aynı tarihte kendisine ve diğer Cumhuriyet

savcısı Ş. İpek’e hakaret ettiği iddiasıyla başvurucu hakkında Çine Sulh Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

11. Çine Sulh Ceza Mahkemesi, 19/10/2012 tarihinde, kamu

davasına konu eylemin, basılmış eser yoluyla işlendiği ve Asliye Ceza

Mahkemesinin görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dava

dosyasını Çine Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir. Çine Asliye Ceza Mahkemesi,

10/4/2013 tarihli kararı ile başvurucunun hukuki durumunu Anayasa’nın 25., 26.

ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddeleri çerçevesinde

değerlendirerek, şikayetçilere karşı alenen hakaret suçunu zincirleme olarak

işlediği kanaatine varmış ve başvurucunun 131 gün karşılığı 2.620 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Mahkemenin

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“… Katılan Bekir Sel ve müşteki Şükrü İpek' in Çine

Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptıkları, sanığın ise Çine Madran Gazetesi

yayın yönetmeni olduğu ve aynı gazetede köşe yazıları yazdığı, sanığın

15/10/2012 tarihli Çine Madran Gazetesinin 3.sayfasındaki "Frene

Basmak" başlıklı köşe yazısında katılan Bekir Sel' in soy ismi olan "Sel"

kelimesinin üst paragrafına "Dal" ve alt paragrafına "Mal",

müşteki Şükrü İpek' in soy ismi olan "İpek" kelimesinin üst

paragrafına "İlişki" ve alt paragrafına "Köpek"

kelimelerini yazarak müştekilerin şahsını kastederek müştekilerin onur, şeref

ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte fiil isnat ederek müştekilerin

onur, şeref ve saygınlığına saldırdığı, sanığın köşe yazısında müştekileri

kastettiğinin aşikar olduğu, bu nedenle sanığın köşe yazısının herhangi bir

kişiye yönelik olmadığına dair savunmasına itibar edilemeyeceği, sanığın

eylemini müştekilere görevlerinden dolayı gerçekleştirdiği hususunun sabit

olmadığı, bu bakımdan hakkında nitelikli halin uygulanamayacağı anlaşılmıştır.

…

TCK'nın 126 maddesi gereğince hakaret suçunun işlenmesinde

mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş olsa bile niteliğinde mağdurun şahsına

yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa

hem ismi belirtilmiş hem de hakaret açıklanmış sayılır. Somut olayda “Mal” ve “Köpek”

olarak müştekileri hedef alan köşe yazılarında yukarıda belirtilen ifade

özgürlüğünün sınırlarını aşan, açıkça hakaret niteliği taşıyan sözcüklerin

kullanılması karşısında sanığın savunmalarına itibar edilmemiş, atılı suçtan

sanığın cezalandırılmasına dair oluşan vicdani kanaate göre Türk Milleti Adına

aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.”

Hukuk Davaları Süreci

12. Şikayetçiler Ş. İpek ve B. Sel başvurucu hakkında ayrıca

15/10/2012 tarihinde Çine Asliye Hukuk Mahkemesinde kişilik haklarına saldırı

nedeniyle ayrı ayrı tazminat davaları açmışlardır.

13. Başvurucu, ön inceleme duruşmasında, Cumhuriyet Savcısı

B. Sel ile husumetinin olduğunu, şikâyet hakkını kullandığını, ancak şahısları

hedef almadığını, bir büyüğünün tavsiyesine uyarak frene bastığını ve söz

konusu yazının bu olaydan sonra yazıldığını beyan etmiştir. Buna karşın

başvurucu duruşmada, yazıda davacıların isimlerinin yer almadığını ve

davacıların hedef alınmadığını, eleştirel içerikli bir yazı olduğunu, yazının

henüz bitmemiş olduğunu, okuyucunun anlayışına bırakıldığını, hukuka uygunluk

sınırları içerisinde eleştiri hakkının kullanıldığını, yazının bütünü dikkate

alınarak değerlendirme yapılması gerektiğini, davacıya yönelik hakarette

bulunmasını gerektirecek bir husumetin bulunmadığını ileri sürmüştür.

14. Çine Asliye Hukuk Mahkemesi, 16/4/2013 tarihli

kararlarında davalarının kabulüne, davacılar lehine ayrı ayrı 1.500,00 TL

manevi tazminata kesin olarak karar vermiştir. Birbirinin benzeri olan

kararların gerekçesi şöyledir:

“Bilindiği üzere, hukuk davasına konu olan olaya ilişkin

aynı zamanda cezai kovuşturma mevcut ise, ceza mahkemesince tespit edilecek

maddi olgular ve mahkumiyet kararı hukuk Hâkimini

bağlayıcı niteliktedir. Buradan hareketle, mahkememizce tespit edilen olguların

yanında Çine Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/621 esas, 2013/206 karar sayılı

ilamında tespit edilen maddi olgular ve mahkûmiyet kararı bir kül halinde

değerlendirmeye esas alınmıştır.

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davalının kaleme

aldığı köşe yazısı içeriği, davalının duruşmadaki beyanı, ceza mahkemesince

tespit edilen maddi olgular ve mahkumiyet kararı ile yukarıdaki ayrıntılı

açıklamalar doğrultusunda, davalının, davacıyı doğrudan hedef alarak hakaret

eyleminde bulunmak suretiyle, davacının kişilik haklarının zedelenmesine ve

davacının manevi olarak zarara uğratılmasına sebebiyet verdiği anlaşıldığından,

talep edilen manevi tazminat miktarının da, tarafların sosyal ve ekonomik

durumları göz önüne alınarak hakkaniyet çerçevesinde kaldığı ve meydana gelen

manevi zararın tazmini bakımından tatmin edici ölçü ve nitelikte olduğu, kanaatine

de varılarak davanın kabulüne karar vermek gerekmiş(tir)”

15. Çine Asliye Ceza Mahkemesi kararını 10/4/2013 tarihinde

ve Çine Asliye Hukuk Mahkemesi kararlarını 16/4/2013 tarihinde kesin olarak

vermiştir.

16. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, 9/5/2013 tarihinde

yapılmıştır.

Başvurucunun Cumhuriyet Savcısı B. Sel’i

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) Şikâyeti

17. Başvurucu, Cumhuriyet savcısı B. Sel’in bizzat müştekisi

olduğu duruşmayı yürütmesi nedeniyle 19/10/2012 tarihinde adı geçen savcıyı HSYK’ya şikayet etmiştir. HSYK

Üçüncü Dairesi, 22/1/2013 tarihli kararı ile savcı hakkında soruşturma izni

vermemiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“5271 sayılı CMK’da davaya bakacak

hâkim ya da duruşmalarda bulunacak zabıt kâtibi ile ilgili olduğu gibi,

soruşturmayı yürütecek olan Cumhuriyet Savcısı ile ilgili olarak “Cumhuriyet

Savcısının davaya bakamaması ve reddi” müessesesine yer verilmediği, Cumhuriyet

Savcısının kendisinin bizzat mağdur ya da müşteki durumda olduğu bir

soruşturmayı yürütmesinin ve sonuçlandırmasının yasal olarak mümkün bulunduğu,

Çine Cumhuriyet

Başsavcılığı’nın 2012/1466 sayısına kayden yürütülen

soruşturma kopsamında müştekinin susma hakkını

kullandığı, Çine Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı Bekir Sel dışında iki adet daha

Cumhuriyet Savcısı görevli bulunmakla birlikte, diğer Cumhuriyet Savcılarından

Şükrü İpek’in de bu soruşturma da müşteki olması, Özlem İlhan Uzunca’nın ise raporlu olması nedeniyle görevi başında

bulunmaması karşısında; Cumhuriyet Savcısı Bekir Sel’in 5271 sayılı CMK’nun 160/2. maddesi ile kendisine verilen “maddi gerçeği

araştırması ve âdil bir yargılamanın yapılabilmesi için şüphelinin lehine ve

aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almak ve şüphelinin

haklarını korumak” yükümlülüğüne aykırı davrandığını, Cumhuriyet Savcısı olarak

yürüttüğü, sonuçlandırdığı ve aynı zamanda müştekilerin de bulunduğu

soruşturmada normalin dışında ve taraflı davrandığını gösteren, şüpheli

tarafından ibraz veya beyan edilip de ısrarla getirilmeyen, muhafaza altına

alınmayan ya da ileri sürülmeyen bir delilin varlığına işaret eden bir olguya

da tesadüf edilmediği…”

Başvurucu Hakkında Açılan Diğer Davalar

18. Başvurucu hakkında, 28/10/2012 tarihinde “yola gelin beyler” başlıklı bir yazısından

dolayı ve 20/1/2013 tarihli “Kelp ile dog ve polis” başlıklı başka bir köşe yazısından

dolayı Çine Cumhuriyet Savcısı B. Sel tarafından yargı görevi yapanı etkilemek

suçundan iki kez ceza davası açılmıştır. Başvurucu her iki ceza davasından da

beraat etmiştir.

B. İlgili Hukuk

19. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren,

bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili

yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına

kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle

yükümlüdür.”

20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

125. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek

nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) veya sövmek suretiyle bir

kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar

hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin

cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi

gerekir.”

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 160. maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir

suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya

yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil

bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri

marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza

altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 25/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 9/5/2013 tarihli ve 2013/3178 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu,

i. Çine

Madran Gazetesinde yayımlanan köşe yazısı nedeniyle hakkında açılan ceza ve

hukuk davaları sonucunda adli para cezası ve manevi tazminata hükmedilmesinin

ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

ii. Ceza

soruşturmasını şikâyetçi konumunda olan Cumhuriyet Savcısının yürütmesinin ve

aynı savcının iddianameyi de düzenleyip kamu davasını açmasının adil yargılanma

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, B. Sel’in kendisi hakkında

açtığı ceza davalarının aralarındaki husumeti gösterdiğini ve savcının bu

durumda tarafsız olamayacağını ileri sürmüştür (§ 18). Başvurucuya göre

aralarında husumet bulunan bir savcının kamu davasını açması, Birleşmiş

Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 23/4/2003 tarihli Bangolar

Yargı Etiği ilkelerine aykırıdır.

iii. Anayasa’nın

10., 25., 26., 28. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ederek

yargılamanın yenilenmesi ile 20.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Başvurucunun Anayasa’nın 10., 25., 26., 28. ve 36.

maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerini dile getirme biçimi dikkate

alınarak, bu şikâyetlerin Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri bağlamında

incelenmesi gerekmektedir.

25. Başvurucu, müşteki Cumhuriyet savcısının soruşturma

yapması ve iddianameyi düzenlemesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini

ileri sürmüştür. Başvurucunun sunduğu belgelerden, yazdığı yazılardan dolayı

hakkında bir dizi ceza davası açıldığı, müşteki savcı B. Sel’in başvurucu

hakkında şikâyete konu iddianameden ayrı olarak iki iddianame daha düzenlediği

anlaşılmaktadır.

26. Anayasa Mahkemesinin görevi olayın koşullarında adı geçen

savcının müşteki hakkında iddianame düzenlemesinin bir bütün olarak

yargılamanın adilliğini etkileyip etkilemediğini denetlemektir. Olayların

geçtiği tarihte Çine İlçesinde üç savcı görev yapmaktadır ve üç savcının soy

isimleri ile İlçe Emniyet Amirinin soy ismi söz konusu yazıda yer almaktadır (§

9). Başvurucu hakkında soruşturma yapıldığı tarihte şikâyetçi olmayan

Cumhuriyet Savcısı izinde olup o tarihte ilçede görev yapan iki savcı da

başvurucu hakkında şikâyetçi olmuştur.

27. Bahsi geçen savcı, soruşturma işlemi olarak önce

başvurucunun ifadesini almak istemiş, başvurucu susma hakkını kullanarak ifade

vermemiş; ikinci olarak ise başvurucu hakkında iddianame düzenleyerek ceza

davası açmıştır. Söz konusu soruşturma işlemi hakkında inceleme yapan HSYK,

Cumhuriyet savcısının 5271 Kanun’un 160. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki

(§ 21) yükümlülüğüne aykırı davrandığının, soruşturmada normalin dışında ve

taraflı davrandığının tespit edilemediğine karar vermiştir (§ 17).

28. Bir Cumhuriyet savcısının herhangi bir olayın hem mağduru

veya müştekisi hem de soruşturmasını yürüten kişisi olması istenir bir durum

olmamakla birlikte Türk Ceza Hukuku sisteminde “Cumhuriyet savcısının davaya bakamaması ve reddi”

müessesesine yer verilmemiştir. Cumhuriyet savcısının kendisinin bizzat mağdur

ya da müşteki durumda olduğu bir soruşturmayı yürütmesi ve sonuçlandırması

yasal olarak mümkündür. Buna karşın Anayasa Mahkemesi, böyle bir durumun

Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında ortaya konan ölçütlere

uygunluğunu ve yargılamanın adilliğine etkisini her zaman denetler.

29. Yukarda zikredilen HSYK kararı da göz önüne alındığında

mevcut başvuruda asıl olarak, başvurucunun yazdığı gazete yazısından dolayı

Cumhuriyet savcısının kamu davası açması ve başvurucunun cezalandırılması

suretiyle müdahale edilen ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası

değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğüne yargı kararları ile yapılan

müdahalelerde soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin de inceleme sırasında göz

önünde bulundurulması gerektiğinden mevcut davanın koşullarında, başvurucunun

yazmış olduğu bir gazete makalesinin mağduru olduğunu iddia eden Cumhuriyet

savcısının, hakkında iddianame düzenlemesinin adil yargılama hakkını ihlal

ettiği yönündeki şikâyetinin daha fazla irdelenmesine gerek görülmemiştir.

30. Başvurucunun, mahalli bir gazetede yazdığı makalede sarf

ettiği sözlerden dolayı aleyhine tazminata hükmedilmesinin ve ceza mahkemesinde

para cezası ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde

olduğuna ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka

bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

31. Başvurucu, yayımladığı köşe yazısı nedeniyle hakkında

açılan ceza ve hukuk davaları sonucunda adli para cezası ve manevi tazminata

hükmedilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

32. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık görüşünde, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatları hatırlatılarak başvurucunun ifade

özgürlüğüne müdahale edildiğine dair şikâyetlerinin başvurucunun ifade

özgürlüğü ile başkalarının özel hayatı arasında adil bir dengenin sağlanıp

sağlanmadığı açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu,

başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki

beyanlarını tekrar etmiştir.

33. Somut başvuruya konu tazminat davalarında başvurucu,

gazete yazısındaki sözlerin hakaret içerdiği kabul edilerek davacı her bir

savcıya ayrı ayrı 1.500,00 TL manevi tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir.

Başvurucu ayrıca yargılandığı ceza davasında hakaret suçunu işlediği kabul

edilerek 2.620,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmıştır. O halde söz

konusu mahkeme kararları ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir

müdahale yapılmıştır.

34. Söz konusu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesi açısından

“yasayla öngörülmüş” olduğu ve

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde “başkalarının şöhret veya haklarının korunması”

şeklinde “meşru bir amaç güttüğüne”

yönelik bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu durumda müdahalenin “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve

“ölçülülük” ilkelerine uygun olup

olmadığı değerlendirilmelidir.

35. İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan

ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel

şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası

saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören

veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici,

şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu

yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik bir toplum”dan

söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir

ve bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın

sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (bkz. Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014 § 95; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,

8/4/2015, § 48; Nilgün Halloran,

B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 36; başka kararlar yanında bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 49).

36. İfade özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını

sağlayan basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek

bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil

olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye

paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna

etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla ifade özgürlüğü

ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Abdullah Öcalan, § 74; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461,

12/11/2014, § 65).

37. Demokratik bir sistemde, devletin eylem ve işlemlerinin,

adli ve idari yetkililerin olduğu kadar, basının ve aynı zamanda kamuoyunun da

denetimi altında bulunması gerekmektedir. Yazılı, işitsel veya görsel basın,

kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini

sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar alma süreçlerine

katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesini ve

bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altına almaktadır. Bu

sebeple basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür (Abdullah Öcalan, § 75; Fatih Taş, § 66).

38. Buna karşın basın özgürlüğü de ifade özgürlüğü gibi

sınırsız değildir. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgür

olması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır (Abdullah Öcalan, § 76; Fatih Taş, § 67).

39. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade ve

basın özgürlüklerinin sınırlandırılma nedenlerinden biri de “başkalarının şöhret veya haklarının”

korunmasıdır. Bireyin itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır.

Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara

keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle

yükümlüdür. (Abdullah Doğtaş, B.

No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar

veya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, § 36; İlhan Cihaner,

B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 42).

40. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,

prensip olarak, başvurunun ihtilaflı makale ve sözlerin sahibi tarafından

Anayasa’nın 26. maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu makaleye veya

sözlere konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına

dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Aksi halde Anayasa’nın anılan

maddelerinde korunan hakların dengelenmesinde, benzer olaylarda çelişkili

sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargı mercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar

arasında Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan ölçütlere uygun bir

şekilde bir denge kurmaları gerekir.

41. İfade ve basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı

arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan

kriterler şu şekilde sayılabilir: Basında yer alan yazı veya ifadelerin

kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı,

hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi ve konumu (siyasetçi, kamu görevlisi

veya sıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi), haber veya

makalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları, bilginin elde edilme

yöntemi ve doğruluğu, yayımın içeriği, şekli ve sonuçları ile haber veya

makalenin yayımlanma şartları ve yaptırımın ağırlığı (bkz. Nilgün Halloran,

§ 44; İlhan Cihaner,

§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997,

8/4/2015, §§ 54-61).

42. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumda

gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup

dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve ifade özgürlüğü ile

başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkının çatışması hâlinde adil bir

dengenin kurulup kurulmadığını her olayın kendine has özelliklerine göre takdir

edecektir.

43. Başvurucu, davacıların isimlerinin yazıda yer almadığını,

matufiyet unsurunun oluşmadığını, yazının henüz

bitmemiş bir yazı olduğunu ileri sürmüştür. Buna karşın ilk derece mahkemeleri

ilçede görev yapan üç Cumhuriyet savcısı ile emniyet amirinin soy isimlerinin,

arkasına ve önüne bazı kelimeler konularak “köpek”

ve “mal” kelimeleri ile birlikte

kullanıldığını tespit etmiştir. Davacıların, gazetede yer alan sözlerin

şahsiyet haklarına yönelik bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine

karşı davalı, yazıdan birkaç kelime seçilerek kendisine isnatta bulunulduğunu

ileri sürmüştür. Başvurucu, yazının amacını da yazıda ne anlatmak istediğini de

izah etmemiştir. İlk derece mahkemelerine göre oldukça soyut bir şekilde kaleme

alınan yazıda alt alta birtakım kelimeler getirilerek davacıların soy isimleri

kullanılmakta ve davacılara hakaret içermektedir. İlk Derece Mahkemelerine göre

söz konusu yazı, basın özgürlüğünün sınırlarını aşmıştır.

44. Başvurucu, derece mahkemelerinde genel olarak davacılar

ile aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını savunmasına karşın başvuru

formunda savcı B. Sel ile husumetinin bulunduğunu belirtmiştir. Gerçekten de

şikâyet konusu gazete makalesinin yayımlandığı dönemde, davacı Cumhuriyet

savcısı başvurucu hakkında bazı ceza davaları açmıştır. Nitekim başvurucunun

başvuru dilekçesine eklediği bazı mahkeme kararları ve duruşma zabıtlarından

başvurucu hakkında cumhuriyet savcılarınca kamu davaları açıldığı

görülmektedir. Bundan başka Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen tazminat

davalarının ön inceleme duruşmasında başvurucu, Cumhuriyet Savcısı Bekir Sel

ile husumetinin bulunduğunu, bu yazının bu olaylardan sonra yazıldığını beyan

etmiştir.

45. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamu

görevlileri olan hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamu

görevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (benzer bir karar için

bkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, §

33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alan hâkimler ve savcılarla birlikte

diğer yargı çalışanlarını asılsız suçlamalardan korumak devletin

görevlerindendir. Demokratik bir toplumda, bireylere, yargı sistemi ve ona

dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı

tanınmış olmakla birlikte, bu eleştirilerin, kişilerin şeref ve itibarlarının

korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (benzer

değerlendirmeler için bkz. İlhan Cihaner, § 85).

46. Bundan başka Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri,

gazetecilik mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme

tekniğini belirleyemezler. Bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağına

ancak bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa’nın

26. ve 28. maddelerinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini

değil, fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda

tutulmalıdır (bkz. Ali Suat Ertosun,

B.No: 2013/1047, 15/4/2015,

§ 66; benzer yönde AHİM kararları için bkz. Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, § 57).

47. Son olarak basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile

yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir

(Kadir Sağdıç, § 76; benzer yönde

AHİM kararları için bkz. Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37). Ne var ki eleştiri ile

hakaret arasında bir ayrıma gidilmesi gerektiği açıktır.

48. Yargının işleyişine ilişkin meseleler kamu yararına

ilişkin tartışmalar alanındadır. Bu çerçevede onun toplum için özel görevini

hesaba katmak gerekir. Hukuk devletinin temel değeri olan adaletin teminatı

olarak yargı, vatandaşların güvenine sahip olmalıdır. Cumhuriyet savcılarının

adalet sisteminin işlemesi için vazgeçilmez önemi ile hem ceza yargılamasındaki

diğer dava süjelerine hem de genel olarak halka güven telkin etmesi gereken

rolleri göz önüne alındığında hakaret içeren ve küçük düşürücü sözlerden

korunmaları gerekir. Özellikle hâkim ve savcıların konumları gereği bunlara

cevap verememesi de dikkate alındığında bu husus önem kazanmaktadır (Morice/Fransa [BD], B. No: 29369/10, 23/4/2015,

§ 128).

49. Öte yandan, yargının devletin temel kurumlarından olması

nedeniyle, ciddi temelden yoksun ve ağır şekilde zarar veren saldırılar

haricinde hâkimler ve savcılar kabul edilebilir sınırlar içinde genel nitelikte

eleştiriler yanında şahsen de eleştiri konusu yapılabilirler (Morice/Fransa § 131).

50. Mevcut başvuruya benzer davalarda derece mahkemeleri başvurucunun

kullandığı kelimelere onun verdiği anlamın ötesinde bir anlam yüklememelidir.

Dahası ifade özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda, ifadelerin

bağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerinde yer

alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir bir

değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir (Abdullah Öcalan, § 100). Buna karşın

başvurucu, yazının bütününün ne konusu ne de amacına ilişkin makul bir açıklama

getirebilmiş değildir.

51. Bir sözün gereksiz, anlamsız ve keyfi bir kişisel saldırı

oluşturup oluşturmadığının tespit edilmesinde derece mahkemelerinin takdir payı

bulunduğunda kuşku yoktur. Mevcut başvuruda derece mahkemeleri, başvurucunun,

başvuruya konu makalede dava dışı bir başka Cumhuriyet savcısı ve İlçe Emniyet

Amirinin soy isimlerine ilave olarak davacıların soy isimlerini “köpek” ve “mal” kelimeleri ile birlikte kullanarak açıkça davacıları

aşağıladığını tespit etmişlerdir. Mahkemeler, söz konusu ifadeler herhangi bir

tartışma bağlamında dile getirilmiş olgular olarak nitelendirilemeyecek

nitelikte keyfi bir kişisel saldırının unsurlarını taşıdığını kabul

etmişlerdir.

52. Bu tür ifadelerin adaletin iyi yönetilmesi aleyhine bir

güvensizlik ortamı yaratarak yargı organlarının otoritesini zayıflatacağı ve

savcıların onuruna zarar vereceği kabul edilmelidir. Yargı mensuplarının

hakaret içeren ve küçük düşürücü sözlerden korunmaları gerekliliği ile birlikte

düşünüldüğünde, başvurucuya söz konusu makalede dile getirdiği sözler nedeniyle

verilen para cezası ve tazminatların (§ 11, 14) ağırlığının ve ciddiyetinin

başvurucunun ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olmayacağı

değerlendirilmiştir.

53. Başvurucu hakkında hükmedilen para

cezası ile tazminat miktarlarının öngörülen amaçlar karşısında orantısız olduğu

ve davacıların itibar hakkının korunmasını isteme hakları ile başvurucunun

ifade özgürlüğü arasında kurulması gereken dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu

söylenemez.

54. Bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın

26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun, KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal

edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

25/6/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Emin AYDIN Vekili : Av. Murat ÖZCAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3178, 25 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun, KABUL
  16. B. Başvurucunun, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3178
Tarih
25 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Niyazi Şahiner Başvurusu (B. No: 2014/12694)
  • Ensari Karaduman Başvurusu (B. No: 2013/9838)
  • Erdal Efe ve Burhan Özsoy Başvurusu (B. No: 2014/2239)
  • Kadriye Okay Başvurusu (B. No: 2014/4106)
  • Umran Kurtuluş Başvurusu (B. No: 2014/1587)
  • Mesut Sulhan Başvurusu (B. No: 2014/2621)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.