İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kadriye Okay Başvurusu (B. No: 2014/4106)

1. Başvurucu, 13/4/1995

Başvuru No2014/4106Tarih10 Haziran 2015Okuma22 dk · 4.343 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Kadriye Okay Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2014/4106
R.G. Tarih- Sayı
18/09//2015-29479
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.343 kelime·22 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 13/4/1995

tarihinde Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tespit davası ile birleşen

üç ayrı davaya ilişkin yargılama sürecinde zamanaşımı hükümlerinin yanlış

uygulandığını, buna ilişkin itirazlarına gerekçeli kararda ve Yargıtay ilâmlarında

cevap verilmediğini, ayrıca yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesini ve tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 25/3/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 18/9/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

12/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 16/1/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 13/4/1995

tarihinde Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, davalı Kooperatif

ile aralarında 16/12/1991 tarihinde sözleşme düzenlendiğini, sözleşme gereğince

yükümlülüklerinin % 95'ini yerine getirdiğini, buna karşın davalı tarafın

yükümlülüklerini yerine getirmediğini, ayrıca davalının noter aracılığıyla

gönderdiği ihtarname ile herhangi bir hukuki dayanağı olmadan sözleşmeyi

feshettiğini, eylem ve tutumları ile ifayı imkansızlaştırmaya çalıştığını

belirterek, bu hallerin haklı nedenlere dayanmadığının tespitine ve feshin

iptaline karar verilmesini, ayrıca söz konusu sözleşmeden doğan yükümlülüklerin

yürürlükte ve bağlayıcı olduğuna hükmedilmesini talep etmiş, dava Mahkemenin

1995/223 Esas numarasına kaydedilmiştir.

8. Başvurucu ayrıca 5/5/1995

tarihinde aynı davalı aleyhine aynı Mahkemede açtığı alacak davasında, ilk

açtığı davadaki uyuşmazlık konusu olan sözleşmeye istinaden davalı taraftan

alacaklı olduğunu iddia ettiği miktarın tahsilini talep etmiş, dava Mahkemenin

1995/280 Esas numarasına kaydedilmiştir.

9. Başvurucu tarafından açılan

bu davalara karşı davalı Kooperatif, 24/5/1995 tarihinde açtığı istirdat

davasında, başvurucuya sözleşmeden doğan yükümlülükleri karşılığında

gerçekleştirdiği işten daha fazla ödeme yapıldığının tespit edildiğini, ayrıca

ödemelerin hayali fatura ve belgelere dayanılarak, yapılmamış işlerin yapılmış

gibi gösterilerek ödendiğini, sözleşme gereği alınması gereken teminatın

alınmadığını belirterek, fazladan ödenen bedellerin tahsilini ve verilmeyen

teminatın alınmasını talep etmiş, dava Mahkemenin 1995/311 Esas numarasına

kaydedilmiştir.

10. Başvurucu, aleyhine açılan

istirdat davasına cevaben sunduğu 3/7/1995 tarihli dilekçe ile davacı tarafın

iddialarına karşı beyanlarda bulunmuş, aynı zamanda “… Alacaklı olmamıza rağmen, sayın mahkemenin yanıltılması suretiyle

verilmiş bulunan ihtiyati tedbir kararı dava sonunda kaldırılsa dahi bu dönem

içinde müvekkilimize telafisi imkânsız zararlar verecektir. …” ifadesi

ile davacı tarafından ileri sürülenin aksine, davacıdan alacaklı olduğunu

belirtmiştir.

11. Bodrum 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi, açılan bu davaların, aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle,

başvurucu aleyhine açılan dava dosyasında birleştirilmesine karar vermiş,

yargılamaya E.1995/311 sayılı dava dosyasında devam etmiştir.

12. Yapılan yargılama sonunda

Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 20/5/1997 tarihli ve E.1995/311, K.1997/245

sayılı kararı ile başvurucu aleyhine açılan istirdat davasının kısmen kabulüne,

başvurucu tarafından açılan davaların reddine karar vermiştir.

13. İlk Derece Mahkemesinin bu

kararının temyiz edilmesi sonucu, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 29/6/1998 tarih

ve E.1998/2096, K.1998/2835 sayılı ilâmı ile başvurucu ve diğer bir kısım

kişiler hakkında Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinde açılmış bulunan bir ceza

davası olduğunu, aralarındaki bağlantı nedeniyle söz konusu ceza davasında

verilecek kararın hukuk hâkimini bağlayabileceğini, bu nedenle ceza davasının

bekletici mesele yapılması gerektiğini, ayrıca İlk Derece Mahkemesinin kabulüne

göre davalı kooperatifin fazla ödemede bulunduğunun sabit olduğunun

görüldüğünü, bu duruma göre davalının başvurucuya borçlu bulunmadığının

tespitine karar verilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesinin ve

istirdat davasındaki diğer taleplerin bir gerekçe gösterilmeden reddinin doğru

olmadığını belirterek bozmaya hükmetmiştir.

14. Bozma üzerine Bodrum 1.

Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay ilâmında belirtilen ceza davası dosyasını

bekletici mesele yaparak, E.1999/82 sayılı dava dosyasında yargılamaya devam

etmiştir.

15. Yargılama devam ederken

başvurucu, ceza davasında yaptırılan bilirkişi incelemesinde, davalı taraftan

alacaklarının bulunduğunun tespit edilmesi üzerine, 3/4/2009 tarihinde Bodrum

1. Asliye Hukuk Mahkemesinde yeni bir alacak davası daha açmış, davalı

Kooperatiften sözleşme uyarınca gerçekleştirdiği işler karşılığında alacağının

olduğunu ileri sürerek tahsilini talep etmiş, dava dosyası Mahkemenin 2009/207

esasına kaydedilmiş, başvurucu yargılamanın ilerleyen aşamalarında da alacak

miktarını ıslah yolu ile arttırmıştır.

16. Bodrum 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi açılan bu davanın da hukuki ve fiili irtibat nedeniyle E.1999/82

sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.

17. Bekletici mesele olarak

kabul edilen ceza davasının zamanaşımına uğrayarak, Yargıtay onamasıyla

14/12/2011 tarihinde kesinleşmesi üzerine Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi,

15/6/2012 tarihli ve E.1999/82, K.2012/633 sayılı kararı ile başvurucu

tarafından 13/4/1995 ve 5/5/1995 tarihlerinde açılan ve birleştirilerek görülen

davaların, 15/3/2001 tarihli celsede takip edilmediğinden işlemden

kaldırıldığını ve üç aylık yasal süresi içinde yenilenmediğini belirterek,

15/6/2001 tarihi itibarıyla bu davaların açılmamış sayılmalarına; başvurucu

aleyhine 24/5/1995 tarihinde açılan istirdat davasının, herhangi bir alacak

bulunmadığından reddine hükmetmiştir.

18. Bodrum 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi aynı kararında, açılmamış sayılan davaların, açılmamış sayılma

koşulları gerçekleştiği tarihten itibaren hukuk dünyasında oluşturdukları

sonuçlar ortadan kalktığından, başvurucunun talep ve iddiaları yönünden

zamanaşımının kesici etkilerinin de ortadan kalktığını belirtmiş, dolayısıyla

yine başvurucu tarafından 3/4/2009 tarihinde açılan ve bu davalarla

birleştirilerek görülen alacak davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar

vermiştir.

19. Başvurucu İlk Derece

Mahkemesinin 15/6/2012 tarihli kararı üzerine, gerekçeli kararda

belirtildiğinin aksine 3/4/2009 tarihinde açılan davanın zamanaşımının

gerçekleşmesi nedeniyle reddedilmesinin hatalı olduğunu, somut olayda

zamanaşımının gerçekleşmediğini, dolayısıyla Mahkeme kararının bozulması

gerektiğini belirterek, temyiz talebinde bulunmuştur.

20. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi,

4/7/2013 tarihli ve E.2013/11, K.2013/4358 sayılı ilâmı ile “…Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma ilamı

gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına delillerin takdirinde bir

isabetsizlik bulunmamasına göre; iş sahibi kooperatif ile yüklenici Kadriye

Okay’ın yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya

uygun olan hükmün ONANMASINA” karar vermiştir.

21. Aynı Daireye yapılan karar

düzeltme istemi de Dairenin 22/1/2014 tarihli ve E.2013/5385, K.2014/469 sayılı

ilâmında “… Yargıtay ilâmında belirtilen

gerektirici nedenler karşısında ve özellikle zamanaşımının en son takipsizlik

nedeni ile açılmamış sayılmasına karar verilen birleşen 1995/280 Esas sayılı

davanın açıldığı 24.05.1995 tarihinde kesildiğinin ve bu tarihten birleşen

2009/207 Esas sayılı davanın açıldığı 03.04.2009 tarihine kadar 818 sayılı

Borçlar Kanunu’nun 126/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin

geçtiğinin anlaşılmasına göre HUMK’un 440. maddesinde

sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmayan karar düzeltme isteklerinin

REDDİNE…” şeklinde açıklanan gerekçe ile reddedilmiştir.

22. Başvurucu karar düzeltme

talebinin reddine ilişkin ilâmı 6/3/2014 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir.

23. Başvurucu, 25/3/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

24. 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür."

25. 22/4/1926 tarihli ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 126. maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki alacak veya davalar hakkında beş

senelik müruru zaman cari olur.

…

4- Ticari olsun

olmasın bir şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya şirketle ortaklar

arasında açılmış bulunan bütün davalar ile bir şirketin müdürleri,

temsilcileri, murakıplariyle şirket veya ortaklar

arasındaki davalar, vekâlet akdinden, komüsyon aktinden, acentalık

mukavelesinden, ticari tellallık ücreti davası hariç, tellallık akdinden doğan

bütün davalar, mütaahhidin kasıt veya ağır kusuru ile

akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme

kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar

hariç olmak üzere istisna akdinden doğan bütün davalar.”

26. 11/1/2011 tarihli ve 6098

sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki

alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır:

…

6. Yüklenicinin

yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında,

eser sözleşmesinden doğan alacaklar.

27. 818 sayılı mülga Kanun’un

133. maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki hallerde

müruru zaman katedilmiş olur:

…

2 – Alacaklı dava

veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai

takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde.”

28. 6098 sayılı Kanun’un 154.

maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki

durumlarda zamanaşımı kesilir:

…

2. Alacaklı, dava

veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa

ya da iflas masasına başvurmuşsa.”

29. 818 sayılı mülga Kanun’un

136. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bir dava veya

defi ile katedilmiş olan müruru zaman, dava devam

ettiği müddetçe iki tarafın muhakemeye müteallik her muamelesinden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden cereyana

başlar.”

30. 6098 sayılı Kanun’un 157.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bir dava

veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların

yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden

işlemeye başlar.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 10/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/3/2014 tarihli ve 2014/4106

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

32. Başvurucu, 13/4/1995

tarihinde Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tespit davası ile birleşen

üç ayrı davaya ilişkin yargılama sürecinde zamanaşımı hükümlerinin yanlış

uygulanması nedeniyle taleplerinin reddedildiğini, halbuki aleyhine açılan

istirdat davasına sunduğu cevap dilekçesinde davacıdan alacaklı olduğunu ileri

sürdüğünü, böylelikle def’ide bulunarak alacağına

ilişkin zamanaşımının kesilmesini sağladığını, bu durumda 818 sayılı mülga

Kanun ve 6098 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri gereğince istirdat davasına

ilişkin nihai karar verilinceye kadar alacağına ilişkin zamanaşımının kesilmeye

devam ettiğini, ancak Mahkeme ve Yargıtayın bu duruma

ilişkin itirazlarına cevap vermediğini ve bireysel başvuruya konu ettiği

yargılama sürecinde yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

33. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, bireysel başvuruya konu yargılama sürecinde

zamanaşımı hükümlerinin yanlış uygulanması nedeniyle taleplerinin

reddedildiğini, 818 sayılı mülga Kanun ve 6098 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri

gereğince istirdat davasına ilişkin nihai karar verilinceye kadar alacağına

ilişkin zamanaşımının kesilmeye devam ettiğini, buna rağmen Mahkeme ve Yargıtayın bu duruma ilişkin itirazlarına cevap vermediğini

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar.

Başvurucunun anılan ihlal iddiası, İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiası kapsamında kabul edilerek bu yönden değerlendirme yapılmıştır.

Öte yandan başvurucunun, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlali İddiası

34. Başvurucunun, yargılama

sırasında ilgili Kanun hükümlerini ileri sürerek yaptığı itirazlarına, Bodrum

1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15/6/2012 tarihli kararında ve bu karara yönelik

Yargıtay ilâmlarında cevap verilmediği şikayeti açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir

kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurucunun şikâyetlerinin kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.

Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

35. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a.

Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

36. Başvurucu, 13/4/1995

tarihinde Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tespit davası ile birleşen

üç ayrı davaya ilişkin yargılama sürecinde, birleşen davalardan biri olan

24/5/1995 tarihinde aleyhine açılan istirdat davasında, karşı tarafın

iddialarına karşı sunduğu cevap dilekçesinde borçlu değil alacaklı olduğunu

ileri sürerek def’ide bulunduğunu, böylelikle 6098

sayılı Kanun’un 154. maddesi uyarınca alacağına ilişkin zamanaşımının

kesildiğini, aynı Kanun’un 157. maddesi hükmü uyarınca anılan dava

sonuçlanıncaya kadar da zamanaşımının kesilmeye devam ettiğini, buna rağmen

3/4/2009 tarihinde açtığı ve birleşen davalardan olan alacak davasının,

alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedildiğini, ancak Mahkeme ve

Yargıtay kararlarında, somut olaya uyan ve itirazlarının esasını teşkil eden 818

sayılı mülga Kanun ve 6098 sayılı Kanun’un anılan hükümlerine ilişkin

değerlendirme yapılmayarak itirazına cevap verilmediğini belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

38. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

39. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar

ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek

olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının

makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

40. Gerekçeli

karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma hakkının

somut görünümlerinden biridir (Kırmızı Gaa İnşaat Turizm Gıda San. Tic. A.Ş., B.No: 2013/2370, 11/12/2014, §

42). Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı

birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme'nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Ayrıca,

hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı

Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrasında yer verilen “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır” hükmüyle, mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük

olarak düzenlenmiştir (Muhittin Kaya,

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Limited Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 25).

41. Mahkeme

kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri

olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya

ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe

gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla

birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya

esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden

olacaktır (Muhittin Kaya, Muhittin Kaya

İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Limited Şirketi, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine

göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §

33).

42. Kararların

gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek

mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi,

tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en

önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun

yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda

yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, § 34).

43. AİHM’e göre

mahkemeler ve yargı mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe

göstermelidirler. Gerekçe gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine

göre değişir ve davaya konu olayın içinde bulunduğu şartlar ışığında

değerlendirilerek belirlenir (Mustafa

Kahraman, B.No:

2014/2388, 4/11/2014, § 36).

44. Kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece

mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin, onama kararlarında kabul

edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz

Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53), başvurucuların dile

getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara

ilişkin temyiz başvurularıyla, başvurucuların usuli

haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gereken

hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,

§ 37).

45. Somut

olayda, başvurucu tarafından, yüklenicisi olarak taraf olduğu eser

sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık nedeniyle Bodrum 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde 13/4/1995 tarihinde tespit davası, 5/5/1995 tarihinde ise alacak davası açılmıştır.

Eser sözleşmesinin karşı tarafı ise aynı Mahkemede 24/5/1995 tarihinde

başvurucu aleyhine açtığı istirdat davasında anılan sözleşmeden dolayı

başvurucuya fazla ödeme yapıldığını ve sözleşme gereği alınması gereken

teminatın başvurucudan alınmadığını iddia ederek, fazladan ödenen bedellerin

tahsilini ve verilmeyen teminatın alınmasını talep etmiştir. Başvurucu,

aleyhine açılan istirdat davasına ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesine sunduğu

cevap dilekçesinde, karşı tarafın iddiasının aksine anılan eser sözleşmesinden

kaynaklı olarak alacaklı olduğunu ileri sürmüştür (bkz. § 10).

46. Bodrum 1.

Asliye Hukuk Mahkemesi söz konusu üç davayı aynı esas numarası altında

birleştirerek yargılamaya devam etmiş, 20/5/1997 tarihinde verdiği

karar ile başvurucu aleyhine açılan istirdat davasının kısmen kabulüne,

başvurucu tarafından açılan davaların reddine karar vermiştir. İlk Derece

Mahkemesinin bu kararının temyiz edilmesi sonucu, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi,

29/6/1998 tarihli ilâmı ile başvurucu ve diğer bir kısım kişiler hakkında

açılmış bulunan bir ceza davasının olduğunu, aralarındaki bağlantı nedeniyle

söz konusu ceza davasında verilecek kararın hukuk hâkimini bağlayabileceğini,

bu nedenle ceza davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek

bozmaya hükmetmiştir.

47. Yargılama devam ederken

başvurucu, ceza davasında yaptırılan bilirkişi incelemesinde karşı taraftan

alacaklarının bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek, 3/4/2009 tarihinde

Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde yeni bir alacak davası daha açmış,

Mahkemece, bu dava dosyasının da görülmekte olan diğer üç dava dosyası ile

birleştirilmesine karar verilmiştir.

48. Bekletici mesele olarak

kabul edilen ceza davasının zamanaşımına uğrayarak Yargıtay onamasıyla

kesinleşmesi sonucu, Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 15/6/2012 tarihinde

verdiği karar ile başvurucu tarafından 13/4/1995 ve 5/5/1995 tarihlerinde

açılan ve birleştirilerek görülen davaların, 15/3/2001 tarihli celsede takip

edilmediğinden işlemden kaldırıldığını ve üç aylık yasal süresi içinde

yenilenmediğini belirterek, 15/6/2001 tarihi itibarıyla koşulları gerçekleştiğinden

açılmamış sayılmalarına; başvurucu aleyhine 24/5/1995 tarihinde açılan istirdat

davasının, herhangi bir alacak bulunmadığından reddine hükmetmiştir.

49. Bodrum 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi aynı kararında, açılmamış sayılan davaların, açılmamış sayılma

koşulları gerçekleştiği tarihten itibaren hukuk dünyasında oluşturdukları

sonuçlar ortadan kalktığından, başvurucunun talep ve iddiaları yönünden

zamanaşımını kesici etkilerinin de ortadan kalktığını ifade etmiş, dolayısıyla

yine başvurucu tarafından 3/4/2009 tarihinde açılan ve bu davalarla

birleştirilerek görülen alacak davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar

vermiştir.

50. Başvurucu, İlk Derece

Mahkemesinin 15/6/2012 tarihli kararı üzerine, gerekçeli kararda

belirtildiğinin aksine 3/4/2009 tarihinde açılan davanın zamanaşımının

gerçekleşmesi nedeniyle reddedilmesinin 818 sayılı mülga Kanun ile 6098 sayılı

Kanun’un zamanaşımına ilişkin hükümleri dikkate alındığında hatalı olduğunu,

somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediğini, dolayısıyla Mahkeme kararının

bozulması gerektiğini belirtmiş, temyiz talebinde bulunmuştur. Başvurucunun

temyiz talebi Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin, 4/7/2013 tarihli ilâmı ile “… Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma ilâmı

gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir

isabetsizlik bulunmamasına göre iş sahibi kooperatif ile yüklenici Kadriye

Okay’ın yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya

uygun olan hükmün ONANMASINA” şeklindeki kararla reddedilmiştir.

51. Temyiz talebinin reddi

üzerine başvurucu aynı Daireye karar düzeltme isteminde bulunmuş, açtığı

davanın, alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle reddedilmesine karşı

itirazlarını tekrar ileri sürmüş, bu itirazlarının onama ilâmında

cevaplanmadığını belirtmiş, ayrıca 6098 sayılı Kanun’un 154. maddesi hükmüne

göre kendisine karşı açılan bir davada, davacıdan alacaklı olduğu yönünde def’i

ileri sürdüğünde zamanaşımının kesildiğini, aynı Kanun’un 157. maddesi hükmüne

göre de yargılamanın devam ettiği süre içinde ve hâkimin bu davayla ilgili her

kararından sonra kesilen zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başlayacağını,

dolayısıyla davacıdan alacaklı olduğuna yönelik def’i ileri sürdüğü istirdat

davasına ilişkin yargılama boyunca alacağının zamanaşımına uğramayacağını ifade

etmiştir.

52. Karar düzeltme incelemesi

sonunda, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 22/1/2014 tarihli ilâmı ile “… Yargıtay ilâmında belirtilen gerektirici nedenler

karşısında ve özellikle zamanaşımının en son takipsizlik nedeni ile açılmamış

sayılmasına karar verilen birleşen 1995/280 Esas sayılı davanın açıldığı

24.05.1995 tarihinde kesildiğinin ve bu tarihten birleşen 2009/207 Esas sayılı

davanın açıldığı 03.04.2009 tarihine kadar 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 126/4.

maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğinin anlaşılmasına

göre …” gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.

53. Bu oluşa

göre, karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilâmda, başvurucunun temyiz ve

karar düzeltme taleplerine esas teşkil eden hususlardan olan 6098 sayılı

Kanun’un zamanaşımının kesildiği halleri düzenleyen 154. maddesinde yer bulan “Alacaklı,

dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde

bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa…” hükmüne ve aynı Kanun’un

alacaklının fiili halinde zamanaşımının kesilmesini düzenleyen 157. maddesinde

yer bulan “Bir dava veya def’i yoluyla

kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her

işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar.”

hükmüne ilişkin değerlendirmelerin başvurucu tarafından açılan ve takipsizlik

nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilen davalara yönelik olarak

yapıldığı, ancak başvurucunun, aleyhine açılan istirdat davasında, karşı

taraftan alacaklı olduğunu ileri sürdüğü, bu durumun anılan Kanun hükümleri

gereği def’i olarak değerlendirilmesi gerektiği ve dolayısıyla istirdat davası

sonuçlanıncaya kadar alacağının zamanaşımına uğramayacağı yönündeki

itirazlarına yönelik değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda

Yargıtay ilâmlarında, başvurucunun istirdat davasına yönelik ileri sürdüğü

hususlara ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmemesinin ve başvurucunun

itirazlarının esaslı noktalarının neye dayanılarak reddedildiğine yönelik bir

açıklama sağlanmamasının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği sonucuna

varılmıştır.

54. Açıklanan

nedenlerle, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan itirazlara ilişkin

esaslı hususların Yargıtay kararlarında tartışılmamasından dolayı başvurucunun gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı

İddiası

55. Başvurucu, 13/4/1995 tarihinde Bodrum 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı tespit davası ile birleşen üç ayrı davaya ilişkin yargılamanın

makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

56. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

§§ 38–39).

57. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, §§ 41–45).

58. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, başvurucu ile

yargılamanın karşı tarafınca akdedilen eser sözleşmesinden kaynaklanan

uyuşmazlıklardan dolayı açılan davaların söz konusu olduğu görülmekle, 1086

sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Kanun’da yer alan

usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher Ergun ve Diğerleri, § 49).

59. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih,

13/4/1995’tir.

60. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, §

52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,

başvurucunun karar düzeltme talebinin Yargıtay 15. Hukuk Dairesince

reddedildiği 22/1/2014 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

61. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın, başvurucu ile karşı taraf arasında

akdedilen eser sözleşmesine dayalı uyuşmazlıklardan kaynaklandığı, Bodrum 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinin, 20/5/1997 tarihli kararı ile başvurucu tarafından

açılan davaların reddine, karşı tarafça açılan davanın kabulüne karar verdiği,

temyiz talebi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 29/6/1998 tarihli ilâmı ile

başvurucu ve diğer bir kısım kişiler hakkında açılan ceza davasının sonucunun

beklenerek karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozmaya hükmettiği, yargılama

devam ederken başvurucunun aynı Mahkeme nezdinde 3/4/2009 tarihinde bir alacak

davası daha açtığı, bu davanın da diğer davalar ile birleştirildiği, bozma

ilâmında belirtilen ceza davasının zamanaşımına uğrayıp kesinleşmesi ile İlk

Derece Mahkemesinin 15/6/2012 tarihinde yeniden hüküm kurduğu, temyiz

incelemesi sonucu bu hükmün Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 4/7/2013 tarihli

ilâmı ile onandığı, karar düzeltme isteminin 22/1/2014 tarihinde reddedildiği,

böylece İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği belirlenmiştir.

62. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, §§

34-64).

63. Başvuruya konu birleştirilen feshin iptali, alacak ve

istirdat davalarına ilişkin yargılama sürecinin incelenmesinden; yargılamanın

mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak

bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek

bir yön bulunmadığı ve söz konusu on sekiz yıl dokuz aylık yargılama sürecinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

65. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlal sonuçlarının ortadan

kaldırılabilmesi için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini ve ihlal

nedeniyle uğramış olduğu zararların karşılanabilmesi için 7.000.000,00 TL

maddi, 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

66. 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi

yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, 6216 sayılı Kanun'un (2) numaralı fıkrası

gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden yargılama

yapılması için kararın Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

68. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin on sekiz yıl dokuz aylık yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

23.250,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucu,

adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle maddi tazminat talebinde bulunmuş

olup, mevcut başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş

olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama

yapmak üzere kararın ilgili Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine

hükmedildiği için başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

70. Başvurucu tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Gerekçeli karar hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere kararın Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesine

gönderilmesine,

C. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya

net 23.250,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin

diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Kadriye OKAY Vekili : Av. Altan BALANTEKİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/4106, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/4106
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Umran Kurtuluş Başvurusu (B. No: 2014/1587)
  • Mesut Sulhan Başvurusu (B. No: 2014/2621)
  • Ali Kantarcıoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5637)
  • Hamit Kılıç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4636)
  • Süreyya Yalçın Zengi Başvurusu (B. No: 2014/11995)
  • Sadullah Arslan Başvurusu (B. No: 2013/7278)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.